CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Et Ve Süt Kurumu’na Alınmadı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Et ve Süt Kurumu’nun Ankara’daki binasına alınmadı. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda kurumdan randevu talep ettiğini ancak talebine karşılık bir geri dönüş alamadığını paylaşmıştı.

Haber Merkezi / Et ve Süt Kurumu ziyaretinde Kılıçdaroğlu’nun CHP’li kadın milletvekillerinin yanı sıra Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo da eşlik etti. Kılıçdaroğlu, kurumun önünde yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Daha önce TÜİK’e gitmiştim, emeklilerin, asgari ücretlilerin haklarını savunmak için. Çünkü TÜİK enflasyonu düşük göstererek milyonlarca insanın düşük zam almasına neden oluyordu. Buna dikkat çekmek için TÜİK’e gittim.

Daha sonra sözlü sınavda hakları yenen gençlerin sesini kamuoyuna duyurmak için MEB’e gitmiştim. KPSS’de dereceye giren birçok genç sözlüde torpili olmadığı için elenmişti. Buna da dikkat çekmiştim

Bugün Et ve Süt Kurumu’nun önündeyim; burada olmamın temel nedeni çocukların haklarını savunmak. Kadın milletvekilleri ile beraberim, tüm anneler çocuklarının iyi beslenmesini isterler. İyi beslenme bir haktır, bunu sağlayacak olan sosyal devlettir. Bütün çocukların yeterli beslenmeleri gerekir.

Tarım Bakanı dün katıldığı bir programda “Türkiye’de aç ve açıkta kimse yok” diyor. Tarım Bakanı’nın dünyadan, Türkiye gerçeklerinden haberi yok. İzin verirseniz Türkiye’deki derin yoksulluğu uzun yıllardır araştıran Hacer Foggo’ya bu konudaki düşüncelerini aktarması için söz vereyim.”

Kılıçdaroğlu, daha sonra Derin Yoksulluk Ağı Kurucusu Hacer Foggo’ya söz verdi. Foggo yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Et değil mücevher sanki”

“Yapılan bir araştırmada çocuklarda kansızlık çıktı, geçen hafta açıklandı. Bu ne demek, yetersiz beslenme demek. Bütün çocuklar bununla mücadele ediyor. Daha dün bir anne ile görüştüm “Çocuklarla beraber sahurda patates kızartması yedik, iftarda ise çorba içtik” dedi. Bir kasabın önünden geçerken yaşlı bir adam bana dedi ki “Kızım eskiden kuyumcu vitrinine bakardık, et değil mücevher sanki” dedi.

Güneydoğu’da çocukların çoğu bodur, bu da yetersiz beslenme demek. Yoksulluk ve açlık yok demek, bunu inkar etmek yanlış. Yoksulluğun olmaması benim temel hedefim, ben böyle bir dönem görmedim. Her girdiğim evde beslenme yetersizliği yüzünden gelişim bozukluğu olan çocuklar var.

Cep telefonunu soracağınıza fakir mahallelerdeki çocukların kaç yaşında olduğunu sorun. Açlık var arkadaşlar, ben Türkiye’nin her yanında geziyorum ve siz de bu sokaklarda olun. Ya da gelin birlikte gezelim. Sayın Genel Başkanım’ın sözleri ile buradayım “Hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek” ve biz o son çocuğu bulana kadar çalışacağız.”

“Milletin artık gücü kalmadı”

Hacer Foggo’nun ardından tekrar söz alan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

Saray’a açık bir çağrı yapıyorum; beşli çeteye verilen dolarların en azından binde birini yoksul ailelerin çocukları için harcasalar hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Sözler bana ait değil, 22 saat önce söylenen sözler şöyle; “Damızlık hayvanlar, süt inekleri kesiliyor. Kesile kesile nereye kadar gidecek? Damızlık hayvanlar bittiğinde et sıkıntısı, süt sıkıntısı yaşanacak. Üreticinin sırtındaki yükün inmesi lazım, milletin artık gücü kalmadı.”

Bu bir siyasetçinin değil bir üreticinin sözleri. Süt üreticileri perişan, markete gittiğiniz zaman bir kutu sütü 15 liradan alıyorsunuz, bir kilo kıyma 98 lira oldu. Hangi asgari ücretli kıyma alabilecek? Hangi asgari ücretli aile çocuğuna düzenli süt alabilecek? Bu nedenle daha önce yaptığımız gibi bayramdan sonra Millet’in Sesi Mitingleri’ne yeniden başlayacağız. Saray ne kadar duyar bilmiyorum ama benim yaptığım çağrı bu halkın refahı içindir, siyaset kurumunun halkın gözünde saygın olmasını sağlamak içindir. Ben Türkiye’nin itibarını ve saygınlığını korumak istiyorum.

Et ve Süt Kurumu çiftçi ve üreticinin yanında olmalı. Bu nedenle çağrımı yineliyorum: Beşli çeteye sağlanan imkânların binde birini üreticiye verirseniz bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmez.”

Kılıçdaroğlu daha önce enflasyon verilerindeki tartışmalar nedeniyle Türkiye İstatistik Kurumu’nu ve öğretmen atamalarındaki sözlü mülakat tartışması nedeniyle de Milli Eğitim Bakanlığı’nı ziyaret etmişti. CHP lideri her iki kuruma da alınmazken, faiz artırımları konusuyla ilgili olarak Merkez Bankası ziyaretinde bankanın başkanı Şahap Kavcıoğlu ile görüşebilmişti.

Paylaşın

Muhalefette ‘Cumhurbaşkanı Adayının Açıklanması Gerektiği’ Konuşuluyor

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ için birlikte ilerleyen altı muhalefet partisinde bugünlerde, seçime yaklaşık bir yıl kaldığına dikkat çekilerek, “cumhurbaşkanı adayının açıklanması gerektiği” değerlendirmeleri yapılıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; iktidar kanadı, muhalefet blokuna “Henüz adayınız bile yok” eleştirilerini getirirken muhalefette de “2023’te cumhurbaşkanı adayının kim olacağına yönelik görüşmelerin hızlandığı” belirtiliyor. AKP ve MHP’nin hazırladığı ve Meclis’te kabul edilen Seçim Yasası’nı “tuzak” olarak değerlendiren muhalefet kanadında, “İktidarın her türlü hamlesine karşı elimiz güçlenmeli. Artık cumhurbaşkanı adayı kamuoyuna açıklanmalı, Erdoğan karşısında sahada olmalı ve halka projelerini anlatmalı” değerlendirmeleri yapılıyor.

Özellikle muhalefetin üzerinde çalıştığı “güçlendirilmiş parlamenter sistem ile neyin amaçlandığı, neden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı çıkıldığı, tarafsız cumhurbaşkanlığının önemi” gibi konuların muhalefet açısından “kritik olduğu” belirtiliyor. Bu konuların artık bizzat cumhurbaşkanı adayınca anlatılması gerektiğine de işaret ediliyor. Seçime yaklaşık bir yıl kaldığına dikkat çekilerek, “Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili süreç hızlanmalı. Çünkü muhalefet partilerinin bir araya gelmesi, üzerinde uzlaşılan bir adayın belirlenmesi zaten başlı başına bir süreç olacak. Adayın en kısa sürede sahaya inebilmesi için görüşmelerin bir an önce başlaması gerekiyor” yorumları yapılıyor.

