HDP’li Buldan: Ne Pahasına Olursa Olsun Direneceğiz

Partisinin Bursa İl Örgütü Kongresi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, polisin milletvekili Ayşe Acar Başaran’a yönelik tehdit içeren sözlerine tepki göstererek, “Ne pahasına olursa olsun direneceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve oraya geldiğini çok iyi biliyoruz ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekili, yönetici her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmek boyun eğemez ve size biat etmez. Bu söz 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. O zamandan bu zamana çok şey değişti. O zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölümüne direnen bir halk var karşınızda” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında ‘Anneler Günü’nü de kutlayan Buldan,  “Selam olsun Cumartesi Annelerine, Barış Annelerine, Emine Şenyaşar annemize, Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşı dökmemesi, evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Hepimizin yolu açık olsun, an serkeftin an serkeftin” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Bursa İl Örgütü 4’üncü İl Kongresine katıldı. Buldan, şunları söyledi:

“STK ve siyasi partilerin değerli temsilcileri, kadın arkadaşlarım, genç arkadaşlarım; hepiniz Bursa İl Örgütümüzün 4. Olağan Kongresine hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Bu güzel tablonun ortaya çıkmasında büyük emekler veren il örgütümüze bir kez daha teşekkür ediyorum. Bursa’dan bütün cezaevlerindeki arkadaşlarıma; haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk, İdris Baluken, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Gülser Yıldırım, Selçuk Mızraklı ve Leyla Güven’e ve ismini sayamadığım bütün arkadaşlarıma sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. En kısa zamanda aramızda olmalarını temenni ediyorum.

“HDP, iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücüdür”

Kongrelerimiz vesilesiyle Türkiye’nin her yerinde, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her yerde haklarımızla bu güzel coşkulu kongrelerimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Tıpkı bugün Bursa’da olduğu gibi, her yerde coşkuyla, kararlılıkla ve büyük bir moralle kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Tüm baskı ve engellemelere rağmen Halkların Demokratik Partisi iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücü olmaya devam ediyor. Bütün engelleme ve baskılara rağmen her yerde halkımızla birlikte olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz geleceğin Türkiyesi’nde, yarınlarında HDP’nin söz ve karar sahibi olacağını şimdiden görüyoruz. Çünkü HDP bu ülkede Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençlerin; tüm inanç ve kimliklerin ortak sesidir, sözüdür, evidir. HDP aynı zamanda barışın köprüsüdür, aynı zamanda kardeşliğin kilididir. Bizim mücadelemiz eşit yaşamı ve sosyal adaleti ve aynı zamanda gerçek bir adaleti sağlayana kadar mücadeledir, direniştir.

“Kadınlar ve gençler söz ve karar sahibi olana kadar mücadele edeceğiz”

Biz bu ülkede kadınların ve gençlerin söz ve karar sahibi olması için mücadele yürüten bir partiyiz. Bu mücadelemizi de sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Hiç kimsenin sefalet çekmediği, ülke kaynaklarının eşitçe dağıtıldığı ve geleceğimize bizim kendimizin yani halklarımızın karar vereceği bir Türkiye’yi yaratmak elbette ki bizlerin elindedir. Biz bunu gerçekleştirirken elini tutamadığımız, yüreğine dokunmadığımız ve kapısını çalmadığımız hiç kimse bırakmayacağız. Bu ülke sefa çekenlerin değil cefa çekenlerin ülkesi. Bu ülke değişip dönüşen ve geleceğin yeniden yaratıldığı bir ülke haline gelene kadar da bu mücadelemiz devam edecek.

“HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur”

Bu ülkenin tüm kaynaklarını sömüren, talan eden bir zihniyete sahip bir iktidar var karşımızda. Sadece bu ülkenin kaynaklarını talan etmediler, bu ülkenin geleceğini de yok ettiler. Bu ülkenin halklarının geleceğini yarınsız, ümitsiz bıraktılar. Biz bu ülkede söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. Biz bu ülkede halkların geleceğini belirlemek istiyoruz, kadınlar ve gençler de konuşsun istiyoruz, Saray’ın keyfi kararları değil halkın kararları bu ülkede hayata geçsin istiyoruz. İşte bizim mücadelemiz, HDP’nin mücadelesi böyle bir mücadeledir. Güç, iktidarda değil bizzat halkın kendisinde olsun istiyoruz. Buna göre de çözüm programımızı, mücadele ve direniş hattımızı ve ittifak politikamızı ayarlıyoruz. Oldukça önemli bir mücadelenin altına imzamızı koyduk, bu noktaya ilerliyoruz. HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur. İktidarın, özellikle AKP-MHP’nin duyduğu korkunun asıl nedeni budur. HDP’nin korkusuz olmasıdır, cesaretli olmasıdır, umut dağıtıyor olmasıdır. AKP-MHP iktidarının asıl korkusunun bu olduğunu hepimiz biliyoruz.

“Bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar”

Demokratik siyasetten, HDP’den, kadınların sesinden, gelecekten korkuyorlar çünkü geleceklerini kaybedeceklerini biliyorlar. Toplumsal değerleri bir bir tüketen bir iktidar var. Hiçbir siyasi ahlak ve etik kuralı, hukuku tanımayan bir iktidar var. Topluma diz çöktürme politikalarını uygulamaya çalışan bir iktidar var karşımızda. HDP’yi ve mücadelesini en büyük engel olarak gören bir iktidar var karşımızda. Karşımızdakiler bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar. Ama korkmaya devam etsinler, biz onların korkulu rüyası olmaya devam edeceğiz. Bizden korktukları için karşımıza siyasetle çıkmıyorlar; karşımıza siyasi davalarla, kumpas davalarıyla çıkıyorlar. Gezi Davası onlar için korkulu bir rüyaydı ve son duruşmada verdikleri kararları gördük. Önlerinde 3 ayrı dava daha var. Biri devam eden Kobanî Kumpas Davası, biri HDP’yi kapatma davası, bir diğeri de tüm siyasi davalar.

“AKP ve MHP insani olan her şeyle çatışma halinde, çünkü siyasetleri bitti”

Arkadaşlarımızın yargılandıkları ama aslında AKP’yi yargılayan bir duruş sergileyen milletvekillerimizin, belediye eşbaşkanlarımızın, siyasetçilerimizin olduğu duruşmalar var. Bizim karşımıza siyaseten çıkmadıklarını biliyoruz, karşımıza kumpas davaları ile çıkıyorlar. Bunların haklara karşı, Türkiye haklarına karşı açtıkları davaların farkındayız. Bu davalara sıkı sıkıya sarıldıklarını da çok iyi biliyoruz. Bunları tek tek anlatmaya kalksak Bursa’dan Ankara’ya duble yol olur. Türkiye halkları ve demokrasi güçleri bu davaların, kumpasların farkında. Bize karşı, HDP’ye karşı örülmek istenen oyunların farkında. Bunlar tüm Türkiye toplumuyla, Kürtlerle, Alevilerle, farklı kimliklerle, kadın ve gençlerle davalı ve çatışmalı bir haldeler. Hukukla bile bunlar davalı bir haldeler. Bu ülkenin toprakları, ormanları, ağaçları ve dereleriyle bile davalı bir duruma düşen AKP ve MHP iktidarı var karşımızda. İnsani olan her şeyle çatışma halindeler çünkü siyasetleri ve gelecekleri bittiği için bu davalarla bizleri oyalamaya çalışıyorlar.

“‘Seni duvara çivilerim’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür”

Yatıyorlar, kalkıyorlar bizimle uğraşıyorlar. Bu davalar yetmediği için de provokatörleri parti binalarımızın önüne göndermekten geri durmuyorlar. Son örneğini 3 gün önce Genel Merkezimiz önünde gördük. Bir provokasyonun planlı bir şekilde yapıldığına tanık olduk. Bir polisin seçilmiş bir halk iradesine, milyonların temsilcisine ‘‘Seni duvarı çivilerim’’ demesi, yenilip yutulacak bir laf değildir. Kadın Meclisi Sözcümüze, halkın iradesine bu sözün tek başına söylenmediğini çok iyi biliyoruz. Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve kimin talimatıyla oraya geldiğini de çok iyi biliyoruz. Ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekilleri, yöneticileri, HDP’ye oy veren her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmez, size biat etmez. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ sözü 90’larda asit kuyularında insanların yakılmasının emrini verenlerin zihniyeti ile aynıdır, faili meçhullerin emirlerini veren zihniyet ile aynıdır. Ancak o zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölüme direnen bir halk var karşınızda.

“Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez”

Türkiye toplumuna gözdağı vermeyi düşündüklerini biliyoruz ama yanılıyorlar; Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez. Ne pahasına olursa olsun ölümüne direneceğiz, mücadele edeceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.

Cezaevleri tecrit ortamına dönüştü. Hasta tutuklular ölümle pençeleşirken, cezaevlerinde insan hakları ihlalleri her gün yaşanırken bu ülkenin geleceğe vaat edeceği hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz. Tecrit içinde tecridin yaşandığı, insanların cezaevlerinde hak ihlalleri ile karşılaştığı, tabutların çıktığı bir süreci yaşıyoruz. Bugün İmralı Cezaevinde görüş olmadığı halde dün avukatlara tekrardan 6 aylık Sayın Öcalan ile görüşme yasağı getirildi. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Zaten bir görüşme yok. Ne aile ne de avukat görüşü var ama bir kez daha görüş yasağı verildiğini öğrendik. Kendi yasalarını bile uygulamayan bir ülke haline geldi Türkiye. Cezaevlerindeki hak ihlallerinden bu ülkenin yönetenleri birebir sorumludur. Bu ülke AKP ve MHP’ye mecbur ve mahkum değildir. İlk seçimlerde tüm demokrasi güçleriyle oluşturacağımız ittifaklar ve güç birlikleriyle bu iktidarı tarihin çöp sepetine gönderene kadar mücadeleye devam edeceğiz.

“Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler”

Onlar, meydanları bütün engellemelere rağmen boş bırakmayan halk gerçekliğinin farkındalar; HDP’yi korkutamadıklarının farkındalar; Türkiye halklarını susturamadıklarının farkındalar; gençleri, emekçileri, kadınları durduramadıklarının farkındalar. Bunu 8 Mart’ta, Newroz’da, 1 Mayıs’ta milyonların alanları doldurmasından gördüler. Biz meydanları doldurmaya devam edeceğiz. Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bursa’dan bir kez daha söz veriyoruz: Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler, barış ve demokrasiyi engelleyemeyeceklerini bilecekler.

“İktidar ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktu”

Her fırsatta çatışma ve savaş politikalarına sarılan bu iktidarın ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktuğunu biliyoruz. Yarattıkları bu olumsuz tabloların ve her gün enflasyonun yükselmesinin görmezden gelinmesini sağlamak için yeni alanlar oluşturmaya çalıştılar. Savaş ve çatışma politikalarını ömürlerini uzatmak için devreye koyduklarını biliyoruz. En önemlisi de Kürtler hiçbir yerde kazanmasın, söz ve karar sahibi olmasın diye savaşa sarılan bir AKP gerçekliği var. Biz HDP olarak savaşın değil barışın, ölümün değil yaşamın olması için, tüm halkların barış içinde yaşayacağı bir geleceğe sahip olması için bu mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede yoksulluk ve enflasyon var, insanlar açlıktan ve sefaletten iş yerlerini açamaz duruma geldi. Bu manzaranın tek nedeni AKP-MHP iktidarıdır. Yarınlarımızı çalmak isteyenlere karşı birlik ve beraberliğimizi korumak durumundayız. Nerede bir ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan varsa HDP oradadır, orada olmaya devam edecektir.

“AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi”

Bugün aynı zamanda Mayıs ayının ilk pazarı, yani Anneler Günü. Ben de acılı bir anne olarak bu ülkede evlatlarını kaybeden, evlatlarına kavuşmak isteyen, yüreği evladına kavuşmak için tutuşan bütün annelerimizin hiçbir ayrım yapmadan Anneler Gününü yürekten kutluyorum. Selam olsun Cumartesi Annelerine, selam olsun Barış Annelerine, selam olsun Emine Şenyaşar annemize, selam olsun Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede  yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize! Bu ülkede çok acı çeken, göz yaşı döken annelerimiz var. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşının dökülmemesi, tek bir evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Bu da ilk seçimde gerçekleşecek, ilk seçimler için bizim hedefimiz olacaktır.

Bir kez daha, özellikle 2 yıldır bu kentte yöneticilik yapan, başta il eşbaşkanlarımız olmak üzere tüm arkadaşlarımıza binlerce kez teşekkür ediyorum. Hepsinin emeğine, yüreğine sağlık. Bugünkü kongrede yeni seçilecek olan bütün arkadaşlarıma, il eşbaşkanlarıma bu zorlu ama onurlu süreçte üstün başarılar diliyorum. Hepimizin yolu açık olsun. An serkeftin an serkeftin.”

Paylaşın

Ekonomi Ve Sığınmacılar Konusu AK Parti’yi Zorluyor

Türkiye gazetesi, ekonomi ve sığınmacılar konusunun “AK Parti’yi zorladığını” yazdı. Yücel Kayaoğlu imzalı haberde, AK Parti’nin 2023 seçimlerine Türkiye’nin en önemli gündem başlıkları arasında yer alan ekonomi ve sığınmacılar konusunu çözerek girmeyi hedeflediği belirtildi.

AK Parti vekillerinin bayram boyunca seçim bölgelerinde yaptıkları temaslarda benzer şikâyetler olduğu belirtilen haberde seçmenin nabzı tutuldu ve vekillerin izlenimleri aktarıldı. AK Parti’nin oy oranının yüzde 35 olduğu belirtilirken, yüzde 10’luk bir kitlenin kararsız olduğu ifade edildi. Haberde şu ifadeler yer aldı:

“AK Parti milletvekilleri ramazan ayı ve bayram boyunca seçim bölgelerinde temaslarını sürdürdü. Bu temaslarda hayat pahalılığı ve mültecilerle ilgili şikâyetler başı çekti. Bu iki konu dışında en önemli başlıklardan biri ise EYT’liler oldu. AK Parti, 2023 seçimlerine Türkiye’nin en önemli gündem başlıkları arasında yer alan ekonomi ve mülteciler problemini çözerek girmeyi hedefliyor. AK Parti’deki seçim stratejisi toplantılarında da son dönemde en fazla sığınmacılar ve ekonomi üzerinde değerlendirilmeler yapılıyor. Ramazan ayı ve bayram boyunca, AK Parti yönetimi, milletvekilleri ve teşkilatların yaptıkları saha çalışmalarındaki ortak izlenim, değerlendirmeler şöyle sıralanıyor:

Hayat pahalılığı ilk sırada. Son dönemde mülteciler de gündem oldu. Ama mülteci sorununun sahada pek bir etkisi yok. Muhalefet, mültecileri ‘siyasi açıdan istismar’ aracı olarak kullanıyor. ‘Suriyeliler yüzünden iş bulamıyorsunuz, bunlar yüzünden sıkıntı çekiyorsunuz’ diyerek kullanıyor. Suriyeli sığınmacılarla ilgili yalan-yanlış bilgiler yayılıyor.

Vatandaş, mültecileri çok büyük problem olarak görmüyor ama ekonomik sıkıntı çektiği için bunları bahane ederek tepki gösterenler var. Bir yandan da özellikle hizmet sektöründe ve tarım-hayvancılıkta çalıştıracak adam bulamadıkları için Afgan veya Suriyelileri çalıştıranlar var. ‘Mülteciler olmazsa işimiz zor’ deniyor. Genel olarak vatandaş nezdinde bir ‘Suriyeli’ tartışması yapılmıyor. Ama siyaseten kullanılıyor.

Sahada görünen, AK Parti’nin çekirdek seçmeni hâlen partide. Toplumun yüzde 35’lik kesimi AK Parti’ye oy vereceğini söylüyor. Ancak yüzde 10’dan fazla bir kararsız kitle var. Bu kitle daha önce AK Parti’ye oy veren, ama şimdi kafası karışık olan bir kitle. Muhalefet cephesine de gitmek istemiyor. Çünkü onlar da umut vermiyor bu kitleye. Bu kesim şimdilik ne AK Parti’ye ne de muhalefete yanaşıyor. Gri alanda bekliyorlar.

AK Parti’ye yakın olan bu kesimler, ‘Köprü, yol baraj gibi söylemleri bırakın artık. Vatandaşın bireysel taleplerini karşılayın’ diyor. Türkiye’de seçimler muhtarlık seçimlerine döndü iyice, yani Kanal İstanbul’u veya başka otoyolları anlatarak seçim kazanmak zor. Vatandaş ‘Benim için ne yaptın’ diyor. Bireysel talepler karşılanmalı. Bu nedenle dar gelirlileri rahatlatmaya yönelik yeni bazı adımların atılması bekleniyor. Özellikle 9’uncu aydan itibaren hükûmet dar gelirlileri rahatlatmaya yönelik bazı adımlar atarsa, sıkıntı ortadan kalkar.”

Paylaşın

Tansu Çiller’in Siyasete Dönüş Planı

Son günlerde siyasete yönelik çıkışları ile gündeme gelen eski Başbakan Tansu Çiller’in teklifi ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile üçüncü ittifak iddiaları ile ilgili konularda Adalet Partisi ismi öne çıktı.

