Ekonomi Odaklı Seçmen AK Parti’den Koptu

MAK Danışmanlık’ın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AK Parti hükümetinin ekonomi yönetiminin de anketlere göre çok başarısız olduğuna dikkat çekti.

Haber Merkezi / Son seçim anketleri sonuçlarında hayat pahalılığı meselesinin uzak ara en ciddi şikâyet konusu olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Kulat, oy tercihlerinin değişimi noktasında aynı oranda olmadığını söyledi.

Mehmet Ali Kulat’ın sosyal medya hesabından paylaşımları şöyle:

“Hayat pahalılığı yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında uzak ara en ciddi şikayet konusu ve ülkenin birinci çözülmesi gereken konusu olarak çıkmaktadır. Hükümetin ekonomi yönetimi de anketlere göre çok başarısız çıkmaktadır.

Ancak bu durumun oy tercihlerini değiştirmeye etkisi bu konudaki şikayetler oranında olmamaktadır. Çünkü bu anlamda ekonomi odaklı seçmen zaten Ak Parti’den önemli oranda koptu. Şimdi çekirdek seçmen kaldı, bu seçmen %25 bandında.

Seçmenin oy tercih değişimi için olması gereken kötü yönetim eleştirisi kadar muhalefetin daha iyi yöneteceğine inanmasıdır. İktidar şu an biz kötü yönetiyoruz ama muhalefet çok daha kötü yönetir tezini işlemektedir.

Kötüyü bilmekle tercih değişse; zararı kutusunun üzerinde yazan sigara tüketiminin bitmesi gerekirdi. Demek ki sadece bilmek tercih değişimi için yeterli olmuyor. Ülke sorunlarını daha hızlı çözeceği, gerçekten alternatif olduğu konusunda muhalefet halkı inandırmalıdır.”

Paylaşın

İstanbul Sözleşmesi’nin Feshi Kadın Cinayeti Davalarını Nasıl Etkiledi?

Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çıkmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Her ne kadar hükümet iç hukuk “kadına yönelik şiddetle mücadelede yeterli” dese de, bu süre zarfında kadın cinayetlerinin önüne geçilemedi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, Türkiye’de 2021 yılında 280 kadın öldürüldü, 217 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. 2020 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı ise 300.

Kadın cinayetleri davalarına bakan mahkemeler de iyi hal indirimleri vermeye devam etti. O nedenle her geçen gün artan kadın cinayetleriyle birlikte, duruşmalarda erkekler lehine verilen kararlar ve indirimler daha çok tartışılır hale geldi.

Euronews’e konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatlarına göre İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli kazanımı olan 6284 sayılı kanun metninin koruyuculuğu var. Fakat uygulama noktasında tıkanmalar yaşanıyor.

Avukat Esin Yeşilırmak polis, savcılık makamı ve aile mahkemelerinin 6284 sayılı kanun yürürlükte olmasına rağmen İstanbul Sözleşmesi kaldırıldıktan sonra bu kanunu da uygulamamaya başladıklarını söylüyor. Ve mahkeme salonlarının sokak kadar umut verici olmadığını hatta umudu kıran yerler olduğunu ekleyen Yeşilırmak, açıklamasının devamında şunları dile getirdi;

“Kadın cinayetleri adli bir olay değil, her gün üç kadın öldürülüyorsa bu toplumsal bir sorundur. İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli kazanımı 6284 sayılı kanun metniydi. Bu bir tedbir kanunu ve uygulanmak zorunda. Ama polis gibi ilk uygulayıcılar vatandaşa yardımcı olmamaya devam ediyor. Var olan sorunlar itirazlarımızla kaldırılıyor ama yaklaşım nasılsa İstanbul Sözleşmesi kalktı, ‘uygulamıyoruza’ döndü. Fakat bu kararlar, metinler kadınların kazanımları. Hiç bir devlet ben kadınlara haklar vereyim diye imzalamadı, kadınların kazanımıydı bu. Biz Danıştay’a başvurduk, üst mahkemelere de başvuracağız. Yani biz kadınlar için yok hükmünde. Kadın mücadelesiyle mahkeme salonlarına hala baskı yapabiliyoruz. O nedenle kadın mücadelesi değerli ama yargı mekanizması ve devletin politikası kadın düşmanı şeklinde ilerliyor.”

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli görevlerinden biri de devlete kadın cinayetleri ve aile içi şiddeti önleme konusunda hem önleyici hem de koruyucu tedbirler yüklemesiydi. Ayrıca devlete bu konuda politika üretme yükümlülüğü de yüklüyordu.”

Avukat Esin Yeşilırmak’a göre İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıyla devlet politikasının kadın aleyhine kurulduğu da ortaya konulduğunu belirterek, “Bunu mahkeme, polis ve kanun uygulayıcıları da biliyor. Bu nedenle hala iç hukukumuzda uygulanması gereken kanunlar olmasına rağmen, nasıl olsa devlet politikası kadına karşı olduğu için, biz de istediğimiz gibi davranabilir ve herhangi bir sorumluluğumuz doğmaz diye düşünüp bu kadar fevri kararlar verebiliyorlar. İstanbul sözleşmesi devlete kadın lehine politika üret diyordu, devlet buradan imzasını çekerek aslında politikasını da göstermiş oldu.’’ ifadelerini kullandı.

