DEVA Partisi Neden ‘Kendi Logo Ve İsmiyle Seçime Girme’ Kararı Aldı?

DEVA Partisi’nin seçime kendi ismi ve logosuyla girme kararı geniş yankı uyandırdı. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, partinin genel seçime “kendi adı ve logosuyla” girme kararının altında yatan nedenler, netleşmeye başladı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, bu açıklamanın nedenini, “iktidar medyasına yakın çevrelerde DEVA Partisi kadrolarının başka siyasi parti amblemi altında seçime gireceği yönündeki paylaşımlar” üzerine yaptığını söyledi. Şahin, “İster ittifak içinde, ister ittifak dışında DEVA Partisi kendi adıyla seçime girecek” sözleriyle de bir ittifak çatısı altında da seçime girebileceklerini de ifade etti.

DEVA Partisi kaynakları kararın altında, partiye yönelik bu tür eleştirilerin önünü kesmenin yanı sıra, “milletvekili listesi tartışmalarına son verilmesi, rahatsız AKP tabanından daha fazla oy alma hesabı ve yeni parti olarak kendilerinin oy potansiyelini görmenin” hedeflendiğini söylüyor.

DEVA Partisi’nin kendi isim ve amblemiyle seçime girme isteği biliniyor. Gerek Ali Babacan ve gerekse parti yöneticileri, sık sık yeni kurulmuş bir parti olarak, “tartıya çıkmak ve seçmen gözündeki ölçülerini görmek istediklerini” dile getiriyorlardı.

Ali Babacan’ın Pazar akşamı yapılan son 6’lı masa toplantısında da bu tercihini dile getirdiği ancak bu yönde bir açıklama yapacağı konusunda net bir mesaj vermediği belirtiliyor.

Babacan’ın kararında, iktidara yakın medyada DEVA Partisi’nin CHP listelerinden seçime gireceği yönündeki algıyı kırma amacının yanı sıra, CHP’yle işbirliğinden rahatsız olan kesimlerin eleştirilerinin de etkili olduğu ifade ediliyor.

DEVA Partisi kaynakları, sadece iktidar yanlısı değil, CHP’ye yakın medya kuruluşlarını da işaret ederek, “Sadece tabanımıza yakın kesimlerden değil, paydaşlarımızın tabanlarından da bize yönelik tacize varan yaklaşımlar oldu. O nedenle bir anlamda umumi istek üzerine bu kararı aldık” yorumunu yapıyorlar.

Babacan açıklamasında, seçime kendi logoları altında, ittifakın parçası olarak mı yoksa ittifak dışında mı gireceği konusunda bir değerlendirme yapmadı.

Bu da ilk başta genel seçim için “6’lı masadan kopuş” olarak yorumlandı. DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, daha sonra “ister ittifak çatısı altında, ister ittifak dışında” vurgusu yaparak tutumlarına açıklık getirdi.

DEVA Partisi kaynakları, Babacan’ın özellikle böyle bir açıklama tercihinde bulunarak, “bir parti listesinden seçime girmeyeceklerini” duyurmayı tercih ettiğini belirtiyor:

“Biz burada sadece bir başka partinin listesinden seçime girme, başka parti listesinde erime seçeneğini ortadan kaldırmış olduk. Onun dışında ittifak çatısı olabilir veya tek başına kendi listemizle girebiliriz ama her şartta, başkasının listesinden seçime girme seçeneğini devre dışı bıraktık. Bir ittifak çatısı içinde olursa da kendi adımız ve logomuzla gireceğimizi deklare etmiş olduk.”

‘Parti tabanının eğilimi etkili oldu’

Edinilen bilgiye göre kararda, parti tabanının eğilimi de etkili oldu. Kamuoyu anketlerinde, parti tabanının yüzde 60’ı ve il başkanlarının büyük bölümü partinin “kendi isim ve logosuyla seçime girmesi” yönünde görüş bildirdi.

Yeni seçim sistemine göre yapılan simülasyonlarda, Millet İttifakı’nın en fazla “tek parti listesinden seçime girilmesi” halinde milletvekili çıkaracağı hesaplandı. Ancak bunun hem tabanda, hem de özellikle ittifakın taşıyıcısı olan CHP veya İYİ Parti açısından “liste krizine” yol açabileceği veya parti tabanlarında diğer partilerin “yük olarak görülebileceği” değerlendirildi.

Bu durumun özellikle rahatsız AKP seçmeninden oy almak isteyen DEVA Partisi aleyhine bir propagandaya da yol açabileceği öngörüldü.

Dün yapılan Genel Merkez Yönetim Kurulu’nda da bunun uzun uzun değerlendirildiğine işaret eden DEVA Partisi yöneticileri, ittifak çatısının yüzde 7 ülke barajını aşmak için önemli olduğunu, onun dışında her partinin zaten kendi oyuyla milletvekili çıkaracağını hatırlatarak, “O nedenle ittifak çatısı altında ya da tek başına seçime girme seçeneklerini masada tutuyoruz” diyorlar.

Partideki eğilim, yüzde 7 ülke barajının aşılamayacağının görülmesi halinde ittifak çatısı altında seçime girilmesi yönünde.

DEVA Partisi’nin başka bir siyasi partinin listesinden seçime girmesi halinde milletvekili çıkarma şansının daha fazla olacağı ifade edilmekle birlikte, “götürüsünün, getirisinden fazla olabileceği” hesaplandı.

Parti kaynakları bu konuda şu yorumu yaptı: “DEVA Partililer, diyelim ki İYİ Parti listesinden seçime girdi. Bu durumda İYİ Partililer tepki gösterecektir, milletvekili pazarlığı tartışmaları yaşanacak. CHP için de aynı durum söz konusu. Ayrıca bu durum bizim tabana yakın, AKP’den rahatsız seçmen açısından sıkıntı yaratabilirdi.”