Altı lider ’24 Nisan’da tekrar bir araya geliyor!

Öte yandan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde 24 Nisan’da yeniden bir araya gelecek.

Altı muhalefet partisi lideri, son olarak DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde bir araya gelmişlerdi. Son toplantı sonrası yapılan açıklamada, Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme vurgu yapılmış ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturdukları bilgisi verilmişti. Ayrıca, “Birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk” denilmişti. Toplantıda derinleşen ekonomik kriz de ele alınmıştı.

Paylaşın

Türkiye-ABD Arasında Diplomasi Trafiği: Masada Neler Var?

Bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirerek dış politikada bir “restorasyon dönemi” inşa çabası içinde olan Türkiye ile Türkiye-ABD ilişkilerinde Rusya-Ukrayna savaşının da etkisiyle diplomasi trafiğinin hızlandığı bir dönem yaşanıyor.

Türkiye ile ABD ilişkilerinin gündeminde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ardından gelen Rusya’ya yönelik yaptırımlar, yeni işlerlik kazanan Stratejik Mekanizma, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi ve Türkiye’nin ABD’den talep ettiği F-16 savaş uçaklarının olası satışı gibi konu başlıkları öne çıkıyor.

Rusya yaptırımları Türkiye’yi etkiler mi?

Rusya’ya bir dizi yaptırım uygulama kararı alan ABD ve Batılı ülkeler bunları giderek ağırlaştırırken, Türkiye ise bu yaptırımlara uymayacağını açıklamıştı.

Rusya ve Ukrayna ile yakın ilişkileri bulunduğunu ve ikisinden de vazgeçmeyeceğini belirten Ankara, Montrö Sözleşmesi’ni titizlikle uyguladığını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve barış için çabaladığını vurguluyor.

Washington ise bir yandan Ankara’nın kolaylaştırıcı rolünün önemli olduğunu söylerken, diğer taraftan Türkiye’ye Rusya’nın yaptırımları delmesine imkan vermeme konusunda dikkatli olma çağrısı yapıyor.

Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü Türkiye Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Gönül Tol, Rusya’ya uygulanan yaptırımlarla ilgili ABD Hazine Bakanlığı’nın çok hassas olduğuna dikkat çekerek, izlenimlerini şöyle aktarıyor:

“Hazine Bakanlığı’nın bakış açısı şöyle; yeni yaptırımlar uygulamak önemli olabilir ama ondan daha önemli olan mevcut yaptırımların yüzde yüz uygulanmasını ve delinmemesini sağlamak.”

Tol bu nedenle Türkiye üzerindeki yaptırım baskısının bundan sonra artabileceğini belirtiyor.

German Marshall Fund Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin eskiden beri prensip gereği Birleşmiş Milletler’in (BM) onaylamadığı yaptırımlara katılmadığını söyleyerek, şu ana kadar Türkiye’ye yaptırımlar için çok büyük bir baskı gelmediğini belirtiyor. Ünlühisarcıklı, bu konudaki hassas noktayı ise şöyle aktarıyor:

“Çok büyük baskı da gelmeyecek gibi ama Türkiye’nin diğer ülkelerin uyguladığı yaptırımları Rusya’nın delebilmesi için de fırsat sunmaması gerekiyor. Eğer hatırlarsak ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlarda Türkiye’nin biraz İran’ın yaptırımlarının çevresinden dolanmasına imkan sağlama gibi bir rolü olmuştu. Türkiye bunun için bedel de ödedi.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşlerden Sorumlu Müsteşarı Victoria Nuland’ın geçtiğimiz günlerde Ankara’da yaptığı görüşmelerde de bu konunun gündeme geldiği belirtiliyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Julie Eadeh, görüşmelere ilişkin soruya cevaben “Sayın Nuland’ın da dediği gibi, Türkiye’nin dikkatli olması ve topraklarının yaptırımlardan kurtulunmasına ya da Rus oligarkların kirli parası için havuz olmasına izin vermemesi çok önemli” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ise ABD’nin yaptırımlarını giderek ağırlaştırdığına dikkat çekerek, Türkiye için asıl sıkıntı yaratabilecek olanın bundan sonra gelmesi muhtemel “ikincil yaptırımlar” (secondary sanctions) olabileceğine dikkat çekiyor.

ABD’li bazı senatörler tarafından zaman zaman dile getirilen ancak henüz karar verilmeyen “ikincil yaptırımların” uygulanması durumunda diğer ülkelerdeki şirketler ya da kişiler seçim yapmak durumunda bırakılacak ve sadece ya Rusya ya da ABD ile ticaret yapabilecek.

Stratejik Mekanizma ne kadar etkili olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın üzerinde anlaştığı “Stratejik Mekanizma” kapsamında iki ülke dışişleri ve ticaret bakanlıkları yetkilileri de ABD’den Türkiye’ye oligark mesajı: Kirli paranın havuzu olmayın geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir araya gelmişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu mekanizma çerçevesinde bakanlar düzeyinde görüşmeler yapmak için ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile 18 Mayıs’ta Washington’da bir araya geleceğini söyleyerek, “Bu mekanizmanın sonuç odaklı olmasını, verimli geçmesini istiyoruz” diye konuştu.

Ancak uzmanlara göre iki ülke arasında daha önce de ismi farklı da olsa buna benzer mekanizmalar kuruldu ancak çok sonuç getirmedi.

Loğoğlu, ilişkileri düze çıkarmak için daha önce de benzer oluşumlara gidildiğini hatırlatarak, şöyle konuşuyor:

“Bu kez adı çok iddialı ama farklı bir mekanizma değil. Fazla bir sonuç çıkacağını sanmıyorum. Çünkü iki ülke arasındaki sorunların devamının nedeni sorunları ele alacak mekanizmaların yokluğu değil, bunlar daha önce de vardı. Asıl sorun karşılıklı güven ve örtüşen çıkarların gereğini yapmaktaki engeller.”

Loğoğlu’na göre yapısal olan bu engellerin başında S-400 konusu geliyor.

Loğoğlu: S-400 konusu ABD için kapanmadı

ABD’nin, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar da devam ediyor.

Büyükelçi Loğoğlu CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası) yaptırımlarının bir yasadan kaynaklandığını ve yönetimin de yasanın gereğini uygulamak durumunda olduğunu belirterek, “Her ne kadar Türk tarafı ‘bu iş kapanmıştır, bitmiştir’ dese de hiçbir Amerikalı bu görüşe katılmaz. S-400’ler Türkiye’de bulunduğu sürece bu mesele ABD bakımından devam eder” diye konuşuyor.

