HDP ‘Üçüncü Yol’ İçin Nabız Yoklamaya Başladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kurmayları, Tunceli de siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda bir konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, en geniş demokrasi ittifakını oluşturmaya çalışacaklarını söyledi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, Türkiye’nin çoklu krizle karşı karşıya olduğunu savunarak, bu krizleri aşmak için ittifaklara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Demokrasi ittifakı kurma çalışmaları çerçevesinde, görüş alışverişi yapmak amacıyla toplantı düzenlediklerini ifade eden Sancar, iktidarın kendisinden farklı olan bütün çevreleri, çeşitli yöntemlerle ezme ve susturma yolunu var oluş sebebi olarak belirlediğini söyledi.

Bunun karşısında durmak için demokrasi ittifakı kurmaya çalıştıklarını vurgulayan HDP Eş Gel Başkanı Sancar “Demokrasi İttifakı’nı biz en geniş birliktelik olarak tasavvur ediyor, tarif ediyoruz. Bu çerçevede sol, sosyalist 8 parti ve oluşum olarak bir araya geldik. Görüşmeleri devam ettirme kararı aldık. Bunu da basına ortak bir açıklamayla duyurduk. İnanç çeveleriyle aynı şekilde görüşmeler müzakereler yürütüyoruz. Yine Kürdi partilerle bu çerçevede müzakerelerimiz var. Yerel yönetim seçimlerinden kalma ittifakımızı daha da genişletme amacındayız. Kısacası bu ülkede sömürülen, ezilen, dışlanan bütün mağdur ve mazlum kesimleri bir araya getirecek en geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız” dedi.

“Demokrasi ittifakı sadece seçimlere yönelik değil”

Olası bir ittifakın sadece seçimlere yönelik olmayacağını vurgulayan Sancar, ortak mücadele zemini kurmaya çalışacaklarını ifade etti. Demokrasi ittifakını toplantılardan çıkacak sonuçlara göre belirleyeceklerini hatırlatan Mithat Sancar, şöyle devam etti;

“Seçimlerin çok önemli olduğunun farkındayız. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri var. Erken veya zamanında ne zaman yapılırsa yapılsın bu seçimlerin, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını belirleyecek kritik bir dönemeç olduğunun farkındayız. Bu nedenle seçimlerin önemini yok saymıyoruz ama sadece seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmalarını kısır ve sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz. Yani seçimlere odaklı bütün tartışmaların sorunlara çözüm olma konusunda yetersiz kalacağı yönünde inancımız var. Bu inancın gereği olarak Demokrasi İttifakı’nın temelini ortak mücadele olarak açıkladık. Ortak mücadeleyi bütün bu saydığım kesimleri içerecek bir birliktelik olarak hedefledik, öyle de tarif edip yürüyoruz. Sizlerden gelecek olan önerilerle en geniş demokrasi ittifakını kurmak konusunda yapılması gerekenlere dair de fikirler ve öneriler alacağız. Buradan büyük faydalar üreteceğiz, yolumuzu belirlerken bunlardan yararlanacağız.”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın toplantıda yaptığı konuşmanın tam metni şöyle;

“Sevgili canlar, hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Geçtiğimiz Haziran’da yine bu güzel şehrimizdeydik. Kültür inanç merkezi, direniş odağı bir coğrafyanın bu şehrinde bulunmaktan ve bir kez daha sizlerle bir araya gelmekten memnuniyet duyuyorum.

HDP olarak bizler yolumuzu bütün demokrasi güçleriyle birlikte belirlemek istiyoruz, yürüyüşümüzü halkla birlikte inşa etmek istiyoruz. O nedenle gittiğimiz şehirlerden bütün çevrelerle, demokrasi çevreleriyle bir araya gelip istişare toplantılarında bulunmayı arzuluyoruz ve bunlardan da yararlanıyoruz. Yolumuzu da sizlerle, halkımızla beraber yürüttüğümüz istişarelerden faydalanarak belirliyoruz.

Geçen buluşmada söylemiştim; burada bulunuşumuz bir olmak, iri olmak, diri olmak içindi. Yani Hacı Bektaş-ı Veli’nin bize rehber olarak verdiği bu talimatın gereğini yerine getirmek içindi. “72 millete bir nazarda bakmayan 40 yıl müderris olsa hakikatte asidir” sözleri ışığında, hakikatin ancak tartışarak bulunabileceği inancını taşıyarak bu toplantıları gerçekleştiriyoruz.

“Çoklu krizlere karşı çoklu birliktelik oluşturma mecburiyetimiz var”

Dersim’in çok yönlü sorunları var. Dersim birçok açıdan kuşatma ve saldırı altında ama bu saldırı ve kuşatma Türkiye’nin her tarafında geçerli. Kimlikleri, inançları doğayı, halkın kaynaklarını talan etmeyi aklına koymuş bir iktidar ve zihniyetle karşı karşıyayız.

Türkiye’de yaşanan krizlerin çok boyutlu olduğunu dile getiriyoruz. Çoklu krizlerle karşı karşıyayız. Bunları aşmak için çoklu birliktelikler ve ittifaklar oluşturma mecburiyetimiz vardır. Halkın değerlerine, halkın ekmeğine, halkın inancına, bütün değerlerine saldırılar var. Bu saldırıları ancak birlik olarak göğüsleyebiliriz. Ortak mücadele ile bunların üstesinden gelebiliriz. Bu toplantılarımızın amacı da budur. HDP olarak son kongremizde belirlediğimiz demokrasi ittifakı hedefi çerçevesinde bu çalışmaları hız kesmeden yürüttük ve yeni bir aşamasında Dersim’deyiz, sizlerle birlikteyiz. Bir kez daha geldiğimiz nokta itibariyle bunları sizlerle ele alacağız, tartışacağız.

“İktidar kendisinden farklı olanı susturmayı varoluş sebebi sayıyor”

Çoklu krizlerin temelinde bu yönetim anlayışı ve iktidar zihniyeti yer alıyor. Bu iktidar bir avuç sermayedara halkın kaynaklarını peşkeş çekiyor, ülkenin doğasını talan ediyor tekçi bir anlayışa baskıcı bir anlayışa sahiptir. Kendisinden farklı olan bütün çevreleri çeşitli yöntemlerle ezme ve susturma yolunu varoluş sebebi olarak belirlemiştir. Bu yolda giderken bütün güçlerin birbiriyle buluşmasını engelleyecek yöntemleri devreye sokuyor. Sürekli olarak ayrıştırma, kutuplaştırma ve gerilim politikaları uyguluyor. Bunu kendisine bağlı medya kuruluşuyla her gün yeniden ve yeniden gündeme taşıyor, ileriye götürüyor. Bu anlayışın karşısında ancak en geniş demokrasi ittifakını oluşturarak durabiliriz ve başarılı olabiliriz. O nedenle başlattığımız çalışmalar, takip ediyorsunuz çeşitli aşamalardan geçerek bize göre başarıya doğru ilerliyor. Elbette eksiklikler vardır, yapılması gereken vardır ama bugüne kadar yaptığımız çalışmaların verdiği neticeler bize umut veriyor.