Parti kaynakları, erken seçime mevcut Seçim Yasası ile gidileceği için, ittifak ve seçim işbirliğine ilişkin formüllerin buna göre yeniden değerlendirilebileceğini de ifade ediyorlar.

CHP: 6’lı masayı etkilemez

Babacan’ın açıklamasına CHP’den “sorun yok” mesajıyla yanıt geldi. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, DEVA Partisi’nin seçimlere kendi isim ve logosuyla girmesinin ortak çalışma planını etkilemeyeceğini ifade etti:

“Sayın Babacan masadaki partilerle bir sorun olmadığını ve azami iş birliğinin süreceğini söyledi. Biz geçmişte seçimlere Millet İttifakı olarak girdik: CHP ayrıydı, İYİ Parti ayrıydı, Saadet Partisi ayrıydı. Bunlar olacaktır, böyle olur, çatı partisi olur, formül çok.

“Sayın Babacan 6’lı masa ile ilgili sorun olmadığını; güç ve işbirliğinin süreceğini söylediği için masa, ittifak ve demokrasimiz bakımından sorun görünmüyor.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu Faturayı Ödedi, Elektriği Açıldı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sabah itibariyle elektirk faturasını ödediği ve evinin elektriğinin açıldığı bildirildi. Kılıçdaroğlu’nun evinin elektriği 21 Nisan sabahı görevli ekiplerince kesilmişti.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, peş peşe gelen elektrik zamlarının ardından protesto amacıyla faturasını ödemeyeceğini açıklamıştı. Kılıçdaroğlu, evinin elektriğinin kesildiği gün eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile kamera karşısına geçerek “lüks” adı verilen bir aydınlatmayla açıklama yapmıştı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bir avuç holding ceplerini dolduracak diye memleketimizin onurlu insanları fakirliğe sürükleniyor. Söyleyeceklerim, halkın bu adaletsiz düzene karşı yükselttiği sestir” notuyla sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı;

‘Büyük bir toplumsal sarsıntının ortasındayız. Saraylı eşkıya holdinglerin cepleri dolacak diye halkın elektrik gibi gıda gibi temel hakları gasp edildi bu ülkede. Elektrik dağıtım şirketlerinin büyük bölümünü beşli çeteye verdiler.

Cengiz Holding, 8 yılda kamudan tam 2 milyar 295 milyon 311 bin lira değerinde 37 ayrı elektrik ihalesi almış. Cengiz gibiler paralarına para katarken; milyonlar faturalarını ödeyemeyecek hale geldi. Aç gözlü çetelere karşı halk çok öfkeli. Dünyada bu girdabın içinde. Tüm dünyada zengin azınlıklar halkların sosyal, siyasi refahını baltalıyor. Vatandaştan alıyorlar, alıyorlar, servetlerine servet katıyorlar.

Dünyanın en zengin 26 insanın serveti dünya nüfusunun yarısına eşit. Zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul hale getirildi.

Bu zenginler servetlerinin yüzde 1’ini paylaşsalar okula gidemeyen bütün çocukların eğitim masrafları karşılanır.

Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bu sistem artık miadını. Neoliberalizm artık can çekişiyor. Sıradan insanların öfkesine yenilmek üzere neoliberalizm. İmkansız görünen düşüncelerin zamanı gelmiştir. Devletler insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür.

Neoliberalizmin sonu gelmiştir. İşte ben bu aç gözlü politikacıların yarattığı karanlığa karşı ayaktayım. Bu eylemim sivil itaatsizlik çağrısı değil bir direniştir. Bu sizin hakkınızı arama mücadelemdir.

Eşimle birlikte bir hafta boyunca karanlıkta kalacağız. Adalet için bu ülkede kilometrelerce yol yürüdüm, şimdi karanlıkta oturacağım. Bu dünyada tüm demokratlara sesleniyorum: Samimilerse onlarda halkları için harekete geçsinler. Erdoğan’a sesleniyorum enerjiye yaptığın zamları geri çek. KDV’yi sıfırla. Kimse merak etmesin karanlıkları aydınlığa çıkaracağız”

Paylaşın

Altılı Masada Kılıçdaroğlu’nun Adaylığına Sıcak Bakılıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “adaylığı” konusundaki açıklamaların 6’lı masadaki diğer partilerde de karşılık bulduğu belirtildi. CHP liderinin “ittifakın ortak cumhurbaşkanı adayı olması” noktasında “bir itiraz” söz konusu olmadığı ifade edilirken, Kılıçdaroğlu’nun bürokrasiden gelmesi de artı olarak değerlendiriliyor.

İyi Parti kanadında, Kılıçdaroğlu’nun “ittifakın ortak cumhurbaşkanı adayı olması” noktasında “bir itiraz” bulunmuyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; 24 Nisan’daki Balgat zirvesinin ardından yapılan ortak açıklamada, muhalefetin adayına yönelik yapılan “uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi” tanımlamasını anımsatan İyi Parti kanadı, “bu kriterlere en uygun isimlerden birinin Kılıçdaroğlu olduğunu” kaydediyor.

Kılıçdaroğlu’nun “son dönemdeki toplumsal ayrışmaya karşı birleştirici rol üstlenebileceği” ifade ediliyor.

Öte yandan İyi Partililer, “2023 seçimlerinin mutlaka kazanılması gerektiğinin” altını çizerek adayın belirlenmesi sürecinde “seçim gelene dek yapılan kamuoyu araştırmalarının yakından takip edileceğini” vurguluyor.

6’lı masada yer alan DEVA, Demokrat, Gelecek ve Saadet partilerinin de “Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olmasına sıcak baktığına” dikkat çekiliyor.

Altı liderin yeniden bir araya geleceği tarih belli oldu

Öte yandan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde üçüncü kez buluşan altı muhalefet liderinin dördüncü toplantısının tarihi belli olmuştu. GP Lideri Davutoğlu, dördüncü toplantının tarihini sosyal medya hesabından duyurmuştu.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bizlere bugün verimli bir toplantıda ev sahipliği yapan Demokrat Parti Genel Başkanı Sn. Gültekin Uysal’a ve değerli liderlere teşekkür ediyorum. Biz de 29 Mayıs tarihinde Gelecek Partisi Genel Merkezimizde liderleri ağırlamaktan onur duyacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Altı siyasi partinin genel başkanları DP Lideri Uysal’ın ev sahipliğinde yapılan üçünü toplantının ardından ortak bir açıklama yayınlamıştı. 6 liderin imzasıyla yapılan ortak yazılı açıklamada şu ifadeler yer almıştı;

“Milli Egemenliğimizin kaynağı Gazi Meclisimizin, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından 23 Nisan 1920’de açılışının 102. yıldönümünden bir gün sonra bir araya gelen altı siyasi partinin liderleri olarak, TBMM’ye yeniden itibar kazandıracak ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ konusundaki kararlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz.

Bu bağlamda, iktidarın yeni seçim yasası ile yapmak istediği siyaset mühendisliğine karşı iş birliğimizi derinleştirerek sürdürme yönündeki çalışmalarımızı gözden geçirdik. Yoksullaşmayı derinleştiren hayat pahalılığı ve yaşanan ekonomik yıkım sürecinden çıkış yolları konusunda da görüş alışverişinde bulunduk.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin anayasal ve yasal çerçevesi, seçim güvenliği ve işbirliğimizin temel ilke ve hedefleri konularında oluşturmaya karar verdiğimiz çalışma gruplarının görev alanları ve çalışma yöntemlerini ele aldık.

Bu çerçevede anayasal ve yasal mevzuatla ilgili çalışma grubu;

  1. Siyasi ahlak yasası,
  2. Ekonomik ve Sosyal Konseye işlerlik kazandırılması ile ilgili düzenlemeler,
  3. Merkez Bankası bağımsızlığının teminat altına alınması,
  4. Uzun vadeli strateji ve planlamadan sorumlu bir kurumsal yapının oluşturulması, konularında yasal hazırlık yapılması için görevlendirilmiştir.

Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda liderler olarak birçok kez vurguladığımız gibi uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletimizin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi bir aday belirleyeceğiz.

Ayrıca, bugün ABD Başkanı Joe Biden’ın tarihi gerçekleri siyasi istismar aracı yapan açıklamasını kınıyor, geçen sene ‘soykırım’ ifadesinin ABD Başkanı tarafından ilk kez kullanılmasına güncel kaygılarla sessiz kalan iktidarın bu ağır vebalin ortak sorumluluğunu taşıdığını vurguluyoruz.”

Paylaşın

Çarpıcı ‘Erken Seçim’ İddiası: İktidar Kasım Ayında…

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin, seçim tartışmaları devam ederken bir iddia ortaya attı. Şahin, iktidarın topluma ‘yalancı bir bahar yaşatarak’ Kasım ayında seçime girme planı olduğunu öne sürdü.

KRT TV’deki Olağan İşler programında erken seçim tartışmasına dair kritik açıklamalarda bulunan Şahin, “Şu an itibariyle CHP, her ne kadar seçim yasasında dört maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüş olsa da, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bir karar alarak bir an önce adalet komisyonları aracılığıyla il ve ilçe seçim kurullarının oluşturulmasına dair kararını illere gönderdi. Ve hemen ardından bayram sonu, çok hızlı bir şekilde, 3 ay içerisinde bu kurulları oluşturacak. Ve olası bir seçimi Kasım ayında yapabilirler. Kasımda bir seçim bizim beklentimiz dahilinde, çünkü iktidarın bu kışı çıkartabilecek bir performansı yok. İktidar şu anda yoğun bakımda” ifadelerini kullandı.

İktidarın, seçime giderken ekonomik temelli bir plan yaptığını belirten Şahin, “Sadece ölüm öncesinde ‘acaba güzel bir hayat verebilir miyiz’ düşüncesiyle sağdan soldan bir kısım ekonomik destekler bulmaya çalışıyor. Bugün itibariyle, İsrail’le, Suudi Arabistan’la, Birleşik Arap Emirlikleri’yle yapılan görüşmelerin temelinde bir yalancı bahar yaşatmak; yani sonbaharda topuma bir yalancı bahar yaşatarak emekliye, dar gelirliye, sosyal yardıma ihtiyacı olan kesime 12.5 milyar gibi bir bütçe ayırarak ‘acaba sonbaharda böyle bir seçime gidebilir miyiz’ düşüncesi var” şeklinde konuştu.

Partisinin alternatif çalışmalarını da değindi

Şahin ardından, erken seçim sürecine dair DEVA Partisi’nin yol haritasını da şu sözlerle anlattı:

“Dolayısıyla burada hangi kanunla gireceğini, hangi yapıyla gireceğiniz belli olmadan bir değerlendirme yapmak son derece anlamsız olur. Lakin, biz İstanbul’da İl başkanlığımızın haricinde hiçbir kamuoyu anketini kendimiz yaptırmadık. Bayramdan sonra Seçim İşleri Başkanı olmam sebebiyle kendi birimimizde kurumsal iletişim başkanlımızla birlikte bir çalışma yürütüyoruz. Bayram sonunda 2-3 ayrı firmayla bu çalışmayı gerçekleştireceğiz.

‘Biz nerede güçlüyüz’, ‘ne yaparsak vatandaşa daha rahat ulaşabiliriz’ ve bu yapının içerisinde Millet İttifakı’nın bir bileşeni olarak ‘bu ittifak yapısı içerisinde kaldığımız zaman mı, parlamentoya temsil açısından Anayasa değişikliğine katkı sağlamak açısından daha büyük bir güç verebiliriz, yoksa ayrıca seçime girmek suretiyle mi bunu yapabiliriz’, bunlara ilişkin alternatif çalışmaları yapacağız. Bunlar, bayramdan sonra Mayıs ayının ortasında gerçekleştireceğimiz hususlar.”

Paylaşın

DEVA Partisi’nin Seçim Kararı Saadet ve Gelecek Partisi’ni Nasıl Etkiler?

Ali Babacan liderliğindeki Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) seçime kendi ismi ve logosuyla girme kararı geniş yankı uyandırdı. Partinin kurmaylarınca yapılan açıklamalarda altılı masadan kalkılmadığı, cumhurbaşkanı adaylığındaki ortaklığın sürdüğü vurgulandı.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre DEVA’nın bu kararının ardından gözler, kısa bir süre önce Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yaptığı, “Üçüncü ittifak olabilir”, “İttifak içinde ittifaklar olabilir” açıklamasına çevrildi. DEVA’nın seçim kararının ardından Saadet ve Gelecek Partisi’yle birlikte yer alabileceği üçüncü ittifakın rafa kalkıp kalkmadığı merak konusu oldu.

“Ortak sorunlarımız var ve ortak sorumluluk yüklenmemiz gerekiyor”

CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu masanın altılı şekilde devam edeceğini hatırlatan Saadet Partisi Sözcüsü Birol Aydın’a göre bu masa çevresinde bütün seçenekler, hem Millet İttifakı’nın en yüksek sayıda milletvekiline ulaşması hem de masada bulunan partilerin kendi tüzel kişiliklerini en yüksek şekilde temsil edecek milletvekili sayısına ulaşması doğrultusunda gözetilecek.

DEVA lideri Babacan ile SAADET lideri Temel Karamollaoğlu’nun açıklamalarının birbirine tezat olmadığını söyleyen Aydın, seçime giden süreçte önlerine birçok verinin geleceğini belirterek, “Üç ya da beş seçenek var. Yerine göre altı seçenek de oluyor. Bu seçeneklerden hangisi uygun olursa, onun etrafında aklın yolu birdir denilerek mutabakata varılacak” dedi.

Seçim hattına girildikçe köprünün altından daha çok su akacağını belirten Aydın, “Babacan’ın seçim açıklaması ittifak içinde ittifakın önünü kesiyor mu?” sorumuza ise şöyle yanıt verdi:

“Kesmez. Bu masa etrafında bulunanlar, bu masanın ortak kazanımı ve kendi kazanımlarının bileşkesi üzerinde bir arayış içerisindeler. Hiçbir siyasi parti bugünden, ‘ben şunun içindeyim ya da dışındayım’ diyemez. Çünkü süreç, veriler üzerine bina edilecek. Fotoğrafın bütünü önemli, ortak sorunlarımız var ve ortak sorumluluk yüklenmemiz gerekiyor.”

“‘Biz’ diye konuşma zamanıdır”

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan da başta Genel Başkan Ahmet Davutoğlu olmak üzere parti yetkililerinin bir süredir “Bir siyasi partinin seçime girmek için kurulduğu vurgusu” yaptığını hatırlattı. “Gelecek Partisi de logoyla seçime girecek mi” sorusuna ihtiyaç olmadığını söyleyen Özcan, “Çünkü partiler herhangi bir ittifak içerisinde bulunduğunda da logoları oy pusulasında yer alabiliyor” dedi.

Türkiye’nin içine düştüğü durumun vahametini anlamadan seçim üzerinden yapılacak “spekülasyonların” kimseye faydasının olmadığını söyleyen Özcan, “İki gün önce Türkiye’de hukuk sisteminin olmadığı, Türkiye’nin Avrupa hukuk sisteminden kopmayı göze alarak anayasayı, hukuku, kararları ayağının altına aldığı bir Osman Kavala ve Gezi yargılama sonucu gördük” dedi. Gelecek Partisi Sözcüsü Özcan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Utanmamız gereken şey Türkiye’nin hukukta düştüğü durumdur. Utanmamız gereken şey demokraside Türkiye’nin düştüğü durumdur, Türkiye’nin içine girdiği yoksulluk ve yolsuzluk girdabıdır. Bunu aşmak için Meclis’te sayısal olarak en iyi sonucu ne verecekse en doğru strateji odur. Şu anda partileri yarıştırmanın, ‘ben şunu söylerim’, ‘Ben bunu yaparım’ diyerek ‘ben’ diye konuşmanın hiç kimseye faydası yok. ‘Biz’ diye konuşma zamanıdır.”

“Hiçbir öneri rafa kalkmaz”

Saadet Partisi lideri Karamollaoğlu’nun üçüncü seçenek, ittifak içinde ittifak önerisinin DEVA’nın kararıyla rafa kalkıp kalkmadığını sorduğumuz Serkan Özcan, “’Rafa kalktı’ demiyoruz. Hiçbir öneri rafa kalkmaz. Burası Türkiye, mücadele ettiğiniz insan da Tayyip Erdoğan. Hiçbir strateji, hiçbir ihtimal ortadan kalkmaz. Bunu bugünden kaldırmak, çok peşin şeyler söylemenin de hiç kimseye faydası olmaz” diye konuştu.

Paylaşın

Osman Kavala: Ellerinde İp Olsa Beni Asacaklardı

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Gezi Parkı Davası sonucunda haklarında mahkumiyet kararı verilen Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Hakan Altınay’ı Silivri Cezaevi’nde ziyaret ettikten sonra açıklamalarda bulundu.

Cezaevinde, hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Osman Kavala ile yaptığı görüşmeden bahseden Özel, Kavala’nın “Elbette bekliyordum. Beni bu kadar içeride tuttuktan sonra beraat ettireceklerini beklemiyordum, ama bu kadarını da beklemiyordum… Bir zaman birbirlerine ip atanlar ellerinde ip olsa beni asacaklardı” dediğini aktardı.

Özel’in aktardığına göre Kavala, “Çünkü verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası idam hükmünde, idam cezasının yerine gelmişti. Bu delillerin hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıçları tarafından ve tarafsızlıklarına hiç şüphe olmayan yargıçlar tarafından incelendi, çürütüldü ve bu delillerle verilen tutukluluğa devam kararının hak ihlali olduğuna karar vermişti AİHM. Bırakın tutukluluğa devamı, bu delillerle bana ağırlaştırılmış müebbet verdiler” tepkisinde bulundu.

Kavala: Türkiye’ye büyük itibar kaybettirecek

Türkiye’nin AİHM yargı sürecinde, kendisinin darbe suçlamasından beraat ettiği, tutukluluğunun casusluk suçuyla ilgili olduğu tezini savunduğunu hatırlatan Kavala, “Casuslukla ilgili bir kanıt yok, iki yıldır tutukluluk boşuna ve verilen karar Türkiye’nin AİHM nezdindeki savunmasını boşa düşüren bir karardır ve Türkiye’yi sıkıntıya sokacak, kendi tezini boşa düşürecek bir karardır. Birileri vakit kazanıp Osman Kavala’yı içeride tutalım diye tutuklamaya gerekçe uydururken bu kararla birlikte zaman kazandılar, beni iki yıl içeride tuttular ama Türkiye’ye büyük itibar kaybettirmiş olacaklar. Sıkıntı buradadır” dedi.

Sezer’den “Gözyaşlarımı katledilen hukuk sistemi için akıtıyorum” mesajı

Türkiye Cumhuriyeti’nin 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in kendisini aradığını söyleyen Özel, Ahmet Necdet Sezer’in, “Tutulan; evlatlarından, çocuklarından ayrılan, beraat ettikleri bir davadan, delili durumu değişmeden kararı etkileyecek yeniden yargılama gibi bir durum ortaya çıkmadan, bir daha bir daha yargılanıp cezalandırılmalarından üzüntü duyuyorum. Aileleri için üzülüyorum. Onlar için gözyaşı dökebilirim ama gözyaşlarımı katledilen hukuk sistemi için akıtıyorum” sözleriyle kararlardan rahatsızlığını dile getirdiğini aktardı.

“Gezi’yi anlamayan birini Cumhurbaşkanı seçmeyecekler”

Özel, Silivri Cezaevi önünde yaptığı açıklamada, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün mahkeme kararına verdiği tepkiyi de hatırlatarak Sezer ve Gül’ün desteğinin cezaevindekiler açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Özel, “İçeride vardığımız bir mutabakatı, bütün Türkiye’ye söyleyelim… Gezi’yi, Z kuşağını anlamayan, çevre duyarlılığı olmayan, doğa katliamlarına direnmeyen, kent suçlarına itiraz etmeyen birini bu ülkenin insanları 13’üncü Cumhurbaşkanı seçmeyecekler. Yaşayan üç Cumhurbaşkanı’ndan birisi ve gelecekte görev bekleyeni Gezi’nin arkasında. Gerisini siz düşünün Recep Tayyip Erdoğan” söyleminde bulundu.

Paylaşın

Karamollaoğlu: Türkiye’de Adalet Olduğunu Düşünmüyorum

Gezi Parkı Davası’nda verilen kararı değerlendiren SP Lideri Karamollaoğlu, Bir yerde hukuk adalet olmadan huzur olmaz iktidar kendisini ve gerçeklerinin dışında karar veren hâkimleri değiştirip geçmişte kendisinden aday olan geçmişte kendisi ile menfaat ilişkisi içinde olanları mahkemelere atayıp sonra onların kararlarını adaletin tecellisi olarak görüyor.” dedi.

Haber Merkezi / SP Lideri Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Kavala meselesine hiç girmedim, çarpıtıldığı için. Ama gidişat bizi korkutuyor.  Yeni tayin edilen hâkim, alınan karara itiraz eden başka bir hâkimden farklı düşünüyor ama kararı yeni tayin edilen bir hâkim vermiş oluyor biz buna itiraz ediyoruz bu yüzden yarın seçim kurulları yasasında yapılan değişiklik neticesinde iktidarın menfaatlerini kollayacak hakimlerden endişe ediyoruz, açıkça söylüyorum. Bu memlekette hukuku üstün tutan hâkimler olamaz bunlar, eğer mahkemeler iktidar partisinin menfaatlerine zıt kararlar alıp itham altında kalmazlarsa bu ülkede adalet vardır ama karar verirken yetkililerin ağzına bakarak karar verirlerse orada adalet olmaz. Hâkimleri bu şekilde değiştirdikleri için Türkiye’de adalet olduğunu düşünmüyorum adalet mülkün temelidir buna inanıyorum ama ülkemizde hâkimler özellikle seçilip belli makamlara getiriliyor iktidarın istemediği kararlar alınmasın diye.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Karamollaoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Liderler zirvesinde, Demokrat Parti’nin ev sahipliğinde, saygıdeğer genel başkanlarla üçüncü kez bir araya geldik. Hemen şunu ifade etmeliyim ki; ilk başladığımız günden bugüne kadar birçok kez gündeme getirilen şüpheli ifadelere rağmen bu toplantının bir istikrar oluşturduğunu ve bu istikrarın da ülke geleceği için umut doğurduğunu ifade ediyorum. Bu toplantı kararlılığımızın bir neticesi çok ciddi mesafe aldık. Her geçen gün daha da samimi bir ortamda gerçekleştirdiğimiz bu toplantılar, kararlılığımızı kavileştirmektedir. Bizler, her birimiz; sorumluluklarımızın, insanımızın talep ve beklentilerinin çok iyi farkındayız. Bu masanın vatandaşlarımıza umut olduğunu ve güven verdiğini görüyor; bunu boşa çıkarmamak adına adımlarımızı gayet ciddi atıyor, süreci hassasiyet ve titizlikle yürütüyoruz.

‘Fiyat artışlarına çözüm bulun’

Gönül isterdi ki Ramazan ayını geride bırakırken insanımızın hayatında gözle görülür iyileşmeler olsun, bir nebze yüzünü güldürecek güzel haberler verilsin. Ülkemizin problemlerine çözümler üretilsin, hiç olmazsa bu yolda bir gayret ortaya konulsun. Fakat iktidar cephesinde büyük büyük laflar var; fakat icraat yok! Gözlerinden ışık saçarak ekonomiyi düzeltemeyeceğini anlayan bakan, şimdi de gemileri karadan yürütmeyi denemeye karar vermiş. Sultan Fatih olabilmek öyle her kişinin harcı değildir, sizin hiç ama hiç değildir! Siz bırakın bu beylik lafları da kara yolunda gidip gelmesi gereken araçlar akaryakıt fiyatları nedeniyle kaldırımlarda, otoparklarda yatıyor; buna çözüm bulun. Fiyat artışlarına çözüm bulun. Aileler ve özellikle üniversite öğrencileri, bayram gelirken kara kara nasıl memleketine gideceğini düşünüyor; bilet fiyatları can yakıyor çünkü. Biletler almış başını gitmiş. Olağanüstü mucizelere gerek yok; iktidarın yapması gereken işinizi düzgün yapın, doğru yolda dosdoğru gidin; sizden beklenen budur.

Vatandaşımızın son günlerde en mustarip olduğu konuların başında zannederim ev-araba fiyatları ve kiralarda yaşanan artışlardır. Parti çevresinin çıkarlarını, milletin çıkarlarının önüne koymuş bir yönetim anlayışı nedeniyle; insanımızın hayat kalitesi her geçen düşüyor. Sağlıklı beslenme, nitelikli eğitim, ulaşım ve hatta barınma gibi en temel ihtiyaçlar orta sınıf ve dar gelirli kesim için büyük bir lüks oldu. Erdoğan iktidarının inat uğruna Türkiye’yi getirdiği noktada; insanlar bırakın ev sahibi olmayı, artık kiralık ev bile bulamıyorlar. Giderek daha büyük bir sorun haline gelen ve önümüzdeki süreçte daha da fazla gündemimizi işgal edecek konut sorununa değinmeyi bu nedenle bir vazife olarak görüyorum. İktidarın ‘Herkesin evi-arabası var’ iddiasının aksine; ülkemizde konut sahipliği oranı 2014 yılından beri düzenli olarak düşüyor.

Türkiye’de yıllık konut fiyatı artışı yüzde 134 iken, İstanbul’da yüzde 159 oranında gerçekleşiyor. Şu an kira fiyatları Türkiye genelinde 3-4 bin lira aralığında iken; İstanbul’da bu rakam 6 bine çıkmış durumda. ‘Kira öder gibi ev sahibi olmak’ deyimi yerini, şimdilerde ‘ev sahibi olur gibi kira ödeme’ye bıraktı. Eski kiracılara hukuken enflasyon ortalamasına göre artış yapıldığı dikkate alındığında ise; önümüzdeki bir yıl içerisinde kiraların daha çok ve hızla arttığına şahit olacağız. Geçtiğimiz hafta yayımlanan Resmi Gazete’de; yurt dışına konut satışı yapacaklara devlet desteği verileceği ilan edildi. Gayrimenkul satışı da ihracat kabul edilecekmiş bundan sonra. İktidarda bulunan parti AKP olunca, ihracat denilince gayrimenkul akla gelmesi de gayet normal kabul ediliyor tabi artık.

‘Gençlerin hayalleri yok oluyor’

Gençlerimiz, memurlarımız, asgari ücretle çalışan emekçilerimiz tüm hayatı boyunca çalışmanın karşılığında 1+1 ev alabilmenin hayalini kurmaktan bile vazgeçmişken, iktidar yurt dışına konut satışını teşvik ediyor. Bu da yetmezmiş gibi 400 bin dolarlık konut karşılığında Türk vatandaşlığı veriyor! Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır. Geleceğini bu ülkede kurmak isteyen, umutlarını bu ülkede yeşertmek isteyen insanların vergisiyle; yine bu insanların mülk edinme hakkı ellerinden alınıyor. Türk lirasını neredeyse pul haline getirerek, vatandaşların birikim yaparak ev sahibi olma imkanını yok eden Erdoğan iktidarı, başlarını sokabilecekleri evleri de ellerinden alıyor. Vatandaşlarını kendi ülkesinde göçebe hale getiren iktidar, derhal bu kararından vazgeçmelidir. Zira, ülkeye birkaç kuruş döviz girmesi için satılan her konut; vatandaşlarımızın barınma hakkını elinden alıyor. Satılan her konutla gençlerin hayalleri yok oluyor.

24 Nisan 1915’in yıl dönümünde, birtakım çevreler tarafından ifade edilen gerçeklikten uzak, tarihi hadiseleri günlük siyasetin mezesi yapmaya çalışan hadsiz ve yersiz açıklamalara da değinmek isterim. Öncelikle tarihi ve hatta bugünü soykırımlarla dolu ABD’nin, bu konuda cümle kurmak haddi de hakkı da değildir. Hakikatleri açıkça çarpıtan Joe Biden’ı şiddetle kınıyoruz. Önce bir dön, aynada kendine bak; elinden damlayan kanları temizleyebilirsen temizle de öyle konuş derler adama. ABD ve başta Batı ülkeleri olmak üzere, diğer tüm ülkeler bilmelidir ki; Türkiye’nin bu konuda veremeyeceği hesabı yoktur. Fakat bu konuda bizi hesaba çekmeye çalışanlar, önce kendi döktükleri kanların ve yerlerinden, yurtlarından ettikleri mazlumların hesabını vermelidir.

ABD başkanları ile ‘dostum ve küstüm’ hitapları arasında sürekli zikzak çizen bir diploması yürüten iktidarın bu tutumu ve Erdoğan’ın sürekli değişen söylemleri ülkemize pahalıya mâl olmaktadır. Dostum dostça olur, dostum olmayana küstüm demek çözüm olmaz. İçerde birtakım kimselerin bizleri asla bağlamayacak açıklamaları üzerinden 6’lı masaya ve muhalefet partilerine iftirada bulunan iktidar ve ortağı; öncelikle dış politikada iktidarın yönsüz ve tutarsız politikalarını şahsiyetli bir dış politikayla değiştirmesi gerekir. Ne tarihi gerçeklerin başka ülkelerin siyasetçileri tarafından çarpıtılmasına; ne de bu konu üzerinden iktidar ve ortaklarının içerde oy devşirme çabasına göz yumamayız.

‘Türkiye’de adalet olduğunu düşünmüyorum’

Bir yerde hukuk adalet olmadan huzur olmaz iktidar kendisini ve gerçeklerinin dışında karar veren hâkimleri değiştirip geçmişte kendisinden aday olan geçmişte kendisi ile menfaat ilişkisi içinde olanları mahkemelere atayıp sonra onların kararlarını adaletin tecellisi olarak görüyor. Kavala meselesine hiç girmedim, çarpıtıldığı için. Ama gidişat bizi korkutuyor.  Yeni tayin edilen hâkim, alınan karara itiraz eden başka bir hâkimden farklı düşünüyor ama kararı yeni tayin edilen bir hâkim vermiş oluyor biz buna itiraz ediyoruz bu yüzden yarın seçim kurulları yasasında yapılan değişiklik neticesinde iktidarın menfaatlerini kollayacak hakimlerden endişe ediyoruz, açıkça söylüyorum. Bu memlekette hukuku üstün tutan hâkimler olamaz bunlar, eğer mahkemeler iktidar partisinin menfaatlerine zıt kararlar alıp itham altında kalmazlarsa bu ülkede adalet vardır ama karar verirken yetkililerin ağzına bakarak karar verirlerse orada adalet olmaz. Hâkimleri bu şekilde değiştirdikleri için Türkiye’de adalet olduğunu düşünmüyorum adalet mülkün temelidir buna inanıyorum ama ülkemizde hâkimler özellikle seçilip belli makamlara getiriliyor iktidarın istemediği kararlar alınmasın diye.

Ben Kavala’yı tanımam fikirlerini bilmem, merak edip araştırmadım da. Ama usule bakınca verilen kararların isabetli olamadığı gerçeği var. Bir hâkim ve yüzlerce hukukçu bunun yanlış olduğunu ifade ediyor. Nedendir bilinmez ama arada bir husumet olduğunu düşünüyorum ben. Dört yıllık tutukluluktan sonra casusluk suçu ile suçlanıyor. Ben bu yaklaşımda bir yanlışlık olduğu kanaatindeyim. Benim söylediğimi bir AKP’li söylüyor ve cezalandırılma yoluna gidiyorsa burada bir yanlışlık vardır, iktidar şaşırmış demektir. Ben olsam o partiden bugün istifa ederdim.

‘Herkes verdiği kararla ilgili hesap verecek’

Ben bugün Türkiye’de adalete güvenmiyorum. İktidarla ilgili karar verirken iktidarın gözünün içine bakarak karar veriyorlarsa ondan doğru karar çıkmaz güvenmem. Bugünler geçecek. Gerçeklerin tereddütsüz konuşulduğu günler gelecek. Hâkimler de hesaba çekilecek. Herkes verdiği kararla ilgili hesap verecek, her hâkim vereceği kararı vermeden önce düşünmek zorunda. Siz basit bir menfaat için fikrinizi kararınızı değiştirir yanlış karar verirseniz bunun hesabını verirsiniz, bunu hem hâkimlere hem onları tayin edenlere söylüyorum yetkililere rağmen bir hâkimin verdiği karar adalettir.”

Paylaşın

DEVA Partisi, Seçime Kendi Adı Ve Logosuyla Girecek

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin seçimlere kendi adı ve logosuyla gireceğini açıkladı. Babacan duyuruyu önce sosyal medya hesabından “Demokrasi ve Atılım Partisi, önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır” sözleriyle yaptı.

Ardından da partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında karara ilişkin konuştu. Babacan konuşmasında şunları söyledi:

“Belli ki Erdoğan seçim dönemini başlattı. Biz seçimlere hazırız. DEVA Partisi hazır. Ve biz kazanacağız. Kendisi gerilimi istediği kadar artırmaya çalışsın. Her seçim döneminde gererek, kutuplaştırarak seçim almaya çalışıyor. Biz bu seçim dönemini nefrete ve öfkeye teslim etmeyeceğiz. Huzur kazanacak. Aklına ne geliyorsa tek imzayla yapıversin. Bu otoriter rejimi değiştireceğiz. Ülkemiz derin bir nefes alacak.

Hükümetin kadrolu köşe yazarları, maaşa bağladıkları yorumcular koro halinde bağırmaya başladılar. Neymiş efendim, yeni kurulan partilerin işleri zorlaşmış. Kendi logolarıyla seçime giremeyeceklermiş. İttifak içinde olmak da anlamını yitirmiş. Siz bu rüyaları görmeye devam edin. Daha çok rüya göreceksiniz. Kardeşim, bizim kendimize güvenimiz tam. Milletimizin de bize güveni tam.

“Altılı masada verdiğimiz bütün sözlerin arkasındayız”

İlan ediyorum. Duymayan kalmasın. Demokrasi ve Atılım Partisi, önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır. Daha önce söyledim, tekrar söylüyorum: Türkiye 1’den büyüktür. Türkiye kazanacaktır. Hodri meydan. Barajları yıkıp geçeceğiz.

Biz altılı masada bugüne kadar vermiş olduğumuz bütün sözlerin arkasındayız. Ortak çalıştığımız konularda, her türlü katkıyı vermeye de devam edeceğiz. O masada yer alan her partiyle iş birliği yaptığımız alanları genişletmek konusunda da güçlü bir iradeye sahibiz. Bunu herkesin bilmesini arzu ederim.

Ortak ‘cumhurbaşkanı’ adayı

Babacan gazetecilerin ortak cumhurbaşkanı adayıyla ilgili sorduğu soruya ise “Geçen pazar günü yaptığımız toplantının sonunda 6’lı partinin ortak cumhurbaşkanı adayının niteliklerini tarif ettik. Ortak aday çıkartılması seçimlerde başarı saplamak için çok önemli bir yöntem olacaktır. Birinci tercihimiz budur. Mutabakat sağlanamazsa diğer tercihlere bakılır. Bizim A planımız 6’lı masada bir ortak aday oluşturup, bir isim üzerinden mutabakatı sağlayıp ortak adayla, tek adayla seçimlere girmek. O sözümüzün arkasındayız.” cevabını verdi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu ‘Ya Bana Katılın Ya Yolumdan Çekilin’ Sözlerine Açıklık Getirdi

“‘Ya bana katılın ya yolumdan çekilin’ sözlerine açıklık getiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ben; bu ülkeyi seven, bu ülke için çaba harcayan, bayrağımızın dalgalanmasını isteyen, vatanına bağlı bütün kesimleri yol arkadaşım olarak kabul ettim ve onlara çağrı yaptım” dedi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yaptığı “Ya bana katılın ya yolumdan çekilin” sözlerine ilişkin soruya, “Arkadaşlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Adalet yok, hukuk yok demokrasi yok, Anayasa ayaklar altında… Bu ülkede herkes perişan vaziyette ama Saray’ın sesi bile çıkmıyor. Ülke neredeyse sahipsiz bir konumda. Dolayısıyla ben; bu ülkeyi seven, bu ülke için çaba harcayan, bayrağımızın dalgalanmasını isteyen, vatanına bağlı bütün kesimleri yol arkadaşım olarak kabul ettim ve onlara çağrı yaptım” şekline yanıt verdi.

“Vatanını satanlarla kavga etmemiz lazım dedim” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bu laf doğru mu? Evet, doğru. O zmana ben bunu seslendirmek, söylemek zorundayım. Bir davadan beraat ediyorsunuz, aynı dava tekrar açılıyor ve bu sefer müebbete mahkum ediliyorsunuz” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Böyle bir Türkiye’yi siz ister misiniz? Ben istemem! Bunun için yurttaşlarımı uyarmak zorundayım. Ciddi bir sorunumuz var. Ekonomiye bakın, dış politikaya bakın, iç politikaya bakın, vatandaşa bakın… Milyonlarca çocuğun karanlığa mahkum edildiği Türkiye’de ben ne söyleyeyim! Acaba bu çocuklar okula nasıl gidiyorlar, bu çocuklar nasıl besleniyorlar, bu çocuklar nasıl banyo yapıyorlar? Bunu düşünen var mı? Efendim elektrikler kesildi…

Tek cümle ama bunun arkasında milyonlar var. Ben onların yaşadığı dramı yaşamak zorundayım o konuşmayı yapmak için. Ben o dramı yaşadım ve o konuşmayı yapmak benim hakkım. Ben bütün vatandaşlarımın sorunlarına sahip çıkmak zorundayım. Şunu da söylüyorum; Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yoktur ama var olan iktidar tek kişilik hükümet bu sorunu çözemez. Kapasitesi yok, birikimi yok ve çözemez! ”

Kılıçdaroğlu, açıklamalarını, “Bu sorunun çözülmesinin tek yolu var; demokratik yollarla sandığın gelmesi. O nedenle bütün arkadaşlarıma söyledim, eğer bunu istiyorsanız, yol arkadaşı olmak istiyorsanız buyurun gelin beraber yürüyeceğiz. Yok eğer biz mevcut düzenden memnunuz diyorsanız yolunuz açık olsun. Geniş kitleleri yanıma çekmeye, geniş kitlelerin sözcüsü olmaya, geniş kitlelerin dertlerini Mısır’daki sağır sultan duydu, Saray’dakinin de duymasını isterim. Bunun için yaptım.” sözleriyle sona erdirdi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Semra Güzel Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili yapılan iptal başvurusunu reddetti.

Haber Merkezi / AYM, HDP Milletvekili Semra Güzel’in yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili HDP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Saruhan Oluç tarafından yapılan başvuruya yanıt verdi.

Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının Anayasa’ya ve TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olduğunu öne süren Oluç’un başvurusu üzerine AYM tarafından yapılan değerlendirmede, “İleri sürülen gerekçeler ve ortaya konulan deliller ile kararların alınmasındaki usul ve süreç incelendiğinde dokunulmazlığın kaldırılmasının Anayasa’ya, kanuna ve TBMM İçtüzüğü’ne aykırı olmadığı anlaşılmıştır” denildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), bu gerekçelerle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının iptali talebinin oy birliği ile reddedilmesine karar verdi.

2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen PKK üyesi Volkan Bora’nın cep telefonunda yapılan incelemede Semra Güzel ile birlikte çektirdikleri fotoğraflar kamuoyuna yansımıştı.

Fotoğraf nedeniyle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlandı ve TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderilmişti. Daha sonra Semra Güzel’in dokunulmazlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yapılan oylamayla kaldırılmıştı.

Paylaşın