HDP’li Ebru Günay: Üçüncü Yolu İnşa Edeceğiz

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, üçüncü ittifak çalışmalarına ilişkin, “3’üncü yolu örgütlemekle mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu düzeni korumak için birbiriyle yarışan, birbirinin kopyası siyasi kamplara bu ülkeyi mahkum ve mecbur etmeyeceğiz. HDP kuşkusuz bütün bu süreçlerden çok daha güçlü çıkacaktır, bu aynı zamanda umut bekleyen haklarımıza karşı olan borcumuzdur” dedi.

Haber Merkezi / Ebru Günay, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Bize saldıranlar, bizi tasfiye etmeye çalışanlar da mutlaka kendilerinden önceki partiler gibi tarihin karanlık sayfalarında yer alacak ve mutlaka kaybedecektir. Savaş ve gerginlik siyaseti üzerinden iktidarını sürdürmeye çalışan AKP-MHP iktidarının bu toprakları yoksulluğun, baskının, şiddetin, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın ve faşizmin ülkesi haline getirmesine, ayrıcalıklı bir azınlığın bütün ülke kaynaklarına el koyarak geriye kalan büyük toplumsal kesimlerin açlığa, zamlara ve yoksulluğa mahkûm edilmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Günay, açıklamasını, “Cezaevlerinden sokağa kadar yayılan sistematik şiddet dalgasına ve savaş çığırtkanlığına karşı onurlu bir barışı savunmaya devam edeceğiz. Korkuyla kontrol altına alınmaya ve sesi bastırılmaya çalışılan topluma cesaret ve umut olmaya devam edeceğiz. HDP’yi savunmanın aynı zamanda toplumu savunmak olduğu gerçeğini her yerde haykıracağız! 8 Mart ve Newroz’daki milyonların coşkusuna ve umuduna denk düşen olağan kongremizi gerçekleştirerek önümüzdeki dönemin temel mücadele hattını ilan edeceğiz” ifadeleriyle sürdürdü.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde haftalık basın toplantısını gerçekleştirdi. Günay’ın açıklamaları şöyle;

“Dün yeni yılın ilk gününü kutlayan Êzidî halkının Çarşema Sor bayramıydı. Bulundukları her yerde bayramlarını kutlayan Êzidî halkının Çarşema Sor Bayramını kutluyorum ben de. Çarşema Sor’un yeni bir başlangıç olmasını ve başta Êzidî halkı olmak üzere bütün Ortadoğu halklarına barış, kardeşlik ve özgürlük getirmeye vesile olmasını diliyorum.

“Yeni saldırıların nedeni Kürt düşmanlığıdır”

Kamuoyunun da bildiği üzere hafta sonu Kilit-Pençe adıyla yeni bir sınır ötesi saldırı dalgası AKP-MHP iktidarı tarafından başlatıldı. Bu saldırıların gerçek sebebi elbette ki Kürt düşmanlığıdır. Bu düşmanlıktan beslenen, sebep sonuç ilişkilerini manipüle eden, siyasi çıkar ve iktidar devşiren, siyasal çözümleri reddedenlerin ısrarıdır. Ve son 40 yıldır süren, on binlerce yaşama mal olan çatışmaların gösterdiği üzere, bu tarz harekatların savaşı derinleştirmekten, çözümsüzlüğü büyütmekten, başta siviller olmak üzere yerleşim alanlarına zarar vermekten başka bir sonuç yaratmamıştır.

HDP olarak bu ülkenin gerçek gündeminin savaş olmadığını iyi biliyoruz. Rusya-Ukrayna üzerinden sahte barış diplomasisi yapıp, arkasını dönünce savaş borazanlığı yapanları da çok iyi tanıyoruz. Kamuoyunu manipüle eden, gerçekleri, savaş ve çatışmanın insani ve ekonomik maliyetini gizleyen iktidar, bu durumu hep kendi yönetimlerinin devamlılığı için kullandığı da son derece nettir. Dünyaya diyalog, diplomasi ve barış öneren iktidar, kendi toplumuna savaşı dayatarak ikiyüzlü bir politika yürütmektedir.

“Savaş çığırtkanlığı, yoksulluğu ve açlığı bastırmayı amaçlıyor”

Toplumun açlık ve yoksulluğa mahkum edilmeye çalışıldığı Türkiye’de, AKP-MHP ittifakı ile yolsuzluk, rant, torpil politikaları, savaş çığırtkanlığı tarafından bastırılmakta ve gizlenmektedir. Devlet ve mafya ilişkilerinin iç içe geçtiği, bürokrasinin hepten yozlaştığı, ekonominin yerle yeksan olduğu bir hükümet gerçekliğinde savaşı bir çıkış yolu, yıkımı bir kurtuluş, işgal bir reçete olarak görülüyor. Hukukun, yasama ve yürütmenin olmadığı böylesi bir ortamda iktidar bir savaş iktidarına dönüşmüş durumdadır. Uluslararası alanda süren krizleri fırsata çevirerek, askeri operasyonlarla iç siyaseti dizayn etmek isteyen ve tüm sorunların üzerini örtmek isteyen iktidar, bilsin ki bu kirli oyunları ile başarıya ulaşamayacaktır.

İçeride kumpas davaları, dışarıda komplo siyaseti Çökertme Planında olduğu gibi çökecektir. Halka bu ekonomik zorluk ortamında sabır dileyip, fedakârlık çağrısı yapanların silaha, mermilere, askeri araçlara harcadığı bu korkunç harcamaların hesabını vermeli!

Erdoğan’ın Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarına karşı başlatılan savaşa ilişkin açıklamaları ibretliktir. Açıklamaların tamamı savaşın iktidarın ömrünü uzatma savaşı olduğunun ispatı ve belgesidir.

“En büyük tehdit AKP’nin ülkeyi uçuruma sürükleyen savaş siyasetidir”

Bu savaş ve saldırı Türkiye’yi uçuruma sürüklemekten, krizi derinleştirmekten başka bir işlev görmedi şimdiye kadar, bundan sonra da görmeyecektir. Sizin savaş siyasetiniz ülkeye kaybettiriyor. Türkiye’nin sınırlarına yönelik herhangi bir tehdit yoktur, tehdit altında olan AKP-MHP iktidarıdır. Tehdit olan Kürt sorunun çözülmemiş olmasıdır, inkar siyasetidir. Asıl ve en büyük tehdit iktidarın ülkeyi uçuruma sürükleyen savaş politikalarıdır. Erdoğan konuşmasında Irak merkezi hükümetine ve KDP’ye de savaşa verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. Irak Dışişleri Bakanı operasyonlardan haberdar olmadıklarını söylese de katledilen halklar elbette kimin bu ölüm ve savaş siyasetinde ortak hareket ettiğini biliyordur ve elbette bunu unutmayacaktır. Yeri geldiğinde bu savaş ve ölüm siyasetinin ortaklarına gereken cevabı verecektir.

“Barış mücadelesini büyüteceğiz”

AKP-MHP iktidarının savaş politikalarından rahatsız olmayanlar yalnızca savaştan beslenenlerdir. Bu savaş siyasetinden bütün Ortadoğu halkları ve devletleri rahatsız. Bütün barış savunucuları rahatsız. Topraklarını bombaladığınız yerlerde yaşayan siviller, Kürtler rahatsız. Gözünüzü bürüyen savaş, bunları görmenizi engellese de bizler sizin savaş politikalarınıza karşı barış mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.

Son iki üç gündür başta Irak hükümeti ve burada faaliyet yürüten oluşumlar olmak üzere, Arap Birliği, Avrupa’dan çeşitli kurumlar, Türkiye’deki demokratik ve sağduyulu kamuoyu, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde yer alan sivil toplum kurumları, partiler, yapılar çağrı yaparak bu işgal girişimlerinin, sınır ihlallerinin ve sivil yerleşim yerlerine yapılan saldırıların durmasını talep ediyor. Bu sağduyuya kulak verilmeli ve desteklenmelidir. Biz de HDP olarak bunu önemsiyoruz.

“Muhalefet savaş siyasetine destek vererek AKP’nin ömrünü uzatıyor”

Muhalefete de özellikle seslenmek istiyoruz. İktidarın savaşçı, hamaset siyasetinin arkasına dizilmek Türkiye’nin demokratik geleceğine hizmet etmez. Ancak iktidarın ömrünü uzatmaya hizmet eder ve Türkiye halklarına kaybettirmek olur. Gerçek ittifak savaşa karşı barış ittifakıdır. Gerçek siyaset ve muhalefet önce yaşamı örmektir, yaşam siyaseti yürütmektir. Aleni şekilde bir aldatmaca ve savaş tertibi üzerinden örülen bu sınır ötesi savaş, toplumun faydasına değil, topluma karşı, demokrasiye karşıdır. Halkın geleceğine ipotektir. Hayırlı Ramazan ayında savaş ve bombalarla iftara gitmek hiçbir inancın gereği olamaz. Buna dur demek, toplumu savunmak bizim öncelikli görevimiz olmalıdır. Çünkü bu savaş Kürtlere karşıdır, Kürtlere karşı olan savaştan herkes kaybediyor. HDP olarak, barış ve çatışmasızlık gayretlerine katkı verme sorumluluğuyla, diyalog çağrımızı tekrarlıyor ve kamuoyu başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşları duyarlı olmaya, barış siyasetini büyütmeye davet ediyoruz.

“Bütün bu saldırılara yeni siyasi hamlelerle cevap vereceğiz”

Bütün bu saldırılar, iktidarın bilerek Türkiye halklarına yaşattığı bu yıkımlar, bizim için moralsizliğin, yılgınlığın, geri çekilmenin değil aksine mücadeleyi ve direnişi büyütmenin gerekçesidir. İşte bu sorumlulukla yapılan saldırıları, Türkiye’nin yaşadığı krizleri, çözüm yollarını yetkili kurullarımızla tartıştık ve tartışmaya devam ediyoruz. Çok yoğun ve başarılı bir toplantılar serisini geçtiğimiz haftalarda geride bıraktık. İl eş başkanlarımızla, bileşen partilerimizle, Parti Meclisimiz ve en son MYK’mızla toplantılarımızı gerçekleştirip bütün bu gelişmeleri ele alıp değerlendirdik. Bu toplantılarda önemli kararlaşmalara vardık. Öncelikle toplantılarımızda bu saldırılara yeni atılımlarla ve hamlelerle cevap verme kararlılığı ortaya çıktı. 8 Mart ve Newroz coşkusundan, mücadele kararlılığından aldığımız güçle yolumuza devam edeceğiz.

“1 Mayıs’a ortak hazırlanıyoruz, bu düzeni hep birlikte değiştireceğimizi göstereceğiz”

Bütün bileşen partilerimizle ve görüşmeler yürüttüğümüz siyasi parti ve devrimci yapılarla 1 Mayıs’a ortak hazırlanıyoruz. Türkiye’ye yaşatılan bunca yoksulluğa, yıkıma ve krize karşı milyonlarla birlikte Newroz ruhuyla emek demokrasi güçleriyle 1 Mayıs alanlarında olacağız. Bu düzeni kabul etmediğimizi, bunu değiştirmeye gücümüzün olduğunu o alanlarda bir kez daha herkese göstereceğiz. Bunu da mevcut gidişattan rahatsız olan bütün güçlerle birlikte yapacağız. Eksik kalan il kongrelerimizi tamamlaya ve yapmaya devam edeceğiz, sonrasında konferanslar ve büyük kongre takvimimiz başlayacak.

“Örgütümüzü ve hedeflerimizi büyüterek saldırılara cevap vereceğiz”

Saldırıların bu kadar yoğunlaştığı, yıkımın bu denli derinleştiği bir süreçte konferanslarımıza ve kongremize büyük anlamlar yüklüyoruz. Bu süreç örgütümüz için yenilenme, iradeyi büyütme, kararlılığımızı bileme sürecidir. Biz saldırılara alacağımız kararlarla, yapacağımız tartışmalarla, örgütümüzü ve hedeflerimizi büyüterek cevap vereceğiz. Bu süreç hiç kuşkusuz bizim için 3’üncü yol stratejimizi daha fazla tartıştığımız, hayata geçirmek için projeler ve yeni yöntemler geliştirdiğimiz bir süreç olacak.

“3’üncü yolu inşa edeceğiz Türkiye’yi savaş için yarışanlara mahkum etmeyeceğiz”

Biz savaş ve çatışmaların tehdidi altında olan bu gidişatı durdurmanın, yoksulluğun her türlü ezme ezilme ilişkisinin önüne geçmenin ancak 3’üncü yolu örgütlemekle mümkün olduğuna inanıyoruz. O yüzden savaşı derinleştirmek, bu düzeni korumak için birbiriyle yarışan, birbirinin kopyası siyasi kamplara bu ülkeyi mahkum ve mecbur etmeyeceğiz. HDP kuşkusuz bütün bu süreçlerden çok daha güçlü çıkacaktır, bu aynı zamanda umut bekleyen haklarımıza karşı olan borcumuzdur. Bize saldıranlar, bizi tasfiye etmeye çalışanlar da mutlaka kendilerinden önceki partiler gibi tarihin karanlık sayfalarında yer alacak ve mutlaka kaybedecektir.

“Bu ülkenin yoksulluğun, baskının, şiddetin ve faşizmin ülkesi haline getirilmesine izin vermeyeceğiz”

Savaş ve gerginlik siyaseti üzerinden iktidarını sürdürmeye çalışan AKP-MHP iktidarının bu toprakları yoksulluğun, baskının, şiddetin, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın ve faşizmin ülkesi haline getirmesine, ayrıcalıklı bir azınlığın bütün ülke kaynaklarına el koyarak geriye kalan büyük toplumsal kesimlerin açlığa, zamlara ve yoksulluğa mahkûm edilmesine izin vermeyeceğiz. Cezaevlerinden sokağa kadar yayılan sistematik şiddet dalgasına ve savaş çığırtkanlığına karşı onurlu bir barışı savunmaya devam edeceğiz. Korkuyla kontrol altına alınmaya ve sesi bastırılmaya çalışılan topluma cesaret ve umut olmaya devam edeceğiz. HDP’yi savunmanın aynı zamanda toplumu savunmak olduğu gerçeğini her yerde haykıracağız! 8 Mart ve Newroz’daki milyonların coşkusuna ve umuduna denk düşen olağan kongremizi gerçekleştirerek önümüzdeki dönemin temel mücadele hattını ilan edeceğiz.

“Halkın gündemi bellidir, sabır telkin etmek aymazlıktır”

AKP iktidarı ve yarattığı büyük ekonomik çöküş artık yaşanılmaz ve dayanılmaz hale gelmiştir. Sebze ve meyveler tane halinde satılmaya başlanmış, pazarlarda kredi kartları ile alışveriş yapılmasının önü açılmış, ramazan ayında iftar ve sahur sofraları günden güne eksilmeye devam etmektedir. AKP iktidarı ve küçük ortağı iftar ve sahur sofralarını sabır telkinleri ile doldurmaya çalışmaktadır. Bu tutum açık bir şekilde aymazlık ve vicdansızlıktır. HDP olarak hep söylediklerimizi bir kez daha tekrar edeceğim.

Halkın gündemi bellidir;

• Emeklilerin bayram ikramiyeleri derhal düzenlenmelidir. 1 benzin deposunu doldurmayan, bir kira bedeli etmeyen, bir aylık elektrik ve su faturasına kadar ancak yeten 1100 TL’lik bayram ikramiyesi bu ülkenin emeklilerine hakarettir.

• Tane ile satılmaya başlanan meyve ve sebzelerle dolu manav bölümleri bu ülkenin çiftçilerine hakarettir.

• Bayram tatilini ailesi ile geçirmek isteyen gençlerin burs miktarlarının bir bilet fiyatına ancak yetmesi milyonlarca öğrenciye yapılan bir hakarettir.

• 2022 yılının ilk 3 ayında 2021 Aralık ayındaki alım gücünün dahi altına düşen Asgari Ücretin bugünkü ekonomik kriz ve enflasyon karşısında tekrar düzenlenmemesi bu ülkenin milyonlarca emekçisine yapılan bir hakarettir.

Ancak iktidarın gündeminde zenginin daha zengin yoksulun daha yoksul hale getirildiği Kur Korumalı Mevduat sisteminin sürdürülmesi için ek düzenlemeler var. Halkın gündemi ve talepleri yok. AKP iktidarı ve küçük ortağının gündeminde halk yoksa, şunu iyi bilsinler ki halkın gündeminde de sandıkların kuruldukları gün bu zulüm ittifakı olmayacaktır.

“20 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor”

Birleşik Metal İş açlık sınırının 4 bin 453 TL olduğunu açıkladı. Yani asgari ücretten fazla. Bu ülkede 12 milyondan fazla asgari ücretle çalışan emekçi ve geliri olmayan işsizleri düşündüğümüzde 20 milyondan fazla insan açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor. Türkiye’de artık yaşam, insan onuruna yakışır bir hayat sürdürme olmaktan çıkmış, açlığa karşı mücadeleye dönüşmüştür. İktidarın “varlık kuyrukları” dediği, kuyruklar artık her şehirde. Hemen her kentte çöpten yiyecek toplayan insanlarımızı görüyoruz. Marketlerde domates tek tek satılıyor, bebek mamaları kelepçeyle korunuyor.

“Halkı aldatma çabalarınız halkın size vereceği cevabı engellemeyecektir”

Bu tabloya rağmen Bakan Nebati, yüksek perdeden halkı aldatmak için konuşuyor. Diyor ki, “işsizliği tek hanelere indireceğiz. enflasyonu bitireceğiz.” AKP’nin Genel Başkanı çıkıp “”hamdolsun çalışmak isteyen herkesin iş bulabildiği bir ülkede yaşıyoruz” diyor. Ne yürüttüğünüz savaş politikaları ne de toplumu yanıltma çabalarınız halkın size sandıkta cevap vermesini engellemeyecektir.

Soru: Bu saldırıların muhalefet arasında anlaşmazlık yaratmaya yönelik olduğunu düşünüyor musunuz? Ayrıca HDP’ye yönelik operasyonlar sürüyor buna ilişkin yorumunuz olur mu?

AKP dışarıda saldırı başlattıkça içeride de barış yanlısı muhalefete yönelik operasyonlar yürütüyor. Barışın sesini kısmaya çalışıyor. Partimize yönelik operasyonlar sürdürüyor. Bunların hiçbirinin barış taleplerini bitirmeye yetmediğini gördük, insanlar barış taleplerini dile getirmeyi sürdürüyor. İktidar aynı zamanda hamasi söylemlerle muhalefeti yanında sıralamaya çalışıyor. Maalesef mesele Kürt düşmanlığı olduğunda muhalefetiyle iktidarı birleşiyor Türkiye’nin. Türkiye’deki barış yanlılarıyla birlikte barışın sesini yükseltmeye devam ediyoruz.

 

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun Elektriği Kesildi

Elektrik zamlarına tepki göstermek amacıyla faturasını ödemeyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun evinin elektriği bu sabah EnerjiSA ekiplerince kesildi.

Haber Merkezi / Şubat ayında sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, zamlar geri alınana kadar faturasını ödemeyeceğini duyurmuştu.

Kılıçdaroğlu o dönemden bu yana Şubat, Mart ve Nisan ayı faturalarını ödemedi. Yönetmelik kapsamında 65 yaş üstü vatandaşlara üç ay süre tanındığı için Kılıçdaroğlu’nun evinin elektriği bugüne kadar kesilemiyordu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Eşimden az önce haber geldi, bugün elektriğimizi kesmişler. Buna maruz kalan milyonlar için çıktım bu yola. Bu eylemim bir sivil itaatsizlik çağrısı değildir. Bir direniştir. Eylemim ülkenin karanlıkta kalan ailelerine, çocuklarına ses olmak içindir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Türkiye’nin Dörtte Üçü ‘Yolsuzluk Arttı’ Diyor

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin “Türkiye’de Yolsuzluk: Neden? Nasıl? Nerede?” adlı araştırmasına göre Türkiye’de toplum genelinde yolsuzluğun arttığı fikri hakimken, yolsuzluk iddiaları sandık üzerinde belirleyici olacak. Araştırmaya göre, hükümetin yolsuzlukla mücadelede başarılı olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 27’de kalıyor.

Derneğin 14-17 Ocak tarihlerinde KONDA Araştırma şirketi aracılığıyla gerçekleştirdiği kamuoyu araştırmasına 2 bin 780 kişi katıldı. Araştırma, Türkiye’de yolsuzluğun hangi kurumlarda ve kamunun hangi alanlarında yaygın olduğu, hükümetin bu konudaki performansı ve seçmen tercihlerine ilişkin temel bulguları içiyor.

Çalışmanın bulgularına göre Türkiye’de dört kişiden üçü son iki yılda yolsuzluğun arttığı görüşünde. DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, bu bulgunun toplumun, ülkenin kurumlarına karşı ciddi bir güven bunalımı içerisinde olduğunu gösterdiğini vurguluyor.

Aynı araştırmayı 2016’da yaptıklarında yolsuzluğun arttığını düşünenlerin yüzde 55 oranında olduğunu ifade eden Özarslan, “Şimdi yüzde 74’e çıkmış durumda. Oranın yüzde 20’ye yakın artması bu konuda olumsuz yöndeki algının ciddi bir şekilde pekiştiğini gösteriyor. Araştırmaya katılanların sadece yüzde 16’sı yolsuzluğun arttığı yargısına katılmıyor” diyor.

Araştırmaya göre, yolsuzlukla mücadele edileceği ve bu gidişatın tersine döneceği konusunda da bir umutsuzluk söz konusu. Buna göre Türkiye’de üç kişiden ikisi gelecek iki yıl içinde yolsuzluğun artacağını düşünüyor.

AKP ve MHP seçmenine göre de yolsuzluk arttı

Çalışmanın bulguları, iktidar ve muhalefet partilerinin seçmenleri arasında ise gözle görülür bir farka işaret ediyor. Diğer yandan iktidar partisine oy verenler açısından da yolsuzluğun arttığı fikrinin oldukça belirgin olması dikkat çekiyor. Buna göre AKP seçmeninin yüzde 44’ü, MHP seçmeninin yüzde 63’ü son iki yılda yolsuzluğun arttığını düşünürken bu oran, CHP seçmenleri arasında yüzde 97, İYİ Parti seçmenleri arasında yüzde 91, HDP seçmenleri arasında ise yüzde 92’ye çıkıyor.

Toplumun yüzde 60’ı ise hükümeti yolsuzlukla mücadele konusunda başarısız buluyor. Ancak parti tercihlerine göre AKP seçmeninin eğilimi diğerlerinden oldukça farklı. İYİ Parti seçmeninin yüzde 91’i, CHP seçmeninin yüzde 86’sı, HDP seçmeninin yüzde 85’ine göre hükümet yolsuzlukla mücadelede başarısız. Bu oran MHP seçmeninde yüzde 46, AKP seçmeninde ise yüzde 19’a düşüyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, “AKP ve MHP seçmeninin, genel olarak ülke içinde yolsuzluğun arttığını ifade ederken, soru hükümetle ilgili bir konuya gelince burada görüş değiştirip sorumluyu hükümetten başka yerlerde arama yöneliminde olduğunu görüyoruz” diyor. Ancak Özarslan’a göre oran kutuplaşmadan dolayı düşse de AKP seçmeninin beşte biri, MHP seçmeninin de yüzde 45 civarının hükümetin başarısız olduğunu düşünmesi önemli bir bulgu.

Siyasi partilerde yolsuzluk öne çıktı

Çalışmanın bulgularına göre toplumun yüzde 82 gibi büyük bir çoğunluğu siyasi partilerde yolsuzluk olduğunu düşünürken, yüzde 77 belediye ve yerel yönetimlerde, yüzde 75 kamu kurumlarında, yüzde 74 medyada, yüzde 73 ise özel sektörde ‘yolsuzluk var’ diyor.

Araştırmaya katılanlar en çok yolsuzluk yapılan kamu kurumlarının yüzde 57 ile gümrük-dış ticaret olduğu görüşünde. Bunu yüzde 53 ile vergi dairesi, ruhsat ve imar, yüzde 47 ile tapu dairesi, yüzde 44 ile yargı, yüzde 43 ile hazine ve para politikası, yüzde 40 ile eğitim izliyor. Toplumun görece daha çok güvendiği alanlar ise dini kurumlar, diyanet, sağlık, emniyet ve iç güvenlik. Toplumun üçte biri bu kurumlar ve alanlarda yolsuzluk yapıldığını düşünüyor. Toplumun yüzde 17’si ise orduyu, kamuda en çok yolsuzluk yapılan alanlardan biri olarak gösteriyor.

En çok yolsuzluk yapılan işlem: İhaleler

Oya Özarslan, en çok yolsuzluk yapılan işlemler sorulduğunda cevabın ihaleler olduğunu söylüyor. Buna göre toplumun yüzde 85’i ihaleleri en çok yolsuzluk yapılan işlem olarak görüyor. İhaleleri ise yüzde 83 ile gümrük işlemleri ve yüzde 82 ile imar ve ruhsat işlemleri takip ediyor.

Araştırmaya katılanlar Türkiye’de yolsuzluğun nedenlerini yüzde 80 ile cezasızlık, ihale sistemleri, yüzde 77 ile kurumların şeffaf olmaması, yüzde 76 ile siyaset sermaye ilişkisi, dokunulmazlıklar, yüzde 71 basının özgür olmaması ve yüzde 43 ile kamuda maaşların yetersiz olması şeklinde sıralıyor.

AKP seçmeninin yüzde 62’si, MHP seçmeninin yüzde 68’si ihale sistemlerinin yolsuzluk üzerinde etkili veya çok etkili olduğunu düşündüğünü belirtirken bu oran, İYİ Parti seçmeni için yüzde 88, CHP seçmeni için yüzde 91, HDP seçmeni için yüzde 94’e çıkıyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Özarslan’a göre büyük yolsuzluk skandallarının soruşturulmaması, aksine bu skandalları gündeme getiren kamu görevlilerinin ya da gazetecilerin cezalandırılması, hukuk devleti ilkesinin önemli ölçüde zedelenmesine ve cezasızlık kültürünün yaygınlaşmasına neden oluyor.

Yolsuzlukla karşılaşan sessiz kalıyor

Toplum genelinde yolsuzluğa dair fikirler ve algılar oldukça fazla olsa da kendisi veya bir tanıdığının hiç usulsüz ödeme yapıp yapmadığı ya da dolaylı yoldan böyle bir durumu yasayıp yasamadığı sorusuna yanıt vermeyenlerin oranı yüzde 89,5’i buluyor. Yolsuzlukla karşılaştığını belirtenlerin oranı yüzde 11’de kalıyor.

Oya Özarslan, toplumun bu soruda büyük ölçüde sessiz kalmasının ifade özgürlüğü üzerindeki baskılarla ilgili olduğu görüşünde: “İnsanlar bununla ilgili görüş geliştirmekten çekiniyor, karşılaştılar ise şikâyette bulunmaktan çekiniyor. Yargı yollarının şikâyet yollarının da kapalı olduğunu düşünüyor.”

Çalışmanın bulguları, yolsuzlukla karşılaşmasına rağmen şikâyette bulunmayanların yüzde 53’ünün yasal şikâyette bulunmanın bir faydası olmayacağını düşündükleri için, yüzde 32’sinin de ihtiyaç duymadıkları için şikâyette bulunmadıklarını gösteriyor. Geri kalanların ise yüzde 10’u olumsuz bir tepki almaktan çekiniyor.

Oy tercihlerini nasıl etkileyecek?

Araştırmaya göre yolsuzluk iddiaları toplumun yüzde 79’unun sandıktaki tercihlerini de etkileyecek. Bu oran 18-32 yaş arası seçmende yüzde 83’e çıkıyor. Yine 18-32 yaş aralığında bulunan gençlerin yüzde 76’sı son iki yılda yolsuzluğun arttığını, yüzde 67’si gelecek iki yıl içinde artacağını düşünürken, yüzde 62’si de hükümeti başarısız buluyor.

Yolsuzluk iddialarının oy tercihini kesinlikle etkileyeceğini söyleyenlerin oranı, hayat tarzını modern olarak tanımlayan kişilerde yüzde 66 iken, dindar muhafazakâr kesimde yüzde 49’da kalıyor.

Özarslan, “Üniversite mezunlarının ve modernlerin hükümete yolsuzluk konusundaki güvenleri oldukça az olmasının yanı sıra daha önce adı yolsuzluk iddialarına karışmış herhangi bir partiye oy verme eğilimleri de oldukça az. Eğitim seviyesi azaldıkça, hayat tarzı muhafazakârlaştıkça ve dindarlık seviyesi arttıkça bu eğilimde de bir artış ortaya çıkıyor” diye konuşuyor.

Seçmen davranışlarına bakıldığında ise kararsızların 94’ünün oy verdikleri parti hakkındaki yolsuzluk iddiasının, oy tercihlerini “kesinlikle” veya “kısmen” etkileyeceğini söylediği görülüyor. Bu oran AKP seçmeninde yüzde 61, MHP seçmeninde yüzde 67, CHP seçmeninde yüzde 79, HDP seçmeninde yüzde 83, İYİ Parti seçmeninde yüzde 84.

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisinin Gündeminde Hangi İttifak Senaryoları Var?

İttifak yapan siyasi partilerin çıkaracağı milletvekili hesaplama sistemini, oy oranı düşük partiler aleyhine değiştiren yeni Seçim Yasası, cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday çıkarma ve parlamento seçimlerinde de çoğunluğu sağlamayı hedefleyen muhalefet partilerinde, hesapların değişmesine neden oldu.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, parlamenter sistem mutabakatı açıklayan 6 muhalefet partisi, parlamento seçimlerinde daha fazla milletvekili çıkarabilecek senaryolar üzerinde çalışıyor.

Aritmetik olarak daha fazla getirisi olan formüllerin, “siyasi karşılığının olmayabileceği” endişesi, muhalefeti, iki seçeneği buluşturabilecek formüllere yoğunlaştırmış durumda. Olası formüllerin, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın evsahipliğinde Pazar günü yapılacak 6’lı masa toplantısının ana gündem maddesi olması bekleniyor.

Seçim işbirliği ve ittifak planlarını, yeni Seçim Yasası’na göre yapmaya hazırlanan 6 muhalefet partisinin bu konuda henüz ortaklaşmış bir çalışması yok.

Ancak her parti kendi içinde, akademisyen, kamuoyu araştırmalarından destek alarak veya bizzat kendileri saha analizleri üzerinden seçenekli formüller üzerinde çalışıyor.

Son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinde de bu yönde hazırlıklar olduğunu belirterek, halen 8 senaryo üzerinde çalışıldığını ve 6’lı masa toplantısına da önerilerini getirebileceklerini açıkladı.

CHP kulislerinden yansıyan bilgiye göre Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği 8 seçenekli senaryo Ankara Üniversitesi’nden bir akademisyen grubu tarafından hazırlandı.

Parti kaynakları, bu yönde Kılıçdaroğlu’na birçok çalışma geldiğini, ancak esas verinin, partinin il il yaptıracağı saha analizleri ile ortaya çıkacağını belirterek, “Seçime nasıl bir sistemle gidileceğine, ittifakların nasıl şekilleneceğine parti tek başına karar vermeyecek, 6’lı masada, tarafların önerilerine göre netleşecek” görüşünü dile getiriyor.

Kulislerde ittifak veya seçim işbirliği seçeneklerine ilişkin konuşulan formüller ile bunların “artı ve eksileri” ise şöyle sıralanıyor:

Aritmetik avantajı en yüksek seçenek: Tek liste

Yeni seçim sistemi büyük partilere daha fazla milletvekili çıkarma olanağı sağladığı için bir partiden tek listeyle seçime gidilmesi aritmetik olarak “en avantajlı” sonuç verecek formül olarak görülüyor.

CHP’de yapılan simülasyonlarda, 6’lı masada yer alan siyasi partilerin tek bir parti listesinden, örneğin CHP listesinden seçime girmesi, 43 milletvekili daha fazla çıkarması yolunu açıyor ve ittifak 300’e yakın milletvekili çıkarabiliyor.

Bununla birlikte seçime ayrı girecek olan HDP’nin çıkaracağı milletvekilleriyle birlikte muhalefet parlamentoda çoğunluğu sağlıyor.

Bu formül CHP içinde, “liste sancısı” yaratacak olmasına karşın, seçim kazanmak için en avantajlı formül olarak değerlendiriliyor ve “cumhurbaşkanı adayı çıkaracak parti olarak, milletvekili listeleri konusunda daha özverili olunabileceği” yorumu yapılıyor.

Ancak sadece matematik hesabıyla “en avantajlı” görünen bu senaryonun açmazı olarak, siyasi olarak uygulamasının son derece zor ve tabanda karşılık bulmama olasılığı görülüyor.

Başta İYİ Parti olmak üzere, ağırlıklı olarak sağ ve muhafazakar seçmen tabanına sahip siyasi partilerin liderlerinin, CHP çatısı altında seçime girmeye sıcak bakmayacağı ve parti tabanlarında da kabul görmeyeceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı adayının CHP’li bir isim olacağı konusunda 6’lı masada neredeyse ortak bir görüşün oluştuğu ifade edilerek, CHP’nin bir başka siyasi partinin listesinden seçime girmesi de “uygulanamaz” bir formül olarak dile getiriliyor.

CHP’nin böyle bir tercih yapması halinde, seçmenin ittifak dışı partilere yönelmesinin kaçınılmaz olacağı vurgulanıyor.

Muhazakar partiler, ittifak içinde ittifak yapabilir

Kulislerde en çok konuşulan formüllerin başında ise Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun da gündeme getirdiği “ittifak içinde ittifak” geliyor.

6’lı masada yer alan siyasi partilerin, 2018 seçimlerindeki gibi SP, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve DP’nin Millet İttifakı’nın iki büyük partisi CHP ve İYİ Parti listelerinden seçime girmesi bir seçenek olarak değerlendiriliyor.

İkinci seçenek olarak da DP’nin İYİ Parti listesinden, muhafazakar tabana sahip DEVA ve Gelecek Partisi’nin, SP çatısı altında seçime girmesi formülü.

2018 seçimlerinde Millet İttifakı’na avantaj sağlayan bu formülün, çok iyi saha analizleriyle ile uygulanabilir hale gelebileceği ifade ediliyor.

Muhafazakar partilerin SP çatısı altında seçime girmesi halinde, muhafazakar seçmenin yoğun olduğu yerlerde, “eli CHP’ye oy vermeye gitmeyen” seçmenin tercihini olumlu yönde etkileyebileceği yorumu yapılıyor.

Özellikle SP, bu formüle yakın duruyor. Ancak, ilk kez seçime girecek olan DEVA Partisi, kendi ad ve amblemiyle seçime girmek istediklerini her fırsatta vurguluyor. CHP ve İYİ Parti çatısı altında seçime girilmesi halinde oy bölünmesi daha az olacağı için, matematiksel olarak milletvekili çıkarma olasılığı daha yüksek.

SP, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin Millet İttifakı içinde tek listeyle seçime gitmesi halinde, muhafazakar seçmenden daha fazla karşılık bulabilecek olması “avantaj” olarak görülse de, milletvekili sayısı düşük olan seçim çevrelerinde baraj otomatik olarak yükseleceği için milletvekili çıkaramama riski de bulunuyor.

Her parti kendi listesiyle seçime gidebilir

Yeni Seçim Yasası’yla ittifak içindeki partilerin çıkaracağı milletvekili sayısı d’hont sistemine, yani her partinin bir seçim çevresinden aldığı oy oranına göre hesaplanacağı için yüzde 7 olan ülke barajını geçmek için 6 parti muhalefet partisinin ittifak yapması yüksek olasılık olarak görülüyor.

Ancak ittifak oylarının milletvekili sayısına bir etkisi olmaması nedeniyle, her siyasi partinin ayrı olarak seçime de girmesi olası.

Özellikle DEVA Partisi bu seçeneğe sıcak bakıyor. Oy oranı düşük partilerin milletvekili çıkarabilmesi için, güçlü oldukları seçim çevrelerinde, diğer ittifak partilerinin desteğiyle en az bir milletvekili çıkarmasının sağlanması da bir seçenek olarak görülüyor.

Ancak bunun için çok iyi saha analizi yapılması, her seçim çevresinin eğilimlerinin iyi tahmin edilmesi gerekiyor.

CHP’de yapılan değerlendirmelerde, bu formülün uygulanması halinde, Millet İttifakı’nın milletvekili sayısı umulandan çok daha düşük gelebilir. Hatta bazı siyasi partiler parlamentoya hiç milletvekili gönderemeyebilir.

Gelecek ve DEVA Partisi’nde ise bu formülün iyi dizayn edilmesi halinde, her partinin güçlü olduğu yerlerden parlamentoya temsilci gönderebileceği ifade ediliyor.

Hatta özellikle CHP’nin milletvekili çıkaramadığı muhafazakar seçmenin yoğun olduğu, başta İç Anadolu olmak üzere bazı bölgelerden, Millet İttifakı’nın daha fazla milletvekili çıkarabileceği yorumu yapılıyor.

Üçüncü ittifak veya ittifaksız formüller

6’lı masada yer alan siyasi partilerin, Millet İttifakı dışında “üçüncü” yeni bir ittifakla seçime gitmesi veya her partinin ayrı ayrı seçime girmesi, en düşük olasılık olarak görülüyor.

CHP ve İYİ Parti’nin ittifakı sürdürmekte kararlı olduğu, çok olağanüstü bir gelişme olmadıkça da ittifakla seçime gitmesine kesin gözüyle bakılıyor.

DP ve SP’nin de Millet İttifakı’na karşı olmadığı biliniyor. 6’lı masada yer alan partilerin, CHP ve İYİ Parti’den ayrı olarak yeni bir ittifak kurmaları halinde, yüzde 7 barajını aşamama riski bulunuyor ve bu nedenle de çok önemli bir görüş ayrılığı olmadığı sürece partilerin bu yöntemi tercih etmeyeceği ifade ediliyor.

Cumhur İttifakı’nın biçimlenmesine göre senaryolar değişebilir

6’lı masada yer alan muhalefet partileri yeni seçim sistemine göre olası senaryolar üzerinde çalışma yaparken, erken seçim ve AKP ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın izleyeceği tutuma göre de alternatif seçenekleri değerlendiriyor.

Sonbaharda bir erken seçime gidilmesi halinde, yeni seçim yasası uygulanmayacağı için, ittifak senaryolarının da buna göre şekilleneceğine dikkat çekiliyor.

Böyle bir seçenekte, milletvekili dağılımı siyasi partilerin oylarına bölünerek hesaplanacağı için, isteyen partilerin kendi listesiyle seçime girmesi formülünün daha ağırlık kazanması olası görülüyor.

MHP ve BBP’nin AKP çatısı altında tek listeyle seçime girmesi halinde formüllerin buna göre dizayn edileceği ifade ediliyor.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, MHP’nin AKP listelerinden seçime gireceği iddialarına, “Ağzıma bile almam. Bizim seçmen üç hilali görecek kardeşim” sözleriyle nokta koymasına karşın, muhalefet hala bu seçeneği olasılık dahilinde değerlendiriyor.

Böyle bir durumda, Cumhur İttifakı’nın avantajlı olacağına dikkat çekilerek, bu durumda muhalefetin de “tek liste” seçeneğinin güçleneceği yorumu yapılıyor.

6’lı masanın gündeminde

Yeni seçim yasasının yürürlüğe girmesi nedeniyle, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın evsahipliğinde Pazar günü yapılacak 6’lı toplantıda da olası seçim senaryolarının gündeme gelmesi bekleniyor.

Katılımcı partiler, buradan bir ittifak kararı çıkmayacağını, ittifak ve cumhurbaşkanlığı seçiminin, seçim takvimi açıklandığında gündeme geleceğini, ancak yeni seçim yasasına göre en fazla milletvekili çıkarmaya dönük formülleri konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunulacağı ifade ediliyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 18 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 3 bin 668 yeni vaka tespit edilirken, 18 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,42 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,13 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 158 bin 523 test yapılırken, 3 bin 668 yeni vaka tespit edildi. 18 kişi hayatını kaybederken, 17 bin 857 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,42 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,13 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 386 bin 767’ye yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 20 Nisan verilerine göre, 162 bin 855 test yapılmıştı. 4 bin 217 vaka tespit edilirken, 23 kişi hayatını kaybetmiş ve 16 bin 561 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın ‘Kudüs’ Sözlerine Sert Tepki

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “İsrail’le ilişkilerimiz başkadır, Kudüs davamız başkadır” sözlerine yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Bilmez miyiz! Sende hep başka başka” diyerek geçmişte yaşananları hatırlattı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında sarf ettiği “İsrail’le ilişkilerimiz başkadır, Kudüs davamız başkadır” sözleri muhalefetin tepkisini çekti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanıt verdi.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin davanın Suudilere devredilmesini, ‘Rahip Brunson’ krizini ve ‘Mavi Marmara’yı hatırlatan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“İsrail’le ilişkilerimiz başkadır, Kudüs davamız başkadır, demişsin Erdoğan. Bilmez miyiz! Sende hep başka başka… Kaşıkçı cinayeti başka, Rahip Brunson başka, Mavi Marmara şehitleri başka. Dünden beri sığınmacılar da bir başka. Ahlak anlayışı bambaşka.”

Paylaşın

TTB: Pandemi Bitmedi, 2 Buçuk Ayda 11 Bin 565 Kişi Öldü

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Bilim Kurulunun bugün yapacağı duyurulan toplantının ertelenmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği (TTB), dikkat çeken bir açıklama yaptı.

TTB, Bakan Koca’nın geçtiğimiz hafta yaptığı “maskesiz yaşama geçiş” açıklamasını hatırlattı ve toplantı konusunun önceden paylaşılmasını “salgının ciddiye alınmadığı anlamı” taşıdığını belirtti.

Türk Tabipleri Birliği Pandemi Çalışma Grubu’nun imzasıyla yapılan açıklamada “Sağlık Bakanlığı’na ve Bilim Kurulu’na salgının bitmediğini ve devam ettiğini tekrar hatırlatıyoruz” denildi:

“Maske, temizlik ve mesafe gibi kişisel koruyucu önlemlerin devam etmeli. Havalandırma ve kapalı ortamlarda fazla kalınmaması gibi birçok tedbiri günlük yaşamımızdan bir süre daha çıkarmamamız gerekiyor.

“Aşılama oranı düşük”

Tam aşı oranlarımızın düşük olduğunu, olası bir varyant değişikliği ihtimalinin bulunduğunu ve bu nedenle aşı konusunun daha fazla önemsenmesi gerektiğini savunuyoruz.

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 29 Ocak 2022’de yaptığı bir konuşmasında; ‘Artan vaka sayılarının sizi ürkütmemesini Sağlık Bakanınız olarak en yüksek sesle söylüyorum. ’Endişe etmeyiniz, hastalık eski günlerde ki gücünde değil’ dedikten sonra 30 Ocak’tan 19 Nisan tarihine kadar resmi rakamlara göre Covid-19 nedeniyle 11 bin 565 kişi ölmüştür. Ne yazık ki salgın, Sağlık Bakanı ‘bitti’ dediğinde bitmiyor.

Sağlık Bakanlığı’nın öncelikle yapması gerekenler; özellikle riskli kişilerin tam aşılanmasının sağlanmasıyla,  toplumun yeni ölümcül varyantlara karşı yeterli derecede korunabileceği mekanizmaları oluşturmak ve pandemi dönemindeki 300 bine yakın önlenebilir fazladan ölümün hesabını vermektir.”

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Üçüncü İttifak’ Açıklaması

Partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında konuşan DEVA Lideri Babacan, Üçüncü İttifak iddialarına ilişkin, “Ben böyle bir çalışmayı duymadım. Varsa da biz öyle bir çalışmanın içinde değiliz şu anda” değerlendirmesinde bulundu.

Haber Merkezi / Konut fiyatlarındaki artışa dikkati çeken Babacan, partisinin iktidarında dar gelirli ailelerin, şehit yakını ve gazilerin konut sahibi olmalarını kolaylaştıracaklarını söyledi. Kentsel yenilenmede doğal afet riski bulunan alanlara öncelik tanıyacaklarını belirten Babacan, bu konuda 10 yıllık bir projeksiyon yaptıklarını ve bu sürede çürük yapıları yenileyeceklerini açıkladı.

Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) tek amacının yurttaşa konut edindirmek olacağını ifade eden Babacan, “belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacaklarını, uygun koşullu sosyal konut kiralama uygulamasını hayata geçireceklerini ve uydu kentler kuracaklarını” söyledi.

Enflasyon rakamlarına değinen Babacan, “Üç aylık enflasyon yüzde 22. Bu da makyajlanmış rakam. Maaşlar eridi, bitti, gitti. Maaş zammı kuş oldu, uçtu gitti. Bugün buradan hükümete acil bir çağrıda bulunuyorum, 1 Temmuz’dan itibaren maaşların güncellenmesi artık şart oldu” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde kur korumalı mevduat sistemi, konut fiyatları ve maaş zamları vardı. Babacan ayrıca 304 liralık bir otobüs biletini göstererek ulaşım fiyatlarına dikkat çekti.

Babacan, üç aylık vade süresi dolan kur korumalı mevduat hesaplarına 11 milyar lira ödeme yapılmasını şu sözlerle değerlendirdi:

“Bütçede ‘kur korumalı hesabın kur farkı’ diye bir kalem yok. Bu parayı nereden bulacaklar? Para basacaklar. Para basarak bunu ödemek zorunda kaldılar, kalıyorlar. ‘Merkez Bankası kaynaklarından’ diyorlar. Merkez Bankası’nda kaynak mı bıraktınız? Merkez Bankası kaynağı para basma makinesi. Para basınca ne olacak? Enflasyon ve kur daha da artacak. Kur artınca ne olacak? Daha fazla kur farkı ödeyecekler. Daha da artan kur farkını nasıl ödeyecekler?Dönecekler Merkez Bankası’na, daha çok para basacaklar.

Eğer acilen yanlışlarından dönmezlerse bu ülke yarın yüksek kronik enflasyon değil, Allah korusun hiper enflasyon dönemine girer. Para pul olur. Tam bir enflasyon ve devalüasyon sarmalıdır bu. Tam bir borç sarmalıdır.

Bu servet transferi, tarihimizin en büyük servet transferlerinden birisidir. Hey gidi garip gureba dostu Erdoğan! Ne oldu sana yahu? Kimler girdi aklına? Hangi çıkar çevreleri aklını çeldi de böyle bir işe kalkıştın? Yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapıyorsun. Tarih şahittir ki biz uyardık. Yapmayın, yazıktır günahtır dedik. Gözlerini karartıp yanlışta ısrar ediyorlar. Yazıklar olsun.

Yoksuldan alıp zengine veren kur korumalı mevduat uygulamasına ilk gün son vereceğiz. Devleti batırma kampanyasına noktayı koyacağız. Kurdukları sistem o kadar çarpık ki, bu sistemde yoksullar, zenginlere ‘hayırseverlik’ yapıyor.

Millet çocuğuna okula giderken harçlık veremiyor. Ama ülkede küçük bir azınlığa servet transferi yapılıyor. Sabit gelirli vatandaşlarımız üstüne başına kılık kıyafet alacak para bulamazken, küçük bir azınlığa servet transferi yapılıyor. Yazıklar olsun.”

“Bu bir otobüs bileti değil, yoksulluğun ve krizin belgesidir”

İstanbul-Ankara arası otobüs biletinin 300 liraya ulaştığını söyleyen Babacan, elindeki bileti göstererek şu ifadeleri kullandı:

“Bu elimdeki kâğıt parçası adeta servet değerine çıkmış durumda. Ankara-İstanbul arası otobüs bileti 304 lira tek yön. Gidiş dönüş 608 lira. Üniversite öğrencisi arkadaşlarımı düşünüyorum. Bayramda ailelerinin yanına gitmek isteseler, gidiş dönüş bilet ücreti neredeyse bir aylık burs kadar. Pek çok üniversite öğrencisi, bu bayramı ailesiyle geçiremeyecek. Alın size belge. Bu bir otobüs bileti değil. Bu, Türkiye’deki yoksulluğun, krizin belgesidir.

Merkez Bankası verilerine göre ve konut fiyatlarının bir yılda %96 arttığını ve İstanbul’da 120 metrekarelik bir konutun ortalama fiyatının 1 milyon 600 bin liraya yükseldiğini söyleyen Babacan, bu koşulları 2010 yılıyla kıyasladı:

“2010 yılında dolar 1,5 lira. En düşük memur maaşı 1300 lira. Bugünkü kurla hesap etsek, en düşük memur maaşının şu anda 13 bin lira olması gerekiyor. Rüya gibi görünüyor ama o günleri Türkiye yaşadı. İstanbul’da o yıllardan daire fiyatlarını söyleyeyim. Gaziosmanpaşa 100.000 lira. Ataşehir, Ümraniye, Fatih 140.000 lira. Kadıköy, Şişli 200 bin lira. Konut kredisi faizlerinin aylık %0,6 olduğu günleri yaşadık. Orta gelirliler muhitine göre 5 ya da 10 yılda ya borçlanarak ya da biriktirerek ev sahibi olma hayali kurabiliyordu.

Konut edinmek herkesin hakkıdır.  Eylem planımızda yazdık. Konutun ticari bir yatırım aracına dönüşüp, dar gelirli vatandaşlarımız için imkânsız bir hedef olmasının önüne geçeceğiz. Dar gelirli ailelerimizin, şehit yakını ve gazilerimizin konut sahibi olmalarını kolaylaştıracağız.

Başta Marmara Bölgesi olmak üzere ne zaman deprem haberi alsak aklımız çıkıyor. Doğal afet riski bulunan alanlara öncelik tanımak zorundayız. Her ailenin başını sokacak güvenli bir yuvası olmalı. Gerçekçi konuşuyoruz. 10 yıllık projeksiyon yaptık. 10 yılda, çürük yapıları yenileyeceğiz. Dar gelirli vatandaşa faizsiz ve düşük faizli uzun vadeli finansman imkânları sağlayacağız.

TOKİ’ye özel görev yükleyeceğiz. TOKİ’nin tek amacı, imkânı sınırlı olan vatandaşa konut edindirmek olacak. Belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacağız. Uygun koşullu ‘sosyal konut kiralama’ uygulamasını hayata geçireceğiz. Uydu kentler kuracağız.

“İnsanları yoksullukla terbiye etmek utanç vesikasıdır”

İlgili bakanlık, 6 milyon haneye yardımda bulunulduğunu övünerek açıklıyor. 20-25 milyon vatandaş demek. Nereden baksanız her dört haneden biri sosyal destek ve sosyal yardıma muhtaç. Bir ülkede bu kadar insan devlete muhtaç yaşıyorsa bu bir utanç vesikasıdır. İnsanları yoksullukla terbiye etmek, insanları yardıma bağımlı kılarak ülke yönetmek bir utanç vesikasıdır. Önemli olan yardıma ihtiyacı olan vatandaşlarımızın sayısını azaltmaktır.

Devlet ihtiyacı olana yardım eder. Onun için söylüyoruz. Yeterli geliri olmayan hanelere destek olacağız. İnsanları gıda, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaçlardan mahrum bırakmayacağız. Bebekler sağlıklı büyüsün diye bir yıl boyunca süt ve bebek maması başta olmak üzere her türlü ihtiyaçlarını karşılayacağız. Bunları yapacağız. Asıl çare, ülkeyi topyekûn zenginleştirmektir. DEVA Partisi iş başına geçtiğinde herkesin eli ekmek tutacak.

Ekonomi, finans ve istihdam alanındaki eylem planımızda 119 madde sıraladık. Krizi nasıl çözeceğimizi teker teker anlattık. Enflasyonu tek haneye yeniden düşüreceğiz. Daha önce yaptık, bu sefer daha iyisini yapacağız. Asgari ücret, açlık sınırının altında kalmayacak. Çünkü biz halka hizmet edeceğiz. Ücretlilerin üzerindeki vergi yükünü hafifleteceğiz.

Üç ayda TÜİK’in örtmeye çalıştığı enflasyon yüzde 22, memura verilen zam yüzde 7. Maaş zammı kuş oldu, uçtu gitti. 1 Temmuz’dan itibaren maaşların güncellenmesi şart oldu. Hem bayram ikramiyesinin anlamlı bir şekilde arttırılması hem de 1 Temmuz’dan itibaren tüm Türkiye’deki asgari ücret dahil sabit gelirli vatandaşlarımızın maaşlarının gözden geçirilmesi zorunludur.

“Uzun vadeli göç politikası oluşturmak gerekiyor”

Doğu sınırımızdan giren Afganları kaç kere sordum hükûmete. ‘Ya sınır güvenliğini sağlayamıyoruz deyin ya da Amerika’yla anlaştım, Taliban rejiminden kaçan ve Amerika’yla yakın çalışan bir grup Türkiye’ye gelmek istiyor, deyin. Bunu açıklayın’ dedim. Hâlâ hudut güvenliğini sağlamamak, ülkenin sınırlarının yol geçen hanına dönmesi veya kasıtlı ve anlaşmalı bir şekilde yabancıların ülkeye elini kolunu sallayarak kayıtsız girmesi kabul edilebilir değil. Şu an Türkiye’nin bir göç politikası yok. Uzun vadeli göç politikası oluşturmak gerekiyor. Türkiye’nin Suriye’de acilen çözümün parçası olması gerekiyor. Sorunun çözümüne önce Suriye’den başlamak gerekiyor.”

Babacan, “DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nin üçüncü ittifakı gündeme aldığı ve simülasyon çalışmalarına başladığı kulislere yansıdı. Bu iddialar doğru mu?” sorusunu “Ben böyle bir çalışmayı duymadım. Varsa da biz öyle bir çalışmanın içinde değiliz şu anda” sözleriyle yanıtladı.

Paylaşın

Türkiye’de Çocuk Nüfusu Oranı Hızla Azalıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) İstatistiklerle Çocuk 2021 verilerini açıkladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre; Türkiye nüfusu 84 milyon 680 bin 273 kişi iken bunun 22 milyon 738 bin 300’ünü çocuklar oluşturdu.

Haber Merkezi / Çocuk nüfusun yüzde 51,3’ünü erkek çocuklar, yüzde 48,7’sini kız çocuklar oluşturdu. Birleşmiş Milletler tanımına göre; 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun yüzde 48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında yüzde 41,8 ve 2021 yılında yüzde 26,9 oldu.

Çocuk nüfus oranının 2025 yılında yüzde 26,6, 2030 yılında yüzde 25,6, 2040 yılında yüzde 23,3, 2060 yılında yüzde 20,4 ve 2080 yılında yüzde 19,0 olacağı öngörüldü.

Türkiye’nin çocuk nüfus oranının Avrupa Birliği üye ülkelerinden yüksek

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde; 2021 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 18,2 oldu. AB üye ülkeleri içerisinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla; yüzde 23,9 ile İrlanda, yüzde 21,5 ile Fransa, yüzde 21,1 ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla; yüzde 15,8 ile İtalya, yüzde 15,9 ile Malta, yüzde 16,5 ile Portekiz ve Almanya oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının yüzde 26,9 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü.

Çocuk nüfus oranının en yüksek olduğu il Şanlıurfa oldu

ADNKS sonuçlarına göre; illerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2021 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 45,2 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini yüzde 42,3 ile Şırnak ve yüzde 40,1 ile Ağrı izledi. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu il, yüzde 17,3 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini yüzde 17,8 ile Edirne ve yüzde 18,4 ile Kırklareli izledi.

ADNKS sonuçlarına göre 2021 yılında toplam hanehalkı sayısı 25 milyon 329 bin 833 oldu. Hanelerin yüzde 45,3’ünde 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu gözlendi. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hanehalkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 71,6 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu illerin yüzde 30,0 ile Sinop ve Tunceli olduğu görüldü.

Toplam hanelerin yüzde 19,1’inde 0-17 yaş grubunda bir çocuk, yüzde 15,8’inde iki çocuk, yüzde 6,7’sinde üç çocuk, yüzde 2,3’ünde dört çocuk, yüzde 1,5’inde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görüldü.

Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2016 yılında çocuk nüfusun yüzde 28,2’sinin 0-4 yaş grubunda, yüzde 27,7’sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 26,8’inin 10-14 yaş grubunda ve yüzde 17,3’ünün 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken, 2021 yılında yüzde 26,0’sının 0-4 yaş grubunda, yüzde 29,1’inin 5-9 yaş grubunda, v28,3’ünün 10-14 yaş grubunda ve v16,5’inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görüldü.

Doğum istatistiklerine göre; 2020 yılında canlı doğan bebek sayısı, 1 milyon 112 bin 859 oldu. Doğan bebeklerin 570 bin 892’si erkek, 541 bin 967’si ise kız oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 97,1’ini tekil, yüzde 2,9’unu ikiz, yüzde 0,1’ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; hastanede gerçekleşen doğumların oranı, 2010 yılında yüzde 91,6 iken 2020 yılında yüzde 98,0 oldu.

En popüler erkek ismi Yusuf, kız ismi Zeynep oldu

ADNKS sonuçlarına göre; 2021 yılında doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Yusuf, Alparslan ve Miraç; en popüler kız bebek isimleri ise Zeynep, Elif ve Asel oldu. Doğan erkek bebeklerin 7 bin 88’ine Yusuf, 6 bin 218’ine Alparslan, 5 bin 698’ine Miraç, kız bebeklerin 10 bin 63’üne Zeynep, 6 bin 448’ine Elif, 6 bin 432’ine ise Asel ismi verildi.

Türkiye’de 2021 yılında 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Mehmet; kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Yağmur olduğu görüldü.

Toplam yaş bağımlılık oranı, 15-64 yaş grubunda çalışma çağındaki her 100 kişi başına düşen, 0-14 ile 65 ve üzeri yaş grubundaki kişi sayısı olarak tanımlanır. ADNKS sonuçlarına göre; 2021 yılında toplam yaş bağımlılık oranı yüzde 47,4 oldu. Yaş grubu 15-64 olan her 100 kişi başına düşen, 0-14 yaş grubundaki çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı ise yüzde 33,0 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’na 4 Yıl 1 Ay Hapis İstemi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, 4 Kasım 2019’da yaptığı basın açıklamasında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada savcılık mütalaasını açıkladı.

İmamoğlu’nun 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat katıldı.

Duruşmada mahkeme hakimi, İmamoğlu’nun avukatının reddi hakim talebinin Anadolu Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiğini söyledi.

Daha sonra savcılık esas hakkındaki mütalaasını verdi. Savcılık, İmamoğlu’nun “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Buna karşı söz alan Kemal Polat, reddi hakim talebine yönelik verilen kararlarda usule aykırılık olduğunu belirterek, esasa ilişkin savunmalarını daha sonra yapacaklarını ifade etti.

Mahkeme, Ekrem İmamoğlu’nun avukatının mütalaaya karşı savunma yapabilmesi için bir sonraki celseye kadar süre verilmesine karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe bıraktı.

Ne olmuştu?

İddianameye göre Ekrem İmamoğlu 4 Kasım 2019’da yaptığı bir basın açıklamasında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” diyerek hakaret etti. İddianamede YSK Başkanı Sadi Güven ile 10 kurul üyesi ‘mağdur’ sıfatıyla yer aldı.

Ancak İmamoğlu soruşturma kapsamında yazılı olarak alınan ifadesinde YSK üyelerine “ahmak” şeklinde bir söylemi olmadığı, bu söylemin kimse tarafından YSK üyelerine yönelik algılanmadığı, söylemin belli bir şahsı hedef almadığı, siyasi bir söylem olup sert bir eleştiri olduğu, somut olarak bir kimseye yöneltilmemiş olduğunu söyledi.

İddianamede Ekrem İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Paylaşın