“En geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız”

Demokrasi ittifakını biz en geniş birliktelik olarak tasavvur ediyoruz, tarif ediyoruz. Bu çerçevede sol sosyalist 8 parti ve oluşum olarak bir araya geldik, görüşmeleri devam ettirme kararı aldık. Bunu da basına ortak bir açıklamayla duyurduk. İnanç çerçeveleriyle aynı şekilde görüşmeler, müzakereler yürütüyoruz. Yine Kurdi partilerle bu çerçevede müzakerelerimiz var. Yerel yönetim seçimlerinden kalma ittifakımızı daha da genişletme amacındayız. Kısacası bu ülkede sömürülen, ezilen, dışlanan bütün mağdur ve mazlum kesimleri bir araya getirecek en geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız.

“Seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmaları sıkıntılıdır “

Bu yöndeki çalışmaların temelini ortak mücadele olarak adlandırıyoruz. Yani demokrasi ittifakı olarak kastettiğimiz sadece seçimlere yönelik bir ittifak değil. Bütün bu haksızlıklara, zulümlere karşı ortak mücadeledir. Ortak mücadele zeminini ve hattını oluşturabilirsek seçimler için en geniş ittifakı oluşturmayı sağlarız. Seçimlerin çok önemli olduğunun farkındayız. Önümüzde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri var. Erken veya zamanında, ne zaman yapılırsa yapılsın bu seçimlerin Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını belirleyecek kritik bir dönemeç olduğunun farkındayız. Bu nedenle seçimlerin önemini yok saymıyoruz ama sadece seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmalarının kısır ve sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz. Yani seçimlere odaklı bütün tartışmaların sorunlara çözüm olma konusunda yetersiz kalacağı yönünde inancımız var. Bu inancın gereği olarak demokrasi ittifakının temelini ortak mücadele olarak açıkladık. Ortak mücadeleyi bütün bu saydığım kesimleri içerecek bir birliktelik olarak hedefledik, öyle de tarif edip yürüyoruz. En geniş demokrasi ittifakını kurma konusunda yapılması gerekenlere dair de sizlerden fikirler ve öneriler alacağız. Buradan büyük faydalar üreteceğiz, yolumuzu belirlerken bunlardan yararlanacağız.

“Dersim’in yaşadığı saldırılar sistematiktir”

Dersim’in yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Dersim’in yaşadığı saldırıların sistematik olduğunun bilincindeyiz. Türkiye’de kurulmak istenen zihniyetin bir laboratuvar araştırması olarak görülmesi gerekiyor. İnancına, doğasına, coğrafyasına, diline saldırılan bir kenttir Dersim. Çünkü Alevilik bugün her alanda ayrımcılığa maruz kalan bir inanç. Sadece son örneklere, son tartışmalara baktığımızda bunları çarpıcı bir şekilde görmemiz mümkün.

Biliyorsunuz cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor. Son elektrik zamlarından sonra gelen faturalar cemevlerinin çalışmalarını yürütmesini engelleyecek kadar yüksek. Cemevlerine gelen elektrik faturaları ticarethane tarifesinden hazırlanıyor ve ticarethane tarifesine göre ödeme yapmaları isteniyor. Bugün özelleştirilmiş olan elektrik sektörü tam bir soygun sektörü ve iktidar yandaşlarını en fazla besleyen alan.

“Yüksek faturaların ticarethane tarifesiyle cemevlerine ödetilmesi çok açık ayrımcılıktır” 

Halkın evlerinde yüksek elektrik faturalarıyla karşılaştıklarını biliyoruz. Ancak camiler, mescitler, kiliseler ve sinagoglarda ibadethane statüsü nedeniyle ödenmezken, elektrik faturalarının bu kadar yüksek meblağlarda ticarethane tarifesiyle cemevlerine ödetilmesi çok açık ayrımcılıktır ve saygısızlıktır. HDP, bütün inançların eşitliğini ve özgürlüğünü savunan bir partidir. Alevi kimliğine dönük saldırıların ve ayrımcılığın son bulmasını en samimi ve kararlı bir şekilde talep eden ve bu yönde mücadele yürüten bir partidir. Kuruluşumuzdan beri bütün inançların katılımı, eşit etkisi ve ağırlığı olsun istedik. Parti yapımız böyledir. İnançlara saygı partimizin doğasında vardır, partimizin kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

“Dersim bir direniş kentidir”

Öte yandan Dersim’e yönelik saldırılar, doğaya yönelik saldırıların özel bir örneğini oluşturacak yoğunluktadır. Munzur üzerinde çok sayıda HES yapılıyor, bu HES’ler Munzur’un neredeyse kurumasına ve özünü kaybetmesine neden oluyor. Sadece Munzur’la sınırlı kalmıyor etkiler. Munzur Dağı ve bütün Dersim doğası maden ruhsatlarıyla talan edilmek isteniyor. Oysa Dersim kültürü, bütün bunları içerecek bir bütünlüğe sahiptir. Yani inanç, din, dil, kültür, doğa hepsi iç içe geçerek Dersim kimliğini bütünlüklü olarak oluşturmaktadır.

Dersim’in bu şekilde saldırılara maruz kalmasının, bu saldırılara sistematik bir şekilde uğratılmasının nedenlerini çoğumuz biliyoruz. Dersim aynı zamanda direniş kentidir, boyun eğmeme geleneğinin kentidir. Zulme, baskıya, zorbalığa karşı çıkan direnişin ve mücadelenin zaferidir. O nedenle Dersim’in kimliğini her türlü yolla yok etme planları tesadüf değildir. Sistemli yürütülmesi de ayrıca bu söylediklerimizi kanıtlıyor. Dersim’de kimliği yozlaştırma ve yok etme çabaları aynı zamanda yozlaştırma yöntemleriyle de yürütülüyor. Hepimiz farkındayız, son yıllarda burada başta üniversite olmak üzere çeşitli alanlarda cemaatlerin ve tarikatların hakimiyetine geniş bir saha açıldı. Bu yolla Dersim’in kimliği başka yönden de asimile edilmek isteniyor.

“Dersim’in garnizona çevrilmesi yoksulluğu derinleştiriyor” 

Yine yoksulluk ve işsizlik bağlantılı çeşitli sorunlar dolayısıyla göçler yaşanıyor. Dersim durmadan göç veren bir kent haline geliyor. Bugün genç nüfusun en az olduğu şehirlerden biri de Dersim’dir. Yine üretim alanında, meraların ve yaylaların yasaklanması ve güvenlik bölgeleri ilan edilen bölgeleriyle Dersim’in adeta bir garnizona çevrilmesi yoksulluğu derinleştiren faktörlerdir.

“Eğer ortak mücadeleyi başarabilirsek bütün bu saldırıları durdurabiliriz”

Böylece Dersim insansızlaştırmak, inançsızlaştırılmak ve kimliğinden koparılmak isteniyor. Bütün bu saldırılara karşı duruşun tek yolu vardır o da ortak mücadele. Eğer hepimiz demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük çerçevesinde ortak mücadeleyi başarabilirsek Dersim’de bütün bu saldırıları durdurabiliriz. Türkiye’de de aynı başarıyı yakalarız. Ortak mücadele gelecek dönemi kurmanın en vazgeçilmez yolu olarak karşımızda duruyor. Bir başka saldırı da kimliğin en önemli unsuru olan dile yöneliktir. UNESCO’nun yaptığı “Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası” çalışmasında Türkiye’de 18 dilin bu kategoride yer aldığı tespit edilmiş. 18 dil yok olma tehlikesi altındadır. Yani Kırmancki de yok olma tehlikesi altında yer alan dillerdendir. Ermenice, Hemşince, Süryanice Lazca gibi diller de yine yok olma tehlikesi altındaki dillerdir.

O nedenle bu saldırılar dediğimiz gibi boşuna değil. Dili yok etmek kimliği yok etmenin en etkili yöntemlerden biridir. Dile ve kimliğe sahip çıkma aynı zamanda kendi benliğine ve onuruna sahip çıkmaktır. Dillere yönelik saldırıları püskürtmenin, dilleri yaşatmanın yollarını hep birlikte bulmak zorundayız. Çünkü Türkiye’de bu zenginliği ve bu çeşitliliği koruyarak eşit ortak yaşamı inşa edersek eğer bütün halklar için güzel bir gelecek kurmuş olacağız. Güzel bir dünya kurmuş olacağız. Yeni bir yaşamı kurabilmek için de farklıkları koruyabilmemiz ve eşit muamele görebilecekleri bir düzen kurmamız gerekiyor. HDP olarak bunun için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Eksiklerimiz olabilir, yetersiz kaldığımız konular da olabilir ama özeleştiri yapma ve sizden gelen eleştirileri dikkate alma konusunda samimiyiz.

“İktidar “verdim” dediği şeyleri geri almak için vakit kaybetmiyor”

Krizin ekonomik alanda en derin noktalara ulaştığını da verilerle her gün okuyoruz, yaşıyoruz. Asgari ücrete yapılan zammın, büyük bir şovla takdim edildiği günlerin üzerinden çok fazla zaman geçmedi ama asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Yani bu iktidar “verdim” dediği şeyleri geri almak için, daha fazlasını almak için hiç vakit kaybetmiyor. Güya asgari ücrete, işçi memur ücretlerine zam yapıldı ve bunlar yüksek zamlar gibi yansıtıldı. Ama iktidarın zam furyası emekçilerin, halkın eline geçeni şimdiden eritti.

İşçiler her yerde direniyor. Gördüğümüz gibi bu direnişler sonuç da alıyor. Hakkını elde etmek ve sömürüye karşı çıkmak için direnen bütün işçilere, bütün emekçilere Dersim’den selam gönderiyoruz.

“Savaş politikalarına karşı çıkmak iktidarın temel anlayışına karşı çıkmaktır”

Sorumluluğumuz daha da ciddileşmektedir. Kısacası bizler emek için, adalet için, ekmek için, özgürlük için, demokrasi için ve barış için büyük mücadele ortaklığının kurulmasını istiyoruz. Ekmeği özgürlükten, iş ve aşı demokrasiden çıkarmamız mümkün değil. Bu iktidarın sömürü, talan, ayrımcılık ve ayrıştırma zihniyetinin en önemli aracı savaş politikalarıdır. Savaş politikalarına birlikte karşı çıkmak da bu iktidarın temel anlayışına karşı çıkmak demektir. Bu nedenle savaş politikalarını her alanda reddeden ortak duruşu her alana yaymak durumdayız. Savaş politikalarına karşı mücadele yürütüldüğünde aynı zamanda büyük barış için de büyük mücadele yürütülmüş olur. Amacımız Türkiye’de büyük barışı kurmaktır. Bu büyük barışın en büyük anahtarı da Kürt sorununda demokratik çözümdür. Ama sadece bundan ibaret değildir. İnançların eşitliğini ve özgürlüğünü sağlamaktır. Bugüne kadar ayrımcılıktan, katliamdan, zulümden açılan yaraları sarmanın yolu büyük yüzleşmedir. Yüzleşme için en önemli örneklerden biri Dersim Katliamıdır. Dersim Katliamıyla yüzleşmeden Dersim’e yönelik sistemli saldırıların sebebini ve amacını anlamak mümkün değildir. Katliam hangi zihniyetle yapıldıysa, o zihniyet bugün aynı nedenlerle Dersim’i hedef alıyor. O katliama neden olan zihniyetle yüzleşmek ve hesaplaşmak geleceği barış üzerine kurmanın en önemli şartlarından biridir. Bu sadece Dersim için değil bütün Türkiye, Türkiye’deki halklar ve inançlar için geçerlidir.

Bir kez daha bizlerin inançların özgürlüğü ve eşitliği, inançlara saygı konusunda herhangi bir taviz vermemizin söz konusu olmadığını belirtmek isterim. Son günlerde bir milletvekilimizin konuşması üzerinden yürütülen linç kampanyasına da kısaca değinmek istiyorum. Arkadaşımız, iktidarı eleştirirken kullandığı ifadelerinden dolayı “İslam inancına saldırmak”la suçlanıyor. Oysa HDP’nin herhangi bir inanca saygısızlık yapması doğasıyla, yapısıyla çelişir. Bizim herhangi bir inanca saygısızlık yapmamız düşünülemez. Konuşmanın bağlamından koparılarak buraya yerleştirilmesinin özel sebepleri olduğunu biliyoruz. İnanç üzerinden siyaset yürütme çabası, inancı istismar ederek iktidarı sürdürme hevesi ve hırsı bu iktidarın özelliğidir.

“İnançların tamamına saygıda kusurumuz olmaz”

Kendisinin bu özelliğini başkasına yansıtma yoluyla kampanyalar yürüterek sonuç almayı bekliyorsa iktidar yanılıyor. Bizlerin inançlara saygısızlık anlamına gelecek en ufak bir sözü ve davranışı olmaz, olamaz. Olduğunda da mutlaka bu kendi içimizde tartışılır, sorgulanır. Eğer gerçekten herhangi birimiz, herhangi bir şekilde bu ilkelerle bağdaşmayan bir tutum içinde olmuşsa bunun da değerlendirmesini kendi içimizde yaparız. İktidarın trollerinin ve yandaş basının HDP’ye inanç ve İslam düşmanlığı üzerinden saldırması, esasen ayrıştırma ve kutuplaştırma politikasının başka araçlarla her fırsatta yeniden devreye sokulmasından başka bir anlam taşımıyor. İnançların tamamına nerede olursa olsun saygıda en ufak bir kusurumuz olmaz. Buna izin vermemiz de söz konusu olmaz. Çünkü inançlara yönelik ayrımcılığın ne gibi derin yaralara yol açtığını bilen ve bunların olmadığı bir düzen inşa etmeyi hedefleyen bir partiyiz. O nedenle buradan yürütülen kampanyalara da aynı açık sözlülükle cevap verme konusunda en ufak bir sıkıntımız olamaz.

Sizleri dinlemektir esas buluşma nedenimiz. Tekrarlamak istiyorum önümüzde çok önemli bir görev var, tarihi bir görev. Geçen Haziran’da burada yaptığım konuşmada 2022 yılının final yılı olacağın söylemiştim. Tekçi, baskıcı, talancı, rantçı, zihniyet ile eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve adalet arayan zihniyet arasında hesaplaşmanın final yılı olacağını belirtmiştim. Bu final yılının gereğini yapabilmek, bu final mücadelesinin hakkını verebilmek için birleşmemiz gerekiyor. Ayrışma nedenlerini değil buluşma noktalarını bulmamız ve onlara yoğunlaşmamız gerekiyor. Nerelerde buluşabileceğimizi konuşmamız gerekiyor.

“Farklılıklarımızla ortak hedefe yürümeyi öneriyoruz, bunun en önemli merkezinin de Dersim olacağına inancımız tamdır”

Mücadele ortaklığı aynı zamanda birlikte tartışmayı da içerir, sorgulamayı ve eleştiriyi de içerir. Eğer birbirimize eleştirimiz, birbirimize herhangi bir uyarımız olacaksa omuz omuza yürürken bunu yapmanın önünde herhangi bir engel yoktur. İlkelerimiz ve hedeflerimiz bellidir. Bunların içini, mücadele ortaklığında ve sahada hayatın her alanında doldurmamız asıl bekleyen görevdir. Elbette farklı fikirler olacaktır. En geniş demokrasi ittifakı dediğimiz zaman herkesin bütün fikirlerde aynılaştığı bir buluşmayı kastetmiyoruz, aksine farklılıklarımızla ortak hedef yürümeyi öneriyoruz. Bunu başaracağımıza inancımız tamdır. Bunun en önemli merkezinin de burası olacağına, Dersim olacağına inancımız tamdır. Dersim zorluklara rağmen farklılıkları ayrışma nedeni yapma tuzağına düşmeyecektir. Tam tersine bütün farklılıklarıyla buluşarak ortak hedefe yürümenin en güçlü örneğini ortaya koyacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den ‘Atama’ Tepkisi

İktidarın öğretmen atamalarına ilişkin yaptığı açıklamalara tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “İktidarın 90 üstü puan alıp mülakatta elenen, öğrencilerine kavuşamadığı için marketlerde çalışan, çaresizlikten intihar eden öğretmenlerimizin haberi var mı? Yok. Algı zirvede atama yerde… Yazıklar olsun!” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, öğretmen atamalarıyla ilgili sosyal medya paylaşımında bulundu. Akşener, #AlgıZirvedeAtamaYerde etiketiyle yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

İktidar, 74 bin öğretmen ataması yaptığını iddia ediyor… Peki ya bu atamalardan; 90 üstü puan alıp mülakatta elenen, öğrencilerine kavuşamadığı için marketlerde çalışan, çaresizlikten intihar eden öğretmenlerimizin haberi var mı? Yok. Yazıklar olsun!

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 15 bin öğretmenin ataması gerçekleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan törende yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Mevcut öğretmenlerin yüzde 73’ü bizim hükümetlerimiz döneminde atanmıştı. Sadece son iki yılda 77 bin 572 genç öğretmenimizi okullarıyla buluşturduk. Bu gün gerçekleştireceğimiz 15 bin öğretmen atamasıyla toplam 729 bin 487 öğretmenimizi atamış olacağız.“

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisinin Genel Başkanı Bir Araya Geliyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun daveti üzerine altı muhalefet partisinin lideri 12 Şubat Cumartesi günü çalışma yemeğinde bir araya gelecek.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışmasını Aralık ayı sonu itibariyle tamamlayan altı siyasi partinin lideri ikili buluşmaların ardından, ilk kez ortak bir platformda buluşacak.

CHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kılıçdaroğlu’nun daveti üzerine çalışma yemeğinde bir araya gelecek.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; CHP kaynaklarının verdiği bilgiye göre bu buluşma, hem “güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışması”nın kamuoyuna duyurulma takvimi hem de seçimlere dönük bundan sonra izlenecek yol haritasının ele alınacağı ilk toplantı olacak.

Kılıçdaroğlu ve CHP’yi hedef alan 10-12 bin hesap var

Öte yandan CHP, Twitter’dan Kılıçdaroğlu ve partiyi hedef alan trol hesaplarla ilgili raporunu da açıkladı. Trol hesaplardan üretilen 754 bin 975 gönderi üzerinden yapılan incelemeye göre CHP ve Kılıçdaroğlu aleyhine aylık bazda “faaliyet gösteren” ortalama 10-12 bin trol hesap bulunuyor ve bu hesaplar yine aylık bazda ortalama 250-300 etiket üretiyor.

CHP’nin tespitine göre bu hesapların ürettikleri paylaşımlar ağırlıklı olarak küfür, hakaret, küçük düşürücü ve aşağılayıcı-alaycı içeriklerden oluşuyor. En önemli trol hesapların isimlerinin yer aldığı raporda, trol hesapların “karakteristik özellikleri” şöyle ifade edildi:

“CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu hedef alan organize trol hesaplar çoğunlukla gerçek bir kimliğe sahip bulunmamaktadır. Bazı trol hesapların adlarında genellikle dört ve daha fazla rakam bulunmaktadır. Bu durum trol hesapların rastgele oluşturulduklarına işaret etmektedir.

“Trol hesapların bir diğer karakteristik özelliği de kullanıcı adlarının belirli bir siyasal partiye, ideolojiye ya da kişiye atıfta bulunması ya da bunlarla özdeşleşmesidir. Dikkat çekici bir başka özellik ise bu hesapların profilleri ya belirli bir siyasal partinin Genel Başkanının fotoğrafını, ya dini veya milli bir sembolü ya da ‘güzel’ veya ‘yakışıklı’ olarak tanımlanacak kadın/erkek görsellerini içeriyor olmasıdır.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 100 Bin Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 98 bin 715 yeni vaka tespit edilirken, 221 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Salgının etkisini en aza indirmek aşılarımızın tam olmasına bağlı.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 421 bin 435 test yapılırken, 98 bin 715 yeni vaka tespit edildi. 221 kişi hayatını kaybederken, 80 bin 402 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Tedbirler, Omicron varyantıyla mücadele ettiğimiz Covid-19’u aşmak için gerekli ama yeterli değil. Çünkü maske ve mesafe virüsün bulaşmasını önlese de gerçek hayat şartları bunları yüzde yüz uygulamaya elvermiyor. Salgının etkisini en aza indirmek aşılarımızın tam olmasına bağlı.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

“Süleyman Soylu’nun Yerine Efkan Ala Getirilecek” İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta kabinede revizyon devam edeceği yönündeki konuşması sonrası sıradaki bakanın kim olacağı merak konusu oldu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sıradaki gönderilecek bakan olduğu kulislerde konuşulurken kendisinin yerine kimin getirileceği tartışma konusu olmuştu.

Korkusuz yazarı Ahmet Takan bugünkü yazısının bir bölümünde Süleyman Soylu’nun yerine getirilecek bakanla ilgili iddiasını yazdı. Takan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gönderilen bakanların yerine daha önce kabinede görev yapmış bakanların getirilmesi taraftarı olduğunu “Eski bakanlara nur yağdı” sözleriyle öne sürdü.

Bu doğrultuda Ahmet Takan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yerine 2013-2015 ve 2015-2016 yılları arasında İçişleri Bakanlığı görevi de yapmış olan Ekran Ala’nın getirileceğini öne sürdü. Takan AK Parti’de Soylu’nun yerine getirilmesi beklenen Efkan alayla ilgili tam mutabakat sağlandığını ve bu konudaki görüşlerini ve şu sözlerle ifade eti:

“AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, hafta başında, saray divanı toplantısından sonra yaptığı açıklamada ‘bakanlarda yeni değişiklikle olabilir’ sinyali vermesiyle partisinin kulislerini müthiş bir heyecan sardı. Adeta ‘gidenler’, ‘gelenler’ borsası kuruldu. Eski bakanlara nur yağdı!. Konuşulanlardan bir tanesini örnek vereyim; AKP kulislerinde Efkan Ala’nın tekrar İçişleri Bakanlığı’na getirileceği konusunda tam mutabakat var.”

Efkan Ala kimdir?

Efkan Ala, 21 Şubat 1965 tarihinde Gönül ve Temel Ala çiftinin çocuğu olarak Erzurum’un Oltu ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Oltu ilçesine bağlı Çanakpınar köyünde tamamladı.

Orta ve lise öğrenimini Erzurum İmam hatip lisesi’nde tamamlamasının ardından 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yüksek Lisansını Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde İktisat alanında yaptı.1988 yılında kaymakamlık stajına başladı.

İki yıl Sakarya Valiliği maiyet memurluğu, bir yıl İngiltere’de hizmet içi eğitimden sonra, ikişer yıl Dernekpazarı, Kabataş ilçelerinde kaymakamlık, Tunceli’de vali yardımcılığı yaptı. İçişleri Bakanlığında Eğitim Şube Müdürlüğü, İller İdaresi Daire Başkanlığı, Turizm Bakanlığı’nda Eğitim Genel Müdürlüğü ve Müşavirlik görevlerinde bulundu.

13 Şubat 2003 tarihinde Batman valiliğine atandı. Batman valiliğinden sonra 14 Eylül 2004 tarihinde Diyarbakır Valiliği’ne atandı. 10 Eylül 2007 tarihinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevine getirildi.

İçişleri Bakanı Muammer Güler’in yerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 61. ve 62. Türkiye Hükûmetlerinde dışarıdan atama yolu ile İçişleri Bakanlığı’na atandı. Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Erzurum milletvekili olarak meclise girdi.

Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti Bursa milletvekili olarak tekrar meclise girdi. 24 Kasım 2015 tarihinde Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan 64. Türkiye Hükûmeti’nde yeniden İçişleri Bakanlığı görevine atandı. Davutoğlu’nun istifa etmesinin ardından Binali Yıldırım tarafından kurulan 65. Türkiye Hükûmeti’nde İçişleri Bakanlığı görevine devam etti. 31 Ağustos 2016 tarihinde İçişleri Bakanlığı görevinden istifa etti.

Türk bürokrat, siyasetçi ve eski İçişleri Bakanı. İçişleri Bakanlığı görevini Aralık 2013 ve Mart 2015 tarihleri arasında sürdürmüş, 24 Kasım 2015 tarihinde tekrar başlamıştır. Bu görevinden önce 2007 ve 2013 yılları arasında Başbakanlık müsteşarlığı görevini sürdürmüştür. 2003 ve 2004 yılları arasında Batman, 2004 ve 2007 yılları arasında ise Diyarbakır valisi olarak görev yapmıştır.

Efkan Ala, 31 Ağustos 2016 tarihinde yaklaşık üç yıldır sürdürdüğü İçişleri Bakanlığı görevinden istifa etti. Ala’dan boşalan İçişleri Bakanlığına Süleyman Soylu atandı. Ala, AK Parti 27.dönem Bursa milletvekili adayı olarak gösterilmiştir. Gülseren Ala ile evli olan Efkan Ala iki çocuk babasıdır.

Paylaşın

Kovid 19 Salgını: Türkiye’de Tam Doz Aşılı Oranı Yüzde 30

Kovid 19’da vakalar katlanarak artarken aşılama oranı ise düşüyor ve yükselen salgına yönelik Sağlık Bakanlığının gündeminde tedbir almak ise yok. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Uzman Doktor Nasır Nesanır, salgının seyri ve Omikron varyantına ilişkin Evrensel’den Kübra Kırımlı’ya dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

Omikron varyantı nedeniyle son beş haftada enfekte olan insan sayısının pandeminin başından bu yana hastalanan insan sayısından daha fazla olduğuna vurgu yapan Nesanır “Omikron’da 2 doz aşıdan 25 hafta sonra koruyuculuk yüzde 9 iken, ek doz aşının yani 3, doz aşıdan 2 hafta sonra koruma yüzde 63’e yükseliyor. Bu durum 2 doz Kovid-19 aşısının Omikron’a karşı yalnızca orta düzeyde ve kısa süreli koruma sağladığını gösteriyor. Türkiye’de tam doz aşılı nüfus oranının yüzde 30’larda olması tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır” dedi.

Hakim varyant Omicron ama…

Çok hızlı bulaşan Omikron’un hastalığa yakaların sayısını kat be kat artırdığını belirten Nesanır “Bu yüzden Omikron hafif seyretse de önemli sayıda hastaneye yatış ve ölüm gerçekleşecektir” dedi. Ocak 2022’de yaşanan ölümlerin önemli bir bölümünün ise Delta varyantı kaynaklı olduğuna belirten Nesanır, hakim varyantın Omikron olmasına rağmen yine de ölümlerin çoğunun Delta varyantı kaynaklı olduğunu söyledi.

3 doz mrna aşısı yüzde 95 koruma sağlıyor

Aşısız ya da eksik aşılıların hem Delta’ya hem de Omikron’a yakalanma riskini fazlasıyla arttırdığını ifade eden Nesanır, “Bu durumda hastaneye yatış ve ölüm oranı da artıyor” dedi. Nesanır, ayrıca 3 doz mRNA aşısının Omikron varyantından hastaneye yatış ve ölümü önlemede yaklaşık yüzde 95, iki doz aşının ise yüzde 80 ila 85 etkili olduğu bilgisini vererek “Herhangi bir iki doz Kovid-19 aşısı ikinci dozundan yaklaşık 6 ay sonra, 50 yaş ve üzerindekilerde ölümlere karşı yüzde 60 koruyor” diye konuştu.

Aşılama belirleyici olacak…

2 doz aşının tam koruma sağlamadığı uzmanların ve DSÖ’nün hatırlatma dozlarının mutlaka yapılması çağrılarına rağmen Türkiye’de aşılama istenilen durumda değil. 2 doz Kovid-19 aşısının semptomatik Omikron enfeksiyonuna karşı yalnızca orta düzeyde ve kısa süreli koruma sağladığını belirten Nesanır “Türkiye’de tam doz aşılı nüfus oranının yüzde 30’larda olması tehlikenin büyüklüğünü ortaya koymaktadır” dedi.

Omikron dalgasında ana belirleyicinin aşı olacağına vurgu yapan Nesanır, “Omikron varyantı nedeniyle ölenlerin çok büyük çoğunluğunun aşısız ve eksik doz aşılı olduğunu göz önüne aldığımızda başta risk grupları olmak üzere aşılamayla ilgili zorunlu düzenlemeler yapılmalı. Bu düzenlemeyi yapan ülkeler Omikron dalgasında daha az sorun yaşayacaklar” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Saadet Partisi’nden TÜİK’e Özel Video: Düşük Enflasyonunun Sırrı…

Saadet Partisi, TÜİK’i sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile eleştirdi: “Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı.”

Videoda, “Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı” denildi.

Saadet Partisi, kozmetik krem reklamına benzeterek hazırladığı video ile Türkiye İstatistik Kurumu’nu (TÜİK) eleştirdi. Videoda, “Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı” denildi.

Saadet Partisi tarafından “Gerçek rakamlara karşı geliştirilmiş yeni formülüyle; TÜİK” isimli bir video hazırlandı. Partinin sosyal medya hesabından yayınlanan videoda TÜİK eleştirilirken; el bakım kremleri ile TÜİK yayınladığı istatistikler birbirine benzetildi. Videoda şu ifadeler yer aldı:

“Yıl boyunca tahriş olan ekonomi için TÜİK bakım serisi, gerçekleri kapatmada yüzde 48’e kadar etkili. Düşük enflasyonun sırrı TÜİK’in yeni formülünde saklı, böyle daha ışıltılı.”

Paylaşın

CHP’den Troller Raporu: 12 Bin Hesap, Ayda 300 Bin Tweet

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’ye yönelik hakaretler içeren sosyal medya içeriklerini üreten trol hesaplara ilişkin hazırlanan araştırma raporunda çarpıcı tespitler yer aldı.

Organize trol faaliyetlerini mercek altına alan çalışmada, trol hesaplardan CHP ve Kılıçdaroğlu hakkında aylık 400 gönderiye ulaşan sıklıkta içerik üretildiği ve altı ayda 300 binin üzerinde gönderinin yaygınlaştırıldığı belirlendi.

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre; Bir araştırma grubu tarafından hazırlanan ve trol faaliyetlerinin incelendiği rapora temel oluşturan veri seti, yüksek oranda Kılıçdaroğlu’nu ve düşük oranda CHP’yi etiketleyen 754 bin 975 gönderiden oluştu. Nisan 2021-Eylül 2021 tarihleri arasındaki altı aylık dönemi kapsayan incelemede özetle şu bulgulara ulaşıldı:

Küfür, hakaret: CHP ve Kılıçdaroğlu aleyhinde aylık bazda düzenli faaliyet gösteren ortalama 10-12 bin hesabın olduğu ve bu hesapların aylık bazda ortalama 250-300 arasında hashtag ürettikleri belirlendi. Bu hesapların ürettikleri paylaşımlar ağırlıklı olarak küfür, hakaret, küçük düşürücü ve aşağılayıcı-alaycı içeriklerden oluşmaktadır.

Ayda 400 içerik: Bu hesaplar aylık 400 gönderiye ulaşan sıklıkta içerik üretebilmektedir. Rapora konu olan zaman diliminde içerik sayısı 300 bini geçmiş durumdadır.

Piramit yapılanma: Lider trol ekibinde @sencer_2023_, @avicenna_Razi, @themarginale ve @TheLaikYobaz gibi yüklenici trol hesaplar yer almaktadır. Bunların altında ise @KANLINEVZAT35, @_trakyali, @SERVETK73804671, @Sabrikontek, @3461_kmn , @Abdulla72476125 ve @JAWARECEP8 gibi taşeron trol hesaplar yer almaktadır.

Balkon isimli destek grubu: Piramidin en altında ise destek grubu olarak nitelendirilebilecek daha az sıklıkta içerik üreten, @2023TRKY, @Reis_Rte_Reis, @Vatann_Millett, @ak_balkon, @esma43188066, @KARA_DAVUT_OF61 ve @emirbrkt gibi kullanıcılar bulunmaktadır. Bu hesaplar, üretilen içerikleri dolaşıma sokmaktadır.

Sahte kimlikler: Organize trol hesaplar çoğunlukla gerçek bir kimliğe sahip bulunmamaktadırlar. Bazı trol hesapların adlarında dört ve daha fazla rakam bulunması rastgele oluşturulduklarına işaret etmektedir.

Siyasi parti çağrışımlı: Kullanıcı adları belirli bir siyasal partiye, ideolojiye ya da kişiye atıfta bulunmakta ya da bunlarla özdeşleşmektedir. Bu hesapların profilleri ya bir siyasal partinin genel başkanının fotoğrafı ya dini veya milli bir sembol ya da güzel veya yakışıklı olarak tanımlanacak kadın-erkek görsellerini içermektedir.

Organize retweet: Bu hesaplar, etkileşimi artırmak için çoğunlukla organize retweet trafiğine başvurmaktadırlar.

Tek kaynak: Trol hesaplar tek bir kaynaktan çıkmışçasına büyük oranda benzer içerikleri paylaşmaktadır.

Hepsi kayıt altında: Trol hesapların kullanıcı hesapları sıklıkla kapanabilmekte, kapanan hesap adları değiştirilerek farklı adlar adı altında yeniden aktive edilebilmektedir. Bu durumda olan hesaplardaki tüm bilgiler kayıt altına alınmıştır. Ayrıca isim değişikliği ya da farklı nedenlerle aktivitelerine devam edilen kullanıcılar da bilinmektedir.

Fake takipçiler: Trol hesaplar kısa zaman önce açılmış olsa bile binlerce takipçiye sahip olabilmektedir. Bu durum, hesapların fake olarak adlandırılan sahte takipçilere sahip olmalarından kaynaklanmaktadır.

Karşı propaganda yöntemleri yapılıyor

Trol hesapların hashtag ve içerik üretirken kullandıkları üç temel yöntem de raporda yer aldı. Bunlardan ilkinin belirli bir trol kullanıcı grubunun CHP ya da Kılıçdaroğlu hakkında gösterdikleri refleksle ortaya çıktığı belirtildi. Buna göre, CHP ya da Kılıçdaroğlu, “128 milyar dolar nerede?” gibi bir açıklama ile gündem olduğunda, trol hesaplar hemen, “128 milyar dolar yalanı” gibi hashtagler ile gündemi sabote edici tweetler üretiyor.

Belirli bir hedefe odaklanan troller, yine “Hemen seçim” gibi belirli bir hashtag altında devam eden tartışmaya dahil olup manipülasyon amaçlı içerikleri dolaşıma sokuyor. Bu faaliyet sırasında ayrıca alay, aşağılama, küfür ya da hakaret içeren içerikler üreterek tartışmalar bozguna uğratılmaya çalışılıyor.

Bir diğer yöntemde de trol kullanıcı grubu, CHP’yi ya da Kılıçdaroğlu’nu doğrudan hedef alarak itibarsızlaştırmaya çalışıyor. CHP’nin ya da Kılıçdaroğlu’nun hesaplarından yapılan paylaşımların altına küçük düşürücü hashtagler üretilerek bu paylaşımların yurttaş nezdinde kabul görmediği algısı yaratılıyor.

Rekor kanlınevzat adlı hesaba ait

754 bin 975 gönderinin incelendiği çalışmada, trollerin içerik üretim sıklığı da incelendi. İncelenen dönemde en fazla paylaşım yapılan hesabın Kılıçdaroğlu’nun, “Sapığım” dediği Nevzat Kanlı’ya ait olduğu ileri sürülen @KANLINEVZAT35 isimli hesaptan yapıldığı tespit edildi. Buna göre, bu hesap adı altında 4 bin 752, @_trakyali hesabından 4 bin 635, @SERVETK73804671 isimli hesaptan 3 bin 672, @Murat19781848 hesabından 3 bin 315 adet paylaşım yapıldı.

Aylık ortalama 250-300 arasında değişen sayıda üretildiği belirlenen hashtaglerde de ilk sırayı “#yalancıkemal” hashtagi aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yaygın kullanılan, “Yalancı” nitelemesini içeren bu hashtagler 26 bin 450 kez dolaşıma sokuldu. “#OZURDİLEKILIÇDAROĞLU” hashtagi 10 bin 460 “#YalancıBayKemal” hashtagi 8 bin 30, “#YALANCICHP” hashtagi ise 5 bin 380 kere kullanıldı.

Paylaşın

Davutoğlu, Karamollaoğlu’nu Ziyaret Etti: Üzerimize Düşen Sorumlulukların Bilincindeyiz

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu Saadet Partisi Genel Merkezi’nde ziyaret etti. İki saatten fazla süren görüşmenin ardından Davutoğlu ile Karamollaoğlu kameraların karşısına geçerek ortak açıklama yaptı. 

SP Lideri Karamollaoğlu Davutoğlu’na ziyareti için teşekkür ederken GP Lideri Davutoğlu, Türkiye’nin çok kritik bir eşikten geçtiğini ve tarihi bir dönemeç noktasında olduğunu belirtti.

Davutoğlu, ekonomik krize dair yaptığı değerlendirmesinde “Son açıklanan enflasyon rakamları dahi, dünyanın en yüksek enflasyon rakamlarına sahip Türkiye’yi ekonomik krizlerle karşı karşıya kalması bağlamında nereye getirdiğini ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı ve görüşmeye dair şunları söyledi:

“2001’den bu yana ulaşılan en yüksek rakamlar. Bir anlamda iktidar Türkiye’yi, AK Parti iktidara giden yolda en önemli şiar olan yoksullukla mücadele konusunda Türkiye’yi 2001-2002 tarihine geri götürdü. Yolsuzluklar konusunda neredeyse o dönemdeki yolsuzlukları aşan bir sisteme bizi getirdi. Yasaklar herkesçe malum. Medya üzerinde, basın, düşünce özgürlüğü üzerindeki yasaklar var. Böyle bir tablo ile Türkiye’nin kendisini gelecek yıllara, nesillere hazırlaması, herkesin huzur içinde yaşaması, insan onuruna yakışır bir hayat standardına ulaşması çok zor görünüyor. Burada sorumluluk, iktidar partilerinin omuzlarındadır. Sayın Erdoğan’ın, Sayın Bahçeli’nin, AK Parti’nin ve MHP’nin omuzlarındadır. Desteklemekte olan Vatan Partisi ve destekleyen birçok bileşenle iktidar mensuplarının üzerindedir sorumluluk. Tarihin vebali de onların üzerinde.”

Yoksullukla ilgili çok sayıda mesaj geldiğini aktaran Davutoğlu, “Kış günü her yerden mesajlar geliyor. Bebeğini ısıtamayan annenin, yaşlıların vebali onların omuzlarında. Elektriğe ve doğal gaza gelen zamla birlikte esnafımız ve vatandaşımız ikinci bir kira ödüyor. Bu yükün altında eziliyor. Böyle bir tablo karşısında siyasi partilerin varoluş güvencesi olan milletin huzuru ve refahı için çaba sarf etme prensibi, muhalefete de bir sorumluluk yüklüyor” dedi.

‘Üzerimize düşen sorumlulukların bilincindeyiz’

“İktidar yaptıklarıyla sorumludur. Muhalefet de yapmadıkları ve yapamadıklarıyla sorumludur” diyen Davutoğlu, “Hepimiz sorumlulukla karşı karşıyayız. Sayın Karamollaoğlu ve çok değerli ekibiyle çok güzel bir istişare gerçekleştirdik. Kendisinin sağlık sorunları nedeniyle birkaç haftadır telefonda görüşmelerimiz oldu ama bizzat görüşme şansımız olmamıştı. Gelişmelerden birbirimiz haberdar ettik. Üzerimize düşen sorumlulukların bilincindeyiz. Özellikle söylemek isterim ki Saadet Partisi ve Gelecek Partisi arasında, iki parti arasında olabilecek en yakın ilişki bu dönemlerde sürdü” şeklinde konuştu.

“Ben adalete güvenmiyorum”

İki lider gazetecilerin sorularına da yanıt verdi. Avrupa Konseyi’nin Osman Kavala’ya ilişkin kararı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AİHM’e yönelik sözleri hatırlatılan SAADET lideri Karamollaoğlu, “Bundan yirmi sene önce Sayın Cumhurbaşkanının uluslararası kurumlarla ilgili söylediklerini dinlemeye okumaya ihtiyaç var” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte farklı bugün farklı açıklamalar yaptığına dikkat çeken Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mahkemelerin kararlarını yorumlama noktasına gitmeyeceğim. Çünkü onların da yeri geldiği zaman çok yanlış tavır sergilediklerini biliyorum. Ama ikilikçi olmaz. Bir yerde onlara sığınacaksınız, işinize gelmediği zaman da onları bir kenara iteleyeceksiniz. Bu doğru bir yaklaşım değil. Biz aynı konuyu özellikle İsrail’le olan münasebetlerde de görüyorum. Başlangıçta bambaşkaydı, arkasından ‘One minute’ ile tavır koyduk güya. Şimdi de tek kurtuluş yolu neredeyse onlarla bir araya gelmek gibi gözüküyor. Eğer uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar tekrar özden geçirebilirse, somut deliler varsa somut delilere itibar etek icap etmek gerekir. Üzülüyorum. Uluslararası mahkemelere biz milli görüşçüler olarak pek itibar etmeyebiliriz, gerekçelerimiz var. Amma AK Parti’nin, Türkiye’de adalete güven bütünüyle ortadan kalkmışken, ben adalete güvenmiyorum. Allah muhafaza etsin. Herhangi bir şey benim veya yakınımın başına gelir de mahkemeye giderse oradan adil bir karar çıkacağına itimadım yok. Bunu hakimleri tenzih ederim ama verilen kararlara uymamak AK Parti’nin şiarı haline geldi. Kavalayı tanımam bilmem ama bir mahkeme insanı beraat ettiriyor, arkasından da ‘ben ille içeride tutacağım’ diye yeniden içeriye alıyorsanız orada çok ciddi sorunlar var manasına gelir.”

Avrupa Konseyi’nin Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bir yapı olduğunu belirten Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nde ev sahibi olduğunu söyledi.

Davutoğlu, “Türkiye bu duruma düşürülemez. AİHM’de bir Türk hâkime var orada. Onu çekiyor musunuz? Kavala dosyasından bağımsız söylüyorum, bu bir utanç. Türkiye kendi üyesi olduğu, bakanlar komitesinde temsil edildiği, başkanlık yaptığı bir yapıda yargılanır bir duruma düşmüştür. Sebep ne? Gezi olaylarından suçlanan Kavala 2013’ten 2017’ye kadar herhangi bir tahkikat yapılmıyor. AİHM de şu vardıysa neden bu kadar bekledin diyor. Teknik bir hukuki süreç olarak başlıyor. Oradan bırakılıp başka bir yerden tutuklanıyor. Bütün bunlara değer mi Allah aşkına? Davadan bağımsız olarak söylüyorum. Ona mahkemeler karar verir. Ama Türkiye’nin dünyada böylesine yalnız bırakıldığı ikinci bir dönem yoktur” dedi.

AK Partili vekiller Vahit Kiler ve Ekrem Çelebi’nin, Van İl Müftülüğü’nden mülakatlarda bazı kişiler için torpil istediği iddia edilen belgeler de iki lidere yöneltilen sorular arasında yer aldı.

“Torpil belgesi diye bir belgeyi de ilk defa duyuyorum” diyen Karamollaoğlu, “İlk defa torpil belgesi ortaya çıkıyor gibi. Ben şimdiye kadar torpil olmayan atamanın yapılmadığı kanaatindeyim. Belgesi var mı yok mu bilmiyorum. Ama bu dediğiniz geçmişten beri Türkiye’de uygulanan ifadeler herhalde. Onun burada bir kere gündeme getirilmiş olmasını sanki çok mühim bir hadise gibi takdim etmeyi de abartılı buluyorum çünkü maalesef bugün tayinlerde yandaşlık gözetilmeden kimseye paye verildiğini düşünmüyorum. Çok abartılı bulmuyorum bunu” ifadelerini kullandı.

“Bütün kurumlarda görülen bir hastalıktır”

Objektif olmayan kamu istihdamının bir yolsuzluk türü olduğunu belirten Davutoğlu ise “Geçmişte bunlar münferit olarak referans gibi olurdu. O da yanlış. Şimdi mülakat sistemiyle bu kurumsallaştı. Sistemleşti. Eskiden tek tek olan olaylar sistemin kendisi halini aldı. Sadece Diyanet’le sınırlı değil, bütün kurumlarda geçerli olan uygulama haline geldi. Diyanet’in istihdamda mümkün olduğu ölçüde kendi özerk yapısını kazanması ve tek kriterinin İslam dininin yüce değerlerini temsil dışında herhangi bir kriterin olmaması itizar eder. Bu bütün kurumlarda görülen bir hastalıktır. Mülakat bugün bu sistemin ana unsuru olması bağlamında bir hastalığa dönüşmüştür. Gelecek Partisi iktidarında mülakata son verecek, liyakati esas alacak kamu alımını hayata geçireceğiz” diye konuştu.

(Kaynak: Gazeteduvar)

Paylaşın

ABD’deki Halkbank Davasında Kritik Gelişme

ABD’nin New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Rıza Sarraf davasında sanık olarak yargılanan Halkbank’ın, davanın düşürülmesiyle ilgili ABD Anayasa Mahkemesi’ne yapacağı başvuru süresi uzatıldı.

Uzatma kararı ABD’nin en yüksek mahkemesi olan Anayasa Mahkemesi Katipliği’nden, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne, Halkbank’ın ABD’deki avukatlarına ve Anayasa Mahkemesi’nin ilgili bölümüne gönderildi.

ABD Anayasa Mahkemesi’nin uzatma kararında, Halkbank’ın bir alt mahkeme aracılığıyla dosyalarının incelenmesi konusunda yapacağı başvuru süresinin Anayasa Mahkemesi Üyesi Hakim Sonia Sotomayor tarafından incelendiğini, Halkbank’ın itirazıyla ilgili dosyasını en geç 13 Mayıs tarihine kadar verebileceği belirtildi. Kararda bu sürenin daha önce 31 Ocak tarihi olduğu da belirtildi.

Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu, 14 Aralık tarihinde temyiz talebini reddeden İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından açılmıştı.

Temyiz başvurusu iki kez İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nde reddedilen Halkbank, ABD’deki avukatları aracılığıyla 10 Ocak’ta İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne verdiği 20 sayfalık dilekçede, “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında olmasına rağmen temyiz başvurusu iki kez reddedilen davanın, Anayasa Mahkemesi’ne sevkini istemişti. Mahkeme ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin kararına kadar bir alt mahkemedeki yargı sürecini de durdurma kararı almıştı.

Halkbank, mahkemeye sunduğu 20 sayfalık dilekçede, daha önce “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında benzer davalardan örnekler sunmuş, Anayasa Mahkemesi’nde haklarını arayabileceklerini belirtmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin Halkbank’ın başvurusunu duruşma takvimine alıp almayacağı ise henüz belli değil. Anayasa Mahkemesi, Halkbank’ın 13 Mayıs tarihine kadar kendilerine iletecekleri dilekçeyi inceledikten sonra başvuruyu değerlendirip değerlendirmeyeceği konusundaki kararını verecek.

Sarraf soruşturmasını yürüten New York Güney Bölgesi Başsavcılığı, İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne daha önce yaptığı başvuruda, Halkbank’ın dosyasının Anayasa Mahkemesine sevk edilemeyeceği iddia etmişti.

Halkbank ise İran, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki para hizmeti sağlayıcıları ve paravan şirketler kullandığı’ iddiasıyla kendisine yöneltilen ‘banka dolandırıcılığı’, ‘kara para aklama’ ve ‘komplo’ başlıklı suçlamaları reddediyor.

Halkbank daha önce “Yabancı Devlet Dokunulmazlık Yasası” kapsamında “ABD’de yargılanamayacağı'” gerekçesiyle temyiz mahkemesine yaptığı başvuru sonuçlanana kadar, federal mahkemedeki yargı sürecinin askıya alınmasını istemişti. Federal Mahkeme bu talebi kabul etmeyince, Halk Bankası Temyiz Mahkemesine başvurmuştu.

Paylaşın