Demirtaş: Korkunun Ecele Faydasının Olmadığını, Görmüyor Musunuz?

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokrat Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, Türkiye’deki sessizliği eleştirdi.

Türkiye’yi “Anne sözü dinleyen” çocuklara benzeten Demirtaş, annelerin evlatları için sürekli kaygılandıklarını, çocuklarını uyardıklarını anımsatarak, çocukların ise anne sözü dinlemediklerini söyledi.

“Bazen Meclis grup toplantılarından sonra odama döndüğümde annemden gelen cevapsız aramayı görür ve kendi kendime, yine sert konuştum galiba diye düşünerek annemi geri arardım. Üniversite yıllarımdan beri bıkmadan usanmadan söylediği şeyleri aynı anne şefkati ve korkusuyla tekrarlardı: “Oğlum, dikkatli ol. Böyle şeyler söyleme, bunlar senin başına bir film getirirler” ifadelerini kullanan Demirtaş, “Anneler, evlatlarını kendi elleriyle o “film”lerin içine sürüklemeyi asla istemezler, koruma güdüsü çok baskın gelir. Anneler bunu doğaları gereği yaparlar. Bu nedenle onlara kızacak halimiz yok, sadece minnet duyarız. Ama eğer tarih boyunca annelerin bu konudaki sözlerini dinlemiş olsaydık dünya çok daha berbat bir yer olurdu. Anneler anneliklerini yaparlar, evlatlar da yapmaları gerekenleri” dedi.

Demirtaş, “Altı yıla yakındır hapishaneden dışarıyı izliyorum, anneler kazanmış gibi görünüyor. Memlekette anne sözü dinleyen bunca insanın varlığı gözlerimi yaşartıyor doğrusu (!) Hepiniz ne ara, bu kadar hayırlı evlatlar oldunuz? Bir avuç hukuk tanımaz siyaset erbabının ele geçirdiği devlet aygıtını zorbalık ve zulüm için pervasızca kullanıp halkın anasını ağlatırken anne sözü dinlemenin nasıl bir mazereti olabilir ki? Siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır sözüm. İşten atılmaktan, işsiz kalmaktan, hedefe konulmaktan, linç edilmekten, hapse atılmaktan, mahalleden kovulmaktan mı korkuyorsunuz?” diye sordu.

Demirtaş’ın T24’te Bergen başlığı ile yayımlanan yazısı şöyle:

Sözüm siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır; korkunun ecele faydasının olmadığını, görmüyor musunuz?

Bazen Meclis grup toplantılarından sonra odama döndüğümde annemden gelen cevapsız aramayı görür ve kendi kendime, yine sert konuştum galiba diye düşünerek annemi geri arardım. Üniversite yıllarımdan beri bıkmadan usanmadan söylediği şeyleri aynı anne şefkati ve korkusuyla tekrarlardı: “Oğlum, dikkatli ol. Böyle şeyler söyleme, bunlar senin başına bir film getirirler.”

Bu toprakların bütün anneleri o “film”i çok iyi bilirler. Hangi anne, yavrusunu o “film”den korumak istemez ki. Son cezaevi görüşlerimizden birinde annem yine benzer şeyler söylemeyi başardı: “Oğlum, burada da rahat durmuyorsun. Sana elli kere dedim, böyle şeyler söyleme.” Dedim, “Anne ne olur? Beni hapse mi atarlar?” Biraz gülüştük, acı acı. Anneler böyledir. Ama çocuklarının yaptığı her iyi şeyle büyük gurur duyduklarını, onurlandıklarını, bunu hissettirmekten çoğu zaman çekinseler de evlatlar çok iyi bilirler. En çok da Cumartesi Anneleri’nden, Barış Anneleri’nden.

Anneler, evlatlarını kendi elleriyle o “film”lerin içine sürüklemeyi asla istemezler, koruma güdüsü çok baskın gelir. Anneler bunu doğaları gereği yaparlar. Bu nedenle onlara kızacak halimiz yok, sadece minnet duyarız. Ama eğer tarih boyunca annelerin bu konudaki sözlerini dinlemiş olsaydık dünya çok daha berbat bir yer olurdu. Anneler anneliklerini yaparlar, evlatlar da yapmaları gerekenleri.

Korkulara teslim olacaksınız

Altı yıla yakındır hapishaneden dışarıyı izliyorum, anneler kazanmış gibi görünüyor. Memlekette anne sözü dinleyen bunca insanın varlığı gözlerimi yaşartıyor doğrusu (!) Hepiniz ne ara, bu kadar hayırlı evlatlar oldunuz?

Bir avuç hukuk tanımaz siyaset erbabının ele geçirdiği devlet aygıtını zorbalık ve zulüm için pervasızca kullanıp halkın anasını ağlatırken anne sözü dinlemenin nasıl bir mazereti olabilir ki?

Siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır sözüm. İşten atılmaktan, işsiz kalmaktan, hedefe konulmaktan, linç edilmekten, hapse atılmaktan, mahalleden kovulmaktan mı korkuyorsunuz?

Sizin tarihsel göreviniz toplumu, bireyi tam da bu tür saldırılara karşı korumak, bunun mekanizmalarını geliştirmek, açığa çıkarmak, örgütlemek değil mi? Siz korkularınıza teslim olduğunuz için sesini çıkaran bir avuç insanın daha ağır şekilde hedef haline geldiğinin farkında değil misiniz? Dahası, korkunun ecele faydasının olmadığını, böyle davrandıkça toplumun çöküşe sürüklendiğini görmüyor musunuz? Elbette görüyorsunuz, sizin uzmanlık alanınız bu; görmek. Ama yine de susuyorsunuz, kendi bunalımınızın haklı (?) teorisini yazıyor veya tatlı melankolisini yaşıyorsunuz.

İşin en acı kısmı

İşin en acı kısmı da ne, biliyor musunuz? Bütün bu zulüm günleri geçip gittiğinde, güzel günler geldiğinde en önde, en çok görünen, en çok övünen siz olacaksınız. Bunları size mutlaka hatırlatacağım ya da size hatırlatan birileri olacak. Yıkımın, enkazın bu kadar ağır olmasında sizin suskunluğunuzun epey bir payı var, unutulmayacak.

Annelerimizin bize bir sözü daha var, “yapma, etme, dikkatli ol evladım” derler. Ama bizim de annelerimize bir sözümüz var, “anamızı ağlatanlardan bunun hesabını soracağız, başka bir yaşamı kuracağız anne.” Acılarımıza, korkularımıza teslim olmayacağız. Milyonları diri diri yakmaya kalktılar ama küllerimizden yeniden doğuyoruz anne.

Bergen

Başlığa Bergen yazmışım, “Hani Bergen nerede” diye soracaksınız ama Bergen de böyle biri işte. Korkmuyor, geri adım atmıyor, acılarına teslim olmuyor ve küllerinden yeniden doğruyor. Dört milyondan fazla insan Bergen filmini izlemiş. Direnene, ayakta kalana saygı duyuluyor, onun filmi seviliyor demek ki.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Muhalefet Partilerine ‘Seçim Kanunu’ Çağrısı

Sivil toplum ve meslek örgütlerinin oluşturduğu Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu, AK Parti ve MHP tarafından hazırlanan Seçim Kanunu’ndaki değişikliğe dair tespitlerini paylaştı.

Yazılı açıklamada, değişikliğin görüşülüp kabul edildiği Anayasa Komisyonu toplantısının, 23 Mart, saat 15:05’de başladığı, 24 Mart 07:38’de bittiği ve böyle önemli bir konunun, “17 saat 33 dakika süren tek bir toplantı ile geçiştirilmesinin durumun vahametini gösterdiği” belirtildi.

Kanun görüşmelerinin halka, seçmene, ilgili sivil kuruluşlara kapalı yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Önerilmesine karşın Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu da dahil olmak üzere, oturuma kimse davet edilmedi. Komisyona dışarıdan davetli olarak sadece Adalet ve İçişleri Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay, Cumhuriyet Başsavcılığı ve Hâkim ve Savcılar Kurulu temsilcileri alındı” dendi.

Ayrıca, Meclisteki partilerin Komisyon üyeleri dışındaki vekillerinin de toplantıya ilgi göstermediği ifade edildi: Mecliste vekili bulunan 14 partiden sadece Komisyonda grubu bulunan beş parti ve grubu bulunmayan bir parti katılırken, sekiz partinin vekillerinin ve bağımsız vekillerin böylesi önemli bir konuda toplantıya katılmamaları, seçim güvenliği yasasının, seçim güvenliği konusundaki rolünün ve öneminin, hak ettiğince fark edilmediğini düşündürüyor.

Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Anayasa Komisyonu’ndan geçti. Teklife dair şerhlerin yazılması ile Komisyon Raporu tamamlanacak ve Genel Kurul’da görüşülmeye geçilecek.

“Birinci partiye açık imtiyaz tasarlandı”

Komisyon toplantısında teklisin büyük oranda değişmeden geçtiğini ifade eden STK’lar, toplantıda tartışmaları inceledikten sonra şu değerlendirmeyi yaptı: İl barajı görevi görecek ve birinci partiye imtiyaz sağlayarak, diğerlerinin temsil hakkına el koyacak bir düzenlemenin getirildiğini, kıdemli hakimlerin tasfiye edilmeye çalışıldığını, Cumhurbaşkanı’nın geçen seçimde görülen adil olmayan uygulamalarının meşrulaştırılacağı anlaşılmaktadır.

“Sürece aktif katılım” vurgusu

Açıklamada, muhalefet partilerinin tavrı da eleştirildi: İktidarın, Seçim Kanunu Teklifi’ni halkın sesine ve katılımına kapatması, demokratik bir seçimin gerçekleştirilmesini engellemektedir. Muhalefet partilerinin de, iktidar tarafı ne yaparsa yapsın seçimi kazanacaklarına dair güveninin seçim yasasının mümkün olan en adil ortamı tanımlamasını gölgelememesi gerekiyor. Seçimlerde temsil şansı kalmayan pek çok seçmenin, sandığa uzak durabileceği, küsebileceğinin de önemle göz önüne alınması gerekir.

STK’lar, Komisyon toplantısına katılmayan partilerin, bundan sonraki sürece aktif katılımlarının yanı sıra seçmenlerinin de sürece katılmasını sağlamalarının, adil bir seçim için parti-seçmen birliğini hayata geçirmelerinin önemini vurguladı.

Partiler ve seçmen işbirliği

Açıklamada, bütün partilerin ortak hareket etmesi gerektiği vurgulandı: TBMM çatısı altında pek çok kanun maddesinin ya da kanun teklifinin engellenmesinde, partiler ve seçmenler ötesi iş birliklerinin etkili olduğunu, geçmiş örneklerden biliyoruz.

Paylaşın

Altı Partiden Açıklama: İş Birliğimizi Sürdürmeye Kararlıyız

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın daveti üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın DEVA Partisi Genel Merkezinde dün buluştu.

Bir araya gelen altı muhalefet partisi toplantılarının ardından ortak yazılı açıklama yaptı. Ortak açıklamada, yine Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme vurgu yapıldı ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturdukları bilgisi verildi.

Ayrıca, “Birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk” denildi. Toplantıda derinleşen ekonomik kriz de ele alındı.

Ortak açıklamanın tam metni şöyle:

“Toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak bizler, Türkiye siyasi tarihinde benzeri olmayan bir iş birliği bilinciyle, kutuplaşma yerine istişare ve uzlaşmayı esas alarak “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş” konusunda tam bir mutabakata varmış ve ortak mutabakat metnimizi 28 Şubat’ta milletimizle paylaşmıştık.

‘Yarının Türkiyesi’ni inşa etmek üzere 12 Şubat tarihindeki toplantımızda kararlaştırdığımız iş birliği alanlarını değerlendirmek ve ilerletmek amacıyla bugün tekrar bir araya geldik.

Öncelikle Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturduk.

Geçtiğimiz ay içinde yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirdik ve bu bağlamda birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk.

Milletimizin bilmesini isteriz ki, demokratik ilkelere dayanan birlikteliğimiz bu gibi siyasi mühendislik çabalarından etkilenmeyecektir. İş birliğimizi uyum içinde sürdürmeye kararlıyız.

Öte yandan hangi şartlarda olursa olsun, milli iradeyi parlamentoya tam olarak yansıtmak üzere seçim güvenliğini sağlamak amacıyla bir çalışma daha grubu oluşturduk.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu derin ekonomik krizi de değerlendirdik.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber uygulamaya konulan akıldan, bilimden, gerçeklikten ve istişare kültüründen kopuk keyfi politikalar ağır bir hayat pahalılığına, işsizliğe ve yoksulluğa yol açmış, ekonomik kırılganlıklar ciddi biçimde artmıştır.

Bu konularla birlikte derin bir uluslararası krize yol açan Rusya-Ukrayna savaşını da ele aldık. Rusya Federasyonu’nun uluslararası hukuku ihlal ederek Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saldırması ile bölgemizde istikrar ve barış tehdit altına girmiştir. Bu kriz bize akılcı, tutarlı ve ülkemizin orta ve uzun vadeli stratejik menfaatlerini dikkate alan bir dış politikanın önemini bir kere daha göstermiştir.

Buradan tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyoruz; bizler Türkiye’yi karanlık günlerden çıkartma kararlılığı içerisindeyiz. Umutlarımız ve geleceğe olan inancımız, Türkiye’nin sorunlarından çok daha büyüktür.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metnimiz ve sürdürdüğümüz iş birliği, milletimizin geleceğe dair umudunu ve inancını artırmıştır.

Hedefimiz istişare ile derin sorunlarımıza son vermek ve her bir vatandaşımızı insan onuruna yaraşır bir yaşam ve refah standardına kavuşturmaktır.

İktidarın ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının tam tersine, birlik ve uzlaşı ile çalışmalarımıza devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 64 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 11 bin 194 yeni vaka tespit edilirken, 64 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,32 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,07 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 251 bin 242 test yapılırken, 11 bin 194 yeni vaka tespit edildi. 64 kişi hayatını kaybederken, 15 bin 402 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,32 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,07 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 146 milyon 762 bin 564’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 25 Mart verilerine göre, dün 267 bin 848 test yapılmıştı. Dün, 13 bin 849 vaka tespit edilirken, 70 kişi hayatını kaybetmiş ve 17 bin 673 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Erdoğan’ın Hedefi 2032’ye Kadar Cumhurbaşkanı Olmak

Gazeteci Banu Güven, DW Türkçe için kaleme aldığı ‘Erdoğan’ın hedefi 2032’ye kadar başkanlık’ başlıklı yazısında, “Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor” ifadeleri kullandı.

Banu Güven, yazısının devamında, Erdoğan’ın bu hedefleri belediye başkanı seçilmeden önce planladığını belirterek, “1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak” dedi.

“Erdoğan iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı” diyen Güven’in yazısı şöyle;

“Recep Tayyip Erdoğan 1954’te doğdu. Tam bir ay önce 68 yaşını doldurdu. İlk hedefi, 2023 seçimlerinde yeniden seçilmek, yani 70’inci yaşına da cumhurbaşkanı olarak girmek. Aslında Erdoğan sistemi değiştirmeden önce varolan Anayasa maddesi, bir kimsenin en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabileceğini söylüyor. Ne var ki, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor. Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılacak itirazların nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek ise zor değil.

Erdoğan 2023’te kazanabilirse, bir sonraki hedefi de belli. Onun hazırlığını da 2017’deki Anayasa değişikliğiyle yapmıştı. Buna göre, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen meclisin ve cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni meclisin ve cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder. Bu şekilde seçilen meclis ve cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.” Seçim Kanunu’na göre, cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olabilmesi için, seçimleri yenileme kararının öngörülen tarihten en az 1 yıl önce alınması gerekiyor. Toplayın çıkarın, 2032 ediyor.

AKP’nin Bartın Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç da, bu niyeti doğrulayana açıklamalar yapmış, “2023’te seçilirse, 2028 yılındaki seçimler öncesinde, meclisin erken seçim kararı alması durumunda, Erdoğan yeniden aday olabilir ve 2032 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yapabilir” demişti.

MHP yasası, Bahçeli barajı

Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde erken seçim silahını çekebilmek için mecliste en az 360 sandalyeye ihtiyacı var. Dolayısıyla MHP’nin meclise girmesi yetmiyor, bir de olabildiğince çok vekil sokmasını sağlamak gerekiyor. 2023 Haziran’ı yaklaşırken, gerekli önlemleri alıp öyle yola devam etmek istiyor Erdoğan. Dolayısıyla, bu değişiklik için Anayasa Komisyonu’nu sabahlara kadar çalıştırmanın ardında, ilk bakışta görünenden daha uzun vadeli ve daha çok seçenekli bir plan var. Evet, bir ihtimal daha var.

Diyelim ki, Erdoğan 2023’te cumhurbaşkanı seçilemedi. Muhalefetin adayı yemin etti, göreve başladı. Memlekette bir bayram havası yaşanıyor. Erdoğan Bahçeli ile birlikte 360 milletvekili hedefine ulaşırsa, bu bayram havası uzun sürmeyebilir. Erdoğan ne zaman isterse, meclis 360 oyla kendini feshedip yeniden seçim kararı alabilir. Seçim Kanunu’ndaki bu değişiklik işte bu ihtimal de düşünülerek yapılıyor. Seçim ittifaklarına dönük değişiklik önerisindeyse AKP’nin geçen seçimde uğradığı kayıplar var.

2018 seçimine Cumhur İttifakı olarak giren AKP ve MHP’nin oyları, ayrı ayrı hanelere yazılsaydı, iki parti de daha fazla sandalye çıkaracaktı. Dolayısıyla Erdoğan Millet İttifakı’nın işine yarayan bu formülü değiştirmek, ittifakları anlamsızlaştırmak istiyor. Böylece muhalefet ittifakı içinde yar alan DEVA ve Gelecek Partisi’ne oy vermeyi düşünen seçmenin, “Benim oyum bir işe yarayacak mı” sorusunu sormasını hedefleyen bir manevra bu. MHP için ise sorun yok. MHP’li adayları 2023’te belli seçim bölgelerinde AKP listelerinde göreceğimizden kuşkunuz olmasın.

Bütün bunların üzerine Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen, HDP kapatma ve 451 HDP’liye siyaset yasağı davası var. Bugüne kadarki deneyimlerden yola çıkarak, iktidarın seçime kısa bir süre kala, HDP’nin kapatılması ve kadrolarına da siyaset yasağı getirilmesi için tam saha pres yapacağını söylemek yanlış olmaz.

Erdoğan, bu hedefleri çok önceden, bana sorarsanız belediye başkanı seçilmeden önce planlamış bir siyasetçi. 1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak. O virajda savrulup savrulmayacağı, iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı. O da başka yazının konusu olsun.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Barışın Önündeki Barajları Da Aşacağız

Partisinin Şırnak kongresine katılan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, burada yaptığı konuşmada, “Biz barajları aşa aşa gelen bir partiyiz. Şuna inanın; barışın önündeki barajları da aşacağız, sizlere söz veriyoruz. Demokrasinin ve adaletin önündeki barajları da yıkacağımızın sözlerini sizlere bir kez daha veriyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, açıklamasının devamında, “Onlar HDP’siz bir siyaset, parlamento, Türkiye hayali kurmaya devam etsinler. Bu hesabı yapanlara “Kendinize siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırın, çünkü gideceğiniz yer siyaset çöplüğüdür. Bundan hiç şüpheniz olmasın!” diyoruz. O çöplüğe sadece iktidarı değil irademizi gasp eden kayyımları da atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Şırnak İl Örgütü 4. Olağan Kongresinde yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Şırnak halkı bugüne kadar ağır bedeller ödedi. Şırnak ve Botan halkı ağır bedeller ödemesine rağmen hiçbir zaman ilkelerinden ve mücadelesinden taviz vermedi. 90’larda asitli kuyularda yakmalardan Roboski Katliamı’na kadar birçok vahşet ve katliamla karşı karşıya kalan Botan halkının dik duruşunu saygıyla bir kez daha selamlamak istiyorum. Şırnak halkına çektirilen bu acılar karşısında Şırnak halkına diz çöktürülmediğini ve boyun eğdirilmediğini herkes biliyor. Botan halkı bugün dimdik ayakta. Biz bunu bir kez daha 21 Mart’ta Şırnak ve ilçelerinde kutlanan Newroz’da gördük. Diline, kimliğine, inancına, onuruna sahip çıkan bir halk var. Fedakâr Şırnak halkımız, bizim onurumuzdur. Fedakâr Şırnak kadınları ve gençleri bizim onurumuzdur.

“Newroz aydınlık günlerin müjdecisi oldu”

Newroz’da milyonlar iradelerini ortaya koydu. Newroz, halkımızı kuşatan ve kuşatma altına alan karanlığa karşı aydınlık günlerin müjdecisi oldu. Karamsarlığa karşı büyük bir umut oldu. Savaş politikalarına karşı büyük barış talebinin ve büyük barışa giden yolun öncüsü oldu. Rehine siyasetiyle, irade gaspıyla halkımızın iradesini engelleyemeyeceklerini bir kez daha bu ülkeyi yönetenlere gösterdi. Kürt sorununun tecritle, Kürt düşmanlığıyla ve irade gaspıyla değil diyalogla ve müzakereyle çözülebileceğine olan inancını bir kez daha ortaya koydu. Biz barış politikalarıyla bu sorunun çözülebileceğini Newroz’da atılan sloganlardan, Newroz’daki kararlılıktan ve umuttan, Newroz’daki cesaretten bir kez daha gördük. Ve buna hep birlikte tanıklık ettik.

Newroz’un bir diğer mesajı da İmralı’da diyalogun ve müzakerenin hala dimdik ayakta olduğuydu. Diyalog ve müzakereyle, İmralı’da Sayın Öcalan’la çözülebileceğine olan inancını halkımız ortaya koydu. Bu gerçeklik bir kez daha çözümün yolunu gösterdi ülkeyi yönetenlere. Newroz bir bakımdan da özellikle Türkiye metropollerinde yoksulluk ve açlıkla çökertilmek istenen emekçi halklarımıza da bir umut oldu. Aynı zamanda ortak eşit geleceğin yolunu açtı. Ortak mücadelenin önemini bize gösterdi. Newroz bir anlamıyla Kürt halkının kendi ulusal birliğini kazandığının ve bu kazanımı sonuna kadarda koruyacağının mesajını bir kez daha bizlere gösterdi. Amed, Cizre, Batman ve Van Newrozlarında halkımız kendi ulusal birliğini sağladığını bir kez daha ortaya koydu.

“Bu ülkenin sorunları savaş, inkar ve tecrit politikaları ile çözülmez”

Bütün bu Newroz kutlamalarında sadece HDP’liler değil, bu coğrafyada yaşayan bütün halklar aynı kararlılıkla aynı cevabı ve mesajı verdi. İşte bunun için diyoruz ki; Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi sorunu, insan haklarını ve adalet sorunu bu ülkenin ortak sorunudur, hepimizin sorunudur. Bu sorunlar sadece Kürtlerin, Alevilerin, farklı inançların sorunu değildir. Kürt sorunu Alevilerin de sorunudur, Alevi sorunu Kürtlerin de sorunudur. Ermeni ve Süryanilerin sorunu da bu ülkenin bütün halklarının ortak sorunudur.

Bu yüzden çözüm yolları da ortaktır. Bu sorunları çözmek için birliğe ve beraber mücadele etmeye ihtiyaç vardır. Bu sorunların çözümünde elbette ki bu kararlılık bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu yol bellidir. Diyalog ve müzakereyle çözülmesi gereken bu sorunları, inkar ve yok saymayla çözmeye çalışan bir zihniyet ile de karşı karşıyayız. Savaş ve inkar politikalarıyla; kayyım, cezaevi ve tecrit politikalarıyla bu ülkenin sorunlarının çözülemeyeceğini halklarımız çok iyi biliyor. Tecrit uygulandıkça halkın barış umutlarını kıracaklarını zannedenler, Newroz meydanlarına bakarak bu politikaların tutmadığını ve tutmayacağını artık anlamalıdır. O meydanlardaki resimlere bir kez daha baksınlar.

“2015’ten sonra sorunlar derinleşti, büyük uçurumlar açıldı”

Newroz alanında da söyledik, burada bir kez daha ifade etmek isteriz ki; 2015 yılından bu yana bu ülkede acılar hiç bitmedi ve ülkeyi yönetenler bu ülkenin sorunlarını daha da derinleştirdiler. 2013 Newrozunda okunan Sayın Öcalan’ın mektubu bizlere bir yol ve tercih sunmaktaydı. Dolmabahçe Mutabakatı bu ülkenin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için bir çözüm yoluydu.

Ancak bu ülkeyi yönetenler ne 2013 Diyarbakır Newrozunda okunan mektubu ne de 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatını dikkate aldılar. Ve bu süreci heba ettiler, ellerinin tersi ile geri çevirdiler. 2013’ten bu yana bu ülkede acılar, gözyaşı dinmedi ve hala yaşanmaya devam ediyor. 2015’ten bu yana ülke bu politikalarla büyüdü mü? Hayır, büyümedi. 2015’ten bu yana halkın refah seviyesi arttı mı? Hayır, bütün sorunlar daha da derinleşti. Büyük uçurumlar açıldı, özellikle halklar arası kutuplaşma ve kamplaşma arttı.

“Yanlış politika Şırnak’tan, Botan’dan döner”

Barışı ertelemenin bu ülkeye hiçbir faydasının olmadığını biz bu son dönemde yaşanan acılardan elbette ki gördük. Bu acıların dinmesi için halkımızın mücadele ettiğini gördük. Bütün bu politikaların bedeli ülkeye acılar olarak geri döndü. Kamplaşmanın, kutuplaşmanın daha da derinleştiği bir süreci yaşıyoruz. Newroz meydanları tecrit politikasını, düşmanlığı ve hukuksuzluğu geçersiz kıldı.

Halkımız bu politikaları boşa çıkardı. Yanlış politika halktan geri döner, bunu bir kez daha sizler gösterdiniz. Yanlış politika Şırnak’tan, Botan’dan geri döner. Bu gerçeğin iyi görülmesi gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz. Barış ve çözüm iradesinin iyi okunması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Halkın gösterdiği yol en doğru yoldur. Halkın gösterdiği yoldan yürümek de bizim tercihimizdir, en önemli yolumuzdur.

“Kayyımları teker teker Ankara’ya geri göndereceğiz”

Şunu herkes bilsin ve unutmasın: Şırnak ve Botan’a demokrasi gelmeden Türkiye’ye demokrasi gelmez. Bunun için herkesin barışa sahip çıkması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Barış için herkesin bir kez daha elini taşın altına koyması gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum. İşte bu Newroz bir kez daha barışa olan inancı; demokrasiye, adalete, kardeşliğe olan inancı ortaya çıkarmıştır. Biz bu büyük barış projesinin arkasındayız. Bunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Başta Şırnak ve ilçeleri olmak üzere belediyelerimizin olduğu her yerde kayyımlar var ve Ankara’daki siyasi irade de bu kayyımlardan besleniyor bunu çok iyi biliyoruz. Demokrasiden yana olan herkesin bunu böyle görmesi gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Çünkü kayyımlar halkın iradesini gasp eden, darbe vuran şahıslardır. O şahıslar elbette ki Ankara’daki siyasi iradenin kararı ile oraya gelmiştir. Halkımıza söz veriyoruz; önümüzdeki ilk seçimde o kayyımları Ankara’ya teker teker göndereceğiz hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Şırnak’tan Edirne’ye bir demokrasi ittifakını gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir”

Bir mücadele ortaklığından, demokrasi ittifakından bahsediyoruz. Yaşanan bütün acılar, engellemeler karşısında Türkiye halklarının bir mücadele ortaklığında ve demokrasi ittifakında buluşmasının zamanı artık gelmiş ve geçiyor. Bir mücadele ortaklığına ama aynı zamanda bir demokrasi ittifakına Türkiye’deki muhalif güçler ve ötekileştirilenler, yok sayılanlar açısından büyük bir ihtiyaç vardır. Demokrasi ittifakını Şırnak’tan Edirne’ye kadar gerçekleştirmenin ve büyütmenin zamanı gelmiştir.

Hepimiz bunun için mücadele etmeli ve Türkiye’nin dört bir yanına yaymak için çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Bizim temel amacımız barış içinde onurlu ve eşit bir geleceği hakim kılmaktır bu ülkeye. Güçlü demokrasi ile buluşturulan bir cumhuriyeti ülkeye armağan etmektir. Demokratik bir düzeni kurmak ve uygulamak bizlerin temel amacıdır. Herkesin eşit haklara sahip olduğu yeni bir anayasanın yazımı da elzemdir. Dili, kimliği ve inancı inkar edilen tüm halkların haklarının güvence altına alındığı bir anayasayı mutlaka hayata geçirmenin zamanı gelmiştir. Halkın çoğulculuğunu esas alan yeni bir anayasayı HDP olarak hayata geçirmek için çalışacağız.

Sadece Kürt sorununda değil bu ülkeyi yönetenler ekonomide de büyük bir darbe gerçekleştirdiler. Esnafın, işçinin, emekçinin, üreticinin perişan halde olduğunu görüyoruz. Bunu yapanların bu ülkeyi yönetenler olduğunu hepimiz biliyoruz. Onlar sadece ve sadece kendi kasalarını doldurmakla uğraştılar. Halkın açlığı, yoksulluğu ve sefaletiyle ilgilenen bir iktidar yok. Onlara iyi bir ders vermenin zamanı gelmiştir. İktidara ders vereceğimiz zaman, seçim süreci ve sandıklardır. İlk seçimlerde halkımız, bütün bu haksızlık ve hukuksuzlukların hesabını soracaktır.

“HDP’siz bir siyaset hayali kuranlar kendisine siyaset çöplüğünde yer ayırsın”

Şimdi yeni bir seçim yasa tasarısı getirdiler Genel Kurul’a. Bu seçim yasasıyla yine hilelerin, aldatmacaların yaşanacağı bir seçimi önümüzü getirmeye hazırlanıyorlar. Barajı yüzde 7’ye indirmeyi planlayan yasa tasarını Genel Kurul’a getirecekler. Yüzde 10’luk seçim barajı Kürtler için getirilmişti; Kürt halkı ve demokrasi güçleri Meclis’e girmesin diye getirilmişti. HDP Meclis’e girmesin diye yüzde 10’luk seçim barajını getirmişlerdi. Şimdi gördüler ki halkımız barajları yıka yıka seçimlere giriyor, Meclis’e giriyor.

İşte bu % 7 seçim barajını da küçük ortakları için getirdiler. Ama o küçük ortak yüzde 7 seçim barajını da aşamayacak durumdadır. Biz barajları aşa aşa gelen bir partiyiz. Şuna inanın; barışın önündeki barajları da aşacağız, sizlere söz veriyoruz. Demokrasinin ve adaletin önündeki barajları da yıkacağımızın sözlerini sizlere bir kez daha veriyoruz. Onlar HDP’siz bir siyaset, parlamento, Türkiye hayali kurmaya devam etsinler. Bu hesabı yapanlara “Kendinize siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırın, çünkü gideceğiniz yer siyaset çöplüğüdür. Bundan hiç şüpheniz olmasın!” diyoruz.

“Yüksekdağ ve Demirtaş ile buluşacağımız günler yakın”

O çöplüğe sadece iktidarı değil irademizi gasp eden kayyımları da atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Gültan Kışanak’ı, Aysel Tuğluk’u, İdris Baluken’i, Sebahat Tuncel’i, Ayla Akat Ata’yı ve diğer arkadaşlarımızı 5 yıldır cezaevinde tutan zihniyeti de o çöplüğe atacağız. 5 yıldır haksız hukuksuz bir şekilde cezaevlerinde kalan bütün siyasetçilerimizin, yoldaşlarımızın özgürlüğüne de hep birlikte katkı sunmak için mücadelemizi büyüteceğiz, ittifakımızı güçlendireceğiz; Kürt halkının birlikteliğini, Türkiye halklarının ortak mücadelesini büyüteceğiz.

Bu mücadele ile birlikte cezaevindeki arkadaşlarımızın tahliye olmasını hep birlikte sağlayacağız. Tam 5 yıldır bu arkadaşlarımız haksız bir şekilde cezaevinde, bunu bütün dünya biliyor. AİHM’in bu yönde karar vermesine rağmen Ankara’daki AKP-MHP iktidarı bunu kabul etmeyen bir anlayışla arkadaşlarımızın çıkmasına engel oluyor. Biz Botan’dan, Şırnak’tan söz veriyoruz: Her bir arkadaşımızın tahliyesinin gerçekleşmesi için bu mücadeleyi büyüteceğiz. Sizlere söz veriyoruz. Sizlerin Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk ile buluşacağı günler yakındır.

Şırnak 4. Olağan Kongresinin Türkiye’nin demokrasi ve barışına, Kürt halkının birlik ve beraberliğine, Türkiye halklarının ortak mücadelesine vesile olmasını yürekten temenni ediyorum. İki yıllık süreç içinde emek veren bütün yönetici arkadaşlarıma ve il eşbaşkanlarıma teşekkür ediyorum. Bugün yeni seçilecek yeni yönetime de bu uzun ve zorlu yolda ve mücadelede başarılar diliyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Oy Kaybına Karşı Hangi Önlemler Konuşuluyor?

AK Parti ve MHP’nin Meclis’e sunduğu seçim kanunu değişikliği siyasetin ana gündem başlıklarından birisi olurken siyasi partiler de seçim hazırlıklarına hız verdi. AK Partili kurmaylar kurmaylar ise oy kaybını görerek strateji değiştirmek gerektiğini savunuyor.

CHP Antalya’da ‘İktidara hazırız’ sloganıyla il başkanlarının katıldığı örgüt buluşması gerçekleştirdi, İYİ Parti Ankara’da ‘İl Başkanları Çalıştayı’ düzenledi. MHP Antalya’da belediye başkanları toplantısı yaparken AK Parti’de de seçim stratejisini belirlemek için toplantı üstüne toplantı yapılmaya başlandı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; özellikle ekonomik zorluklar nedeniyle oylarda görünür bir düşüş olduğunu kabul eden AK Partili kurmaylar buna karşın halen birinci parti olduklarına dikkat çekiyor, zorluğun ise 50+1 gereken Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanacağını kaydediyor.

‘Strateji değiştirmek gerekiyor’

Bugüne kadar yapılan birçok seçimde oyları konsolide etmek için kutuplaştırma siyasetinden sonuç alındığına dikkat çeken kurmaylar bu seçimde ise oy kaybını görerek strateji değiştirmek gerektiğini savunuyor.

AK Parti’de öne çıkan birçok siyasetçinin savunduğu bu stratejiye göre seçim çalışmasının daha kapsayıcı, kuşatıcı, herkesi kucaklayan bir dil ve üslup üzerine kurulması gerekiyor. Partinin reformcu kimliğinin yeniden öne çıkarılarak topluma “Biz yaptık, yine yaparız” duygusunun verilmesi gerektiği ifade ediliyor.

AK Parti iktidarı döneminde yapılan hizmetlerin anlatıldığı daha sakin bir dil kullanılması gerektiğine dikkat çeken kurmaylar, “Her gün artı bir oy kazanmak zorunda olan biziz” diyor. Seçim stratejisi kapsamında yapılan toplantılardan çıkan sonucun bir süre sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulması bekleniyor.

Paylaşın

Altı Genel Başkanın Gündemi: Ekonomik Söylemde Birliktelik

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmasını tamamlayan ve ortak metne imza atan 6 muhalefet partisinin lideri, bir aylık aranın yeniden bir araya geliyor. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde Pazar akşamı düzenlenecek çalışma yemeğinde konuşulacak konular merak konusu olurken, gözler bir yandan da buluşma sonrasında yapılacak açıklamaya çevrildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Toplantıda AKP ve MHP’nin Seçim Yasası teklifinin gündeme geleceğine dair yorumlar yapılsa da, muhalefet partilerinin yetkilileri bu konunun kapsamlı bir şekilde gündeme gelmeyeceğini belirtiyor. Yetkililerin bu konudaki gerekçesi ise, teklifin henüz TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilip yasalaşmamış olması.

“İttifak, en fazla iki partiden oluşabilir diyebilirler”

DEVA Partisi Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin, yasanın görüşmeleri sırasında TBMM Genel Kurulu’nda değişiklikler olabileceğini bu nedenle de toplantıda bu konunun kapsamlı bir şekilde gündeme gelmesinin beklenmediğini söyledi. Seçim Yasası teklifinin 6’lı masayı etkileyecek bir yanı olmadığını ifade eden Şahin, “Resmi Gazete’de yayınlanmadan onun değerlendirmesi liderler tarafından yapılmaz” dedi. Teklifin bir buçuk senedir görüşmelerinin sürdüğünü hatırlatan Şahin, “Örneğin komisyonda değişikliklere uğradı. Bir buçuk senedir bunu öngörmemişler miydi? Mayınlı bir iki konu var. Onlarda da değişiklik olabilir. Mesela, ‘İttifak en fazla iki partiden oluşabilir’ diyebilirler” ifadesini kullandı.

Söylem birlikteliği için iş birliği

Toplantının gündem maddeleri arasında ittifakın ilke ve esasları ile seçim süreci ve sandık güvenliği bulunuyor. Bununla birlikte vatandaşı doğrudan ilgilendiren konularda da yürütülecek iş birlikleri de toplantının gündem maddeleri arasında bulunuyor. Partilerin ekonomik programları ve vaatlerini vatandaşa anlatırken, temel konularda söylem birlikteliği yakalanması adına kurulacak iş birliği için bir yol haritası oluşturması da bekleniyor.

“Öncelikli gündemimiz, yangın yerine dönen ekonomi”

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, toplantıda gündem maddelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Şahin, “En başta ekonomide yaşananlar, kur korumalı mevduat uygulamasının ülkeye kaybettirdikleri, Ramazan sofralarındaki pahalılık, Rusya-Ukrayna krizi, NATO görüşmeleri mutlaka değerlendirilir” dedi. Olası bir ittifak halinde ilkeler ve değerlerin ne olacağı konusunu gündemlerine aldıklarını belirten Şahin, her partinin öncelikleri olacağını ama ağırlıklı olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’le ilgili geçiş sürecinin yol haritasını konuşacaklarını söyledi.

Şahin, “Bizim için öncelik, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinde yol haritası, bununla ilgili hangi adımlar atılacak, yürütmede Cumhurbaşkanının yetkileri nasıl kullanılacak gibi konular ve bununla birlikte, yangın yerine dönen ekonomi” ifadesini kullandı. Toplantı sonrasında bir ortak metin de paylaşılacağını kaydeden Şahin, ortak metinde bundan sonraki süreç içerisinde seçim ve seçim güvenliğine yapılabilecek iş birliği esaslarının yer almasının beklendiğini kaydetti.

Enginyurt: Vaatlerimizi masaya yatıracağız

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Cemal Enginyurt’un verdiği bilgiye göre de liderler, Pazar günü vatandaşa yönelik seçim vaatlerini masaya yatıracak. Enginyurt, “Bu toplantılar artık Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem toplantısı olmaktan çıkacak. Topluma ne anlatacağımızın konuşulacağı toplantılar olacak” ifadesini kullandı. İşsizlik ve yoksulluğun giderek arttığını belirten Enginyurt, “Biz kendi adımıza millete olan vaatlerimizi masaya yatıracağız ve bunları nasıl anlatacağımızı planlayacağız” dedi.

Pazar günü bu iş birliğinin yol haritasının çizilmesini beklediklerini ifade eden Enginyurt, Millet İttifakı ile ilgili de dikkat çekici ifadeler kullandı. CHP’nin ittifakın ana merkezi olduğunu belirten Enginyurt, “6 partinin kurmuş olduğu bu ittifak Türk milletine umut olmuştur. CHP, bu birlikteliğin ana vagon görevini görmektedir” dedi. İttifakın bozulmaması gerektiğini kaydeden Enginyurt, “Bu ittifakı bozacak olan bedelini çok ağır öder. Bu ittifakı bozmaya, millete zulmetmeye kimsenin hakkı yoktur” diye konuştu.

Yamalı: Geçiş sürecidir, ilkelerle ilgili konudur

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nedim Yamalı da Millet İttifakı’nın yerel seçimlerdeki başarısına dikkat çekerek, ittifakı başarılı bulduklarını ve iş birliği yollarının araştırılmasını istediklerini söyledi. 28 Şubat’ta yapılan toplantının öncesinde açıklanan sonuç bildirgesini hatırlatan Yamalı, iş birliği içinde bulunan partilerin sağlıklı bir ittifak oluşturabilme çabası göstermesi konusunda karar aldığını vurguladı. Bu kapsamda her ay toplantı yapılmasının kararlaştırıldığını da hatırlatan Yamalı, “Bu bir geçiş sürecidir, ilkelerle ilgili konudur” dedi.

“Ekonominin yol haritası gündeme gelebilir”

Toplantıda “popüler siyasi konuların” gündeme geleceğini kaydeden Yamalı, ittifak ile ilgili “Genel seçimler için de daha da genişletilmesi, içinin daha da doldurulması ve her kesimi kuşatır hale gelmesini ve sadece bir seçim ittifakı ile sınırlı kalmamasını istiyoruz” ifadesini kullandı. Yamalı, seçim sonucunu da yönetecek bir süreç için programların şimdiden çalışılmasını istediklerini kaydetti. Gündem maddeleri ile ilgili “Ekonominin yol haritası, anayasa değişiklikleri için yol haritası, adalet ve yargı konuları ile ilgili çalışmalar gündeme gelebilir” diyen Yamalı, toplantıda çalışma gruplarının da oluşturulabileceğine dikkat çekti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Basın Özgürlüğü’ Mesajı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Basın Konseyi’nin kuruluşunun 35’nci yılı nedeniyle gerçekleştirilen etkinlikte yaptığı konuşmada, “Anayasa’da gayet açık bir hüküm var: ‘Basın hürdür, sansür edilemez’. Bu kadar basit ama sansür ediliyor. Hürlüğü kalmadı ve şu anda basın gerçekten ciddi bir risk altında. Gazeteciler cidden büyük bir risk altında.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Olması gereken aslında basına yönelik sağlıklı ve tutarlı bir kültür oluşturmak. Her görüşten gazetecinin özgürce yazabildiği, siyaset kurumunu rahatlıkla eleştirebildiği bir ortama, bir kültüre ihtiyacımız var. İngiltere’de yazılı bir Anayasa yok ama hiç kimse İngiltere’de demokrasi yok demiyor. Tam tersine demokrasinin beşiği olarak kabul ediliyor.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasını, “O zaman biz bu kültürü hangi görüşten olursak olalım bu kültürü yerleştirmek zorundayız. Sağcısı, solcusu, ortacısı, çağdaşı, çağdaş olmayanı neyse ama bu kültürün olması lazım. Bu kültürü yerleştirdiğimiz zaman Anayasa’da şu yazıyor ya da bu yazıyor diye düşünmeyeceğiz. Evet, burada bir haksızlık var ve bu haksızlığın bir şekilde giderilmesi lazım.” sözleriyle sürdürdü.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğru gençlere de değinerek, “Bu ortak görevi yerine getirdiğimiz zaman özellikle kaderi değiştirecek olan da 6 milyon 300 bin genç yeni seçmen, yani gençler. Gençlerin umutları var, onların özgürlüğe ihtiyaçları var. Onlar özgürce yazmak, Özgürce konuşmak istiyorlar ve onlara büyük bir umut bağladığımı da ifade etmek isterim. Çünkü, Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için onlar kendi özgür iradeleri ile var olan otoriter bir yapıyı değiştirecekler. Buna da yürekten inanıyorum.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Basın Konseyi’nin 35. Kuruluş Yıl Dönümü kutlamasına katıldı. Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

“Ciddi sorunlarımız var, hepiniz bunları biliyorsunuz. Şunu ifade etmek isterim hayatım boyunca hiç umutsuz olmadım. Türkiye güzel, dinamik bir ülke, dolayısıyla bütün sorunlarını çözebilecek yetkinliğe sahip bir ülke biz bunu yapak zorundayız. Ama demokratik kurallar içerisinde yapmak zorundayız. Biliyorum hapiste gazeteciler var, biliyoruz doğru haberlerin bile mahkeme kararıyla internet sayfalarından kaldırıldığı var. Bunları da biliyoruz.

Doğru habere ulaşmanın yasaklandığı bir ülkeden geçiyoruz, her ne kadar Anayasa, ‘basın sansür edilemez’ dese de aslında Anayasa’nın da gerçekten askıda olduğunu da biliyoruz. Bazen yasalar ile belli şeyleri düzeltmeye çalışıyoruz veya Anayasa değişiklikleri ile belli şeyleri güvence altına alabilir miyiz alamaz mıyız diye çaba harcıyoruz. Dediğim gibi Anayasa’da gayet açık bir hüküm var: ‘Basın hürdür, sansür edilemez’. Bu kadar basit ama sansür ediliyor. Hürlüğü kalmadı ve şu anda basın gerçekten ciddi bir risk altında. Gazeteciler cidden büyük bir risk altında.

“Haksızlık var ve bu haksızlığın bir şekilde giderilmesi lazım”

Bu kültürü oluşturmak da hepimizin ortak görevi. Özellikle bizleri yazılarıyla, haberleriyle aydınlatan medyanın görevi. Medya bu konuda elinden geleni yapıyor, biliyorum ama o kadar ciddi bir ayrışma var ki… Bir grup, bizim havuz medyası diye tanımladığımız, iktidar ne yaparsa yapsın onları hep haklı çıkarmaya çalışıyor. Burada da doğal olarak vatandaşın kafası karışıyor, acaba hangisi doğrudur diye.

Bütün gazetecilere, köşe yazarlarına, habercilere elbette bir çağrıda bulunmak isteriz; haklının yanında, adaletin yanında durmak, doğru haberin peşinde koşmak, toplumu aydınlatmak onların görevi. Hiçbir politikacı şunu unutmasın. Bir politikacının en büyük avantajı özgür medyanın olmasıdır, bağımsız medyanın olmasıdır. Özgür ve bağımsız bir medya, bizim göremediğimizi görür; bizim yanlış yaptığımızı hatırlatır ve bizim yanlışları tekrar etmememize yol açar. Medya bu kadar önemliyken, biz medyayı doğru haber yaptığı için cezalandırıyoruz. Bu yüzden de buradan da artık Türkiye’nin çıkması lazım. Şunu ifade edeyim, az kaldı, inşallah hep beraber, hep birlikte demokratik yöntemlerle sandığa giderek, özgür irademizi kullanarak Türkiye’yi bir kabustan çıkarmak zorundayız. Bu hepimizin ortak görevidir.

“Buna da yürekten inanıyorum”

Bu ortak görevi yerine getirdiğimiz zaman özellikle kaderi değiştirecek olan da 6 milyon 300 bin genç yeni seçmen, yani gençler. Gençlerin umutları var, onların özgürlüğe ihtiyaçları var. Onlar özgürce yazmak, Özgürce konuşmak istiyorlar ve onlara büyük bir umut bağladığımı da ifade etmek isterim. Çünkü, Türkiye’de demokrasinin gelişmesi ve kökleşmesi için onlar kendi özgür iradeleri ile var olan otoriter bir yapıyı değiştirecekler. Buna da yürekten inanıyorum.

Basın konseyi 35. Yılını kutluyor. 35 yıl önemli bir süreç, dolayısıyla 35 yıl içinde basının sorunlarını aktarmak ve o sorunların çözümü için mücadele etmek son derece değerlidir. Bütün basın çalışanlarına hepinizin huzurunda teşekkür etmek benim için temel bir görevdir.”

Paylaşın

Babacan: Sistem, Türkiye’yi Depresyona Soktu

Partisinin Yıldırım ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Taraflı ve partili Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ülkemiz her yıl daha mutsuz oluyor. Huzur getirecek dedikleri sistem Türkiye’yi depresyona soktu” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Gençlere, gasp edilen hayatlarını iade etmeyi taahhüt ediyoruz. Yarının Türkiye’si için gençlerin aklına ihtiyacımız olduğunu iyi biliyoruz. Biz gençlere fırsat eşitliği sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.

Babacan, “Gençlerin istihdam olanaklarını arttıracağız. Onlara düşüncelerini ifade edebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri özgürlükçü bir iklim sunacağız. İş baskısıyla, siyasi iklim baskısıyla, sosyal çevre baskısıyla nefeslerinin kesilmeyeceği, kendileri gibi olacakları bir ülke hazırlayacağız.” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Bursa’da partisinin Yıldırım ilçe kongresinde konuştu. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Dünya Mutluluk Endeksi yayınlandı. 146 ülkede en üst sırada Finlandiya, en alt sırada Afganistan var. Türkiye tam 112. sırada, yakın zamanda toprağında savaş görmüş Irak’tan daha mutsuz. Ülkeleri gelir, özgürlük, sağlık, sosyal yardım, yolsuzluk, eğitim ve satın alım gücü kriterlerine göre sıraladığınızda Türkiye kötü durumda. Değerli bir şairimiz ‘Kim istemez mutlu olmayı, ama mutsuzluğa da var mısın?’ demiş…  Bu dizeler belli ki Erdoğan ve Bahçeli ortaklığının seçim sloganı. Artık ülkeyi mutlu yapabilme imkânları yok.

“Türkiye’yi mutlu gençlerin, kadınların, çalışanların ülkesi yapacağız”

En kısa zamanda, ülkeyi bir kişinin kafasına estiği gibi yönetmesine son vereceğiz. Tüm vatandaşlarımızın hukuk güvenliğini sağlayacağız, refahını yükselteceğiz. Türkiye’yi mutlu gençlerin, mutlu kadınların, mutlu çalışanların, mutlu insanların ülkesi yapacağız. Otoriter ittifak ortaklarının DEVA Partisi’ni engellemek için ürettiği tüm o entrikaları boşa çıkaracağız.

Ülkede antidepresan ilaç satışları ciddi ölçüde artmış durumda. Eczacılara soruyorum, ‘Satışlar çok arttı’ diyorlar. Bir araştırma yapılmış, 2017 yılında ülkede 48 milyon kutu satılırken, bu rakam 2021’de 59 milyon kutuya çıkmış. İnsanlar daha çok stres çekiyorsa, bu durum hükûmetin eseri. Taraflı ve partili Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ülkemiz her yıl daha mutsuz oluyor. Huzur getirecek dedikleri sistem Türkiye’yi depresyona soktu.

Gençlere, gasp edilen hayatlarını iade etmeyi taahhüt ediyoruz. Yarının Türkiye’si için gençlerin aklına ihtiyacımız olduğunu iyi biliyoruz. Biz gençlere fırsat eşitliği sağlayacağız. Gençlerin istihdam olanaklarını arttıracağız. Onlara düşüncelerini ifade edebilecekleri, yeteneklerini geliştirebilecekleri özgürlükçü bir iklim sunacağız. İş baskısıyla, siyasi iklim baskısıyla, sosyal çevre baskısıyla nefeslerinin kesilmeyeceği, kendileri gibi olacakları bir ülke hazırlayacağız.

“Gençlerin pencereden kafalarını çıkarmaları en az 100 lira”

Gençler, ‘Harçlıklarımızla sokağa çıkmak, bir kafede oturmak, sinemaya gitmek mümkün değil artık’ diyor. Geçen gün Ankara’da şehir merkezinde bir sinemanın bilet fiyatlarına baktım. Öğrenci bileti 26 lira. Alışveriş merkezlerinde bir sinema filmi öğrencilere 36 lira. Yarın Dünya Tiyatrolar Günü. Gençler tiyatroya gidemiyor. Yemesiydi, içmesiydi derken, geldiğimiz noktada, gençlerin evin penceresinden kafasını çıkarması en az 100 lira.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altında Türkiye’nin imzası var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yargıçlar görev yapıyor. Rahmetli Özal’dan bu yana vatandaşlarımızın AİHM’e başvuru hakkı var. Taraf olduğumuz uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin iç hukukumuzu bağladığı kendi Anayasamızın hükmü. Özal niye ‘Vatandaşlarımız içeride sıkışırsa ortağı olduğumuz AİHM’e başvurabilsin’ demiş? 1980 darbesinden sonra işbaşına geldi. Bunu, hak ihlallerinin yapıldığı, ‘bir sağdan, bir soldan’ diye gencecik çocukların canına kıyıldığı dönemden sonra yaptı. Bugün AİHM bir karar veriyor; Sayın Erdoğan ‘Uymuyorum’ diyor. Anayasa Mahkememizin kararlarına ‘Saygı duymuyorum’ diyor. Böyle bir şey olmaz, olamaz. Kendi anayasasını, yasasını ihlal eden bir hükûmet asla başarılı olamaz.

“Partimize üye olan vatandaşımızın sosyal yardımını kesmişler”

Sosyal yardımları bağımlılık sağlansın diye değil, vatandaşlarımız zor durumdan çıksın diye, sosyal devlet ilkesi gereği sağlayacağız. Esas olan, bir ülkede sosyal yardım almak zorunda olan vatandaşların sayısını azaltmaktır. Daha çok insanın devlet yardımlarına muhtaç hale gelmesi belki de hükûmetin işine geliyor. Pek çok ilde, ilçede duyuyorum; sosyal yardım, sosyal destek almak için iktidar partisine üyelik kartını soruyorlar. Çanakkale’de partimize üye olan vatandaşımızın sosyal yardımını kesmişler. Niye? DEVA Partisi’ne üye oldu. Devlet olmak bu mu?

23 Aralık’ta, 24 Aralık’ta dövize endeksli kur koruma mevduat hesabına 100 lira yatıran vatandaş üç ay sonra 127 lira aldı. Üç ayda yüzde 27… Hey gidi faiz düşmanı Erdoğan… Geldiği noktaya bakın. Bunun yıllık bileşiği yüzde 160. Geçen ay üç haneli enflasyonu gösterdiler, şimdi de üç haneli faiz ödüyorlar. Kime? Bir avuç mevduat sahibine ödüyorlar. Kur bu seviyede giderse, bir yılda bu mevduatlara 40 milyar lira faiz ödeyecekler.”

Paylaşın