Suriyeliler İçin ‘Hak Temelli Dönüş Politikası’ Önerisi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 milyon Suriyeli’yi geri gönderme planı hazırlandığını açıklaması ile buna karşı ana muhalefet partisi CHP’nin iktidar değişikliğinde tüm Suriyeliler’i geri gönderme tepkisi gündemdeki yerini koruyor.

Erdoğan, yıllarca “ensar” kavramıyla din kardeşliği nedeniyle Suriyeliler’e ev sahipliği yapmak gerektiği görüşünü Mart ayına kadar sık sık dile getirdi. Ancak Cumhurbaşkanı, Nisan ayında bu görüşü savunmaktan vazgeçti. Erdoğan, 18 Nisan’da yabancı büyükelçilere hitaben “Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve onurlu geri dönüşleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin askeri operasyonlar ile Suriye’de fiilen oluşturduğu güvenli yerleşim yerlerine 2016’dan bugüne 500 bine yakın Suriyeli’nin dönüş yaptığını anlatan Erdoğan, 3 Mayıs’ta da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) koordinasyonunda İdlib’de inşa edilmiş briket evlerin teslim törenine gönderdiği videolu mesajında da 1 milyon Suriyeli’yi geri gönderme planı hazırlandığını açıkladı.

Erdoğan, “Şimdi 1 milyon Suriyeli kardeşimizin geri dönüşünü sağlayacak bir projenin hazırlığındayız. 13 ayrı bölgedeki yerel meclislerle birlikte yürüteceğimiz bu proje bir hayli geniş kapsamlıdır. Konuttan hastaneye kadar günlük hayatın tüm ihtiyaçlarıyla tüm altyapı bu proje içinde yer alacaktır. Geri dönüşler için gerekli zemini hazırlamanın gayreti içerisinde olacağız” dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise bu açıklamaya, “Erdoğan bırak bu hikayeleri, hala sınırdan akın akın kaçaklar geliyor. Güvenlik güçlerini teyakkuza geçir ve sınırdan tek bir kaçağın geçmesine izin verme. Zaten biz gerisini iki yılda göndereceğiz, senin yalandan projelerine hepimizin karnı tok” tepkisini gösterdi.

İçişleri Bakanlığı’nın 28 Nisan tarihli resmi verisine göre Türkiye’de vatandaşlık hakkı verilmiş olanlar hariç 3 milyon 762 bin 686 Suriyeli yaşarken, Erdoğan’ın açıkladığı plan tartışmalı bulundu.

Bugün de CHP, “Bütün Suriyeliler’i geri gönderme” politikasını savunmaya devam etme mesajı verdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “Partimizin görüşlerini Genel Başkanımız, Parti Sözcüsü ve Grup Başkanvekilleri açıklar. Suriyelileri geri gönderme konusunda başlangıçtan beri tavrımız nettir. En geç iki yıl içerisinde ülkelerine gönderilmeleri, aziz milletimize taahhüdümüzdür” açıklamasında bulundu.

“Sünni-İslam merkezli” politikadan vazgeçme çağrısı

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu Spectrum House ise, “Sonu Gelmeyecek Bir Hikaye Yazmak: Suriyeli Sığınmacılar ve Yerel Toplum için Politika Önerileri” raporunu paylaştı. Araştırmacı Yasin Duman’ın hazırladığı raporda, AKP iktidarına Suriye politikasında değişiklikler yapması gerektiği önerisinde bulunuldu.

Siyaset cephesindeki Suriyeliler polemiğine yönelik bağımsız araştırmacılar ve akademisyenlerce oluşturulduğu vurgulanan Spectrum House’un politika raporunda, AKP iktidarınca yürütülen Suriye ve Suriyeliler politikasıyla ilgili şunlar önerildi:

  • Sığınmacı ve mülteci sorununun çözümü için Suriye’de Esad hükümetinin devrilmesi veya düşmesi hesabına dayanan, Sünni-İslam merkezli ve askeri müdahalelerle bütünleşmiş mevcut politikadan vazgeçilmesi,
  • Uluslararası hukuk ve sözleşmeler baz alınarak, çözüm odaklı ve Suriye’ye dönmek isteyenlerin güvenli bir şekilde dönebilmesinin koşullarını yaratma sürecine destek olacak politikaların uygulanması,
  • Suriye hükümeti ve yerel unsurlarla sınır boyunca güvenliği ve güvenli dönüşü sağlayacak koşulların yaratılması için kamuoyuna açık diplomatik görüşmelerin yapılması,
  • Uluslararası tarafların finansal ve diplomatik desteği ve gözetiminde hem döneceklerin hem de halihazırda orada yaşayanların ihtiyaçlarını ve beklentilerini gözeterek toplumsal barışa ve uzlaşıya katkı sunacak mekanizmalarla kademeli yeniden inşa ve dönüş projelerinin başlatılması,
  • Bunu yaparken, ileride gruplar arası çatışmalara yol açacak zorla nüfus değişimlerinden, kaynak paylaşımında hak ihlallerinden ve mülkiyet hakkı ihlallerine sebep olacak adımlardan kesinlikle kaçınılması,
  • Suriyeli sığınmacıların iç, bölge ve uluslararası siyasette bir çıkar ve baskı aracı olarak ele alınmasından, Kuzey ve Doğu Suriye’yi de kapsayan yayılmacı politikadan ve can kaybı, zorunlu göç, ciddi insan hakları ihlalleri ve maddi zararları beraberinde getiren her türlü askeri müdahaleden vazgeçilmesi.

