HDP’li Sancar: Enflasyon Üç Haneli, Adalet, Hukuk, Demokrasi Sıfır

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Üç haneli enflasyonun gerçek nedenlerini biliyoruz ekleyeyim: Sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet. Bütün o talan, rant, savaş politikalarının yanına bir de demokrasiyi rafa kaldırmak hukuku yok etmek adaleti tamamen ezmek bu düzenin bu soygunun, bu sefalet tablosunun nedenleridir” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, “Enflasyon üç haneli, adalet, hukuk, demokrasi sıfır. Biz bu denklemi değiştireceğiz. Bunun için inancımız da gücümüz de kararlılığımız var. Bu yol üçüncü yoldur. Bizim ne kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız var, ne de birilerinin bizi meşru görme konusunda sözlerine ihtiyacımız var. Yerimiz meydanlarda, halkın içindedir.” ifadelerini kullandı.

Sancar, “Bir perişanlık bir sefalet kol geziyor bu ülkede. İnsanlarımızın yüzde 90’ı yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşıyor. Bu tablo iktidarın bilinçli politikalarının bir sonucudur. Çünkü bu iktidar halka değil sermayeye, bu ülkeye değil yandaşlara ranta ayırıyor kaynakları o yüzden ülkede sefalet açlık kol geziyor ” dedi.

TÜİK tarafından yüzde 61 olarak açıklanan enflasyon rakamlarını hatırlatan Sancar Türkiye’nin yüksek enflasyonda dünya sıralamasında ikinci olduğunu kaydetti. Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) 12 aylık enflasyon artışını yüzde 142,63 olarak duyurduğunu hatırlatan Sancar “Üç haneli enflasyona ulaşmış durumdayız” diye konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar, şunları söyledi:

“Grup toplantımıza hoş geldiniz. Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Savunma, adaletin temelidir bunu biliyoruz. Ama savunmaya yönelik baskıların, adaleti çökertme politikaları sonucu olarak her geçen gün daha da ağırlaştığını biliyoruz. Buradan insan hakları için, adalet için, hak için mücadele eden bütün avukatların gününü kutluyorum. Meslektaşlarım, öğrencilerim, sınıf arkadaşlarımdırlar. Büyük bedeller ödeyerek cesaretle mücadele sürdüren bütün avukatlara teşekkürlerimi iletiyor, tebrik ediyorum.

“İktidarın sürdürdüğü politikalarla ülke yoksullaşıyor”

Ülke yangın yeri. Bizler gittiğimiz her yerde bu yangının ne kadar büyük olduğunu bizzat halkın içinde gözlüyoruz, görüyoruz. Büyük bir krizin içine sürüklenmiş insanlarımızın büyük çoğunluğu yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşıyor. Bu, iktidarın bilinçli politikalarının sonucudur. Çünkü bu iktidar halka değil sermayeye, ülkeye değil ranta ve sömürüye ayırıyor kaynakları. O nedenle ülkede yoksulluk, açlık, sefalet kol geziyor. En son hafta sonu Malatya’da gördük bunu ama gittiğimiz başka şehirlerde de tablo değişmiyor. Belki bazı bölgelerimizde ve şehirlerimizde çok daha ağır sorunlar yaşanıyor. Bunların hepsi bu ülkenin içine sürüklendiği bilinçli politikaların ve çöküşün ürünüdür. Bir çöküş yaşanıyor. İktidarın onca yıldır sürdürdüğü politikalarla ülke yoksullaşıyor, insanlarımız perişan hale sokuluyor.

“Yoksulluk ve açlık 3 kat arttı”

Enflasyon rakamları açıklandı. Son 20 yılın en yüksek rakamları ama pek çok açıdan rekorlar var. Onları ayrı ayrı saymayacağım, enflasyonun ne demek olduğunu hepimiz ancak yaşayarak öğrenebiliyoruz. Sadece rakamlardan ibaret değildir enflasyon. Bizzat hayatın içinde yaşadığımız acı bir gerçekliktir. Dünya sıralamasında Türkiye 2. sırada yüksek enflasyonda. Enflasyon halkın ezilmesi demektir, zamların üst üste gelmesi demektir. Hangi ürünlere, hangi kalemlere ne zamlar geldi? Açıklanan rakamlar iktidarın kontrolünde olan ve manipüle ettiği bir kurumun rakamı yani TÜİK’in rakamları.

Yüzde 61’in üzerinde gösteriyor TÜİK ama ENAG’da çalışan değerli akademisyenler bu oranın yüzde 140’ların üzerinde olduğunu söylüyorlar. Yani 3 haneli rakamlara ulaşmış durumdayız. Yani yoksulluk ve açlık 3 kat daha artmıştır. Üstelik bu iktidar yıl sonu enflasyonu öngörüsünü yüzde 22 civarında açıklamıştı. İlk 3 ayda bunu geride bırakmış oldu. Nereye gidiyor bu paralar? Bu ülkenin kaynakları var, bu ülkenin zenginlikleri var. Bu ülkede adil ve refah içinde yaşam sürmek için imkanlar var ama bunların nasıl kullanıldığı işte sonucu belirliyor.

“İktidar kaynakları ranta ve savaşa aktarıyor”

İktidar bu kaynakları talana, ranta, sömürüye, savaşa aktarıyor. O nedenle ülkede büyük çoğunluğu yoksullaştırıyor, küçük bir azınlığı durmadan zenginleştiriyor. Ortada çetelere, bir avuç sermayedara peşkeş çekilen kaynaklar var. Bunun sonucunda ortaya çıkan acı bir gerçek var; zam oranları. Doğalgaza yüzde 100’ün üzerinde zam geldi. Elektrik de aynı şekilde zamlandı.

Akaryakıta, benzine, mazota yüzde 200’ün üzerinde zam yapıldı. Ayçiçek yağı, un, şeker ve diğer gıdalara en az yüzde 100 zam geldi. Emekliye yüzde 25, memura yüzde 30, asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı ama bunların hepsi ilk 3 ayda eridi gitti. Böylece böbürlene böbürlene ilan ettikleri zam rakamlarının tamamı emekçilerimizin, dar gelirlimizin, emeklimizin cebinden uçtu gitti. Geriye yoksulluk, yokluk ve sefalet kaldı.

“Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız”

Asgari ücretin yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz, kanun teklifi veriyoruz. Diyoruz ki 3 ayda bir yenilenmeli ve enflasyona göre yeniden ayarlanmalıdır. Sadece asgari ücret değil bütün ücretler için geçerli. Oysa iktidar, asgari ücretin artırılması konusunda çelişkili açıklamalarla şaşkınlık içinde ne yapacağını, halka ne anlatacağını bilmeden hareket ediyor. Bir bakıyorsunuz yakında asgari ücrete zam yapılacak diye bir bakan çıkıyor, sonra AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı bunu yalanlıyor yani asgari ücrete ancak Aralık ayında zam yapılacağını söylüyor. Kendisinin bir sözünü aktaracağım.

Erdoğan’ın sözü şu: Vicdansızlık yaparak milletin aşına, ekmeğine, işine göz dikenlere acımayacağız. Kim bunlar? Esnaf mı, küçük üretici mi, emekçi mi, emekli mi, kim bunlar? Milletin aşına ekmeğine geçimine göz dikenler kimler? Tabii ki bu iktidardır. Biz buradan ilan ediyoruz. Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız. Bunların kim olduğunu bu halk biliyor ve vicdansızlığın nereden geldiğini de biliyor. Zamanı gelince bir fatura olarak bu iktidarın karşısına çıkaracaklar.

