Tarım Sektörü İcra Kıskacında

Tarım sektörünün bankacılık sistemine olan kredi borçları eylül ayında 16,5 milyar lira daha artarak 261,4 milyar liraya kadar yükseldi. CHP’li Gürer, üreticilerin ve yetiştiricilerin ise icra takibi kıskacı ile baş başa kaldığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım sektörünün, bu yılın ilk 9 ayında bankalara 93,7 milyar lira daha borçlandığını ve sektörün bankalara olan toplam borcunun 261,4 milyar liraya ulaştığını açıkladı.

CHP’li Gürer, AK Parti iktidarının yanlış tarım politikaları nedeniyle tarımın sorunlu noktaya geldiğini, üreticilerin ve yetiştiricilerin ise icra takibi kıskacı ile baş başa kaldığını belirtti.

Tarım sektörüne ait verilerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Gürer, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre tarım sektörünün bankacılık sistemine olan kredi borçlarının eylülde 16,5 milyar lira daha artarak 261,4 milyar liraya kadar çıktığına dikkat çekti.

Gürer, sektörün bu yılın ilk 9 ayında 93,7 milyar lira daha bankalara borçlandığına da işaret etti.

Tarım sektörünün bankalara olan borcunun 204,2 milyar liralık kısmını kamu bankalarından, 57 milyar liralık kısmını da özel bankalardan aldıkları borçların oluşturduğunu aktaran Gürer, sektörün zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınan borçlarının ise 3 milyar lira olarak gerçekleştiğini kaydetti.

819 bin kişi icra takibine alındı

CHP’li Gürer, TBB Risk Merkezi’nin verilerine göre bu yılın ocak-eylül döneminde toplam 819 bin 547 yurttaşın bankalara olan bireysel kredi borcunu, 706 bin 457 vatandaş da kredi kartı borcunu zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındığına da dikkat çekti.

Ömer Fethi Gürer, küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) bankacılık sektörüne olan kredi borçlarının eylülde 103,6 milyar lira artarak 1 trilyon 771 milyar liraya kadar yükseldiğini belirtti.

KOBİ’lerin borçlarında geçen yılın sonuna göre ise 640 trilyon liralık artış yaşandığı görülüyor. KOBİ’lerin bankalara olan ve zamanında ödeyemedikleri krediler ise eylülde 244 milyon, ocak-eylül döneminde de 3,2 milyar lira artarak 60 milyar liraya çıktı. BDDK’nın verilerine göre toplam 353 bin KOBİ bu nedenle bankaların takibinde bulunuyor.

Paylaşın

Fenerbahçe, Süper Lig’de Liderliğini Sürdürdü

Süper Lig’in 13. haftasında Fenerbahçe ile Sivasspor, Sükrü Saraçoğlu’nda karşı karşıya geldi.  Fenerbahçe, Valencia’nın 54. dakikada kazanılan penaltıyı golle çevirmesiyle, karşılaşmadan 1-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Bu sonucun ardından üst üste 5. galibiyetini alan Fenerbahçe 29 puana yükseldi ve en yakın takipçisi Başakşehir’in 5 puan önünde liderliğini sürdürdü. Üst üste 3. mağlubiyetini alan Sivasspor ise 10 puanda kaldı ve 17. sıraya geriledi.

Süper Lig’in 14. haftasında Fenerbahçe sahasında Giresunspor ile karşılaşacak, Sivasspor ise Ümraniyespor’u konuk edecek.

Karşılaşmadan dakikalar

1. dakikada Ferdi Kadıoğlu’nun sağ çizgiden ortaladığı topa Crespo kafayla vurdu. Top kalecinin ellerinde kaldı. 10. dakikada Valencia kaleyi tam cepheden gören noktadan kazanılan frikikte sert vurdu ancak auta çıktı. 11. dakikada Valencia savunma arkasına sarkan Emre Mor’u gördü, yıldız oyuncu kaleci Ali Şaşal’ı geçti, dar açıdan vurdu ancak top yan ağlarda.

27. dakikada bu kez konuk ekip tehlike geliştirdi. Fenerbahçe’nin kendi yarı alanından kullandığı taç atışı sonrası Serdar Aziz’in uzaklaştıramadığı top Sabia’ya geçti. Bu oyuncunun havadan ara pasında topla buluşan Yatabere’nin kalecinin üzerinden aşırmaya çalıştığı meşin yuvarlağı kaleci Altay kontrol etti. 28. dakikada Yatabare, savunma arkasına sarkarak topla gitti. Altay kalesinden çıkarak tehlikeyi büyümeden önledi.

30. dakikada sol kanattan gelişen Sivasspor atağında ceza alanına çevrilen topa Dia Saba vurdu, Alioski’ye çarpıp yön değiştiren top üst ağlarda kaldı. 31. dakikada Ziya’nın soldan yaptığı ortada penaltı noktasına hareketlenen Erdoğan çok sert vurdu ancak savunma son anda araya girerek topu kornere gönderdi.

48. dakikada Ziya’ya yaptığı hareket sonrasında yan hakemin uyarısıyla Hüseyin Göçek, Batshuayi’ye ikinci sarı karttan kırmızı kartını gösterdi. 55. dakikada Alioski’nin düşürülmesiyle kazanılan penaltı atışında topun başına geçen Valencia, meşin yuvarlağı ve kaleciyi farklı köşelere göndererek takımını öne geçirdi. 1-0

77. dakikada sol kanatta topla buluşan İrfan Can, çaprazdan ceza sahasına girip rakibinden sıyrıldı ve şutunu çekti ancak savunma son anda araya girerek topu kornere gönderdi. 78. dakikada sağdan kazanılan korneri İrfan Can kullandı. Bu futbolcunun ön direğe gönderdiği ortada Serdar Aziz uçarak kafayı vurdu ancak meşin yuvarlak direğin dibinden auta çıktı.