Toplumsal çözüm için “uyum” politikası önerildi

Raporda, Suriyeliler ile ilgili “hak temelli” yaklaşım, Türkiye içerisinde yaşama hakkı tanınması ağırlıklı öneriler de dikkat çekti. Raporda, Suriyeliler’e “vatandaşlık başvurusu hakkı” ile birlikte kamusal haklar tanınması talep edildi. “Gönüllü geri dönüşler içinse Avrupa Birliği ile birlikte uluslararası hukuk temelli denetlenebilir eylem planı” oluşturulması gerektiği öne sürüldü.

Siyaset ve medyadaki söylemlerin “kutuplaştırıcı” olduğu ifade edilen raporda, toplumsal çözüm sağlanabilmesi için “uyum, entegrasyon” politikası önerildi. Hak temelli ülke içerisinde Suriyeliler ile yerel halkın uyumu için yasal düzenlemeler yapılması gerektiği görüşü ön plana çıkartıldı.

Suriyeliler için “uluslararası destekli istihdam projesi” önerisi

Raporda, Suriyeli nüfus ile ülke içerisinde uyum politikası geliştirilmesi açısından ekonomiye ilişkin şu öneriler de yer aldı.

  • Türkiye’nin ekonomisinin içinde bulunduğu krizi ve bu krizin hem sığınmacılarda ve mültecilerde hem de vatandaşlarda yarattığı kaygıyı ve kutuplaşma sebebiyle birbirlerine yönelen öfkeyi de göz önünde bulundurarak hak temelli, güvenli, sürdürülebilir ve kapsayıcı istihdam politikalarının uygulanması,
  • Bunun için uluslararası örgütlerden ve kurumlardan destek alınarak ve yerel yönetimler ve yerel, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ile koordineli bir şekilde istihdam ofisleri aracılığıyla istihdam projelerinin başlatılması,
  • Herkesin katılımına açık, eşitlikçi ve adil, üyeleri tarafından sahiplenilen ve demokratik bir tutumla yönetilen, bağımsız, toplumun ve doğanın yararını gözeten, denetlenebilir ve hesap verebilir kooperatiflerin kurulması,
  • Ucuz işgücü olarak görülen ve güvencesiz koşullarda çalıştırılan sığınmacılar için önleyici tedbirlerin alınması. Yapılacak yasal düzenlemelerle sigortasız çalıştırılan, emeği sömürülen, maaşları ödenmeyen veya geç ödenen sığınmacıların içinde bulundukları zorlayıcı koşulların ortadan kaldırılması.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Fotoğraf’ Açıklaması

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Salı günü başlayan ve Rize, Artvin ve Trabzon’u kapsayan Karadeniz turuna katılan bazı gazeteciler üzerinden başlayan tartışma ile ilgili açıklamalarda bulundu.

İnceleme gezisi yaptığı Sarıyer Büyükdere Fidanlığı’nda konuşan İmamoğlu, İBB Başkanı olarak, İstanbul halkının sesini ülkeye duyurmak amacında olduğunu vurguladı:

Bugün Nagehan Hanım gelmiştir, yarın örneğin Abdülkadir Selvi’yi davet etmek istiyorum. Çünkü beni, iki yıldır bir görevli gibi Genel Başkanımla kavga ettirme çabasında bir insan. Kötü yazanlarla daha da ayrı sohbet edeceğim. Ben, ‘Evet muhalifleri’ istiyorum talimatını verdim, arkadaşlarım da onları sırasıyla yerine getirecekler. Yarın ilerleyen günlerde bunun daha da farklı örneklerini görebilirler. Tek şart da tabii benimle konuşmaya cesaretli olanlarla yapacağım”

İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:

Hatırlayın, seçimden önce gittiğim TV kanalında bana nasıl bir muamele yapıldı. Ben, hala onlarla bile irtibat kurmanın arayışı içerisindeyim. Yok sayarak bir memleket değişmez. Toplumda bu insanlar var. Bir rehabilitasyonu mümkünse, karşılıklı bir diyalogla bunları aşabileceksek, ne mutlu. Ben, bu çabayı gösteririm.”

Nagehan Alçı ne demişti?

Nagehan Alçı ise eleştirilere, “Bir gazeteci olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın seyahatine davet edildiğimde elbette kabul ederim. Bu gazeteciliğin bir gereğidir. Bu davete icabet ettiğim için bana ya da bu daveti yaptığı için Sayın Ekrem İmamoğlu’na hakaret edenler Ortadoğulu kabileci kafa yapısına sahip olduklarını kanıtladılar… Sadece CHP’nin angaje muhabirleri İmamoğlu tarafından davet edilsin istiyorlar. E o zaman eleştirdiğiniz iktidardan ne farkınız kaldı?” yanıtını verdi:

“Ekrem İmamoğlu’nun bu gezisinde iktidarı destekleyen gazete Hürriyet’ten Fatma Aksu, yine hükümet taraftarı gazete Milliyet’ten Selay Saykal, 20 senedir hep AK Parti’yi desteklemiş Türkiye gazetesi-TGRT’den de Ziya Osman Açıkel vardı. Akif Beki de çok uzun seneler Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanıydı. Bu gazetecileri de çağırmayıp dışlasa mıydı Ekrem İmamoğlu? Bu gazeteci meslektaşlarımız da bu geziye katılınca Ekrem İmamoğlucu mu oldular? Ben öyle mi oldum? Ekrem Bey ile Habertürk TV’de yaptığımız sert tartışmayı Youtube’da 3.6 milyon kişi seyretti. Oradaki görüşlerim de değişmedi. Ama ben gazeteciyim.”

Paylaşın

Deniz, Yusuf Ve Hüseyin’in İdam Edilmelerinin 50. Yıl Dönümü

’68 Kuşağı’nın en önemli isimleri arasında yer alan ve emperyalizme karşı olan sert muhalefeti ve protestoları ile sembol haline gelen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idam edilmelerinin 50. yılında yurt genelinde yapılan çeşitli etkinliklerle anılıyor. 

Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, 12 Mart 1971’deki muhtıradan 4 gün sonra Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalanırken, bundan bir hafta sonra da Hüseyin İnan, Kayseri’de yakalandı. Gezmiş, Aslan ve İnan; Ankara 1 No.’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tarafından yargılandı.

Yapılan yargılama sonucunda, eski haliyle Türkiye Cumhuriyeti “teşkilatı esasiye kanununun tamamını veya bir kısmını” ortadan kaldırma suçuna idam cezası öngören Türk Ceza Kanunu’nun 146’ncı maddesi uyarınca suçlu bulundular ve idam cezasına çarptırıldılar. Daha sonra idam kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından da onaylandı.

O dönem 25 yaşında olan Gezmiş ve Aslan ile 23 yaşındaki İnan, 6 Mayıs 1972 tarihinde sabaha karşı idam edildi. Gezmiş, Aslan ve İnan, idam edildikleri gün her yıl farklı etkinliklerle anılıyor.

Deniz Gezmiş kimdir?

Deniz Gezmiş, Ankara’nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947’de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul’da bitirdi.

1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül’de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968’de Samsun’dan İstanbul’a Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü düzenledi.

1969 Haziran’ında Filistin’e giderek Eylül’e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969’da yakalandı ve Cihan Alptekin’le birlikte 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kaldı.

Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu. 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalandı.

9 Ekim 1971’de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Hüseyin İnan kimdir?

Hüseyin İnan, 1949’da Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Bozhöyük köyünde doğdu. İlk ve orta okulu Sarız’da, liseyi Kayseri’de okudu.

1966’da ODTÜ İdari Bilimler Bölümü’ne kayıt oldu. 1968’de TİP ve daha sonra Milli Demokratik Devrim (MDD) içindeki ayrılıklarda, giderek belirginleşen illegal ve dar örgütçülük fikri etrafında çekirdek bir grup oluşturup, kır gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme fikrini geliştirmeye çalıştı. Özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini İnan’ın attığı bu grup daha sonra, THKO’nun çekirdek kadrosunu oluşturacaktı.

14 Ekim 1969’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün El Fetih kamplarına gitti ve orada İsrail’e karşı savaştı. 1 Ocak 1971’de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygunu, Amerikan askeri tesislerinin basılarak bir Amerikalının kaçırılması ve daha sonra dört Amerikalının kaçırılması eylemlerinde yer aldı. 24 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanarak, 9 Kasım 1971’de Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’la birlikte idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Yusuf Aslan kimdir?

Yusuf, 1947’de Yozgat’ın bir köyünde doğdu. Ortaöğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı.

1966’da ODTÜ’ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü’nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, CIA ajanı, Amerikan Büyükelçisi Commer’in arabasının yakılmasıydı.

1969’da arkadaşlarıyla birlikte Filistin’e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu.

1970 yılında kurulan THKO’nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş’le birlikte Nurhak’a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla’da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan’la birlikte idam edildi.

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu’ndan ‘Üçüncü İttifak’ Açıklaması

Üçüncü ittifakla ilgili görüşlerini dile getiren GP Lideri Davutoğlu, “Üç partinin (Gelecek, DEVA, Saadet) AK Parti’ye oy verenlere güven verecek ortak tutum içine gelmesi çok faydalı olur” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, seçimlere partilerinin logosuyla gireceğini açıklamasının ardından, altılı masadaki partilerin planları tartışılmaya başlandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, daha çok milletvekili çıkarmak için altılı masadaki partilerin farklı ittifaklar kurmasını önerdi. Davutoğlu, aynı siyasi gelenekten olan Gelecek, DEVA ve Saadet partilerinin ayrı bir ittifak kurmasını, mümkünse ortak listeyle seçime girmesi düşüncesini savundu.

“Cumhurbaşkanlığında ortak aday belirlemede mutabıkız”

Halk TV’den İsmail Saymaz’a konuşan Davutoğlu şunları kaydetti:

“Bunun işbirliği masası olarak sürmesi liderlerce kabul gören bir görüş oldu. İşbirliği ittifakın önünü kapatmıyor. İki seçim var. Bir: Cumhurbaşkanlığı. İki: Milletvekili seçimi. Cumhurbaşkanlığında ortak aday belirlemede mutabıkız. Ancak son düzenleme ile milletvekili seçiminde ittifakın getirisi yok. Artık oylar ittifak içinde dağıtılmadığı için partiler logolarıyla girdiği anda da aynı mantık işleyecek.

Tek başına cumhurbaşkanlığını kazanmak yetmez. Önemli olan, mecliste çoğunluğa sahip olmak. Yapıyı ancak öyle değiştirebilirsiniz. Onun için partilerin tekil hesaplardan daha çok muhalefetin en fazla nasıl milletvekili çıkaracağının hesabını yapması lazım.”

“Altılı işbirliği içinde her opsiyona masayı açık tutmak lazım” diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İki yolu var. Ya farklı kitlelere hitap eden partiler bir araya gelerek, oyları maksimize edebilir. Ya da aynı kitleye hitap ettikleri için o kitleye güven vererek maksimize edebilir. Önyargı olmaksızın, opsiyonları azaltmaksızın, tekil çıkarlar içinde düşünmeksizin bunun planlanması lazım.

Üç partinin (Gelecek, DEVA, Saadet) AK Parti’ye oy verenlere güven verecek ortak tutum içine gelmesi çok faydalı olur. Geçen sene temmuz ayında Temel Karamollaoğlu ve Ali Babacan’a şu teklifte bulundum: Erdoğan, muhafazakarları 28 Şubat’la tehdit ediyor. Gelin, üçümüz açıklama yapalım. “28 Şubat senaryolarını kim getirmek isterse istesin mücadele edeceğimizi, ama 28 Şubat tehdidiyle yolsuzluklarına meşruiyet kazandırmak isteyen iktidara karşı da ortak mücadele edeceğimizi beyan edelim” dedim. Maalesef mutabakat sağlanamadı. Sağlansa ileri ve doğru bir adım olurdu. Bunu o zaman Kılıçdaroğlu ve Akşener’e de açtım. “Doğru olur, altılı işbirliğimizi bozmaz” dediler.