Partinin kritik konulara ilişkin ne karar alacağı ise merak konusu olurken Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Vecdet Öz, Cumhuriyet’ten Sinem Nazlı Demir’e konuştu. Çiller ile dostane bir ilişkisi olduğunu fakat kendisinin AKP ile yakınlığını tasvip etmediğini belirten Öz, Çiller’in kendisine teklifte bulunduğunu açıkladı.

“Kahveye davet etti”

Öz, şunları söyledi: “Tansu Hanım bir gün beni arayarak kahve içmeye davet etti. Ben de dostane bir şekilde bu daveti kabul ettim. Ülke gündeminden konuşacağımızı düşünerek gittiğim bu görüşmede Çiller bana siyasete dönmek istediğini açıkladı, ‘Ben ablan olarak partinin başına geçeyim sen de ikinci adam ol’ dedi. Bu işin ticaret işi olmadığını derin görüş ayrılıklarımızın olduğunu belirterek reddettim, örneğin o başkanlık sistemini tasvip ediyor, biz parlamenter sistemi.” Öz, “Ümit Özdağ’ın milliyetçiliği Atatürk milliyetçiliğine yaklaşmıştır ve bu bize yakın gelmektedir” diyerek ittifaka açık kapı bıraktı.

“En büyük hatamız”

Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ile ilgili de konuşan Öz, “Kemal Kılıçdaroğlu ittifakı altı parti ile sınırlandırmamalıydı. Dilinden Atatürk ve Cumhuriyeti düşürmeyen tüm partileri küçük büyük bakmaksızın toplamalıydı” dedi. Öz, 68 Kuşağı’nın devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 6 Mayıs 1972’de idamına ilişkin de konuştu. Öz, “En büyük hatamız genç fidanların katledilmesidir. Onun ıstırabını yaşıyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Seçimleri İşaret Etti: Kazanıyoruz

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Maratonun son yüz metresindeyiz ve kazanıyoruz. Pes etme vakti değildir. Bırakın çeteler kaygılansınlar, hayata küssünler, uykuları kaçsın” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından bir mesaj yayımladı. İktidara yönelik eleştirilerde bulunan Kılıçdaroğlu mesajında gelecek seçimlere işaret etti ve “Kazanıyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bayramımızı bile karamsar geçirdik. Gülümsemeyi unuttuk, halkımız yorgun. En büyük hırsızlığa yaşam enerjimizi çalarak imza attılar. Ancak maratonun son yüz metresindeyiz ve kazanıyoruz. Pes etme vakti değildir. Bırakın çeteler kaygılansınlar, hayata küssünler, uykuları kaçsın” dedi.

Paylaşın

158 Şairden ‘Gezi Davası’ Bildirisi

Gezi Davası’nda açıklanan ve kamuoyunda tepki çeken karar nedeniyle bir araya gelen 158 şair bir bildiri yayımladılar. Bildiride, “Yaralı, üzgün ülkemizin alanlarında, bulvarlarında bizler de ayağa kalktık. Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur” ifadeleri yer aldı.

Gezi Davası’nın geçtiğimiz ay görülen karar duruşmasında, Gezi Direnişini finanse ve organize etmekle suçlanan Osman Kavala müebbet hapis cezası alırken Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi 18’er yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. AKP’den milletvekili aday adayı olan hâkim üyenin de yer aldığı mahkeme heyetinin verdiği karar skandal olarak yorumlanırken yurdun dört bir tarafında protesto edildi.

GerçekGündem’de yer alan habere göre şairler, bugün “Gezi davası hukuksuzluğu”na karşı hazırladıkları “Şairler Bildirisi”ni kamuoyuyla paylaştı. Bildirinin yanı sıra “Şairler Bildirisi İmzacıları” da okundu.

Şairlerin okuduğu bildiri şöyle;

Suçsuzdur kardeşlerimiz

Ruhları barbar olanlar, doğanın dilini anlamazlar. Onlar için gözler ve kulaklar kötü tanıklardır.*

Ama biz şairler, gördük ve anladık.

Cinayet bu ülkede işlendi. Biz şairler, gördük ve tanığız.

Ağaçlarımızı bu ülkede kestiler.

Biz şairler, gördük ve tanığız.

Çocuklarımızı bu ülkede öldürdüler.

Biz şairler, gördük ve tanığız.

Akan kan, bizim de kanımızdı. Biz şairler, duyduk ve anladık.

Bize daha fazla güneş gerek.

Biz şairler, duyduk ve tanığız.

Yarının aydınlık unuyla yoğrulmuş ekmektir özgürlük.

Biz şairler, duyduk ve tanığız.

Şiir ve hayat, “Susmayın, boyun eğmeyin!” diye fısıldıyor bize.

Bunun için ustamız Cemal Süreya da “Biz kırıldık daha da kırılırız / kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza.” diyordu.

Suçsuzdur kardeşlerimiz. Barbarlar, onların suçsuzluğuna dokunamazlar Suçsuzdur kardeşlerimiz. Yasaları, yalanları onların vicdanlarını tutsak alamaz. Suçsuzdur kardeşlerimiz.

İkiyüzlü kalemleri, onların saf erdemlerini karalayamaz. Biz biliyoruz ki hiç kimse özgürlüğün şarkısını bizim ağızlarımız kadar gür söyleyemez. Ve biz biliyoruz ki hiç kimse dizlerinin üstünde yükselemez güneşe.

Bunun için yaralı, üzgün ülkemizin alanlarında, bulvarlarında bizler de ayağa kalktık. Bunun için Gezi direnişi, kardeşlerimiz gibi bizim de onurumuzdur. Bunun için Gezi direnişi en güzel, en umutlu şarkımızdır…

Bu şarkı, geleceğin özgür, eşitlikçi, insana, insanlığa ve doğaya saygılı Türkiye’sinde bizleri daha da dirençli kılacak.

Bu ışıklı şarkıya sözcüklerimiz kadar inanıyoruz. Bunun için biz şairler diyoruz ki boyun eğici yasalarınızla, yasa koruyucularınızla, baskıcı erkinizle bugünü kurtarabilirsiniz ama yarın, halkın vicdanından asla kurtulamayacaksınız. Bunun için susmuyoruz, susmayacağız.

*Herakleitos

İmzacılar

Yeşim Ağaoğlu, Oğuzhan Akay, Nafia Akdeniz, Nuray Gök Aksamaz, Tozan Alkan, Orhan Alkaya, Erdal Alova, Emrullah Alp, Yusuf Alper, Mehmet Altun, Yüksel Andız, Suna Aras, Fatma Aras, Gökhan Arslan, Diyar Atak, Nihat Ateş, Mehmet Atilla, Salih Aydemir, Mehmet Sait Aydın, Hüseyin Bahca, Ali Asker Barut, Bilsen Başaran, Gülce Başer, İbrahim Baştuğ, Pelin Batu, Vural Bahadır Bayrıl, Süreyya Berfe, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Egemen Berköz, Şeref Bilsel, Ayhan Bozkurt, Abdülkadir Budak, Özgün Enver Bulut, Eray Canberk, Riitta Cankoçak, Ali Cengizkan, Anıl Cihan, Ahmet Çakmak, Osman Çakmakçı, Cevat Çapan, Tunca Çaylant,

Nalan Çelik, Nevzat Çelik, Nuh Ömer Çetinay, Mazlum Çetinkaya, Veysel Çolak, M. Mahzun Doğan, Deniz Durukan, Efe Duyan, Rahmi Emeç, Gültekin Emre, enderemiroğlu, Şükrü Erbaş, Vecdi Erbay, Eser Ceran Erdi, Ayça Erdura, Haydar Ergülen, Cezmi Ersöz, Ünal Ersözlü, Mehmet Erte, Süreyyya Evren, Hüseyin Ferhad, Koray Feyiz, Turgay Fişekçi, Cenk Gündoğdu, Tarık Günersel, Hilmi Haşal, Fatin Hazinedar, Devrim Horlu, Ümit Yaşar Işıkhan, Gülseli İnal, Emel İrtem, Adil İzci, Hicri İzgören, Orhan Kahyaoğlu, Muzaffer Kale, Arife Kalender, Ayşe Şafak Kanca, Turgay Kantürk, Hilal Karahan, Erkan Karakiraz, Hidayet Karakuş, Halil Karapaşaoğlu,

Levent Karataş, Emel Kaya, Burhanettin Kaya, Metin Kaygalak, Tuğrul Keskin, Cengiz Kılçer, Tuna Kiremitçi, Serdar Koçak, Zeynep Köylü, Mustafa Köz, Lokman Kurucu, Akif Kurtuluş, Faris Kuseyri, Namık Kuyumcu, Oğulcan Kütük, Mehrizat, Mehtap Meral, Özkan Mert, Yaşar Miraç, Ayten Mutlu, Turgay Nar, Çayan Okuduci, Uygur Orhan, Altay Öktem, Tamer Öncül, Halil İbrahim Özcan, Mehmet Özceylan, Nihat Özdal, Yavuz Özdem, Mete Özel, Fergun Özelli, Pelin Özer, Ali Özgür Özkarcı, Hasan Özkılıç, Gonca Özmen, Hasan Öztoprak, Salih Öztürk, Asım Öztürk,

A.Kadir Paksoy, Fatoş Avcısoyu Ruso, Nur Saka, Onur Sakarya, Yücelay Sal, Sezai Sarıoğlu, Neval Savak, Aslı Serin, Şükrü Sever, Mustafa Suphi, Leyla Şahin, Aydın Şimşek, Emin Şir, Tuğrul Tanyol, Tevfik Taş, Zerrin Taşpınar, Ahmet Telli, Mahmut Temizyürek, Erkut Tokman, Enver Topaloğlu, Turgut Toygar, Engin Turgut, Oğuz Tümbaş, Sabahattin Umutlu, Cem Uzungüneş, Mecit Ünal, Hülya Deniz Ünal, Fatih Yalıner, Neşe Yaşın, Halide Yıldırım, İrfan Yıldız, Hayri K. Yetik, Selahattin Yolgiden, Hüseyin Yurttaş, Özgür Zeybek

Paylaşın

Prof. Dr. Ceyhan’dan Dikkat Çeken Kovid 19 Paylaşımı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, maskenin kaldırılması kararına ilişkin tepki göstererek sık sık uyarılarda bulunmaya devam ediyor.

Koronavirüs salgını ile ilgili sosyal medya hesabından salgının henüz bitmediğini ve Mis-C hastalığını görmeye devam ettiklerini belirten Ceyhan, “Covid-19 aktivitesinin yüksek olduğunu görüyoruz” dedi.

Ceyhan, koronavirüs aşıları eksik olan yurttaşlara dikkat çekerek aşıların tamamlanması gerektiğini belirtti.

“Aktivitesi yüksek”

Ceyhan, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“Dikkat! Hala Mis-C hastalığı görmeye devam ediyoruz. Bu da toplumda COVID 19 aktivitesinin yüksek olduğunu gösteriyor. Lütfen dikkatli olalım. Aşılarımızı tamamlamak, sosyal mesafenin sağlanamadığı durumlarda maske takmakla birşey kaybetmeyiz”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu, Tepki Çeken Sözleri İçin Özür Diledi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Karadeniz gezisi sırasında aralarında Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök, Akif Beki’nin de bulunduğu isimlerle olan fotoğrafına gelen eleştirilere yönelik kullandığı, “Bu kardeşiniz için vız gelir tırıs gider. Hiç umurumda değil” ifadeleri nedeniyle özür diledi.

İmamoğlu, katıldığı bir programda, Karadeniz gezisine davet ettiği gazeteci tercihine yönelik eleştirelere verdiği ‘Vız gelir tırıs gider’ ifadelerine ilişkin konuştu. “Ben çiftçi çocuğuyum, benden kibir doğmaz” diye konuşan İmamoğlu, “Bu açıklamaları yapan arkadaşlardan, sadece ve sadece dün bir konuşmada kullandığım ‘vız gelir tırıs gider’ sözlerimden dolayı özür diliyorum” diye konuştu.

İBB Başkanı İmamoğlu sözlerinin devamında şunları kaydetti:

“Bir fotoğrafla linç edilen yok sayılan tabiri caizse kaptanlığını yaptığım gemiden inilen artık yok sayılan oy vermem denilen bir kişi durumuna düşürülürse insanın kalbi kırılıyor canı yanıyor birkaç cümle de yanlış laf kurabiliyorum. o yanlış kurduğum laflar için özür diliyorum altını çizeyim. Ben dostluklarımı, yıllardır beraber olduğum arkadaşlarımı bir fotoğrafla terk edilsin diye edinmedim. Bu dostlukları bir fotoğrafla düşmanlığa çevirmek gibi bir niyetle yola çıkmadığım gibi hayatımda kimseyi de düşman niyetine koymadım koymayacağım.

‘Herkezi davet edip dinleyeceğim’

Anne vicdanının Twitter’da falan da eksik olmamasını diliyorum. Orda da o duyguya ihtiyacımız var hepimizin. Benimle dertleşmek, eleştirisini bana söylemek duygularını bana aktarmak ve dostça yol arkadaşı olarak prensipleri doğrultusunda uygarca duygularını bana aktarmak isteyen herkesi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı; günü veya bir gün veya bir gün sonrası tespit edeceğim bir salona davet edeceğim, hepsini tek tek dinleyeceğim.

Uygar bir biçimde dinleyeceğim uygar bir biçimde de cevaplarını vereceğim. Biz bu süreci büyük bir seferberlik süreci olarak kabul ettik ve bu sürecin bu tür kazalara uğramaması için hassas olmamız gerektiğini hatırlatıyoruz. Akıllı olalım, akıllı olun dediğim kavram da gerçek akıldır, ayar veren bir laf değildir. Ben bir toplumun temsilcisiyim, 16 milyon kişinin temsilcisiyim.

Bu saatten itibaren benim gündemim buradaki milyonlarca fidedir. Benim nezdimde bu konu kapanmıştır. Bu konu benim nezdimde kapanmıştır, yol arkadaşlarım, kurumumu temsil eden hiç kimse bu konuyla ilgili tek bir cümle etmeyecek, edemez, tek muhatabı benim. 19 Mayıs’ta bana yapılan eleştirileri uygarca dinleyeceğim. Bu toplantı da basına kapalı olacak.”

Ekrem İmamoğlu ne demişti?

İmamoğlu, Karadeniz turuna davet ettiği gazeteciler üzerinden gelen eleştirilere yanıt vermiş; “Bir fotoğraf üzerinden kurban etmeye çalışan insanlar olabilir, benimle aynı şeyi düşündüğünü, aynı şeyleri inandığını söyleyen ne yazık ki anlık hırslarına yenilmiş insanlar olabilir ya da bir takımın renkleri üzerinden ayrıştırma gayreti içinde olanlar olabilir. Başkalarının değirmenine su taşıdıklarının farkında olmayanlar da olabilir bunun içerisinde, farkında olup yapanlar da olabilir. Ama bu kardeşiniz için vız gelir tırıs gider. Hiç umurumda değil” ifadelerini kullanmıştı. İmamoğlu’nun “Vız gelir tırıs gider” ifadesi, büyük tepki çekmişti.

Paylaşın

Erkan Baş: İktidar Kaybettiğinde Gitmeyecek Biz Göndereceğiz

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Halk TV’de Perdenin Önü Arkası programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. TİP Başkanı Baş, “Tezkereye ‘evet’ diyenler, Türkiye’deki Amerikan istilasına, Rus oligarklarının bu ülkeyi sömürmesine ses çıkarmayanlar bu sorunu çözemezler” dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasındaki gerilim üzerine de değerlendirmelerde bulunan Baş, “Sorunu yaratanlar da yangına benzinle konuşanlar da sorunu çözemez” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

Mesele son derece seviyesiz ciddiyetten uzak bir eksende yürüyor. Memleketin gerçek sorunlarına ilişkin herhangi bir tartışma sürdürebildiklerini düşünmüyorum. Oysa memleketin sorunların eğer gerçekten çözüm üretmek istiyorsak sağduyulu soğukkanlı gerçekçi çözüm önerilerini ortaya koyan, varsa farklı görüşleri açık ve net biçimde ortaya koyan bir yaklaşım sergilememiz lazım. Liseli çocukların ‘çıkışta görüşelim’ diyaloglarına benzer şekilde konuşanlar memleketin sorunlarına dair sağlıklı çözümler üretemez. Birtakım sözde liderlerin iki dudağı arasından çıkan cümleler siyaset olarak algılanıyor.

Biz şunu öneriyoruz: Meseleyi öyle basit siyasi bir kavga konusu olmaktan çıkarıp, “Ben buradan nasıl oy devşiririm? Nasıl koltuğumu korurum?” tartışmasından çıkarıp akılla, bilimle, soğukkanlı biçimde yaklaşmak gerekiyor.

Bu belki de dünya tarihinin gördüğü en yoğun göç dalgalarından bir tanesi. Sadece Türkiye’de değil dünya ölçeğinde çok ciddi bir tartışma yürüyor.

‘Sorunun yaratıcısı Erdoğan’dır’

AKP dünyadaki pek çok sorunu nasıl büyük bir şekilde Türkiye’ye taşıyorsa, bu sorunu da böyle Türkiye’ye taşınmış durumda. Dolayısıyla biz Türkiye’de meselenin ciddi bir sorun olduğunu kabul ediyoruz. Bunu tartışmamız gerekiyor. Ancak bunu karşılıklı düşmanlaştırmalardan kaçınarak yapmamız lazım. Bu konuyla ilgili rahatsızlıklarını dile getiren herkesin ırkçı olarak tanımlandığı bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz. Ama şunu ekliyoruz: Evet Türkiye’de ırkçılar var. Türkiye’de siyaseten bu meseleden nemalanmak isteyenler de var. Bunları birbirinden ayırmak gerekiyor. Vatandaşın derdini kendisine siyasi olarak devşirmeye çalışan iki taraftan yaklaşımlara karşı da net bir pozisyon almak gerekiyor.

Ümit Özdağ, yaklaşık bir saatlik programda Tayyip Erdoğan’a ilişkin bir çift laf etmedi. Oysa Türkiye’nin yaşadığı bu sorunun baş sorumlusu, yaratıcısı, Tayyip Erdoğan’dır.

‘Yangına benzinle koşanlar sorunu çözemez’

Sosyalistler bugün bu memleketin yaşayacağı bu sorunları 10-15 yıl öncesinden söylüyordu. Eğer bir sorunu çözeceksek sorunun önce nedenlerini tartışmamız lazım. Sorunu yaratanların çözemeyeceğini söylememiz lazım. Bu sorunun arkasında AKP’nin ülke içerisinde dinci milliyetçi politikalarının uzantısı olan dış politika anlayışının olduğunu en başa yazarak konuşmamız lazım.

Türkiye’de bugün yaşadığımız sorunun kaynağı, AKP’nin emperyalizmle iş birliği içerisinde, koltuğunu korumak için geliştirdiği dış politika hamleleridir. Bunu sorgulamadan bir tartışma yürütmek mümkün değil.

Sorunu yaratanlar da yangına benzinle konuşanlar da sorunu çözemez. Popülerleşmeye çalışanlar kendilerine yer bulmaya çalışanlar bu sorunu çözemezler. Bu sorunu esas olarak sosyalistler çözer.

‘Tezkereye evet diyenler bu sorunu çözemez’

10 yıl önce bir tartışma yapıyordu sosyalistler. Meselenin uzmanı olduğunu söyleyenler 10 yıl önce hiç uyarmıyorlardı. Bugün Suriyeli ve Afgan göçmenler tartışılıyor. Ben şunu sormak istiyorum:

1 Mart Tezkeresi oylanırken sokaklarda kim vardı?

Suriye’ye AKP’nin müdahalesine kim karşı durdu?

Afganistan müdahalesine Türkiye’nin bir NATO gücü olarak katılmasına karşı kim durdu?

Libya’ya müdahaleye kim karşı durdu?

Tezkerelere evet diyenler göçmen, mülteci, sığınmacı sorununu çözemezler. Sokaktaki garibanı düşman olarak görmek kolay. İstila tartışması yapılıyor. Türkiye’deki Amerikan istilasına karşı çıkmayanlar bu sorunu çözemezler. Rus oligarklarına karşı çıkmayanlar, bu ülkeyi sömürmesine ses çıkarmayanlar hiç konuşulmuyor.

Avrupa Birliği ile geri kabul anlaşması AKP tarafından Davutoğlu başbakanken imzalandı. TİP iktidara geldiği ilk gün bu geri kabul anlaşmasını iptal edecek.  Ülkemizde ve bölgemizde barışçı politikalar uygulayarak bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu memlekette TC vatandaşlığı satılıyor! Zengin Arap şeyhlerine vatandaşlık satıyorlar.

Patronlar sendikasız, sigortasız, insanlık dışı koşullarda çalıştırabilsinler diye ben buna göz yumuyorum diyen bir çalışma bakanı var.

Bu memlekette buraya göçmek zorunda kalan insanların hayatlarının patronlar tarafından nasıl hiçleştirildiğini tartışmadığımız zaman iş çok kolay… AKP bir taşla 4-5 kuş vuruyor.

Göçmenleri AB’ye karşı koz olarak kullanıyor, emekçilerin haklarını gasp etmek için yine göçmenleri kullanıyor. Suriye’ye dönük bir müdahalede bulunuyor. Ondan sonra böyle muhalefet unsurları çıkıp geri göndereceğiz diyor.

Seçime giderken AKP şov yapacak. Bu yaklaşımla ne olur? Bugün 1 milyon kişi gönderirsin. Yarın aynı politikalara devam edersen yarın 5 milyon insan gelmek zorunda kalır.

AKP’nin başımıza bela ettiği büyük bir problemle karşı karşıyayız. Bu işin sorumlusu hesap vermeli. Bu işin sorumlusu AKP’dir, Saray Rejimi’dir.

Memlekette bir Arap düşmanlığı yayılıyor bir taraftan ama zengin Arap şeyhlerinin elini eteğini öpmeye oraya gidiyorlar. Zengin Arap Şeyhlerine vatandaşlığı pul gibi dağıtıyorlar. Yetmedi mahkeme sattılar. Bunlarla kavga etmemiz gerekiyor. Kavga edeceğimiz unsuru doğru belirlemek son derece önemli.

Şu söylemek kolay: “Zafer Turizm otobüs kaldırır gönderir”. Sen MİT tırlarını gönderdikten sonra Zafer Turizm otobüs kaldıramaz oraya. Önce MİT tırlarının hesabını soracaksın ondan sonra otobüsler nasıl çalışacak bunu konuşuruz. Suriye’de Irak’ta Afganistan’da barış sağlanmadan sadece Türkiye’nin değil dünyanın bu sorunu çözmesi mümkün değil.

‘İktidar kaybettiğinde gitmeyecek biz göndereceğiz’

Bu iktidar çok büyük suçlar işlemiş bir iktidar, dolayısıyla koltuğu kaybettiğinde her şeyi yapabilecek durumdalar ve yaptılar da. İktidarlarını korumak için bu ülkenin başkentinde bombalar patlattılar.