”Yargı kararlarında ‘kadın cinayeti’ terimi kullanılmıyor…”

Türkiye’de uygulayıcıların verdikleri kararlar nedeniyle çok büyük bir cezasızlık politikasının hakim olduğunu ifade eden Avukat Yeşilırmak, yargı kararlarında kadın cinayetleri tanınmıyor, bilinmiyor ve hatta kadın cinayeti teriminin kullanılmadığını vurguluyor.

“Yargılamalarda kadın mağdurların özel yaşamlarının anlatıldığını ve tartışıldığını suç ve suç fiilinin tartışılmadığını söyleyen KCDP avukatlarında Esin Yeşilırmak, bir kadının öldürülmesinin ağırlaştırılmış hal sayılmasını, hakimlerin takdir yetkilerinin kısıtlanmasını ve kadın cinayeti tabirinin tanınmasını istiyor.” diyen Yeşilırmak, açıklamasının devamında ise şunları söyledi;

“Mesela, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarını incelerken aratabileceğiniz kelimeler var. Nedir bunlar? İşkence, kötü muamele gibi kelimeler… Ama kadın cinayeti yazdığınızda karşınıza hiçbir şey çıkmıyor. Çünkü öyle bir kategori yok. Veya Yargıtay’da kadın cinayeti diye arattığınızda böyle bir kategori yok. Yani devlet bunu tanımıyor. Sebebi ne? İstatistik tutulmuyor. Ve böylece de çözüm üretilmiyor. Bunların hepsi devletin yükümlülükleri içinde ve biz bunların yapılmadığını görüyoruz.’’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatı Hasret Adıgüzel ise sistemin tıkandığı görüşünde. Adıgüzel, bu tıkanma en başta karakollarda başladığını belirterek, daha sonra savcılık, mahkeme ve karar aşamalarında devam ediyor. Yani kadınlar ilk başvuru yaptıkları karakollardan bir netice alamazlarsa mağduriyetin katlanarak büyüdüğünü söylüyor.

Avukat Hasret Adıgüzel, İstanbul Sözleşmesi varken mahkemelerin kanuna ve sözleşmeye tabi olarak karar vermek zorunda olduğunu hatta sadece karar aşamasında değil, yargılama aşamasında da etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütmekle yükümlü olduklarını ifade ediyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla mahkemelerin üstlerinde bu tür bir baskı kalmadı ve mekanizma yavaşladığını belirten Adıgüzel, devamında, “Cinayet bir sürü emarelerle geliyor aslında. Bazen kadınlar bir sonuç alamayacağı düşüncesiyle ilk başvuruyu yapamıyor, ses çıkaramıyor. Bazen de ses çıkarsalar dahi gereği gibi soruşturulmadığı ya da dosya bir şekilde savsaklandığı için çok daha büyük sonuçlara yol açabiliyor. Yargılama safhasına gelinmeden önce ilk başvurunun iyi karşılanmamasından dolayı, kadına yönelik bu bakış açısı ya da olayın kadın cinayeti olacağının düşünülmemesinden ve de normal bir cinayet ile aynı görülmesinden kaynaklı sorun.’’ ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla 6284 sayılı yasanın çıplak kaldığını düşünüyor Adıgüzel. 6284 sayılı yasanın tabi olduğu kısıtlı şeyler var diyen Avukat Hasret Adıgüzel’e göre İstanbul Sözleşmesi koruyucu bir şemsiyeydi.

Adıgüzel, açıklamasının devamında, “Mahkemelerin kadına karşı olan bakış açısının ve de kadının yaptığı başvurular ya da ifadelerine karşı tutumlarının değiştiğini gözlemliyoruz. Çünkü artık o koruyucu şemsiyenin kalktığının yargı, polis hatta sanığı getiren jandarmalar bile farkında. Sözleşme kalkınca en başa döndük, kadınların çabaları kenara atıldı. Kadınlar da bu nedenle tepkili, bu sözleşmenin koruduğunu biliyorlar. Sözleşmenin tek amacı cinsiyetinden dolayı kimsenin ayrımcılığa uğramamasıydı. Gerçekten yaptırımları vardı. Mevcut olan düzenin ya değiştirilmesi ya da olayların etkin bir şekilde soruşturulması ve kadınların ses çıkarmaları gerekiyor.’’ dedi.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Ukrayna Krizi Türkiye’de İç Politikayı Nasıl Etkiler?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali yaklaşık iki haftayı geride bıraktı. İki ülke arasında dengeli bir politika yürütmeye çalışan Türkiye’nin savaşa kötü bir ekonomi ile yakalanmasının iç politikaya ve seçimlere de yansımaları olabilir.

Cumhur İttifakı’nın seçim ve siyasi partiler kanun teklifini bu hafta ya da en geç gelecek hafta TBMM’ye sunması beklenirken, savaşın ve yol açacağı gerek psikolojik gerekse ekonomik sonuçlarının seçmen davranışında etkili olacağı belirtiliyor. Siyasi analistlere göre zaten kötü olan ekonominin daha da bozulması iktidar için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Rusya’nın işgalinin iç politikayı ve erken olmayacaksa Haziran 2023 olarak belirlenen seçimleri nasıl etkileyeceği sorusunun yanıtı için farklı etkenlere bakmak gerekiyor.

Şu anda belirsiz bir ortam olduğunu ve savaşın iç politik sonuçlarını anlayabilmek için erken olabileceğini belirten siyasi analistler, savaşın ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların ne kadar devam edeceği, Türkiye’nin denge politikasını ne kadar sürdürebileceği, ekonomik göstergelerin daha ne kadar bozulabileceği gibi çok sayıda hususun belirleyici olacağına dikkat çekiyor.

Kilit nokta: Ekonominin gidişatı

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan gerek siyasi analistlere gerekse iktidar içindeki farklı kesimlere göre savaşın Türkiye’deki iç politikaya etkisi en çok ekonomi açısından olacak.

Kamuoyu araştırmaları yapan Türkiye Raporu’nun Direktörü Can Selçuki, “Rusya-Ukrayna savaşının siyasi açıdan Türkiye’deki seçmene çok bir etkisi olmayacaksa da ekonomik sonuçları bakımından hükümeti çok zorlayacaktır. Şu anda zaten son derece memnuniyetsiz olan seçmeni daha da memnuniyetsiz hale getirecektir” diyor.

Savaş öncesindeki dönemde bile enflasyonun çok yüksek seyrettiği Türkiye şu anda ekonomik açıdan kırılgan durumda. Yaz aylarında gelecek olan turistlerden elde edilecek gelir beklentisindeki Ankara’yı savaşın uzun sürme ihtimali ve turizm açısından zor günler bekliyor olabilir.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da ekonomideki şartların seçim sonuçlarında başat etken olacağını düşünüyor ve şunları belirtiyor:

“İktidar, Türkiye’deki işsizlik sorununu, gelir dağılımındaki adaletsizliği, enflasyon ve hayat pahalılığı sorununu çözmediği sürece, ki bunlar Türkiye’de seçimleri en çok etkileyen etmenler, kolay kolay bir daha seçim kazanamaz.”

Seçmen “güvenli liman” tercihi yapar mı?

Seçmenlerin savaş ya da çatışma ortamları gibi olağanüstü koşullardaki eğiliminin çoğunlukla “güvenli limanları” tercih etmek olduğuna ilişkin araştırmalara dikkat çekilirken bu savaşın böyle bir etki doğurup doğurmayacağı da şu an için belirsiz.

Bazı siyasi analistler, “güvenli liman” örneği olarak bazı açılardan Türkiye’de 7 Haziran-1 Kasım 2015 arasındaki dönemi işaret ediyor. 7 Haziran seçimlerinde tek başına hükümeti kuramayan AKP, 1 Kasım 2015’te saldırılar ve katliamların gölgesinde gidilen seçimde güvenlik kaygısının da ön plana çıkmasıyla yüzde 49,5 oyla tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşmıştı.

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü (IstanPol) Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz ise seçmenin güvenlik kaygılarını daha çok ekonominin kötü olmadığı dönemlerde öncelediğini söyleyerek “Ancak toplum bence artık güvenlikten ziyade ekonomik kaygılarını ön plana çıkarmış durumda. Kirasını, faturasını ödeyemeyen bir toplum var. Bu nedenle güvenlikle ilgili kaygıların biraz daha bu tabloda geri planda kalacağını düşünüyorum” yorumunu yapıyor.

Selçuki’ye göre ise artan güvenlik endişesi ortamlarında seçmen genelde daha “güvenli limanları” tercih edebilir, ancak Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye’deki seçmenler için bu duruma tam olarak karşılık gelmiyor. Dış politikada olan bitenlerin Türkiye kamuoyunu en azından oy verme tercihi bakımından artık çok etkilemediğini söyleyen Selçuki, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bizim aslında ekonomide kullandığımız bir tabir var; azalan getiri eğrisi. Fayda sağladığınız bir alanın eğrisinin giderek daha az getiri sağlaması. Yani bu tip olaylar, 7 Haziran-1 Kasım arası gibi ya da sınır ötesi operasyonlar gibi olaylar ardı ardına olduktan sonra iktidarlar için getirisi azalan bir araç haline dönüşüyor.”

Selçuki, bu nedenle Rusya-Ukrayna savaşının 7 Haziran sonrası dönemdekine benzer bir sonuç doğurmayacağı görüşünde.

Muhalefetin görünürlük sorunu

Bu arada savaş ortamının ve artan ekonomik sıkıntıların muhalefetin görünürlüğü ve son dönemde yakaladığı söylenen ivme açılarından sorun yaratıp yaratmadığı da tartışılıyor.

Altı muhalefet partisinin aylardır üstünde çalıştığı güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisi geçen hafta Pazartesi açıklanmış ancak savaş haberlerinin gölgesinde kalmıştı.

Selçuki bu önerinin zaten kendi içinde “heyecansız” olduğunu ve savaş olmasa bile durumun çok değişmeyeceğini belirtirken, Korkmaz gündemde sürekli savaş haberlerinin olmasının muhalefetin görünürlüğünü etkilediğini düşünüyor. Korkmaz, şunları söylüyor:

“Savaşın başladığı andan itibaren bütün medyada savaşla ilgili konuları tartışmaya başladık. Muhalefetin parlamenter sistem önerisi dahi gölgede kaldı. Dolayısıyla muhalefet için basın ve ifade özgürlüğü olmayan bir ortamda gündemi savaş ve güvenlik konularının kaplaması Erdoğan için fırsat, muhalefet için ise risk diyebiliriz.”

Muhalefet partileri Rusya-Ukrayna savaşında hükümete yönelik çok sert tutum almaktan kaçındığı gözleniyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye tarafsızlığını korumalı, taraf olmamalı” derken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise daha keskin bur tutum sergileyerek “Putin haddini aşmıştır. Vakit boş laf değil, yaptırım vaktidir. Vakit çekimser kalma değil, zalimin karşısında dik durma vaktidir” demişti.

Korkmaz muhalefetin bu konuda manevra alanının dar olduğuna vurgu yaparak “Bu süreçte kim çok daha aktif bir politika yönetirse yani Erdoğan mı riskleri iyi kullanacak muhalefet mi, Türkiye’deki seçimin kaderini biraz da bu belirleyecek” diyor.

Paylaşın

Akşener: İstanbul Sözleşmesi Derhal İmzalanmalı

Sosyal medya hesabından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için bir video paylaşan İYİ Parti Lideri Akşener, Paylaşımında, Türk kadınlarının sorunlarından bahsederek, “Bu konuları çözmek Türkiye için çok önemli bir meseledir. Bunun yolu da İstanbul Sözleşmesi’ni derhal imzalamaktır” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sosyal medya hesabından 8 Mart Dünya Emekçi Kadın Günü nedeniyle bir video yayınladı.

Videoyu ”Değerli Türk kadınları… Madem yarın #8Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Gelin, hem dertleşelim hem de Türk kadının görmezden gelinen gücünü konuşalım… Engellerden, baskılardan ve korkulardan uzak; Umutlu, mutlu ve iyi günlerimize inanın, çok az kaldı” notuyla paylaşan Akşener videoda, “Türk kadının mücadelesinin tarihini eski olduğunu ve Türk kadınlarının hakları için mücadele etmediği hakkındaki görüşlerin kadınların pasifize etmek için söylendiğini belirtti.

Kadın haklarının tarihinden bahseden İYİ Parti Lideri Akşener, şunları söyledi; “Kadınlar Osmanlı döneminin yıkılışına dair dönemden başlayarak hem hak arayışlarını hem de milletlerinin bulundukları şehirlerdeki insanların, hem haklarını hem de hayatlarını kolaylaştırmak için çok büyük mücadeleler vermiştir.

Yani sürekli savaşta olan bir memlekette aynı zamanda bir de üstüne ekonomiye onlar götürmüştür. Bu çerçevede Atatürk, Türk kadınının hakkını, hukukunu, değerini bilmiştir. Dünyada en demokratik olarak bilinen ülkelerde bile henüz seçme seçilme hakkı gibi, cemiyetin içinde çeşitli yönetim kademelerinde kadınların yer alması konusunda büyük bir gayret sarf etmiştir.”

Akşener, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınların mücadelesinin değerini bildiğini belirterek, “Hakkı hakka teslim etme inancı” ile kadın haklarını Avrupa’daki ülkelerden önce Türkiye’de sağladığını vurguladı.

Seçme ve seçilme hakkına birçok ülkeye göre erken elde eden Türk kadınlarının siyasetten daha iyi bir konumda olması gerektiğini vurgulayan Akşener, “İYİ Parti olarak biz de bu konuda çok başarılı olduk diyemem. Öğrenerek yürüyen siyasi bir organizasyonuz. Meclis’te İYİ Paritli kadının temsil edileceği bir bakış açısını kazanacağız” ifadelerini kullandı.

Akşener, şu ifadeleri kullandı; Günlük hayattın içinde genç kadınlardan, yaşlı kadınlara kadar baktığımızda bir kere yoksulluk çekiyorlar. İlk işten çıkarılan kadınlar oluyor. Tahsili olan kadınlar yöneticilikte çok geri kalıyorlar.

Bir erkek, bir kadın aynı vasıflardaysa erkek tercih ediliyor. Kadınlara dair ortaya konulan, ön yargılar, ön kabuller, mutlaka mesleğinin dışında görevleri olduğuna dair bir anlayış kadınları geriye itiyor. Benim gördüğüm iki önemli konu var. Birincisi her alanda geri düşme, ikincisi yoksulluk ve buna bağlı olarak kadınların karşı karşıya kaldığı şiddet.

“İstanbul Sözleşmesi’ni derhal imzalanmalı”

İstanbul Sözleşmesi’nin önemine vurgu yapan Akşener, ” Bu konuları çözmek Türkiye için çok önemli bir meseledir. Bunun yolu da İstanbul Sözleşmesi’ni derhal imzalamaktır.” dedi.

Meral Akşener, kadınların önündeki engelleri aşması gerektiğini belirterek, “8 Mart Dünya Günü’nde kadınlarımızın içlerindeki gücü keşfederek yarının bugünden çok daha iyi olacağına inanarak ve bu güzel günlerin gerçekleşmesine az kaldığını kendi güçleriyle bunu başaracaklarını, inançlarını pekiştirmelerini, kendilerine inanmalarını diliyorum” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Türkiye, Son 35 Yılın En Soğuk Ve Karlı Günlerine Giriyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün açıklamasına göre, Perşembeden itibaren Türkiye’nin batısından gelecek soğuk hava dalgası beş gün boyunca bütün ülkeyi etkisi altına alacak. Isı düşüşü ve kar yağışı Marmara’dan başlayıp, Doğuya doğru hafta boyu sürecek.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünce yapılan açıklamaya göre, Türkiye’nin batısından başlayacak sağanak yağmur ve kar yağışıyla  son 35 yılın en şiddetli soğuklarının yaşanması bekleniyor. ‘Perşembe günü kuzey batıdan başlayıp, Karadeniz üzerinden gelen sistemle birlikte sıcaklıklar düşecek. Akdeniz kıyıları ve Güneydoğu Anadolu’nun güneyi dışında bütün yurtta kar yağışı olacak. ‘

Çarşamba günü  Doğu Anadolu’nun güneyindeki yoğun kar yağışını Perşembe Marmara’dan başlayan sıcaklık düşüşü izleyecek. Perşembe’den başlayıp gelecek  pazartesi de içinde olmak üzere beş gün boyunca kuzey ve doğu bölgelerinde zaman zaman kuvvetli olmak her yer yağışların etkisinde kalacak. Hemen her yerde karla karışık yağmur ya da kar yağışı bekleniyor.

İstanbul yoğun kar bekliyor  

16 milyona yaklaşan nüfusuyla Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul da 9 Mart Çarşamba gecesinden başlayarak karla karışık yağmur. Perşembe günüyle birlikte yer yer kuvvetli kar yağışı bekliyor. İstanbul Valisi “oluşabilecek olumsuzluklara karşı tedbirli ve dikkatli olma” çağrısında bulundu. Ancak Valiliğin hangi tedbirleri almakta olduğuna ilişkin bir açıklamada bulunmadı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) meteoroloji mühendisleri,  “Sibirya kökenli soğuk hava dalgasının bu akşam itibariyle Marmara bölgesi üzerinde etkili olacağını” hafta ortasında etkisini arttırarak yer yer etkili kar yağışına neden olacağını doğruladılar.

Mart 1987

Meteoroloji Genel Müdürülüğü’nün açıklamalarında göndermede bulunulan 35 yıl önceki, 1987 soğuk hava dalgasında Kandilli Rasathanesi verilerine göre 4 Mart 1987’de 22 cm olan kar yüksekliği, 8 Mart 1987’ye kadar kademeli artarak 70 cm’e kadar yükselmişti.  3 Mart 1987’de 12 derece dolayında olan hava sıcaklığıysa 7 Mart 1987 Cumartesi günü – 6,6 derece olarak kaydedildi.

TRT haberlerinde Atatürk Havalimanı’nda  kar kalınlığının 86 cm olarak ölçüldüğü açıklanmış kent genelinde kar yükseliğinin 1 metreye yüksek kesimlerdeyse kar kalınlığının 4 metreyi bulduğu duyurulmuştu. Kar fırtınası 14 Mart 1987 günü bitmişti ancak yolların kardan tamamen arındırılması  bir ayı bulmuş, karların erimesi döneminde de seller oluşmuştu.

İstanbul bu kez kara karşı koyabilecek mi?

Ocak sonunda İstanbul ve Marmara’yı etkisi altına alan kar yağışıyla, TEM ve E5 karayollarında ulaşım bütünüyle durmuş, İstanbul ve Sabiha Gökçen Hava Limanları üç gün boyunca hava trafiğine kapanmış, İstanbul Hava Limanı kargo bölümünün tavanı çökmüş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP sözcüleri, doğrudan doğruya hükümetin yetki alanındaki bu krizlerden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nu sorumlu tutmaya yönelmişlerdi. Üç gün önceden başlayan uyarılarla birlikte bu kez hükümetin sorumluluklarını gereğini yapması bekleniyor.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 132 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 34 bin 343 yeni vaka tespit edilirken, 132 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85.17 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 92.99 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 371 bin 684 test yapılırken, 34 bin 343 yeni vaka tespit edildi. 132 kişi hayatını kaybederken, 68 bin 815 kişi sağlığına kavuştu.

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 92.99, 2’nci doz ortalaması yüzde 85.17 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 57 milyon 717 bin 026, 2’nci dozda 52 milyon 866 bin 607 ve 3’üncü dozda 27 milyon 301 bin 954 olmak üzere toplam 146 milyon 048 bin 178 aşı uygulandı.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 6 Mart verilerine göre, dün 348 bin 146 test yapılmıştı. Dün, 27 bin 671 vaka tespit edilirken, 170 kişi hayatını kaybetmiş ve 50 bin 241 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Davutoğlu: Ekonomi Uçacaktı, Mazot Fiyatları Uçtu

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile iktidarın ekonomik politikalarını eleştiren GP Lideri Davutoğlu, “Ekonomi uçacaktı, mazot fiyatları uçtu! Kur korumalı mevduatla, belli bir kesime katmerli faiz veriyorsunuz. Zamların altında ezilen çiftçiyi neden korumuyorsunuz?” dedi.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla iktidarın ekonomik politikalarını eleştirdi.

“Ekonomi uçacaktı, mazot fiyatları uçtu” diyen Davutoğlu, “Kur korumalı mevduatla, belli bir kesime katmerli faiz veriyorsunuz. Zamların altında ezilen çiftçiyi neden korumuyorsunuz? Acilen cefakar çiftçilerimize yönelik enflasyon ve kur koruma garantili ürün fiyat politikası uygulanmalı” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, ayrıca gün içerisinde, Konya’da bir otelde düzenlenen “Sürdürülebilir Tarım Üretimi Fiyat Politikası: Çiftçiye mi?, Faizciye mi?” konulu toplantıda konuştu.

Davutoğlu, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’de tarımın geldiği durumun kendilerini kaygılandırdığını belirterek, “Bu toplantı için Konya’yı tercih etme sebebimiz Konya’nın bir tahıl ambarı olmasıdır. Konya tek başına Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak nitelikte. Ancak geldiğimiz tablo çok farklı. Bugün tarımda bulunduğumuz sorunları görünce üzüntü duyuyoruz.

Ama kaygı duymak yetmez, çözüm üretmeliyiz. Baktık ki, iktidardakiler, halkı değil kendilerini, yandaşlarını düşünüyor. Ülke vatandaşlarımız yoksulluk cenderesindeyken 3-4 maaş alanlar, büyük kaynaklarla kamu bankalarından zengin edilenler büyüyorlar. Çiftçi, esnaf, işçi fakirleşiyor, emekli ay sonunu getiremiyor” dedi.

Davutoğlu, ayrıca, Cumhurbaşkanı  Erdoğan’a, çiftçiye gübre, mazot ve yem desteğinde bulunma çağrısında bulunduğunu ancak iktidarın bunu yapmak yerine paraları yandaşlarına aktardığını söyledi.

Paylaşın

Ukrayna’dan Kaçanların Sayısı 1 Milyon 700 Bini Aştı

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Rusya’nın saldırılara başladığı 24 Şubat’tan bu yana Ukrayna’dan 1 milyon 700 binden fazla kişinin kaçtığını açıkladı.

UNHCR’dan Pazartesi günü yapılan açıklamaya göre bir gün içinde Ukrayna’yı terk edenlerin sayısının yaklaşık 200 bin olduğuna dikkat çekildi. UNHCR verilerine göre Ukrayna’yı terk eden her on kişiden altısı Polonya’ya kaçtı.

Ukrayna’nın batısındaki Polonya’da kaydedilen Ukraynalı sığınmacı sayısının 1 milyon civarında olduğu belirtiliyor. Macaristan’da 180 bin civarında, Slovakya’da 128 binden fazla, Moldova’da yaklaşık 83 bin, Romanya’da ise yaklaşık 79 bin Ukraynalı sığınmacı bulunuyor. Alman hükümeti ise 50 binden fazla Ukraynalı sığınmacının Almanya’ya geldiğini, ancak kaçının burada kalacağının henüz belli olmadığını açıkladı.

“Ukrayna’dan kaçanların sayısı 5 milyonu bulabilir”

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Rusya’nın bombardımanının devam etmesi durumunda ülkeyi terk eden Ukraynalıların sayısının 5 milyonu bulabileceğini kaydetti.

Ukraynalı sığınmacıları kabul edecek ülkelere yardım için tüm kaynakların seferber edilmesi gerektiğini vurgulayan Borrell, “Daha fazla okula, daha fazla kabul merkezine, her şeyin daha fazlasına ihtiyacımız var” dedi. AB yetkilisi, Rusya’yı diplomatik olarak destekleyen ya da Moskova’yı eleştirmekten kaçınan ülkelere yardım harcamalarının da gözden geçirilmesini istedi.

Ukrayna Rusya’nın “tahliye koridoru” önerisini reddetti

Ukrayna hükümeti, Moskova’nın Rusya ve Belarus’a tahliyeler için insani koridor açma teklifini reddetti. Başbakan Yardımcısı İrina Vereşçuk, bunun kabul edilebilir bir öneri olmadığını belirterek, “Siviller Belarus’a gidip oradan Rusya’ya uçakla uçmayacak” dedi. Rusya’nın önerisi, Harkiv, Kiev, Mariupol ve Sumi kentlerinden sivillerin tahliyesi için TSİ 10.00’dan itibaren koridorların açılmasını içeriyordu.