“Önemli olan, muhalefetin en fazla milletvekilini meclise sokması”

Millet İttifakı önemli işler yaptı ama seçimden sonra devam etmedi. Yapıların gözden geçirilmesi lazım. Şu an ne var elimizde? Altılı işbirliği. İşbirliğinin temel ilkelerinden sapmadan alternatif modellerin düşünülmesi ve denenmesinde yanlışlık yok. Önemli olan, muhalefetin en fazla milletvekilini meclise sokması.”

Paylaşın

Kovid 19 Salgınında Yaklaşık 15 Milyon Kişi Hayatını Kaybetti

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kovid 19 hastalığına yol açan koronavirüsten ya da salgın nedeniyle yoğun baskı altında kalan sağlık sistemleri nedeniyle son iki yılda yaşanan can kaybının 15 milyona yakın olduğunu açıkladı.

Bu rakam 6 milyon olarak açıklanan resmi can kaybı sayısının iki katından fazla. Ölümler en fazla Güneydoğu Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında yaşandı.

Birleşmiş Milletler’e bağlı bir kurum olan DSÖ’nün son yayımladığı raporu kmuoyuyla paylaşan Genel Direktör Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, bu rakamın gelecekteki acil sağlık durumlarının önüne geçilebilmesi için kapasitelerini geliştirmek üzere yatırıma yönlendirilmek için ülkelerin “aklını başına getrirmesi” gerektiğini belirtti.

DSÖ’nün Kovid 19 kaynaklı asıl can kaybı sayısını hesaplamakla görevlendirdiği bilim insanları, Ocak 2020 ile 2021 yılı sonuna kadarlık sürede 13, 3 milyon ila 16,6 milyon kişinin yaşamını yitirdiği tahmininde bulunuyor.

Bu ölümlerin ya koronavirüsten ya da örneğin kanserli hastaların Kovid hastalarıyla dolu hastanelerde tedaviye erişim güçlüğü yaşaması gibi salgının sağlık sistemi üzerinde yarattığı etkilerden dolayı yaşandığı bildiriliyor.

Bu rakamlar ülkelerin rapor ettiği veriler ve istatistik modellemelerinden elde edildi. DSÖ henüz bu rakamın kaçının doğrudan koronavirüs kaynaklı, kaçının ise pandeminin etkisinden dolayı olduğuna dair ayrıntılı döküm yapmadı.

Güney Kore örneği

Amerika Birleşik Devletleri’ndek Yale Halk Sağlığı Okulu’ndan bulaçıcı hastalıklar uzmanı Albert Ko “Bu çalışma fasulye saymaya benziyor ama DSÖ’nün bu rakamları elde etmesi pandemiyi anlamak ve bu salgınla mücadeleyi sürdürürken gelecekteki pandemilerle savaşmak için çok kritik önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

DSÖ’nün çalışmasında yer almayan Ko, örnek olarak Güney Kore’deki halk sağlığına yoğun yatırım yapılması kararının MERS salgınından ağır şekilde etkilenmesi üzerine aldığını belirtti.

Ko’ya göre Güney Kore bu sayede Kovid 19’u kişi başına ölüm oranında ABD’den 20 kat az şekilde etkilenerek atlattı.

Kesin rakam hiç hesalanamayabilir

Pandemi devam ederken Kovid 19 kaynaklı ölümlere ait kesin rakamların hesaplanmasından bazı zorluklar yaşandı.

Örneğin test kapasitesinin sınırlı olması ve ülkelerin Kovid 19 kaynaklı ölümleri farklı hesaplamasından kaynaklanan sebeplerle rakamlar virüsün yaratığı yıkımın yalnızca bir bölümünü gösterdi.

DSÖ’ye bildirilen ve John Hopkins Üniversitesi tarafından ayrı şekilde sayılan resmi hükümet verilerine göre bugüne kadar  6 milyondan fazla koronavirüsten dolayı can kaybı yaşandı.

Öte yandan Washington Üniversitesi’ndeki Sağlıık Ölçüm ve Değerlendirme Enstitüsü’nden bilim insanları  Ocak 2020-Aralık 2021 aralığındaki Kovid 19 ölümlerinin 18 milyonun üzerinde olduğunu hesapladı. Kanadalı araştırmacıların öncülüğünde yürütülen ve Lancet bilimsel dergisinde yayımlanan çalışmaya göre sadece Hindistan’da sayılmayan koronavirüs ölümleri 3 milyondan fazla.

Hindistan ise ölü sayısının resmi açıklanandan daha fazla olduğu iddialarını reddederek DSÖ’nün Kovid 19 ölümlerini sayma metodunu tartışmaya açtı.

Hint hükümetinin bu hafta başında açıkladığı yeni veriler 2020’de bir önceki yıla kıyasla 474 bin daha fazla ölüm yaşandığını gösterdi, ancak hükümet bu durumun salgınla bağlantılı olmadığını belirtti. Hindistan bulaşıcılık derecesi yüksek delta varyantı ülkeyi kasıp kavurduğu ve binlerce kişinin ölümüne neden olduğu dönemde 2021 için hiç bir ölü sayısı tahmini açıklamamıştı.

Yale Üniversitesi’nden Albert Ko, DSÖ’nün çalışmasının pandemiye dair örneği Afrika’nın düşük aşılanma oranına rağmen virüsten en az etkilenen kıta olması gibi bazı gizemleri açıklayabilmek için daha iyi verilere ihtiyaç olduğu görüşünde.

Ko ayrıca İngiltere ve ABD gibi zengin ülkelerde yaşanan yüksek ölümlerin pandemiyle mücadelede kaynağa sahip olmanın tek başına yetmeyeceğini de açığa çıkardı.

İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden halk sağlığı uzmanı Dr Bharat Pankhania ise Kovid 19’dan kaynaklı gerçek can kaybı sayısının belki de hiç bilinemeyecğine dikkat çekti.

Dr Pankhania “Böylesine büyük bir salgında insanlar oksijensizlikten sokaklarda ölürken, cesetler terkedilirken ya da kültürel inanışlara göre derhal yakılır veya gömülürken kaçkişinin öldüğünü hiç öğrenemeyebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

İspanyol gribiyle kıyaslama

1918’de patlak veren İspanyol gribinde can kaybının 100 milyonu bulduğunu tahmin ediyor. Bu salgınla kıyasla Kovid 19 kaynaklı ölümler az görünse de Dr Pankhania modern tıp ve özellikle aşıların son derece hızla geliştirildiği bir çağda bu kadar çok ölümün utanç verici olduğu görüşünde.

İspanyol gribiyle bir diğer kıyaslamanın uzun Kovid olduğuna dikkat çeken uzman “İspanyol gribinde grip vardı ve bazı akciğer hastalıkları yaşanıyordu ama bu kadardı. Oysa Kovid 19’da halen dirençli bir bağışıklık sorunu ile karşı karşıyayız” uyarısında bulundu.

“Uzun Covid’in insanları hangi ölçüde etkilediğinin tam bilinmediğinin altını çizen Dr Pankhania bu kişilerin tekrar eden enfeksiyonlar durumunda ömürlerinin kısalabileceği ya da başka problemlerle karşılacabileceğinin de altını çizdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu’nun Karadeniz Ziyaretinin Ardından Neler Konuşuldu?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bayram vesilesiyle Karadeniz turuna çıktı. Belediye seçimlerinden bu yana devam eden, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağıyla ilgili tartışmalar, bu gezi ve yaptığı meydan konuşmalarıyla tekrar canlandı. Bir tartışma konusu da geziye çağırılan gazeteciler oldu.

Salı günü uçakla Trabzon’a giden İBB Başkanı, buradan otobüsle Rize’ye geçti. Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı ilçelerinin ardından Artvin Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ve son olarak Trabzon’da meydan konuşmaları yaptı. Trabzonspor Kulübü’nü ziyaret ederek 38 yıl sonra gelen şampiyonluğunu tebrik etti. Yomra Belediye Parkı açılışına katıldıktan sonra da İstanbul’a geri döndü.

İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’ye giderek hem il hem de ilçe merkezlerinde konuşma yapması, bunun bir “meydan okuma” olup olmadığıyla ilgili tartışmalara yol açtı.

İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olacak mı?

Geziye katılan gazeteci İsmail Saymaz Halktv’deki yazısında, “Derepazarı’nda bir yurttaş, elini sıktığı İmamoğlu’na ‘Adaylığını koy, çekinme!’ dedi. Bu cümle gezi boyunca yüzlerce yurttaş tarafından ifade edildi. Belki de gezinin birincil amacı, bu cümleyi söyletmek ve duymasını istediklerine duyurmaktı. İmamoğlu, cümleyi işittiğinde ne mi yaptı? Ya sustu ya da gülümsedi” sözlerine yer verdi.

Karadeniz turuna katılan Habertürk yazarı Nagehan Alçı, “Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı’na aday olmak istiyor. Vücudunun her hücresiyle bunu istiyor” yazdı.

Ertuğrul Özkök de İmamoğlu’nun gezisindeydi. İmamoğlu’nun, cumhurbaşkanlığına adaylık kararının altılı masadan ilan edilmesini istediğini belirten Özkök yazısında, “İmamoğlu Rize’den Fındıklı ve Ardeşen’e kadar her ilçede ‘Ben altılı masanın en çok çalışan neferi olacağım’ diyor. O masayı sonuna kadar destekleyeceği sözünü veriyor. Ama bu ‘Merak etmeyin. Parlamenter sisteme geçiş konusunda hiçbir engel çıkarmayacağını’ mı anlatmak istiyor.” ifadelerini kullandı:

“Konuşmasında en büyük ağırlığı ‘Altılı masaya’ ve CHP’ye güven vermek üzerine verdi. Bu arada bir rakam verdi: ‘Halkın yüzde 60’ı değişim istiyor.’ Yani hedefinin yüzde 60 oy olması gerektiğini ima ediyor. Benim yorumum şu: Altılı masaya ‘Yüzde 60’la seçilecek bir aday profili anlatmak istiyor’ sanki…”

İmamoğlu ise kendisine sorulan cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili soruya, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi elbette ki benim gündemimde yok ama benim gündemimde önümüzdeki seçimde değişim var. Hem de tarif edemeyeceğim seviyede var. Bu değişime hepimizin ihtiyacı var. Örneğin, en başta sorun yaşayan kişi benim. Ben burada 150 maddelik İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin engellendiği, sıkıntı veya zulüm çektiği problemler diye sıralasam 150 yetmez. Bir 150 daha yazarım. Türkiye’deki değişime bu ülkedeki kamu yöneticilerinin ihtiyacı var.

“Bugün bizim gündemimizde ne cumhurbaşkanlığı meselesi, ne başka bir mesele, ne de kıymetli mevkidaşım, değerli yol arkadaşım Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’la bir yarış söz konusu” şeklinde cevap verdi.

“İşte bugün Türkiye’de farklı siyasi görüşler bir araya geldi. Memleketin tekrar özgürleşmesi için tekrar insanların özgürce fikirlerini ortaya koyabilmesi, ‘tekrar ben çalışırsam olur’, ‘dayım, halam, teyzem torpilim olursa olur’ değil; ‘ben okursam olur’, ‘ben çalışırsam olur’ diye bir gençlik umutlu dolsun, diye bir ittifak masası kuruldu. Ben de o ittifak masasının bütün o 6 liderin ortaya koyduğu düşüncenin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak en güçlü neferi olacağım. Hepinizin huzurunda söz veriyorum” sözlerini ekledi.

CHP’nin İmamoğlu’nun turundan haberi var mıydı?

Cumhuriyet’in haberine göre Ekrem İmamoğlu’nun gezisinin CHP genel merkezinden izinsiz yapıldığıyla ilgili iddialara, partinin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Seyit Torun, “İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bayram ziyaretine farklı bir anlam yüklememek gerek. Bizim bilgimiz dahilinde” şeklinde cevap verdi:

“Buna farklı anlamlar yüklemek, abartmak doğru olmaz. Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak ben, bu ziyaretlerle ilgili bilgilendirildim. Ben bilgilendirildiğime göre Genel Başkanımızın da mutlaka bilgisi vardır. Memleketine gitmesin mi? Bayramlaşmasın mı? Hiçbir mahzuru yok.”

Nagehan Alçı, “CHP’nin son dönemde öne çıkan isimlerinden Mersin milletvekili Mahir Başarır ise şunu söyledi: Ekrem Bey’in bu seyahati tamamen Genel Başkanımız Kemal Bey’in bilgisi ve onayı dahilinde. Zaten aksi mümkün olmaz.” diye yazdı. Gezi masraflarıyla ilgili de İmamoğlu’nun, “Bir kere otobüsümüzde ’16 milyon için çalışıyoruz’ yazıyor. Dolayısıyla o İBB’nin otobüsü. Ekrem İmamoğlu nereye giderse gitsin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kimliği ile gider. CHP’li kimliği illa ki vardır arka planda” dediğini ekledi.

Gazeteci Ruşen Çakır ise Medyascope yayınında; Ekrem İmamoğlu’nun bu geziyi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dahilinde düzenlemesinin, orada yaptığı konuşmaların ve kurduğu temasların Kılıçdaroğlu’nun bilgisi ve onayıyla yapıldığı anlamına gelmediğini vurguladı.

Nagehan Alçı neden geziye davet edildi?

Gezinin diğer bir önemli noktası da davet edilen gazetecilerdi.

Çakır, geziye çağırılan basın mensuplarının bir kısmının “hükümete yakın” isimler olduğunu, “bu gazetecileri görmenin Ekrem İmamoğlu’nun gelecekte de Türkiye siyasetinde etkili olacağını” gösterdiğini belirtti.

Ekrem İmamoğlu’nun çağırdığı isimler, özellikle de Nagehan Alçı sosyal medyada tartışıldı. TİP İstanbul milletvekili Ahmet Şık, “Nagehan Alçı, menfaati için her güç odağına sırtını yaslamayı meslek edinmiş gazeteci kılığına girmiş bir tetikçidir” paylaşımı yaptı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ Twitter üzerinden, “Neden Mansur Yavaş? Çünkü Türkiye’nin ikinci Bir Erdoğan’a ihtiyacı yok. Kumpas davalarının psikolojik harp elemanları ile yürüyenler Türkiye’yi politik cehennemden çıkaramaz. Diyarbakır’da ayrı İstanbul’da ayrı konuşan çatal dille ülkemiz krizi aşamaz. Şovmene değil, liyakate gerek var” şeklinde bir paylaşım yaptı.

Alçı ise bu eleştirilere, “Bir gazeteci olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın seyahatine davet edildiğimde elbette kabul ederim. Bu gazeteciliğin bir gereğidir. Bu davete icabet ettiğim için bana ya da bu daveti yaptığı için Sayın Ekrem İmamoğlu’na hakaret edenler Ortadoğulu kabileci kafa yapısına sahip olduklarını kanıtladılar… Sadece CHP’nin angaje muhabirleri İmamoğlu tarafından davet edilsin istiyorlar. E o zaman eleştirdiğiniz iktidardan ne farkınız kaldı?” yanıtını verdi:

“Ekrem İmamoğlu’nun bu gezisinde iktidarı destekleyen gazete Hürriyet’ten Fatma Aksu, yine hükümet taraftarı gazete Milliyet’ten Selay Saykal, 20 senedir hep AK Parti’yi desteklemiş Türkiye gazetesi-TGRT’den de Ziya Osman Açıkel vardı. Akif Beki de çok uzun seneler Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanıydı. Bu gazetecileri de çağırmayıp dışlasa mıydı Ekrem İmamoğlu? Bu gazeteci meslektaşlarımız da bu geziye katılınca Ekrem İmamoğlucu mu oldular? Ben öyle mi oldum? Ekrem Bey ile Habertürk TV’de yaptığımız sert tartışmayı Youtube’da 3.6 milyon kişi seyretti. Oradaki görüşlerim de değişmedi. Ama ben gazeteciyim.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

HDP Genel Merkezi Önünde Çelenk Gerginliği: Gözaltılar Var

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkezi’nde çelenk gerginliği meydana geldi. Çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığını iddia eden aileleri temsilen Diyarbakır’dan Ankara’ya gelen üç aile, HDP Genel Merkezi’nin önüne, üzerinde “Evlatlarımızı HDP’den istiyoruz” ifadelerinin yer aldığı siyah bir çelenk bırakmak istedi.

Partinin önüne konulmak istenen çelenge engel olmak isteyen ve aralarında HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın da olduğu HDP’liler ile aileler arasında gerginlik çıktı. Gerginliğe polis de müdahale etti. Yaşanan gerginlikten sonra HDP’liler Genel Merkez binasına döndü.

HDP’nin Twitter hesabından konuyla ilgili yapılan açıklamada şöyle denildi: Polisin yönlendirmesiyle ve koruması altında partimizin önünde büyük bir provokasyona kalkışanlara asla müsaade etmeyeceğiz. HDP’nin mücadelesi dün olduğu gibi bugün de hiç bir provokasyon ve engel tanımadan sürüyor, sürecektir.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, genel merkez binası önünde yaşananlarla ilgili bir video paylaştı. Beştaş, HDP Milletvekili Başaran’ın olay anında tehdit edildiğini belirterek şunları kaydetti: Milletvekilimize ‘kes sesini, çivilerim seni valla…’ diyen zat kimdir? Bu zatı görevlendiren ve genel merkezimizin önüne gönderen kimdir?

HDP: Hiçbiri ‘hak arıyoruz’ demesin

HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP yöneticileri ve milletvekillerinin katıldığı basın açıklamasında yaşananları değerlendirdi.

Partinin genel merkezinde konuşan Günay, “Bugün tekrar partimize yönelik bir provokasyonla karşı karşıyayız. Hepiniz bu süreci sabah takip ettiniz, aslında uzun süredir partimize yönelik provokasyon girişimleri oluyor. Bunu daha önce Diyarbakır’da Van’da denediler, hiç bir yerde başarıya ulaşamadılar. Artık provokasyonunu bir üst aşamaya çıkararak genel merkezimiz önüne gelerek suç işleri bakanlığının emrindeki, kontrolündeki polisler bir provokasyon girişiminde bulundular. Daha önce böyle bir provokasyonla Deniz Poyraz yoldaşımızın katledildiği süreci ördüler” ifadelerini kullandı.

Bu sabah partinin önüne gelenlere tepki gösteren Günay, “Hiçbiri ‘hak arıyoruz’, ‘aileyiz’ demesin. Hepsi tamamıyla suç işleri bakanlığının, AKP iktidarının, partimizin siyasi faaliyetlerini engellemeye yönelik provokasyon girişimleridir” dedi.

HDP İzmir İl Binası’nda katledilen Deniz Poyraz’ı hatırlatan Günay, “Deniz Poyraz katledildiği gün onu korumayan, parti binamızı korumayan polis, bugün 3 provokatörü koruyarak partimize yönelik saldırıda bulundu. Çalışanlarımızı darp etmiş, arkadaşlarımızı yaralamışlardır” diye konuştu.

Günay, sözlerine şöyle devam etti: Katil tipli polisler, suç işleri bakanlığının emrindeki polisler, Ankara’nın göbeğinde parti genel merkezimizin önünde kadın meclisi sözcümüz ve Batman Milletvekilimizi [Ayşe Acar Başaran] utanmadan sıkılmadan mafya liderlerinden aldıkları güçle tehdit etmiştir. Bu aslında iktidarın kadına olan tahammülsüzlüğü, partimize yönelik olan tahammülsüzlüğüdür. Buradan soruyoruz, kendisini polis olarak tanıtan bu katil zanlısı kimdir? Bir an önce görevden alınmalı ve derhal tutuklanmalıdır.

Buradan ‘seni çivileyeceğiz’ diyerek bir milletvekilini tehdit etme hakkını ve haddini nereden buluyor? Biz bunu nereden bulduğunu biliyoruz. Çünkü balık baştan kokar. Bu suç işleri bakanı, mafyalarla, katillerle, suçlularla fotoğraf verirken emrinin altındakiler her türlü suç işleme hakkını ve haddini veriyor.

Meclis Başkanı Mustafa Sentop’a seslenen Günay, “Buradan Şentop’a çağrımızdır, Ankara’nın göbeğinde milletvekilini ölümle tehdit eden polisten hesap sorun. Ankara’nın göbeğinde, milletvekilini tehdit eden ve kendisine polis diyen katili bir an önce tutuklayın. Bu aslında TBMM’nin bağımsızlığını ve gücünü gösterecektir” ifadelerini kullandı.

6 gözaltı

HDP önünde yapılan basın açıklamasının ardından parti önünde ikinci kez gerginlik yaşandı. Polis, “HDP halktır, halk burada” sloganı atan partilere müdahale etti. Çıkan arbedede 6 HDP’li gözaltına alınırken polis, HDP binasının bulunduğu Büklüm Caddesi boyunca yolu kapattı. Gözaltına alınanlar arasında HDP MYK üyesi Veli Saçılık’ın da olduğu öğrenildi.

Paylaşın

Kaftancıoğlu’ndan ‘Tutuklanacak’ İddialarına İlişkin Açıklama

Tutuklanacağı yönündeki iddialara ilişkin açıklamada bulunan Canan Kaftancıoğlu, “Toplumu bir anksiyete haline düşürmeyi doğru bulmuyorum. Evet, burası Türkiye, her şey olabilir. Ama bunları düşünecek bir zamanım yok. Örgütlü mücadeleye inanıyorum. Benim başıma ne gelirse gelsin, partimin İstanbul örgütünün mücadeleye devam edeceğini biliyorum” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, gazeteci İrfan Aktan’a yaptığı açıklamalarda, “Canan Kaftancıoğlu’nu tutuklayacaklar” dedi.

Şık’ın bu yöndeki iddiaları sürerken Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, bugünkü yazısında “Ağır ceza mahkemesi kararını verdi, istinaf mahkemesi onadı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hapsin kesinleşmesini talep etti. Eğer başsavcılığın dört ayrı suçtan 8 yıl 2 ay 20 gün hapisle cezalandırılmasına dair isteği Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından uygun görülürse, sonuç ilk cümlemdeki gibi olacak. CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu infaz kanunu gereği toplam 13 ay 10 gün hapiste kalacak” ifadelerini kullandı.

‘Örgütlü mücadeleye inanıyorum’

Kaftancıoğlu’nun, İBB seçiminin kazanılmasında kilit rol üstlendiğini belirten Pehlivan, CHP İl Başkanı’na, “Hapse girmeyi bekliyor musunuz” sorusunu yöneltti.

Kaftancıoğlu verdiği yanıtta, “Toplumu bir anksiyete haline düşürmeyi doğru bulmuyorum. Evet, burası Türkiye, her şey olabilir. Ama bunları düşünecek bir zamanım yok. Örgütlü mücadeleye inanıyorum. Benim başıma ne gelirse gelsin, partimin İstanbul örgütünün mücadeleye devam edeceğini biliyorum” dedi.

Paylaşın

AK Parti’nin Cumhurbaşkanlığı Planı Ortaya Çıktı

MetroPOLL Araştırma Şirketi’nin son anketinde, seçimin ikinci tura kalması halinde Erdoğan’ın oylarının düştüğü görüldü. AK Parti Genel Merkezi, anket sonuçları sonrası harekete geçerek bu konuya yoğunlaştı.

Mayıs ayına girilmesiyle birlikte anket şirketleri de Nisan ayında gerçekleştirdikleri anketleri teker teker yayınlamaya başladı. MetroPOLL Araştırma Şirketi tarafından önceki gün yayınlanan ankette bir hayli dikkat çekti.

Yavaş ikinci turda arayı açıyor

Ankete göre Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldığında Erdoğan, dört adaydan da daha az oy alıyor. Erdoğan ile Yavaş yarışırsa… Yavaş yüzde 53.9 alırken, Erdoğan yüzde 36.5’te kalıyor. Kararsızlar ve protestocuların oranı yüzde 9.

Erdoğan ikinci turda İmamoğlu’na da kaybediyor

Yavaş HDP’lilerin yüzde 73.2’sinin, MHP’lilerin yüzde 23.1’inin oyunu alıyor. Erdoğan ile İmamoğlu yarışırsa… İmamoğlu yüzde 49.7, Erdoğan yüzde 40 alıyor. Kararsızlar ve protestocular yüzde 9.8. İmamoğlu HDP’lilerin yüzde 82.6’sının, MHP’lilerin yüzde 8.3’ünün oyunu alabiliyor.

Hedef ilk turda seçimi bitirmek

Milli Gazete’nin haberine göre; AK Parti Genel Merkezi’nin de çeşitli anketler yaptırdığı ve anketlerde Erdoğan’ın ilk turda seçimi koparabileceği yönünde kanaat oluştuğu öne sürüldü. AK Parti Genel Merkezi işi şansa bırakmayarak Erdoğan’ı ilk turda seçtirmeyi hedefliyor. Çalışmalar da ilk tur ağırlıklı olacak.

Paylaşın

Demirtaş’ın Avukatından ‘Adaylık’ Açıklaması: Hukuken…

HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığını hukukçular değerlendirdi. Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman müvekkilinin siyasi yasaklı olduğunu belirterek, “Hukuken böyle bir şansı yok” dedi. Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer ve avukat Turgut Kazan da Demirtaş’ın mahkumiyet kararı nedeniyle cumhurbaşkanı adayı olamayacağını söyledi.

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde “üç adaylı senaryolar” üzerinde değerlendirmeler yapılırken, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı’nın göstereceği adayların yanında bir de HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın isminin sayılması siyasi kulislerde dikkatleri hukuki sürece çevirdi.

Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer, avukatlar Turgut Kazan ve Mahsuni Karaman, serbestiyet.com’dan Hilal Köylü‘nün sorularını yanıtladı.

Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu olan Demirtaş’ın “siyasi yasaklı” halinin sürdüğünü söyledi. Karaman, bu yasaklı halin dayanağının da, hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan açılan dava sonucunda Demirtaş’a 2018’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezası olduğunu hatırlattı.

Mahsuni Karaman, Demirtaş’ın hakkındaki hapis cezası kararının Nisan 2021’de Yargıtay tarafından onaylanarak kesinleştiğini söyledi. Karaman, Demirtaş’la ilgili tutukluluk ve mahkûmiyet kararlarını “hak ihlali” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürerek iptalini istediklerini ancak mahkemenin henüz bu başvuruyu incelemeye almadığını söyleyerek şunları belirtti:

“Aslında infazın bittiğini görüyoruz. İnfaz edildi ama infaz edilmesi yetmiyor. Siyasi yasaklı olması sürüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi için önümüzde bir yıl gibi bir süre var. Anayasa Mahkemesi, bizim itiraz başvurumuzu incelemeye alır, hak ihlali kararı verirse durum değişebilir. Mahkemenin ne yapacağını göreceğiz. Ama Demirtaş’ın şimdilik hukuken cumhurbaşkanı adayı olma şansı yok.”

‘Hukuken engel’

Avukat Turgut Kazan, Demirtaş’ın da zaman zaman hapishaneden kamuoyuna hakkındaki kesinleşmiş mahkûmiyet kararını hatırlattığını belirterek “Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına hukuken engeldir. Avukatlarının söylediği en doğrusudur ki, Mahsuni Karaman da hukuki durumu açıkça dile getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kazan, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde adaylar hakkında “hukuki temelden yoksun” değerlendirmeler yapılmamasının kamuoyunun yanıltılmaması açısından önemli olduğunu söyledi. Ceza hukukçusu Prof. Adem Sözüer de, “Bir kişi hapis cezasıyla mahkûm olduğu zaman cumhurbaşkanlığı gibi bir göreve atanamaz, seçilemez. Kamuda bir görev yapamaz” dedi.

Paylaşın