Kılıçdaroğlu: Vatanı Satanlarla Kavga Edeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “İçinde bu halk için biriktirdiğim büyük bir kavga var. Bu kavgayı hep birlikte yol arkadaşlarımla birlikte yapacağız. Beş paraya vatandaşlığı satanlarla kavga edeceğiz, yabancılara daire satılsın diye emlak desteği çıkanlarla kavga edeceğiz, ülkede milyonların elektriğini kesen çetelerle kavga edeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Çocukları etten sütten mahrum bırakanlarla kavga edeceğiz. Bu kiralarla bu enflasyonla kavga edeceğiz. Uyuşturucu baronları ile iş tutanlarla kavga edeceğiz. Ülkenin onurunu konsolosluk bahçelerine gömenlerle kavga edeceğiz. Yargıyı siyasetin emrine verip Brunson’ları özel uçakla gönderip kendi insanımızı hapishanelerde rehin tutanlarla kavga edeceğiz. Yani özetle vatanı satanlarla kavga edeceğiz. Biz birbirimize emanetiz. Kol kola gireceğiz ve yürüyeceğiz. Bu memleket bize emanet.” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin TBMM’deki grup toplantısında Gezi davasından çıkan kararı gündemine aldı. 12 dakika kadar kürsüde kalan Kılıçdaroğlu “”Yazdığım konuşmayı bir kenara bırakıyorum, çok öfkeliyim” diyerek kürsüden indi.

Kürsüye çıktığında ise “Farklı bir konuşma yapacağım” diyerek sözlerine başlayan Kılıçdaroğlu, Gezi’de 18 yıl hapse mahkum edilen Tayfun Kahraman’ın kızı Vera’ya veda ettiği görüntüler için “Bizim Vera’ya bir sözümüz var, biz Vera’yı tekrar babasıyla kucaklaştıracağız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle:

“Dünyada böyle bir garabet yok”

“…Dün bir karar açıklandı. Gezi. Değerli arkadaşlarım kurgulanmış mahkemelerden adalet çıkmaz. Buradaki hakimlerin kendi özgür iradeleriyle verdikleri kararlar değil. Talimatla bu kararları alıyorlar. Demokrasi tarihimize baktığımızda bu tür mahkemeleri çok gördük. Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanının bile kurgulanmış mahkemelerle hapse atıldığını gördük.

Gezi nedir? Bizim demokrasi tarihimizde özgürlüğü haykıran gençlerin sesidir. Baskıya isyandır Gezi. Kendi ülkemizde özgürce yaşamak istiyoruz diyor gençler. Bu kurgulanmış mahkemede Osman Kavala beraat ettiği bir davadan müebbet hapse mahkum oldu. Dünyada böyle bir garabet yok. Ama bizim ülkemizde olur! Çünkü yargı bağımsız değil. Bizim Vera’ya bir sözümüz var, biz Vera’yı tekrar babasıyla kucaklaştıracağız. Bunu iktidar beşli çetelerin iktidarıdır. Hiç kimse unutmasın halkın değil milletin değil beşli çetelerin iktidarıdır. Ben devletin nasıl soyulduğunu şöyle iade edeyim; bugün farklı bir konuşma ile karşınızda olacağım.

“Evlatların karanlığa mahkum edildiği bir Türkiye”

Karanlığa mahkum edilen milyonların sesini dile getirmek istiyorum. Onların sorunlarını size anlatmak istiyorum. Gerçekten çok öfkeliyim. Evlatların karanlığa mahkum edildiği bir Türkiye’yi asla istemiyorum. Seslenmek istiyorum ey saray sesimi duyuyor musun; hiç kimse olarak gördüklerin yani görmezden gördüklerinin karanlık ışıksız evlerinden sesleniyorum sana. Yoksulların biriken öfkesini görüyor musun?

Evsiz, yurtsuz, elektriksiz, aç bıraktığın bebeklerin ağladığını duyuyor musun! Ben o bebeklerin ağlamalarından gece uyuyamıyorum. Karanlıkta onları düşünüyorum. Sonra o karanlıkta senin beşli, çetelerini de düşünüyorum ve yumruklarımı sıkıyorum. Bunlar engerekler ve çiyanlardır bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır diye Ahmed Arif. Dünya kötülük yapanların yüzünden değil buna seyirci kalanların yüzünden bu hale geldi! Cesaret yoksa zafer yoktur değerli arkadaşlarım.

“Biz birbirimize emanetiz”

Yol arkadaşlarım bütün yol arkadaşlarımıza sesleniyorum size de bir çift lafım var bu engerekler ve çiyanlarla çatışma ne kadar sert olursa zafer de o kadar yakın ve görkemli olacaktır. Ne pahasına olursa olsun yürüyeceğiz. Bu millete çetelere boyun eğdirmeyeceğiz. Ben o yoksulluğa mahkum edilen çocuklar için mücadele edeceğim. Ya bana katılın ya da şimdi şu anda yolumdan çekilin. Açık ve net söylüyorum.

Bir insanın uğurunda öleceği bir şey yoksa hayatında zaten o hiç yaşamamıştır. Pes etmeyeceğim. Durmayacağım. Söz veriyorum, milletimin huzurunda söz veriyorum durmayacağım. İçinde bu halk için biriktirdiğim büyük bir kavga var. Bu kavgayı hep birlikte yol arkadaşlarımla birlikte yapacağız. Beş paraya vatandaşlığı satanlarla kavga edeceğiz, yabancılara daire satılsın diye emlak desteği çıkanlarla kavga edeceğiz, ülkede milyonların elektriğini kesen çetelerle kavga edeceğiz.

Çocukları etten sütten mahrum bırakanlarla kavga edeceğiz. Bu kiralarla bu enflasyonla kavga edeceğiz. Uyuşturucu baronları ile iş tutanlarla kavga edeceğiz. Ülkenin onurunu konsolosluk bahçelerine gömenlerle kavga edeceğiz. Yargıyı siyasetin emrine verip Brunson’ları özel uçakla gönderip kendi insanımızı hapishanelerde rehin tutanlarla kavga edeceğiz. Yani özetle vatanı satanlarla kavga edeceğiz. Biz birbirimize emanetiz. Kol kola gireceğiz ve yürüyeceğiz. Bu memleket bize emanet.

Hadi eyvallah arkadaşlar”

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan ‘Gezi Davası’ Kararlarına Sert Tepki

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Gezi Parkı davasında verilen cezalara tepki göstererek, “Gezi Davası, Kobanê Davası, HDP’yi kapatma davası, demokratik siyaseti engelleme davaları, siyaseti biten, ancak emrindeki yargı gücüyle ayakta durmaya çalışan AKP-MHP iktidarının yarattığı hukuksuzluk karanlığıdır” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Gezi Davasının hâkimi biliyorsunuz, AKP’nin bir milletvekili aday adayı çıktı. Kobani kumpas davasının mahkeme başkanı da bir çete üyesi çıkmıştı. Yargının kimlere teslim edildiğinin karanlık bir resmidir bu tablo. Ortada bağımsız bir yargı yok. Ortada hukuk hiç yok. Artık bir ortada bir düşman hukuku bile kalmamış durumdadır. AKP’nin ele geçirip yönettiği mahkemelerin kendileri de, yargılamaları da, kararları da asla hukuki değildir, tam anlamıyla siyasi kararlardır, duruşmalardır” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Meclis iradesinin vesayet altında olduğu, yoksulluğun, yolsuzluğun, sömürü ve eşitsizliğin büyüdüğü bir süreçte Meclis’in 102’nci kuruluş yıl dönümünü karşıladıklarını dile getiren Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Keşke gerçek bir halk egemenliğinden ve demokratik bir sistemden söz edebilseydik. Çoğulculuğu, kimlik ve inançları, dilleri, âdemi merkeziyetçiliği reddeden, sürekli çatışma üreten, cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasını engelleyen bir asırlık darbeci, vesayetçi, retçi, tekçi ve inkârcı sistemin çoklu krizlerini yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz. Bu krizlerden çıkmanın yolu elbette ki var. Eşitliği, özgür yurttaşlığı, âdemi merkeziyetçiliği esas alan güçlü bir demokrasidir, toplumsal sözleşmeye dayanan çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokratik yeni bir anayasadır.