İktidar seçime kadar olan süreci kendine göre dizayn ederse, oyunun kurallarını kendisi belirlerse bizim bir şansımız kalmaz. Tüm muhalefete sesleniyorum: Bu ülkeyi Saray Rejimi’nden kurtaracak adımları atmamız gerekiyor.

Bu iktidar kaybetse de gitmez duygusu var. Kaybettiklerinde onlar gitmeyecek, biz göndereceğiz. Buna göre hareket etmemiz lazım, provokasyonları boşa çıkartacak örgütlü halk kitlelerine ihtiyacımız var.

Bu öfkeyi garibanlara ve birbirimize yönlendirmeyelim. İktidar bizi birbirimize kırdırmaya çalışıyor oysa bizim bu öfkeyi servetlerine servet katanlara yönlendirmemiz gerekiyor.

Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanı olduğu bir ülkede seçim güvenliği nasıl sağlanabilir? Adam geçen seçimlerde memleketin bütün muhalefetini terörist ilan etti.

Bu ülkede kadın düşmanı, tacizci kim varsa ister Türk ister yabancı olsun kulağından tutup hapse atmak bizim görevimizdir. Biz bu sorunları, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkanlarla mı konuşacağız. Mahkemede kadın katillerine kravat taktı diye iyi hal indirimi verenlerle mi konuşacağız bu sorunları?

Halkımızı uyanık olmaya, provokasyonlara geçit vermemek üzere örgütlenmeye, akılcı, gerçekçi ülkenin tümünün çıkarlarını düşünen yaklaşımlarla politika belirlemeye çağırıyoruz.

Paylaşın

Davutoğlu’nun ‘Üçüncü İttifak’ Önerisine DEVA Partisi’nden Yanıt

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, daha önce partisinin kendi logosuyla seçime gireceğini açıklamıştı. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da Saadet, DEVA ve Gelecek Partisinin aynı siyasi gelenekten geldiğini belirterek, üçüncü bir ittifaktan bahsetmişti.

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun üçüncü ittifak önerisini değerlendirdi.

Halk TV’de İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Şahin, “Burada aynı düşünce, aynı dünya görüşü, aynı gelenekten gelmek doğrudur. Eş zamanlı olarak bazı siyasi partiler içerisinde birlikte hareket ettik. Ama yepyeni bir siyasi kültür inşa ettik biz DEVA Partisi’nde. Partimizde toplumun çok değişik kesimlerinden isimler var. Ve parti yönetimimizle, başkanlık divanımızla farklı düşünceleri yansıtan bir yapıya sahibiz” şeklinde konuştu.

“Altılı masayı tercih ettik”

Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’yle ittifak önerisini altı parti bir araya gelmeden önce yapıldığını aktaran Şahin, “Bu düşünce altılı masaya oturmadan önce de DEVA Partisi’ne iletilmiş bir düşünceydi. Ancak biz altılı masada yarınların Türkiye’sini inşa etmenin daha kolay olabileceğini daha doğru bir yöntem olabileceğini düşünerek altılı masada tercih bulunduk” dedi.

Şahin, şöyle devam etti: Bu masaya oturduktan sonra tek başımıza DEVA Partisi değiliz. DEVA Partisi’nin organları da tek başına buna karar veremez. Çünkü o masaya otururken güçlendirilmiş parlamenter sistemi bu ülkeye kazandırmak için oturduk. Ve hep birlikte o masanın etrafında belirlenecek Cumhurbaşkanı adayıyla, 13’üncü Cumhurbaşkanını seçme iradesiyle oturduk. Dolayısıyla parlamentoya yansıyacak güçlü bir aritmetiğin ne şekilde olacağına, bu masanın ortaklaşa yapmış olduğu çalışma sonrasında verilecek kararla karar verilmeli. Bizim ferdi DEVA Partisi olarak görüş beyan etmiş olmamız, o masanın ruhuna biraz aykırılık teşkil eder.

Paylaşın

Seçmen, Erdoğan’ın Ekonomiyi Düzeltebileceğine İnanmıyor

Metropoll Araştırma Şirketi’nin sahibi Özer Sencar, son anket sonuçlarını açıkladı. Buna göre ankete katılanların yüzde 59’u Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik sorunları çözeceğine inanmazken yüzde 39’luk azınlık çözebileceğine inanıyor.

Haber Merkezi / AK Parti seçmeninin yüzde 90’ı partilerinin genel başkanının sorunları çözeceğine inanırken sadece yüzde 8,8 “çözeceğini düşünmüyorum” dedi. CHP, İYİ Parti ve HDP’de çözeceğini düşünmeyenlerin oranı yüzde 90’ları bulurken MHP seçmeninin yüzde 73,1’i Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güveniyor.

Ayrıca, MetroPOLL Araştırma’nın 14-20 Nisan arasında 26 kentte 2 bin 164 kişiyle yaptığı ankette cumhurbaşkanlığı seçim senaryosu üç adaylı şekilde soruldu. Millet İttifakı adayının Cumhurbaşkanı Erdoğan ile HDP’li Selahattin Demirtaş ile yarışması halinde tablonun ne olacağı araştırıldı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakı’nın adayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş,  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı ilk turda açık ara kazanıyor. Yavaş yüzde 44, Erdoğan yüzde 34.3, Demirtaş yüzde 13.3 oy alıyor.

Bu pazar cumhurbaşkanlığı seçimi olsa, Erdoğan aday olsa seçimi kazanır mı?” sorusuna seçmenin yüzde 46.3’ü kazanacağını, yüzde 48.6’sı kaybedeceğini söyledi. Yüzde 5.1 ise cevap vermedi. Erdoğan’a mı, yoksa rakiplerine mi oy verirsiniz?” sorusuna ise seçmenin yüzde 31’i Erdoğan’a, yüzde 32’i rakibine oy vereceğini söyledi. Yüzde 33.2’si rakibe bağlı olarak karar veriyor.

Paylaşın