82. dakikada Saba’nın ortasında Aaron Appindangoye kafayı vurdu. Top yandan auta gitti. 90+8. dakikada Ferdi Kadıoğlu kaptığı topla hızla çıktı, kaleciyi önde gördü, uzaktan vurdu, top auta çıktı.

Stat: Şükrü Saraçoğlu

Hakemler: Hüseyin Göçek, Bahtiyar Birinci, Mehmet Emin Tuğral

Fenerbahçe: Altay, Ferdi, Serdar Aziz, Szalai, Alioski (Osayi Samuel dk. 83), Arao, İrfan Can (İsmail Yüksek dk. 83), Emre Mor (Zajc dk. 63), Crespo (Rossi dk. 63), Valencia (Joao Pedro dk. 89), Batshuayi

Sivasspor: Ali, Robin Yalçın (Goutas dk. 61), Appindangoye, Caner (Ahmed Musa dk. 84), Ziya, Ulvestad, Keita (Njie dk. 61), Gradel, Erdoğan (Hakan Arslan dk. 61), Sabia (Angielski dk. 89), Yatabare

Gol: Valencia (dk. 55 pen.) (Fenerbahçe)

Kırmızı kart: Batshuayi (dk. 48) (Fenerbahçe)

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan’dan ‘Temel Hak Ve Özgürlükler’ Vurgusu

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühdü Arslan, katıldığı bir etkinlikte yaptığı açıklamada, “Belirtmek isterim ki toplumsal ve siyasal bakımdan gelişmişliğin en temel ölçütlerinden biri insanların temel hak ve özgürlüklerinin etkili şekilde korunmasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu bağlamda 10 yıl önce hukuk sistemimize giren bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir. Toplumun her kesiminden yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesinin hak eksenli yaklaşımla verdiği kararlar, Farabi’nin kastettiği manada, insanımızın mutluluğuna hatırı sayılır katkılar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.”

AYM Başkanı Arslan, AYM Genel Sekreterliği ve Avrupa Konseyi’nce ortaklaşa yürütülen ‘AYM’nin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi’ kapsamında Adalet Bakanlığı Yozgat Personel Eğitim Merkezi’nde düzenlenen ‘Bireysel Başvurularda İnceleme Usulleri’ konulu panele katıldı.

Panelde konuşma yapan Zühdü Arslan, özetle şunları söyledi:

“Bilindiği üzere insanın huzur ve mutluluk arayışı kadim bir meseledir. Toplumu ve onun örgütlü hâli olan devleti ortaya çıkaran da esasen bu arayıştır.

Bundan 2.500 yıl önce Platon, Devlet olarak dilimize çevrilen kitabında adil ve iyi yönetilen devletin amacının toplumun sadece bir kesiminin değil, tamamının mutluluğunu sağlamak olduğunu söylemiştir.

Farabî, Platon’un bu görüşlerini daha da geliştirmiş, kendinde değer ve “mutlak iyi” olarak tanımladığı mutluluğun elde edilmesini erdemli toplumun ve erdemli devletin temel amacı olarak ortaya koymuştur.

Kuşkusuz devletin bir anlamda varlık sebebi olan insanların mutluluğuna hizmet edebilmesi de hukukun hâkimiyetine bağlıdır. Nitekim Platon, bu kez Kanunlar adlı eserinde devletin başarısının hukukun yönetimin efendisi olmasıyla mümkün olduğunu söyler. Platon’a göre ancak hukukun üstünlüğünün sağlandığı ve yöneticilerin hukukun hizmetkârı olduğu bir yerde devlet ayakta kalabilir. Böyle bir ülkede “insanlar devletin üzerine sağanak halinde yağan tüm ilahi nimetlere sahip olurlar”.

Günümüzde de huzur ve mutluluk içinde yaşamanın şartlarından biri sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerin korunmasıdır. Yaşam hakkından ifade özgürlüğüne kadar haklarımız ve özgürlüklerimiz gereği gibi korunmadığında mutluluk içinde varlığımızı sürdürmemiz mümkün değildir.

Bu nedenle Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi uyarınca anayasal hakları ihlal edilen “herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.”

“Etkili başvuru hakkı” olarak bilinen bu anayasal hakkın özel görünümlerinden biri bireysel başvuru hakkıdır. Anayasa’nın 148. maddesine 2010 yılında eklenen hükümlerle tanınan bireysel başvuru, bizatihi bir hak olmanın yanında diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin korunmasının da en etkili aracıdır.

Bu yüzden Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere idari ve yargısal kuruluşlar, temel hak veya özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen kişilerin bu yola başvurmalarını engelleyici veya zorlaştırıcı tutum ve davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. İdari ve yargısal otoritelerin aldıkları idari veya fiilî tedbirlerle kişilerin bireysel başvuru yapmalarını engellemesi ya da zorlaştırması bireysel başvuru hakkının ihlaline yol açabilmektedir.

Diğer yandan bireysel başvuru bireysel ve toplumsal hayatın her alanına dokunan, kamu hukuku ve özel hukukun kural ve kurumlarının hak eksenli yaklaşımla yeniden yorumlanmasını sağlayan bir hak arama yoludur.