Rus RIA ajansının yayınladığı haritalara göre Kiev’den açılan koridor Belarus’a yönlendirilirken Harkiv’dekilerin sadece Rusya’ya geçişi mümkün olacak. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin sözcüsü, Rusya’nın girişimini “tamamen ahlak dışı” olarak nitelendirerek, Moskova’yı “insanların acısını bir televizyon şovu için kullanma çabası” içinde olduğu gerekçesiyle eleştirdi. Sözcü, “Bu insanlar Ukrayna vatandaşı ve Ukrayna içinde tahliye edilme hakkına sahip olmalılar” dedi.

Ukrayna ve Rusya dışişleri bakanları Antalya’da bir araya gelecek

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba ile Rusya Fedarasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Antalya Diplomasi Forumu’nda 11-13 Mart tarihleri arasında bir araya geleceğini belirterek, “Her iki bakan Antalya’daki bu toplantıda özellikle benim de yer almamı, üçlü bir toplantı yapmamızı istediler. Dolayısıyla bu toplantıyı 3’lü formatta gerçekleştireceğiz” dedi.

Çavuşoğlu, ayrıca bu sabah itibarıyla yaklaşık 12 bin Türk vatandaşının Ukrayna’dan tahliye edildiğini bildirdi. Kuzeydeki sınır kentlerinden özellikle Çernigiv’de yaklaşık 30, Sumi’de 180, güneyde Herson’da yaklaşık 380, Mariupol’da yaklaşık 50 Türk vatandaşının bulunduğunu belirten Çavuşoğlu, çatışma bölgelerinden tahliyeler için hem Ukrayna hem de Rusya tarafıyla temas halinde olduklarını kaydetti.

Paylaşın

HDP’li Oluç: Krizin Faturasını Halk Ödüyor

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Grup Başkanvekili Oluç, “İktidarın yaşadığı bir akıl tutulması var ve bunun faturası her gün bu toplumdaki dar gelirlilere, orta sınıfa, işçiye, emekçiye, emekliye, engelliye, kadına, gence, çiftçiye, köylüye kesiliyor. Faturayı halk ödüyor.” dedi.

Haber Merkezi / Saruhan Oluç, açıklamasının devamında, “Yani Türkiye ekonomisindeki çöküşün sorumlusu bu iktidarın yanlış politikalarıdır. Savaş bunların üzerine ek yük bindirmektedir ama esas itibariyle yanlış ekonomik politikalar bu duruma getirmiştir.” ifadelerini kullandı.

Akaryakıt ürünlerine gelen zamlara da değinen Oluç, “ÖTV’yi kaldırın demiştik. Bir kez daha söylüyoruz. Mazot ve benzindeki ÖTV’yi kaldırın. Litre bazında en az 7 liralık bir fark ortaya çıkacak. Bu ise nereden ödenebilir?

Bütçedeki vergi istisnalarından ve faiz giderlerinden. Yani sizin bu 5’li çetenize ve onlarla çalışan 30 holdinge ödediğiniz vergi istisnalarından karşılayın bunu. Onlar biraz kaybetsin, siz biraz kaybedin, kasanızı doldurmaktan biraz uzaklaşın ama halk rahatlasın, halk kazansın.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, derinleşen ekonomik krize ilişkin TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Yağ kuyrukları ve Maliye Bakanı Nebati’nin açıklamalarını da değerlendiren Oluç, şunları söyledi:

“Şu anda yağ, benzin ve ucuz ekmek kuyrukları ile bu ülkenin fotoğrafı ortaya çıkıyor. Türkiye ekonomisi her gün biraz daha fazla eriyor. Kan kaybı, organ yetmezliği ile birleşiyor.

“İktidarın yaşadığı bir akıl tutulması var ve bunun faturası her gün bu toplumdaki dar gelirlilere, orta sınıfa, işçiye, emekçiye, emekliye, engelliye, kadına, gence, çiftçiye, köylüye kesiliyor. Faturayı halk ödüyor.

Peki, iktidar hangi önlemleri alıyor? Ortada bir şey yok. Kuyruklar oluşuyor, insanlar ekmek ve kuru soğana muhtaç hale geliyor. Mum yakarak akşamı geçirmeye çalışan insanlar ortaya çıkmaya başladı. İktidar ne yapıyor? Ortada bir önlem yok.

Bütün mirası yedikleri için alabilecekleri önlem de kalmadı. O nedenle Türkiye ekonomisi gün be gün daha kötü duruma gidiyor.

O kadar çaresiz hale geldi ki iktidar; zamlara müdahale edemeyince bu sefer “stokçuları bitireceğiz”, “dış mihrakları ezeceğiz”, “domates patates teröristlerini yakalayacağız”, “tam ekmek alamıyorsanız yarım ekmek alın” söylemleri ile bu dönemi geçirmeye çalışıyor. Algılarla hakikatin önüne geçmeye çalışıyorlar. Kabul edilebilir bir durum değil.

“En güçlü dönem bu”

20 gün önce AKP Genel Başkanı Erdoğan “Ekonomideki en güçlü döneme giriyoruz” dedi. En güçlü dönem bu. 20 gündür zam yağmuru devam ediyor.

Türkiye dünya sefalet endeksinde birinci sıraya geldi. İkinci sıradaydı şimdi Arjantin’in de önüne geçti. Elektrik öyle zam gördü ki şimdi neredeyse lüks haline geldi. Yağ ve buğday kıtlığı başladı.

Bu iktidarın başarısı nedir söyleyelim; üç haneli enflasyonu yarattılar, iki haneli işsizliği sabitlediler, dış ticaret açığında patlama yaşanıyor, cari açıkta artış var. İşte karşılığı da ucuz ekmek kuyrukları, yağ kuyrukları. İktidarın Türkiye’yi getirdiği durum bu.

Krizi şimdi Ukrayna-Rusya savaşına bağlayıp bizim hatamız değil demeye çalışıyorlar, öyle değil tabii. Bütün millet bunu görüyor.

Dolar kur krizi sizin eseriniz, büyük ekonomist Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz enflasyon” zırvasının sonucu. 31 Aralık gecesi zam üstüne zam yaptığınızda savaş yoktu. Niye o zamları yaptınız? 20 Aralık’ta kur korumalı mevduatı ilan ettiğiniz zaman savaş yoktu, niye yaptınız?

Yani Türkiye ekonomisindeki çöküşün sorumlusu bu iktidarın yanlış politikalarıdır. Savaş bunların üzerine ek yük bindirmektedir ama esas itibariyle yanlış ekonomik politikalar bu duruma getirmiştir.

“Mazot ve benzindeki ÖTV’yi kaldırın”

ÖTV’yi kaldırın demiştik. Bir kez daha söylüyoruz. Mazot ve benzindeki ÖTV’yi kaldırın. Litre bazında en az 7 liralık bir fark ortaya çıkacak. Bu ise nereden ödenebilir?

Bütçedeki vergi istisnalarından ve faiz giderlerinden. Yani sizin bu 5’li çetenize ve onlarla çalışan 30 holdinge ödediğiniz vergi istisnalarından karşılayın bunu. Onlar biraz kaybetsin, siz biraz kaybedin, kasanızı doldurmaktan biraz uzaklaşın ama halk rahatlasın, halk kazansın.”

Paylaşın

Kovid 19 Kaynaklı Can Kaybı 6 Milyonu Aştı

Yaklaşık 220 ülkeye yayılan yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 6 milyonu aştı. Sağlık bakanlığının açıkladığı verilere göre ise Türkiye’de can kaybı 95 bin 549.

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) pandemisine dair verilerin derlendiği Worldometers internet sitesine göre, dünya genelinde hayatını kaybedenlerin sayısı 6 milyon 21 bini geçti. En fazla can kaybı 984 bin 20 ile ABD’de kaydedildi.

ABD’yi 652 bin 207 ile Brezilya, 515 bin 133 ile Hindistan, 356 bin 281 ile Rusya, 319 bin 859 ile Meksika, 211 bin 108 ile Peru, 162 bin 8 ile İngiltere, 155 bin 887 ile İtalya, 150 bin 172 ile Endonezya, 139 bin 275 ile Fransa, 139 bin 91 ile Kolombiya, 137 bin 948 ile İran izledi. Türkiye’de resmi olarak bildirilen can kaybı ise 95 bin 549.

446 milyondan fazla vaka

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19), ilk kez Çin’de Aralık 2019’da tespit edilmiş, kısa sürede 200’den fazla ülkeye yayılmıştı. Dünya genelinde şu ana kadar 446 milyon 721 bin 728 vaka tespit edilirken, virüs bulaşan 379 milyon 869 bin 871 kişi sağlığına kavuşmuş durumda. Halen 60 milyon 831 bin 275 hastanın ise tedavileri sürüyor.

Türkiye’de son 24 saatte 27 bin 671 vaka, 170 can kaybı

Türkiye’de son 24 saatte 348 bin 146 Kovid 19 testi yapıldı, 27 bin 671 kişinin testi pozitif çıktı, 170 kişi yaşamını yitirdi. İyileşenlerin sayısı ise 50 bin 241 oldu. Öte yandan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 19-25 Şubat 2022 tarihleri arasında illere göre her 100 bin kişide görülen korona virüsü vaka sayılarının haritasını paylaştı.

Buna göre, 19-25 Şubat haftasında 100 binde Kovid 19 vaka sayısı İstanbul’da 646,49, Ankara’da 1275,52, İzmir’de ise 662,39 oldu. Vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 il ise şöyle: Kırşehir, Aksaray, Eskişehir, Bolu, Bilecik, Ardahan, Sivas, Ankara, Isparta, İstanbul.

Paylaşın