German Marshall Fund Türkiye Direktörü Ünlühisarcıklı, Türkiye’nin çelişkileri bir yana bu konuda ABD’yi de çelişkili bulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bir yandan ABD bütün NATO müttefiklerine askeri harcamalarını artırmaları, caydırıcılıklarını güçlendirmeleri yönünde telkinde bulunuyor. Ama öte yandan gerek CAATSA yaptırımları gerek bu F-16 gibi alım satımlarda ABD Kongresi’nin vetosu nedeniyle NATO’nun en büyük ikinci en büyük F-16 filosuna sahip Türkiye caydırıcılığını artıramıyor.”

Kongre’ye F-16 mektubu ne anlama geliyor?

İki ülke ilişkilerinin önemli bir başka gündem maddesi olan 40 adet yeni savaş uçağı ve 80 modernizasyon kitini kapsayan F-16 görüşmeleri ile ilgili de son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor.

Reuters’ın haberine göre ABD Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye bir mektup göndererek, Türkiye’ye potansiyel F-16 savaş uçağı satılmasının ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağını bildirdi. Satışla ilgili Kongre’deki süreç önemli görülüyor.

Türkiye-ABD ilişkilerini yakından takip eden Gönül Tol, Rusya’nın saldırısının ardından ABD bürokrasisinde Türkiye ile ilgili eskiye kıyasla daha ılımlı bir hava oluştuğunu, geneli yansıtmasa da ABD bürokrasindeki bir kanadın Türkiye ile ilişkilerin toparlanabileceğini düşünmeye başladığını belirterek, son mektubun bu kapsamda değerlendirilebileceğini söylüyor.

F-16 satışını aslında ABD’nin Türkiye’ye vereceği bir “taviz” olarak görmemek gerektiğini de belirten Tol, NATO’nun bir müttefikini askeri olarak zayıflatmanın doğru olup olmadığı tartışmalarının devam ettiğini söylüyor.

Bu arada bir süredir devam eden teknik görüşmelerin ardından gelen bu mektup Ankara’yı memnun ederken, F-16 satışına ‘tamam’ demek için henüz erken olduğuna işaret ediliyor.

Tol, Kongre üyelerinin Türkiye’ye karşı hâlâ pek olumlu bakmadığını söylerken, Ünlühisarcıklı da buna benzer süreçlerin geçmişte de yaşandığını anımsatıyor ve eski örnekleri şöyle anlatıyor:

“Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye bu doğrultuda bir mektup gönderdikten sonra, hemen ardından Kongre de bakanlığa bunun neden olmaması gerektiğiyle ilgili karşı mektup gönderiyor. Şu anda maalesef ABD Kongresi’nde Dış İlişkiler Komisyonu’nda Türkiye aleyhtarlığı ile ilgili iki partili bir uzlaşı var.”

Büyükelçi Loğoğlu ise psikolojik bir etkisi olacağını söylediği mektubun sonuç verip vermeyeceği konusunda şüpheli. Loğoğlu şüphelerini şöyle açıklıyor:

“İki nedenden ötürü sonuç alınamaz. Birincisi bu mektupta F-16’ların satışı ile ilgili tam bir kararlılık ve takvim yok. İkincisi Kongre’nin onay vermesi gerekiyor. O bakımdan (bu mektubu) Türkiye’nin şu sıralarda Rusya tarafına kaymaması için bu tarafta tutmaya yönelik bir hamle olarak görüyorum.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 36 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 9 bin 354 yeni vaka tespit edilirken, 36 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,38 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,11 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 215 bin 229 test yapılırken, 9 bin 354 yeni vaka tespit edildi. 36 kişi hayatını kaybederken, 10 bin 885 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,38 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,11 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 171 bin 6589’a yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 06 Nisan verilerine göre, 220 bin 536 test yapılmıştı. 10 bin 314 vaka tespit edilirken, 41 kişi hayatını kaybetmiş ve 14 bin 332 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Halkın Gündemi Ekonomik Kriz: Acilen Çözülmesi Gerekiyor

Yöneylem Araştırma’nın son anketinde Türkiye’de acilen çözülmesi gereken sorunlarının başında ekonomik kriz, enflasyon, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı geldi. Ankete göre katılımcıların çok büyük bir çoğunluğu ekonomik sorunların bir an önce çözülmesi gerektiğini düşünüyor.

Ankete katılanların yüzde 52,4’ü “Önümüzdeki seçimler için seçim güvenliğinin yeterli derecede sağlanamayacağına dair bir endişeniz var mı?” sorusuna “Evet, seçimin güvenli ve adil bir şekilde gerçekleştirileceğinden endişe duyuyorum” yanıtını verdi. Yüzde 42,2’lik kesim ise “Hayır, seçim güvenliğiyle ilgili bir sorun olacağını düşünmüyorum” dedi.

Ayrıca yüzde 56,5’lik kesim “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması durumunda Recep Tayyip Erdoğan’a oy verir misiniz?” sorusuna “asla oy vermem” şeklinde cevap verdi.

Yöneylem Araştırma, Türkiye’nin 27 ilinden toplam 2400 katılımcıyla gerçekleştirdiği “mart ayı seçmen tercihleri” anketini paylaştı. Yöneylem’in raporunda dikkat çeken veriler yer alıyor.

Anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 60,6’sı Türkiye’nin kötü yönetildiğini düşünüyor. Öte yandan yüzde 60,8’lik kesim ise parlamenter sisteme geri dönülmesini istiyor.

Ankette yer alan “Geçen yıla göre Türkiye’nin durumu iyi mi, kötü mü oldu?” sorusuna yüzde 88,9’luk kesim “daha kötü” cevabını verdi.

“Sizce Türkiye’nin durumu önümüzdeki bir yıl içinde iyiye mi kötüye mi gidecek?” sorusuna ise yüzde 62,9 “daha kötü olacak”, yüzde 20,9’lik kesim “iyi olacak”, yüzde 7,5 ise “aynı kalacak” dedi.

“Bu pazar milletvekilliği seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunda ise katılımcıların yüzde 25,4’ü AKP derken, CHP diyenlerin oranı yüzde 23 oldu. Rapora göre HDP yüzde 8,2 çıkarken MHP yüzde 5,7’de kaldı. Ayrıca İYİ Parti’nin oy oranı yüzde 11,1 olurken, “Oyumu Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) vereceğim” diyenlerin oranı ise yüzde 1,1.

Millet İttifakı önde

“Meclis çoğunluğunu Cumhur İttifakı mı, Millet İttifakı mı kazanır?” sorusuna ise yüzde 55,6 Millet İttifakı, yüzde 44,4 Cumhur İttifakı cevabı verdi. “Doğrudan hangi ittifaka destek vereceksiniz?” sorusunda ise Millet İttifakı yüzde 37,6, Cumhur İttifakı yüzde 33,9 ve ittifak dışı 15,8 çıktı.

Ayrıca yüzde 56,5’lik kesim “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olması durumunda Recep Tayyip Erdoğan’a oy verir misiniz?” sorusuna “asla oy vermem” dedi.

