Edirne: IV. Mehmet Av Köşkü

IV. Mehmet Av Köşkü; Edirne’nin Merkez İlçesi, Yeniimaret Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Çeşitli dönemlerde Edirne Sarayına yapılan ileavelerden biri olup IV. Mehmet (Avcı Mehmet) tarafından 1671 yılında yaptırılmıştır. Bugün bir bölümü ayaktadır. 2002 yılında restore ettirilerek turizm amaçlı kullanılmaktadır.

Tavuk Ormanı’nda yer alan Av Köşkü, Bülbül Köşkü olarak da bilinmektedir. Tavuk Orman’nda çok zengin bir ağaç ve bitki çeşitliliği yanı sıra kuş türlerinin de olduğu, yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur.

Bu sahada 70 çeşit kuş türünün olduğu, ancak bunların zamanla göç ettiği veya neslinin tükendiği saptanmıştır.

Bitki ve ağaç çeşitliliği bakımından da her geçen gün fakirleşen Tavuk Ormanı’nda, pek çok av köşkünün inşa edildiği, ancak bunlardan yalnızca bir tanesinin günümüze ulaşıldığı görülmektedir.

 

Paylaşın

Edirne: Büyük Sinagog

Büyük Sinagog; Edirne’nin Merkez İlçesi, Dilaverbey Mahallesi, Maarif Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Edirne’de 1905 yılının Ağustos Ayı’nda çıkan büyük yangında tamamen yok olan 14 sinagogun yerine Mayor Sinagogu ve Apulya Sinagogu’nun bulunduğu mahallede 6 Ocak 1906 fermanı ile inşaatına izin verilen Büyük Sinagog, Fransız mimar France Depre tarafından inşa edilmiş ve Kal Kados ha Godal adıyla 1907 yılında ibadete açılmıştır.

Sinagogun maliyeti şehirdeki cemaatin yanı sıra Rusya ve başta Almanya ile Macaristan olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinden toplanan paralarla karşılanmıştır. Ersin Alok ve Emili Mitrani tarafından Balkanlar’daki en büyük, Avrupa’daki üçüncü büyük sinagog olarak belirtilen yapı, cemaatin yoğun olarak bulunduğu 1960’lı yıllara kadar aktif olarak kullanılmıştır.

Paylaşın

Edirne: Lozan Anıtı ve Müzesi

Lozan Anıtı ve Müzesi; Edirne’nin Merkez İlçesi, Karaağaç Mahallesi, Trakya Üniversitesi Rektörlüğü alanı içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Anıtın dikilmesinde Trakya Üniversitesi ve Edirne Valiliği ile diğer kuruluşlar önemli bir çaba sarfetmişlerdir. Lozan Anlaşması ile Karaağaç’ın tekrar Türk topraklarına kazandırılmasını ve Lozan Anlaşmasında kazanılan diplomatik zaferi temsil etmektedir.

Anıtın bitişiğinde ise Lozan Müzesi bulunmaktadır. Lozan Barış Antlaşması ve Karaağaç’ın bu antlaşmayla kazanımı anısına, Trakya Üniversitesi ile Edirne Belediyesi’nin öncülüğünde yapılan Lozan Anıtı’nın temeli 29 Mart 1998’de atılmıştır. 19 Temmuz 1998’de dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından ziyarete açılan Lozan Anıtı üç yüksek sütundan oluşur.

Birincisinin yüksekliği 36.45 metredir ve Anadolu’yu sembolize eder. İkincisi 31.95 metredir ve Trakya’yı simgelemektedir. Üçüncüsü ise 17.45 metre uzunluğu ile Karaağaç’ın simgesidir. Beton çember, birliği, genç kız figürü; estetik, zerafet ve hukuku, kızın elindeki güvercin barış ve demokrasiyi, diğer elindeki belge de Lozan Anlaşmasını sembolize eder.

Anıtın yanında bulunan Lozan Müzesi, günün her saatinde ziyarete açıktır. Lozan Anıtı son yıllarda Edirne’nin en çok ziyaret edilen noktalarından olup, Kurtuluş Savaşımızın bir özeti, gururumuzun ve barışa dönük çağrımızın göstergesidir.

Paylaşın

Edirne: Ayşekadın Camii

Ayşekadın Camii; Edirne’nin Merkez İlçesi, Sabuni Mahallesi, Eski İstanbul Caddesi üzerinde yer almaktadır. 

Camiye, şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Edirne’nin Ayşe Kadın denilen en meşhur semti, bugün de, kurucusu olan Çelebi Mehmet’in kızı Ayşe Hatunun adını taşımaktadır.

Çelebi Sultan Mehmet’in kızı Ayşe Hatun tarafından 1468 yılında yaptırılmıştır.

Bu eseri yaptıran Ayşe kadın Hatun, Hayrabolu’da dokuz göz dükkân ile bir hamam, Üsküp’te on göz dükkân ile bir hamam ve Yarhisar’ın Zekeriya Köyü’nü vakfetmiştir.

Paylaşın

Edirne: Tunca Köprüsü

Tunca Köprüsü; Edirne’nin Merkez İlçesi, Talatpaşa Mahallesi ile Dilaverbey Mahallesi arasında Tunca Nehri üzerinde yer almaktadır.

Ekmekçizade Ahmet Paşa Köprüsü  ya da diğer adıyla Tunca Köprüsü  1608-1615 yılları arasında Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından Tunca Nehri üzerine yaptırılmıştır.

Mimarı Sedefkar Mehmet Ağa’dır. 11 ayak üzerine 10 kemerli bir köprüdür. Yarısı ve ortadaki yazıtlı köşkü su taşkınlarıyla yıkılmış, 2008 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

Paylaşın

Edirne: Enez Kalesi

Enez Kalesi; Edirne’nin Enez İlçesi, Gaziömerbey Mahallesi, Kale Caddesi, Bahçeler Sokak üzerinde yer almaktadır.

Kaleye, şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Antik Çağda Akropol olarak adlandırılan yüksek bir tepe üzerindeki kale, tarihçi Prokopios’e göre Balkanlardan gelen barbar akınlarını önlemek amacıyla yapılmıştır.

Kalenin yapım tarihi kesin olmamakla birlikte, duvarlarındaki devşirme yapı malzemeleri Bizans öncesi yapıldığına işaret etmektedir. MS. VI. yüzyılda Iustinianus’un kaleyi onardığı kaynaklarda geçmektedir.

Paylaşın

Edirne: Adalet Kasrı

Adalet Kasrı; Edirne’nin Merkez İlçesi, Yeniimaret Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Edirne Sarayı’nın sağlam kalan tek binası olan Adalet Kasrı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1561 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.

Zeminle beraber dört katlı olup, üst katında mermer fıskiyeli bir havuz bulunur.

Divan-ı Hümayun (Bakanlar Kurulu) ve Yargıtay olarak kullanılmaktaydı. Rivayete göre Sultan Süleyman imparatorluğun kanunlarını burada yazmıştır.

Paylaşın

Edirne: Mecidiye Köprüsü

Mecidiye Köprüsü; Edirne’nin Merkez İlçesi, Karaağaç Mahallesi sınırları içerisinde Meriç Nehri üzerinde yer almaktadır. 

Mecidiye Köprüsü ya da diğer adıyla Meriç Köprüsü, 1842’de Sultan Abdülmecit zamanında yapımına başlanmış 1847’de bitirilmiştir.

263 metre uzunluğunda, 7 metre genişliğinde, 13 ayak üzerinde ve 12 sivri kemerli bir taş köprü olup yanlara doğru eğimlidir. Ayaklar arasında ayrıca boşaltma gözleri de bulunmaktadır. Ortasındaki yazıtlı köşkü mermerdendir.

Paylaşın

Edirne: Selimiye Camii

Selimiye Camii; Edirne’nin Merkez İlçesi, Meydan Mahallesi, Mimar Sinan Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

İstanbul’dan önce Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapan Edirne ile özdeşleşerek bu kentin simgesi haline gelen Selimiye Camisi dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ve dâhi mimarlarından Mimar Sinan’ın eseridir. Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün zirvesinde olduğu yıllarda yaşayan Mimar Sinan bu gücü adeta mimari ile şekillendiren bir deha olup, Selimiye Camisi ile imparatorluğun kudretini yansıttığı ve Osmanlı mimarisinin zirve noktasını meydana getirdiği söylenebilir. Hatta camiyi yalnızca Osmanlı’nın değil dünya mimarlık tarihinin en gözde eserlerinden biri olarak tanımlamak abartı olmaz. Selimiye Camisi ve Külliyesi’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor olması da bu gerçeğin tüm dünyaca kabul edildiğinin kanıtı.

İhtişamlı görüntüsüyle ziyaretçilerini kendine hayran bırakan Selimiye Camisi’nin yapımına 1568 yılında başlanmış ve yaklaşık 15 bin kişinin çalışmasıyla ancak 1575 yılında tamamlanabilmiştir. Çok uzaklardan dahi görüntüsüyle görkemini belli etse de asıl hayranlık caminin içine girildiğinde hissedilir. Selimiye Camisi’nde kubbe Mimar Sinan’ın mesleğinde ulaştığı doruk noktalarından birini temsil eder. Böylesi geniş bir kubbeye sahip olmasına rağmen kubbeyi destekleyen ayakların iç mekânı bölmesine izin verilmemiştir.

Osmanlı ordusunun Avrupa seferlerine çıktığında Edirne’de mola vererek 6 bin kişinin rahatlıkla ibadet edebileceği bu camide namaz kıldığını tarihi kaynaklardan öğrenmek mümkündür. Caminin dört köşesinde yer alan ve her biri üç şerefeli olan minareleri ise kendi türleri içinde dünyanın en zarifleri arasındadır. Şaşkınlık uyandıracak bir mimari başarı ile çok uzun olmalarına rağmen olabilecek en ince biçimde yapılmışlar ve hatta iki tanesine şerefelere çıkarken birbirleriyle kesişmeyen üç farklı merdiven yerleştirilmiştir.

Dünya mimarlık tarihine muhteşem eserler bırakan Mimar Sinan bu camiyi “Ustalık Eserim” olarak tanımlar. Ayrıca yaptığı çalışmalardanbahsettiği Tezkiret-ül Bünyan adlı eserinde burada meydana getirdiği kubbe ile Ayasofya’nın kubbesini aştığını, minarelerinin ise eşsiz olduğunu belirtir. Deha ve ustalığı kadar mütevazılığı ile ünlenen Mimar Sinan’ın dahi Selimiye Camisi’nden bu sözlerle bahsetmesi ve daha da önemlisi ustalık eseri olduğunu ifade etmesi, o güne kadar ulaştığı tüm deneyim ve yetkinliğini burada uyguladığının bir kanıtı.

Selimiye Camisi, mimarisi yanında döneminin en gözde örnekleri arasında yer alan İznik çinileri, usta hattatların eseri olan kalem işleri, ahşap ve sedef süslemeleri, mermer işçiliğinin şaheseri olarak gösterilen minber ve mihrabı ile de mutlaka görülmesi gereken bir yapı. Cami ile birlikte külliyeyi meydana getiren yapılardan Dar-ül Kurra Medresesi günümüzde Vakıf Müzesi, Dar-ül Hadis Medresesi ise Türk ve İslam Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir Osmanlı sultanları, önemli yerleşimlerde ve özellikle başkentlik yapmış kentlerde kapsamlı imar faaliyetleri gerçekleştirmişlerdir. Yaklaşık bir asır boyunca başkent olan Edirne, tıpkı İstanbul ve Bursa’da olduğu gibi bu geleneğe uygun olarak görkemli anıt eserlerle donatılmıştır.

Paylaşın

Diyarbakır: Yedi Kardeş Burcu

Yedi Kardeş Burcu; Diyarbakır’ın Sur İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Yedi Kardeş Burcu surların güneyindedir. Şehir içi ulaşım araçlarıyla ulaşım mümkündür.

Yedi Kardeş Burcu Artuklu Hükümdarı Melik Salih adına 1208 yılında Melik Salih’in çizmiş olduğu plan üzerine Mimar İbrahimoğlu Yahya tarafından yapılmış olduğu kitabesinde belirtilmektedir. Burç üzerindeki süslemeler burca abidevi bir görüntü katmaktadır.

Silmeler çift başlı kartal, kanatlı aslan kabartmaları ve burcu bir kuşak gibi saran kitabesi ile oldukça görkemli bir görüntü vermektedir. Yedi Kardeşler Burcu’nun ön yüzünde, besmele-i Şerife’nin yer aldığı kitabenin üzerinde bulunan çift başlı kartal motifi, aslan figürlerini bir anlamda simetrik olarak ikiye bölmüştür.

Kartal figürü, şehri kötülüklerden koruyan tılsımlı bir motiftir. Kalelerde kartallar hem şehri müdafaa eden koruyucu ruh hem de şehre düşman, kötülük girmesini önleyici bir nazarlık tılsımıdır. Kanatlı aslan kullanılması ise olağanüstü kuvveti ifade etmektedir. Böylelikle adeta güneşi, aydınlığı sembolize eden hayvanlar daha güçlü olarak hep bir arada verilmiş olur.

Burcun efsanesine göre; “Düşman Diyarbakır’ı kuşattığı dönemde Yedi Kardeşin savunulduğu burçtakiler teslim olmazlar. Kralın tepkisini çeker ve uzlaşmak için burca elçiler gönderir. Yedi Kardeş, burca gelen elçilere ‘kralınızı getirirseniz teslim oluruz’ sözü verirler. Kral komutanlarıyla kaleye gelir ve gelmesiyle kale havaya uçar. Kral, komutanlar ve Yedikardeş ölür, düşman dağılır. Bu olaydan sonra burcun adı Yedi Kardeş Burcu olarak anılmaktadır.”

Paylaşın