İhtiyaç olunanın herkesin hakkını hukukunu koruyan bir adalet ve hukuk sistemi olduğudur. Kadınların özgürlüğüdür ve bu coğrafyanın en acil ihtiyacı olan onurlu adil bir barıştır. Tüm bunlar cumhuriyeti demokrasiyle, Türkiye halklarını demokratik bir yaşamla buluşturacak temel adımlardır. Bu anlamda Türkiye tam bir yol ayrımındadır. Ekonomik, sosyal, hukuksal hiçbir soruna çözüm üretemeyen bu kriz sisteminden kurtulmaya yönelik değişim ve dönüşüm talepleri bütün toplumsal kesimlerde giderek güçlenmektedir.

“Artık yeter” sesleri her yerde gün geçtikçe yükselmektedir. Bu sesten korkan iktidar ise, kaybetmemek, rant ve yolsuzluk düzenini sürdürmek için saldırganlığını her gün arttırmaktadır. Yargı kumpaslarından siyasi darbe operasyonlarına, kutuplaştırma siyasetinden komşu ülke topraklarında savaş çıkarmaya varıncaya kadar iktidarını ayakta tutacak tüm çatışma ve kriz mekanizmalarını devreye sokan bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.

Gezi davası

Kobanê’de insani dayanışma ve yardımlaşmayla, Gezi’de kolektif toplumsal itirazla, sokakta kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, siyasette HDP’yle, demokrasi güçleriyle, doğayla savaş tam halinde olduklarını söylemekte bir beis görmüyoruz. Gezi Davası, Kobanê Davası, HDP’yi kapatma davası, demokratik siyaseti engelleme davaları, siyaseti biten, ancak emrindeki yargı gücüyle ayakta durmaya çalışan AKP-MHP iktidarının yarattığı hukuksuzluk karanlığıdır. Dün Gezi Davası’nda karar çıktı.

Beraatla sonuçlanan Gezi Davası’nı kumpaslarla yeniden bir yargılamaya dönüştürdüler, Sevgili Osman Kavala’ya müebbet, Sevgili Mücella Yapıcı başta olmak üzere 7 arkadaşımıza da 18’er yıl ceza verdiler. Buradan hepsine ayrı ayrı selamlarımı ve dayanışma duygularımı gönderiyorum. Hukuk ve adalet mücadelesinde asla yalnız değilsiniz, Türkiye’nin demokratik vicdanı sizinle diyorum. Buradan Meclis kürsüsünden bir kez daha selamlarımı gönderiyorum.

Gezi Davasının hâkimi biliyorsunuz, AKP’nin bir milletvekili aday adayı çıktı. Kobani kumpas davasının mahkeme başkanı da bir çete üyesi çıkmıştı. Yargının kimlere teslim edildiğinin karanlık bir resmidir bu tablo. Ortada bağımsız bir yargı yok. Ortada hukuk hiç yok. Artık bir ortada bir düşman hukuku bile kalmamış durumdadır. AKP’nin ele geçirip yönettiği mahkemelerin kendileri de, yargılamaları da, kararları da asla hukuki değildir, tam anlamıyla siyasi kararlardır, duruşmalardır.

“Gezi davasında verilen cezalar; tüm topluma yönelik bir gözdağıdır”

Mahkeme üyesinin karara düştüğü şerh zaten her şeyi izah ediyor, bizlere açıklıyor. Şerhteki ‘Her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı başkaca delil yoktur’ tespiti, hukuksuz, delilsiz yargılamanın bir kumpas olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı kumpası biz delilsiz Kobanê davasında da gördük. En son, Kobanê’ye yapılan insani yardımla ilgili 20 arkadaşımızı hukuksuzca tutukladılar. Burada da ortada da tek bir delil yok! Gezi davasında verilen cezalar; tüm topluma yönelik bir gözdağıdır.

Karar, demokratik hak, eşitlik ve özgürlük taleplerini, toplumsal muhalefeti yargı kumpaslarıyla, hukuksuz cezalarla engelleme girişimidir. Gezi dayanışmasında verilen cezanın üzerinden bir saat geçmeden AKP Genel Başkanı yargı mensuplarıyla iftar yemeğinde çıkıp bir de halkın aklıyla alay edercesine adalet dersi verdi. ‘Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. Adalet duygusunun zedelendiği yerde sosyal barış olmaz’ dedi. Bunları söyleyen aynı zamanda ‘AİHM kararlarını tanımıyorum’ diyen zihniyettir. Bu ülkede adalet duygusunu zedeleyen de, barışı yok eden de, toplumda huzur bırakmayan da sizin iktidarınızdır. Sorumluyu başka yerde aramayın.

“Mücadele sürecektir…”

Buradan bir kez daha vurguluyorum: Taksim’deki toplumsal dayanışma, bu ülkedeki adalet için, eşitlik için, özgürlük için asla sönmeyecek bir umuttur. Bu umudu, cezalarınızla, baskılarınızla, başkanı çete üyesi, hâkimi milletvekili aday adayınız olan iktidar mekanizmalarınızla asla kıramayacaksınız, asla kıramayacaksınız, asla kıramayacaksınız.  Şimdi adalet, hukuk ve eşitlik mücadelesini, Gezi’nin umuduyla birlikte daha da büyütmek için daha fazla ortak mücadele zamanıdır. HDP adalet mücadelesinin sözüdür, gücüdür, yoludur. Sözümüzdür; Berkinlerin, Ali İsmail Korkmazların, Ethem Sarısülüklerin hayalleri yaşam bulana kadar bu mücadele sürecektir.

İktidarın, ayakta kalmak için sürdürdüğü savaşın bir diğer ayağı da biliyorsunuz komşu ülke topraklarında hala sürmektedir. Ukrayna savaşı için ‘Savaşın kazananı olmaz’ diyen iktidar, bir takım emperyal hedeflerle sınırın diğer tarafında, Federal Kürdistan Bölgesi’nde yeni bir çatışma dalgasını başlattı. Uluslararası hukuku yok sayarak, komşu ülkenin topraklarına girerek, o ülkenin iradesini ve egemenlik haklarını yok saymak, yayılmacılıktır, bir savaş politikasıdır.

Sürekli krizden ve çatışmadan beslenen iktidarın, Irak’a, Suriye’ye, Ortadoğu’ya savaş ihraç ederek, hem bu bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmayı, hem de Kürt halkı başta olmak üzere tüm bölge halklarının barış içinde ortak geleceğini hedef aldığını biliyor ve görüyoruz. Ne yazık ki bu politikanın bedelini her zamanki gibi yine canıyla ve ekmeğiyle halka ödetecekler. Çatışmacı siyaset Kürt sorununu daha da derinleştirecek ve çıkmaza sürükleyecektir.

AKP Genel Başkanı geçen haftaki grup konuşmasında ‘Bu yapılan operasyondan tek rahatsız olan parti HDP’dir’ dedi. Bu sözler aynı zamanda savaş politikalarına karşı çıkmayan siyasal muhalefetin içine düştüğü durumu da ortaya çıkarmaktadır. Buradan şunu özellikle vurgulamak istiyorum: İktidar olarak siz gayet rahat olabilirsiniz, ama biz, evet savaş politikalarınızdan kesinlikle rahatsızlık duyuyoruz. Sadece biz değil, halk da, bölge halkları da huzursuzluk ve rahatsızlık duyuyor. Siz rahat olabilirsiniz, ama biz gençlerin cenazesinin gelecek olmasından kesinlikle rahatsızlık ve üzüntü duyuyoruz. Bölge halklarının huzurunu kaçırmanızdan evet rahatsızlık duyuyoruz. Toplumun yoksullaşarak ağır bedel ödeyecek olmasından evet kesinlikle rahatsızlık duyuyoruz. Siz bizim barış politikamızdan rahatsızlık duyuyorsunuz. Bunu görüyor ve biliyoruz. Ama vazgeçmeyeceğiz. Savaşa her zaman karşı çıkarak, barışı güçlü bir biçimde savunmaya devam ederek sizi rahatsız etmeye devam edeceğiz. Bunu da böyle bilin.

Dur diyelim

Savaş, sizin varlık nedeniniz olabilir ama halklar adına barışı savunmak da bizim varlık gerekçemizdir. Ve bundan asla geri adım atmayacağız. Sizin çatışmacı siyasetine karşı biz diyalog ve müzakereyi, demokratik çözümü her zaman ve her zeminde savunarak iktidarınızı rahatsız etmeye devam edeceğiz. Buradan tüm topluma, demokratik kamuoyuna, demokrasi güçlerine, sivil toplum örgütlerine, tüm vicdanlı insanlara seslenmek istiyorum.

Bu ülkeyi yoksullaştıran, soframızdaki ekmeğe göz diken, kamuyu yolsuzluk çukuruna sokan bu adaletsiz ve vicdansız iktidar düzeninden kurtulmanın yolu, kendi iktidarları için başlattıkları savaşa karşı en güçlü şekilde karşı çıkmaktan geçer. Gelin hep birlikte savaş politikalarına da, talan düzenine de birlikte karşı çıkalım. Dur diyelim! Savaşsız, sömürüsüz, ortak ve eşit geleceğimiz için, demokrasi için, adalet için, ekmeğimiz ve alın terimiz için savaş karşıtı ittifakı hep birlikte büyütelim. Şimdi tam da bunun zamanıdır.

İktidarın çatışmacı-yayılmacı politikalarına karşı ses çıkarmayan siyasal muhalefetin de bu tutumunu gözden geçirmesi ve iktidarın ömrünü uzatacak politikalara hizmet etmekten kaçınması gerekir. Halkın beklentisi budur. Eğer ortak geleceği konuşmak istiyorsanız, savaş politikalarına karşı durmanız, barışın yanında yer almanız gerekir. Büyük bir ekonomik yıkım yaşayan bu halk, ne yeni bir savaşın ağır maliyetini, ne de bu iktidarın talan ve hukuksuzluklarını daha fazla kaldırabilecek durumdadır. Bu gerçeği herkesin iyi görmesi, net, ilkeli ve cesur olması gerekir.

Türkiye halkı yoksullaştı

Çatışmalı sürecin tırmandığı her dönem Türkiye halkları daha fazla yoksullaştı. Bakın rakamlar açık ortadadır! Bu yıl toplanacak toplam vergi tutarı tam 1 trilyon 450 milyar TL’dir. Bu vergilerin çatışmalara, faize ve ranta harcanacağı da gün gibi ortadadır. Geçmiş deneyimler bunu göstermektedir. 2015’ten bu yana savaş bütçesi tam olarak 6 kat artmış durumdadır. 2013-2015 çözüm süreci döneminde savunmaya ayrılan tutar; 40 ile 50 milyar lira arasındayken, 2022 yılında bu rakam 280 ila 290 milyar TL’dir.

Bugüne değin savaşın tırmandığı her dönem milli gelir de sürekli düşmüş durumdadır. Türkiye bugün dünya milli gelir sıralamasında 23’üncüdür. Dikkatinizi çekerim Türkiye’nin 16. sırada yer aldığı tek dönem ise barış ve müzakere süreçlerinin yürütüldüğü 2013-2015 yıllarıdır. Bu rakamların bize söylediği şudur: Atılan her mermi, atılan her bomba, milli gelirin, soframızdaki ekmeğin, cebimizdeki paranın daha da küçülmesi demektir. İşsizliğin, açlığın, sefaletin daha fazla büyümesi demektir.

Kürtler kazanmasın diye yürütülen düşmanlık politikasının Türkiye toplumuna işte maliyeti budur! Bakın İpsos’un yaptığı son bir araştırma var: Her 100 kişiden 83’ünün alım gücü düşmüştür. Her 10 kişiden 4’ü ailesinin maddi desteğine muhtaç hale gelmiştir. Bu iktidar tarafından getirilmiştir! Yine TÜİK’in çarpıttığı rakamlara göre bile, her 3 çocuktan 1’i yoksuldur. Milyonlarca çocuk beslenme, sağlık, eğitim gibi temel haklardan mahrumdur.

Öğrenciler barınamıyor, beslenemiyor, hastalar ilaç alamıyor, çiftçiler tarlasını ekemiyor, işçiler evine ekmek götüremiyor, memurlar ayın ortasını dahi getiremiyor, Çocuklar aç yatıyor, bebekler mama yiyemiyor, Borç batağında ve işsiz olan gençlerin hepsi yurtdışına gitmek istiyor. Türkiye halkının şu gerçeği net olarak görmesi gerekir. Sizin tercihiniz olmayan bir savaşı, bu iktidar kendi bekası için yine sizin vergilerinizle sürdürmektedir.

Halk aş-iş istiyor

Elbette ki bir gerçeklik daha var. Bakın! Halk aş-iş istiyor, iktidar sınır ötesi operasyon başlattık diye cevap veriyor. Gençler bugün işsiz, umutsuz, iktidar 2053 vizyonunu bekleyin diyor. Emekliler insanca yaşam istiyor, iktidar ülkeyi kimse bölemez diyor. Üretici, çiftçi perişan, gıda krizi kapıda, iktidar Irak’ı Suriye’yi kurtaracağız diyor. Enflasyon dozer gibi herkesi eziyor, iktidar, ekonomide en güçlü dönemdeyiz diyor. Ekonomiyi yolsuzluk ve rant kuşatmasına alan iktidarın Maliye Bakanı da ‘Gerekirse gemileri karadan yürütürüz’ dedi, bunu dün şaşırarak izledik.

Bunlar yürütme konusunda gayet ustalar. Neleri yürüttüklerini de hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunlar halkın vergilerini yürütüyorlar. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin yolsuzluk araştırması raporuna göre toplumun yüzde 74’ü yolsuzlukların arttığını söylemektedir. Her 3 kişiden 2’si önümüzdeki 2 yılda yolsuzluğun daha da artacağı kanaatindedir. İşte, toplumdaki bu yolsuzluk algısını, beka ve savaş algısıyla yıkmak istiyorlar. Bütün çabaları bunun içindir.

Medyada her gün “milyonluk ihaleler AKP’linin yakınına gitti” başlıklı bir haberi görmek mümkündür. İşte yürüttükleri gemi tam da budur, ihale gemileridir. Çifter maaşlardır, örtülü ödenek vurgunlarıdır. Halk ise ucuz, bayat ekmek kuyruğuna mahkûm edilmektedir. Ekmek kuyruklarının sebebi; halkın cebinden çalınan paraların ranta ve savaş aktarılmasıdır. Sınır ötesinde tankları yürütürken, sınır içinde de rant gemisini yürütmeye devam ediyorlar. Yapılan son araştırmalarda 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 6 bin 170 liraya yükselmiştir.

Sınırların ötesindeki savaş, sınırın içindeki açlık sınırını ve halkın açlıkla olan savaşını büyütmektedir. Tüm bu tablonun mimarı suç ekonomisi inşa eden, yandaş ekonomisini finanse eden ve savaş ekonomisiyle servet kazanan AKP-MHP iktidarıdır! Bakın emekliler günlerdir bayram ikramiyelerine insan onuruna yaraşır bir zam bekliyordu. İktidar, milyonlarca emeklinin bu insani talebini bir kez daha görmezden geldi, yok saydı. Çünkü emekliye gitmesi gereken kaynakları başka yerlere, 5’li çetelerine aktarıyorlar.

Sefalet Türkiye’si yaratılar

Evlere şekerin, lokumun, çocuklara bayramlığın alınamadığı, emeklilerin torunlarına bayram harçlığı veremediği, ulaşım zamları nedeniyle insanların bir birini ziyarete dahi gidemediği bir sefalet Türkiye’si yarattılar. Halkın bayramını zehir ettiler. Yazıklar olsun size diyoruz! Bir de dün kabine toplantısında çıkmış, AKP Genel Başkanı, ‘2023, emeklerin karşılığını alma, hasadı yapma vaktidir’ diyor.

Evet, ektiğinizi biçeceksiniz! Yaptığınız zulmün, hukuksuzlukların hasadını bir bir toplağınızı çok iyi biliyoruz! Halk sandıkta iki yakanıza yapışacak ve tarihin en büyük hesabını soracaktır! Bu tablo tabi ki kaderimiz değildir. Türkiye halklarının mahkum olduğu bir kader asla değildir. Ne yoksulluğa, ne de yoksulluğun temel sebebi olan savaş ve rant politikalarına mecbur da değiliz. Bu ülkede onurlu ve insanca bir yaşam sürmek elbette mümkündür. Bunun yolu da sömürüye ve adaletsizliğe karşı ortak mücadeleden geçer.

Newroz’daki büyük halk iradesiyle, 1 Mayıs’ın direniş ruhunu birleştirerek, adalet mücadelesiyle, ekmek mücadelesini buluşturarak bu savaşı ve ekonomik yıkımı durdurabiliriz. O yüzden alanlarda, fabrikalarda, yaşamın her alanında emek, demokrasi ve adalet mücadelesini büyütmek hepimizin öncelikli gündemi olmak zorundadır. Birleşerek büyürüz, birleşecek kazanırız! Bunu hiç kimse aklından çıkarmasın. Değerli emekçi halkımız, hepinizi bildiği gibi önümüzdeki Pazar 1 Mayıs’tır.

İşçiler, emekçiler, bu 1 Mayıs’ta sömürüye, eşitsizliğe ve adaletsizliğe, hayat pahalılığına, işsizliğe, güvencesiz çalışmaya, yoksullaştıran savaş politikalarına karşı ‘bu düzen böyle gitmez birlikte değiştireceğiz’ diyerek alanları doldurmaya hazırlanmaktadır. Biz de HDP olarak her yıl olduğu gibi bu yıl da yine 1 Mayıs meydanlarında olacağız. Tıpkı 8 Mart mitingleri gibi, tıpkı halen konuşulan ve ülkenin dört bir yanında milyonların katıldığı Newroz’lar gibi, 1 Mayıs’ın da kitlesel geçmesi için alanlarda olacağız. Bu 1 Mayıs aynı zamanda demokrasi güçlerinin bir araya geleceği ve AKP-MHP iktidarına karşı omuz omuza mücadeleyi en fazla büyüteceği bir gün olacaktır. Bu ülkenin yoksulları, ezilenleri, emekçileri dayanışarak, birleşerek cesaret ve umut biriktiriyorlar. İşte bu cesaret ve umut karşısında duramayacaklarını bir kez daha belirtmek istiyorum.

Bizler bir araya gelerek, ortak mücadelede buluşarak değiştireceğimize inanıyoruz. Buna tüm halklarımızın da inanmasını istiyoruz. Demokrasi ittifakı derken tam da bunu kastediyoruz. Meydanların kardeşliğinden, sokakların özgürlüğünden söz ediyoruz. İktidarı değiştirmenin bir yolu seçim sandığı ise bir yolu da 8 Mart, Newroz ve 1 Mayıs meydanlarından geçmektedir. Tüm emekçileri, yoksulları ezilenleri kısacası hakkını arayan herkesi, 1 Mayıs meydanlarını doldurmaya bir kez daha davet ediyoruz. Orada herkes olmalıdır çünkü orada herkese yer vardır. Yaşasın 1 Mayıs, Biji Yek Gulan! diyoruz.

HDP’nin savunması

Son olarak, bildiğiniz üzere partimize açılan kapatma davasında esasa ilişkin savunmamızı geçen hafta hukukçu arkadaşlarımız Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Demokrasinin güçlendirilmesi, tarihsel ve güncel sorunların şiddet dışı yöntemlerle, diyalog ve müzakere yoluyla, demokratik siyaset eliyle çözülebilmesi için HDP’nin önemi, rolü ve çabasını detaylı olarak anlattık. Savunmamız; sadece HDP’nin savunması olarak algılanmamalıdır. Savunmamız aynı zamanda demokrasinin, kadın özgürlük mücadelesinin, ötekileştirilen tüm kesimlerin, ekolojinin, toplumsal barışın, açlığa ve sefalete sürüklenen halkın, gençlerin, çocukların kısaca tüm Türkiye halklarının savunmasıdır.

HDP’yi savunmak kendimizi savunmaktır, kendi hikâyemizi, kendi sözümüzü, emeğimizi ve geleceğimizi savunmaktır. Bizim durduğumuz yer; halkımızın yıllardır başını eğmeden cesurca verdiği mücadelenin yanıdır. Farklı seslerle, renklerle ve kimliklerle bir arada oluşumuzdur. Bizim durduğumuz yer kadınların yanıdır, gençlerin yanıdır, Newroz alanlarından barış ve özgürlük diyen milyonlarla omuz omuza olmaktır.

Bizler, faşizmin saldırılarına karşı bu ülkenin demokratik geleceğini inşa etmek için ilerlemeye kesintisiz olarak devam edeceğimizi bir kez daha ifade etmek isterim. HDP’yi savunmak derken tam da kastettiğimiz budur, adaleti ve hukuku savunmaktır, ortak dayanışmayı büyütmektir. Emek için, özgürlük için, eşitlik için, adalet için, demokrasi için, onurlu bir yaşam için bu yolu birlikte yürütmek zorunluluğuna hepimiz sahibiz.

Adıyaman’ın Kömür ilçesinde mermer ocağına karşı direnen bir anne var. 70 yaşındaki İsê Arslan der ki; ‘Sonunda başımız gitse de, onlar doğamızdan gidene kadar direneceğim.’ İşte kılavuzumuz budur. İsê anneye de buradan kucak dolusu sevgilerimi gönderiyor, direnişini selamlıyorum. Ve bir kez daha ve hiç tereddüt etmeden söylüyoruz ki, HDP bu topraklarda kök salmış halklarımızın partisidir. Halklaşan bir partiyi engelleyemezsiniz, bu coğrafya halklarının demokrasi, adalet ve eşitlik yürüyüşünü durduramazsınız.

Halklar tarihle olan randevularını kaçırmaz! Halklar bahçesi olan partimiz HDP de yaşanan bu tarihi süreçte, tarihe ve ezilen, sömürülen, direnen, barış talebi görmezlikten gelinen, hayatı kıskaca alınan tüm halklar ile beraber bu randevusuna geç kalmayacaktır. Türkiye halkları ve toplumu bunu iyi bilmelidir. Rolünü en güçlü şekilde oynayamaya devam edecektir. Bir su misali, mutlaka mecrasında akacak ve kaynağa ulaşacaktır. Hepimizin yolu açık olsun. Aynı zamanda önümüzdeki haftaki Mübarek Ramazan Bayramınızı da kutluyor, barış, huzur ve adalete vesile olmasını yürekten temenni ediyorum.”

Paylaşın

Altılı Masanın Üçüncü Toplantısı: Somut Adımlar Atılıyor

Altı muhalefet liderinin son toplantısında 3 komisyonun görev alanları ve çalışma yöntemi belirlendi. Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş Mutabakat Metni’ne imza atan 6 muhalefet liderinin son buluşmasında, kurulması kararlaştırılan 3 komisyonun görev alanları ve çalışma yöntemleri belirlendi, cumhurbaşkanı adayı tarifi yapıldı.

Seçime kadar çalışacak, önümüzdeki aylarda sayısı ve kapsamı genişleyebilecek komisyonlar için “İttifaka giden süreçte somut adımlar atıldığının göstergesi” yorumu yapıldı. Liderlerin cumhurbaşkanı adayı tarifi “6’lı masanın devamlılığı için tutum alma, ortak yaklaşım gösterme” sözleriyle değerlendirilirken, bu tarifin konunun ele alınma zamanının geldiği sinyali olarak da görülebileceği ifade edildi.

Nergiz Demirkaya’nın Gazete Duvar’da yer alan haberine göre, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde bir araya gelen 6 liderin, yaklaşık 6 saati bulan toplantısından çıkan sonuca göre seçime kadar çalışacak 3 çalışma grubu oluşturuldu.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe ilişkin yasal ve anayasal değişiklik için çalışma yapacak komisyon ilk etapta belirlenen “Siyasi Ahlak Yasası”, “Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılması”, “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı”, “uzun vadeli strateji ve planlamadan sorumlu kurumsal yapı”nın oluşturulması için yasal hazırlık görevini üstlenecek.

Parlamenter sistem çalışmasını yürüten parti temsilcilerinin yer alması beklenen bu komisyon teknik bir komisyon olacak, süreç içinde liderlerin belirlediği diğer konularla ilgili de çalışma yürütecek. Bu komisyonun çalışması seçimin kazanılması durumunda ilk hayata geçecek kararname, yasa çalışmalarına hazırlık olacak.

Liderlerin kararıyla oluşan en önemli çalışma guplarından bir diğeri katılımcı partilerin “siyasi işler komisyonu” olarak nitelediği çalışma grubu olacak. Olası ittifakın ilke ve esasları, seçim işbirliğine dönük formülleri çalışacak bu komisyonun zamanla liderlerin sekretaryasını da yapması bekleniyor. Kurulacak komisyon siyasi partiler arasında eşgüdümü sağlayacak, işbirliği, ittifaka giden süreçte yaşanabilecek olası krizlere müdahale edecek, çalışmaları kolaylaştırıcı rol üstlenecek.

Seçim güvenliği

Toplantıda üzerinde değerlendirme yapılan bir diğer komisyon ise önceki toplantıda kurulması kararı alınan seçim güvenliği komisyonu oldu. Bu komisyonda 6 siyasi partinin seçim işleri ve bilişimden sorumlu yöneticileri yer alacak. Komisyon seçim güvenliği kapsamında seçim öncesi hazırlıklar, seçim günü sandıkların korunması ve sandıkların kapanmasının ardından başta itiraz süreçlerinde hukuki dayanışma ve iş birliği olmak üzere tüm süreçle ilgili çalışma yapacak. Parti temsilcileri kurulan 3 komisyonu “Bu bir maraton; adım adım ilerliyoruz”, “İttifak, iş birliğine giden süreçte somut adımlar atıldığının göstergesi” sözleriyle değerlendirdi.

6 muhalefet partisi lideri alfabetik sıraya göre her ay bir partinin ev sahipliğinde bir araya geliyor. CHP, DEVA Partisi ve Demokrat Parti ev sahipliğinde yapılan toplantıların dördüncüsü 29 Mayıs’ta Gelecek Partisi’nde olacak. Yapılan planlamaya göre oluşturulan komisyonların toplantı adresi o ay liderler zirvesine ev sahipliği yapacak parti olacak. Bu kapsamda kurulan 3 çalışma grubunun toplantılarının da Gelecek Partisi Genel Merkezi’nde yapılması planlanıyor.

Cumhurbaşkanı tarifi

Edinilen bilgiye göre üçüncü kez gerçekleşen liderler buluşmasında derinleşen ekonomik kriz, göçmen sorunu, dış politikadaki gelişmeler gibi gündemdeki birçok konu ele alındı. Toplantıda Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adayı kriterleri için ifade ettiği “20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak” sözleri de konuşuldu.

Özellikle Gelecek ve DEVA Partisi’nde rahatsızlık yaratan bu sözler için, “Bu kişisel bir mesele değil, 6’lı masanın devamlılığı açısından önemli bir konu. Sürece zarar vermemek için bu konuda ortak tutum, yaklaşım, söylem birliği olmalı” denildi. Liderler açıklamasında yer alan Cumhurbaşkanı tarifinin de bu kapsamda metne yazıldığı öğrenildi. Ayrıca her gün Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı tartışmalarına gönderme yapan bir parti temsilcisi de “Aday önemli ama daha da önemlisi ilkeler. Partili cumhurbaşkanı memleketi felakete sürükledi, onun yerine biz nitelikleri öne çıkararak sistem eleştirisi getirmiş oluyoruz” değerlendirmesi yaptı.

İttifak önerileri

Liderler Zirvesi’nde yeni seçim yasası sonrası gündeme gelen yeni ittifak senaryoları da konuşuldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu senaryolarla ilgili “8 seçenek” açıklamasını, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da “ittifak içinde ittifak” sözleriyle ilgili liderleri bilgilendirdi. Bu konudaki değerlendirmeler somut bir karara dönüşmedi. Parti kurmayları ittifak konusunda her partide değerlendirmeler yapıldığını, birçok seçeneğin ele alındığını belirtirken, henüz hangi kanunla seçime gidileceği belli değilken bir karar almanın da doğru olmayacağını söyledi.

Dördüncü toplantı

Liderlerin yapacağı dördüncü toplantı Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ev sahipliğinde gerçekleşecek. Toplantı için belirlenen tarih İstanbul’un fethedildiği gün olan 29 Mayıs. Bu tarih parti kulislerinde, “İstanbul’u fethettik şimdi Türkiye’yi fethedeceğiz” esprilerine de neden oldu.

Paylaşın

DP Lideri Uysal: İktidar Toplumsal Muhalefeti Susturma Derdinde

‘Gezi Parkı Davası’nda verilen kararlara tepki gösteren DP Lideri Gültekin Uysal, “İktidar, verdiği kanun teklifleri ile siyasal muhalefeti, mahkemeler aracılığıyla aldığı politik kararlarla toplumsal muhalefeti susturma derdinde” dedi.

Haber Merkezi /Gezi Parkı Davası’nda Osman Kavala’ya hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye ise bu suça yardımdan 18 yıl hapis cezası verildi.

Mahkemenin kararı, tepki çekerken, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım ile karara tepkisini gösterdi.

Herkes için Adalet’ diyoruz, ‘herkes için demokrasi’ vurgusu yapan DP Lideri Uysal, açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Dün Gezi davası ile alakalı karar da gösterdi ki iktidar, korku kol gezinsin, muhalefet için Türkiye tekinsiz bir yer olsun istiyor.

‘Seçimler yaklaştıkça iktidar her türlü yöntemi deneyecektir’ derken bunu da kastediyordum.

İktidar, verdiği kanun teklifleri ile siyasal muhalefeti, mahkemeler aracılığıyla aldığı politik kararlarla toplumsal muhalefeti susturma derdinde.

Adaleti ve demokrasiyi işler hale getirmek yerine korkuyu yerleştirmek derdinde.

‘Bırakalım, maruz kalan düşünsün’ anlayışı ile bu cendereden kurtulma imkanımız yok!

O nedenle ‘herkes için Adalet’ diyoruz, ‘herkes için demokrasi’ diyoruz.”

 

Paylaşın

Altılı Masa İlk Olarak Siyasi Ahlak Yasası’nı Çalışacak

Muhalefet partisi liderlerinin üçüncü buluşmasının gündemi, tuzak olarak değerlendirilen Seçim Yasası’na karşı işbirliği, yeni dönemde yapılacak yasal düzenlemeler ile Cumhurbaşkanı adayı kriterleriydi. Masada, dört ayrı başlıkla ilgili yasa hazırlığına başlanması kararlaştırıldı. Önceliğin ise Siyasi Ahlak Yasası’na verileceği öğrenildi.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmalarını sürdüren altı muhalefet partisinin lideri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, üçüncü kez, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde bir araya geldi. Toplantı öncesinde en çok merak edilen konuların başında, Uysal’ın Gelecek ve DEVA partilerinin tepkisine neden olan tweetinin gündeme gelip gelmeyeceğiydi.

O tweet masada hiç konuşulmadı

Uysal, 10 Nisan’da yaptığı paylaşımda Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili üç kriter sıralamış ve bu kriterler arasında “20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak” ifadesini kullanmıştı. Uysal’ın bu tweeti Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu işaret ettiği gerekçesiyle her iki partide de tepkiyle karşılanmıştı. Edinilen bilgiye göre bu konu, toplantı öncesindeki birebir görüşmelerde konuşuldu ve altılı masa toplantısının gündemine hiç taşınmadı.

Kriterler kimi işaret ediyor?

Kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri olan Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunun da yalnızca ilkeler çerçevesinde konuşulduğu belirtildi. Toplantı sonrasında yapılan açıklamada cumhurbaşkanı adayına yönelik kriterler sıralanırken, parti yetkililerinden edinilen bilgiye göre masada aday, isim özelinde hiç gündeme gelmedi, aday ismi telaffuz edilmedi.

Buna karşın CHP’li bazı yetkililer DW Türkçe’den Eray Görgülü’ye yaptıkları değerlendirmelerde “Uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi” kriterleriyle Kemal Kılıçdaroğlu’nun işaret edildiği yorumunda bulundu.

“Seçim Yasası, altılı masaya tuzak”

Liderlerin gündemine aldığı konulardan biri de TBMM’de kabul edilen Seçim Yasası oldu. Liderler, bu yasanın Cumhur İttifakı tarafından altılı masayı dağıtmak amacıyla hazırlandığına yönelik değerlendirmelerde bulundu. Masada, birlikte çalışmanın ve ortak cumhurbaşkanı adayının önemi bir kez daha vurgulandı. Buna karşın halen erken seçim olasılığı bulunduğu bu yüzden seçime hangi yasayla girileceğinin de net olmadığı vurgulandı.

İlk olarak Siyasi Ahlak Yasası çalışılacak

Buluşmanın bir diğer önemli gündem maddesi de seçim sonrasında yürürlüğe sokulması planlanan yasal düzenlemeler oldu. Siyasi Ahlak Yasası’nın hazırlanması kararlaştırılırken, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılması, Merkez Bankası bağımsızlığının teminat altına alınması ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden hayata geçirilmesine yönelik yasa hazırlığının da yürütülmesine karar verildi. Edinilen bilgiye göre, yasal mevzuatla ilgili kurulan komisyon önümüzdeki hafta ilk olarak Siyasi Ahlak yasası üzerinde çalışmaya başlayacak.

Davutoğlu gündeme getirmişti

Siyasetin finansmanında şeffaflık sağlamayı amaçlayan Siyasi Ahlak Yasası, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde gündeme gelmiş ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın itirazları üzerine rafa kaldırılmıştı. Davutoğlu da bu yılın başında yaptığı açıklamada da, yasal düzenlemenin hayata geçmesinin kendi partisi tarafından engellendiğini belirterek, “Parti içinde engellendim ki başbakanlığıma mal oldu” ifadesini kullanmıştı. Davutoğlu tarafından 2015 yılının başında açıklanan teklif, TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekilleri, genel merkez yöneticileri, il ve ilçe başkanlarına mal bildiriminde bulunma zorunluluğunu öngörüyordu.

Şahin: Herkes kafasına göre aday tarifi yapmasın diye

DEVA Partisi Sözcü İdris Şahin, yasal düzenlemelerin ne şekilde olacağına yönelik komisyon kurulacağını ve bu komisyonun çalışmalarına başlayacağını söyledi. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde gündeme getirilen ancak vazgeçilen Siyasi Etik Yasası teklifini hatırlatan Şahin, “O dönem geri çekilen hususların büyük çoğunluğu, çalışmamızın içerisinde olacak” dedi.

Şahin, adaylık tarifi ile ilgili de “Tarif, masada oturanların bundan sonra bu kriterler içerisinde açıklama yapması gerektiğine ilişkin vurgu yapıyor” dedi. Şahin, “Herkes kendi kafasına göre aday tarifi yapmasın, bu ilkeler doğrultusunda bir aday tarifi yapılsın düşüncesinde konulmuş düzenleme” değerlendirmesinde de bulundu. Şahin, Gültekin Uysal’ın tweeti ile ilgili soru üzerine de “Tweet konusu gündeme gelmemiş ama öncesindeki görüşmelerde yapılan ziyaretlerde dile getirilmiş, o da kendisi yanlış anlaşıldığını ifade etmiş, dolayısıyla masada tekrar ısıtılıp gündeme getirilmemiş” diye konuştu.

CHP’li Erkek: Siyaset zenginleşme aracı olmamalı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek de, artık masada çok daha somut başlıkların konuşulduğuna dikkat çekti. Masada Türkiye’nin meselelerinin konuşulduğunu ifade eden Erkek, cumhurbaşkanı adayıyla ilgili isimden çok ilkelerin önemli olduğunu belirtti. Erkek, “Seçilecek olan cumhurbaşkanı, gerçek anlamda milleti temsil edecek, partiler üstü olacak. Uzlaşmayı sağlayacak” dedi. Erkek, önümüzdeki hafta çalışmalarına başlanacak Siyasi Ahlak yasasının da kendisinin Anayasa Komisyonu üyesiyken gündeme geldiğini hatırlattı.

Erkek, yasa teklifinin o dönem komisyona getirildiğini ancak sonra rafa kaldırıldığını belirterek, CHP olarak kendilerinin de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla bu konuda bir tekliflerinin bulunduğunu vurguladı. Erkek, “Bunları daha da genişleterek Türkiye’nin siyasi etik kodlarını belirlememiz lazım. Bu memlekette siyaset zenginleşme, menfaat ve statü aracı. Milletvekilleri, bakanlar, belediye başkanları Türkiye’yi yöneten herkes, bu etik kodlarla bağlı olacak” diye konuştu.

Siyasetin zenginleşme aracı olmaması gerektiğinin altını çizen Erkek, “Herkesin mal varlığı beyanından tutun da uyması gereken etik kurallar, açık bir şekilde yasayla bağlanacak” dedi. Gültekin Uysal’ın tartışmaya neden olan tweetinin de gündeme gelmediğini kaydeden Erkek, “Daha önce Gültekin bey ziyaretlerinde konuşulmuştu. Yanlış anlama da giderilmişti. Arada tabii ufak tefek yol kazaları da çok doğaldır. Ama altı partinin birlikte çalışma iradesi çok güçlü” dedi.

İYİ Parti’li Tatlıoğlu: Sisteme hızlı geçiş için

İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu da, seçim sonrası yapılacak çalışmalara dikkat çekti. Sistem değişikliğinin hızlı bir şekilde yapılabilmesi amacıyla şimdiden hazırlık yaptıklarını ifade eden Tatlıoğlu, “Pazar günü seçim, pazartesi günü sisteme fiili olarak geçilecek. Ama hukuki düzenlemeler, gerek kanunlar, gerek Anayasa’da yapılacak değişikliklerin tamamı ile ilgili tam bir hazırlık yapılacak ve sisteme hemen geçiş süreci başlatılacak” dedi.

Siyasi Ahlak yasası ile ilgili de değerlendirmede bulunan Tatlıoğlu, “Siyasi etik evrensel bir değer. Bunun demokratik ülkelerde karşılıkları var. Amerika tekrar keşfedilmeyecek” dedi. Tatlıoğlu, çalışma yapılacağı açıklanan dört konu dışında da önümüzdeki dönemde yeni çalışmalar olacağını belirtti.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden ‘Gezi’ Açıklaması: Yıkıcı Bir Darbe

Gezi Davası’nın bugün görülen karar duruşmasında Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise 18 yıl hapse çaptırılmasına Uluslararası Af Örgütü’nden tepki geldi.

Kararın ardından bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofisi Direktörü Nils Muižnieks “Bugün, olağanüstü boyutlarda bir adaletsizliğe tanık olduk. Bu karar yalnızca Osman Kavala’ya, aynı davada yargılanan diğer kişilere ve ailelerine değil, Türkiye’de ve tüm dünyada adalete ve insan hakları aktivizmine inanan herkese yönelik yıkıcı bir darbedir” dedi.

Muižnieks şöyle konuştu:

“Mahkemenin kararı akla mantığa sığmıyor. Yargı yetkilileri, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs gibi temelsiz suçlamaları destekleyecek herhangi bir kanıt sunmakta defalarca başarısız oldu. Bu haksız karar, Gezi Davası’nın yalnızca bağımsız sesleri susturma amacı taşıyan bir girişim olduğunu gösterdi.

Bu siyasi güdümlü maskaralık halihazırda Osman Kavala’nın sivil toplum aktivizmi nedeniyle dört buçuk yıldan uzun süredir devam eden keyfi tutukluluğuna sebep oldu. Bugün verilen aşırı sert mahkumiyet kararlarının temyiz sürecinde, Osman Kavala ve diğer kişilerin derhal serbest bırakılması için çağrı yapmaya devam ediyoruz.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye temsilcisi Emma Sinclair-Webb ise mahkeme kararının Avrupa Konseyi kararlarına açık bir aykırılık olduğunu söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de süreçte davanın “siyasi” olduğunu açıklamış ve Kavala’nın serbest bırakılmasını istemişti.

Avrupa Konseyi’nin siyasi organı Bakanlar Komitesi 30 Kasım-2 Aralık 2021 arasında yaptığı değerlendirmeler ve oylama sonucunda iş insanı Osman Kavala’yı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen serbest bırakmayan Türkiye aleyhine “ihlal prosedürü” başlatma kararı almıştı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Şubat ayında “ihlal prosedürü” ile ilgili ara kararı kabul etmişti. Avrupa Parlamentosu milletvekili ve eski Türkiye Raportörü Kati Piri, “Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden atılması zamanı geldi” şeklinde bir paylaşım yaptığını söyledi.

Paylaşın

Siyasi Partilerden ‘Gezi Davası’ Kararlarına Sert Tepkiler

İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde cuma günü görülmeye başlanan Gezi davasının karar duruşması “ceza”ların açıklanmasıyla tamamlandı. Kararını açıklayan mahkeme Osman Kavala’ya “Hükümeti kaldırmaya teşebbüsten” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Kavala “Casusluk” suçlamasından beraat etti. 

Davada Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18’er yıl hapis cezası verildi. Mahkeme bu isimlerin tutuklanmasına karar verdi. Verilen cezaların ardından siyasi partilerden sert tepkiler geldi.

“İktidarın halktan ne kadar korktuğunun göstergesidir”

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada karara tepki gösterildi. HDP’nin açıklamasında, “Osman Kavala ve Gezi Dayanışmasına verilen ceza demokratik talepleri boğmayı hedeflemektedir. İktidarın halktan ne kadar korktuğunun göstergesidir. Gezi’yi de arkadaşlarımızı da sonuna kadar savunacağız!” ifadelerini kullandı.

”Halkın direnme hakkının mahkum edilemez”

Türkiye Komünist Partisi, yaptığı açıklama ile Gezi davası kararlarına tepki gösterdi. Verilen cezaları halkın direnme hakkını mahkum etme girişimi olarak değerlendiren TKP, ”Bugün Çağlayan adliyesinde Gezi davasında mahkeme heyetinin “TC. Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” gerekçesi ile açıkladığı kararın tek karşılığı halkın direnme hakkının mahkum edilmesi girişimidir” ifadelerine açıklamasında yer verdi.

TKP açıklamasını, ”Ama Haziran Direnişi bu uydurma kararı alındığı anda gayrimeşru ilan edecek kadar büyük ve haklı bir halk direnişidir. Mahkemenin Gezi davasında açıkladığı karar geçersizdir. AKP halka ve aydınlığa düşmandır! Halkın yağma, sömürü, işbirlikçilik ve gericiliğe karşı direnişi ise sonuna kadar meşrudur” ifadeleri ile noktaladı.

“Güdümlü bir yargı”

DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu, Gezi Parkı davasında çıkan kararlara tepki gösterdi. Yeneroğlu, iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen davada açıklanan hükmün usul ve esas yönünden hukuksuz olduğunu savundu.

”Gelinen noktada, kin ve intikam alma güdüsüyle en temel ceza hukuku kurallarına bile aykırılık teşkil eden yargılamalar sonucunda haksız mahkûmiyet kararlarının verilmesi, iktidarın yargı üzerindeki tahakkümünün sonucudur” diyen Yeneroğlu, ”DEVA Partisi olarak, Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesini ancak güdümlü bir yargı ile izah edebilmekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki, hukukun temel ilkelerinin yok sayılması ve temel hak ve hürriyetlere böylesine keyfi bir şekilde müdahale edilmesi aynı zamanda toplumun tamamı için de ciddi bir tehdittir” ifadelerini kullandı.

“Siyasi yönü tartışılan bir davaydı”

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Bülent Kaya yaptığı açıklamada davanın tartışmalı olduğuna dikkat çekti. Bülent Kaya, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda kararları var. Siyasallaşan bir dava. Kararın gerekçelerini görmek lazım ama bu dava uzun zamandır kamuoyunda tartışılıyor. Hukukiliğinden ziyade siyasi yönü tartışılan bir davaydı” ifadelerini kullandı.

“Hesabını teker teker soracağız”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Gezi davasında kararın açılmasın ardından Çağlayan Adliyesi önünde bir açıklama yaptı. Özgür Özel’in açıklaması şöyle oldu:

Bugün sonuçlanan davada ülkeyi yöneten bir tek adamın gönlü yapıldı. O mahkemeler ki yetkilerini, güçlerini önce kanunlardan ama en üstte anayasadan alırlar. Mahkeme bağımsızlığını yok eden, kuvvetler ayrılığını ayaklar altında ezen birisi aslında kendinin meşruiyetinin ortadan kaldırıyor.

Bugün burada verilen karar paranoyak yönetim anlayışının, son dönemde düştüğü derin çaresizlikten ötürü, geçmişteki son derece barışçıl kişilerin yaptığı ve sonuç vermiş bir protestoyu şeytanlaştırmanın son noktasıdır. Kan emerek yaşayan bir vampir gibi Türkiye’deki herkesin adalet talebinin kanının emerek biraz daha yaşamaya çalışmaktadır. Adaletin kanını emen bu vampire hiçbir yapının tek başına gücü yetmez ama hepimiz birden gücü yeter.

Biz birlikte oldukça, biz karşımıdakilerin ne yapmaya çalıştıklarını bildikçe korkmayacağız. Bu saray rejiminin korkak efendileri tir tir titreyecek. And olsun ki bu kumpası kuranlardan, beraat etmiş Gezi’yi yeni yargılama talimatı verenlerden hesap soracağız. And olsun ki Soma’nın da Gezi’nin de Ak Parti’nin zulmettiği herkesin hesabını teker teker soracağız.

Birisi masum insanları, çevreci insanları, aydın insanları mahkum etmeye çalıştı. Onların üzerine kapanan mahkeme kapıları, cezaevi kapıları onları mahkum edemez. Gezi özgürdür, Kavala özgürdür. Tarih önünde Recep Tayyip Erdoğan hesap verecektir. And olsun, and olsun, and olsun.”

“AK Parti’nin intikam davası”

Gezi davasında verilen karara tepki gösterenler arasında İYİ Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Bahadır Erdem de yer aldı. Bahadır Erdem’in açıklaması şöyle oldu:

Gezi davası AK Parti’nin bir intikam davasıydı. Gezi’deki yeşili savunan muhalif seçmenden AK Parti çok korktu. Bu da bir anlamda AK Parti’nin intikam davası olarak bunca zamandır sürdü. AHİM kararına rağmen Osman Kavala tutuklu olarak yargılandı. Bugün de ağırlaştırılmış hapis cezası veriliyor. Diğer sanıklara da 18 er yıl veriliyor. Bir hukukçu olarak bunu hukuka ve adalete sığdırmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.

Paylaşın

AYM Başkanı Aslan, Yoğunluktan Şikayetçi: Başvuru AİHM’den Fazla

Anayasa Mahkemesi’nin 60. kuruluş yıl dönümü etkinlikleri kapsamındaki törende konuşan AYM Başkanı Zühtü Arslan, mahkemenin 60 yıllık tarihinin en ağır, en yoğun iş yüküyle karşı karşıya olduğunu belirterek, şu an 95 binden fazla başvuru bulunduğunu, 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bile 72 bin derdest başvuru olduğuna dikkati çekti.

Haber Merkezi / AYM Başkanı Arslan, dünyanın her yerinde mahkemelerin temel görevinin adaleti sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu hayati bir görevdir zira bireysel, toplumsal ve siyasal hayatın dengesini sağlayan bizatihi adalettir. Bu nedenle de tarih boyunca hemen her toplumda adalet toplumun örgütlü hâli olan devletin bir yandan varlık sebebi diğer yandan da varlığını devam ettirmesinin temel şartı olarak görülmüştür.” dedi.

Anayasa Mahkemesinin 60. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Yüce Divan Salonu’nda tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile yüksek yargı organlarının üyeleri katıldı.

AYM Başkanı Arslan, törende yaptığı konuşmada, dünyanın her yerinde mahkemelerin temel görevinin adaleti sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu hayati bir görevdir zira bireysel, toplumsal ve siyasal hayatın dengesini sağlayan bizatihi adalettir. Bu nedenle de tarih boyunca hemen her toplumda adalet toplumun örgütlü hâli olan devletin bir yandan varlık sebebi diğer yandan da varlığını devam ettirmesinin temel şartı olarak görülmüştür.” dedi.

Adalet, bir retorik değil pratik meselesidir

Adaletin gerçekleştirilmesi kolay olmayan bir erdem olduğunu belirten ve en üstün erdem olan adaletin, bir retorik değil pratik meselesi olduğunun altını çizen Zühdü Arslan “Adaletin konuşulmasından ziyade uygulanması ve uygulandığının da görülmesi gerekir. Adaletin tecelli ettiğinin görülmesi, devlete özellikle de adalet dağıtmakla görevli olan yargıya inancı ve güveni tahkim edecektir.” ifadelerini kullandı.

Eylem olarak adalet bir hakkın tespiti ve teslimidir

AYM Başkanı Arslan, adaletin bir hakkın tespiti ve teslimi olduğuna değinerek “Adaletin tecellisi gücü, gücün meşruiyeti adaleti gerektirir. Bu nedenle adalet ve güç buluşturulmalı, bunun için ya adil olan güçlü ya da güçlü olan adil kılınmalıdır.” dedi.

Anayasa mahkemelerinin varlığının temel hak ve özgürlüklerin korunması için yeterli olmayacağına dikkati çeken Arslan, etkili ve işlevsel bir anayasa yargısının gerçekleşmesinin harici ve dâhili olmak üzere iki temel şartın gerçekleşmesine bağlı olduğunu kaydetti.

Zühdü Arslan “Harici şart anayasal sisteme kuvvetler ayrılığı ilkesinin hâkim olmasıdır. Bu ilke gücün farklı ellerde toplanmaması durumunda hak ve özgürlükleri korumanın imkânsız olacağı fikrine dayanmaktadır. Etkili bir anayasa yargısının dâhili şartının ise anayasa mahkemelerinin hak eksenli paradigmayı benimsemeleridir.” dedi.

Hak eksenli paradigmanın hâkim olduğu dönem

Bireysel başvurunun uygulamaya geçtiği 23 Eylül 2012 tarihini anayasal milat olarak kabul ettiğini belirterek Mahkemenin tarihini ilk 50 yıl ve son 10 yıl olarak iki döneme ayırmanın mümkün olduğunu, ikinci dönemi 2010 anayasa değişikliğiyle hayata geçirilen bireysel başvuru uygulamasıyla özdeşleştiren AYM Başkanı Arslan sözlerine şöyle devam etti:

“İkinci dönemi hak eksenli paradigmanın hâkim olduğu dönem olarak nitelemek bireysel başvuruyu ihdas eden anayasa koyucunun iradesiyle de uyumludur. Bireysel başvuruyla birlikte Anayasa Mahkemesi belirgin şekilde bir paradigma değişimi yaşamış, hak eksenli bir yaklaşımla temel hak ve özgürlükleri koruyan ve geliştiren bir misyon yüklenmiştir.”

Zühdü Arslan, konuşmasında Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlükleri korumaya çalışırken güvenliği bir kenara bırakmadığını ve bilhassa kamu güvenliği ile özgürlükler arasında hassas bir denge kurduğunu vurguladı.

Laiklik ilkesinin özgürlükçü yorumu

Türk anayasa yargısındaki paradigma dönüşümünün laiklik ilkesinin özgürlükçü yorumuyla başladığını söyleyen Arslan, Mahkemenin 20 Eylül 2012 tarihinde verdiği norm denetimi kararıyla “yasakları meşrulaştırıcı bir işlev gören katı pozitivist laiklik anlayışını terk etmiş; bunun yerine din ve vicdan özgürlüğünü güvenceye alan esnek ve özgürlükçü laiklik yorumunu benimsemiştir.” ifadelerini kullandı.

İş bölümü ve iş birliği

Anayasa Mahkemesinin iş yüküne de değinen Arslan, bu ağır iş yükünün azaltılmasının en etkili yolunun ihlallerin kaynağına müdahale etmek olduğunu kaydetti. Temel hak ve özgürlüklerin korunması kadar bunun sürdürülmesinin de önemini belirten Başkan Arslan “iş bölümü ve iş birliği bizi Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği ve Anayasa’da ifadesini bulan muasır medeniyet düzeyini aşma hedefine daha da yaklaştıracaktır.” sözleriyle konuşmasını bitirdi.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: 15 Can Kaybı

Kovid 19’da son 24 saatte 2 bin 604 yeni vaka tespit edilirken, 15 kişi hayatını kaybetti. 18 yaş ve üstü nüfusta ikinci doz aşı uygulananların oranı yüzde 85,43 birinci doz aşı yapılanların oranı yüzde 93,14 olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 134 bin 346 test yapılırken, 2 bin 604 yeni vaka tespit edildi. 15 kişi hayatını kaybederken, 18 bin 573 kişi sağlığına kavuştu.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 85,43 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 93,14 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaşların sayısı toplamda 147 milyon 441 bin 608’e yükseldi.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Manisa ve Zonguldak takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 24 Nisan verilerine göre, 127 bin 253 test yapılmıştı. 2 bin 277 vaka tespit edilirken, 15 kişi hayatını kaybetmiş ve 15 bin 947 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

‘Gezi Parkı Davası’nda Ceza Yağdı

Gezi Parkı Davası’nda Osman Kavala’ya hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye ise bu suça yardımdan 18 yıl hapis cezası verildi.

Haber Merkezi / Gezi Davasının karar duruşmasının ikinci oturumu bugün görüldü. Avukatların savunmalarının ardından sanıklara son sözleri soruldu. Yargılanan hak savunucuları tek tek kürsüye gelerek son sözlerini söyledi.

Mücella Yapıcı “Son sözüm olduğunu düşünmüyorum. Ben 50 yıllık bir meslek insanıyım. Olabildiğince aydın olmaya çalıştım. Hiçbir zaman şiddeten yana olmadım. Toplum yararına mesleğimi onurla yürüttüm. Bugüne kadar tek bir çocuğuma haram lokma yedirmedim. Hırsızlık, uğursuzluk, yolsuzluk yapmadım. Yaşamımdan onur duydum. Aynı onuru benim yaşıma gelince sizin de yaşamınızı umuyorum. Hüküm sizindir.” dedi.

Çiğdem Mater de “Bu iddialarla yargılanmayı esefle karşılıyorum. Darbeci olarak yargılanmayı kabul etmiyorum. Protestolar sırasında gençleri öldürenlerin peşine düşülmesini beklerdim ama onun yerine bu dava açıldı. Osman Kavala’nın hayatından çaldığınız 4.5 yılı geri veremezsiniz. Tüm suçlamaları reddediyor, derhal beraatimi talep ediyorum.” diye konuştu.

Mine Özerden ise kürsüye geldiğinde bilgisyasara ya da kendi önlerindeki dosyalara bakan mahkeme heyetinden kendisine bakmasını istedi. Ardından “Yürütmenin yargı üzerindeki vesayetinin son bulmasını, güçlünün hukukunun yerine hukukun gücünün galip gelmesini talep ediyorum ve beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

Can Atalay “Harama el uzatmadık, kul hakkı yemedik, devleti kendi çıkarlarımız için kullanmadık, devletin gücünü ele geçirip yandaşlarımızı zengin etmedik. Suç işlemedik. Avukatlık, mimarlık, şehir plancılığı yaptık. Bu yargılama faaliyeti değil. Eğer sorun Gezi direnişini sahiplenmekse, hep sahiplendik, yine sahipleniyoruz” dedi.

Osman Kavala’ysa son söz olarak “Siyasi ve ideolojik saiklerle hazırlanan komplo teorileri olayların tarafsız bir şekilde incelenmesini, nesnel değerlendirme yapılmasını engeller. Aynen bu iddianamede ve mütalalda olduğu gibi. AİHM’in tutukluluğumun hak ihlali olduğu kararından sonra aleyhime sunulan delillerin hiçbiri beni suçla ilişkilendirip makul şüphe yaratmadığını açıkladıktan sonra delil olmayan delillerle hakkımda ağrılaştırılmış müebbet hapis istenmesi gerçekçi de değildir, hukuki de değildir. Bu aynen ikinci iddianamedeki suçlar gibi yargı kullanılarak yapılan bir suikast eylemidir.” diye konuştu.

Karar

Osman Kavala’nın son sözünün ardından duruşmaya karar yazımı için ara verdi. Mahkeme verilen yaklaşık 45 dakikalık aranın ardından da izleyicileri salona alarak kararını açıkladı. Osman Kavala’nın TCK 312’den (Hükümeti kaldırmaya teşebbüs) ağarlaştırılmış müebbet cezası verdi. Casusluk suçlamasından ise beraat ettirdi.

Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye TCK 312’ye yardımdan 18 yıl hapisle cezalandırdı. Tutuklanmalarına karar verdi. İzleyiciler karar üzerine tepki gösterdi. Salonda “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları atıldı. Mahkeme hak savunucularının tutuklanma kararının hemen uygulatılmasını istedi.

Ne olmuştu?

İstanbul Taksim’de başlayıp ülke geneline yayılan Gezi Parkı eylemlerine yönelik ilk dava 2014 yılında açıldı. Sanıkların 2015 yılında beraat etmesinin ardından 2019 yılında ikinci bir dava daha başlatıldı.

Bir yıl sonra sonuçlanan bu davada “cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “mala zarar verme”, “kasten yaralama” ve “ağırlaştırılmış yaralama” suçlarından yargılanan sanıklar, suçlamalara ilişkin somut ve kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle bir kez daha beraat etti. Fakat savcılığın itirazı üzerine davanın yeniden görülmesine karar verildi.

Paylaşın