Geçmiş Ve Şimdiki Zamanın Kendine Özgü Karışımı: Nessebar

Bulgaristan’ın en çok ziyaret edilen sahil kasabalarından biri olan Nessebar, geçmiş ile modern zamanının kendine özgü bir karışımı. Arkeolojik bulgular Nessebar’ın Tunç Çağı’ndan beri yerleşim alanı olduğunu gösteriyor.

Haber Merkezi / Kuruluş aşamasında Mesambria olarak bilinen şehir, kurucusu Melsas’ın Şehri anlamına gelir. Yunanlılar bölgeyi egemenlik altına aldıktan sonra birçok tapınak, okul ve tiyatro inşa ettiler. Bu dönem, sürekli büyüyen şehrin etrafına devasa duvarların örüldüğü zaman.

Romalılar şehri M.Ö. 72’de fethettiler ve şehrin adını Messemvria olarak değiştirdiler. Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etikten sonra Messemvria’da birçok kilise inşa edildi.

Şehir, ilk olarak 812 yılında Krum Han’ın yönetimi altında Bulgaristan’ın bir parçası olmuş ve o dönemde adı Nessebar olarak değiştirildi.

Nessebar’ı 14. yüzyılda egemenlik altına alan Osmanlılar döneminde de şehir gelişimini sürdürdü. Şehirde bu dönemde karakteristik ahşap cephelere sahip birçok ev inşa edildi.

Bu ev tipinin güzel örneklerini bugün Eski Nessebar’da ve şehrin simgelerinden biri olan yel değirmenlerinde görebilirsiniz.

Eski Nessebar sokaklarında dolaşırsanız 12. ve 13. yüzyıldan kalma pek çok kilisenin kalıntılarını görebilirsiniz: Aziz Stephan, Aziz, Vaftizci Yahya ve Aziz Paraskeva gibi…

Nessebar, 1956 yılında mimari ve arkeolojik koruma alanı ilan edildi, 1983 yılında ise UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.

Paylaşın

İyi Şeylerin Öğrenildiği Yer: Fianarantsoa

Afrika kıtasına bağlı ada konumunda olan Madagaskar’ın tarihi yerleşim yerlerinden Fianarantsoa, ülkenin orta bölümünün güney kesiminde Haute Matsiatra Bölgesi’nde yer almaktadır.

Haber Merkezi / Ülkenin başkenti Antananarivo’nun güneyinde kalan Fianarantsoa, Malgaşça dilinde iyi şeylerin öğrenildiği yer anlamına gelmektedir. Bu isme uygun olarak şehirde bir üniversite bulunmaktadır.

Fianarantsoa, bir zamanlar Merina kraliyet ailesinin kullandığı bir sarayın bulunduğu etkileyici bir tepe üzerinde kurulmuştur. Saray artık orada olmasa da, 1870 ile 1900 yılları arasında kraliyet maiyetine bağlı kişiler tarafından inşa edilen yaklaşık 500 ev hala şehrin pitoresk Arnavut kaldırımlı sokaklarında sıralanıyor.

Fianarantsoa, Madagaskar’da on dokuzuncu yüzyıl binalarının tutarlı bir mimari bütün oluşturduğu tek yerdir. Yerel yönetim, geleneksel mimariyle tutarlı olacak şekilde birçok yapıyı onarmıştır.

Madagaskar ya da resmî adıyla Madagaskar Cumhuriyeti, Afrika kıtasına bağlı bir ada ülke olup, kıtanın doğu kesiminde Hint Okyanusu’nun batı kısmında yer almaktadır. Mozambik Kanalı ülkeyi Afrika ana kıtası ile birbirinden ayırmaktadır.

Madagaskar adası, dünyanın dördüncü büyük adasıdır. Ülke ada ülkesi olması nedeniyle sınır komşusu bulunmamakta olup, en yakın anakara ülkesi adanın batısında yer alan Mozambik’tir.

Bunun haricinde komşu ada ülkeler ise kuzeybatıda Komorlar ve Fransa denizaşırı bölgesi Mayotte, doğuda Mauritius ile yine Fransa denizaşırı bölgesi olan Reunion adalarıdır. Ülkenin başkenti Antananarivo’dur.

Madagaskar’da yaşayan farklı etnik kökene sahip gruplar kendi inanışlarına göre yaşamaktadır ve tarihten gelen kendilerine özgü kimliklerine katkıda bulunmuş yaşam yolları uygulamaktadırlar. Ada genelinde yaygın olan çekirdek kültürel özellikler güçlü ve birleşik bir Madagaskar kültürünün kimliğini oluşturmaktadır.

Ortak bir dil ve geleneksel dini inançların yanı sıra geleneksel Madagaskar dünya görüşünde vurgulayan değerler mevcuttur. Bu değerler fihavanana (dayanışma), vintana (kader), tody (karma) ve hasina (kutsal yaşam gücü) olarak adlandırılmaktadır.

Ülke genelinde kendi ifade etmenin en önemli kültürel yollarından biri de müziktir. Madagaskar’da müzik yelpazesi geleneksel halk müziklerinden, kıyı kesimlerinde salegi olarak adlandırılan müziğe kadar uzanmaktadır. Madagaskar’ın geleneksel müzik aletleri arasında bambustan yapılan ve valiha olarak adlandırılan arp gelmektedir.

Bambus arp valihalar günümüzde de Madagaskar’da hala üretilmekte ve kullanılmaktadır. Madagaskar geleneksel tiyatrosu olan hira gasy ile sanatsal formda stilize edilmiş konuşma türü olan kabary Madagaskar kültürel hayatında günümüzde de önemli bir yer tutmaktadır.

Madagaskar kültüründe fanorona olarak adlandırılan masa oyunu toplum arasında sık bir şekilde oynana bir masa oyunu türüdür. Bu oyun geçmiş yıllarda Madagaskar kralı ve kraliçeleri tarafından da sık bir şekilde oynanmış hatta oynadıkları oyunun sonucuna göre siyasi kararlar vermişlerdir.

Paylaşın

2023’te En Çok Uluslararası Ziyaretçi İstanbul’a Geldi

Euromonitor International ve veri şirketi Lighthouse’un ortaklaşa hazırladığı Seyahat İçin En İyi 100 Şehir Endeksi’ne göre, 2023’te en çok uluslararası ziyaretçi İstanbul’a geldi. İstanbul’u Londra, Dubai ve Antalya takip etti.

Turizm altyapısı, politikaları ve performansı, sürdürülebilirlik, ekonomik performans, sağlık ve güvenlik gibi kriterlere göre sıralanan endekse göre Paris bir kez daha dünyanın en cazip seyahat şehri oldu.

Küresel pazar araştırma şirketi Euromonitor International ve veri şirketi Lighthouse’un ortaklaşa hazırladığı Seyahat İçin En İyi 100 Şehir Endeksi, 2023 yılı için dünyanın dört bir yanından önde gelen şehirleri inceledi.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; Turizm altyapısı, politikaları ve performansı, sürdürülebilirlik, ekonomik performans, sağlık ve güvenlik gibi kriterlere göre sıralanan endekse göre Paris bir kez daha dünyanın en cazip seyahat şehri oldu. 2023’te en çok uluslararası ziyaretçi ise İstanbul’a geldi.

En cazip seyahat şehirlerinde Avrupa, ilk 10 şehirden yedisi ve ilk 100’de yer alan 63 şehir ile üstünlük sağladı. İlk 10’da Avrupa’dan olmayan şehirler ikinci sıradaki Dubai, dördüncü Tokyo ve sekizinci olan New York.

Madrid üçüncü sırada yer alırken, Amsterdam, Berlin ve Roma sırasıyla 5, 6 ve 7 numaralarda yer aldı. Barselona ve ardından Londra ilk 10’u tamamladı. Türkiye’den İstanbul 23’üncü sırada yer alırken, ilk 100’de Antalya 57’inci, Muğla 93’üncü oldu.

İlk 100’e bu yıl turizm performanslarını arttıran dört yeni şehir de girdi. Bu şehirler 48’inci sıradaki Washington, 68’inci sıradaki Montreal, 88’inci sıradaki Santiago ve 92’nci sıradaki Vilnius oldu.

Rapor Avrupa’nın başarısını “hızlı kentleşme ve teknolojinin yaygın olarak benimsenmesine” bağladı. Gezginler artık yüksek hızlı internet, esnek rezervasyon seçenekleri ve uzaktan çalışmaya uygun rahat çalışma ortamları sunan hizmetler istiyor.

Singapur (11), Seul (14), Osaka (16) ve Hong Kong’un (17) listeye girmesiyle Asya, ilk 20’de güçlü bir şekilde temsil edildi.

Tokyo, turizm altyapısındaki gelişmeler sayesinde ilk kez ilk 10’a girdi. COVID-19 ile ilgili düzenlemelerin hafifletilmesine ek olarak, 2022’den bu yana Yen’in zayıflamaya devam etmesi turistleri şehre çekerek otel doluluklarını arttırdı ve çok düşük fiyatlarla tüketici deneyimlerinin tadını çıkardı.

Pandemi sonrası uluslararası seyahatler güçlü şekilde toparlanmayı sürdürdü. İstanbul bir önceki yıla göre yüzde 26’lık artışla, 2023 yılında uluslararası ziyaretçi sayısı açısından listenin başında yer aldı. İstanbul’u Londra, Dubai ve Antalya takip etti.

2023 yılı sonuna kadar seyahat sayısının 1,3 milyara ulaşarak küresel turizm harcamalarında yaklaşık 1,7 trilyon dolar yaratacağı tahmin ediliyor.

Tüketici güvenini düşüren hayat pahalılığı ve dalgalı enflasyonun, özellikle küresel durgunluğun ortaya çıkması halinde, 2024 ve 2025 yıllarında turizm sektörün büyümesinin önündeki en büyük zorluklar olması bekleniyor. Jeopolitik dalgalanmalar da seyahat sektörü için bir başka risk teşkil ediyor.

Aşırı turizmin yarattığı zorluklar

Ancak Euromonitor International’dan yapılan açıklamada, aşırı turizmin yarattığı zorluklara da dikkat çekildi.

Turizmin COVID-19 krizinden toparlanırken yerel toplulukları ve çevreyi etkilediği belirtilen açıklamada, “Bazı destinasyonlar turist akınını sınırlandırmak ve kültürel mirası korumak için kısıtlamalar, yüksek vergilendirme veya otel kapasitesini azaltma yoluna giderken, diğerleri alternatif veya alışılmışın dışındaki destinasyonları teşvik eden stratejileri benimsiyor” denildi.

Paylaşın

Bir Suç Başyapıtı: “Yabancı”

Stephen King’in “Yabancı (The Outsider)” adlı eseri, öncelikle korku, gizem ve gerilim türlerini seven yetişkinlere hitap ediyor. King’in romanları, karmaşıklıkları, derinlikleri ve okuyucuları geniş bir tercih yelpazesi sunmasıyla biliniyor.

Haber Merkezi / “Yabancı”, bir yandan açıklanamayan olayları, bir yandan da iğrenç bir suçu çözmenin karmaşıklığını derinlemesine inceliyor. Roman, okuyucuya, hem gerilim hem de entelektüel meydan okuma hissi sunuyor.

Örneğin, romanında yer alan “İnsanlar kendi gerçeklik algılarının dışında kalan açıklamalara karşı kördürler” sözü, önyargılı veya yerleşik fikirlere meydan okuyor.

“İnsanlar açıklamalara karşı kördür”: Bu ifade, bireylerin dar görüşlü olabileceği veya alternatif açıklamaları veya bakış açılarını dikkate alma konusunda dirençli olabileceği anlamına geliyor.

“Onların gerçeklik algısının dışında kalanlar”: King, deneyimlerimiz, inançlarımız ve kültürel yetiştirilme tarzımız tarafından şekillendirilen gerçeklik anlayışımızın, halihazırda doğru olarak algıladığımız şeylerden sapan açıklamaları kavrama veya kabul etme yeteneğimizi sınırlayabileceğini öne sürüyor.

Romandan alınan cümle, bireylerin mevcut inançları veya dünya görüşleriyle çelişen bilgileri reddetme eğiliminde olduğu bilişsel uyumsuzluk psikolojik kavramını vurguluyor. Kökleşmiş önyargıların üstesinden gelmenin ve yerleşik gerçekliğimize meydan okuyabilecek farklı bakış açıları ve açıklamaları dikkate almaya açık olmanın zorluklarına işaret ediyor.

Bilinmeyen, doğaüstü ve insan ruhuna ilişkin temaları keşfetmesiyle bilinen “Yabancı” bağlamında alıntılanan cümle, karakterlerin geleneksel açıklamalara meydan okuyan ve onları kendi durumlarını sorgulamaya zorlayan olayları kabul etme veya anlama mücadelelerine gönderme yapıyor olabilir.

Cümle aynı zamanda, Stephen King’in pek çok eserinde yinelenen bir tema olan, alışılmadık veya rahatsız edici olanla yüzleşmek gibi daha geniş bir temayı da yansıtıyor olabilir.

“İnsanlar, kendi gerçeklik algılarının dışında kalan açıklamalara karşı kördür” sözü, insan davranışlarına ve bilişine dair derin bir içgörüyü özetliyor: Bildiğimiz ve anladığımız şeylere bağlı kalma veya yerleşik inançlarımıza meydan okuyan fikirleri veya açıklamaları reddetme, bunlara direnme eğilimimiz.

“İnsanlar kördür” ifadesi, görüşümüzü engelleyen bir perde imgesini çağrıştırarak, mevcut inançlarımızın ötesini algılama konusundaki yetersizliğimizi veya isteksizliğimizi simgelemektedir. Bu körlük fiziksel bir körlük değil, tanıdık gerçekliğimizin sınırları dışındaki kavram veya olguları kavramamızı sınırlayan bilişsel ve duygusal bir engel.

‘Gerçeklik algımız’ yetiştirilme tarzımızın, kültürümüzün, deneyimlerimizin ve inançlarımızın karmaşık bir etkileşimi ile şekillenir. Bize bir düzen ve anlayış duygusu sağlayarak, dünyayı yorumladığımız bir çerçeve görevi görür.

Stephen King, bu algısal çerçevenin istemeden de olsa zihinsel bir filtre görevi görebileceğini, onunla uyuşmayan fikirleri veya açıklamaları eleyebileceğini ima ediyor.

Zihin, çoğu zaman tutarlılık duygusunu sürdürmeye çalışır ve çelişkili veya zorlayıcı bilgiler rahatsız edici veya sıkıntı verici bulabilir. Bu, bireylerin çatışan inançları veya fikirleri reddederek iç uyumu sürdürmeye çalıştıkları bilişsel uyumsuzluk gibi psikolojik teorilerle uyumludur.

Sıradan ile doğaüstü arasındaki çizgileri bulanıklaştıran bir roman olan “Yabancı” bağlamında bu cümle, karakterlerin geleneksel açıklamalara meydan okuyan olayları anlamlandırma mücadelesine ışık tutuyor.

Hikaye onların gerçeklik anlayışına meydan okuyacak, onları önyargılı fikirleriyle boğuşmaya ve bilinmeyenin olasılığını kabul etmeye zorlayacak şekilde gelişiyor. Stephen King’in bu temalara ilişkin araştırması kurgunun ötesine geçiyor ve daha geniş insan deneyimini yansıtıyor.

Okuyucuları kendi bilişsel sınırlamaları üzerinde düşünmeye teşvik ederek, onları açık fikirlilik geliştirmeye ve tanıdık gerçekliklerinin dışında kalan açıklamaları veya bakış açılarını dikkate almaya teşvik ediyor. Bu sayede King bizi algısal körlüğümüzün perdeleriyle yüzleşmeye davet ediyor.

Paylaşın

Picasso’nun Başyapıtı “Saatli Kadın” 139 Milyon Dolara Satıldı

Pablo Picasso’nun başyapıtı “Saatli Kadın”, New York’taki Sotheby’s müzayedesinde 139,3 milyon dolara satıldı. Eser, sanatçının bugüne kadar satılan resimleri arasında en yüksek ikinci fiyata sahip oldu.

Tablo, müzayedeye çıkmadan önce değeri 120 milyon doların üzerindeydi.

Picasso’nun 1932 yılında yaptığı “Saatli Kadın” tablosunda İspanyol sanatçının yol arkadaşlarından ve ilham perilerinden olan Fransız ressam Marie-Therese Walter yer alıyor.

1973 yılında 91 yaşındayken vefat eden Pablo Picasso’nun ölümünün üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen hâlâ modern zamanların en etkili sanatçıları arasında sayılıyor ve yaratıcı bir deha olarak kabul ediliyor.

“Femme a la montre”, Sotheby’s’in bu yıl 102 yaşında ölen New Yorklu sanat hamisi Emily Fisher Landau’nun koleksiyonunda bulunuyordu.

Sotheby’nin empresyonist ve modern sanat başkanı Julian Dawes, Landau’nun oturma odasında asılı olan Picasso tuvalini “her açıdan bir başyapıt” olarak nitelendirdi.

Dawes, eserle ilgili “1932’de yapılan bu resim, neşeli ve tutkulu bir vazgeçmişlikle dolu ama aynı zamanda tamamen düşünülmüş ve kararlı” dedi.

Picasso’nun “altın ilham perisi” olarak kabul edilen Marie-Therese Walter, onun Christie’s’de sergilenecek bir başka eserinde de yer alıyor. ‘Uyuyan Kadın’ın (Femme endormie) 25-35 milyon dolara satılacağı tahmin ediliyor.

Marie-Therese, ayrıca 2021 yılında 103,4 milyon dolara satılan “Femme assise pres d’une fenêtre” adlı eserde de yer aldı.

Picasso’nun 1932 tarihli bir başka tablosu 2010 yılında 106 milyon dolara satıldı. En pahalı Picasso tablosu 179,4 milyon dolara satılan 1955 tarihli “Cezayirli Kadınlar (Versiyon O)” adlı yağlı boya çalışmasıydı.

Bu rekor, Kasım 2017’de Leonardo da Vinci’ye atfedilen “Salvator Mundi” tablosunun 450 milyon dolara satılmasıyla kırıldı.

Paylaşın

İsrail – Filistin Çatışmasını Ve Etkilerini Anlatan 6 Kitap

İsrail – Filistin Savaşı, Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugaylarının Aksa Tufanı operasyonu ve İsrail’in Gazze’de devam eden bombardımanının ardından bir kez daha dünyanın gündeminde.

Haber Merkezi / İsrail – Filistin savaşını daha geniş tarihsel bağlamına yerleştirmenize ve bu bölgede hızla gelişen gelişmeleri anlamanıza yardımcı olabilecek altı kitabı sizler için seçtik.

Michael B. Oren’ın Altı Gün Savaş: Haziran 1967 ve Modern Ortadoğu’nun Oluşumu

1967 Arap – İsrail savaşı, yalnızca altı gün sürmesine rağmen kalıcı sonuçlar doğurdu ve Yom Kippur Savaşı gibi sonraki krizleri de şekillendirdi. Michael B. Oren’in ‘Altı Gün Savaş’ kitabı bu önemli olayın kapsamlı bir anlatımı olarak karşımıza çıkıyor. Michael B. Oren’in çalışması, çatışmayı ve sonrasındaki çatışmaları anlamak için hayati bir kaynak olmaya devam ediyor.

Ari Shavit’in Vaat Edilen Topraklarım: İsrail’in Zaferi ve Trajedisi

Ari Shavit’in “Vaat Edilen Topraklarım” adlı kitabı İsrail’in karmaşık tarihi ve güncel sorunlara dair derinlemesine bir bakış açısı sunuyor. Kitap yalnızca İsrail’in kökenlerini araştırmakla kalmıyor, aynı zamanda İsrail’in varoluşsal sorularına ve güncel tehditlerine de değiniyor.

Ghada Karmi’nin Fatima’nın İzinde: Bir Filistin Hikayesi

Ghada Karmi’nin Filistin’deki çocukluğunu, büyük bir ayaklanmanın ardından Britanya’ya taşınmasını ve Kuzey Londra’nın bir Yahudi banliyösü olan Golders Green’deki gelişim yıllarını anlatıyor. Fatima’nın İzinde, Orta Doğu’daki önemli siyasi olaylarla harmanlayan son derece kişisel bir anlatıdır.

Kitap, yerinden edilme ve kimlik kaybı gibi incelikli zorlukları derinlemesine inceleyerek, ait olma duygusu bulmakta zorlanan yerinden edilmiş pek çok birey adına konuşuyor.

David Grossman’ın ‘Ülkenin Sonuna’

David Grossman’dan son sayfasına değin soluk soluğa okunan bir başyapıt: Ülkenin Sonuna. Grossman, muazzam kurgusu ve okurunu yanı başına çeken doğrudan anlatımıyla her şeyin mümkün göründüğü gençlik günlerinden yetişkinliğin burukluğuna ve aşktan sağ çıksalar da yaşama yenik düşen insanlara dair sarsıcı bir öykü anlatıyor.

Ülkenin Sonuna’nın odağında kötü bir haber alacağından emin olan bir kadın, Ora yer alıyor ve Ora, bu haber geldiğinde evde bulunmamak için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Grossman, sökülen bir kumaş gibi ilmek ilmek açılan bu büyük romanda Ora’nın öyküsünü üzerinde yaşadığı fakat siyasetine pek de kafa yormadığı topraklara, o toprakların yadsınamaz hakikatini de kurguya karıştırıyor ve çiçek kokularının arasına kaybetme korkusunu, mavi gökyüzünün altına insan ruhunun koyu karanlıklarını yerleştiriyor.

Yaşamları bir hastanenin karantina koğuşunda kesişen Ora, Avram ve İlan’ın arasındaki bağlar giderek karışıp düğümlenirken bölgenin geçmişi, insanlarının yaşamlarıyla birlikte çözülüyor ve yaşamın ağırlığından sıyrılmak için uzağa, daha uzağa, ülkenin sonuna yürüyen Ora, ayaklarını bastığı toprak yavaş yavaş dağıldığı sırada kelimelere sarılıyor.

Noam Chomsky’nin ‘Filistin Üzerine Konuşmalar’

İsrail’in 2014’te yaptığı son kapsamlı operasyon olan Koruyucu Hat Operasyonu’nda 2300 Filistinlinin ölümü, binlercesinin yaralanması ve yerlerinden sürülmesi İsrail için yeni bir toprak gaspının önünü açtı. Filistin’in dayanışmaya duyduğu ihtiyaç hiç bu kadar çok olmamıştı.

İsrail’in açıkça uluslararası yasaları çiğnemeye devam etmesi ve bu duruma Batı’nın sessiz kalması hepimizin insanlığımızı sorgulamamız noktasında hayati bir önem taşıyor. Filistin’de yaşanan haksızlık bütün dünyayı etkiliyor. Meksika yoluyla Ferguson’dan Atina’ya açıkça görülüyor ki İsrail’in kullandığı sindirme araçlarını pek çok hükümet kullanıyor. Aynı taktiklerin, metotların ve araçların kullanılışı bize bunun sadece Filistinlilerle kalmayacağını gösteriyor.

Filistin Üzerine Konuşmalar’da dünyaca ünlü iki akademisyen Noam Chomsky ve Ilan Pappé Filistin’in kurtuluş mücadelesini dünya kamuoyuna duyurmak ve İsrail’in insan hakları ihlallerini durdurmak için uluslararası toplumun nasıl baskı kurabileceğini ve Filistinlilerin önünde uzanan yolu tartışıyorlar.

Herkesin bildiğini düşündüğü, ancak aslında bilmediği Filistin sorununu tüm yönleriyle anlamak için kulak verilmesi gereken iki ses…

Meron Benvenisti’nin ‘Kutsal Topraklar’

Meron Benvenisti’nin Kutsal Toprakları, Filistin’in İsrail’e dönüşümünün izini sürüyor. Benvenisti’nin Kutsal Toprakları, bölgeyi İbranice isimlerle haritalandıran coğrafyacı babasıyla birlikte yaptığı ilk seyahat deneyimlerine dayanıyor.

Kitabında, savaşın, yıkımın ve yerinden edilmenin bölgeyi nasıl değiştirdiğini irdeleyen Benvenisti, bu durumun politik soruları nasıl gündeme getirdiğini de araştırıyor. Benvenisti kitabında, bölgenin hem İsrailliler hem de Filistinliler için ortak bir vatan olabileceği umudunu da sürdürüyor.

Paylaşın

AP’nin “Sakharov Ödülü” Jina Mahsa Amini’ye Verildi

16 Eylül 2022 yılında 22 yaşındayken hayatını kaybeden Jina Mahsa Amini, Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından verilen Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. Ödül töreni 13 Aralık’ta gerçekleştirilecek.

22 yaşındaki Jina Mahsa Amini, geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmişti.

Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola, Perşembe günü Strazburg’da yaptığı açıklamada, Amini’nin 16 Eylül 2022’de 22 yaşındayken hayatını kaybetmesinin İran’da tarih yazan bir kadın hareketine yol açtığını söyledi.

Metsola, Amini’nin ölümünün protesto edildiği gösterilerde sıkça tekrarlanan “Kadın. Yaşam. Özgürlük” sloganına atıfta bulunarak, bunun İran’da “eşitlik, onur ve özgürlük için ayağa kalkan herkesin sloganı” haline geldiğini belirtti.

Kürt kökenli Mahsa Amini’nin, tesettür kurallarına tam uymadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hastanede ölmesi üzerine ülke genelinde rejim karşıtı gösteriler düzenlenmişti.

Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü, 1988 yılından bu yana AB Parlamentosu tarafından insan hakları, azınlıkların korunması, uluslararası hukuka saygı ve düşünce özgürlüğüne özellikle önem atfeden kişi ve kurumlara veriliyor.

50 bin euro değerindeki ödül, Sovyet fizikçi ve Nobel Barış Ödülü sahibi Andrey Sakharov’un (1921-1989) adını taşıyor. Ödül töreni 13 Aralık’ta gerçekleştirilecek.

Sakharov Ödülü’ne bu yıl; Afgan eğitim aktivistleri Marzia Emiri, Parasto Hakim ve Metiullah Wesa, Gürcü hukukçu Nino Lomjaria ve Gürcistan’ın Avrupa yanlısı halkı, Ugandalı iklim aktivisti Vanessa Nakate, Nikaragualı insan hakları savunucuları Vilma Nunez de Escorcia ve Mgr Rolando Jose Alvarez Lagos ile farklı ülkelerden kadın hakları savunucuları Justyna Wydrzynska, Morena Herrera ve Colleen McNicholas aday gösterilmişlerdi.

Ne olmuştu?

22 yaşındaki Jina Mahsa Amini, geçen yıl başkent Tahran’a yaptığı bir gezi sırasında, “başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından karakola, birkaç saat sonra ise polis gözetiminde hastaneye götürüldü.

O esnada genç kadının baygın, hatta ölmüş olabileceğinden şüpheleniliyor. Üç gün sonra, 16 Eylül’de yapılan resmî açıklamada ise Mahsa’nın öldüğü duyuruldu. Jina Mahsa Amini’nin memleketi olan İran’ın batısındaki Kürt kasabası Sakkız’daki cenaze töreni sırasında başlayan protestolar, hızla ülke geneline yayıldı.

Çoğunluğu genç kadınlardan oluşan protestocular, başörtülerini çıkararak eylem yaptı. Bu mitingler, 1979’da İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana en büyük ve en uzun soluklu protestolara dönüştü. Tahran hükümeti, buna büyük bir baskı ve şiddetle karşılık verdi.

Kesin rakamlar bilinmemekle birlikte, bağımsız insan hakları örgütlerine göre, İran’da güvenlik güçleri 16 Eylül 2022 ile Ocak 2023 sonu arasındaki protestolarda 17’si çocuk olmak üzere en az 527 göstericiyi öldürdü.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Küçük Kadınlar: Feminist Temalar, Hırsın Ve Dostluğun Değeri

ABD’li yazar Louisa May Alcott’un “Küçük Kadınlar” adlı romanı, kardeşliği, ergenliği, feminist temaları, tarihsel bağlamı, ahlaki dersleri ve duygusal yankıyı tasvir etmesi nedeniyle unutulmaz eserler arasında yer alıyor.

Haber Merkezi / Romanda yer alan karakterler, bize bağımsızlığın, sorumluluğun, nezaketin, hırsın ve dostluğun değerini öğretiyor.

Romanda geçen, “Hediyeler olmadan Noel, Noel olmaz!” cümlesi, Jo March karakterinin duygusunu yansıtıyor ve tatilin özünü yakalıyor. Cümle, hediyelerin tatille geleneksel ilişkisini de belirtiyor.

Hediyelerin Noel kutlamalarına getirdiği neşeyi ve beklentiyi vurgulayan cümle, aynı zamanda tatil döneminde paylaşmanın da önemine işaret ediyor.

‘Küçük Kadınlar’ romanının popüler karakterlerinden neler öğrenebiliriz?

Jo March: Jo March bize bağımsızlığın ve hırsın değerini öğretiyor. Özellikle yazılı alanda hayallerinin peşinden koşma konusundaki sarsılmaz kararlılığı, bize toplumsal beklentilerin arzularımızı sınırlamaması gerektiğini hatırlatıyor. Jo’nun karakteri bizi bireyselliğimizi benimsemeye ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinden kurtulmaya teşvik ederek kendimize sadık kalmanın önemini vurguluyor.

Meg March: Meg, aile içindeki sorumluluk ve görev ideallerini temsil ediyor. Başkalarına, özellikle de kardeşlere bakmanın asil bir çaba olduğunu gösteriyor. Meg’in basit zevklerden ve ev hayatından memnun olması, mutluluğun günlük anlarda ve aile bağlarının sıcaklığında bulunabileceğini hatırlatıyor.

Beth March: Beth’in karakteri nezaketin, şefkatin ve empatinin bir kanıtı oluyor. Onun nazik doğası ve başkalarına karşı sarsılmaz iyi niyeti, düşünceli ve şefkatli olmanın önemini vurguluyor. Beth ayrıca bize, özellikle zorluklarla veya hastalıklarla karşı karşıya kaldığımızda cesaretin sessiz bir güçle nasıl geldiğini de öğretiyor.

Amy March: Amy’nin karakteri hırs ve kararlılığın değerini vurguluyor. Sanatsal tutkuları konusundaki amansız arayışı, sıkı çalışmanın ve kişinin zanaatına kendini adamanın öneminin altını çiziyor. Amy, hikaye boyunca büyüyüp olgunlaştıkça, bize kişisel gelişimin, kişisel düşünme ve tutarlı çaba yoluyla elde edilebileceğini öğretiyor.

Marmee (Margaret Mart): Marmee, kızları için ahlaki bir pusula görevi görüyor. Onun rehberliği şefkatin, alçakgönüllülüğün ve iyi işler yapmanın önemini vurguluyor. Marmee’nin İç Savaş ve ailenin mali mücadeleleri sırasındaki zorluklar karşısında gösterdiği güç, baskı altında dayanıklılığını ve zarafetini sergiliyor.

Laurie Laurence: Laurie’nin karakteri arkadaşlığın ve sevdiklerinin desteğinin değerini vurguluyor. March kardeşlerle olan yakın bağı bize güçlü ve şefkatli dostlukların derin etkisini hatırlatıyor. Laurie bize gerçek bağlantıların hayat yolculuğunda rahatlık ve neşe sağlayabileceğini öğretiyor.

‘Küçük Kadınlar’ romanını unutulmaz yapan unsurlar:

Kardeşlik ve Dostluk: March kardeşlerin arasındaki güçlü bağlar, Laurie ve diğerleriyle olan dostlukları, kişinin hayatında sevginin, desteğin ve dostluğun önemini vurguluyor. Kız kardeşliğin tasviri hikayenin merkezi ve iç açıcı bir yönü olmaya devam ediyor.

Çağın Gelişi: Ergenlikten yetişkinliğe geçiş yapan, büyümenin getirdiği zorluklar ve seçimlerle yüzleşen karakterleri takip ediyor. Okuyucular, karakterlerin kendini keşfetme ve kişisel gelişim yolculuğuyla bağlantı kurabiliyor.

Feminist Temalar: Roman, kadınların özlemleri, bağımsızlığı ve kariyer arayışı gibi feminist temaları ustaca tanıtıyor.

Tarihsel Bağlam: Amerikan İç Savaşı sırasında geçen roman, dönemin sosyal ve kültürel normlarına dair fikir veriyor. Savaş sırasında ailelerin karşılaştığı zorluklara ve dayanıklılığın önemine tarihsel bir bakış açısı sunuyor.

Ahlak Dersleri: Roman, Marmee karakteri aracılığıyla nezaket, empati, alçakgönüllülük ve iyi işler yapmanın önemi hakkında değerli ahlaki dersler veriyor. Bu dersler zamansızdır ve okuyucularda yankı uyandırmaya devam ediyor.

Duygusal Rezonans: Roman kahkahadan gözyaşlarına kadar çok çeşitli duyguları ortaya çıkarıyor. Duygusal derinliği ve karakterlerin ilişkilendirilebilirliği, kendilerini çoğunlukla hikayeye duygusal olarak bağlı bulan okuyucular üzerinde kalıcı bir etki yaratıyor.

Paylaşın

Blood Meridian: İnsanlığın Karanlık Tarafının Unutulmaz Hikayesi

20. yüzyılın en büyük Amerikan romanlarından biri olarak anılan Cormac McCarthy’nin ‘Blood Meridian’ adlı eseri, karanlık temaları, karmaşık karakterleri, tarihi – felsefi derinliği ve kültürel etkisiyle biliniyor.

Haber Merkezi /Kitaptaki Yargıç, Çocuk, Glanton Çetesi ve Tobin gibi karakterler, insan doğasının farklı yönlerinin simgeleri olarak hizmet ediyor ve hayatta kalma, hırs ve inanç temalarını öne çıkarıyor.

Romandan alınan, “Dans ediyor, dans ediyor. Asla ölmeyeceğini söylüyor.” cümlesi, karakterdeki canlılık duygusunu  ve meydan okumanın altını çizer. Romanda tasvir edilen sert dünyaya rağmen dans etmeyi, hayatın geçici anlarına kucak açmayı ve umutsuzluğa yenik düşmemeyi simgeler.

Cümle, bir bireyin ölümlülük ve kaçınılmaz zorluklar karşısında tam olarak yaşama kararlılığını öne süren bir tür kabadayılık olarak görülebilir. Cümle ayrıca, kitabın varoluşçuluk, insan ruhunun dayanıklılığı ve acımasız bir manzaradaki amansız anlam arayışı gibi kapsayıcı temaları özetler.

Kitabın popüler karakterlerinden neler öğrenebiliriz?

Yargıç (Yargıç Holden ): Esrarengiz ve son derece zeki Yargıç Holden, insan doğasının karanlık yönlerinin sembolü olarak hizmet eder. Karakteri zulüm, manipülasyon ve kontrolsüz güç potansiyelini vurgular. O, kötülüğün karizmatik ve zeki olabileceğini, insanın ahlaksızlığının derinlikleri hakkında uyarıcı bir figür olarak hizmet edebileceğini hatırlatır.

The Kid (Adam olarak da bilinir): The Kid’in yolculuğu hayatta kalma ve kendini keşfetme yolculuğudur. Onun karakteri bize romanda tasvir edilen dünyanın sert gerçeklerini ve böylesine acımasız bir ortamda hayatta kalmanın ne kadar zor olduğunu öğretir. The Kid’in hikaye boyunca geçirdiği dönüşüm, aşırı koşullar altında bile kurtuluş ve değişim potansiyelini gösterir.

Glanton Çetesi: John Joel Glanton liderliğindeki paralı askerler çetesi, medeniyetin ve ahlaki kısıtlamaların yokluğunda ortaya çıkabilecek kanunsuzluğu ve şiddeti temsil eder. Eylemleri, kontrolsüz hırsın yıkıcı doğasına ve zenginlik ve güç arayışında ortaya çıkabilecek vahşete dair bir yorum işlevi görür.

Tobin (Eski rahip): Tobin’in karakteri inanç ve onun kaybı temasını vurgular. Eski bir rahip olarak maneviyat ile dünyanın sert gerçekliği arasındaki mücadeleyi temsil eder. Yolculuğu, romanda tasvir edilen kadar acımasız bir dünyada din ve ahlakın rolüne ilişkin soruları gündeme getirir.

Kara parçası: Geleneksel anlamda bir karakter olmasa da Güneybatı Amerika’nın sert ve affetmeyen manzarası hikayenin merkezi unsurunu oluşturur. Doğanın insanların çektiği acılara karşı kayıtsızlığını ve karakterlerin karşılaştığı amansız zorlukları hatırlatır. Bu, doğanın hem güzel hem de zalim olabileceği, insan ahlakına kayıtsız kalabileceği fikrinin altını çizer.

‘Blood Meridian’in akılda kalıcı kitap yapan unsurlar:

Karanlık ve Cesur Temalar: Roman şiddet, ahlak, kötülüğün doğası ve insanlık durumu gibi zorlayıcı ve karanlık temaları ele alıyor.

Karmaşık Karakterler: ‘Blood Meridian’deki karakterler son derece karmaşık ve ahlaki açıdan belirsizdir. Özellikle esrarengiz Yargıç Holden, zekası, karizması ve derin kötü niyetiyle okuyucunun aklında kalan bir karakter.

Tarihsel ve Felsefi Derinlik: McCarthy, tarihsel ve felsefi unsurları anlatıya dahil ederek Amerika sınırına, açık kadere ve kontrolsüz hırsın sonuçlarına ilişkin daha derin bir anlam ve yorum katmanı sunuyor.

Kültürel Etki: edebiyat ve popüler kültür üzerinde önemli bir etkisi olan ve 20. yüzyılın en büyük Amerikan romanlarından biri olarak anılan ‘Blood Meridian’ çok sayıda yazar ve film yapımcısını etkilemiştir.

Paylaşın

Vaclav Havel Ödülü’ne Osman Kavala Layık Görüldü

Vaclav Havel Library ve Charta 77 Vakfı’nın iş birliğiyle 2013 yılından bu yana insan hakları savunucularına verilen Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne bu yıl iş insanı Osman Kavala layık görüldü.

Haber Merkezi / Osman Kavala ödüle, Justyna Wydrzynska (Polonya) ve Yevgeniy Zakharov (Ukrayna) ile birlikte aday gösterilmişti.

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen iş insanı Osman Kavala, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından her yıl insan hakları savunucularına verilen Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü.

Prag merkezli Vaclav Havel Library ve Charta 77 Vakfı ile iş birliği çerçevesinde 2013 yılından bu yana verilen ödül, bir plaket ve 60 bin eurodan oluşuyor.

Osman Kavala kimdir?

2 Ekim 1957 yılında Paris’te dünyaya gelen Osman Kavala’nın tama adı Mehmet Osman Kavala’dır. 1990’ların başından beri birçok sivil toplum kuruluşuna destek olmuştur. 2002’den beri kâr amacı gütmeyen bir kültür kurumu olarak faaliyetlerini sürdüren Anadolu Kültür’ün kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. Uluslararası Af Örgütü’nün bağışçılarından biridir.

Türkiye’de risk altında olan kültürel mirasın korunmasına yönelik çabaları nedeniyle 2019 yılında Avrupa Arkeoloji Mirası Ödülü’ne layık görülmüştür. Yine 2019 yılında, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin demokratik toplum çalışmalarına katkıda bulunan ve ifade özgürlüğüne yönelik baskı altında olan kişilere verdiği “Ayşe Nur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü”ne layık görülmüştür.

1 Kasım 2017 tarihinden bu yana tutuklu olan Osman Kavala, 25 Nisan 2022 tarihinde “hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.

Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü nedir?

Václav Havel İnsan Hakları Ödülü, Avrupa’da ve ötesinde insan haklarının savunulmasına yönelik “olağanüstü” sivil toplum eylemlerini onurlandıran, yıllık 60.000 Euro’luk bir ödüldür. Dünyanın her yerinde insan haklarını savunmak için çalışan kişiler, sivil toplum kuruluşları ve kurumlar aday gösterilebilir. Bugüne kadar kazanan on kişiden yedisi, ödülü aldıkları sırada insan hakları faaliyetleri nedeniyle tutuklu bulunuyordu.

Ödül, 2013 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Václav Havel Kütüphanesi ve Charta 77 Vakfı tarafından oluşturuldu ve Çekoslovakya ve Çek Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Václav Havel’in anısına verildi. Bu ödül, 2009 yılında oluşturulan ve her iki yılda bir verilen Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi İnsan Hakları Ödülü’nün yerini almaktadır. Ödül, Avrupa Konseyi’nin farklı kurumları tarafından verilen çok sayıda ödülden biridir ve hiçbir bağlantısı olmayan Václav Havel Yaratıcı Muhalefet Ödülü ile karıştırılmamalıdır.

Ödül, Parlamenterler Meclisi Başkanı ve insan hakları konularında uzman altı bağımsız kişiden oluşan bir jüri tarafından belirleniyor. Jüri, Ekim ayında genel kazananı belirlemeden önce her yıl Eylül ayında üç adaydan oluşan bir kısa liste hazırlar. Ödül, Strasbourg’da Parlamenterler Meclisi’nin sonbahar genel kurul toplantısında gerçekleştirilen özel bir törenle verilir. Eski Çek First Lady’si Dagmar Havlová da katılmaya davet edildi. Václav Havel Kütüphanesi her yıl ödülü kazananın onuruna Prag’da bir konferans düzenler.

Ödülün oluşturulmasına ilişkin anlaşma, 25 Mart 2013 tarihinde Prag’daki Czernin Sarayı’nda Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Jean-Claude Mignon, Václav Havel Kütüphanesi adına Marta Smolíková ve Profesör František Janouch tarafından imzalandı. Charta 77 Vakfı. Etkinliğin ev sahipliğini Çek Cumhuriyeti Başbakan Birinci Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg yaptı. 60.000 Avroluk ödülün yarısı Parlamenterler Meclisi, yarısı da Çek Dışişleri Bakanlığı tarafından bağışlanıyor.

Paylaşın