Bireysel başvurunun hukuk sisteminin tamamını ilgilendiren bu kapsayıcı özelliği, sistemin tüm aktörlerinin iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Başka bir ifadeyle her fırsatta söylediğimiz gibi bireysel başvurunun başarısı sistemin bütün unsurlarının uyumlu şekilde çalışmasını gerektirmektedir. Bunun için bireysel başvuruyu yapanlardan karara bağlayanlara, kararı uygulamakla görevli olan idari ve yargısal mercilerden ihlale sebep olan kanunları değiştirmek durumunda olan yasama organına kadar tüm kurum, kuruluş ve kişilere önemli sorumluluklar düşmektedir.

Bu vesileyle avukatlarımıza da önemli görevler düştüğünü belirtmek isterim. Bilindiği üzere bireysel başvurunun avukatla yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Bireysel başvuru kapsamında kalan bir hakkının veya özgürlüğünün ihlal edildiğini düşünen herkes avukat olmadan da bireysel başvuru yapabilir.

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine vekille yapılan bireysel başvuru sayılarında her geçen gün artış olduğunu söyleyebiliriz.  Bireysel başvurunun uygulamaya geçtiği 2012 yılında vekille yapılan başvuruların toplam başvurulara oranı yüzde 43 iken, bu oran sonraki yıllarda ciddi şekilde yükselmiştir. 2021 yılında yapılan başvuruların yüzde 75’i, bu yıl yapılan 95 bin başvurunun da yaklaşık yüzde 80’i vekille yapılmıştır.

Bu oranlar avukatların bireysel başvuruda oynadığı rolün ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Her konuda olduğu gibi bireysel başvuruda da başlangıç önemlidir. Yapılan başvurunun başarısı öncelikle başvuru formunun çok iyi doldurulmasına, meramın iyi anlatılmasına bağlıdır.

Bu kapsamda öncelikle belirtmek gerekir ki başvuru formlarının hatırı sayılır bir kısmı olması gereken kaliteden uzak durumdadır. Maalesef her konuda olduğu gibi bireysel başvuru formunu doldururken de hazırlanan kılavuzu okumuyoruz. Hâlbuki Mahkememizin internet sitesinde bulunan başvuru kılavuzu okunsa çok daha kaliteli başvuru yapılması mümkün olacaktır.

Avukatlarımız hâlâ büyük ölçüde, muhtemelen mesleki alışkanlıkları gereği, bir istinaf ya da temyiz dilekçesi yazar gibi başvuru formunu dolduruyorlar. Oysa sürekli vurguladığımız gibi bireysel başvuru bir istinaf ya da temyiz kanun yolu değildir. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuruda istinaf ya da temyizden sonra mutlaka gidilmesi gereken bir süper temyiz mercii değildir.

Bu noktada vekille yapılan bireysel başvuru örneklerinden hareketle bazı tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilhassa üç konuda bazı eksikliklerin olduğu söylenebilir. Öncelikle bireysel başvuru kural olarak ihlale ilişkin nihai kararın tebliğinden değil öğrenilmesinden itibaren 30 gün içinde kullanılması zorunlu olan bir haktır. Başvurucu ve vekillerin süreyi kaçırmama konusunda hassas davranmaları gerekmektedir.

İkinci olarak başvuru yollarının tüketilmesi bireysel başvuru hakkının kullanılabilmesi için zorunlu anayasal şarttır. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince esas olan ihlalin derece mahkemeleri önünde giderilmesidir. Bu nedenle derece mahkemeleri önünde dile getirilmeyen şikâyetlerin bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınması durumunda başvuru yollarının tüketilmemesi durumu ortaya çıkabilmektedir.

Üçüncü olarak da başvuru formunda şikâyetlerin maddi ve hukuki olarak temellendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade edildiği gibi başvurucular bir yandan “şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamak, bunlara ilişkin delilleri Anayasa Mahkemesine sunmak”, diğer yandan da “temel hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamak” durumundadır. Bu yapılmadığı takdirde başvurular temellendirilmemiş şikâyet olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulunabilmektedir.

Sonuç olarak belirtmek isterim ki toplumsal ve siyasal bakımdan gelişmişliğin en temel ölçütlerinden biri insanların temel hak ve özgürlüklerinin etkili şekilde korunmasıdır. Bu bağlamda 10 yıl önce hukuk sistemimize giren bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir. Toplumun her kesiminden yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesinin hak eksenli yaklaşımla verdiği kararlar, Farabi’nin kastettiği manada, insanımızın mutluluğuna hatırı sayılır katkılar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.”

Paylaşın

Samanyolu Galaksisi’nin ‘En Yaşlı’ Yıldızı Keşfedildi

Dünya’nın da içinde yer aldığı Güneş Sistemi’ni kapsayan Samanyolu Galaksisi’nin en eski yıldız sistemi keşfedildi. Warwick Üniversitesi öncülüğündeki gökbilimciler galaksimizde, yörüngesindeki gezegenlerden enkaz toplayan en eski yıldızı tespit etti ve bu yıldız, Samanyolu’nda keşfedilen en eski kayalık ve buzlu gezegen sistemlerinden biri oldu.

Bilim insanlarının ulaştığı bulgular 5 Kasım günü Royal Astronomical Society’nin aylık bülteninde yayınlandı. Araştırmada, Dünya’ya 90 ışıkyılı mesafedeki soluk bir beyaz cücenin ve yörüngedeki gezegen sisteminin kalıntılarının 10 milyar yıldan daha yaşlı olduğu sonucuna varıldı.

Güneşimize benzeyenler de dahil olmak üzere, yıldızların büyük kısmının yazgısı bir beyaz cüceye dönüşmek. Beyaz cüceler, yakıtının tamamını tüketip dış katmanlarını uzaya saçan ve artık bir küçülme ve soğuma sürecinden geçen yıldızlardır. Bu süreç esnasında, yörüngede dolanan gezegenler parçalarına ayrılır ve kimi durumlarda dağılan enkazlar beyaz cücenin yüzeyine çekilerek yok edilir.

Bu araştırma doğrultusunda, Warwick Üniversitesi öncülüğünde çalışan bir astronomi ekibi, Avrupa Uzay Ajansı’na ait GAIA adlı uzay gözlemevince saptanan iki olağandışı beyaz cüceyi modelledi. Araştırma ekibinin daha fazla analize tabi tuttuğu yıldızların her ikisi de gezegen enkazlarıyla kirlenmiş durumda; biri alışılmadık düzeyde mavi, diğeriyse yerel galaktik mahallemizde bugüne dek saptanan en soluk ve en kırmızı yıldız.

Gökbilimciler, “kırmızı” yıldız WDJ2147-4035’in ne kadar sürede soğuduğunu anlamak için GAIA, Karanlık Enerji Araştırması ve Avrupa Güney Gözlemevi’nde bulunan X-Shooter aracından elde edilen spektroskopik ve fotometrik verileri kullanarak, yıldızın yaklaşık 10,7 milyar yaşında olduğunu ve 10,2 milyar yılını bir beyaz cüceye dönüşerek geçirdiğini ortaya çıkardılar.

Spektroskopi, bir yıldızın atmosferinde bulunan elementlerin farklı renklerdeki ışığı ne kadar zaman boyunca emdiğini saptayabilen ve bunların hangi elementler olduğunu ve ne kadarının atmosferde mevcut olduğunu belirlemeye yardım eden, yıldızdan gelen ışığın farklı dalga boylarındaki analizini içerir. Araştırma ekibi, WDJ2147-4035’in spektrumunu inceleyerek, yıldızda biriken sodyum, lityum, potasyum ve geçici olarak tespit edilen karbon metallerinin mevcudiyetini ortaya çıkardı ve bulgular onu şu ana dek keşfedilen en eski metalle kirlenmiş beyaz cüce haline getirdi.

Gezegenlerin evrimine ilişkin yeni bilgilere ulaşıldı

Mavi olan ikinci yıldız WDJ1922+0233, WDJ2147-4035’ten yalnızca biraz daha genç ve Dünya’nın kıtasal kabuğunu andıran bir bileşime sahip olan gezegen kaynaklı enkazlarla kirlenmiş halde. Bilim ekibi, düşük ısıdaki yüzey sıcaklığına karşın WDJ1922+0233’ün mavi renginin, olağandışı helyum-hidrojen karşımı atmosferinden kaynaklandığı neticesine ulaştı.

Diğer yandan, kırmızı olan WDJ2147-4035 yıldızının barındırdığı neredeyse saf haldeki helyum ve yüksek yer çekimli atmosferinde var olan enkaz yıldızın bir beyaz cüceye dönüşümünden sağ kurtulan eski bir gezegen sisteminden geriye kalanlardan oluşuyordu ve gökbilimcilerin, bunun en eski gezegen sistemi olduğu sonucuna varmasına imkân tanıdı.

Warwick Üniversitesi Fizik Bölümü’nde doktora öğrencisi olan araştırma başyazarı Abbigail Elms, şöyle konuştu: “Bu, metalle kirlenmiş haldeki yıldızlar, Dünya’nın eşsiz olmadığını, Dünya’ya benzer gezegensel yapılara sahip başka gezegen sistemleri olduğunu gözler önüne seriyor. Var olan bütün yıldızların yüzde 97’si beyaz cüce haline gelecek ve evrenin her yerinde o denli çoklar ki, özellikle de bu son derece havalı olanları anlamak büyük önem taşıyor. Galaksimizde var olan en eski yıldızlardan meydana gelen soğuk beyaz cüceler, Samanyolu’ndaki en eski yıldızların yörüngesinde dönen gezegen sistemlerinin oluşumu ve evrimine dair bilgi sağlıyor. Geçmişte Samanyolu’nda Dünya’ya benzeyen gezegenlerce kirletilen en eski yıldız kalıntılarını ortaya çıkardık. Bu olayın 10 milyar yıllık bir ölçekte meydana geldiğini ve bu gezegenlerin Dünya oluşmadan çok daha önceleri yok olduğunu düşünmek şaşkınlık verici.”

“Evrenin geçmişine ve geleceğine bakabileceğiz”

Bunun yanı sıra, gökbilimciler, bu metallerin yıldızın çekirdeğinde ne hızla battığını tespit etmek amacıyla yıldızın spektrumlarını da kullanabiliyorlar ve bu, zamanda geriye doğru bakmalarına ve bu metallerin her birinin orijinal gezegen gövdesinde ne oranda bulunduğunu belirlemelerine imkân sağlıyor. Bu materyal düzeylerini, kendi güneş sistemimizde var olan astronomik nesnelerle ve gezegen kaynaklı materyallerinkiyle karşılaştırarak, yıldız henüz ölmeden ve bir beyaz cüceye dönüşmeden önce bu gezegenlerin ne durumda olacağını öngörebiliriz; bununla birlikte, WDJ2147-4035’in durumunda, bunu yapmanın epey zor olduğu kanıtlandı.

Abbigail, “Kızıl yıldız WDJ2147-4035, yığılan gezegensel enkaz lityum ve potasyum açısından zengin olduğu ve kendi güneş sistemimizde bilinen hiçbir şeye benzemediği için hâlâ gizemini koruyor. O, aşırı soğuk yüzey sıcaklığı, onu kirleten metaller, ileri yaşı ve manyetik oluşu onu son derece ender bulunur hale getirdiği için, fazlasıyla ilgi çekici bir beyaz cüce” diyor.

Warwick Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Profesör Pier-Emmanuel Tremblay, şu ifadeleri kullanıyor: “Bu yaşlı yıldızlar günümüzden 10 milyar yıldan daha uzun bir süre önce ortaya çıktığında, metaller evrim geçiren yıldızlarda ve devasa yıldız patlamalarında meydana geldiği için, şimdikine kıyasla evren metal bakımından daha fakirdi. Gözlemlenen iki beyaz cüce, Güneş Sistemi’nin meydana geldiği koşullardan farklı, metaller bakımından fakir ve gazlar bakımından zengin olan bir ortamdaki gezegen oluşumuna dair heyecan verici bir bakış imkânı sunuyor.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

AK Parti’nin HDP Ziyareti: Ankara’da Dikkatler Cumhur İttifakı’nda

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ında içinde yer aldığı Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) heyetinin başörtüsü ve aile kurumu ile ilgili Anayasa değişikliği için Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) ziyaret etmesi, Ankara’da dikkatleri Cumhur İttifakı’na çevirdi.

Başkentte ziyaretin MHP içerisinde rahatsızlık yarattığı konuşulurken MHP yetkilileri, bu iddialara temkinli yanıtlar veriyor. Ancak edinilen bilgilere göre MHP’nin bu konuda nasıl bir tavır alacağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup toplantısı konuşmasında belli olacak. Bahçeli’nin konuşmasında HDP’yi hedef alan mesajlar vereceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü takılmasını güvence altına almayı öngören kanun teklifinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda Anayasa değişikliği çağrısında bulunmuştu. Erdoğan, 24’üncü maddede planlanan değişiklikle başörtüsü takılmasını anayasal güvence altına almak ve bu teklifi de referanduma götürmek istiyor. Ancak AKP, değişiklik teklifini referandum götürebilmek için TBMM’de muhalefetin de desteğine ihtiyaç duyuyor.

Anayasa’nın din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24’üncü maddesi ile aile kurumunu düzenleyen 41’inci maddesinde değişiklik isteyen AKP, destek için geçen hafta Meclis’te grubu bulunan tüm partileri ziyaret etti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığındaki AKP heyeti, bu çerçevede HDP’de grup başkanvekilleri Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay’la görüştü.

Tabanda rahatsızlık yarattığı iddiası

Ancak Ankara kulislerinde AKP heyetinin HDP ziyaretinin MHP’de rahatsızlık yarattığı konuşuluyor. Parti yönetiminden bu konuda gelen açıklamalar ise temkinli. MHP yetkilileri, “parti yönetiminin görüşmenin Cumhur İttifakı adına yapılmadığı kanaatinde olduğunu” söylüyor. MHP’li yöneticiler, “Aynı ittifakta olsak da AK Parti başka, MHP başka. Dolayısıyla AK Parti’nin görüşmesi, ittifak adına değil AK Parti adına yapılmış bir görüşmedir” ifadelerini kullanıyor.

Bu konudaki net tavrın ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından ortaya konulacağı tahmin ediliyor. Bahçeli’nin Salı günü TBMM grup toplantısında özellikle HDP’yi hedef alan sert açıklamalar yapması bekleniyor.

AKP tabanında da HDP ile görüşmenin rahatsız yarattığına dair işaretler var. Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner, “HDP’yi hem TBMM çatısı altında olmaması gereken terör örgütünün siyasi partisi olarak suçlamak, hem de anayasa değişikliği için muhatap alıp görüşmek, AK Parti açısından sıkıntılı bir yeni durum” sözleriyle bu rahatsızlığa dikkat çekmişti.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan’dan ise bu konuda dikkat çeken bir açıklama geldi. Gazeteci İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan Turan, “Görüşmeseydik, ‘Başörtüsüyle ilgili değişiklikte samimi değilsiniz’ derlerdi bize. ‘Niye tüm gruplarla konuşmuyorsunuz? derlerdi” ifadelerini kullandı. Turan, ayrıca CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun “TSK’nın kimyasal silah kullandığı” iddiasını hatırlatarak “Ben Tanrıkulu ile de onun gibi düşünenlerle de HDP ile de görüşmem, görüşmek istemiyorum” dedi.

HDP yönetimi sessiz kalıyor

HDP’de ise tartışmalarla ilgili sessizlik hakim. HDP’li yöneticilerin Çarşamba günü bir araya gelecek Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına kadar bu konu ile ilgili konuşmama kararı aldığı öğrenildi. Buna karşın tartışmalarla ilgili sorusuyu yanıtlayan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, AKP’nin yalpaladığını savundu.

Erdoğan’ın oportünist bir siyaset ortaya koyduğunu ve seçimde kaybedeceğini gördüğünden dolayı da çeşitli hamleler yapmaya çalıştığını öne süren Paylan, “Ancak, ortağı MHP bu hamleleri yapmasına fren olacaktır” ifadesini kullandı. AKP içinde bu ziyareti olumlayan çok sayıda açıklama yapıldığını hatırlatan Paylan, “Buna karşı refleks de olacaktır. En büyük refleks de MHP’den gelecektir. Bu refleksi yumuşatmak için de Bülent Turan’a bu tip açıklamalar yaptırtıyorlar” diye konuştu.

