Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Sayısı 53 Bini Geçti

2024’ün üçüncü çeyreğinde, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan bireysel başvuru sayısı 53 bini geçti. AYM’ye bireysel başvuru hakkı, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki (AİHM) ihlal davalarını azaltmak amacıyla 23 Eylül 2012’de getirildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2024’ün üçüncü çeyreğini içeren, “23.09.2012 – 30.09.2024” yıllarını kapsayan bireysel başvuru istatistiklerini yayımladı. AYM’ye yapılan başvurulara 16 bin 77 dosya daha eklendi, dosya sayısı 53 bin 734’e yükseldi. Bu dosyalardan 42 bin 549’u çözüme kavuşturuldu.

Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre, Yüksek Mahkeme’nin geçmiş yıllardan da devreden ve hala görülmeye devam eden anlamına gelen “derdest başvuru” sayılarında ise düşme olmadığı görüldü. Bu kapsamda ilk yarıda Yüksek Mahkeme’de çözüm bekleyen derdest bireysel başvuru sayısı 32 bin 226’ydı. 2024’ün üçüncü çeyreğinde bu sayı 43 bin 973’e yükseldi.

Yüksek Mahkeme’nin “en az bir hak ihlali yönünden” karara bağladığı dosya sayılarında da yükselme olduğu saptandı. Mahkemenin 2012’den 2024’ün ilk yarısına kadar bu yönde karara bağladığı dosya sayısı 74 bin 574’du. Bu sayı 2024’ün üçüncü çeyreğinde 75 bin 89’a yükseldi.

Böylece 2024’ün üçüncü çeyreğinde en az bir hak ihlalinin olduğu dosya sayısına 515 yeni dosya eklenmiş oldu. Bunun yanı sıra “en az bir hakkın ihlal edildiğine” yönelik karara bağlanan dosya sayıları 2024 yılı içinde de aynı oranda yükseldiği belirtildi. 2024’ün ilk yarısında toplam 2 bin 14 dosyada bu yönde karar verilirken, üçüncü çeyreğinde bu sayı 2 bin 529’a yükseldi.

Mahkemenin ihlal yönünden aldığı kararlar arasında yargı sisteminde en fazla ihlal edilen hakkın “makul sürede yargılanma hakkı olduğu” ortaya çıktı. Söz konusu durum; 2013 – Haziran 2024 arasındaki verilere bakıldığında; ihlal kararlarının hak ve özgürlüklere göre dağılımında “makul sürede yargılanma hakkının” en çok ihlal edilen hak olduğu belirlendi.

Yüksek Mahkeme, 2013’ten Eylül 2024’e kadar yapılan bireysel başvuruların bin 425’inde “bir hakkın ihlal edilmediğine” yönelik karar verdi. Mahkeme bu kararlarda; kabul edilebilirlik kararı vermesine karşın, esas incelemesi aşamasında ihlal kararı vermedi.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Özel’den “Devlet Bey Sözcü” Yorumu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan” çağrısını değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Devlet bey şu anda ateş topluyor. AKP ön plana çıkmıyor. Ateş eden AKP’ye değil, ona ediyor. Devlet bey bu süreçte sözcü” dedi ve ekledi:

“Oyları yüzde 5’e düşmüş zaten. Bahçeli DEM Partiyle görüşüyor. İşi bir yere oturtacaklar belli… Biz terör bitsin isteriz. Ama bunun gizli kapaklı yapmak yerine mecliste konuşmasını isteriz. Açıklıkla, samimiyetle yürütülsün, toplumsal mutabakat olsun isteriz. Benim kırmızı bir çizgim var. Şehit aileleri çağırılacak, görüşleri sorulacak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, konuk olduğu Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında gündemi değerlendirdi. Özgür Özel’in açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:

“CHP’nin belediyecilik anlayışıyla kömür dağıtıyorlar derdik. İhtiyaç varsa dağıtılacak dedik. Ama incitmeden, partizanlık yapmadan yapılması gerek diyorduk. Bunu yapacak bir imkan bulduk. Vatandaşlara gönlüne dokunan işler markalaştı. Doğru işler milletten teveccüh gördü… İlk 6 ay belediyeler aldıkları oyların hakkını verdi. Oylar artıyor.

Yaptıkları millete husumet. Diyorlar ki ‘İhaleleri şeffaf yapılıyor, vatandaşa dokunacak hizmetler yapılıyor’. Ne yapalım. Ellerindeki paraları alalım… Vergiyle ilgili kararı kanunla getirmeleri gerekir. Bugün şimdiye kadar belediyelerin bütün paralarını kesiyorlar. Borçlar için vergi gelirlerinden kesinti yapılacak. Belediyeleri hizmet yapamaz hale getirecekler.

Teğmenler ihraç edilecek gibi görünüyor.

Sıkıştı mı “LBGT”, sıkıştı mı “terörist çalıştırıyorlar.”. Meselenin özü, bunlar çaresizliğin, rekabet edememenin sonucu… Sosyal yardımları 5 kat artırmışız.

Ne zaman olsa hazırız. Derhal seçim istiyoruz… Çayırhan’daki direnişi destekliyoruz. Altın yumurtlayan tavuğu kesmesinler diye sonuna kadar destekleyeceğiz.

Mehmet Şimşek 2 yıl daha var demiş. Ama bıçak kemiğe dayandı. Şimşek asgari ücretlinin kemerini, gırtlağını sıkmaya kalkarsa milletin dayanacak gücü kalmadı. Sistem baştan aşağı bozuk. 2 yıl daha traktörün sahibiyle, cipin sahibinden aynı vergiyi alacam diyor. Garibanın yakasını bırakmalı. Vergide adalet sağlanmalı.

Vize sorunun kökünden halledeceğiz. Bütün Avrupa’da kimlik kartıyla dolaşacak.

“Esat ile görüşeceğim” dedim. Erdoğan Putin’i araya soktu randevu almak için. Suriye güvenli hale gelecek ise görüşürüm niye görüşmeyeyim. Sığınmacı sorununu çözelim. Erdoğan isterse ben de gelirim görüşmeye. Hatta Erdoğan bütün liderlere desin ki “gelin birlikte konuşalım” ben varım… Adalet bakanı 3 haftadır telefonlarıma çıkmıyor.

AKP’li belediyelerin borçlarını ödeyin diyorlar bize. “Ödeyelim yapılandırın” diyoruz. Yok bir seferde ödeyin diyorlar. Yemeği AKP yedi, hesabı CHP ödüyor. Birikmiş devasa borçlardan CHP sorumlu değil… İktidara CHP’nin geleceğini gördüler, her şeyi deniyorlar… Erdoğan emekliye, öğretmene 15 çeyrek kaybettirdi. Gündemi bilerek değiştiriyorlar.

Şimdi “Süreç, açılım”. Çözüm süreci yorgun bir laf. Büyük bir iş yapalım dediler. “Öcalan Meclis’te konuşsun.” “Biz kaybettik” diyor AKP geçen sefer. “Küçük ortak yapsın” diyor… Bahçeli’ye “Öcalan Meclis’e gelsin” dedirttiler. Bahçeli konuşuyor, Erdoğan kenardan izliyor. Küçük ortağın her lafı Erdoğan’ı bağlar. “Onun gibi düşünmüyorum” dedi mi? Demedi.

Seçilir seçilmez hemen erken seçim demek komik olurdu. Bu bir yerel seçim hükümete sarı kart gösteriyorsunuz. Uyarın hükümeti dedim. Ardından “Geçim olmazsa seçim olur” dedim. 1 yılsa 14 miting yaptım… Benim her kesimden oy almak gibi bir sorumluluğum var. Ben halkın partisiyim. Benim derdim Atatürk’ün partisini iktidar yapmak.

“Biz terör bitsin isteriz”

Devlet bey şu anda ateş topluyor. AKP ön plana çıkmıyor. Ateş eden AKP’ye değil, ona ediyor. Devlet bey bu süreçte sözcü. Oyları yüzde 5’e düşmüş zaten. Bahçeli DEM Partiyle görüşüyor. İşi bir yere oturtacaklar belli.

Biz terör bitsin isteriz. Ama bunun gizli kapaklı yapmak yerine mecliste konuşmasını isteriz. Açıklıkla, samimiyetle yürütülsün, toplumsal mutabakat olsun isteriz. Benim kırmızı bir çizgim var. Şehit aileleri çağırılacak, görüşleri sorulacak.

Bahçeli’nin altı doldurulmayan sözleriyle meşgul değiliz. Demokrat adımlarla güçlü adımlar atılırsa buna varız. Ama başkasının planına alet olmayız.

Demirtaş’ın hakkı yeniyor, Demirtaş dışlanıyor. Demirtaş ‘başkanlık sistemi olmasın’ dedi diye kötü. Halkı sokağa davet etmiş, ölümlerden Demirtaş’ı sorumlu tutuyorlar. Öcalan, silahlı terör örgütü kurmuş, 50 bin kişinin ölümünden sorumlu Öcalan meclise çağırılıyor. Mesele Saray rejimini sürdürmek. Muhalefeti birbirine düşürmek. Öcalan’a özgürlük, Demirtaş’a Meclis’te çürüme. Kötü koku bu.

İktidar söylediklerinde samimiyet olsa, Demirtaş’tan katkı istenir… Şehit aileleri de buna isyan ediyor. Siyasi çıkara alet etmeyin. Ben bu meclis eliyle milletin planı varsa o plana destek sağlayacağım.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a “Öcalan” Çağrısı: Suskunluğunu Ne Zaman Bozacaksın?

MHP lideri Bahçeli’nin Öcalan çağrısına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Terörist başının Meclis kürsüsüne gelip konuşmasını istemekle başlayan tartışmalar, imdi bir başka yöne evrilmiş, DEM yöneticilerinin İmralı’ya gidip, bebek katiliyle görüşmelerinin önü açılmak istenmiştir” dedi ve ekledi:

“Bu öneri iktidar ortağı tarafından yapılınca da DEM eş başkanları durumdan vazife çıkararak Adalet Bakanlığı’na müracaat ederek, bu ziyaretin temini için talepte bulunmuşlardır. Bildiğimiz kadarıyla, geride bıraktığımız hafta içerisinde, bizzat Adalet Bakanlığı tarafından, İmralı canisiyle ilgili avukatları da kapsayan 6 aylık bir görüş yasağı getirilmişti.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Böyle bir yasağın olduğunu bile bile konuyu gündeme getirmenin taşıdığı maksada bizim elbette söyleyeceklerimiz vardır ama asıl merak ettiğimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın suskunluğunu ne zaman bozacağıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde: “7 Aralık’ta Emekli Kurultay’ı düzenleyeceğiz, emekliliklerin sıkıntılarını ele alacağız. Genel olarak şiddeti ülkemiz için en hayati konuların başında görüyoruz. Son 10 yılda 200 bin çocuğumuz cinsel istismara uğradı. Son 10 yılda bilinen 5 bine yakın kadın cinayeti işlenmiştir, vahşetin boyutu bu rakamlardan daha yüksek, etkisi ise daha derindir.

Pazartesi günü 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele günüydü. Valiliğin yolları kapamaları da bunun tezahürüdür. Her sıkıştıklarında dinden, imandan dem vuruyorlar. Bahsedilen iman sizin bahsettiğiniz iman mıdır bilemiyorum.

Haksızdırlar, suçludurlar ve tam da bunun korkusunda içindeler. Korkmayacağız, direnmekten asla geri durmayacağız. Türk kadınının yanında, mücadelesinde omuz omuza, meydanlarda yumruklarımız havada durmaya devam edeceğiz. İlk fırsatta İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlüğe koyacağız.

Yenidoğan çetesinin başı “hastanelerde hasta kavgası var” demiştir. Bu, hak ve ihtiyaç sahibi değil, parası olanın tedavi edildiği bir sistem kurulmuş demektir. Bu olaylar yaşanırken, şu anda Sağlık Bakanı ‘neden istifa edecekmişim ki’ diyor. Elbette siz Türk milletine görev yapamadığınız için neden istifa edesiniz ki sizin göreviniz sarayın çıkarlarına hizmet etmek.

Geçen hafta ettiği boyundan büyük laflarla, saraydan geçici görev onayı alma çabasını sürdüren Milli Tahrifat Bakanı Yusuf, şimdi de Şehircilik Sekreteri Kurum’la belediye kreşlerini kapatmanın yollarını aramaktalar. Din bezirganlığının ve zübüklüğün ortak payda olduğu saray rejimi, şehirleri inşaatla talan ederken, Hastalıklı zihinler eliyle bu rantı üretebilir kılmaktadır. Her sözleriyle ve icraatlarıyla Kadınlara ve Çocuklara dünyayı dar etmektedirler.

AKP’li belediyeler istediğini yaparlar, çünkü arkasında saray ve rant baronları vardır. Ama muhalefet belediyeleri seçilerek geldikleri o görevlerini yapamazlar. Millete hizmet götüremez, ihtiyaçlarını gideremezler. Kendine işletmediğin kanunları eğip bükerek başkasına misliyle işletmek, devlet yönetiminde biz-onlar ayrımı yapmak. İşte bu bölücülüktür.

Bugün bini aşkın işçi Çayırhan’da haklarını savunmaktadır. Sebebi Termik Santralin özelleştirme altında talan edilmesi, emekçilerin ise işsizliğe mahkum edilmesidir. AKP kadrolarının 2002 yılında günümüze 72 milyon doların üzerinde özelleştirme yapılmıştır. Satıyorlar ama üstümüzdeki borç yükü artıyor.

Bugün Çayırhan Termik Santrali’nin özelleştirmesi birilerini memnun ederken, yıllarca emek vermiş işçilerimizi mağdur etmiştir. Emekçi kardeşlerimizi selamlıyor, parti olarak yanlarında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Soylu haklı arayışlarında sonuna kadar yanı başlarında olacağım.

Halleri o kadar perişan ki Türk ordusuna açtıkları savaşı görmüyoruz sanıyorlar. Teğmenler ihraç istemiyle disipline veriyorlar. Gencecik teğmenler üzerinden toplumsal infial yaşatacak olaya girilmesinin kime ne faydası vardır? Onlar bizim evladımız, ihraç edilecek değil sahiplenilecek değerlerimizdir.

Milli İstihbarat Teşkilatı’mızda Saray’ın yarattığından fazlasıyla nasibini almaktadır. Partili MİT Başkanlığı görevi başlamıştır. MİT iktidar partisinin yöneticilerine düzenli olarak brifing vermektedir. Saray’ın örnek aldığı şey, bir Cumhuriyet devleti değil maalesef bir muhaberat devletidir. Muhalefete söylüyorum, Türk devletinin MİT başkanı siyasetçi gibi haber taşımaz, kulis bilgi gibi haber taşımaz.

“Erdoğan sessizliğini ne zaman bozacak?”

Terörist başının Meclis kürsüsüne gelip konuşmasını istemekle başlayan tartışmalar, imdi bir başka yöne evrilmiş, DEM yöneticilerinin İmralı’ya gidip, bebek katiliyle görüşmelerinin önü açılmak istenmiştir.

Bu öneri iktidar ortağı tarafından yapılınca da DEM eş başkanları durumdan vazife çıkararak Adalet Bakanlığı’na müracaat ederek, bu ziyaretin temini için talepte bulunmuşlardır. Bildiğimiz kadarıyla, geride bıraktığımız hafta içerisinde, bizzat Adalet Bakanlığı tarafından, İmralı canisiyle ilgili avukatları da kapsayan 6 aylık bir görüş yasağı getirilmişti.

Böyle bir yasağın olduğunu bile bile konuyu gündeme getirmenin taşıdığı maksada bizim elbette söyleyeceklerimiz vardır ama asıl merak ettiğimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın suskunluğunu ne zaman bozacağıdır. Abdullah Öcalan isimli cani başının Meclis kürsüsünden terör örgütüne seslenmesine, DEM yöneticilerinin İmralı’ya gidip, çözüm adına kendisiyle görüşmelerine, Sayın Cumhurbaşkanı hangi pencereden bakıyor?

Konuyla ilgili hangi değerlendirmelerde bulunuyor, öğrenmek istiyoruz. Kamuoyuna açıklama yapmasını bekliyor, milletin yüreğine su serpmesini temenni ediyoruz.”

Paylaşın

Beşiktaş’ta Başkan Hasan Arat İstifa Etti: Taraftar İstemezse…

Süper Lig’de istediği sonuçları alamayan Beşiktaş’ta yaşanan art arda istifaların ardından başkan Hasan Arat’ında istifa ettiği bildirildi. Beşiktaş’ta Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Hüseyin Yücel atandı. 

Beşiktaş’tan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, “Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Arat’ın Yönetim Kurulu Başkanlığından ve üyeliğinden istifasının kabulüne, istifası nedeniyle boşalan Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Hüseyin Yücel’in TTK’nın 363. maddesi uyarınca yapılacak ilk genel kurul toplantısında genel kurulun onayına sunulmak üzere atanmasına karar verilmiştir” denildi.

Hasan Arat, karar sonrası basın açıklaması düzenledi. Hasan Arat’ın açıklamasından satır başları şöyle: “Profesyonellerle ilgili birçok kararlar almak durumundaydık. Beşiktaş futbolda son 1 ayda kötü sonuçlar aldı. Taraftarımız da biz de çok üzgünüz. Daha ileri gidebilmek için bazı kararlar almak durumundaydık. Futbol A.Ş.’nin patronu Onur Geçmez, Feyyaz Uçar, Mter Vardar ve Hüseyin Yücel olacak.

Tüm hoca kararları transfer kararlarından onlar sorumlu olacak. Ben kulübün genel siyasetinden sorumlu olacağım. Buna bir güçler ayrılığı olarak bakabiliriz. Elimizden gelen her şeyi iyi yapmak için uğraşıyoruz. Beşiktaşlılar müsterih olsun ben başkanları olarak buradayım. Kimse Beşiktaş ile uğraşmasın. İddiaları, hedefleri varsa mayıs ayında kongre var, aday olsunlar.

Sportif olarak başarılı olmadığımızın bilincindeyiz. Beşiktaş kulübü kalkışma yapılacak yer değildir. Yarın çok önemli bir maçımız var. Bu maç aynı zamanda milli maçtır. Sarsıntılar mutlaka gereken yerlere mesajı verir. Bu mücadeleden galibiyetle ayrılmak en büyük amacımız. Yöneticiler hata yapabilir, önemli olan ahlaksızlık yapmamalarıdır. Beşiktaş’ın sahibi Beşiktaş’ın taraftarıdır. Beşiktaş taraftarı bizi istemediği anda bir saniye bile durmayız.

Samet Aybaba’nın görevden alınmasına ilişkin soruyu da yanıtlayan Hasan Arat, “Samet Aybaba da bir profesyoneldir bunu unutmayın. Samet Aybaba tasarrufunun arkasındayız. Sebepleri bizdedir, açıklamak zorunda değili” dedi. Arat, “İyi yönetişimin tamiratını yapmak istiyoruz. Evet moralimiz iyi değil. Göztepe maçından sonra kimin morali iyi olabilir? Ben camiamı ayakta tutmaya çalışıyorum, bu benim görevim” açıklamasını yaptı.

Beşiktaş teknik direktörü Giovanni van Bronckhorst ile şu an için devam edeceklerini belirten Arat, “Maçtan sonra görüştük, yönetim kurulunun şu an için kendisiyle devam etme kararında olduğunu aktardık. Ancak vakti geldiğinde karar almaktan çekinmeyiz. Beşiktaş için her şeyi yaparız” dedi.

Öte yandan Futbol Takımları Genel Koordinatörü Samet Aybaba ve Yönetim Kurulu Danışmanı Bradley Howard Friedel’la yollarını ayıran Beşiktaş’ta art arda istifalar gelmeye devam ediyor.

Samet Aybaba ve Brad Friedel’a katkıları için gece teşekkür edilirken, Asbaşkan Onur Göçmez bu sabah istifa etti. Göçmez aldığı bu kararı ve istifa dilekçesini yazılı olarak kulübe gönderdi. Beşiktaş, Göçmez’in ardından, Medya ve İletişim Grubu Koordinatörü görevinde bulunan Okay Karacan ile yollarını ayırdığını duyurdu.

Öte yandan, Beşiktaş’ın Avrupa Ligi’nde Maccabi Tel Aviv’le oynayacağı maç için Macaristan’a gidecek Mete Vardar da ayrılık kararı aldı. TRT Spor’a konuşan Vardar, kararını cuma günü açıklayacağını söyledi. Beşiktaş Kulübü’nde yaşanan art arda istifaların ardından yönetim, olağanüstü toplantı kararı aldı.

Samet Aybaba, Beşiktaş ile yollarını ayırmasının ardından yaşananları ve kendisine görevden alındığının bildirilme şeklinİ açıkladı. Aybaba, görevden alınmasının kendisine bir WhatsApp mesajı ile bildirildiğini ve son dört aydır kulüp yönetimiyle herhangi bir iletişimde bulunamadığını ifade etti.

Samet Aybaba, bu durumu “Son dört aydır Hasan Arat ile olan diyaloğumuz tamamen kopmuştu. Konuşamadığımız için kulüpte yaşananları mektupla aktarmak zorunda kaldım” sözleriyle dile getirdi. Aybaba, Beşiktaş’taki son bir yıl içinde yaşananları detaylı bir şekilde anlatmak için cumartesi günü bir basın toplantısı düzenleyeceğini belirtti.

Paylaşın

1,6 Milyondan Fazla Çocuk Okul Öncesi Eğitimden Faydalanamıyor

Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla 3-5 yaş aralığında 3 milyon 414 bin 646 çocuk var. Okul öncesi eğitim kurumlarında kayıtlı ise 1 milyon 954 bin 202 öğrenci var.

Bunun 1 milyon 771 bin 860’ı 3-5 yaş aralığında. Buna göre 1 milyon  642 bin 786 çocuk, okul öncesi eğitim teorik yaş grubunda olmasına rağmen bu eğitimi alamıyor.

Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitimde net okullaşma oranları 3-5 yaş için yüzde 51,89, 4-5 yaş için yüzde 64,04, 5 yaş için yüzde 84,26 şeklinde sıralanıyor.

Türkiye’de okul öncesi eğitim hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı hem Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) sorumluluğunda. Diyanet 4-6 yaş arası için kurslar; belediyeler ve dernekler ise kreş açabiliyor.

Kreş tanımının dışına çıkarak 3 yaşın üzerindeki çocuklara “anaokulu veya ana sınıfı gibi” eğitim verdiği iddia edilen belediye kreşleri hakkında Milli Eğitim Bakanlığının talebiyle işlem başlatılması, Türkiye’de okul öncesi eğitimdeki tabloyu gündeme getirdi.

Türkiye’de belediyelerle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uyguladığı bazı sosyal programlar dışında yüzde 100 ücretsiz kreş ya da başka bir okul öncesi kurum bulunmuyor. Devlet ya da belediye kurumlarını tercih eden anne babalar da kırtasiye malzemeleri, beslenme ve temizlik gibi bazı ücretleri ödemek zorunda.

Ücretsiz okul öncesi eğitim imkanının olmaması hem çocukların bu eğitim hizmetinden faydalanmasına hem de kadının çalışma hayatı ve sosyal hayata katılımına engel oluyor. Resmi verilere göre son dönemde artan ekonomik zorluklar okul öncesinde okullaşma oranlarına da olumsuz yansıdı.

Milli Eğitim Bakanlığının okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini karşılayabilmek ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek gibi nedenlerle ailelerden katkı payı almaya başlaması, ailelerin çocuklarını bu okullara yazdırmasının önünde önemli bir engel oluşturdu. Bununla ilgili yönetmelik 14 Ekim 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

Uzmanlara göre özellikle dezavantajlı bölgelerden, kırsal alanlardan şehirlere getirilen öğrencilerin tasarruf tedbirleri kapsamında taşımalı sistemin kaldırılması nedeniyle okullara erişemiyor olması da okullaşma oranındaki düşüşte önemli bir etken.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) istatistikleri Türkiye’de 2023 sonu itibarıyla 3-5 yaş aralığında 3 milyon 414 bin 646 çocuk olduğunu ortaya koyuyor.

Bakanlık okul öncesi eğitim için teorik yaş grubu olarak 3-5 yaş grubunu esas alıyor. Okul öncesi eğitim kurumlarında kayıtlı ise 1 milyon 954 bin 202 öğrenci var. Bunun 1 milyon 771 bin 860’ı 3-5 yaş aralığında. Buna göre 1 milyon 642 bin 786 çocuk, okul öncesi eğitim teorik yaş grubunda olmasına rağmen bu eğitimi alamıyor.

Okul öncesi eğitim kurumlarındaki çocuk sayısı bir önceki eğitim öğretim yılına göre de azaldı. Resmi istatistiklere göre okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı 2022-2023 döneminde 2 milyon 55 bin 350’ydi. Bu sayı 2023-2024 döneminde 101 bin 148 azaldı.

Milli Eğitim Bakanlığının 2023-2024 istatistiklerine göre, Türkiye’de 1 milyon 437 bin çocuk Bakanlığa bağlı resmi kurumlara gidiyor. Yaklaşık 271 bin çocuk Bakanlığa bağlı özel kurumlardan faydalanıyor.

Yaklaşık 123 bin çocuk ise belediye ve derneklerin kreşleriyle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş kursların yer aldığı toplum temelli kurumlara gidiyor.

MEB İstatistiklerinde toplum temelli kurumların verileri tek tek yer almazken Diyanet İşleri Başkanlığının 2023 faaliyet raporunda 2022-23 döneminde “4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursları Öğretim Programları” kapsamında 4-6 yaş grubu 5 bin 988 kursta toplam 208 bin 936 öğrenciye eğitim verildiği belirtiliyor. Bu sayı, MEB’in aynı döneme ait rakamlarının oldukça üzerinde.

Bakanlığın 2022-2023 istatistiklerinde belediye ve derneklerin yanı sıra Diyanet’e bağlı olan kursların da yer aldığı toplum temelli kurumlara giden okul öncesi çağdaki toplam öğrenci sayısı 154 bin 417.

Öte yandan 2023-2024 istatistiklerinde devlet memurları için lüzum ve ihtiyaç görülen yerlerde açılan 643 çocuk bakım evinde öğrenci sayısı 41 bini geçiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumlarla İş Kanunu’na göre işletmelerde açılan kreşlerdeki öğrenci sayısı ise 82 bin.

İstatistiklere göre MEB’e bağlı resmi anaokulu sayısı 6 bin 97 iken bünyesinde anasınıfı bulunan 19 bin 510 resmi okul ile 1.319 özel okul var.

Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı 4-6 yaş arası için kurslar, belediyelerce ve derneklerce açılan kreşlerin toplam sayısı ise 5 bin 306. Özel anaokullarının sayısı 4 bin 510 olurken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumların sayısı 2 bin 298’e iniyor.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca, 150’den fazla kadın çalışanı bulunan işverenler kreş açmak zorunda. Resmi istatistiklere göre bu kapsamda açılan sadece 12 kreş var.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre ise Eylül 2024 itibariyle 83 bin 288 çocuk Bakanlığa bağlı özel kreş ve gündüz bakım evleri ile özel çocuk kulüplerine gidiyor. Bu çocukların sadece 2 bin 836’sı ücretsiz hizmetten faydalanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı istatistiklere göre Türkiye’de 2023-2024 eğitim öğretim yılında okul öncesi eğitimde net okullaşma oranları 3-5 yaş için yüzde 51,89, 4-5 yaş için yüzde 64,04, 5 yaş için yüzde 84,26 şeklinde sıralanıyor.

Batı Marmara’da net okullaşma 3-5 yaş için yüzde 60,74, 4-5 yaş için yüzde 73,34, 5 yaş için yüzde 93,06 ile Türkiye genelinde en yüksek oranlara sahipken bu oranlar, Güneydoğu Anadolu’da sırasıyla yüzde 45,76, yüzde 58,83 ve yüzde 84,08’e, Orta Doğu Anadolu’da yüzde 49,45 yüzde 62,72 ve yüzde 88,87’e, Orta Anadolu’da yüzde 51,32, yüzde 64,90 ve yüzde 86,10’a iniyor.

Bir önceki eğitim öğretim dönemiyle kıyaslandığında ise MEB’in okul öncesi eğitimi 5 yaşta yaygınlaştırmaya ilişkin hedefleri olmasına karşın 5 yaşta okullaşma oranının 0,7 puan azaldığı görülüyor. Uzmanlar düşüşün yakın takip edilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Veriler 3 ve 4 yaşta net okullulaşma oranlarının ise arttığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu artışta son yıllarda erken çocukluk eğitimi kurum türleri arasında katılan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 3-6 yaş oyun odası kurs programı ve çocuk destek eğitimi kurs programıyla devlet memurları açılan bakım evleri de etkili olabilir.

Okul öncesi eğitim neden önemli?

Okul öncesi eğitim çocukların sosyalleşmesi ve hayata hazırlanmasında ciddi önem taşırken eğitim konusunda çalışan uzmanlara göre okul öncesinde ücretsiz eğitim hizmeti devlet tarafından genel bir sorumluluk olarak ele alınmalı.

Uzmanlar, ücretsiz ve erişilebilir okul öncesi eğitim imkanlarının yaygınlaşmasının, çocukların eğitim hayatına eşit bir başlangıç yapmasının yanı sıra, kadınların sosyal hayata ve istihdama katılımıyla ailelerin sosyoekonomik koşullarını iyileştirmede de hayati rol oynayacağını vurguluyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan RTÜK’e Çağrı: Din Ve Dindarlar Yıpratılmakta

7. Din Şûrası’nda konuşan Erdoğan, “Kimi zaman cahiller, kimi zaman az okumuşlar, kimi zaman da bilginin peşinden koşarken hikmeti ıskalamış yarım akıllılar medya üzerinden gençleri yanlış yönlendiriyor” dedi ve ekledi:

“Tek tük istisnai olumsuz örneklerden bütün dindarlara hakaret edilmekte, vakıflar, dernekler, tarikatlar linç edilmekte, dini ve dindarlar yıpratılmaktadır. 28 Şubat dönemindeki gibi belli toplumlarımız adeta öcü gibi gösterilmekte, tahrik edilmektedir. Buna sessiz kalmamız mümkün değildir. Üç beş kendini bilmezin reyting yapmasına müsaade etmeyiz. Bu tür girişimler milli güvenlik sorunudur, RTÜK başta olmak üzere bu konularda hızlı tedbirleri ele almalıdır.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da 7. Din Şûrası’nda konuştu. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

“Bizi biz yapan kodlarımıza özümüze yönelik çok yoğun, her zamankinden daha planlı saldırı söz konusu. Filistin’de Gazze’de diğer islam beldelerinde katliam yaparak Müslümanların soyunu kurutmaya çalışanlar apaçık ortadadır. Gizli ve sinsi düşman her yolu kullanmakla birlikte son dönemde sosyal medya ile savaşını yürütmektedir.

Dijital dünya küresel ölçekte tüm değerleri tahrip ederken Müslümanları doğrudan hedef tahtasına koyuyor. Bugün çocuklar, anne babanın, öğretmenin, mahallenin terbiyesinden öte dijital medyanın terbiyesine daha fazla maruz kalıyor. Dijital medyanın sadece eğlence ve para kazanma aracı olmadığını fark etmemiz gerekiyor. Dijital hareket yeryüzündeki tüm dinleri yıpratmak suretiyle yeni bir yapay din oluşturma gayreti içindedir.

Bunun etkileri gittikçe küresel boyutta artmaktadır. Coğrafyamızdaki birlik ve huzuru bozmak isteyenler doğrudan doğruya inancımıza saldırmaktadır. İslam’a ve Müslümanlara yönelik saldırıları ateizm, şamanizm, deizm gibi fitneler üzerinden yaptığını görüyoruz. Özellikle gençlerimizin zihnini bulandırmayı amaçlayan saldırıları durdurmak niyetindeyiz… İslam varsa Türk vardır. İslam varsa Kürt vardır, Arap vardır. İslam varsa aile vardır. Ahlak vardır, edep vardır. İslam varsa bayrak vardır hürriyet vardır. İslam varsa Türkiye vardır.

“28 Şubat dönemindeki gibi…”

Kimi zaman cahiller, kimi zaman az okumuşlar, kimi zaman da bilginin peşinden koşarken hikmeti ıskalamış yarım akıllılar medya üzerinden gençleri yanlış yönlendiriyor. Tek tük istisnai olumsuz örneklerden bütün dindarlara hakaret edilmekte, vakıflar, dernekler, tarikatlar linç edilmekte, dini ve dindarlar yıpratılmaktadır. 28 Şubat dönemindeki gibi belli toplumlarımız adeta öcü gibi gösterilmekte, tahrik edilmektedir. Buna sessiz kalmamız mümkün değildir. Üç beş kendini bilmezin reyting yapmasına müsaade etmeyiz. Bu tür girişimler milli güvenlik sorunudur, RTÜK başta olmak üzere bu konularda hızlı tedbirleri ele almalıdır.

İlim ve mesuliyet sahibi her kardeşimizin bu saldırılara karşı sağlam bir direniş hattı kurmasını savunuyorum. Alimlerimiz en hassas konuları medya ve sosyal medyaya taşımak suretiyle tehlikeli bir yola giriyor. Kötü örnekler toplumda umudun kararmasına sebep oluyor. Din adamlığıyla şovmenlik aynı kisvede bulunamaz. Şöhret hastalığı samimiyetin ortadan kalkmasına neden olur. Bunun vebali ağırdır. Topluma örnek olması beklenen kişilerin şöhret uğruna samimiyetten uzaklaşması iki cihanda hesap verilemez ağır bir vebaldir.”

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye Yanıt: Kırmızı Çizgimiz Var

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısına yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, “Toplumsal mutabakata dayalı çözüm olacaksa varız, ancak bir kırmızı çizgimiz var. Şehit ve gazi ailelerinin rızası. Şehit aileleri ve gazilerin gözünün içine bakamayacağımız hiçbir şeye ‘evet’ demeyeceğiz. Bizim çizgimiz budur” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: “Geçtiğimiz pazar günü Öğretmenler Günü’ydü. Bu iktidar geldiğinde en düşük öğretmen maaşı 23 çeyrek altın satın alabilirken, bugün 8 çeyrek altın alabiliyor. Yani bu iktidar, bir öğretmenin maaşından 15 çeyrek altın, bugünkü parayla 75 bin lira çalmış. Öğretmenlere sesleniyorum: Hocam bunun da var bir çaresi o da Cumhuriyet Halk Partisi…

Halen daha siftahsız kapatılan dükkanlar varken, bu mücbir sebebin her sefer tartışma konusu olup 3 ay uzatılması yerine, 3 yıllığına uzatılması bütün esnaf ve esnaf örgütlerinin talebidir. Bunu böyle bekliyoruz. Esas sorun tutulmayan söz. Sayın Erdoğan ‘1 yılda 650 bin konut yapacağım’ dedi. Olmaz, yapamazsın dedik. Depremzedelerin umudunu çalmayın dedik. Şu ana kadar teslim edilen konut 130 bin. 2 yıl sonra 5 depremzeden 4’ü çadırda kalıyor. Deprem bölgesinde herkes mağdur, en çok da Hatay mağdur.

Madenciler haklarını arıyor. 1987’de devlet hem santrali hem madeni açtı Çayırhan’da. Altın yumurtlayan tavuğu kesmişiz. 4 Aralık’ta yeniden özelleştirecekler. 17 şirket kıyasıya yarışacak ama kimin tarafından alınacağı herkes tarafından biliniyor. Utanmasalar kırmızı kurdele takacaklar. Mesele şu, biz 2020 yılında altın yumurtlayan tavuğu kesmişiz, Tayyip Bey diyor bir daha keselim. Bırakın devlet, millet, işçi kazansın. Nallıhan’a dayanışmaya giden herkesi tebrik ediyorum. Sonuna kadar bu mücadeleyi destekliyorum Erzincan İliç’te 9 kardeşimiz gitti. Heyet, bilirkişi dedi ki ‘Faciada kapasite artış raporu verenler bu işten suçludur’ dedi. Raporun altından Murat Kurum’un imzası çıktı. Birinci bilirkişi Murat Kurum’u sorumlu tutunca, ikinci bilirkişi sorumluluk yok dedi Murat Kurum’u kurtardı. İki rapor taban tabana zıt. 9 işçinin iki eli öbür dünyada yakanızdadır.

Yaptırın anketi, millet bizim gibi mi düşünüyor sizin gibi. Hodri Meydan, sen mi doğru diyorsun biz mi? Millet sen gibi mi biz gibi mi düşüyor.

“Kırmızı çizgimiz var”

Bahçeli geçen ay bir açıklama yaptı. Açıklamasının arkasında durduğunu söyledi. Bu Bahçeli’nin söyledikleri var bizim de aklımız var. Biz ne diyoruz. Toplumsal mutabakata dayalı çözüm olacaksa varız, ancak bir kırmızı çizgimiz var. Şehit ve gazi ailelerinin rızası. Şehit aileleri ve gazilerin gözünün içine bakamayacağımız hiçbir şeye ‘evet’ demeyeceğiz. Bizim çizgimiz budur.

22 yıl sonra iktidar seçim kaybedince bir durulmuştu fakat yeniden kutuplaşma ve kayyım siyasetine geri döndüler. CHP’nin Esenyurt Belediyesi’ne son derece provakatif, yatak odasına dalarak, belediyenin kapısını kırarak, avukatsız arama yaparak Ahmet Özer’i tutuklamaya kalktılar, ardından Mardin, Batman Halfeti ve bu hafta sonu Tunceli ve Ovacık, Mustafa Sarıgül, aileye taziye verdiği için terörö örgütü üyesi ilan ettiler. Taziye ölüye değil diriye yapılır. Hiçbir anne çocuğunun suçundan sorumlu tutulamaz. İşin aslı o dönemde dönemin savcısı vali beyin de bilgisi var diyerek, belediye başkanımıza ‘bu cenazeyi siz götürün biz götürürsek orada tuzak olabilir siz götürün’ demişler.

Belediye Başkanı valiye sormuş, aileyi aramışlar ve cenazeyi götürmüşler bu vakadan terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyor. Bu olaydan sonra 3 kere daha belediye başkanı seçildi. Sırf CHP’nin bir terör örgütünden belediye başkanları varmış gibi göstermek için Ahmet Özer’i yapmadığı telefon görüşmesiyle, kızının evinin kirasını örgütten gelen para diye tutukladılar. 4 günde 200 kişiye iddianame yazan savcı, bir ay oldu iddianame hazırlayamadı, gizli tanık bulmuş oradan suç arıyor.

Bütün grup başkanvekillerini kutluyorum. OHAL’den kalan bu kayyım atama işlerine, 10 parti birden kanun teklifiyle bunun kaldırılmasını konuşuyor. Kayyım ne DEM’in işidir ne CHP’nin. Bugün bize yarın başkasına. Eğer bir kişi terörle ilgiliyse mahkeme kararı verir görevden alırsın. Yerine o güne kadar dava açmadığın belediye meclis üyelerinden seçilir. FETÖ ile mücadele için bir icat çıkardılar bunun üzerinden CHP’ye DEM’e yarın bir başkasına saldırıyorlar. Burada 10 siyasi partinin ben bunun yanında durmam demeden doğrunun yanında imza attılar.

Ahmet Özel tutuklandığı gün Adalet Bakanlığı’na yazı yazdık. 28 gündür CHP Genel Başkanı, yardımcıları, milletvekillerinin görüşme talebine cevap vermiyorlar. Adalet Bakanı’nı aradım. Haftalardır telefonlarımıza çıkmıyor. Ağızlarındaki bakla ‘Akın Gürlek’le ilgili çok ağır konuşuyorsunuz.’ Senin de sana o talimatı verenin de alnını karışlarım da sana minnet etmem. Bir sözüm de Numan Kurtulmuş’a. Kendisi de hak verdi, ‘aradım Bakanı size dönecekler’ dedi, ses soluk yok. Siz Meclis Başkanı olarak bu sorunu nasıl çözemezsiniz. Akın Gülek bu sarayın celladıdır, seyyar giyotindir. Akın Gürlek’e bu bakanın gücü yetmiyor. Aynı FETÖ’deki gibi bu bakanın imamı Akın Gürlek’tir. İlk seçimde bu Erdoğan gidiyor, bu rejim değişiyor, halkın iktidarı kuruluyor.

‘Biz hiç yapmadık, bunlar bir dönemde İstanbul’da 105 kreş açmış. Bu da seçmen davranışını değiştirmiş. Biz iktidarız bu işe bir el atalım’ demiyorlar. ‘Kadının işi ne çocuk baksın, yemek yapsın, engellisine baksın, yemek yapsın, ne işi var çalışma hayatında’ diyorlar. Geçmişte bir AYM kararı var, 17 yıl önceki o kararı dayanak yaparız kreşleri de kapatıyorlar. Bizim başvurumuz kreş için değil, anaokulu idi. Milli Eğitim’in yaptığı işi 17 yıl önce belediyelere yaptırmaya çalışıyorlardı, şikayet ettik. O günden bu güne bu 8. bakan. Hiçbir işlem yapmamışlar, bugün ilk işlemi yapıyorlar. Sen AYM kararlarına 17 yıl vadeli uyacağına işini yap da Can Atalay gelsin Meclis’e.

Kreş dışarıda 20 bin lira. Bu kreşi kapatmak her babayiğidin hakkı değil. Hemen yalana sarıldılar, açıklama yaptılar, ‘MEB’in yazısında kreş geçmiyor’ denildi. AK Parti tarihinin ‘en iyi’ Milli Eğitim Bakanı’na söylüyorum. Bizim yazımızda kreş ifadesi geçmiyor diyor, işte burada yazmış. Kreş açmaya devam edeceğiz. Seçim açmaya devam etselerdi, bize yazıyı yollayan Bakan Kurum İstanbul’da her mahalleye kreş açacağız diyordu. Onlar bizim değil, annelerin kreşi. Açanların alnından öpüyorum, yeni kreşler açacağız, kimseyi umutsuz, bir başına bırakmayacağız.

‘Enflasyonu düşürmek için hedeflenen enflasyona göre zam vermeliyiz’ diyor. 1 yıldır zam yapılmayan, verildiği güne göre değeri 9 bine düşmüş olan asgari ücret… 22 bin lira yapmak istiyorlar, 1 sene boyunca buna mahkum etmek istiyorlar. TCMB’nin hesabına göre, yüzde 1’lik zam enflasyonu yüzde onbinde 7 etkiliyor, gerisi hükümetin yaptığı işler. 1 yıldır zam vermiyorsun, neden hala enflasyon yüzde 50? 30 bin lira asgari ücretin altında 1 yıl daha geçinmeye vatandaşlarımız katlanamaz. Asgari ücret beklentimiz 30, biz bunun altına yokuz.

Bahçeli’nin Halk TV ve medya organları ile ilgili sözleri önemli. Bunu yapma. Açıkta yapılan kusurun tenhada özrü diye bir şey varsa bunun patenti şahsına aittir. Medya organlarını, gazetecileri teker teker not edip burnundan getirecekmiş. Sen yasama kadar önemli olan, vatandaşın hakkını savunmakla mükellef olan medyayı tehdit edemezsin. Önlerinde, arkalarında biz varız. Başta Halk TV olmak üzere herhangi bir gazetecinin kılına zarar gelirse vatandaşımız bilsin ki MHP yapmıştır, sorumlusu Bahçeli’dir.”

Paylaşın

Ahmet Türk’ten “Devlet Bahçeli İle Görüşecek” İddialarına Yalanlama

MHP Lideri Devlet Bahçeli ile görüşeceği iddialarına ilişkin açıklamada bulunan Ahmet Türk, “Devlet Bahçeli ile görüşme planım yok” dedi. Ahmet Türk, ayrıca kayyum atamalarına da tepki gösterdi.

Görevden alınarak yerine kayyum atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Meclis’te, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder ile görüştü.

Görüşmede Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Pervin Buldan da yer aldı.

Ahmet Türk’ün, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşeceği iddia edilirken, Ahmet Türk söylentilere yanıt verdi. Türk, “Devlet Bahçeli ile görüşme planım yok” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli ise görüşmenin yapılıp yapılmayacağına dair İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kayyım atamaları sonrası Ahmet Türk’ün Mardin’deki evine yaptığı ziyarete gönderme yaparak şu ifadeleri kullandı:

“Ağalık vasfına sahip bir insan. Görüşme talebi bize intikal etmedi ama görüşme arzusu taşırlarsa her zaman görüşebiliriz. Ağalığın bazı önemli özellikleri vardır. Ağaların kapıları açık olur aşı da bol olur bunun için birileri ziyaret ettiğinde de 42 davar kesmesi sofranın bol olmasından kaynaklıdır.”

Ahmet Türk ile Devlet Bahçeli arasında yakın zamanda kısa bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti. Bahçeli, Türk’ün sağlık durumu hakkında bilgi aldıktan sonra, karşılıklı kahve içme teklifinde bulunmuştu. Görüşme, bu teklifin ardından sonlandırılmıştı. DEM Parti kaynaklar, Ahmet Türk’ün Devlet Bahçeli’yi ziyaret edeceği bilgisini paylaşmıştı.

Türk kayyum kararını eleştirerek şu ifadeleri kullandı: “Herkesin eşit olduğu bir ortamın yaratılması gerektiğini de ifade etmek isterim. Bu nedenle yapılacak bütün çalışmaların gerçekten halklarımızın kardeşliğini esas almak gerekir. Evet bazıları hakkında verilmiş olan bir karar var.

Mahkeme kararı var ama kesinleşmeden bazı şeyler göz ardı ediliyor. Bu nedenle de bir mahkeme açıldığı için, bir itirafçının ifadesi üzerine mahkeme açıldığı için kayyum atamasının hukuki olmadığını ifade etmek istiyorum. Sonuç olarak kayyum halk iradesinin ortadan kaldırılmasıdır.”

Paylaşın

İYİ Parti’de “Meral Akşener” Krizi

İYİ Partili Tolga Akalın’ın Meral Akşener’in cumhurbaşkanlığı seçiminde, Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı aday olmak istedi ancak korkarak geri çekildi sözleri, İYİ Parti’de yeni bir tartışma zeminine yol açtı.

İYİ Partili kurmaylar, polemiklerden uzak durması gerektiğinin altını çizerek, “Yükselişin önüne geçilmemeli. Akşener üzerinden yapılan lehte ve aleyhte değerlendirmelerden uzak durulmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargılandığı davada yaptığı savunma, toparlanma dönemindeki İYİ Parti’de yeni bir tartışma zeminine yol açtı. Savunmasında eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e göndermede bulunan Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde vasiyet olarak ‘Kılıçdaroğlu’nu aileme emanet ediyorum’ diyen milliyetçi ve vatansever diye bildiklerimiz işbirlikçi çıktı. Onlara inandığım için hata ettim. Evet, hatalıyım” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun çıkışının ardından İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Geride bırakılan dönemlerle ilgili çok daha özenli konuşmasını umar ve beklerdim. İYİ Parti’nin bugünü ve yarınları nasıl bizimse dünü ve evveli de bizimdir.

Toplumun önemli bir kesimini töhmet altında bırakan ve Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’i doğrudan hedef alan açıklamalarını şiddetle kınıyorum. Biz yaşadığımız süreçlerle ilgili olarak, kendimize ait değerlendirmeyi ve özeleştirileri yetkili organlarımızda yapar, yarınlara dair yol haritamızı da kendi irademizle belirleriz” açıklamasında bulundu.

Dervişoğlu, ayrıca “Cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmeye başladığı günden itibaren, 2014’te Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, 2018’de Sayın Muharrem İnce’yi, 2023 yılında da kendisini Cumhurbaşkanı adayı yapan ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kazanmasına vesile olan bizzat Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ayrıca biz CHP’ye uzaydan aday teklif etmedik ya da pazarlık içinde bir aday önermedik. Eski defterleri karıştırmanın kimseye bir fayda sağlamayacağını hatırlatmak isterim” dedi.

İYİ Partililer de “eski defterleri karıştırmadan” siyaset yürütme fikrindeyken, Kılıçdaroğlu’na destek Akşener’in siyasete kazandırdığı bir isimden geldi. Akşener’in partiye veda ettiği kurultayda genel başkanlığa aday olarak ilk turda 327 delegenin oyunu alıp ikinci turda ise yarıştan çekilen eski Genel Başkan Yardımcısı Tolga Akalın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Kemal Bey’in eksik bildiği husus şudur: Akşener, kendisine karşı aday olmak istedi ancak korkarak geri çekildi. İktidar işbirlikçiliği ise daha sonra” ifadelerini kullandı.

Partinin Hukuk ve Seçim İşleri Başkanı Hakan Şeref Olgun da “Partimizin Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener ve mevcut Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu da dahil bütün üyeleri Parti tüzüğümüze uygun hareket etme mecburiyetindedir.

Kurucu Genel Başkanımız sayesinde rüyalarında bile göremeyecekleri makamlara gelenler, kurumsal görevlerini yerine getirmeleri gerekirken genel merkezimizin sağladığı imkanlarla il il gezip kendi namlarına çalışanlar, yardımcılarının emekleri üzerine isimlerini yazıp sunumlar yapan ve sertifika dağıtanlar unutmamalıdır ki; İYİ Parti ve İYİ Partililer vefasızlara geçit vermez ve vermiyecektir. Tüzüğümüze aykırı hareket edenlerin disipline sevki için elimizden gerekenin yapılacağının bilinmesini isterim” paylaşımında bulundu.

Söz konusu paylaşım, Akalın’ın “kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edileceği” iddialarını beraberinde getirdi. Ancak, Akalın’ın disiplin sürecine ilişkin henüz bir adım atılmadığı öğrenildi. Parti yönetiminde ve milletvekilleri arasında Akalın’ın ihracını isteyenler yer alsa da kurmayların çoğunluğu ihraca sıcak bakmıyor.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘ın edindiği bilgilere göre; Akşener üzerinden yapılan değerlendirmelerin Akşener’e değil, partiye zarar verdiğini kaydeden kurmaylar; “Parti yükselişe geçtiğinde ve Dervişoğlu başarılı olmasından ve yükselerek devam etmesinden rahatsız olanlar var. Akalın’ı ihraç etmek partide yeni bir cephe açar” yorumunu yapıyor.

İYİ Parti’nin polemiklerden uzak durması gerektiğinin altını çizen kurmaylar, “Yükselişin önüne geçilmemeli. Akşener üzerinden yapılan lehte ve aleyhte değerlendirmelerden uzak durulmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Paylaşın

Bakırhan’dan “İç Cephe” Açıklaması: Demokratik Siyasetin Tasfiyesi

Partisini grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İç cephe birilerini dışlayarak oluşturulamaz. İç cephe dedikleri kayyımdır, barış düşmanlığıdır, demokratik siyasetin tasfiyesidir. Böyle iç cepheyi oluşturamazsınız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında “İmralı ile DEM Parti grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyoruz, çağrımızı kararlılıkla yineliyoruz.” açıklamasına yanıt veren Bakırhan, uygulanan tecridi ve 6 ay görüş yasağını hatırlatarak “Tülay Hatimoğlu ile birlikte bugün başvuru yapacağız, eğer samimilerse bu başvurunun önündeki engelleri kaldırırlar. Madem işaret ediyorsunuz kapısını açın” diye seslendi.

Bakırhan grup toplantısına kadınlar 25 Kasım eylemlerini anarak başladı. Kadınların yasaklanmaya çalışılan “Jin, Jiyan, Azadi” sloganına sahip çıktığını belirten Bakırhan, “Kadınların şiddetsiz, sömürüsüz, özgür bir yaşam mücadelesi aynı zaman partimizin mücadelesidir.” dedi.

Bu sabah pek çok kentte düzenlenen operasonlarda çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Bakırhan, “Emekten, kadına basına kadar muhalif olan herkese bir biçimiyle yargı sopasıyla operasyon çekiyorlar. Arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılmalı” diye seslendi.

Bakırhan, partisinin 30 Kasım’da KESK’in Ankara’da düzenleyeceği “Geçinemiyoruz” mitingine katılacaklarını bildirdi.

Ovacık ve Dersim’e kayyım atanmasının “darbeci zihniyetin” ürünü olduğunu ifade eden Bakırhan, iktidarın 31 Mart’ta Dersim’de yüzde 13 oy alamadığını hatırlattı. Dersim halkının geçmişte de hedef alındığını belirten Bakırhan, “Asıl terör halkın iradesine kayyım atamaktır. Anadilime, belediyeme sahip çıkıyorum demek mi terördür, seçme ve seçilme hakkım demek mi terördür. Bu yalanları, bu psikolojik harbi bir kenara bırakın. Çıkın bütün Kürtler terördür deyin, zaten pratikte bunu uyguluyorsunuz. Kürt meselesini terör meselesi olarak görmek büyük bir gaflettir. Ya Kürt sorununu çözeceksiniz ya da bu mücadele karşısında çözüleceksiniz” diyerek tepki gösterdi.

Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “1920’lerde bir çatı kuruldu. Bu çatı kurulurken Kürtler de emek verdi. Emeğini canını verdi bedel ödedi. Ama şimdi bu Ortadoğu’daki fırtınalardan ve bu çatının altındaki insanların mutlu olmamasından kaynaklı artık o çatı çürümeye başladı. Çatının altındakiler mutlu değil. Birilerini yok sayıyorsun, birilerini ötekileştiriyorsun, birilerine zorla bir inanç bir etnik kimlik dayatıyorsun. Şimdi soruyorum bu çatıyı hep birlikte onaracak mıyız ya da bu çatının akmasını çürümesini mi izleyeceğiz? Biz nerde miyiz? Biz bu çatının yeniden herkesi kapsayan eşit yaşadığı bir şekilde onarılmasından yanayız. Ama bu çatı çürüsün diye sistem sürekli oraya ateş taşıyor.

Üçüncü dünya savaşı kapımızı çalarken, bundan korunmak için çok net yapılması gerekenler var; demokrasiyi büyütmek, halkın iradesini farklılıkları tanımak, Türkiye’de hakkı ve hukuk sağlamaktır. Eğer bunları yapabilirsek çatımız da altındakiler de güvende olur. Mutlu şekilde bir arada yaşarlar. Ama AKP ne yapıyor, jeopolitik kurnazlıklarla kendisine rol çalmaya çalışıyor. Bundan dolayı da bütün Türkiye halkları kaybetti. 10 lira emekli maaşı alınıyorsa bundan kaynaklıdır, bu, savaş halinden bir şey devşirme halinden kaynaklıdır. Buna son vermeye çalışıyoruz.

Sık sık olası savaştan söz ediyor AKP iktidarı. Evet bölgemizde süren ciddi bir savaş riski var bu doğru ama bu riske biz emekçiler, halklar, ezilenler farklı bakıyoruz, iktidar farklı bakıyor. Bizler bu risklerden kurtulmanın yolu güçlü bir şekilde demokrasiyi uygulayarak korunuruz diyoruz, onlar rant devşirmeye çalışıyor. Bu risklerden korunmak istiyorsanız önce kayyım atamaktan vazgeçin. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye hem bu risklerden korunabilir hem de fırsatlardan yararlanabilir. Yerel demokrasi temelinde inşa edilmiş bir demokratik cumhuriyet, bir demokratik ulus en akılcı en mantıklı çözüm yoludur. Ancak bu şekilde iç barışımızı sağlayabileceğimize inanıyoruz.

Ortadoğu’da Kürtler hesaba katılmadan jeopolitik olmaz. Kürt jeopolitiğini dikkate alan da yol alır. Onun için iktidarı Kürtleri dikkate alan bir yaklaşıma davet ediyoruz. Kürt sorununu yok sayarak mı tehditleri bertaraf edeceksiniz. Kürtleri oyun dışında bırakarak mı? Bu soruların cevabını alamıyoruz. Gerçek gündeme gerçek cevaplara bir türlü giremediler. İç cephe birilerini dışlayarak oluşturulamaz. İç cephe dedikleri kayyımdır, barış düşmanlığıdır, demokratik siyasetin tasfiyesidir. Böyle iç cepheyi oluşturamazsınız. Boş havuz gösteriyorlar burada yüzün diyorlar. Boş havuzda yüzülmez diyoruz.

Öcalan’ın dedikleri yapmıyor diyorlar, dinlemiyor diyorlar, DEM Parti çözümden yana değil diyorlar. Öcalan ne dedi? Ne istedi? Biz bunu bilmiyoruz. O zaman bu zeminin Öcalan’ı dinleyip dinlemediğini nasıl anlayacağız, Öcalan’ın tecridini kaldırın, bakalım ne diyor? Tecrit var, 6 ay daha üzerine görüş yasağı koyacaksınız,  bir taraftan da Öcalan dinlenmiyor. Ne dedi bilmiyoruz. Bir zahmet tecridi kaldırın, bakalım Öcalan dinleniyor mu dinlenmiyor mu? Bunu söyleyenler sanki belediyelerimize kayyım atayanlar değil, bu ahlaksızca politikalardan aartık vazgeçin. Bu kirli psikolojik savaşa artık Kürtler, Aleviler, halklar kanmıyor.

Bugün de konuşuldu MHP’nin grubunda. Dün hazırlıklarımızı yapmıştık. Demek çözüme dönük akıl bazen aynı işliyor. Biz Tülay eş başkanımızla ile birlikte İmralı’da Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığına bugün başvuru yapacağız. Eğer samimilerse bu başvurunun önündeki engelleri kaldırırlar. Hem gerçekten bu süreç hakkında ne düşündüğünü ne dediğini birinci elden görmek duymak istiyoruz hem de barış sürecine DEM Parti adına eş başkanlar olarak katkı sunmak istiyoruz. Türkiye’de barış isteyen, demokrasi isteyen aydını, yazarı, sanatçısı kurum temsilcileri de oraya gitmelidir, madem işaret ediyorsunuz kapısını açın.

Parlamentoda siyasi temsili buluna 10 siyasi parti kayyımlara karşı kanun teklifi verdi, bu çok önemlidir, değerlidir. Burada Meclis Başkanına da sesleniyorum bu iradeyi dikkate alarak siz de değerlendirin. Bütün milletvekillerine çağrı yapmak istiyorum, gelin bu 10 partinin verdiği bu yasayı TBMM’en geçirerek Türkiye demokrasisini bu kayyım ayıbından kurtaralım diyorum.

Eşitlik ve özgürlük üzerine kurulu bir Türkiyelilik kimliğine varız diyoruz. Herkesin kendi dili inancı ve kimliği ile Türkiye’de Ortadoğu’da eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşadığı bir sistemi inşa etmeye DEM Parti olarak varız.”

Paylaşın