“İktidar korkuyor, korkusu büyüdükçe de saldırganlığı artıyor”

Bunlar hayal satmaya çalışıyorlar. Hayali ticaret Türkiye geçmişinde de bir gerçeklik, fakat bunların satabilecekleri hayal bile kalmadı. Sadece yalan-çarpıtma ve sürekli olarak baskı ile ayakta kalmaya çalışıyorlar. Yalanlarla ayakta kalmaya çabalıyorlar. Hakikatleri sürekli çarpıtıyorlar. Bu yetmiyor, itiraz edenin sesini kısmaya çalışıyorlar. Kaç kere söylemiştim burada bir kez daha söyleyeyim.

Yoksullukla mücadele derdi olmayan iktidarlar, yoksullarla mücadele ederler. Çünkü yoksulların sesini yükseltmesi, itirazını büyütmesi bu düzenin sonunu getirecek bilirler. İşte biz de bu düzenin sonunu getirecek olanın ne olduğunu gayet iyi bildiğimiz için sürekli olarak bütün emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, mağdurların ve mazlumların bir araya gelmesini savunuyoruz.

Bu çağrıyı yapıyor ve bu yolda ilerliyoruz. İlerledikçe de bu gücü ortaya çıkarıyoruz. Bu iktidar da bu gücü gördükçe korkuyor. Korkusu büyüdükçe saldırganlığı artıyor. HDP’ye saldırılarının temelinde tam da bu korku var. Biz ekmek ve özgürlük mücadelesini birleştirdiğimizde, hak ve adalet mücadelesiyle iş ve aş mücadelesini buluşturduğumuzda bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İşte bunu görüyor ve bunu biliyorlar. Bundan korkuyorlar.

“Üç haneli enflasyonun nedeni sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet”

Üç haneli enflasyonun gerçek nedenlerini biliyoruz. Sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet. Evet, bütün o talan, savaş ve rant politikalarının yanına bir de demokrasiyi rafa kaldırmak, hukuku yok etmek, adaleti tamamen ezmek bu düzenin, bu soygunun, bu sefalet tablosunun nedenidir. Enflasyon üç haneli; adalet sıfır, hukuk sıfır, demokrasi sıfır. İşte biz bu denklemi tersine çevireceğiz. Bu denklemi tersine çevirdiğimizde bu ülkeye adaleti de refahı da eşitliği de barış içinde ortak yaşamı da getireceğiz.

Bunu getirmek için inancımız da var, gücümüz de var, kararlılığımız da var. Bu yol Üçüncü Yoldur. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak olan yoldur. Bu ülkeye gerçek alternatifi sunan yoldur. Bu yol bizim yolumuzdur. Adalet yoludur, demokrasi yoludur, barış ve özgürlük yoludur. HDP, Üçüncü Yolu büyüttükçe; demokrasi güçleriyle, ezilenlerle, emekçilerle birlikte yürüyüşünü güçlendirdikçe bu karanlık tünelin ucunda aydınlığın olduğunu hepimiz daha iyi görüyoruz ve başaracağız. Newroz meydanları bunu gösterdi. Kongrelerimizde ve sokaklarda bunu görüyoruz.

“Bizim kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız yok”

HDP halkın içindedir. HDP halk ile birliktedir ve halk için çalışmaktadır. Bu çalışmaların sonucunu büyük bir demokrasi ittifakını inşa ederek mutlaka alacaktır. Bu sonuçlar mutlaka ortaya çıkacaktır. Bizim ne kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız var ne de birilerinin bizi meşru görme konusunda sözlerine ihtiyacımız var. Meşruluğumuz haklılığımızdadır, yerimiz meydanlardadır, halkın içinde ve halk ile birliktedir.

“Hem bu iktidarı göndereceğiz, hem de bu iktidarı besleyen düzeni değiştireceğiz”

Evet, bu düzeni değiştireceğiz. İktidarı göndermekle kalmayacağız, bu iktidarı götürecek gerçek güç bu ülkeye özgürlükçü, adaletli bir seçenek oluşturacak güçtür. Alternatif üretmeden, bunu halka gerçekçi bir şekilde aktarmadan, halkın buna inanmasını sağlamadan bu iktidarı da gönderemezsiniz bu düzeni de değiştiremezsiniz. Biz ikisini birlikte yapacağız. Hem bu iktidarı göndereceğiz, hem de bu iktidarı besleyen düzeni değiştireceğiz. Bu konuda kararlıyız. Bütün kuşatmamalara, baskılara, adaletsizliğe ve engellemelere rağmen bu yoldan bir milim şaşmadık ve şaşmayacağız. Biz halk için varız ve halkın gücü bu düzeni değiştirmeye yetecektir. İnancımız tamdır, bunu en yakın zamanda bütün ülkeye ve bütün dünyaya göstereceğiz. Bunu göstermeye ve başarmaya kararlıyız.

“Yeni yollar inşa edeceğiz, etmek zorundayız”

Çeşitli kumpaslarla bizi yolumuzdan alıkoymaya çalışıyorlar. Şurada Sincan’da Kobanî Kumpas Davası sürüyor. Her gün yeni rezaletler, hukuk ve adalet adına yeni rezaletler yaşanıyor. Mahkemenin heyet başkanının bir çete üyesi olarak soruşturmaya tabii tutulması, gözaltına alınması davanın kumpas olduğunun en açık kanıtıdır. Kimler, hangi güçler bu davanın arkasında, biliyoruz.

Hangi amaçla bu dava yürütülüyor, biliyoruz. Bildiğimiz için en ufak bir tereddüt yaşamadan arkadaşlarımızla birlikte dimdik hakkı, hakikati ve demokratik geleceği savunmaya devam edeceğiz. Mahkeme salonunda yoldaşlarımız bu kumpasları hem mahkeme heyetinin hem de onların arkasındakilerin yüzüne çarpıyor. Hem de halka ulaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Belki bizim eksikliğimizdir, belki yeterince kanal yaratamıyor olabiliriz arkadaşlarımızın sesini bu ülkenin bütün insanlarına ulaştırmak için.

Evet, medya kontrol altında, iktidar her şeyi kontrol ediyor, seslerimizi kısmak için her yolu deniyor ama yine de yol bulmak zorundayız. Orada her gün adalet, barış, hak, hukuk ve demokrasi adına söylenen sözleri tarih yazıyor ama bizler bu sözleri en geniş kesimlere ulaştırmakla yükümlüyüz. Bu yükümlülüğümüzü yeterince yerine getiremiyorsak arkadaşlarımıza özeleştiri veriyoruz. Ama uğraşacağız, çabalayacağız. Yol yaratacağız, yolların tamamı kapatılırsa yeni yollar inşa edeceğiz, etmek zorundayız.

“Selam olsun Kobanî Kumpas Davasında onurla direnen yoldaşlarımıza!”

Sahte belgeler, sahte gizli tanıklar, savunma hakkının kısıtlanması, mahkemeye gidiş gelişlerdeki işkenceler, yaşanan hukuksuzluklar hepsi bu davanın kumpas davası olduğunu ortaya koyuyor. Ne yapacaklarını şaşırmışlar, hangi yolu deneyeceklerini bilemiyorlar. O nedenle tek yolda ilerliyorlar. Pişkinlik, yüzsüzlük ve tabii bunların ortak paydası olan vicdansızlık.

Yolu bu şekilde gidebileceğini sanan çok zalim çıktı tarihte, geçmişte başka ülkelerde ve bu topraklarda. Ama direnenler hep kazandı. Bunu biliyoruz. Hak ve hakikat mutlaka kazandı. Bunu biliyoruz, burada da aynı şeyi bir kez daha göstereceğiz. Arkadaşlarımız onurla direniyor, bu ülkeye eşit ortak yaşamı ve demokrasiyi getirmek için konuşuyor ve ayakta dimdik durarak sözlerini her yere söylüyor. Selam olsun bu arkadaşlarımıza, selam olsun bu yolda direnen bütün yoldaşlara!

“Tanıklar tanıklıklarını reddediyor, görün nasıl bir kumpas söz konusu”

Örnekler saymak istiyorum. Bu kürsüden bunları halka duyurmak vazifemizdir. Mahkeme davanın seyrini değiştirmek için zorlama yöntemlerle daha önce belirlediği müştekileri arıyor, davaya katılmalarını talep ediyor. Buradan hem bir suç unsuru üretmeye hem de şikayetçi sayısını artırmaya çalışıyor. Bu amaçla biliyorsunuz Et ve Süt Kurumunu bile mahkemeye dahil etmişlerdi mağdur olarak. 6-8 Ekim 2014’te şüpheli olarak ifadeleri alınanların, ifadeleri şimdi tanık olarak dosyaya konuyor ve onlar da bu ifadeleri reddediyorlar.

Bizzat kendilerinin bu mahkeme heyetinin ve arkasındaki güçlerin tanık olarak duruşmada konuşturdukları kişiler, bu tanıklığı reddediyor. Kendilerine manipülasyonlarla söyletilmek istenen sözleri söylemiyorlar. Bu kadar baskı varken, bu kadar zulüm varken bu insanlar bu ifadeleri vermeyi kabul etmiyorlar. Yani delili nereden üreteceklerini de bilemiyorlar. Başvurdukları kaynaklar da onların istediklerini değil tam tersini ortaya koyuyor. Mahkeme başkanı sürekli tanıkları yönlendirmeye çalışıyor. Arkadaşlarımız cevabını veriyor elbette ama görün işte nasıl bir mizansen, nasıl bir kurgu, nasıl bir kumpas söz konusu.

“Umut arttıkça güç büyüyecek ve bu savaşçı iktidar da gidecek”

Tekrar söylüyorum, bu mahkeme heyetinin başında yer alan kişi uzun süre duruşmaların seyrini belirledi. Kimdi bu Bahtiyar Çolak. 23 Mart’ta kendilerini derin devletin ticari istihbarat ayağı olarak adlandıran Atadedeler suç örgütüne düzenlenen operasyon kapsamında gözaltına alındı. Böylece bu davanın heyetlerinin de nasıl belirlendiğini, bizzat bu sistem gizleyemez hale geldi.

Yani sistemin kendisi de kumpası gizleyemez durumdadır. Böyle bir mahkemeden adalet nasıl beklenir? Kim, neyin adaletini sağlayacak böyle bir kurguda, böyle bir ortamda, böyle bir mekanizmada. Buradan adalet elbette çıkmayacak ama buradan adalet umudu, inancı bizim arkadaşlarımızın o direnciyle çıkacak. Tıpkı HDP’nin her yerde yaptığı gibi. Mücadele büyüdükçe umut artacak. Umut arttıkça güç büyüyecek. Güç büyüdükçe bu iktidar gidecek. Bu zalim, bu sömürücü, bu yalancı, talancı, savaşçı iktidar da gidecek.

“Alternatif büyük barış isteyen HDP’dedir, Demokrasi İttifakındadır”

Bu iktidar bütün bunları yapıyor ama doğrusunu isterseniz, diğer muhalefet partilerinin de bu iktidarın yaptıkları karşısında söylediği pek anlamlı bir söz duyamıyoruz. Bunca açık bir kumpas davasına, bu kadar büyük adaletsizliğe, bu kadar büyük hile yalan dolana karşı, geleceğe adalet vaadiyle yola çıktıklarını iddia eden muhalefet partilerinden de diğer muhalefet partilerinden de anlamlı bir söz, ciddi bir tepki duymadığımız gibi HDP’yi kriminalize etmeye yönelik bazı fısıltıları veya bazı lafları duyabiliyoruz.

Bir ülkede bu kadar büyük bir adaletsizlik, soygun, talan, yalan ve savaş varken halka umut verebilmeniz için cesur, tutarlı ve samimi olmanız lazım. Eğer bunu yapmazsanız bu iktidarın çizdiği oyun sahası içinde kalmaya devam ederseniz, alternatif olduğunuza bu halkı inandıramazsınız. Alternatifin nerede olduğunu bu halk biliyor. Alternatif gerçekten barış isteyen, güçlü demokrasi isteyen, adalet isteyen, barış isteyen, büyük barış isteyen HDP’dedir. Alternatif buradadır. Bu fikriyattadır, mücadelededir.

Halk bu mücadelede kimlerin tutarlı, samimi, kararlı, dirençli olduğunu her geçen gün daha iyi görecektir. O nedenle, HDP ve birlikte yürümek için büyütmeye çalıştığı Demokrasi İttifakı bu ülkede bu topluma gerçek alternatifi sunuyor. Yeni bir başlangıç için seçeneğin ve umudun nerde olduğunu gösteriyor. Bunun için bedel ödüyor. Bunun için her türlü zorluğu göze alıyor HDP ve HDP’nin her bir ferdi ve bireyi.

“Alternatif olmak istiyorsanız, bu iktidarın zihniyetinden uzaklaşmak zorundasınız”

Demokrasi güçleriyle bu birlikteliği büyüttükçe alternatifi hayata geçirmek için hiçbir sebep yok. O nedenle tekrar diğer muhalefet partilerine buradan seslenmeyi görev biliyorum. Macaristan gibi örnekleri uzun uzun anlatamayacağım. Dünya tarihinde yakın ve uzak örnekleri de anlatmayacağım. Bir şeyi mutlaka vurgulamak gerekiyor. Eğer bu iktidarın alternatifi olmak istiyorsanız bu iktidarın zihniyetinden uzaklaşmak zorundasınız.

Eğer gerçekten bu ülkeye demokrasi adalet, barış, getirmek istiyorsanız iktidarın çizdiği oyun sahası içinde kalmayacaksınız. Kalırsanız alternatif değil makyajlı, yeni görünümlü eski düzenden başka bir yere çıkmaz bu yol. Bu ülkenin böyle zaman kaybetmeye tahammülü kalmadı. Bu ülkede yıkım, zulüm, adaletsizlik almış başını gidiyor. Hiçbirimizin ve hiç kimsenin bunun karşısında oyunlarla, kuru sözlerle, boş mesajlarla vakit geçirmeye hakkı yok. İşte HDP bunu her seferinde bütün mücadele alanlarında ortaya koymaya devam ettiği için baskılara rağmen umudu büyütüyor ve gerçek seçeneğin adresini gösteriyor.

“Halkın iradesini, değişimin kaynağı yapmayı mutlaka başaracağız”

İşte buradadır. Üçüncü Yoldadır. Demokrasi, özgürlük, eşitlik buradadır. Bu inanç bizim kararlılığımızla her geçen gün daha da büyüyor. Her gittiğimiz yerde halklarımız buna nasıl daha fazla sarıldığını ve bu fikriyat etrafında nasıl kenetlendiğini bize gösteriyor. Sorumluluğumuz büyüktür, bunun farkındayız. Bu fikriyatın hakkını her alanda eksiksiz yerine getirdiğimizi iddia etmiyoruz. Eksiklerimiz var, bunları da halkın uyarılarıyla önümüze koyuyoruz.

Eksikler nerededir, yanlışlar nedir bunları değerlendiriyoruz ve bu ülkeyi bu final yılında özgürlüğün, adaletin, eşit, yurttaşlığın barışın yolunun açıldığı bir duruma getirmek için her fedakarlığı ve mücadeleyi yapacağız. Buradan halkımıza bunun için bir kez daha söz veriyoruz. Bizi uyarmaya devam edin, bizi eleştirin, eksiklerimizi gösterin, yolumuzu aydınlatın. Bizim yolumuzu aydınlatacak olan halkın vicdanıdır, halkların sağduyusu ve ortak umududur. Biz o iradeye ve umuda bağlı kalmaya söz veriyoruz. Onların bu iradesini bu ülkede değişimin kaynağı yapmayı mutlaka başaracağız. Bunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.

“Ülkede savaş politikalarına sarılan iktidar, barış ve arabuluculukta nasıl inandırıcı olsun?”

Bu iktidar, ülkedeki yıkımın üstünü örtmek için şimdi barış güvercini rolüne soyunmuş uluslararası alanda. Ukrayna işgali ile devam eden savaşta bu iktidarın kapmaya çalıştığı rolden söz ediyorum. Savaş yıkımdır bunu biliyoruz. Her geçen gün fotoğraflar çıkıyor. Savaş acıdır ama yıkım ve acı esas olarak halklar içindir, muktedirler için değildir. Bir avuç savaş baronunun buradan nasıl nemalandığını biliyoruz.

Barışı her yerde ve her şart altında savunmayı varlık nedenimiz olarak görüyoruz. Savaşın her türüne karşı çıkmayı varoluş gerekçemiz olarak görüyoruz. Bu iktidar Ukrayna işgali ile başlayan ve yıkımlarla devam eden savaşta barışı kuracak aktör, arabulucu rolünü üstlenmek için uğraşıyor ama nasıl inandırıcı olsun. Ülkede savaş politikalarına sarılan, bölgede savaş ve işgal politikaları yürüten bu iktidarın nasıl bu savaşta barışı sağlayacağına inansın insanlar. Biz uyarıyoruz.

Dolmabahçe’de buluşma oldu ve yandaş gazeteciler “Dolmabahçe umut yarattı” diye manşet attılar. Oysa Dolmabahçe’nin umut yarattığı başka bir örnek var. 2015 28 Şubat’ında Dolmabahçe Mutabakatı vardı ve umutlar yeşermişti ama bunları yok eden bu iktidar oldu. Üstelik bunu yok etmekle kalmadı en ağır savaş politikalarına başvurdu. O savaş politikalarının yarattığı yıkım ortada. Ülkenin geldiği bu çöküş tablosunun en önemli sebebi de bu savaş politikalarıdır.

“Esas görevimiz bu ülkede büyük bir barış hareketi oluşturmaktır”

Böyle savaş politikaları yürüten bu iktidarın şimdi barış güvercini rolünü oynaması inandırıcı değildir. Biz bu savaşın ancak halkların ortak iradesiyle ve halkların hakları teslim edilerek sona erebileceğini biliyoruz. Öyle bir yandan savaş politikaları yürüten öbür yandan başka yerlerde barış güvercini rolü oynayanlarla değil, bu savaştan fırsatçılık yaratma hevesinde olanlarla değil, halkların ortak mücadelesi ile sağlanabilir barış. Ülkede de böyle bölgede de böyle, dünyanın her yerinde de bu böyledir.

O nedenle tekrar söylüyoruz; esas görevimiz bu ülkede büyük bir barış hareketi oluşturmaktır. Bu barış hareketi önce bu ülkedeki savaş politikalarına karşı güçlü bir set oluşturacaktır. Önce bölgede barışı sağlamak için, bölgede yeni katılımlarla büyük bir barış hareketinin daha da büyümesi sağlanmalıdır. Ve uluslararası barış hareketiyle bu çerçevede mutlaka ama mutlaka dayanışma içinde olmak gerekiyor. Ortak mücadele içinde olmak gerekiyor. Barışı halkların ortak mücadelesi sağlayabilir, halkların güçlü talebi sağlayabilir. Halkların haklarına saygı temelinde yürütülecek mücadele sağlar.

“Sadece Ukrayna’da değil Afrin’de Rojava’da da işgale karşı çıkacağız”

O nedenle şimdi bu savaştaki arabuluculuk girişimlerini ülkede kendi politikalarına yönelik bir onaya dönüştürmeyi başaramayacak bu iktidar. Başaramaması için bizlerin gerçek, kalıcı ve evrensel barışı hedefleyen büyük hareketi birlikte oluşturmamız lazım. Demokrasi İttifakının temel hedeflerinden biri budur. Savaşa her yerde hayır, barış her yerde ve hemen şimdi diyeceğiz. Sadece Ukrayna’da değil Afrin’de Rojava’da da işgale karşı çıkacağız. Sadece bir yerde yürütülen savaşa değil bu ülkedeki savaş politikalarına karşı çıkacağız.

Adalet nasıl ayrımsız savunulunca anlamlı bir mücadele konusu olabilirse barış da öyledir. Adaleti ayrımsız savunursanız ancak adaleti istediğinize inandırırsınız insanları. Barış için de aynı şey geçerlidir. Barışı her yerde ve herkes için ve hemen şimdi istemezseniz, barış konusunda samimi olduğunuz asla kabul edilemez. Biz savaşları halkların ortak demokratik ve eşit hak mücadelesiyle bitireceğimizi biliyoruz. Bunun için de mücadeleyi büyütmeyi önümüze büyük bir görev, büyük bir hedef olarak koyuyoruz ve bunu da mutlaka başaracağız.

“Newroz gerçek barışın ne demek olduğunu haykırdı”

Bu iktidar HDP’yi hedef alıyor, Üçüncü Yol siyasetinden korkuyor. Ama Üçüncü yol siyasetinden korkan başka çevreler de var. Üçüncü Yol siyasetinin bu ülkede büyük barışı sağlayacak asıl alternatif olduğunu bilenler, bu düzenin değişeceği yolun da bu olduğunu biliyor. O nedenle önümüzü tıkamak için her türlü açık, örtülü oyuna başvuruluyor, başvurulacak ama biz yolumuzdan şaşmayacağız. Biz bu ülkeye, bu ülkenin halkalarına demokrasiyi, adaleti, barışı getireceğiz. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız .

Bizimle gelecek. HDP’yle büyük barış kurulacak, demokrasi ve adalet kurulacak. Emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, büyük buluşmasıyla değişecek bu düzen. Newroz bunu haykırdı. Newroz gerçek barışın ne demek olduğunu haykırdı. Newroz aynı zamanda gerçek kurtuluşun nereden ve nasıl geçtiğini gösterdi. Türkiye’nin 70 merkezinde milyonlar meydanlara doluştular, ortak mücadele istediler, ortak mücadele için iradelerini ortaya koydular. Bu ortak mücadeleyi de soyguna, sömürüye, savaşa, talana, yalana karşı birlikte yürüme çağrısını büyüttüler.

“Newroz’da verilen mesajları 1 Mayıs’ta daha da büyüyeceğiz”

İşte o mesajları şimdi biz 1 Mayıs meydanlarında daha da büyüyeceğiz. 1 Mayıs’a da bu ruhla hazırlanıyoruz. 1 Mayıs meydanları da bu ruhla dolacaktır. İşte bu ruh, ülkenin gerçekten demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe, adalete ulaşacağı yolu da bizlere göstermektedir. Bizlerin önüne bu yolu yürümeyi bir görev olarak koymaktadır. Bugün dünden daha umutluyuz, bugün dünden daha güçlüyüz. Bu ülkede en büyük şey acıdır, acılar büyütülmektedir; yoksullukla, zulümle, baskıyla büyütülmektedir.

Acılara alışılmaz. Bazı yandaş gazetecilerin sözlerini dinliyorum. “Ben bu zamlara alıştım halk da alışacak” diyorlar. Ama unutuyorlar bu yoksulluk aynı zamanda büyük bir acıdır. Sevgili ozan Ahmet Telli’nin dediği gibi “Acılara alışılmaz. Bir şeyler var değişecek. Bir şeyler var değiştirmemiz gereken. Önce acılardan başlanacak.” Biz acıları değiştireceğiz. Acılar; umutsuzluk ve yılgınlık, kin ve nefret kaynağı olarak değil aşk için bir kaynak olarak kullanılmalı. Özgürlük, demokrasi, barış ve adalet aşkı için bu acıları mücadele kaynağımız yapacağız. Başaracağız bundan şüphemiz yok. Kimsenin de şüphesi olmasın. Yolumuz açıktır. Hak yardımcımız, Hızır yoldaşımızdır.”

Paylaşın

Türkiye, OECD Ve AB’de Sağlığa En Az Pay Ayıran Ülke

Türkiye milli gelirden sağlığa en az pay ayıran ülkelerin başında geliyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan (GSYH) sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke.

Pandemi döneminde dünyanın birçok ülkesinde salgın kadar, sağlık çalışanları ve sağlık sektörünün içinde bulunduğu sorunlar da konuşulmaya başlandı. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bile sağlık sektöründeki ciddi eksiklikler pandemi ile gün yüzüne çıkmış oldu ancak genel olarak sağlığa daha fazla bütçe ayırabilen ülkeler sektördeki sorunlarla daha kolay baş edebiliyor.

Bu arada Türkiye’de son dönemde ülkeden ayrılan ve ayrılmak isteyen doktorların sayısındaki hızlı artış dikkat çekiyor.

Türkiye milli gelirden sağlığa en az pay ayıran ülkelerin başında geliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ile Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıladan (GSYH) sağlık harcamalarına en az pay ayıran ülke. Türkiye’de 2020 yılında sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı yüzde 4,7 iken OECD ortalama yüzde 8,8 oldu. Peki, sağlık harcamalarına en fazla pay ayıran ülkeler hangisi, Türkiye ve diğer ülkelerde durum ne?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Covid-19 salgını döneminde adını en sık duyduğumuz kurumların başında. DSÖ’nün kuruluşu olan 7 Nisan dünyada Dünya Sağlık Günü olarak kutlanıyor. Her sene 7 Nisan’da sağlık çalışanlarının ve sağlık harcamalarının durumu bir kez daha gündeme geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve OECD verilerine göre Türkiye’nin bu alandaki karnesi hiç parlak değil. TÜİK verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de sağlık harcamasının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 4,7 oldu. OECD ile AB üyeleri arasında son sırada yer alıyor.

2020 veya 2019 yılı verilerine göre sağlık harcamalarına GSYH’den en fazla pay ayıran ülke yüzde 16,8 ile ABD. Bu ülkeyi İngiltere (yüzde 12,8), Almanya (yüzde 12,5), Fransa (yüzde 12,4) ve Kanada (yüzde 11,6) takip ediyor.

OECD’de sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı ise yüzde 8,8. Türkiye 38 ülke içinde 38. sırada. Türkiye’nin hemen üstünde ise sırayla Lüksemburg (yüzde 5,4), Meksika (yüzde 6,2) ve Macaristan (yüzde 6,3) geliyor.

Bu oran diğer bazı ülkelerde ise şöyle: Hollanda yüzde 11,2; Belçika yüzde 10,7; Şili yüzde 9,4; Güney Kore yüzde 8,4, Kolombiya yüzde 7,7 ve İsrail yüzde 7,5. TÜİK 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de kişi başı sağlık harcaması 2 bin 997 TL oldu.

Sağlık harcamalarının ne kadarı devletten ne kadarı özel sektörden?

TÜİK 2020 yılı verilerine göre Türkiye’de yapılan 100 liralık genel sağlık harcamasının 78 lirası devletten; 22 lirası ise özel sektörden geldi. Özel sektör demek büyük oranda halk demek.

Harcamaların detayına bakıldığında ise yüzde 51,7 ile Sosyal Güvenlik Kurumu ilk sırada. Merkezi devlet harcamalarının payı ise yüzde 25,6. Mahalli idarelerin payı ise yüzde 0,7 ile oldukça sınırlı. 100 liralık sağlık harcamasının 16,7 lirası ise hanehalklarından geliyor. Sigorta şirketlerinin toplam içindeki payı sadece yüzde 2,9.

Öte yandan, Türkiye genel sağlık harcamalarının GSYH’ye oranı 2020’de yüzde 5 idi. Cari sağlık harcamasının GSYH’ye oranı yüzde 4,7’de kaldı. Yatırımların toplam sağlık harcamasından çıkarılmasıyla cari sağlık harcaması bulunuyor. OECD verileri yatırımları içermiyor; sadece cari sağlık harcamasını kapsıyor.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

CHP’den Zayıf Olduğu 51 İle ‘MYK Çıkarması’

AK Parti ve MHP’nin Seçim Kanunu teklifinin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşmasına ve yasanın en erken bir yılda yürürlüğe girecek olmasına karşın muhalefet, erken seçim ihtimalini gündemine tutmaya devam ediyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu kapsamda gerek partiye üye kazandırılması gerekse de sandık güvenliği konusunda genel merkezin daha fazla görev ve inisiyatif alması için harekete geçti. Bu doğrultuda tüm Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerine aktif görev verildi. En az üç olmak üzere birden fazla illerde sorumlu tutulan MYK üyelerinden bu illerde örgüt çalışması yürütmesi istendi.

Üye bulunmayan bölgelerde çalışma yürütülecek

CHP Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ile Genel Sekreter Selin Sayek Böke imzasıyla MYK üyelerine bu konuda bir yazı gönderildi. Yazıda, “il örgütleriyle sistemli ve sonuç alıcı temaslar sürdürülebilmesinin parti çalışmalarına katkı sağlayayacağı vurgulanarak 51 ilde öbek örgütlenmesi, üye sayısı, üye olmayan mahalle ve köy sayısı, mahalle temsilcisi atama ve sandık sorumlusu atama kriterleri çerçevesinde denetim ve çalışmalar için görevlendirme yapıldığı” belirtildi.

CHP’li yetkililer, görevlendirme yapılan iller arasında Hatay, Konya, Yozgat, Çankırı, Ordu, Giresun, Rize, Edirne, Kırşehir, Nevşehir, Hakkari, Şırnak, Kilis, Urfa, Tunceyi ve Ağrı gibi illerin listede yer aldığını aktardı.

Salıcı: Teşvik ve desteğe ihtiyaç olan iller

Yeni düzenleme ile ilgili değerlendirmede bulunan CHP Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, görevlendirme yapılan illerin teşvik ve desteğe ihtiyaç duyulan iller olduğuna dikkat çekerek bu çalışmanın Ramazan ayında yapılacak olandan farklı olduğunu ifade etti. Salıcı, Ramazan’da her milletvekilinin kendi seçim bölgesinde çalışma yapacağını, MYK üyelerinin ise Ramazan ayından sonra ziyaretlerine başlayacağını söyledi.

MYK üyelerinin sorumlu oldukları illerde ihtiyaca göre çalışma yürüteceğini kaydeden Salıcı, “Bazı iller var ki bu söylemiş olduğumuz çalışmaları hızlı bir şekilde yürütüyor, bazı iller var ki bu kadar hızlı değil” diye konuştu.

Öbek Örgütlenmesi nasıl yapılıyor?

Öte yandan MYK üyelerinin, bu illerde özellikle öbek örgütlenmesi üzerinde duracağı ifade ediliyor. Öbek Örgütlenmesi projesi kapsamına seçmen, 400 kişilik gruplara bölünürken her bir öbek için bir sorumlu atanıyor. Bu kişiler, sorumlu oldukları ev ve işyerlerine giderek ziyaretlerini partinin veri tabanına yüklüyor. Söz konusu ziyaretlerde bir erkek, bir kadın ve bir genç olmasına dikkat ediliyor.

Öbek Örgütlenmesi’nin yanı sıra MYK üyelerinin seçim güvenliğine ilişkin de çalışma yürütmesi bekleniyor. Bu doğrultuda MYK üyeleri, CHP’nin bir süredir yürüttüğü sandık sorumlusu atama ve mahalle temsilcisi atama çalışmalarını kontrol etmesi ve bu doğrultuda genel merkeze raporlama yapması istenecek.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesinin arkasında, erken seçim ihtimalini göz önünde bulundurduğu ve bu doğrultuda örgütün hazırlıklı olması isteğinin yattığı ifade ediliyor. Kılıçdaroğlu son olarak Antalya’da iki hafta önce düzenlenen Büyük Örgüt Buluşması’nda da örgüte yönelik uyarılarda bulunmuş, bazı örgütlerin istenilen düzeyde çalışmadığını belirtmişti.

Paylaşın

“Seçim Yasası Değişikliği Anayasa Mahkemesi’ne Götürülmeli”

AK Parti ve MHP’nin 2023 seçimlerinde uygulanması amacıyla hazırladığı Seçim ve Siyasi Partiler Yasası değişikliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yapılan kısmi değişikliklerle 31 Mart’ta kabul edildi.

Yasa değişikliğinin Genel Kurul’da 3 gün boyunca tartışıldığını hatırlatan Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu, bu sürece ilişkin gözlemlerini paylaşarak şu hususlara dikkat çekti:

  • Teklifin Komisyon ve Meclis görüşmelerinde muhalefet sözcüleri önemli açıklamalar yaptılar. Ancak, bu açıklamaların kamuoyu ile paylaşılması ve seçmen tabanına ulaştırılması için çaba harcanmadı.
  • Muhtarlarla ilgili maddenin (madde 13) çıkartılması, seçmen kütük işlemlerinin bir yıl önceki kayıtlar üzerinden alınmak yerine üç ay öncesine çekilmesi Meclis’te bir şeylerin değişebildiğinin göstergesi idi. Bunlar dikkate alınıp teklif iyileştirilebilir, partilerin tam katılım sağlaması ve ortak hareket etmesi ile bu antidemokratik teklifin demokratik hale getirilebilmesi için çaba gösterilebilirdi.
  • Genel Kurul tutanakları ve basına yapılan açıklamalar incelendiğinde muhalefet cephesinde iktidarın zaten gideceği havasının yaygın olduğu, bu nedenle değişikliklerin önemsenmediği görüldü.
  • Kanun tekliflerinin açık oylandığı TBMM Genel Kurulu’nda bu Teklif açık olarak oylanmadı ve bir madde hariç vekillerin elektronik oy kullanması sağlanmadı. Böylesi bir değişikliğe neden olanlar kayıtlara geçmemiş oldu.
  • Komisyon aşamasında 14 partinin 8’inin katılmamasına ek olarak, Genel Kurul aşamasına katılan muhalif milletvekili sayısının azlığı dikkat çekti. Bu önemli kanunda yapılacak olan değişiklikler sırasında parti genel başkanlarının Genel Kurulda bulunmaları ve oylamaya katılmaları kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından son derece yararlı olurdu.

“Sandık güvenliğine darbe”

Seçim Güvenliği Platformu, yeni düzenleme ile eski Seçim Kanunu’ndan “daha kötü, daha adaletsiz bir seçim sistemine geçildiğini ve seçim süreci güvenliği ve sandık güvenliğinin ciddi olarak darbe aldığını” belirtti. Platformun açıklamasında şu değerlendirmeler yer aldı:

“İl barajı görevi görecek ve birinci partiye imtiyaz sağlayarak, diğerlerinin temsil hakkına el koyacak bir düzenlemenin getirildiğini, kıdemli hakimlerin tasfiye edileceği, daha önce bakanlar ve başbakana getirilen seçim yasaklarından Cumhurbaşkanı’nın muaf tutulduğunu ve Cumhurbaşkanı’nın geçen seçimlerde suistimal ettiği her şeyin böylece kanuni hakkı haline getirilmesini adil ve güvenli bir seçim açısından son derece tehlikeli buluyoruz.

“2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı’nın kampanya bütçesi, hazine yardımı TRT’ye çıkma süreleri, TV reklamları, kamu kaynaklarının kullanımı gibi pek çok konuda eşitsizliği bizzat uyguladığını hatırlatmak istiyoruz.

“Teklif AYM’ye götürülmeli”

“Önümüzdeki dönemde, muhalif siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına ve yurttaşlarımıza önemli görevler düşüyor. Daha önce başbakan ve bakanlara getirilen seçim yasaklarının bu değişiklik ile Cumhurbaşkanı’na getirilmemesi Anayasa’ya aykırıdır. Bu nedenle teklifin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülmesi gerekiyor.

“Başvurunun tek parti tarafından değil, adil bir seçimin herkesin çıkarına olacağı düşüncesi ile bütün partilerin ortak imzası ile AYM’ye iletilmesinin çok daha değerli olacağını düşünüyoruz. Yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşları süreci yakından izlemeli ve görüşlerini siyasi partilere iletmelidirler.”

“Seçim güvenliği hayati önemde”

Seçim Güvenliği Platformu’nun açıklamada dikkat çektiği son konu ise yeni düzenleme sonrası seçim güvenliği çalışmaları oldu. Platform, çalışmaların yerele indirilmesinin ve muhalif tüm siyasi partilerin yerelde birlikte hareket etmelerinin hayati önem taşıdığını söyledi:

“Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu olarak; seçimlerin adil ve eşit koşullarda yapılması için, içinde bulunduğumuz seçim süreci, seçim günü ve seçim sonrasında, başta bu seçim kanunu ile ortaya çıkacak sorunlar ve zaten var olan sorunların çözümüne dönük bir yurttaş seferberliği yaklaşımıyla hareket edeceğiz.

“Seçmenlerin seçime katılımını artıracak önlemleri ortaya koymaya, kamuoyu ve siyasi partilerle veri paylaşımı başta olmak üzere iş birliğini geliştirmeye, sandıklara giren oyun aynı şekilde çıktığı, sonuçta halkın iradesinin sandığa yansıdığı bir seçim için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.”

Adil Seçim İçin Seçim Güvenliği Platformu üyeleri

DİSK, KESK, TMMOB, TTB, SODEV, Alevi Bektaşi Federasyonu, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Derneği, Mülkiyeliler Birliği, ODTÜ Mezunları Derneği, Anıtpark Forum, Anti Kapitalist Müslümanlar, Demokrasi İçin Birlik, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu, Hak ve Adalet Platformu, Seçim 2023 Yerel Medya Koordinasyonu, Sensiz Olmaz Hareketi, Yurttaş Girişimi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken ‘İmamoğlu Ve Yavaş’ Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin konuşan İyi Parti Lideri Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın adaylığıyla ilgili, “İkisinin de adaylığına ‘hayır’ demeyiz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TV100 ekranlarında Candaş Tolga Işık’ın programına konuk oldu. Akşener, gündeme ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olması durumunda seçilme ihtimali sorulan Akşener, “Herkesin aday gösterdiği bir insan reddedilir mi? Elbette reddedilemez ama benim adaylıktan vazgeçmek isteğimin arka planında tek adayla gitme talebinin olduğunu söylemeye çalıştım. Birden fazla adayla gidildiğinde, önce birbirinizle rekabet ediyorsunuz sonra ikinci tura kalmak için gayretiniz var. Daha sonra Cumhur İttifakı’nın adayı ile rekabete giriyorsunuz. Bunu biz tecrübe ettik. Bunun da yanlış olduğunu söyleyebilmek için ve o beraberliği daha rahat söyleyebilmek için bunu (başbakanlık) ilan ettim bu kadar önceden.” görüşünü paylaştı.

Önceliğin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin değiştirilmesi olduğunu söyleyen Akşener, şöyle devam etti:

“Şimdi şöyle bir hata yapılıyor. İki şeyi beraber götürebilmemiz lazım. 13. Cumhurbaşkanı’nın Millet İttifakı’nın adayı olacağına inanıyorum ben. Herkesin ittifak ettiği bir kişi neden seçilmesin? Hepimizin fevkalade çalıştığı bir sistemde elbette seçilir. Tek adayla gittik ve 13. Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın adayı olacak. Gözden kaçan bir şey daha var. Bu sistemin değişmesi için bir onu alacağız, ikincisi Mecliste makul bir çoğunluk alacağız. Onun da çalışmasının yapılması gerekiyor. Bu seçim yasası neden değişti? İşte bunlar için değişti. Eğer biz sadece cumhurbaşkanlığına odaklanıp bu sistemin devamını sağlayacak gibi bir tutum alırsak bu da külliyen yanlış.”

İmamoğlu ve Yavaş isimlerinin öne çıkması

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın isimlerinin de öne çıktığının hatırlatılması üzerine Akşener, “Her iki arkadaşımızın da popülaritesine büyük saygı duyuyorum. Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın söylediğiniz sistem içerisinde adaylığına dair ‘Hayır olmaz’ diye bir durumunuz yok. Sayın Kılıçdaroğlu, o 6’lı masadaki genel başkanın inisiyatifine bağladı işi. Dolayısıyla o masadan çıkacak olana hepimiz uyacağız.” ifadelerine yer verdi.

Akşener, masadaki herkesin fikrini söyleyeceğini, bir kişinin ismi söylendiği takdirde her partinin kendi içinde bunu konuşacağını ancak önceliklerinin bu sistemin değiştirilmesi olduğunu vurgulayarak “Biz bu sistemin Türkiye’ye yaşattığı yanlışlıkların, kötülüklerin önüne geçmenin mücadelesini veriyoruz. Yani bu Tayyip Bey düşmanlığı üzerinden bir sistem değil.” dedi.

İYİ Parti Başkanlık Divanı’ndaki değişiklik

Parti yönetimindeki değişikliğe ilişkin soru üzerine, “Ben partimdeki meseleleri basın yoluyla hiç tartışmadım. Basın üzerinden de kimseyle haberleşmedim. Biz bir tanzim yaptık. O da şu; yeni bir bakış açısı getirmeye çalıştık.” diyen Akşener şöyle devam etti:

“Yavuz Bey’in (Ağıralioğlu) yerine gelen arkadaşımız milletvekili değil. Yine gördük ki yurt dışı Türklerle ilgili olarak milletvekili arkadaşlarımızın zamanı yok. Oysa ki yerine gelen Rıdvan Uz kardeşimiz, yurt dışı oylar sebebiyle milletvekilliğini kaybetti. Bu arkadaşımız milletvekili değil. Gidecek, ayda bir evini görmeye gelecek. Dolayısıyla biz partimizde seçime hazırlığa dair çalışma yapıyoruz.

Bugüne kadar hiçbir arkadaşımın hangi tweeti ne yaptı, hangi televizyona çıktı ne söyledi diye arayıp tek kelime etmemişimdir. Çünkü partimizde demokrasiyi içselleştirmeye çalışıyoruz. Koray Bey’in (Aydın) de herhangi bir şikayeti yok. Başından beri beraber yol yürüdüğümüz bir arkadaşımız, en zor zamanda teşkilatlandırdı, seçime soktu. Huzurunuzda kendisine teşekkür ediyorum.”

Gençlik ile teşkilatı da başka bir şekilde “match” edeceğini ve bunun için de kendisine bağladığını anlatan Akşener, ayrı bir sistem üzerinde yürüyeceklerini belirtti.

Akşener, Tansu Çiller’in siyasete döneceği iddiasına ilişkin soru üzerine de “Hayırlı olsun. Bilmiyorum ne diyebilirim? Ben bugüne kadar bizim partimizden ayrılıp yeni parti kuranlar dahil hiç kimseye incitici bir şey söylemedim. Sayın Çiller’e de hayırlı olsun.” diye konuştu.

Paylaşın

Hangi İl Kaç Milletvekili Çıkaracak? YSK Açıkladı

Milletvekilli sayısının illere göre dağılımını belirleyen Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. YSK kararında, 2 ve 3 seçim bölgesine ayrılan 4 büyükşehrin ilçelerinin bölgelere göre dağılımı da yer aldı. 

Haber Merkezi / Resmi Gazete’de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 124 sayılı kararına göre, milletvekillerinin illere göre dağılımı belirlendi.

Kararda, TÜİK’in 31 Aralık 2021’deki nüfus verileri kullanılarak kentlerden hangi sayıda milletvekili çıkarılacağı konusunun YSK tarafından ilan edildiği ifade edildi.

600 milletvekilinin 81 ile dağılımını yapan karara göre, 36 milletvekili çıkaracağı tespit edilen Ankara ile 98 milletvekili çıkaracağı tespit edilen İstanbul 3’er seçim bölgesine; 20 milletvekili çıkaracağı tespit edilen Bursa ile 28 milletvekili çıkaracak olan İzmir de 2’şer seçim bölgesine ayrıldı.

YSK kararında, 2 ve 3 seçim bölgesine ayrılan 4 büyükşehrin ilçelerinin bölgelere göre dağılımı da yer aldı.

İşte il il milletvekili sayısı;

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 40 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 12 bin 647 yeni vaka tespit edilirken, 40 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,37 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,10 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 236 bin 343 test yapılırken, 12 bin 647 yeni vaka tespit edildi. 40 kişi hayatını kaybederken, 13 bin 958 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,37 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,10 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 097 bin 462’ye yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 03 Nisan verilerine göre, 211 bin 068 test yapılmıştı. 9 bin 021 vaka tespit edilirken, 38 kişi hayatını kaybetmiş ve 10 bin 312 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Beşli Çete’ Yanıtı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘beşli çete tahsildarı’ dediği için kendisini mahkemeye veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile yanıt verdi. 

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘Gücenme’ notuyla paylaştığı videoda şunları söyledi: ”Sevgili halkım merhaba. Geçenlerde şahsım bana hakaretler edip kendisini ekonomist ilan etti. Ben de kendisine ‘olsan olsan beşli çetenin tahsildarı’ olursun dedim. Beyfendi incinmiş hemen mahkemeye koşmuş.

Bu tanıma ihyayi tedbir kararı çıkartmaya çalışıyor. Bizim memlekette tahsildara tahsildar derler. Çeteye de çete. Hem gocunacak bir şey yok. Bak TDK ne diyor: Bir kimseye veya bir kuruluş adına para toplamakla görevli kimseye tahsildar denir. Ayıp olan şey bunu halk için yapacağın yerde beşli çete için yapman. Sevgili şahsım tahsildara ekonomik denmez bizde, gücenme”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle 1 milyon liralık manevi tazminat davası açmış, davanın nedeninin Kılıçdaroğlu’nun 22 Mart’ta grup toplantısında yaptığı konuşma ve 31 Mart’taki Twitter paylaşımı olduğu belirtilmişti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 22 Mart’taki grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirmiş ve şunları söylemişti:

“Bir taraftan tefecilere faiz ödüyorsun, diğer yandan köprüden geçmesen de havalimanından uçmasan da para ödeyeceksin. Bu paralar sadece 5’li çeteye giden paralar değil. Önümüzdeki seçimlerde hala AK Parti’ye MHP’ye oy verirseniz, bu soygunun tarafı olursunuz. Oligarklar paralarını Londra’ya götürdü. O paraları da buraya getireceğim. 5’li çetenin hamisi ve pazarlamacısının adı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Keşke mahkemeye verse.”

Davaya konu olan paylaşımda ise Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendisiyle ilgili “O vergi memuru ama ben ekonomistim. Aramızdaki fark bu” sözlerine yanıt vermiş, Kılıçdaroğlu, yanıtında şu ifadeleri kullanmıştı: Sen ekonomist değil, olsan olsan 5’li çetenin tahsildarı olursun. Halkın parasına göz dikmiş bir tahsildar!

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Sert Çıkış: Hayat Pahalılığı Ateş Gibi Yakıyor!

TÜİK’in yüzde 61,14 olarak açıkladığı yıllık enflasyon ve yüzde 5,46 olarak açıkladığı aylık enflasyon oranlarına tepki gösteren Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Hayat pahalılığı ateş gibi yakıyor!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.

Davutoğlu, ”Hayat pahalılığı ateş gibi yakıyor! Sn. Erdoğan, inandırıcılığı kalmayan TÜİK’e göre bile yıllık enflasyon TÜFE’de %61,14 ÜFE’de ise %114,97. Biz bıraktığımızda tek haneli olan rakamları TÜFE’de iki, ÜFE’de üç haneye çıkarmayı nasıl başardınız?” dedi.

Davutoğlu, hayat pahalılığı üzerine yaptığı bir konuşmayı da sosyal medya hesabından paylaşarak iktidara eleştirilerde bulundu.

Konuşmasında tek tek ürünlerde geçen seneye göre fiyat değişimini sıralayan Davutoğlu, tüm bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘manda yoğurtlu, Medine hurmalı, kestane ballı ve yulaf ezmeli’ tarif vermesini eleştirdi.

“Bir iktidarı, iktidardan edecek olan şey milletin ruhundan kopmuş olmalarıdır” diyen Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Milletin yakasından düşün”

“Bir tarafta lüks, şatafat ve kibir içindeki iktidar sahipleri; diğer tarafta iftar sofrası kuramayan halk! İşte biz milletin derdinden kopanlara, milletin yakasından düşün demek için Gelecek Partisi’ni kurduk.”

Paylaşın

Babacan’dan TÜİK’e ‘Enflasyon’ Tepkisi: Rakamları Ayarlama Enstitüsü

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkan Ali Babacan, bugün TÜİK tarafından açıklanan mart ayı enflasyon rakamlarıyla ilgili sosyal medya hesabından paylaşımda bulunarak tepki gösterdi.

Haber Merkezi / DEVA Lideri Babacan, paylaşımında, “Rakamları Ayarlama Enstitüsü yüzde 61, bağımsız araştırmacılar yüzde 142 #Enflasyon açıklıyor. Bu kontrolden çıkmış olan enflasyon seviyesini ilk dönemimizin sonunda yeniden tek haneye düşüreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Enflasyon yüzde 61,14

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mart 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, TÜFE Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 5,46, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,81, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 61,14 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde  29,88 artış gerçekleşti.

Üç haneli enflasyon

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), mart ayı enflasyonunu verilerini açıkladı. ENAG’a göre, Tüketici Fiyat Fiyat Endeksi (E-TÜFE) mart ayında yüzde 11.93 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise yüzde 142.63 olarak gerçekleşti. ENAG şubat ayı enflasyon rakamlarını yıllık yüzde 123.80 oranında olduğunu duyurmuştu.

Enflasyon yüzde 70’lere yükselecek

Amerika Birleşik Devletleri’nin finans merkezi Wall Street’te bankalar, Türkiye’de önümüzdeki dönemde enflasyonun daha da artacağı tahmininde bulundu.

Yatırım bankası JPMorgan, yıl sonunda enflasyon oranının yüzde 65 ila 70 seviyesine yükseleceğini daha sonra güçlü baz etkisi nedeniyle yüzde 40’lara gerileyeceğini öngördü.

JPMorgan müşteri notunda “Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tüm dikkatini döviz kuru korumalı mevduat sistemine verdiği için tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verileri ne kadar güçlü olursa olsun tepki verme olasılığı düşük.” değerlendirmesinde bulundu.

Bir diğer yatırım bankası Goldman Sachs ise enflasyon oranının Mayıs-Haziran döneminde yüzde 67’ye ulaşarak zirve yapacağını ve 2022 yılının büyük kısmında yüzde 65’in üzerinde kalacağını tahmin etti. Goldman Sachs da JPMorgan ile benzer şekilde yıl sonunda enflasyon oranının yüzde 45’e gerilemesini bekliyor.

Goldman Sachs “Ticari mal fiyatları ve enflasyonla mücadeleye yönelik olmayan para politikalarından kaynaklı yukarı yönlü riskler görüyoruz.” değerlendirmesi yaptı.

Paylaşın