Aşısızlara ‘PCR Testi Zorunluluğu’ Kaldırıldı

İçişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği genelge ile aşısızlara getirilen PCR testi zorunluluğu tamamen kaldırıldı. Böylece, seyahat, etkinlik, iş yeri ve okullara yönelik test zorunluluğu kaldırılırken, Bilim Kurulu’nda alınan PCR testi kararına TTB tepki gösterdi.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu’nun tavsiyesi çerçevesinde, aşısız olan veya aşı sürecini tamamlamayan kişilere PCR testi uygulanmasına gerek olmadığına ilişkin İçişleri Bakanlığı genelgesi 81 il valiliğine gönderildi. Söz konusu genelde, “Aşısız veya aşı sürecini tamamlamayan ve son 180 gün içinde hastalığı geçirmemiş kişilerden;

  • Uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatlerden önce,
  • Konser, sinema ve tiyatro gibi etkinliklere katılmadan önce,
  • Milli Eğitim Bakanlığı okullarında görev yapmakta olan personele (öğretmen, servis şoförü, temizlik personeli vb.),
  • Tüm kamu ve özel işyerlerinde çalışanlara,
  • Kamu ve özel kurumlar tarafından düzenlenen öğrenci kamplarına katılacak kişilere, PCR testi ile tarama yapılmasına gerek olmadığının değerlendirildiği bildirilmiştir” ifadeleri yer aldı.

Bakan Koca açıklamıştı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 12 Ocak Çarşamba günü Bilim Kurulu toplantısı sonrasındaki açıklamasında, “Bundan böyle PCR testi yalnızca semptom gösteren kişilere yapılacaktır. Aşısını ve hatırlatma dozunu olmuş temaslı kişilerin karantinaya alınmamasına karar verilmiştir. İzolasyon konusunda ise pozitif vakaların tamamı 7 gün izolasyonu tamamladıktan sonra test yaptırmaksızın izolasyondan çıkabilirler” demişti.

TTB’den karara tepki: Salgın kendi haline bırakıldı

Türk Tabipler Birliği (TTB) ise İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi öncesinde, temaslı aşılıların karantinaya alınmaması ve semptom göstermeyenlere PCR testi yapılmaması yönündeki kararlara tepki göstererek, “toplum sağlığını riske atanlara istifa” çağrısı yaptı.

Birlik, Bakan Koca’nın Bilim Kurulu sonrasındaki açıklamalarına işaret eden TTB, bu açıklamaların “bilimsel temellerden yoksun olduğunu” belirterek, alınan kararı salgının “kendi haline bırakılması” olarak nitelendirdi.

Test ve aşının özendirilmesi gerektiğinin altını çizen TTB, “Test sayısının azaltılması, hastalığın gerçek boyutunun toplum tarafından anlaşılamamasına neden olmaktadır. Bakanlık eliyle oluşturulan bu kontrolsüzlük hali her yurttaşımızı potansiyel COVID-19 vakasına dönüştürerek toplumu riske atmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Sağlık kurumlarında da herhangi bir önlem alınmadığını söyleyen TTB, aşısızların ve eksik aşılıların etkin ve hızlı bir kampanya ile aşılanmaları sağlanması, 5-11 yaş grubu için aşılama programı başlatılması, PCR yanında hızlı testlerden de yararlanılması; günlük yapılan test sayısının yükseltilmesi tavsiyelerinde bulundu.

Bulaştırma potansiyeli olan yakın temaslı kişilerin, hatırlatma dozu yapılmış olsalar dahi karantinaya alınması gerektiğini söyleyen TTB, “Aşısız kişilerin toplu yaşam yerlerine girmelerinin engellenmesi gerektiğini” kaydetti.

“Ne yazık ki yetkili merciler, sadece bireysel korunma önlemlerine bel bağlamıştır, salgın kontrolü vatandaşların aşı gönüllüğüne, fiziksel mesafe ve maske önlemlerine daraltılmış ve bırakılmıştır. Bakanlığın ve müdürlüklerin halk sağlığı yükümlülükleri rafa kaldırılmıştır” diyen TTB açıklamasında, “Halk sağlığı için gerekli adımları atmayan iktidar yönet(e)memektedir ve bu süreçte sorumluluğu olanlar istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP’de Olağan Kurultay Bir Yıl Ertelendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM),  Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Toplantıda, CHP’nin  temmuz ayında yapılması planlanan 38. Olağan Kurultayı’nın bir yıl ertelenmesi kararı onaylandı.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM), temmuz ayında yapılması planlanan 38. Olağan Kurultay’ın bir yıl ertelenmesi kararını onayladı.

Genel Başkanın sunuşu ile başlayan Parti Meclisi’nde (PM), son ekonomik gelişmelerin yanı sıra mevcut siyasi gelişmeler ışığında siyasi tutum değerlendirmeleri, eğitim politikaları sunumu yapıldı, Parti Okulu’nun 2021 yılı raporu görüşüldü.

37. Olağan Kurultayı’nı 25-26 Temmuz 2020 tarihinde Ankara’da gerçekleştiren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yine temmuz ayında yapılması planlanan 38. Olağan Kurultayı bir yıl ertelemeyi de görüştü.

Parti Meclisi’nde (PM) ertelenme kararı onaylandı. Erteleme kararının olası erken seçim ve artan salgın şartları nedeniyle alındığı belirtildi.

28-29 Mart 2020 tarihlerinde Ankara Spor Salonu’nda gerçekleştirilmesi kararlaştırılmış olan 37. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Olağan Kurultayı , Kovid 19 pandemisi nedeniyle 16 Mart 2020 tarihinde alınan kararla ileri bir tarihe ertelenmişti.

Sonradan alınan kararla 25-26 Temmuz 2020 tarihinde Bilkent Üniversitesi Odeon’da gerçekleştirilen kurultayda mevcut Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, tek aday olarak girdiği başkanlık seçimini 1251 delegenin oyuyla kazanmıştı. Bu kurultayda İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi kabul edilmişti.

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden ‘Bilim Kurulu’ Kararlarına Tepki

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu ve Türk Tabipleri Birliği, Merkez Konseyi Bilim Kurulu toplantısından sonra alınan temaslı aşılıların karantinaya alınmaması ve semptom göstermeyenlere PCR testi yapılmaması kararları almasına tepki gösterdi.

Haber Merkezi / “Halk sağlığı için gerekli adımları atmayan iktidar yönet(e)memektedir ve bu süreçte sorumluluğu olanlar istifa etmelidir” çağrısında bulunan TTB, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;

“Bilim Kurulu toplantısında temaslı aşılıların karantinaya alınmaması ve semptom göstermeyenlere PCR testi yapılmaması kararları alınmıştır. Bu kararları kamuoyuna açıklayan Sağlık Bakanı ve bireysel önlemlerle salgının şubat ayında kontrol altına alınacağını öngören salgının merkez üssü İstanbul’un il sağlık müdürünün yaklaşımları ise pandemi karşısında teslimiyeti işaret etmektedir.

“Salgın karşısında çaresiz kalmıştır”

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yetmezlikleri, ekonomik kriz; liyakatsiz Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlüğü yöneticileri, salgını kontrol altına alamamış ve kendi haline bırakmıştır. Yüksek sayıdaki ölümlere de kayıtsız kalınan bu kendi haline bırakma durumu yeni değildir ve bu durum salgının başından bu yana sürmektedir. Bilimsel temellerden yoksun son açıklamalar, Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlüklerinin pandemiyi yönet(e)meme sürecinde artık pes ettikleri aşamadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tedavi edici hizmetlere ve hastanelere odaklanmış sağlık hizmetleri stratejisi çökmüştür. Güçsüzleştirilen ve birey hedefli örgütlenen birinci basamak sağlık hizmetleri, toplumsal bir tehdit olan salgın karşısında çaresiz kalmıştır.

Virüsün bulaşıcılığının artması nedeniyle test ve aşının özendirilmesi; etkin ve hızlı bir aşılama programı gerekirken Sağlık Bakanlığı’nın aldığı son kararlar bilimsel olarak kabul edilemez. Dolayısıyla kararların sağlık çalışanları ile toplumu karşı karşıya getirme, sağlıkta şiddeti artırma ihtimali yüksektir. Test sayısının azaltılması, hastalığın gerçek boyutunun toplum tarafından anlaşılamamasına neden olmaktadır. Bakanlık eliyle oluşturulan bu kontrolsüzlük hali her yurttaşımızı potansiyel COVID-19 vakasına dönüştürerek toplumu riske atmaktadır. Kamu otoritesinin topluma sunduğu mesaj bu iken sağlık çalışanlarına yönelik politikaları da benzerdir, zira bu kararlar ve uygulamalar sonrası sağlık kurumlarında da herhangi bir önlemin alınmaması, sağlık emekçilerinin hayatlarının da hiçe sayıldığını göstermektedir.

Kötü sağlık politikalarına rağmen tüm fedakârlıklarıyla salgını kontrol altına almaya çalışan hekimler ve onların örgütü Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak toplum sağlığı için bir kez daha uyarıyoruz: Omicron varyantı ile salgın yeni bir evreye girmiştir ve bu varyantın aşılıları dahi hasta edebildiği, bulaştırıcılığının çok yüksek olduğu ve kısa sürede toplumun büyük kısmına bulaşabileceği bilinmektedir. Son bilimsel verilere göre hastaneye yatırma ve ölüme yol açma potansiyelinin Delta’ya göre düşük olması ve daha hafif seyrettiği de bilinmektedir. Buna rağmen riskli gruplarda ölüme yol açma tehdidinin de büyük olduğu ve bu pikin ilerleyen günlerinde daha fazla ölümle karşılaşılabileceği de öngörülmektedir. Bununla birlikte hatırlatma dozunu yüksek düzeylerde tutan ülkelerde Omicron varyantının yol açabileceği hastane yatışlarının ve ölümlerin daha düşük olduğu görülmektedir.