Ruhavioğlu: AKP, bundan sonra kolay suçlayamayacak

Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu da tartışma yaratan bu ziyareti DW Türkçe’den Eray Görgülü’ye değerlendirdi. İktidarın HDP ile temasta muhalefete sınırlar çizdiğini ancak bu sınırları kendisinin aşmasında bir sorun görmediğine dikkat çeken Ruhavioğlu, bu durumun yeni bir gelişmeyi de beraberinde getireceğine dikkat çekti. Ruhavioğlu, “İktidar bundan sonra HDP ile ilişkiler nedeniyle muhalefete yönelik o kadar kolay suçlayıcı olamayacak” görüşünü dile getirdi.

Ruhavioğlu, AKP’nin anayasa değişikliği için referandum desteği bulamayacağını gördüğünü, bu yüzden de desteği bulamamanın suçlularını tespit etmek üzere bu ziyaretleri yaptığını öne sürdü. Bülent Turan’ın açıklamalarını da değerlendiren Ruhavioğlu, “‘Gitmesek samimi değilsiniz derlerdi’ diyor. ‘Kendi iç tutarlılığımız için biz bunu yaptık’ gibi bir şey söylüyor. Dolayısıyla buradan niyetin çok iyi olmadığını anlıyorum” ifadelerini kullandı.

Girasun: AK Parti’yi ikircikli duruma düşürüyor

Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun da AKP’nin ideolojik esnekliğinin diğer partilere nazaran daha fazla olduğu görüşünü dile getirdi. “Bu tür hamlelerle ilgili parti tabanını ikna edeceğine dair özgüveni yüksek. AKP, hem çözüm sürecini başlatıp hem de sonrasında örgütle, farklı kesimleri hızlıca suçlayabiliyor” diyen Girasun, HDP açısından bakıldığında AKP’nin randevu teklifinin kabul edilmesinin HDP için bir kazanç olduğunu savundu. Girasun, “AK Parti’yi ikircikili duruma düşürüyor” tespitini yaptı.

Muhalefet için HDP ile temas etme meşruiyetinin sınırlarını AKP’nin belirlediğine dikkat çeken Girasun, sözlerini “Bu adımlardan ziyade muhalefetin AK Parti’nin söylem sınırlarının dışına çıkamamasını konuşmak lazım” şeklinde sürdürdü. Muhalefetin AKP’ye yönelik ‘Siz suçlu diyordunuz, suçluyla niye görüşüyorsunuz’ dilini kullanmasının kendileri açısından problem yaratacağını kaydeden Girasun, “Muhalefetin kendisine dair özgüveninin yüksek olması lazım. Kürt meselesi ile alakalı ne söylüyorsa kendi sınırları içinde söylemesi lazım” dedi.

Paylaşın

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Hakkında ‘Kimyasal Silah’ Fezlekesi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan fezleke hazırladı. Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan fezlekede, Tanrıkulu’nun 20 Ekim’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma yer verildi. 

Sezgin Tanrıkulu’nun paylaşımının “PKK’nin stratejik hedefleri ile bu hedefler bağlamında geliştirdiği söylem ve eylemleriyle aynı doğrultuda olduğu” iddia edilen fezlekede, Tanrıkulu’nun “terör örgütü propagandası yapmak” suçunu işlediği öne sürüldü.

Fezlekede, “27. Dönem Milletvekili Tanrıkulu hakkında Anayasa’nın 83. maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaatine varılmıştır” ifadelerine yer verildi. Fezleke, TBMM’ye iletilmek üzere Adalet Bakanlığına gönderildi.

Sezgin Tanrıkulu ne demişti?

CHP İstanbul Sezgin Tanrıkulu, 20 Ekim’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin görüntüleri izledim. Kimyasal silah insanlığa karşı bir suçtur. Yarın itibariyle iddialara dayanak olan görüntülerin doğruluğu üzerine soru önergemi Meclis gündemine sunacağım. Bu iddialar karşısında açıklama yapılmamış olması ilginç” ifadelerini kullanmıştı.

Tanrıkulu’nun sözlerine CHP yönetiminden destek gelmemiş, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “TSK, terörün en sıcak günlerinde bile kimyasal silaha asla tevessül etmemiştir. Böyle hassas ve istismara açık bir konuda ulu orta açıklama yapılması yanlış olmuştur. Doğru bulmuyoruz” demişti.

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti:

“Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.”

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Korur-Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Korur-Fincancı bu açıklamalarının ardından iktidara yakın medya kuruluşlarınca hedef gösterildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Savunma Bakanı Hulusi Akar da kimyasal silah iddialarını yalanlayan açıklamalar yaptı.

Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarından soruşturma başlattığını açıkladı.

Korur-Fincancı’nın soruşturma kapsamında ifade vermesi beklenirken, 26 Ekim’da polisin evine yaptığı baskınla gözaltına alındı ve Ankara’ya götürüldü, 27 Ekim’de Sulh Ceza Hakimliğince  “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

Paylaşın

Konferans Ligi’nde Trabzonspor’un Rakibi Basel

Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) Şampiyonlar Ligi’nde son 16, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi’nde ise son 32 turu kuraları İsviçre’nin Nyon kentinde çekildi. Konferans Ligi’nde Trabzonspor son 32 turunda İsviçre’nin Basel takımıyla eşleşti.

Trabzonspor ilk maçı 16 Şubat’ta Trabzon’da, rövanşı ise 23 Şubat’ta Basel’de oynayacak. Basel, UEFA Avrupa Ligi’nde grubunu üçüncü sırada tamamlamış ve Konferans Ligi’ne kalmıştı.

İsviçre Süper Ligi’nde 14 maçta 18 puanla 7. sırada yer alan Basel’in kadro değeri Transfermarkt verilerine göre 38 milyon 850 bin Euro olarak hesaplandı.

Takımın en pahalı futbolcuları, sağ kanatta oynayan Dan Ndoye ve Fransız stoper Andy Pelmard oldu.

Konferans Ligi’nde son 32 turunda diğer eşleşmeler şöyle:

  • Karabağ – Gent
  • Lazio – Cluj
  • Bodø/Glimt – Lech Poznan
  • Braga – Fiorentina
  • AEK Larnaca – Dnipro
  • Sheriff – Partizan
  • Ludogorets – Anderlecht

Tur atlayacak 8 takım, 8 grup birincisiyle eşleşecek.

Konferans Ligi’nde son 16 turunda, gruplarını birinci sırada tamamlayan Medipol Başakşehir ve Demirgrup Sivasspor de mücadele edecek.

Son 16 turu kuraları 24 Şubat’ta çekilecek.

UEFA Avrupa Ligi’nde grup birincisi olarak son 16 turuna kalan Fenerbahçe’nin rakibi de aynı gün belli olacak.

Şampiyonlar Ligi’nde son 16 turu eşleşmeleri

  • Leipzig-Manchester City
  • Club Brugge-Benfica
  • Liverpool-Real Madrid
  • AC Milan-Tottenham
  • Eintracht Frankfurt-Napoli
  • Borussia Dortmund-Chelsea
  • Inter-Porto
  • PSG – Bayern Münih

Şampiyonlar Ligi finali 10 Haziran 2023’te İstanbul’da Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nda oynanacak.

UEFA Avrupa Ligi’nde son 32 turu eşleşmeleri

  • Barcelona-Manchester United
  • Juventus-Nantes
  • Sporting Lisbon-Midtjylland
  • Shakhtar Donetsk-Rennes
  • Ajax-Union Berlin
  • Bayer Leverkusen-Monaco
  • Sevilla-PSV
  • FC Salzburg-Roma
Paylaşın

Mahsa Amini Protestolarında Can Kaybı 304’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 304’e yükseldi.

Haber Merkezi / Norveç merkezli İran İnsan Hakları Kurumu (IHR), gösterilerde 10 binden fazla kişinin gözaltına alındığını da duyurdu.

Eylül ayında Amini’nin ölümü sonrası başlayan ve toplumun tüm kesimlerinden vatandaşların katıldığı bir halk isyanına dönüşen protestolar, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana ruhani liderliğe karşı en sert tepki ve meydan okumalardan biri olarak öne çıkıyor.

İran yönetimi, yaklaşık 50 gündür devam eden olayları, “ülkeyi parçalamayı hedefleyen ABD ve İsrail gibi güçlerin komplosu” olarak değerlendiriyor.

ABD, Mahsa Amini gösterilerinde polisin eylemcilere yönelik müdahalesine ilişkin bazı İranlı güvenlik yetkililerine yaptırım kararları almıştı.

Washington yönetimi, ayrıca yakın zamanda İran’a, “Ukrayna’da kullanması için Rusya’ya silahlı insansız hava araçları ve teknik yardım sağladığı” gerekçesiyle yaptırım uygulamıştı.

İran da ABD’nin yaptırımlarına karşılık 1 Kasım’da “ülkedeki şiddeti kışkırtmak ve iç işlerine müdahale” gerekçesiyle üst düzey sivil ve askeri yetkililerin de aralarında bulunduğu Amerikalı 10 kişi ve 4 kuruluşa yaptırım kararı almıştı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

2002’den Sonra Simit 25, Çay 50 Kez Zamlandı

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, “Üç çocuklu bir ailenin günde üç öğün birer simit yemesi, birer çay içmesi bile 150 lira. 5 kişilik ailenin sürekli çay ve simit ile beslenmesi durumunda aylık gideri 4 bin 500 TL tutuyor.” dedi ve ekledi:

“Asgari ücretlinin elinde sadece bin TL kalıyor. 2002 yılında bir simit 20 kuruş, bir bardak çay ise 10 kuruştu. 2002 yılında yarım kilo kaşar peyniri 3.15 TL’ye satılırken şimdi 100 TL. 20 yıl içinde simit 25, çay 50, kaşar ise 30 kat zamlandı.”

Geçen hafta İstanbul’daki Taksim Meydanı’nda vatandaşlara simit dağıtan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Benim de gençlik yıllarımdan beri kaşar-simit her zaman hazır yemeğimdir. Hep bunu yaptım” demişti.

Sözcü’den Deniz Ayhan‘a konuşan İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de bir simitin 20 kuruş, bir bardak çayınsa 10 kuruştan satıldığını kaydetti.

Çıray şöyle devam etti: “Asgari ücret şu anda 5 bin 500 TL. Erdoğan’ın çay simit hesabına bakıldığında 3 çocuğu olan 5 kişilik ailenin bir öğünlük simit çay hesabı 50 TL yapıyor. Üç çocuklu bir ailenin günde üç öğün birer simit yemesi, birer çay içmesi bile 150 lira. 5 kişilik ailenin sürekli çay ve simit ile beslenmesi durumunda aylık gideri 4 bin 500 TL tutuyor.

Asgari ücretlinin elinde sadece bin TL kalıyor. 2002 yılında bir simit 20 kuruş, bir bardak çay ise 10 kuruştu. 2002 yılında yarım kilo kaşar peyniri 3.15 TL’ye satılırken şimdi 100 TL. 20 yıl içinde simit 25, çay 50, kaşar ise 30 kat zamlandı.

‘Günlük masrafı 20 kuruş’

2002’de bir simit 20 kuruştu, şu an 5 TL. Bir çay, bir simit 10 TL.. Sarayının günlük masrafı 10 milyon TL. Sözde millete hâlâ sizden biriyim demek istiyor ama samimi değil, olamaz da. Üstelik simit, çay, peynir üçlüsünü dağıttı. 20 yılın sonunda peyniri çaldılar, çay simit kaldı. Bu milletin artık AKP iktidarını sırtında taşıyacak gücü de, sabrı da kalmadı. İnsanlarımız çay simide muhtaç. Sarayda 4 milyon lira mutfak harcaması yapan Erdoğan ve iktidarı artık Türk Milletiyle bağını tamamen koparmıştır.

Erdoğan da 1993 yılında çay-simit hesabını şöyle yapmıştı: “Değerli kardeşlerim bakın, Çay 1.000 + simit 1.500 TL, eşittir, toplam 2 bin 500 TL. 5 kişilik bir aile günde 3 öğün çay-simit yerse: 2.500 x 5 = 12.500 TL. Onu da 3 öğünle ile çarpın etti mi 37.500 TL. Bir ayda ne eder, 1.125.000 TL. Asgari ücret ne kadar 910 bin lira. Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla bir simidi bile layık görmüyor. Bunların peşinden nasıl gideceksiniz?”

Paylaşın

Otomobil Sektöründe ‘Resesyon’ Revizesi

Ekim ayı otomotiv ihracat rakamlarını değerlendiren Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Albert Saydam, geçen ay otomotivcilerin yeniden ihracatta lider sektör olmasını ve tedarikçilerin de ürün grubu bazında ilk sırada yer almasının memnuniyet verici olduğunu belirtirken, sektörün önündeki risklere de dikkat çekti ve ekledi:

“Dünyada yüzde 5, Avrupa’da ise yüzde 7 üretim artışı bekleniyordu. Ancak dünyada yüzde 2’lik bir büyüme var. Avrupa’da ise kan kaybı başladı. Bu da ilerisi için bize endişe veriyor.”

Resesyon seslerinin giderek daha fazla yükseldiği Avrupa’da, artan enerji maliyetleri ve enflasyonist baskı nedeniyle tüketicilerin otomobil talebi yavaşladı. Türkiye otomotiv sanayisinin en önemli ihracat pazarında yaşanan bu gelişmenin ilk faturası tedarikçiye kesildi.

Dünya’dan Aysel Yücel‘e konuşan Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Albert Saydam, “Hemen hemen tüm Avrupalı otomotiv üreticileri, 2023 ve 2024’te devreye girecek yeni araçlarda daha önce beyan ettikleri üretim adetlerini düşüreceklerini belirterek, planlamamızı ona göre yapmamız konusunda bize bildiri gönderdi” dedi.

Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) dün açıkladığı verilere göre; otomotiv endüstrisinin Ekim ayı ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,8 artışla 2,65 milyar dolar oldu. 16 yıllık liderliğin ardından son aylarda üst üste ihracat birinciliğini kimya sektörüne kaptıran otomotivciler, böylece ekimde aylar sonra yeniden liderlik koltuğuna oturdu.

İhracatın yüzde 60’tan fazlasının yapıldığı Avrupa’da, resesyon beklentisi giderek güçlenirken, pandemide biriken talep nedeniyle halen kısmen güçlü olan otomobil satışlarında, gelecek aylar için yavaşlama sinyalleri gelmeye başladı.

‘Gelecek için endişeliyiz’

Haberde görüşlerine yer verilen Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Baran Çelik, çip krizi nedeniyle siparişlerin geriden teslim edildiğini, bu nedenle resesyonun etkilerini henüz tam hissetmediklerini belirtirken, gelecek içinse endişeli olduklarını dile getirdi. Her ne kadar ekim ayı ihracatında lider tedarikçiler olsa da resesyonu somut olarak ilk hissedenler onlar oldu.

‘Negatif yönde revizyonlar başladı’

Ekim ayı otomotiv ihracat rakamlarını değerlendiren Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Albert Saydam, geçen ay otomotivcilerin yeniden ihracatta lider sektör olmasını ve tedarikçilerin de ürün grubu bazında ilk sırada yer almasının memnuniyet verici olduğunu belirtirken, sektörün önündeki risklere de dikkat çekti.

Albert Saydam, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Dünyada yüzde 5, Avrupa’da ise yüzde 7 üretim artışı bekleniyordu. Ancak dünyada yüzde 2’lik bir büyüme var. Avrupa’da ise kan kaybı başladı. Bu da ilerisi için bize endişe veriyor. Pandemide, ‘Türk tedarikçilerin 2023-2024’te devreye girecek yeni platformlarda payı artıyor’ vurgusu yapıyorduk. Ancak bu yeni araçların planlarında arka arkaya negatif yönde revizyonlar gelmeye başladı.

Mesela 100 bin araç için teklif alınmışken, tarih yaklaştıkça ‘Biz bu platformdan 80 bin adet satabileceğiz. Ona göre planınızı yapın’ türünde Avrupa’daki ana sanayilerden bildiriler gelmeye başladı. Bu iyiye işaret değil. Ekonomideki daralma sinyalleri paralelinde son haftalarda neredeyse Avrupa’daki tüm otomotivciler, lansmanı yapılacak yeni araçların üretim sayılarını azaltıyorlar.”

Paylaşın