Ankette dikkat çeken bir diğer veri ise asgari ücrete zam yapılmalı diyenlerin oranı oldu. Rapora göre yüzde 85,3’lük gibi bir ezici çoğunluk asgari ücrete zam yapılması gerektiğini düşünüyor. Asgari ücrete yeni bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünmeyenlerin oranı ise 12,8. Yüzde 1,9’luk ise fikrim yok yanıtını verdi.

“Asgari ücret 7 bin lira ve üstü olmalı”

Ankete katılanların yüzde 39,5’i asgari ücretin 7 bin lira ve üstü olması gerektiğini belirtti. Yüzde 24,5’lik kesim asgari ücretin 6 bin ila 7 bin lira arasında olması gerektiğini söylerken, yüzde 5,8 ise “4253 lira olmalı” dedi.

Ankete katılanların yüzde 52,4’ü “Önümüzdeki seçimler için seçim güvenliğinin yeterli derecede sağlanamayacağına dair bir endişeniz var mı?” sorusuna “Evet, seçimin güvenli ve adil bir şekilde gerçekleştirileceğinden endişe duyuyorum” yanıtını verdi. Yüzde 42,2’lik kesim ise “Hayır, seçim güvenliğiyle ilgili bir sorun olacağını düşünmüyorum” dedi.

Öte yandan Türkiye’de acilen çözülmesi gereken sorunlarının başında ise ekonomik kriz, enflasyon, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı geldi. Ankete göre katılımcıların çok büyük bir çoğunluğu ekonomik sorunların bir an önce çözülmesi gerektiğini düşünüyor.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘Zam’ Rahatsızlığı

Katıldığı bir televizyon programında TÜİK’i eleştiren MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy’un “Açıklanan rakamların üzerinde enflasyon oranları var” sözleri nedeniyle parti disiplin kuruluna sevk edilmesi, gözlerin Cumhur İttifakı’na çevrilmesine neden oldu.

MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, bir televizyon programına katılarak enflasyon rakamları ile ekonomiye ilişkin eleştirilerde bulunmuştu. Ersoy, “Açıklanan rakamların üzerinde enflasyon oranları var. Zamlar bu milletin belini büküyor. Bunlar gerçek. Bunları görmemezlikten gelemeyiz” ifadelerini kullanmıştı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın da bu açıklamaların ardından Ersoy’un parti politikalarına aykırı açıklamalarından dolayı tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edildiğini açıklamıştı.

AKP’li vekiller: Vatandaş zamlardan şikayetçi

MHP’de Baki Ersoy’la ilgili bu gelişmeler yaşanırken AKP ve MHP içinde bazı başka milletvekillerinin de Ersoy gibiekonomiye yönelik rahatsızlıklarının bulunduğu belirtiliyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorusunu yanıtlayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir AKP milletvekili, “Fiyatların artışını biz de görüyoruz, vatandaş da görüyor. Zaten esnaf ziyaretlerimizde sürekli bunu bize söylüyorlar” dedi. Vatandaşların,alım gücünün düşüklüğünden şikayetçi olduğunu kaydeden vekil, vatandaşın tutumuyla ilgili olarak “Ancak peşine de ‘bunu çözerse AK Parti çözer’ diyor” ifadesini kullandı.

Başka bir AKP’li milletvekili ise “Vatandaşlarla bir araya geldiğimizde özellikle elektrik ve doğal gaz zamlarından şikayetçi olduklarını görüyoruz” dedi. Aynı vekil, vatandaşların zamların geri alınmasını istediğine de dikkat çekti.

Özkiraz: Daha önce de benzer olaylar yaşanmıştı

Cumhur İttifakı’ndaki tartışmalarla ilgili olarak Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, MHP’de yaşananlara dikkat çekerek geçmişte de benzer olaylar yaşandığını hatırlattı. Şu anda Demokrat Parti’de siyaset yapan eski MHP’li Cemal Enginyurt’un da eleştirileri nedeniyle ihraç edildiğini kaydeden Özkiraz, “Aynı şeyi muhtemelen şimdi de Baki Ersoy’a yapıyorlar” dedi. Tepkilerin yükselmesini ekonomik krize bağlayan Özkiraz, Cumhur İttifakı’nın seçimi kazanacağı görülürse itirazların gelmeyeceği, ancak seçimin kaybedileceğinin düşünülmesi halinde tepkilerin yükseleceği tahmininde bulundu.

Özkiraz, ayrıca MHP’nin CHP’ye tepki olarak başlattığı “Adım Adım 2023, İl İl Anadolu” programına da vatandaşların yeterince ilgi göstermediği görüşünü dile getirdi.

MHP’nin bu programla ilgili agresif bir kampanya yapamadığını kaydeden Özkiraz, “Ekmeleddin İhsanoğlu’nun CHP ile çatı aday gösterilmesinden bu yana MHP zaten kendi başına, kendine münhasır bir siyaset izlemiyor, bir politika yürütmüyor” dedi. MHP’nin sokakta da çalışma yürütmediğini belirten Özkiraz, “Sokağa çıktığımız zaman MHP’nin sokak etkinlikleri MHP’nin 10’da 1’i kadar oy alan partilerden bile düşük. Bir TİP kadar bile sokakta hiç göremedik biz MHP’yi, Zafer Partisi kadar, Gelecek Partisi kadar sokakta yoklar” ifadesini kullandı.

Okuyan: Ciddi rahatsızlıklar var

Aktif siyaset hayatına MHP’de başlayan eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan da MHP içinde ciddi rahatsızlık olduğunu iddia etti. TBMM’de hem AKP’li hem de MHP’li vekillerle sık sık sohbet ettiğini aktaran Okuyan, “Ekonomik kriz daha da derinleşirse özellikle istihdam krizine dönerse, muhtemelen ittifaktan ayrılmayı parti içinde daha çok dillendirecekler” öngörüsünü dile getirdi. Okuyan, durumdan memnun olan bir tane Cumhur İttifakı milletvekiline rastlamadığını da söyledi.

Adalet sistemini eleştirmişti, istifa ettirildi

MHP’deki rahatsızlıkların sadece artan fiyatlarla ilgili olmadığı tahmin ediliyor. MHP’de Baki Ersoy’un yanı sıra yakın zamanda bir başka milletvekilinin daha, bu kez adalet sistemini eleştiren açıklamaları nedeniyle genel merkez tarafından tepkiyle karşılandığı ortaya çıktı. MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut, TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada “Anadolu’nun dört bir yanında yöneticilik, idarecilik yapmış, unvanlı kararnamelerle görev almış tecrübeli savcılarımız, ki fiilen de zaten ‘kızağa çekilmek’ olarak görülüyor, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hantal yapısı içerisinde kendilerinden hiçbir şekilde istifade edilmeksizin bekletiliyorlar” ifadesini kullanmıştı.

Edinilen bilgiye göre, bu konuşmanın ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bulut’tan komisyon üyeliğinden istifa etmesini istedi. Bulut da bunun üzerine istifasını sundu. Bulut’un yerine yeni üye olarak bildirilen MHP İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz da komisyonun 29 Mart’taki ilk toplantısına katıldı.

Paylaşın

HDP’li Günay: İktidar Açlığa Yoksulluğa Alışmamızı Bekliyor

HDP Sözcüsü Günay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere “fırsat buldukça yurtdışına gidip gezin” sözlerine tepki göstererek, “Zannediyor ki herkes kendi çocukları gibi Amerika’da özel okul okudu, yatlar katlar alabildi. Bırakın gezme hayalini ülke içerisinde bile gezme hayali kuramıyorken açlığa, yoksulluğa ve sefalete alışmamızı bekliyor iktidar” dedi.

Haber Merkezi / Asgari ücretlinin alım gücündeki düşüşe de değinen Ebru Günay, “Asgari ücret 2.825 TL iken 535 kilo toz şeker alabiliyorduk şimdi asgari 4253 TL oldu ama sadece 235 kilo toz şeker alınabiliyor. Yani asgari ücretteki yüzde 60’a yakın kaybın sorumlusu asgari ücretli emekçi mi yoksa ‘şahlanıyoruz’ diyen AKP mi?” ifadelerini kullandı.

Günay, konuşmasının devamında ise, “AKP Genel Başkanı ‘yeni ekonomik modeli ile dünyaya örnek olacağız’ dedi, bunun temelinde daha çok ihracat vardı. Aradan çok değil 3-4 ay geçti, bir baktık ki Ocak ve Şubat ayları için 2021 yılında 6,4 milyar dolar olan dış ticaret açığı 2022 yılının ilk 2 ayında 18,1 milyar dolara çıkmış. Yani, model çöktü açık 3 kat arttı” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde düzenlediği haftalık olağan basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Günay’ın açıklamaları şöyle;

“Türkiye’nin toplumsal sorunları ve ekonomik kriz derinleşiyor, sorunlar derinleştikçe iktidarın da topluma karşı saldırıları artıyor. Nerede bir bir çözüm önerisi, iradesi varsa oraya saldırıyor, orayı bastırıyor ve çözüm imkanını ortadan kaldırmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bunun en bariz örneğini bizler AKP’nin İmralı politikalarında yıllardır görüyoruz. Sayın Öcalan devreye girdiğinde çözümün, barış ihtimalinin güçlendiğini herkes çok iyi biliyor. AKP-MHP iktidarı da barış ihtimalini, çözümü kendi iktidarları için tehdit olarak görüyorlar.

Bu çözüm iradesine ise tecritte ve savaş politikalarında ısrar ederek cevap veriyorlar. Tek dertleri iktidarlarını korumaktır, bunun için de ülke batarsa batsın havasındalar. Savaş politikalarını derinleştirerek çözümsüzlüğü kalıcı hale getirmeye çalışıyorlar. Fakat halkımız iktidarın bütün çözümsüzlük politikalarına karşı her yerde her fırsatta çözüm ve barış sesini yükselterek Newroz’da da barışa ve çözüme desteğini yineledi. İmralı kapılarının açılmasını istedi. Kürt sorununun çözümünde de tek adresin Sayın Öcalan olduğunu milyonlar Newroz alanında dile getirdi. İktidar ne yaptı? İktidar, milyonların taleplerin duymak ve buna cevap vermek yerine tecrit ve savaş politikalarında ısrar ediyor.

Kürt halkı İmralı kapıları açılıncaya kadar mücadeleye devam edecektir

Son olarak ailesinin görüş için yaptığı başvurusu disiplin gerekçesiyle reddedildi. 4 Nisan dolayısıyla Amara’ya gitmek isteyen yüzlerce kişi engellendi. Derinleşen tecrit politikaları Türkiye’yi çözümden uzaklaştırdığı gibi yaşanan krizleri de derinleştiriyor, yoksulluğu, emek sömürüsü başta olmak bütün sorunları derinleştiriyor. Sayın Öcalan’ın devreye girmesiyle sadece Kürt sorununun çözüm ihtimali büyümeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşme ihtimali de büyüyecek.

Bu nedenle tecrit karşıtı mücadele Türkiye’nin demokratik geleceği için de mücadelesidir. Kürt halkı her koşulda çözüm ve barış politikaları için mücadele ediyor, barış gelinceye ve İmralı kapıları açılıncaya kadar mücadele etmeye elbette devam edecektir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesi için önemli bir süreçtir ve bunun için mücadele edilecektir. Bizler de onlarla birlikte Türkiye’nin demokratikleşmesi barış ve çözüm için mücadeleye devam edeceğiz.

Kobanî Kumpas Davasının sürdürülmesi bir çeteye ihale edilmiş

Kobanî Kumpas Davası devam ediyor, her oturumda yeni yalanlar, yeni kumpaslar ortaya çıkıyor. Şuana kadar 11 duruşma yapılsa da her duruşmada onlarca oturum gerçekleştirdi, her oturumda yeniden kumpaslar ve hukuksuzlar ortaya çıktı. Büyük bir kısmı da Atadedeler çetesi operasyonunda gözaltına alınan ve şimdi ev hapsinde olan Bahtiyar Çolak başkanlığında yürütülen oturumlardı. Çete üyesi olmakla suçlanan Bahtiyar Çolak rehin arkadaşlarımız hakkında onlarca kez tutuk devam kararı verdi.

Duruşmaları yönetirken asıp kesiyordu, arkadaşlarımıza parmak sallıyordu, işte gücünü hangi çeteden ve karanlık güçten aldığı ortaya çıktı. Duruşma salonlarındaki pervasızlığın ve kendini bilmezliğin sebebi çetelerle kurduğu bağlarmış. Şimdi anlıyoruz ki kumpasın sürdürülmesi bir çeteye ihale edilmiş, şimdi de mahkeme heyeti aynı yöntemlerle duruşmayı yönetmeye çalışıyor. Çünkü Bahtiyar Çolak’la çalıştılar ve diğer üyeler de aynı yöntemlerle ve kumpaslarla devam ettirmeye çalışıyorlar.

Kobanî Kumpas Davasının bir siyasi rant meyvesine dönüştürülmesine müsaade etmeyeceğiz 

Duruşmalar esnasında sevgili Figen Yüksekdağ’ın da dediği gibi “sizin karşınızda siyasi iktidarın alt etmeye çalıştığı siyasi rakipler var, biz sadece mahkeme salonlarında değiliz, milyonların içerisindeyiz. Bir siyasi rant meyvesine dönüştüremezsiniz bu davayı”. Bizler de arkadaşlarımız gibi bu davanın bir siyasi rant meyvesine dönüştürülmesine müsaade etmeyeceğiz, kumpaslarını her koşullarda ifade etmeye ve yargılamaya devam edeceğiz. Günlerdir davayı dayandırdıkları tanıklar, arkadaşlarımızın savunmaları alınmadan dinlenmeye devam ediliyor, olmayan deliller üretilmeye çalışılıyor. Yalanlarla oluşturulmaya çalışılıyor.

Kumpasın dayanağı haline getirilen ifadelerden biri Antalya Emniyet Müdürlüğü’nde nasıl kumpaslarla belge oluşturulduğunu anlattı. Bir kez daha kumpasın emniyet koridorlarında organize edildiği belgelendi. Heyet kumpası araştırmak yerine kumpas belgelerinin altında imzası olan memurlar hakkında suç duyurusunda bulunmak yerine tanıkları yönlendirmeye çalışarak kumpaslara ortak olmaya devam ediyor ve kumpaslarla yargılama yapmaya çalışıyor. Sevgili Gültan Kışanak’ın söylediği gibi “bu dosya da tamamen belli odakların talimatlarıyla yalan beyanlar üzerine kurulu bir kumpas davasıdır. Emniyet teşkilatının hasta ve yaşlı bir insanı kullandığı trajedilerine ve o insanın söylemediği şeylerin dosyaya konulduğuna şahit olunmuştur bu salonda.”

Dava, tarihe kara leke olarak geçerken, arkadaşlarımızın direnişleriyle tarih yazıyor

Tutukluluk devam kararlarında sürekli atıf yapılan ve iddia makamının en önemli tanıklarından biri de bu duruşmada dinlendi. Bu tanık hiçbir somut bilgisi olmadığını kimi beyanlarının sadece ikincil duyumlar olduğunu kimi beyanlarının ise kendisine ait yorumlar olduğunu söyledi. Her duruşmada demokratik yollarla baş edemedikleri partimize emniyet ve yargı yoluyla nasıl kumpas kurduklarının acziyetinin belgesine dönüştürüldü.

Öyle bir çaresizlik ki Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş için tutuklama gerekçesi yapılan tuzak kurularak alınan ifadeleri sormaya dahi utandılar duruşma salonunda. İşte, böyle bir ortamda adil yargılama ilkesinden bahsetmek mümkün değil, böyle bir ortamda ancak ve ancak kumpastan, tuzaktan, çetevari yöntemlerle yürütülen duruşmalardan söz edilebilir. Bu koşullarda yapılan yargılamadan, çete üyeleriyle ilişkileri olan mahkeme heyetinden adil bir yargılama beklemiyoruz. Bu yargılama sistemine elbette güvenmiyoruz. Dava tarihi bir hukuk lekesi ve kara leke olarak geçti. Ama arkadaşlarımızın duruşma salonlarındaki tavrı da bir direniş tarihi olarak yazılmaya devam ediliyor.

AKP’liler fahiş kazanç sağlıyor, yandaşları vatandaşın aşına göz koyuyor 

Değerli basın emekçileri, partili cumhurbaşkanlığı sistemindeki absürt trajedileri de yaşamaya devam ediyoruz bir taraftan da. Her gün bu trajedilerin bir yeni örneğine şahit oluyoruz. Bu sistem devletin yönetimi değil toplumun akli melekelerini artık hedef alıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen gün yaptığı açıklamada ‘‘fahiş kazanç peşinde koşanlarla mücadelemizi sürdürüyoruz, fiyatlar konusunda vatandaşımızın aşına, ekmeğine göz dikenlere acımayacağız’’ dedi. Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan “faiz sebeptir enflasyon neticedir” söylemiyle girdiği ekonomiyi çökertme yolundaki AKP Genel Başkanı’na acımayacağını söylüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan faizi düşürdükçe hem reel faizi hem de enflasyonu artıran AKP Genel Başkanı’na kızıyor. Çünkü bu ülkede fahiş kazanç sağlayan AKP’lilerdir. Vatandaşın aşına göz koyan ise AKP yandaşlarıdır.

Ramazan pidesi 10 yılda 70 gram küçülürken, fiyatı 5 kat arttı

AKP Genel Başkanı’na soruyoruz. Erdoğan’a soruyoruz. İstanbul’da 2012’de 400 gramı 1,5 liradan satılan ramazan pidesi bugün 330 gram ve 6 lira oldu. Yani sadece 10 yılda ramazan pidesi 70 gram küçüldü fiyatı ise 5 kat arttı. Bunun sorumlusu buğday temin edemeyen uncu mu, un temin edemeyen fırıncı mı, yoksa ben ekonomistim diyen AKP Genel Başkanı Erdoğan mı? Asgari ücret 2.825 TL iken 535 kilo toz şeker alabiliyorduk şimdi asgari 4253 TL oldu ama sadece 235 kilo toz şeker alınabiliyor.

Yani asgari ücretteki yüzde 60’a yakın kaybın sorumlusu asgari ücretli emekçi mi yoksa “şahlanıyoruz” diyen AKP mi? AKP Genel Başkanı “yeni ekonomik modeli ile dünyaya örnek olacağız” dedi, bunun temelinde daha çok ihracat vardı. Aradan çok değil 3-4 ay geçti, bir baktık ki Ocak ve Şubat ayları için 2021 yılında 6,4 milyar dolar olan dış ticaret açığa 2022 yılının ilk 2 ayında 18,1 milyar dolara çıkmış. Yani, model çöktü açık 3 kat arttı. Buradan Türkiye’ye soruyoruz, modeli üreten mi suçlu, üretici mi suçlu? Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, atanmasının üzerinden 4 ay geçmesine rağmen hissedarı olduğu şirkette görev almaya devam ediyor. Ticari sicil gazetesine göre Nebati’nin halihazırda İstanbul’da kurulu olan BM mağazacılık şirketinde hisseleri var. Şimdi soruyoruz kim çalıp çırpıyor kim haksız kazanç sağlıyor?

Yoksulluğun sorumlusunu uzakta arama Erdoğan, aynaya bakman yeterli

Geçtiğimiz gün 77 yaşında çalışmak zorunda olan ve inşaat bekçiliği yapan Hikmet Sungur Kayseri Melikgazi’de inşaatın asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetti. OHAL’i bile sermaye için ilan ettik diyen AKP Genel Başkanı Erdoğan mı suçlu, işçi cinayetlerine son verelim diyen milyonlar mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan eğer birilerine acımayacak ise ona adres gösterelim. Saray’da mesai yürüttüğü kişilere sorsun, kaç maaş alıyorsunuz diye. O zaman acımaması gereken insanlar ortaya çıkar.

Birden fazla maaş alana yetim hakkı için acımasın. Cumhurbaşkanı Erdoğan önce AKP Genel Başkanı Erdoğan’a acımasın çünkü onun politikası neticesinde bugün Türkiye’de işçiler Avrupa’nın en ucuz alın terini döküyor. Avrupa’da emeğin saat ücreti 28,6 Euro iken Türkiye’de 3,7 Euro oldu. Bin bir masraf ve emekle yetişen gençler adil bir sistemde okuyor emek harcıyor ve üniversite kazanıyor, üniversiteleri bittiğinde eğer şanslı iseler iş bulabiliyor ve sonra da Avrupa’nın en ucuz iş gücü oluyorlar. Erdoğan gençlere diyor ki “fırsat buldukça yurtdışına gidip gezin”. Zannediyor ki herkes kendi çocukları gibi Amerika’da özel okul okudu, yatlar katlar alabildi.

Bırakın gezme hayalini ülke içerisinde bile gezme hayali kuramıyorken açlığa, yoksulluğa ve sefalete alışmamızı bekliyor iktidar. Bu da yetmiyor, bu kötü durumdan utanmadan, sıkılmadan, herkesi sorumlu tutmaya, hayali suçlular bulmaya çalışıyorlar. Suçluyu ve sorumluyu uzakta aramasınlar, Erdoğan ve ekibinin aynaya bakması yeterlidir. Siz suçluyu uzakta aramaya devam etseniz de bizler de size ayna tutmaya ve her fırsatta suçlu ve sorumlu olduğunuzu söylemekten geri durmayacağız.

İlaç gibi temel ihtiyaçlardaki KDV ÖTV kaldırılmalı

Bu hayat pahalılığı devam ederken, bunun her alanda yansıması var. Son olarak Eczacılar Odası çağrı yaptı, ilaçlar üzerindeki KDV’nin kaldırılması için. Ben de buradan bir kez daha çağrılarını tekrar ediyorum. Meclis bir an önce toplanarak ilaç gibi temel ihtiyaçlarda KDV’yi kaldırmalı ve ÖTV’yi hayatımızdan çıkarmak için çalışmaya başlamalıdır. Herkes yakından takip etti, enflasyon sonuçları da açıklandı. TÜİK verilerine göre 2022 Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 5,46, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 61,14 olarak hesapladı.

Ama bağımsız kuruluş olan ENAG’a göre ise tüketici fiyat endeksinin son 12 aylık artışı ise yüzde 142,60 olarak gerçekleşti. Bugüne kadar enflasyonun en yüksek olduğu dönem yüzde 65 ile Mart 2002 idi, bu rakamlara göre yıllık enflasyon son 20 yılın en yüksek noktasına ulaştı. AKP’nin vesayeti ile halkın gerçekleri arasındaki bu fark yüzde 81 yani domatesin, patatesin tane ile çift haneli rakamlarla satıldığı bir çöküş ve kriz halini yaşayan iktidar miadını doldurmuştur. AKP iktidarı istihdam yerine işsizlik, büyüme yerine ekonomide daralma yaratıyor. Refah yerine geçim derdi, maaş zamları yerine bütün tüketim mallarına sürekli neredeyse günlük, saatlik zamlarla, işçi ve emekçinin boğazına göz dikmeye devam ediyor.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye F-16 Satışı İçin Yeşil Işık

Türkiye’yi F-35 programından çıkaran ABD, F-16 satışı için yeşil ışık yaktı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongreye gönderdiği mektupta, Türkiye’ye F-16 satışına olumlu yaklaştığını belirterek, Washington açısından “ikili ilişkilerde savunma alanındaki ticari bağların desteklediği önemli çıkarlar olduğuna” vurgu yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye gönderdiği mektupta Türkiye’ye olası F-16 savaş uçağı satışı konusunda görüş bildirdi.

Mektupta satışın yapılacağına dair herhangi bir teminat ya da zaman çizelgesi bulunmuyor ancak Türkiye’ye F-16 tedarik edilmesinin ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağı ve uzun vadede NATO’nun bütünlüğüne hizmet edeceği belirtiliyor.

Reuters’ın haberine göre, 17 Mart tarihli mektup, ABD Temsilciler Meclisi üyelerinin 4 Şubat’taki mektubuna cevaben yazıldı. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden 50’yi aşkın vekil, bu mektupta Biden yönetimine Ankara’nın F-16 talebini reddetmesi için çağrıda bulunmuştu.

Türkiye geçen Ekim ayında ABD’den 40 adet Lockheed Martin yapımı F-16 savaş uçağı ve 80’e yakın modernizasyon kiti satın almak için talepte bulunmuştu. Washington şu ana kadar olası satışla ilgili görüş bildirmekten imtina etmişti.

ABD’nin NATO müttefiki Türkiye’ye silah satışı, Ankara’dan Rus S-400 hava savunma sistemleri almasının ardından tartışmalı hâle gelmişti. ABD bu alım nedeniyle Ankara’ya bir dizi yaptırım uygularken Türkiye F-35 programından da çıkarılmıştı.

Ukrayna vurgusu

ABD Dışişleri Bakanlığı Yasama-Kongre İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Naz Durakoğlu’nun imzasıyla Kongre’ye gönderilen mektupta, Ankara-Washington ilişkilerinde yaşanan gerginliğin kabul edildiği ancak Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği desteğin ve bu ülkeyle olan savunma bağlarının önemine de vurgu yapıldığı görüldü. Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği bu desteğin “bölgedeki habis nüfuz karşısında önemli bir caydırıcı” olduğu belirtildi.

Washington’ın S-400’ler nedeniyle gerçekleştirdiği cezalandırıcı eylemlerin Ankara’ya “ciddi bir bedel ödettiğini” vurgulayan ABD Dışişleri Bakanlığı, “Bununla beraber yönetim, NATO ittifakının uzun vadeli bütünlüğü ve kapasitesine ilişkin çıkarların yanı sıra ABD ile Türkiye arasında savunma alanındaki ticari ilişkilerle desteklenen ABD ulusal güvenlik, ekonomik ve ticari bağlarına yönelik ikna edici çıkarlar olduğuna inanıyor” ifadesini kullandı.

Mektupta ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığının Türkiye’ye F-16 satışına onay vermesi durumunda bunu ilgili yasal süreç kapsamında Kongre’ye bildireceği hatırlatıldı.

Erdoğan – Biden görüşmesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Joe Biden ile 10 Mart’ta yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye’nin ABD’den 40 yeni uçak alımı ve mevcut F-16’ların modernizasyonunu içeren talebinin en kısa sürede neticeye ulaştırılmasını beklediğini ifade ederek, savunma sanayii alanında Türkiye’ye yönelik tüm haksız yaptırımların kaldırılmasının zamanının da çoktan geldiğini dile getirmişti.

Yabancı ülkelere silah satışı nasıl işliyor?

ABD’nin yabancı ülkelere silah satışlarına onay veren Dışişleri Bakanlığı, resmi satış onayından önce Kongrenin satışa ilişkin talebi ya da sorusu olursa bunlara mektup ile yanıt vererek yönetimin yaklaşımını ortaya koyuyor.

Bakanlık, ilgili silah satışına onay verdiğinde bunu resmi bir bildirimle Kongreye iletiyor. Dışişleri Bakanlığının silah satış onayları ABD yönetimi açısından satışın bir mahzuru olmadığı anlamına geliyor.

ABD Kongresinin 30 iş günü içinde Bakanlığın kararına itiraz etmemesi durumunda, yönetim satışın yapılmasına onay verilen ülke ile satış paketinin içeriği için görüşmelere başlıyor. Bu görüşmelerin sonunda ABD, o ülkeye bir teklif mektubu sunuyor; teklife olumlu yanıt aldığı takdirde de tedarik işlemi gerçekleşiyor.

Paylaşın

“Bu İktidar Halkın Değil Sermayenin İktidarı”

Meclis Genel Kurulunda konuşan TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, AK Parti’nin getirdiği torba yasayı sert sözlerle eleştirerek, “Bu iktidar halkın değil sermayenin iktidarı.  Çalışanların değil patronların iktidarı. Yoksulların değil zenginlerin iktidarı!” dedi.

Sera Kadıgil, konuşmasının devamında, “Tek bayrak, tek devlet, tek millet mavralarıyla uyuttukları halkı 20 yılın sonunda tek domatese, tek salatalığa, tek hıyara muhtaç edenlerin iktidarı!” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda görüşülen Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve KDV Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1. Bölümü üzerine söz aldı. Kadıgil, Meclis kürsüsünden şunları söyledi:

“AKP yeni bir torba yasayla karşımızda.  18 kanununda değişiklik yapan, yine halkın değil ama patronların yarasına derman olacak bir düzenlemeyle karşımızdalar. Teklifte imzası bulunan tüm saray vekillerini tek tek tebrik ediyorum.

Şaka değil gerçekten tebrik ediyorum. Temsil vazifelerinin hakkını sonuna kadar veriyorlar. Kimi temsil ediyorlarsa onlara, çok güzel çalışıyorlar.

Misal bu torbada temsil ettikleri birçok kesimi yine unutmamışlar. Turizm patronları, vergi kaçakçıları, kayyumlar, saray eşrafı, hazine arazisine çökenler, arsız müteahhitler, maşallah hiçbiri unutulmamış. Araya da dostlar alışverişte görsün seçim yatırımı olsun diye muhtarları sıkıştırmışlar.

Öfkemiz baki elbet lakin artık zerre şaşırmıyoruz. Zira kendilerine yakışanı yapıyorlar. Kimin sayesinde bu koltuklarda oturuyorlarsa, kimlerle el ele kazanıyorlarsa mesailerini de onlar için harcıyorlar. Bakalım neler var sarayın heybesinde, misal vergi kaçakçısına pişmanım derse yüzde 50 ceza indirim var.

Zaten vergi kaçırılsın diye elinizden geleni yapıyorsunuz. Vergi vereni verdiğine pişman ediyorsunuz. Şimdi kaçıranı kazara yakaladınız “Aaa dur pişmanım derse de yarısını silelim” diyorsunuz. Bari ek madde koyun “tövbe ettim” derse tümünü silin, yazıktır vergi kaçakçılarına! Elinizi korkak alıştırmayın!

Başka ne var?  Hazine arazilerini peşkeş çekmek var.  Zaten Resmi Gazete emlak bültenine dönüştü. Enerji şirketlerini sattınız, maden işletmelerini sattınız, şeker, kağıt, gübre fabrikalarını sattınız bitti değil mi, hepsi bitti. Satacak neyimiz kaldı, bir yanarken seyrettiğiniz ormanlar bir de hazine araziler!

Hazine arazilerini peşkeş çekmeye eliniz gidiyor. Topraksız köylüye bilabedel toprak tahsis etmeye eliniz gitmiyor.

Turizm patronlarına devletin kasasından teşvik vermeye eliniz gidiyor. 3- 5 ay çalıştırıp sonra kapının önüne koydukları turizm emekçileri için, tatilin hayalini bile kuramayan milyonlarca insan için bir düzenleme yapmaya eliniz gitmiyor.

Taşıma şirketleri batmasın diye servislere ara zam yapmaya eliniz gidiyor. Taşımalı sistemi ortadan kaldırmaya, çocuklar servise mecbur kalmasın diye her mahallede her köyde laik nitelikli parasız eğitim verecek okullar açmaya, atama bekleyen öğretmenlere bir sınıf vermeye, eliniz gitmiyor!

Boğaziçi kayyumu yalnızlık çekmesin diye yüzer yüzer kadro tesis etmeye eliniz gidiyor. Parasızlıktan okulu bırakmak zorunda kalan, harıl harıl yurt dışına kaçmaya çalışan öğrencilerle ilgili bir çözüm üretmeye eliniz gitmiyor!

Şirketlerin vergi borcunu bir değil on değil yüz kez silmeye eliniz gidiyor. Gençlerin KYK borçlarını silmeye eliniz gitmiyor! Sarayı sair giderlerden muaf tutmaya eliniz gidiyor. Asgari ücretliyi vergiden muaf tutmaya eliniz gitmiyor. Daha 3 ay evvel çıkarttığınız bütçe harcırahlarına yüzde 80 zam yapmaya eliniz gidiyor. Açlık sınırının altında yaşayan asgari ücretliye ara zam yapmaya eliniz gitmiyor!

Vergi kaçakçılarına pişmanlık affı düzenlemeye eliniz gidiyor. Vergi adı altında haraç kestiğiniz, nalıncı keseri gibi hep zengine yontan şu rezil vergi sistemini düzeltmeye eliniz gitmiyor! Nedeni basit. Çünkü sizin eliniz patronlardan başkasının eline değmiyor! Dedim ya tebrik ederim iktidar vekillerini işlerinin hakkını veriyorlar diye. Çünkü işleri bu!

‘Bu iktidar halkın değil sermayenin iktidarı”

Çünkü bu iktidar halkın değil sermayenin iktidarı.  Çalışanların değil patronların iktidarı. Yoksulların değil zenginlerin iktidarı! Tek bayrak, tek devlet, tek millet mavralarıyla uyuttukları halkı 20 yılın sonunda tek domatese, tek salatalığa, tek hıyara muhtaç edenlerin iktidarı!

Varsa yüreğiniz bir gün olsun patronlara değil gelin şu rapora çalışalım! Aile hekimleri yazmış, çocukların durumunu araştırmış! Ne diyor biliyor musunuz, her dört çocuktan biri beslenemiyor, kız çocuklarının yüzde 85’i doğru düzgün beslenemiyor diyor!

Bu ülkede artık yoksul halk çocukları dengesiz beslenmekten obez bile olamıyorlar!  Afrika ülkelerindeki gibi doğrudan açlıkla baş başalar diyor!

Hekimlerden haraç kesmeye eliniz gidiyor da yek ekmeğe muhtaç ettiğiniz milyonlarca insan için tek çare düşünmeye eliniz gitmiyor! Varsın gitmesin ama şunu sakın unutmayın; satıp savdığınız her karış vatan toprağının, aç bıraktığınız her bir çocuğun, memleketinden umudunu kesmiş her bir gencin hesabını tek tek vereceksiniz!

Yok öyle aldatıldık allah affetsin falan! Kapatamayacaksınız bu hesabı! Unutturamayacaksınız!  Arada kaynayamayacaksınız!  Halk düşmanı yasalara attığınız her bir imzanın, kaldırdığınız her bir parmağın, bu halktan çaldığınız her bir kuruşun hesabını and olsun vereceksiniz.”

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 41 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 10 bin 314 yeni vaka tespit edilirken, 41 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,37 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,10 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 220 bin 536 test yapılırken, 10 bin 314 yeni vaka tespit edildi. 41 kişi hayatını kaybederken, 14 bin 332 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,37 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,10 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 147 bin 731’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 05 Nisan verilerine göre, 232 bin 135 test yapılmıştı. 12 bin 213 vaka tespit edilirken, 37 kişi hayatını kaybetmiş ve 13 bin 568 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın