CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Açıklaması

Cumhurbaşkanı adayına ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Doğru aday, güven veren aday olacak. Taahhüt edilenleri seçildikten sonra yapacak bir aday olacak. Taahhüt edilenleri yapma konusunda 6 liderin de güveneceği, hepimizin de güveneceği bir kişi olması lazım. Karar verirken de elbette toplumun nabzı da tutulur, gerekirse aramızda oturur konuşuruz.” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Temel nokta güvendir. Siz bir taahhütte bulunmuşsunuz. Yetki verdiğiniz kişi seçildi. Dediki ‘ne kadar güzel bir imzayla hepsi oluyor nereden çıktı bu parlamenter sistem’ derse ne yapacağız? Gerçekten devleti bilmek zorunda seçeceğimiz aday. Devletin kurumlarını bilmesi lazım. Devlette liyakatın gelmesi lazım. Bizim partili o partili kesinlikle dememek lazım. Kim o işi en iyi biliyorsa o kişiyi göreve getirmek lazım. Artı bundan sonraki süreçte ondan sonra aynı kararlılığın 6 lider tarafından götürülmesi lazım. 6 lider gerçek kabine.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Karar TV’de Taha Akyol ve Elif Çakır ile “Gündem Özel” programında gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“İttifakla ilgili konuşurken seçim kanunun değişmesi yönünde talep geldi. Biz bu değişikliği görelim dedik. Nihayet seçim kanunu çıktı. İktidar kendi koltuğunu korumak için birtakım değişiklikler yaptı. Bizim bu kanuna göre çıkıp yeniden değerlendirme yapmamız lazım. Biz en çok milletvekilini nasıl yapabiliriz bunun çalışmalarını biz yapıyoruz CHP olarak. Eminim diğer partiler de yapıyorlardır. Anladığım kadarıyla da Temel Bey de tartışmış, ittifak içinde bir ittifak olabileceğini düşünmüş. Ben de sizin kanalınızda öğrendim. Temel Bey’in düşüncesi ittifaktan ayrılmak değil. Bu düşünceye de saygı duyacağız. 24’ünde toplanacağız bu konu da gündeme gelir.

Biz şöyle bakıyoruz, bir siyasi partinin tek başına fazla milletvekili çıkarmasının bana göre çok büyük şeyi yok. Ben 10 tane fazla çıkarsam, bir başka ittifak kurduğum parti 5 eksik çıkarırsa değil. Hep beraber nasıl parlamentoda çoğunluğu oluşturabiliriz. Parlamentoda çoğunluğu oluşturduğumuz zaman Türkiye’yi rahatlatmış olacağız. Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz, kutuplaşmayı engelleyeceğiz.

“Bir hedefimiz var”

Her bir ilde aslına ayrı ayrı çalışma yapılması lazım. Her bir ilin durumuna göre seçenek 6 lidere sunulması lazım. Genel kabulün alınması lazım. Biz de yapıyoruz bu çalışmayı, tahmin ediyorum İyi Parti de DEVA da, Saadet de, Demokrat Parti de benzer çalışmaları yapıyorlar. Bu çalışmaları akademik çevrelerin desteğiyle de yapıyoruz.

Millet İttifakı olarak bizim bir hedefimiz var: Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi getirmek. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem tek başına cumhurbaşkanı getiremeyeceğine göre parlamento çoğunluğu gerekiyor. Önemli olan hedefe ulaşmak, önemli olan demokrasiyi getirmek. Bir partinin tek başına girmesi veya parlamento çoğunluğu olmadan fazla oy almasının bir anlamı yok.

Benim şahsi kanaatim, her türlü öneriye açık olduğumu da belirteyim, ama benim gördüğüm kadarıyla Millet İttifakı üzerinde bir konsensus sağlanmış vaziyette.

“Ortada çatlama falan yok”

Ortada çatlama falan yok, liderler gayet samimiler. Masadaki uyum şöyle; bir gündemimiz var zaten. Örneğin Demokrat Parti’nin sayın genel başkanı pazartesi günü ev sahipliği yapacağı için gündemi oluşturacak. Bize soracak hangi gündem maddeleri olsun diye. Sonra bir metin hazırlayacak, bu metni genel başkan yardımcılarına gönderecek. Mutabakat sağlandıktan sonra da zaten gündem olarak masaya geliyor. Oturup yuvarlak masanın etrafında konuşuyoruz.

Gültekin beyin attığı tweet üzerinden bazı rahatsızlıkların ortaya çıktığı bilgisi doğal olarak bize de geldi ama Gültekin bey daha sonra bir tweetiyle yanlış anlaşıldığını, neyi kast ettiğini biraz daha aydınlatarak sorun çözüldü. Sonuçta bir yanlış anlama var, kast ettiği daha farklı. Sayın Genel Başkan Gültekin bey sadece beni değil diğer partilerin genel başkanlarını da ziyaret edecek, gündem taslağını onlarla konuşacak, hangi konuları gündeme alalım diye düşüncelerini alacak. Ayın 24’ünde de toplanacağız.

Küçük bir yerin belediye başkanlığını kazanmış biri Macaristan’da aday gösterildi. Çok da erken gösterildi, çok tartışma konusu oldu. Ayrıca Macaristan bize hiç benzemiyorki. Orada kişi başına gelir 18 bin dolar, bizde 8 bin dolar. Dolayısıyla bizim yapımızla Macaristan’ın yapısı arasında dünya kadar fark var. Bizde toplum nefes alamaz hale geldi. Orada da baskı var ama en azından AB’nin gözetimi var, AB’nin belli kriterleri var onlar uygulanıyor. Ayrıca bizim kültürümüz farklı onların kültürü farklı. Dolayısıyla ben, orada 6 lider bir araya geldi seçimi kaybetti Türkiye’de de 6 lider bir araya geldi… Bir tek 6 rakamı benziyor. Bizde liderler samimi olarak masaya oturuyorlar ve samimi olarak Türkiye’nin nefes almasını istiyorlar. Ekonomide ciddi sorunlarımız var. Ciddi derin bir yoksullaşma var. Yoksullaşmanın fotoğraflarını gazetelerde televizyonlarda görüyoruz insanın içi acıyor. Halktan da destek alıyoruz, alana çıktığımızda bu desteği görüyoruz. Vatandaş da bıçak kemiğe dayanmış gibi bir pozisyonda.

6 liderin tarih önünde bir sorumluluğu var. Biz Türkiye’yi buradan çıkarmak zorundayız. Biz küçük hesaplar peşinde koşup bu ittifakı bozamayız. Çünkü bu ittifak Türkiye’yi aydınlığa çıkarma konusunda bir araya gelen, hiçbir kişisel hesap gütmeyen bir ittifaktır.

Cumhurbaşkanı adayı

Doğru aday, güven veren aday olacak. Taahhüt edilenleri seçildikten sonra yapacak bir aday olacak. Taahhüt edilenleri yapma konusunda 6 liderin de güveneceği, hepimizin de güveneceği bir kişi olması lazım. Karar verirken de elbette toplumun nabzı da tutulur, gerekirse aramızda oturur konuşuruz. Temel nokta güvendir. Siz bir taahhütte bulunmuşsunuz. Yetki verdiğiniz kişi seçildi. Dediki ‘ne kadar güzel bir imzayla hepsi oluyor nereden çıktı bu parlamenter sistem’ derse ne yapacağız?

Gerçekten devleti bilmek zorunda seçeceğimiz aday. Devletin kurumlarını bilmesi lazım. Devlette liyakatın gelmesi lazım. Bizim partili o partili kesinlikle dememek lazım. Kim o işi en iyi biliyorsa o kişiyi göreve getirmek lazım. Artı bundan sonraki süreçte ondan sonra aynı kararlılığın 6 lider tarafından götürülmesi lazım. 6 lider gerçek kabine.

Güven içinde seçime gitmemiz lazım. Sandıkların güvenle korunması lazım o konuda da çalışmalarımız var. Dolayısıyla her alana bir şekliyle nüfuz ediyoruz.

Seçime tek adayla girilir, ilk turda kazanılır

Benim şahsi kanaatim seçime tek adayla gidilir, birinci turda kazanılır, mesele de biter. Son toplantıda şunu söyledik. Bize cumhurbaşkanı adayı sorulduğunda, biz seçeceğimiz cumhurbaşkanının niteliklerini paylaşacağız. O niteliklere sahip olan birisini ittifak olarak seçeceğiz ve arkasında duracağız. Yeri zamanı gelince o niteliklere uygun ismi kamuoyuyla paylaşacağız. İçimizden biri de aday olabilir.

Devleti kamuoyu araştırmalarıyla değil, devleti yönetecek kişinin devleti bilmesi ve tanıması lazım. Sıradan bir seçim yapmıyoruz, bu seçim Türkiye’nin kaderini belirleyen bir seçim. Toplum bunun farkında, hepimiz bunun farkındayız. Ben bu milletin ferasetine inanıyorum. Doğru seçimi yapacaktır.

Çok iyi bir aday seçeceğiz ve gerçekten Türkiye’yi çok iyi yöneteceğiz. Bütün hazırlıklarımız var. Bütün partilerden de daha hazırlıklıyız onu da ifade edeyim. Yani iktidar partisi dahil onlardan daha hazırlıklıyız. Taha Bey ne yaparlarsa yapsınlar, bütün sandıklarda güvenliği sağlayacağız. Bizdeki veriler hiçbir partide yok. İktidar partisi dahil. Biz son 5-6 seçimde kim hangi sandıkta oy kullanmış onu biliyoruz. Müthiş bir dijital altyapımız var, müthiş bir kadromuz var, yetenekli bir genç ordumuz var hepsi sandıkların başında olacak. Kaldı ki bunu sadece CHP olarak söylüyorum. 5 parti daha var.

Ben daha önce gündeme geldiğinde sayın Akşener iyi bir Başbakan olur dedim zaten. Cumhurbaşkanını seçme konusunda iradeyi koymaya bakıyoruz. Türkiye küçük oy hesaplarıyla iktidara yönelme lüksüne sahip değil. Tam tersine ortak, beraber hareket etmek gerekiyor. Dünya kadar sorunumuz var, bunların çözümü konusunda hareket etmemiz lazım.

Benim Man Adası davasını kazanacağım zaten belliydi. Alt mahkemede hakimler değiştirildi, deliller toplanmadı. Benim ortaya koyduğum deliller vakıflar bankasının dekontu. Vakıflar bankası bu dekont sahtedir demedi. Ayrıca MASAK raporu var o da doğruluyor zaten. Neyini yalanlayacaklar? O dönem Erdoğan yargı üzerinde baskı kurarak benim yaptığım açıklamaları gölgelemek istedi. Alt mahkemede başarılı da oldu sanki benim sunduğum deliller sahteymiş gibi. Doğruluğu çıktı ortaya.

Dolayısıyla bir ülkeyi yöneten kişi vatandaştan vergi isterken kendi ailesinin ve yakın çevresinin bu devlete vergi vermemesi için başka arayışlara girer, vergi cennetlerinde şirketler kurar, oralardan para transferleri yapıp Türkiye’de 1 kuruş vergi ödemezlerse sormamız gerekiyor, sen bu ülkeyi gerçekten severek, isteyerek ve ülkenin çıkarları için yönetiyor musun? Sadece Erdoğan’ın olayı da değil bu. Kaç sefer yasa çıktı. Türkiye’ye getirin parayı biz sizin paranızı aklayacağız. Uyuşturucu paraları, insan kaçakçılığı paraları, bütün yasadışı paralar Türkiye’ye getiriliyor ve aklanıyor.

Siz 1 sterline şirket kuracaksınız milyonlarca dolar para hareketi olacak. Nasıl oluyor da 1 sterlinlik şirkette milyonlarca dolarlık para hareketleri oluyor. Bunların tamamını MASAK raporlarında belgelemiş. Hakimin elinde belge var.

Eğer atamaları siyasi değil de liyakate göre yaparsanız, sağdan soldan kim olursa olsun hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar veriyorsa başımızın üstünde yeri var. Eğer kişi siyaseten atanmışsa o kişi hukukun üstünlüğüne göre değil kendisine gelen telkine göre hareket ediyor.

Hakimler Savcılar Kurulu’na kişi atanacaksa, o kişi gerçekten bütün yargı camiası tarafından saygı gören biri olması lazım. Bütün yargıçların da onlara saygı duyması lazım. Bir tek kararın altında imzası olmayan kişiyi siz nasıl olur da Yargıtay adına Anayasa Mahkemesi’ne seçersiniz? Bu aklını kiralamak demektir. Siz aklınızı ve vicdanınızı kiralarsanız, böyle garip bir tablo çıkar ortaya. Bütün bu çürümeye rağmen Yargı camiasında hukuku savunan insanlar var.

KHK ile ilgili bakılacak

Yargıtay’a seçilebilecek kriterlerin objektif olması lazım. Objektif kriterlere göre insanların Anayasa Mahkemesi’ne, Yargıtay’a seçilmesi lazım. Yoksa bizim partili, öbür partili diye birilerini getirirseniz çürüme başlar.

KHK ile ilgili bakılacak. Çalışma yapılıyor. Haksızlıklar varsa haksızlıkların üzerinde duruluyor. Şenyaşar ailesi bunlardan birisidir Urfa’da. Cinayet işleniyor, baba öldürülüyor, hastanede öldürülüyor. Hastanede görüntüler var, görüntüler kayıp. Daha dramatik olanı üç kez savcı değişti iddianame çıkmıyor. Adamlar o kadar güçlü ki arkamızda adalet bakanı var, arkamızda Erdoğan var diyorlar. Adalet istiyor bu kadını. Bir çocuğu öldürülmüş, kocası öldürülmüş, öbür çocuğu zor bela kurtuluyor. Nasıl oluyor da Türkiye Cumhuriyeti Devleti adaleti sağlamaktan aciz duruma düşüyor?”

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘Altılı Masa’ Açıklaması: Seçime Kadar Devam Edecek

SP Lideri Karamollaoğlu, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada, “Altılı masa Türkiye’nin geleceğini belirleyen en önemli teşebbüstür. İçeride farklı konular da gündeme geliyor. Farklı yaklaşımlar elbette var. Altılı masa seçime kadar devam edecek, hükümeti mutlaka değiştirecek. Buna ciddi olarak inancım var. Ufak tefek değişiklikler olmuş, onları önemsemiyorum” dedi.

Karamollaoğlu, açıklamasının devamında ise “Altılı ittifak devam edecek. Bugünkü sisteme yönelik bir ittifak. Birbirlerinden çok farklı politikaları olan partiler var. CHP başka bir politikası olan, öncelikleri farklı olan parti. İYİ Parti öncelikleri farklı olan parti, biz farklıyız, Demokrat Parti farklı, DEVA, Gelecek elbette farklı. AK Parti ile uzun zaman beraber yürümüşler, bir şeyler beklemişler, sonunda ‘bu iş artık gitmiyor’ demişler ve ayrılmışlar. Bunu yapanları kınayamam. Bu arkadaşlarımız çok büyük erdem gösterdiler. ‘Artık bu iş böyle gitmez’ dediler. Bunu herkes söyleyemez. Takdir edilmeleri icap eder.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Habertürk Televizyonu’nda Hülya Hökenek’in sorularını yanıtladı. Temel Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“AK Parti sürekli kan kaybediyor. Buna rağmen de yine bir ağırlığı var. Yüzde 30’ların altına da inse, CHP ile başa baş gidiyor neredeyse. AK Parti’den kopan yüzde 15’lik kesim var. Henüz nereye meczedeceğini belirlemedi. İster istemez herkes zihninde bu soruyu soruyor; acaba bu yüzde 15’lik seçmeni nasıl etkileriz? Bundan daha tabii bir iş olmaz. Bu seçmen neden “Ben AK Parti’yi desteklemeden vazgeçtim, şimdi sizi destekliyorum” demedi. Demek ki endişeleri ve beklentileri var. Yüzde 15’lik kesim çok büyük mana ifade ediyor. Yüzde 15’i cezbedecek olan siyasi parti veya ittifak bu seçimde en büyük hamleyi yapacak.

Sayın Cumhurbaşkanının gayretleri ile her ne kadar AK Parti eriyorsa da birkaç puanı da tutmak için ciddi çaba sarf ediyor. Orada da başarısızlar diyemem. Bundan dolayı AK Parti’den kopacaklar olacak bundan sonra.

Son zamanlarda gündeme getirdikleri her konu artık AK Parti’nin kendi ayaklarının üzerinde duramayacağını gösteriyor. Seçim Kanunu niye değişti? Hakimler, seçim kurulları neden değişti? Neden AK Parti’nin etkileyebileceği bir yapıya eviriliyor. İttifaklardaki avantajlar bütünüyle neden ortadan kaldırıldı? Cumhur, Millet ittifakı derken bunların oluşturduğu kümelerin avantajları vardı. O avantajlar bir bakıma kalktı.

Şimdi yeni kanunlar getiriyor. Mesela TÜİK. Sen enflasyon rakamlarını hesap edip, mutlaka izin alacaksın. Hoppala bu ne yahu! Diyor ki, ‘Yayınlayamazsın TÜİK’ten izin alacaksın.’ Eğer bu doğruysa vay geldi başımıza. Daha da ileri gidebileceklerini düşünürüm. Oyunu verirken herkes görsün niye saklıyorsun diyebilir mi? Der. Orada kendi emniyet güçleri görsün, başına geleceklerini hesap etsin diye. Bu bir faraziye. Ama TÜİK’le ilgili kanun getireceklerse, fikir, düşünce, akademik hürriyetle bağdaşması mümkün olmayan bir davranış olur. AK Parti verdiği sözleri tutamıyor. Yasaklamakla bu problemleri çözmüş gibi yapıyor.

“Altılı masa seçime kadar devam edecek”

Altılı masa Türkiye’nin geleceğini belirleyen en önemli teşebbüstür. İçeride farklı konular da gündeme geliyor. Farklı yaklaşımlar elbette var. Altılı masa seçime kadar devam edecek, hükümeti mutlaka değiştirecek. Buna ciddi olarak inancım var. Ufak tefek değişiklikler olmuş, onları önemsemiyorum.

Altılı ittifak devam edecek. Bugünkü sisteme yönelik bir ittifak. Birbirlerinden çok farklı politikaları olan partiler var. CHP başka bir politikası olan, öncelikleri farklı olan parti. İYİ Parti öncelikleri farklı olan parti, biz farklıyız, Demokrat Parti farklı, DEVA, Gelecek elbette farklı. AK Parti ile uzun zaman beraber yürümüşler, bir şeyler beklemişler, sonunda ‘bu iş artık gitmiyor’ demişler ve ayrılmışlar. Bunu yapanları kınayamam. Bu arkadaşlarımız çok büyük erdem gösterdiler. ‘Artık bu iş böyle gitmez’ dediler. Bunu herkes söyleyemez. Takdir edilmeleri icap eder.

Fikirlerine, düşüncelerine saygı göstermek icap eder. Geçmişte AK Parti’nin içinde çok önemli pozisyonda bulunmuşlar. Bakanlık, Başbakanlık yapmışlar, hiçbirisini küçümseyemeyiz. Son merhalede ‘Bu iş burada bitti, Sayın Cumhurbaşkanımızla fikirlerimiz örtüşmüyor’ dediler. Bundan sonra da AK Parti’den kopanlar oldu. Yüzde 15. Bunlar da karar vermediler henüz. Bu kesim ne istiyor, neden endişe ediyor, ne bekliyor? Onu da gündemimize almamız icap eder.

AK Parti’nin politikalarını prensip itibariyle baştan beri dış politika başta olmak üzere tasvip etmiyorum. Ama attıkları birtakım adımlar var ki, bu millet buna susamıştı. Ayasofya’nın açılısına gitmiyorum diye kesinlikle hafife almadım. Çok büyük adım attılar tebrik ediyorum. Başörtüsü meselesini çözdüler. Bakanlar, milletvekilleri, valiler, emniyet mensupların arasında başörtülüler var. Bunlar takdir edilecek adımlar. Biz bunları takdir etmiyoruz dememiz mümkün değil. İmam hatip okulları problem olmaktan çıktı. Ancak eylemleri ile söylemleri uyuşmamaya başladı. Bu bizim için önemli kriter. Çocuklara okulda adaleti, dürüstlüğü, vefakarlığı anlatacaksınız, ondan sonra yolsuzluklarda zirveye çıkacaksınız. Adaleti kendi inhisarına alacaksınız. Benim dediklerime uyan hakimler derseniz, ipler kopar. Bizim itirazımız bu çelişkilere.

“Biz toplumumuzun tamamını kucaklamaya hazırız”

Toplum da bilsin; bizim özellikle inançlı kesim, manevi değerlerine önem veren kesimin kazanımlarından 1 milim bile taviz vermeyiz, verdirtmeyiz, böyle bir ittifakın içinde bulunmayız. Bu konuda kazanımlarımızdan taviz verilmeyeceğine inanarak birlikteliği yürüttük. Şimdiye kadar bunun zıddına tek bir kelime gündeme gelmedi. Biz AK Parti’nin yanlış politikalarının karşısınayız. Şu anda bunlar zirveye çıktı. Demokrasi, adalet, fikir özgürlüğü diyorlardı. Şimdi Meclis’e bir kanun sevk etmeye kalkıyorlar. TÜİK’ten izin almadan görüş açıklarsan senin canına okurum. İlmi özgürlüğün var olduğu ülkede bu nasıl düşünülebilir? Onun için bizim yaklaşımız çok farklı ve olumlu istikamette. Biz toplumumuzun tamamını kucaklamaya hazırız.

Altılı masada aldıkları oya göre herkesin fikrini söyleme hakkı yok. Herkesin fikrini söyleme hakkı eşit. Sayın Kılıçdaroğlu ana muhalefet lideri. Elbette onun toplumda karşılığı farklıdır. O masada herkes kendi fikrini söylemekte, sonuna kadar savunmakta serbest. Bunun bilinmesinde fayda var. Herhangi bir siyasi parti altılı masanın liderliğini yapıyor konumunda değil. Bunu özellikle CHP’nin, ana muhalefet partisi olma özelliğini reddederek söylemiyorum. Ama masada herkes eşit söz hakkına sahip.

Zorluyorlar ille de adayınızı belirleyin. Cumhurbaşkanı seçimleri yapıldı, kimse kimseye ‘şu adayı açıklayın da görelim’ dedi mi? Biz mantıksızlıkları ortaya koymaktan bayağı becerili toplum haline geldik. Cumhur İttifakı niye açıklamıyor? Sayın Bahçeli Sayın Erdoğan’ı ‘Bu benim adayım’ dedi. Sayın Cumhurbaşkanı bugüne kadar ‘Ben adayım’ dedi mi? Tayyip Bey, seçime kadar gözlemleyecek, kaybetme ihtimali güçlü olduğu takdirde başka bir adayı gösterecek. Kendisi kaybetmiş olmayacak, başka aday kaybedecek, bu söyleniyor. Doğru mudur bilemem. Hiçbir zaman adaylar seçim sathı mailine girmeden açıklanmaz. Niye açıklansın? Ben belli sürede o adayın canına okurum, iftiralar atarım, sonunda o adamı çürütürüm, maksat bu. Ben bu tip iddiaları hiçbir zaman cevap vermiyorum. Bu zorlama doğru bir zorlama değil.

Bu soruların hepsi tamamen şu günkü şartlarda afaki sorulardır. Ben burada ittifak olabilir dedim diye, Cumhurbaşkanı adayını da bu ittifak çıkarır diye bir şey olur mu? Bunları kafa karıştıracak, kafaları daha da karıştıracak sorular olarak görüyorum. Milletin hakikaten zihni karışık. Ne olacağını kestiremiyor. Eğer bunlar ciddi manada gündeme getirilen konular, Meclis’e sevk edilecekse, TÜİK Kanunu gibi. TÜİK’ten izin almadan enflasyon açıklanmayacak, hoppala! Komünist Rusya’da gidin söyleyin, ‘deli misin’ derler. Bu iktidar olması mümkün olmayan o kadar çok işe imza attı ki, korkmaya başladık. Acaba bunlar da doğru olur mu diye.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan ‘Üçüncü İttifak’ Çıkışı

Üçüncü ittifak iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Lideri Babacan, “Geçen yıl üçüncü ittifak teklifi gelmişti sıcak bakmadık. Altılı masada otururken başka alternatifi konuşmayı etik bulmayız. Altılı masanın tartışması doğal ama güven sarsıcı olmamalı” dedi.

HDP’ye açılan kapatma davasını da değerlendiren Babacan, “HDP’nin temsil ettiği siyasi çizgisinin parlamentoda temsil edilmesini önemli buluyoruz. Zaten geçmişte de bu siyasi çizgi defalarca kapatılmış. Bitmiş mi? Her dönemde kısa süreli kahramanlıklar: İşte biz kapattık! İyi halt ettiniz” ifadelerini kullandı.

T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtlayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan “altılı masa içinde üçüncü ittifak” tartışmalarını, muhalefetin cumhurbaşkanı adayı kriterlerini, HDP’ye yönelik iktidarın yaklaşımını ve Gezi eylemleri sürecinde iktidar içindeki yaşananları anlattı.

Babacan’ın Sabuncu’nun sorularına verdiği yanıtlar özetle şöyle:

“Geçen yıl üçüncü ittifak teklifi gelmişti sıcak bakmadık. Altılı masada otururken başka alternatifi konuşmayı etik bulmayız. Altılı masanın tartışması doğal ama güven sarsıcı olmamalı.”

“Altılı masanın üzerinde uzlaştığı cumhurbaşkanı aday kriteri şöyle: Kapsayıcı, kucaklayıcı ve demokrasiye gönül vermiş olmalı. Bunun dışında bir kriter konuşmadık.”

HDP’nin temsil ettiği siyasi çizgisinin parlamentoda temsil edilmesini önemli buluyoruz. Zaten geçmişte de bu siyasi çizgi defalarca kapatılmış. Bitmiş mi? Her dönemde kısa süreli kahramanlıklar: İşte biz kapattık! İyi halt ettiniz.

Başbakan olan Erdoğan Gezi’de gözünü kararttı, durduramadık. İçeride ciddi mücadele verdik. Bakan olarak ne söylemişim kayıtlarda. Sadece ben değil bakanların neredeyse tamamı durduramadık. Erdoğan değişik bir psikolojiye girdi.

Bu seçim ülkenin son şansı olabilir. Son demokrasi nefesi olabilir. Hata yapma şansımız yok. Partilerin dar parti çıkarlarından kendisini soyutlaması lazım. Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini düşünen insanların kendi şahsi ihtiraslarından arınıp bu ülke meselesi deyip yapıcı olması lazım. Kolay yönetilecek bir süreç olmayacak

Adayın seçimlerden üç ay önce açıklanması makul bir süre. Aday olacak kişinin güçlendirilmiş parlamenter sistem ve geçiş süreci ile mutabakata imza attıktan sonra aday olması lazım.

ODTÜ’lü protestocu öğrenci gruplarıyla istedikleri zaman görüşmeye hazırız. Eleştirdikleri konularla ilgili hafızayı, konuşarak tazeleyelim.

Kur Korumalı Mevduat sisteminin maliyeti korkunç olacak. Emekli maaş ve asgari ücreti de mevduatlar gibi dövize endeksleyin de görelim.

Yerel yönetimler üzerindeki İçişleri Bakanı ve Bakanlığı’nın vesayetini kaldıracağız. Mahkeme kararlarını esas alacağız.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 18 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 4 bin 425 yeni vaka tespit edilirken, 18 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,41 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,13 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 171 bin 946 test yapılırken, 4 bin 425 yeni vaka tespit edildi. 18 kişi hayatını kaybederken, 14 bin 493 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,41 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,13 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 322 bin 713’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 14 Nisan verilerine göre, 184 bin 758 test yapılmıştı. 5 bin 529 vaka tespit edilirken, 31 kişi hayatını kaybetmiş ve 14 bin 493 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Osman Kavala’nın Tutukluluğuna Devam Kararı

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Osman Kavala hakkında bugün dosya üzerinden aylık tutukluluk incelemesi yapıldı. Mahkeme, Kavala’nın hukuki durumunda bir değişiklik olmamasını dikkate alarak tutukluluğunun oy çokluğuyla devamına karar verdi.

Bir üye hakim, Osman Kavala’nın adli kontrol tedbiriyle tahliye edilmesi yönünde görüş bildirerek karara şerh düştü. Osman Kavala’nın sanıkları arasında bulunduğu Gezi davasının bir sonraki duruşması 22 Nisan’da yapılacak.

Osman Kavala’nın tutukluluğu

Osman Kavala’nın tutukluluk hikâyesi, yargının siyasallaşması, siyaset tarafından kullanılmasının, cezalandırılmak istenen kişiye göre suç yaratma teşebbüsünün ve sadece hukuk normlarının değil, mantık kurallarının da hiçe sayılarak delil yerine komplo teorileri kullanma faaliyetinin açık bir örneği.

Kavala, 1 Kasım 2017’de “hükümeti devirmek veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” (TCK 312) ve “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” (TCK 309) suçlamalarıyla tutuklandı.

Gezi protestolarının planlayıcısı, yöneticisi ve finansörü olduğu iddiasıyla hükümeti devirmeye teşebbüs suçuyla yargılandığı dava beraat kararıyla sonuçlandı. Beraat kararından sonra serbest bırakılmadı, daha önce tahliye kararı verilmiş olan ikinci suçlamayla yeniden tutuklandı.

Bu süreç içinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hem hükümeti devirme hem de darbe teşebbüsüyle ilgili suçlamalar için makul şüphe uyandıracak delil olmadığına hükmetti, tutuklanmanın siyasi faktörlerle yetkinin kötüye kullanılması olduğu tespitini yaptı ve Kavala’nın derhal serbest bırakılması yönünde karar aldı. AİHM kararının etrafından dolanarak tutukluluğu devam ettirmek amacıyla üçüncü bir suçlama, casusluk suçlaması (TCK 328), ortaya çıkarıldı.

Kavala hakkında hazırlanan ikinci iddianamede bu suçlama, casusluğun konusu olması gereken gizli bilginin ne olduğunu, kimden ve nasıl temin edildiğini anlatma ihtiyacı hissedilmeden yer aldı. İddianamede, Kavala’nın Gülenci örgütün mahrem sorumlularıyla irtibat halinde olduğu, 15 Temmuz darbe girişimine katıldığı, hatta darbe sonrası kurulacak hükümette yer alacakların koordinasyonu ile uğraştığı şeklinde akıl almaz suçlamalar da bulunuyordu.

İddianamede hem casusluk hem de 15 Temmuz darbe girişimini desteklemek suçlamasına dayanak olarak, Kavala’nın darbe girişiminin arkasındaki dış güçlerin ajanı olmakla suçlanan Henri Barkey ile yoğun irtibat içinde olduğu iddia edilmişti. Bu iddiayla ilgili kullanılan sözde delil, Kavala, Divan ve Hilton otelleri arasındaki çalışma ofisindeyken Barkey’in telefonunun yakın yerlerden sinyal vermiş olmasıydı; aynı baz istasyonundan sinyal çakışması dahi bulunmamıştı. Somut delil bulunmaması ise, ilişkinin çok gizli yürütülmüş olması ile açıklandı.

Osman Kavala, hükümeti devirmek, darbe teşebbüsünde bulunmak ve casusluk gibi çok ağır suçlamalarla yargılandığı davalarla ilgili olarak farklı tarihlerde tutuklanmış ve 3,5 yıldan fazla bir süre tutuklu kalmış olduğu sürecin hiçbir aşamasında, savcı tarafından sorgulanmadı.

Bütün bu yoğun delilsizlik durumuna karşın, Cumhurbaşkanı birkaç kez Kavala’nın suçlu olduğuna dair demeçler verdi, bunlardan birinde de Gezi davasında verilen beraat kararını eleştirerek, bunu Kavala’nın tahliyesini sağlamaya yönelik bir operasyon olarak niteledi.

Kavala ile ilgili Gezi davası daha sonra, Çarşı grubu ile ilgili Gezi davasıyla birleştirildi. Bu davanın da Kavala ile ilgili 15 Temmuz darbe girişimini desteklemek ve casusluk suçlamalarıyla ilgili davayla birleştirilmesi söz konusu.

Böylece birbirlerinden farklı eylemler, birbirlerini tanımayan kişiler arasında ilişki kurulmaya çalışılacak. Ergenekon ve Balyoz davalarında gördüğümüz bu uygulama, siyasi davalarda algı yaratmaya yarayan elverişli bir yöntem olarak ortaya çıkıyor.

Daha bir süre Gezi protestolarının yargı aracılığıyla dış komplo olarak kriminalize edilmesi, siyasetin gündeminde yer almaya devam edecek ve bunun kanıtı olarak da Kavala’nın cezaevinde kalmasına gayret edilecek gibi görünüyor.

Paylaşın

Demirtaş: Duruşumuzdan Asla Vazgeçmeyeceğiz

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, burada birlikte kaldığı eski Diyarbakır Belediye Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı’yı yazdı.

Doktor olan Mızraklı’nın halen çaya dokuz şeker attığını söyleyen Demirtaş, kendisiyle nasıl tanıştıklarını da anlattı.

Demirtaş’ın Artı Gerçek’te yayınlanan ‘Keko’ başlıklı yazısı şöyle:

“2000 yılının başlarıydı, bir yıllık genç bir avukat olarak rahatsızlığım nedeniyle Diyarbakır Devlet Hastanesine gitmiştim. Tabip Odası yönetiminde olan bir arkadaşımın tavsiyesiyle muayene olmak için gittiğim doktorun ameliyatta olduğunu söylediler. Hastane koridorunda beklemeye başladım. Biraz sonra kıpır kıpır bir adam koşturarak yanıma geldi. Kendimi tanıtıp ayaküstü, hemencecik rahatsızlığımı anlatmaya koyuldum. Ben daha lafımı bitirmeden koluma girip ‘Hele gel bi çay içelim keko, senin işin kolay’ dedi.

Doktorlar hastalarına genelde çay ısmarlamazlar. Doğrusu, biraz şaşırmıştım. Samimiydi. Doğallığı, ilgisi ve sıcaklığı yüreğimi ısıtmıştı. Karşılıklı çay içerken beni şaşırtan başka bir şey daha oldu. Koca genel cerrah, çayını tam dokuz şekerli içiyordu.

Selahattin Demirtaş’tan cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklama: ‘Ben halen aday adayıyım’Selahattin Demirtaş’tan cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklama: ‘Ben halen aday adayıyım’

Sonraki yıllarda hayatımız çok kesişti bu doktorla. Sağlık konferansları düzenledi. Diyarbakır Tabip Odası Başkanlığı yaptı, yardım derneklerinde canla başla koşturdu, fakir fukaranın sevdiği tanınan, bilinen bir doktor oldu. Diyarbakır başta olmak üzere bölge illerinden binlerce insan her anlamda ‘hastası’ oldu bu doktorun.

‘Yalancı olduğu ispatlanan bir tanık beyanıyla hapse atıldı’

Sadece beden sağlığıyla değil; demokrasi, barış ve özgürlük talepleriyle de ilgili bir hekim olarak politik mücadelenin önemli kişiliklerinden biri olarak öne çıktı. Diyarbakır halkı onu 2018 yılında milletvekili seçti. Bir yıl geçmeden aynı halk onu Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı yaptı. Ve görevinde dördüncü ayını bile doldurmadan görevden alındı, yerine kayyum atandı. Kısa bir süre sonra da yalancı olduğu ispatlanan bir tanık beyanıyla hapse atıldı.

Ona iftira atan yalancı tanık Kayseri Bünyan Cezaevinden tahliye edilirken kendisi Diyarbakır’dan getirilip Kayseri Bünyan Cezaevine, o iftiracının yerine konuldu.

Sanırım bu doktorun kim olduğunu anladınız. Kendisiyle üç ay önce tekrar karşılaştık. Odama girdiğinde gözleri her zamanki gibi ışıl ışıl gülümsüyordu. Sıkıca sarıldık. ‘Hoş geldin Hocam’ dedim, ‘Hoş bulduk keko’ dedi. Biraz hoşbeşten sonra çayını doldurdum, derin bir sohbete daldık.

Buradayız şimdilik. Halkımıza yapılan zulümlere ve haksızlıklara karşı beraber direniyoruz. Dışarıda milyonlar, içeride on binler boyun eğmiyoruz, teslim olmuyoruz. Bu gidişatın, bu düzenin değişeceğine yürekten inanıyoruz. Kararlıyız, umutluyuz.

‘Duruşumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz’

Zorluklar, engeller, bizi susturmaya çalışanlar, duruşumuzdan rahatsız olanlar yok mu? Çok var. Tahmin ettiğinizden de çok hem de. Ama bizim yüzümüz sadece ve sadece halka dönük. Halk ne istiyorsa ne diyorsa öyle olacak. Biz halkımıza, yeri geldiğinde hizmetkarlık yeri geldiğinde öncülük yapmaktan hiç geri durmadık, bu duruşumuzdan da asla vazgeçmeyeceğiz.

Bu zulüm artık bitsin istiyoruz. Ülkeye demokrasi ve barış gelsin diye uğraşıyoruz. Ayak oyunlarına, küçük hesaplara, ucuz komplolara teslim olmayacağız. Bizi yok sayanlara da yok etmek isteyenlere de boyun eğmedik, kimseden merhamet dilenmedik. Bugünlere hep direnerek geldik, bundan sonra da böyle devam edeceğiz. Ve emin olun kazanacağız, mutlaka kazanacağız.

Bu arada, bizim Dr. Selçuk Mızraklı çayını halen dokuz şekerli içiyor, değişen pek bir şey yok yani. Hoca halen ‘çok tatlı’.”

Paylaşın

Cemal Kaşıkçı Dosyasının Suudi Arabistan’a Devrine İtiraz

Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin 26 sanığın yargılandığı davanın dosyasının Suudi Arabistan’a devrine yönelik karara Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz itiraz etti.

Cengiz’in avukatı Gökmen Başpınar, davaya bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını üst mahkeme olarak değerlendirme yetkisi olan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz dilekçesi sundu.

Dilekçede, mahkemenin 7 Nisan tarihli duruşmasında verilen, kamu davasının durması ve dosyanın Suudi Arabistan adli makamlarına devredilmesi kararının yasaya ve usule aykırı olduğunu belitti.

Başpınar kararın, Anayasa başta olmak üzere 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırılık teşkil ettiğini vurguladı.

Dilekçede, savcılık mütalaasıyla oluru sorulan Adalet Bakanlığının devir konusunda olumlu görüşünün hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu.

Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun ilgili maddesinde yer alan kovuşturmanın devri müessesesinin bu olaya yanlış, eksik ve hatalı uyarlandığı belirten Başpınar dilekçede, Suudi Arabistan’daki yargılamanın bittiği bilgisine yer verdi.

Dilekçede, yargılamanın devrinin fiilen mümkün bulunmadığını, yapılması gereken şeyin de sanıkların suçun işlendiği ülkeye yani Türkiye’ye iade edilmesi olduğunu belirterek, “Ancak Suudi Arabistan, Türkiye’nin iade talebini reddetmişken Türkiye’nin hangi hukuki ya da siyasi gerekçeyle yargılamayı Suudi Arabistan’a devretme kararı aldığı anlaşılamamaktadır.” dedi.

Mahkumiyet kararının dışında bir karar verilmesi durumunda kararın gerekçesi değerlendirilmek suretiyle kovuşturmaya devam edilebileceğini ifade eden Başpınar, dilekçede, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında herhangi bir anlaşmanın ve mütekabiliyetin bulunmadığı bilgisinin bizzat Adalet Bakanlığının mahkemeye verdiği cevaptan anlaşıldığını kaydetti.

“Suudi makamlarca adil bir yargılama yapılmayacağı açık olup bizzat iddianamede dahi bu durumdan bahsedilmektedir.” Diyen Başpınar, dilekçede, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tesis edilen kamu davasının durması ve kovuşturmanın Suudi Arabistan’a devredilmesi kararının kaldırılmasına hükmedilmesi istedi.

Bozdağ kararın ‘kanuna uygun’ olduğunu savundu

İtiraz sonrası sosyal medyadan bir açıklama yapan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Kaşçıkçı davasında durma kararı vererek yargılamanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrine ilişkin “Cemal Kaşıkçı davası olarak bilinen davada mahkemenin durma ve yargılamanın nakline karar vermesi kanuna uygundur, yargı yetkisinin devri değildir, davanın düşmesi değildir. Bu hakikati bilmelerine rağmen kimi siyasilerin aksi beyanı, siyasi hesapla yapılan çarpıtma yorumdur” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

CHP Kurmaylarına Göre Altılı Masadan ‘İki İttifak’ Çıkabilir

SP Lideri Karamollaoğlu’nun üçüncü ittifaka yönelik sözleri kulisleri hareketlendirirken, CHP kurmayları, altılı masadan ‘iki ittifakın’ çıkabileceğini, hatta illere göre farklı uygulamalara gidilebileceğini ifade ettiler.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun “üçüncü ittifak” açıklamasını değerlendiren CHP kurmayları, Seçim Yasası’ndaki değişiklik sonrası “6’lı masanın etrafındaki partiler arasında yeni ittifak senaryolarının gündeme gelebileceğine” dikkat çekti. CHP’li isimler, “bu durumun 6’lı masadaki sistem değişikliğine ilişkin birlikteliği olumsuz etkilemeyeceğini” görüşünü dile getirdi.

Karamollaoğlu, Karar TV’ye yaptığı açıklamada, Seçim Yasası’ndaki değişiklikle üçüncü bir ittifak olabileceğine işaret etti. SP lideri bunu ilk defa söylüyorum” diyerek şu öneriyi getirdi:

“Şu anda şartlar değişti. Seçim Kanunu ile birlikte görüşlerimiz de değişti. 6’lı masa aslında muhalefetin diyalog ortamını oluşturuyor. İlle de her noktada birlikte hareket etme mecburiyeti yok. Zaten bu durum da çıkan kanunla ortadan kalkmış oldu. 6’lı masanın olması, meselelerin birlikte yürütülmesine fırsat veriyor.

Bunun faydalı olacağını düşünüyorum. Ama üçüncü ittifak, yeni seçim kanunundan dolayı olabilir. Tek tek de girilirse, üç partinin aldıkları oyu birlikte oldukları takdirde üst üste koysanız daha büyük çoğunluk elde edersiniz. Milletvekili çıkarma ihtimali artar. Veya böyle bir ortam oluştuğu takdirde bu bir yeni katılıma vesile olabilir.”

HÜDAPAR’a yaptığı ziyarette sözlerini açan Karamollaoğlu, “Ben, ‘İttifak içinde ittifaklar olabilir’ kanaatini gündeme getirmiştim. 6’lı masayla ilgili farklı bir fikir gündeme getirmedim” dedi. Karamollaoğlu’nun açıklaması, muhalefet liderlerinin güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasını sürdürdüğü “6’lı masadan kopma mı olacak” sorusunu gündeme getirdi.

“İllere göre değişebilir”

Konuya ilişkin Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a konuşan CHP kurmayları, “Seçim Yasası’ndaki değişiklik sonrası yeni ittifak senaryolarının gündeme gelmesinin doğal olduğunu” ifade ederek, “6’lı masanın ittifak değil, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe yönelik bir birliktelik” olduğunu belirttiler. CHP kanadından, “Yeni ittifaklar olabilir, ittifak içi ittifak oluşabilir, illere göre farklı davranılabilir. Yani seçim sistemine göre hareket edilir. Ancak bu durumlar 6’lı masanın yoluna devam etmesini engellemez” görüşü paylaşıldı.

“2+4 ya da 3+3 olabilir”

Karamollaoğlu’nun “ittifak içinde ittifak” söyleminin, “6 parti arasında CHP ve İYİ Parti’den bir ittifak; DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinden de ikinci bir ittifaka” işaret ediyor olabileceğine dikkat çeken CHP’li isimler, “6’lı masa yoluna devam ederken 2+4 ya da 3+3 gibi farklı olasılıkların değerlendirilebileceği” yorumunda bulundu.

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: MHP’li İki İsim Bakan Olabilir

MHP Lideri Bahçeli’nin “kendilerini muhalefet” olarak ilan etmelerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP’den bazı isimlerin kabinede yer almasını istediği, bu çerçevede MHP içerisinden iki ismin kabineye atanabileceği ifade edildi.

Milli Gazete’den Muhammed Vefa’nın kulis haberine göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığında yaşanan bakan değişiminin ardından bazı bakanların daha görevden alınacağı konuşuluyor. Özellikle son günlerde Cumhur İttifakı kulislerinde, MHP’li bazı isimlerin kabinede yer alabileceği sık sık ifade ediliyor.

İki isim atanabilir

Haberde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “kendilerini muhalefet” olarak ilan etmelerine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, MHP’den bazı isimlerin kabinede yer almasını istediği, bu çerçevede MHP içerisinden iki ismin kabineye atanabileceği ifade edildi.

Hedef ‘heyecan’ oluşturmak

Cumhur İttifakı kulislerine dayandırılan haberde, söz konusu MHP’li isimlerin kabineye atanması halinde Cumhur İttifakı’nın seçime daha büyük heyecanla gidebileceğinin düşünüldüğü belirtildi. Buna göre MHP teşkilatlarında bir rahatsızlık oluşması da önlemeye çalışılacak. AK Partili bazı isimler de kabineye MHP’li bakanların atanmasına sıcak bakıyor.

Paylaşın

HDP’nin Kapatılma İhtimali Var Mı? Sancar Açıkladı

Partisine açılan kapatma davasına değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP’ye açılan kapatma davasının hatırlatılması üzerine Sancar, “Şimdi şöyle söyleyeyim normal şartlarda böyle bir davanın açılamıyor olması gerekiyordu. Yine normal şartlarda Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararına imza atmayacak üyelerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Ancak iktidarın yargı üzerinde ve bütün kurumlar üzerinde nasıl etkisi ve hakimiyeti olduğunu biliyoruz.” dedi.

Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Çeşitli yöntemlerle istediği kararı çıkartacak bir güç var ortada. Açıkçası biz HDP’yi sonuna kadar savunmak istiyoruz. HDP’yi kapatmamak için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz hukuki olarak. Ancak HDP’nin de kapatılabileceği ihtimalini de gözeterek hazırlıyoruz senaryolarımızı. Kapatma kararının çıkması halinde neler yapılacağının da çalışmış durumdayız” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın Liderler Özel serisine konuk oldu, siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

AK Parti ve MHP tarafından değiştirilen seçim yasasına değinen Sancar,  “Cumhurbaşkanı bir partinin genel başkanı olarak meydanlarda dolaşacak. Tüm bunları düşündüğünüzde iktidarın seçimle gönderilebilmesi için sizin güçlü bir çoğunluk yakalamanız gerekiyor. Yani yüzde 51-49 olmaz. Öyle bir hedef koymalısınız ki bu yüzde 60’lara yakın olmalıdır” ifadesini kullandı.

Sancar devamında oy hedeflerine, seçim ittifaklarına ve Demirtaş’ın adaylığına da değindi.

‘Bizim kendi ittifaklarımız var’

Sancar, “Parlamento seçimleri için herhangi bir ittifaka girme arayışımız yok dedik. Bu tutumumuz devam ediyor. Çünkü bizim kendi ittifaklarımız var. Bu ittifaklarımızı büyütme isteğimiz var” dedi.

Toktaş’ın “Şu an oluşturduğunuz yapıyla kaç milletvekili hedefliyorsunuz?” sorusu üzerine Sancar, şunları söyledi:

“Hedefimiz şu parlamentoda öyle geniş bir demokrasi gücü ortaya çıksın ki hiç bir iktidar o güç hesaba katılmadan, herhangi bir şey yapamaz halde olsun. Yani şunu demek istiyoruz, 600 milletvekili varsa çoğunluk ancak demokrasi ittifakıyla sağlansın. Oy oranı olarak hedefimiz de yüzde 15’in üstüdür. Biz yüzde 15’i kendimize baraj ve çıta olarak belirledik.”

Güvenlikleri anket şirketlerinden sonuçları aldıklarını belirten Sancar, “Kamuoyuyla anket paylaşan şirketler HDP’yi yüzde 11 ile 13 arasında sonuç gösteriyorlar. Güvendiğimiz anket şirketleri HDP’nin yüzde 15’in üzerine tırmandığını söylüyorlar” dedi.

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘ben hala adayım’ sözlerini de bir soru üzerine değerlendiren Mithat Sancar, “Daha önce bu kadar açık ve net ifade ettiğini duymamıştım. Ama böyle bir isteği de dile getirmesini yadırganacak bir şey olarak görmüyorum” dedi.

HDP’nin kapatılma ihtimali var mı?

HDP’ye açılan kapatma davasının hatırlatılması üzerine Sancar, “Şimdi şöyle söyleyeyim normal şartlarda böyle bir davanın açılamıyor olması gerekiyordu. Yine normal şartlarda Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararına imza atmayacak üyelerin sayısının çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Ancak iktidarın yargı üzerinde ve bütün kurumlar üzerinde nasıl etkisi ve hakimiyeti olduğunu biliyoruz.

Çeşitli yöntemlerle istediği kararı çıkartacak bir güç var ortada. Açıkçası biz HDP’yi sonuna kadar savunmak istiyoruz. HDP’yi kapatmamak için her türlü mücadeleyi yürüteceğiz hukuki olarak. Ancak HDP’nin de kapatılabileceği ihtimalini de gözeterek hazırlıyoruz senaryolarımızı. Kapatma kararının çıkması halinde neler yapılacağının da çalışmış durumdayız” dedi.

Paylaşın