Delta varyantı öncesi ve delta dönemindeki bilimsel yayınlarda, post-COVID sürecinin geçirilen hastalığın şiddeti ile paralellik göstermediği belirtilmişti. Bu anlamda, kişiler virüsle hastalandıktan sonra hayatta kalsalar bile sağlıkları olumsuz etkilenebilecektir.

Önümüzde kısa süre olduğunun bilinci ile halk sağlığını koruma yükümlülüğü olan Sağlık Bakanlığı, olası pikin en hafif geçirilmesi için elinden geleni yapmalıdır.

  • Toplumsal ve bireysel önlemler birlikte yaşama geçirilmelidir.
  • Aşısızların ve eksik aşılıların etkin ve hızlı bir kampanya ile aşılanmaları sağlanmalıdır.
  • 5-11 yaş grubu için aşılama programı başlatılmalıdır.
  • PCR yanında hızlı testlerden de yararlanılmalı; günlük yapılan test sayısı yükseltilmeli; temaslı ve risk gruplarının taramaları hızlı tarama testi ile yapılmalıdır.
  • Bulaştırma potansiyeli olan yakın temaslı kişiler, hatırlatma dozu yapılmış olsalar dahi karantinaya alınmalıdır.
  • İzolasyon ve karantina altına alınan aileler için adı konulmuş bir ekonomik ve sosyal destek programı uygulanmalıdır.
  • Bulaşı artırma potansiyeli olan barınma koşullarına sahip aile bireyleri için karantina dönemini geçireceği kamusal yerler sağlanmalıdır.
  • Ücretsiz ve nitelikli maskenin Omicron varyantı pikinde yaşamsal olduğunu hatırlatıyoruz. Riskli yerlerde çalışanlarda N95 maske dağıtılmalıdır.
  • Kalabalıklaşmalardan kaçınmak için önlemler alınmalıdır. Toplu yaşam yerlerinin kapasitesi %50 ile sınırlandırılmalıdır. Aşısız kişilerin bu yerlere girmeleri engellenmelidir. Bu öneriler toplu taşıma için de geçerlidir. Yüz yüze yapılacak etkinliklerde bu önlemlere dikkat edilmelidir, etkinliklerin mümkünse çevrimiçi olarak yapılması sağlanmalıdır.
  • Kapalı ortamlarda havalandırmaların kamusal denetimi sağlanmalıdır.
  • Çalışma hayatı, kalabalıklaşmanın gözlemlendiği bir diğer alandır. Fabrikalar ve kamu kurumları %50 kapasite ile çalışmalıdır. Bu süreçte çalışanlar herhangi bir hak kaybına uğramamalıdır.
  • Sağlık kurumlarında kapasitenin aşılmasına dair hazırlıklar yapılmalıdır.

“Bilimsellikten uzak iktidar…”

Bu öneriler toplumun ve sağlık emek meslek örgütlerinin karar alma süreçlerinde olduğu aktif bir mekanizmayla, değişen koşullara göre güncellenmelidir. TTB’nin aralık ayında yaptığı erken uyarı ve ayrıntılı önlemler kamuoyu ile paylaşılmıştır. Bu uyarılar kamu kurumlarınca göz önünde bulundurulmalıdır. Sıraladığımız önlemler, hem salgın kontrol deneyimi olan bilim insanları hem de Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyeleri tarafından da bilinmektedir. Olması gereken bilginin gereğini yerine getirecek iradeyi gösterebilmek ve yükümlülükleri yerine getirebilmektir.

Ne yazık ki yetkili merciler, sadece bireysel korunma önlemlerine bel bağlamıştır, salgın kontrolü vatandaşların aşı gönüllüğüne, fiziksel mesafe ve maske önlemlerine daraltılmış ve bırakılmıştır. Bakanlığın ve müdürlüklerin halk sağlığı yükümlülükleri rafa kaldırılmıştır. Bu tercih ile ölümlere sessiz kalan popülist, bilimsellikten uzak iktidar, yaşam hakkı ihlali yapmaya ve insanlığa karşı suç işlemeye devam etmektedir.

Halk sağlığı için gerekli adımları atmayan iktidar yönet(e)memektedir ve bu süreçte sorumluluğu olanlar istifa etmelidir.”

Paylaşın

Kendini ‘Ateist’ Olarak Tanımlayanların Oranı Arttı

KONDA Araştırma “TR100_2022: Türkiye 100 Kişi Olsaydı” başlıklı kapsamlı raporunu yayımladı. 18 yaş üzeri nüfusun temsiliyle ortaya çıkan raporda, cinsiyet ve yaş dağılımı, eğitim seviyesi, medeni durum, etnik kimlik dağılımı, din/mezhep dağılımı, sosyal medya kullanımı gibi pek çok alt başlıkla veriler aktarıldı.

Raporda yer alan veriler, aylık sosyal ve siyasal araştırmalar dizileriyle KONDA Barometresi kapsamında 12 yıl boyunca yapılan, Türkiye nüfusunu temsil eden 125 araştırma ve 300 binin üzerindeki görüşmelere dayanıyor. Öte yandan raporda 2008, 2015 ve 2018 yıllarında beş binin üzerindeki görüşmeci ile gerçekleştirilen Hayat Tarzları verileri de yer alıyor.

Raporda, 2021 itibari ile 18 yaş üzeri nüfusu temsil eden 62 milyon 378 bin kişiyi 100 kişi kabul ediyor. Yani KONDA’nın gösterimindeki her bir figür yaklaşık 620 bin kişiye tekabül ediyor.

Gösterimde yer alan başlıklar sırasıyla şöyle: Cinsiyet dağılımı, yaş grup dağılımı, eğitim seviyesi grupları, kadınlarda eğitim seviyesi grupları, medeni durum, evlilik kararı, büyünülen kent, yaşanılan yerleşim tipi, göç durumu, hane nüfusu, oturulan ev tipi, çalışma durumu, ev-araba sahipliği, etnik kimlik dağılımı, din/mezhep dağılımı, dindarlık seviyesi, sosyal medya kullanımı, alkol-sigara kullanımı, hayat tarzı.

Cinsiyet dağılımı ile başlayan rapora göre, Türkiye nüfusunda erkek ve kadın oranı her zaman birbirine eşit: 50 erkek ve 50 kadın.

“Dini inancım yok” diyenlerde artış

Din-mezhep dağılımında her 100 kişinin 94’ü bir dini inancı olduğunu belirtiyor. Bunların 88’i Sünni Müslüman, 5’i ise Alevi Müslüman. Dikkat çeken verilerden biri ise “Dini inancı yok” seçeneğindeki artış. 2011’de dini inancı olmayanların oranı yüzde 2 iken, 2021’e gelindiğinde bu oran yüzde 6’ye yükselmiş durumda.

Türkiye toplumu geçen on seneye göre daha yaşlanmış bir görüntü ortaya koyuyor. 18-32 yaş arası nüfus oranı 2011’de yüzde 39 iken, 2021’e gelindiğinde bu oran yüzde 33’e düşmüş durumda.

Toplumun dindarlık seviyesinde özel bir değişiklik göze çarpmasa da kendini “İnançsız/ateist” olarak tanımlayanların oranında belirgin bir artış var. 2011’de yüzde 2 olan inançsız/ateist oranı, 2021’de yüzde 7’ye yükselmiş durumda.

Kadınların yüzde 56’sı kendini “ev kadını” olarak tanımlıyor. 2011’de kendini “ev kadını” olarak tanımlayanların oranı ise yüzde 68. Bir diğer dikkat çekici veri ise işçi-esnaf kadınların oranındaki artış. 2011’de kendini “işçi-esnaf” olarak tanımlayan kadınların oranı yüzde 8 iken, 2021’e geldiğimizde bu oran yüzde 16.

Her 100 yetişkinden 31’i hayat tanımını tanımlarken ‘modern’ cevabı veriyor

Her 100 yetişkinden 31’i hayat tarzını tanımlarken “modern” cevabını veriyor. Bu oran 2012 yılında yüzde 27. Kendini “dindar muhafazakâr” olarak tanımlayanların oranında ise azalma var. 2012’de yüzde 27 olan oran, 2021’de 24’e düşmüş durumda.

Türkiye toplumunun genel eğitim seviyesi son on senede görünür biçimde artsa da hâlâ her 100 kişiden 7’si herhangi bir örgün eğitim almamış.

Türkiye toplumunun üçte ikisi evli veya evlenmek üzere. Bekârların oranı on yıl içinde artarak yüzde 20’den yüzde 29’a çıkmış durumda.

Toplum, küçülen birimler halinde yaşamaya başlıyor. Hane nüfusuna 2011 yılında 9 ve daha fazla kişi diyenlerin oranı yüzde 3 iken, 2021’de bu oran yüzde 1’e düşmüş durumda.

Toplumun televizyon izleme oranında ciddi bir düşüş gözlemleniyor. 2012 yılında televizyondan haber izlemediğini belirtenlerin oranı yüzde 4 iken,  2021’de yüzde 28’e dek yükselmiş.

Son on yıldır gazete okuma oranı sürekli azalıyor. Her dört yetişkinden üçü gazete okumadığını belirtiyor. 2014’te yüzde 30 olan gazete okuru oranı, 2020’de yüzde 25’e düşmüş durumda.

Hem ev hem de araba sahipliği oranı yarıdan az. Toplumun yaklaşık beşte birinin ne ev kendisinin ne de arabası var.

Kişilerin halen yaşadıkları yer, doğdukları yer ve babalarının doğum yeri kullanılarak yapılan hesaplar sonucunda edinilen bulguya göre; “toplumun yarıya yakını hayatının bir noktasında bulunduğu yerden göçmüş kişilerden oluşuyor.”

Konda, söz konusu araştırmayla ilgili şu bilgileri aktardı:

“Gösterimde yer alan oranların büyük bir kısmı o yıl gerçekleştirilen, aynı örneklem yönteminin uygulandığı on bir farklı araştırmanın toplu verileriyle hesaplandı. Bazı dağılımlar ise o sene içinde gerçekleştirilmiş tek bir araştırmanın verisine dayandığı gibi, birden fazla araştırmanın bileşik verisini de sunabiliyor. Gösterimde yer alan oranların her biri en az 2700, en fazla da 33 bin kişilik verilerden faydalanarak hesaplandı.”

Paylaşın

Adliyede ‘Tutuklama’ Krizi

Ankara Adliyesi’nde bir süredir bazı sulh ceza hâkimlikleri ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı arasında “tutuklama krizi” yaşandığı ortaya çıktı. Sulh ceza hâkimlikleriyle ilgili adliyede oluşan bu rahatsızlık, savcılık yetkilileri tarafından HSK’ya da iletildi. Savcılık ile hâkimler arasındaki gerginliğin devam ettiği belirtildi.

Özellikle bazı suç örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonlarda tutuklamaya sevk edilen kimi şüphelilerin serbest bırakılmasının savcılıkta rahatsızlık yarattığı bildirildi. Hatta başsavcılık yetkililerinin, bekledikleri tutuklama kararlarını vermeyen sulh ceza hâkimlerinin değiştirilmesini Hâkimler ve Savcılar Kurulu’ndan (HSK) istediği öğrenildi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, başkent merkezli kritik soruşturmalar yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, son dönemde tutuklamaya sevk ettiği bazı şüphelilerle ilgili sulh ceza hâkimlerinden istediği kararları alamadı.

Uyuşturucu baronu olduğu iddia edilen Nejat Daş ve Çetin Gören’in tutuklandığı bataklık operasyonu ile Milli Emlak yolsuzluğu dosyasında bazı şüphelilerin tutuklanmaması, eleştirilen bu kararlar arasında yer aldı. Bataklık soruşturmasında şüphelilere uyuşturucu taşımak için gemisini sattığı iddia edilen iş insanı U.Ş. serbest bırakılmış, ancak hakkında yakalama kararı çıkarılınca bir süre firar etmişti.

Başka bir soruşturmada dolandırıcılık iddiasıyla tutuklanan Doğan Çelik’in itiraz üzerine 11 gün sonra serbest bırakılması da uzun süre tartışıldı.

Serbest bırakıldı, firar etti

Bu durumun son güncel örneği ise iki dosya üzerinde yaşandı. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu satıcılığı ve örgüt yöneticiliği iddiasıyla gözaltına alınan Serkan Tosun, 23 Aralık’ta savcılık tarafından tutuklama istemiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edildi. Ancak sulh ceza hâkimliği, adli kontrol kararıyla Tosun’u serbest bıraktı.

Tosun, serbest kalır kalmaz kendi aleyhinde verdiği ifadede “Uyuşturucuyu Serkan Tosun’dan alıyorduk” diyen kişiyi pompalı tüfekle ayağından vurdu. Yeniden gözaltına alınan Tosun, sevk edildiği sulh ceza hâkimliği tarafından ikinci kez serbest bırakıldı. Savcılık, karara itiraz etti, yeniden yakalama kararı çıkarıldı. Ancak Serkan Tosun, kayıplara karıştı.

İkinci olay ise 16 milyon euroluk üç ayrı sahte senet düzenlenerek dolandırıcılık yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturmada gözaltına alınan avukat O.G.’nin serbest bırakılması olayında yaşandı. G., çıkarıldığı Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Sulh ceza hâkimlikleriyle ilgili adliyede oluşan bu rahatsızlık, savcılık yetkilileri tarafından HSK’ya da iletildi. Savcılık ile hâkimler arasındaki gerginliğin devam ettiği belirtilirken, HSK’nın bu krize nasıl müdahale edeceği ise merak konusu oldu.

Soylu’nun Gül’e karşı kozu

Öte yandan organize suçlara karışan bazı şüphelilerin adliyede serbest bırakılmasının emniyette de eleştiri konusu olduğu öğrenildi. Hatta Serkan Tosun’un serbest kalmasının emniyet kaynakları tarafından haber yaptırılması da bunun işareti olarak yorumlandı. Yargı kulislerinde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bu durumu, uzun süredir aralarındaki çekişme olan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e karşı kabinede kullandığı da konuşuluyor.

Paylaşın

ABD’deki Halkbank Davasının Askıya Alınmasına Karar Verildi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Manhattan 2. Temyiz Mahkemesi, Halkbank’ın ABD Yüksek Mahkemesi’ne yaptığı itiraz başvurusu neticelenene kadar federal hükümetin bankaya karşı açtığı davayı askıya almaya karar verdi. Karar, aynı zamanda Halkbank’a ceza davasına karşı savunma yapmak zorunda kalmadan temyize gitme imkanı da sağlıyor.

Halkbank’a karşı ABD’de yürüyen yargı sürecinde bir gelişme daha yaşandı. İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmekle suçlanan Halkbank ile ilgili dava süreci, Yüksek Mahkeme’ye itiraz başvurusu nedeniyle donduruldu.

Bankacılıkta dolandırıcılık, kara para aklama ve İran’a yönelik ABD yaptırımlarını delme suçlamalarıyla yargılanan Halkbank son olarak “Yabancı Egemen Devlet Dokunulmazlık Yasası” kapsamında bulunduğu ve bu nedenle yargılanamayacağı teziyle temyize gitmiş, ancak temyiz mahkemesi Ekim ayındaki kararında bankaya yöneltilen suçlamaların “ticari faaliyet istisnaları” kapsamına girdiğine hükmederek bu bağlamda bankanın üstüne atılı suçlardan dolayı yargılanabileceğine karar vermişti. Halkbank bunun üzerine ABD’nin anayasa mahkemesi konumundaki Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulunmuştu.

Cuma günü Manhattan 2’nci Bölge İstinaf Mahkemesinde görülen duruşmada mahkeme, Yüksek Mahkeme’ye yapılan başvuru nedeniyle yargılama sürecinin dondurulmasına hükmetti. Mahkeme, Halkbank’ın dava dosyasının Yüksek Mahkeme’ye gönderilmesini kabul ederek savcılığın, başvuru sürecinde eş zamanlı olarak yargılamanın devam etmesi talebini reddetti.

Davayı açan ABD Adalet Bakanlığı, davanın geciktirilmesine karşı çıkarak Halkbank’ın dokunulmazlık iddialarının davayla ilgili önemli soru işaretleri oluşturmadığını ve hızlı yargılama yönündeki kamusal yararı arka plana itecek bir nitelik taşımadığını savunmuştu.

Halkbank, İran’a yönelik ABD yaptırımlarını İran, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) paravan şirketler ve para transfer şirketleri aracılığıyla delmekten yargılanıyor. Savcılık, Halkbank’ı petrol gelirlerini altına ve ardından nakde çevirerek İran’ın çıkarlarına hizmet etmek, ayrıca petrol gelirlerinin transferini temize çıkarmak için sahte gıda sevkiyatı belgeleri oluşturmakla suçluyor.

Halkbank’a aynı zamanda, erişimi sınırlandırılmış fonlardan 20 milyar doları gizlice transfer etmesi için İran’a yardım ettiği, bu miktarın en az 1 milyar dolarlık bölümünün Amerikan mali sistemi içinde aklandığı suçlaması yöneltiliyor.

Suçlamaları reddeden Halkbank ise söz konusu davada yargılanmasının Yüksek Mahkeme’nin benzer davalardaki içtihadıyla tezat oluşturduğunu savunarak ABD tarihinde ilk kez ‘Yabancı Egemen Devlet Dokunulmazlığı Yasası’ kapsamındaki bir kurumun yargılanmasına yeşil ışık yakıldığını” savunuyor. Halkbank avukatları, bankanın “dokunulmazlığa sahip olduğu bir davada savunma yapmaya zorlanmasının bankaya onarılamaz ölçüde hasar vereceğini vurguluyor.

Paylaşın

Babacan, Elektrik Faturaları Üzerinden İktidara Yüklendi

DEVA Partisi Lideri Babacan, elektrik faturalarına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Evlerde elektrik faturası yangını var. Beştepe suspus, henüz suçlayacak hayali düşmanı bulamadılar” ifadelerini kullandı.

Yeni yılla birlikte elektrik faturalarında kademeli tarife sistemine geçildi. Yeni sistemle birlikte elektrik faturaları iki tarifeye ayrılırken, elektrik fiyatlarına yüzde 50 ile yüzde 125 arası zam yapıldı. Elektrik faturası eline ulaşanlar ise tepkilerini sosyal medyada dile getirdi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da konuyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Evlerde elektrik faturası yangını var. Beştepe suspus, henüz suçlayacak hayali düşmanı bulamadılar” dedi.

DEVA Lideri Babacan, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Stokçular yüzünden mi, dış güçler yüzünden mi bu faturalar, yoksa barınamayan öğrenciler mi? Sağa sola bakmayın, ben söyleyeyim: 84 milyon bir kişinin hatasının bedelini ödüyor.”

Öte yandan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) 1 Ocak’tan itibaren geçerli olan elektrik tarifelerinin aralık faturalarına yansıtıldığı yönünde kuruma iletilen şikayetler üzerine aralık ayına ait faturaları mercek altına aldığı öğrenildi.

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, 1 Ocaktan itibaren geçerli elektrik tarifelerinin aralık ayı faturalarına yansıtıldığı yönünde şikayetler aldıklarını belirterek, “Her tüketici, kullandığı ayın tarifesine göre elektrik faturası öder. Farklı ayın tarifesini uygulayan şirket ağır bedel ödemek durumunda kalır. Süreci titizlikle takip edeceğiz” dedi.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan Turkovac Açıklaması

Kovid 19’da son 24 saatte 67 bin 857 yeni vaka tespit edilirken, 167 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Turkovac’ın, karşılaştırıldığı inaktif aşıdan daha etkili olduğunu göstermiştir. Turkovac’ı bekleyenler, yerli aşıya güvenleri artmış olarak aşılarını yaptırabilirler.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 392 bin 438 test yapılırken, 67 bin 857 yeni vaka tespit edildi. 167 kişi hayatını kaybederken, 56 bin 256 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan Turkovac açıklaması

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Bilindiği gibi, Turkovac’ın primer aşılama Faz 3 sonuçları bilim insanları tarafından açıklandı. Bu sonuçlar, Turkovac’ın, karşılaştırıldığı inaktif aşıdan daha etkili olduğunu göstermiştir. Turkovac’ı bekleyenler, yerli aşıya güvenleri artmış olarak aşılarını yaptırabilirler.

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 92.20, 2’nci doz ortalaması yüzde 83.93 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 57 milyon 232 bin 10, 2’nci dozda 52 milyon 92 bin 874 ve 3’üncü dozda 23 milyon 82 bin 57 olmak üzere toplam 138 milyon 826 bin 560 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Paylaşın

Meteoroloji’den Bir Çok İl İçin Kar Yağışı Uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), başta Muş, Bitlis, Şırnak, Hakkari, Artvin ve Ardahan olmak üzere bir çok il için kuvvetli kar yağışı uyarısında bulundu. MGM, kar yağışın etkili olacağı yerlerdeki vatandaşlara olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalı çağrısı da yaptı.

Haber Merkezi / MGM tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Ülkemizin kuzey, iç ve doğu kesimlerinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara’nın doğusu, İç Anadolu’nun kuzey ve doğusu, Karadeniz, Doğu Anadolu’nun kuzey kesimleri ile Muş, Bitlis, Şırnak ve Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların Karadeniz kıyıları ile Artvin ve Ardahan çevrelerinde yoğun kar şeklinde olması bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun güneydoğu kesimlerinin dik yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır. Kuzey, iç ve doğu kesimlerde buzlanma ve zirai don olayı ile birlikte yer yer sis ve pus hadisesi görüleceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklığının Marmara, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz’de 2 ila 4 derece artacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin edilirken, rüzgarın ise genellikle kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu’nun güneyi ile Karadeniz’de kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-70 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

Marmara ve Ege Bölgesi

Marmara Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, doğu kesimlerinin karla karışık ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Gece ve sabah saatlerinde bölge genelinde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer sis ve pus beklenirken, Ege Bölgesi’nin parçalı ve az bulutlu, iç kesimlerinin yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Gece ve sabah saatlerinde bölgenin iç kesimlerinde buzlanma ve zirai don olayı ile birlikte yer yer sis ve pus bekleniyor.

Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi’nin parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın iç kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-70 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor. Bölgenin iç ve yüksek kesimlerinde buzlanma ve zirai don olayı görüleceği tahmin edilirken, İç Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve doğu kesimlerinin kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın güney kesimlerinde kuzey yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-70 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor. Bölge genelinde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer sis ve pus hadisesi görüleceği tahmin ediliyor.

Karadeniz Bölgesi

Batı Karadeniz’in parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kıyı kesimlerde, yarın (Cumartesi) sabah saatlerinden itibaren kuvvetli olması bekleniyor. Gece ve sabah saatlerinde bölge genelinde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer sis ve pus beklenirken, Orta ve Doğu Karadeniz’in parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kıyı kesimleri ile Artvin çevrelerinde, yarın (Cumartesi) öğle saatlerinden itibaren kuvvetli olması bekleniyor. Bölge genelinde yer yer buzlanma ve don olayı görülmesi bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin dik yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, kuzey kesimleri ile Muş, Bitlis, Şırnak ve Hakkari çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yarın (Cumartesi) öğle saatlerinden itibaren Ardahan çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Bölge genelinde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer sis ve pus bekleniyor. Doğu Anadolu’nun doğusunun dik yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin doğusunun yükseklerinde buzlanma ve don olayı görüleceği tahmin ediliyor.

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Türkiye’nin Stresi Yüksek Mutluluğu Düşük

Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü kendini ne mutlu ne de mutsuz hissediyor. Her 10 kişiden 3’ü ise kendini mutsuz hissediyor. Mutlu hissedenlerin oranı ise ne yazık ki azınlıkta. Yine her 10 kişiden 6’sı kendini stresli hissediyor. 

NG Araştırma bu sorunun cevabını öğrenmek için 29 Aralık 2021 – 10 Ocak 2022 tarihleri arasında, benderimki.com aracılığıyla 15 yaş üzeri Türkiye geneli 1938 kişinin katıldığı bir kamuoyu araştırması yaptı. Araştırmada katılımcıların yüzde 52’si şu an bir işte çalışmadıklarını, yüzde 48’i ise çalıştıklarını belirtti.

Ne kadar mutluyuz?

Katılımcılara sorulan sorulardan biri ne kadar mutlu olduklarıydı.

Her 10 kişiden 4’ü kendini ne mutlu ne de mutsuz hissediyor. Her 10 kişiden 3’ü ise kendini mutsuz hissediyor. Mutlu hissedenlerin oranı ise ne yazık ki azınlıkta. Yani araştırmaya katılanları yüzde 28’i kendisini mutlu, yüzde 30’u mutsuz, yüzde 42’si ne mutlu ne de mutsuz hissediyor.

Her 10 çalışandan 3’ü kendini mutlu hissederken her 10 çalışmayandan 2’si kendini mutlu hissediyor. NG Araştırma, aradaki farkın az olmasının iş hayatında da olası sorunlara işaret ediyor olabileceğini söylüyor ve Türkiye’de çalışma durumunun mutluluğa etkisinin oldukça az olduğunu vurguluyor.

Stresli miyiz?

Katılımcılara yöneltilen bir diğer soru günlük hayatta ne kadar stresli oldukları üzerineydi.

Buna göre, her 10 kişiden 6’sı kendini stresli hissediyor.

Araştırmada stresle, eğitim düzeyi arasındaki bağlantıda inceleniyor ve buna göre, üniversite mezunlarının yüzde 65’i kendini stresli hissederken, ilkokul mezunlarında bu oran yüzde 56.

Stresle mutluluk arasındaki ilişkiyi incelendiğinde arada kuvvetli bir bağ olduğu ortaya çıkıyor. Stresli olduğunu söyleyenler arasında mutlu olanların oranı sadece yüzde 13.

Strese sokan nedenler ne?

Peki, bizi en fazla strese sokan sebepler neler?

Sonuçlara göre, her 3 kişiden 1’inin en büyük stres kaynağı ekonomik sebepler. 5 kişiden 1’inin ise gelecek kaygısı.

Koronavirüs tüm dünyada en önemli gündem maddesiyken Türkiye’de ancak 4. sırada kendine yer ediniyor. Ekonomik sebepler ve gelecek kaygısı, sağlıktan bile daha fazla stres kaynağı haline gelmiş durumda.

En büyük stres nedenleri ve oranları şöyle sıralanıyor:

  • Ekonomik nedenler – Yüzde 35,69
  • Gelecek kaygısı –  Yüzde 22,42
  • İş / Okul – Yüzde 10,43
  • Koronavirüs salgını – Yüzde 6,71
  • Aile – Yüzde 6,66
  • Duygusal sebepler – Yüzde 6,66
  • Geçmişte yaşadıklarım – Yüzde 4,13
  • Genel sağlığım – Yüzde 4,03
  • Trafik – Yüzde 1,96
  • Hiçbiri – Yüzde 1,29

Gelecekten beklentimiz ne?

İnsanların gelecekten beklentileri neler? Gelecekte daha mutlu olacaklarını düşünüyorlar mı?

Katılımcıların yüzde 45’i gelecekte daha mutlu olacağını düşünüyor. Kalanların yarısı şimdiki kadar, diğer yarısı da daha az mutlu olacağını düşünüyor.

Bu soruya gelen yanıtlar detaylı analiz edildiğinde kadınların geleceğe daha pozitif baktıklarını görülüyor. Her 10 kadından 5’i gelecekte daha mutlu olacağını düşünürken, erkeklerde bu sayı 10 kişiden 4’e düşüyor.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın