ABD: Suriye’ye Operasyon Bölgesel İstikrarı Zayıflatır

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyine yeni bir askeri operasyon düzenleme planlarından endişe duyduğunu belirterek, böyle bir adımın bölgede istikrarı zayıflatacağını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, günlük basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye operasyon sinyali vermesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Price, “Suriye’nin kuzeyinde artan olası askeri faaliyetlere ve özellikle buradaki sivil nüfus üzerindeki etkilerine ilişkin rapor ve tartışmalardan derin endişe duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin güneydeki sınırlarına ilişkin güvenlik endişelerinin farkında olduklarını belirten Price, “Ancak herhangi yeni bir operasyon bölgesel istikrarı daha da zayıflatır, ABD güçlerini ve IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun mücadelesini riske atar” şeklinde konuştu.

ABD’nin Türkiye’den Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonların durdurulması dahil Ekim 2019’da varılan anlaşmaya uymasını beklediğini ifade eden Price, “Herhangi bir gerginliğin tırmandırılmasını kınıyoruz. Mevcut ateşkes hatlarının korunmasını destekliyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazartesi günü kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada Suriye’ye yeni bir askeri operasyon düzenlenebileceğine işaret ederek, “Güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinlikte güvenli bölgeler oluşturmak için başlattığımız çalışmaların eksik kısmıyla ilgili adımları atmaya başlıyoruz” açıklamasında bulunmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Perşembe günü yapılacak Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında konuyla ilgili kararların alınacağını da sözlerine eklemişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, ‘Kaçış Planının Anatomisini’ Açıkladı

Partisinin grup toplantısında, “Akşam saat 22:00’de bir kaçışın anatomisini açıklayacağım” diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden videolu bir paylaşımda açıklamalarda bulundu.

“Onlar kaçacak yer ararken, bizim başka memleketimiz yok. Biz bir yere gitmiyoruz, bu devleti birlikte ayağa kaldıracağız. Başını dik tut sevgili halkım. Sen varsın ve daha iyisini hak ediyorsun. Geliyor mutlu, huzurlu günler!” notuya paylaşım yapan Kılıçdaroğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili halkım İyi akşamlar. Öncelikle bugün içimizi yakan haberler aldık. Şehitlerimiz var evlatlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine milletimizin başı sağ olsun. Böylesine acı bir günde böyle bir konuşma yapmak inanın beni üzüyor ama bu ülkenin geleceği söz konusu Bu da benim ana muhalefet olarak, bir Vatansever olarak görevimdir.

Bugün Grup konuşmamda bürokratlarımıza seslendim. Az da olsa suça bulaşmış olanları hizmet ettikleri kişiler tarafından hiç umursanmadıklarını söyledim. ‘Onların kendilerini kurtarma planlarında siz yoksunuz’ dedim.

Ekleyin ülkemizin dürüst şerefli bürokratlarına selamlar olsun. Onların başımızın üstünde yeri var. İktidarımızda onları çok güzel günler bekliyor. Hepsini biliyoruz duyuyoruz. Allah Razı olsun.

Sarı bürokratlar sizler devleti kanundışı talimatları uygulayarak adeta bitkisel hayatta soktunuz. Bu süreçte kendinizi de bitirdiniz. Öncelikle birazdan açıklayacağım şey skandallara yolsuzluklara dikkat çekmek değildir. Bunların ne olduğunu sağır sultan da biliyor. Amacım, komaya sokulan bu devleti uyandırmaktır.

Komaya sokulan bu devi uyandırmak ve çalışır hale getirmektir. Ama size de bir iyilik yapıyorum sarılar. Sizi bu suç gemisinden indirmek istiyorum. İnin kurtarın kendinizi. Çok geç olmadan, küçük cezalarla kurtulabileceğiniz bir aşamada kurtulun.

Çünkü hiç gündemlerinde yoksunuz. Onlar planlarını yapmaya devam ediyor. Çok sayıda paralel hayatları var, çok sayıda paralel planları var. Bugün ben içlerinden çok vahim birini açıklıyorum. Belgeler elimizde, para akışlarının hepsi elimizde, anlatayım:

Bir vakıf kurduruyorlar, Amerika’da. Neden Amerika’da? Ülkeyi Kataristan’a dönüştürenler, Katar’a gider diye beklersiniz ya, biliyorlar ki o ülkelerde hukuk yok. İlk uçakla geriye gönderirler bunları. Amerika kanunların arasına ise gizlenebilirler, orası hukuk devleti.

Yani hukuksuzlukla yok ettikleri ülkeden, hukuka sığınmak için ABD’ye kaçmak istiyorlar. Kendileri için yeni bir Pelsinvanya yaratma peşindeler. Peki ne yapıyorlar? Paravan bir vakıf kuruyorlar. Başına bir Amerikan vatandaşını koyuyorlar.

Ama vakfın asıl yönetimi Erdoğan ailesi üyelerine ait. Şimdi isim vermeyeyim. Belki kendileri söyler, aile içi işlerine karışmayayım. Şimdi bu paravan yapının izin çıkarma hakkı kazanması için paraya ihtiyacı var. Türkiye’den iki vakıf seçiliyor. Öğrenciler için kurulmuş süsü verdikleri vakıflar.

Bu vakıfların asıl var olma sebeplerini de bugün öğreneceksiniz. TÜRGEV ve ENSAR… Bu vakıflar başlıyor paraları bir Amerikan vatandaşına göndermeye. 20 milyon dolar, 10 milyon dolar, 20 milyon dolar, 10 milyon dolar… Bir TÜRGEV bir ENSAR… Durmuyorlar…

Para gönderme listesinin sonu yok, hepsinin dökümleri elimizde. Sevgili halkım, 1 milyar lirayı şıp diye transfer ediyorlar Amerika’ya. ENSAR’cım, TÜRGEV’cim; bu paraları size kim verdi? Siz bu paraları nereden buldunuz? Siz bu paraları neden Amerika’ya

Ensar’cım, TÜRGEV’cim, bu paraları size kim verdi? Siz bu paraları nereden buldunuz? Bu paraları neden sürekli Amerika’ya transfer ediyorsunuz?”

Paylaşın

Fehmi Koru: Havada Ağır Bir Erken Seçim Kokusu Var

Gazeteci Fehmi Koru, kişisel blogunda kaleme aldığı son yazısında, “Sorunları çözebileceği izlenimi iktidardan alınamıyor. Sorun çözsün diye alınan her karar, atılan her adım sorunları daha da derinleştiriyor. Çare? Seçim tarihini erkene almaktan başka bir çare yok. Havada ağır bir erken seçim kokusu olması bu yüzden.” ifadelerini kullandı.

“Ortada seçimin erkene alındığını düşündürecek herhangi bir gelişme yok. Peki de, neden sanki çok yakında sandık başına gidecekmişiz gibi bir hava var?” diye soran Fehmi Koru, şunları yazdı:

Geçen hafta sonu CHP İstanbul’da, DEVA Partisi de Gaziantep’te mitingler düzenledi. AK Parti de aynı günlerde iki ayrı yerde taraftarlarını meydanlara topladı. Özellikle muhalefetin mitinglerine ilgi büyüktü. Kalabalıklar toplayabildi partiler… Sanki yarın seçim yapılacakmış gibi bir heyecan sokaklara yansımış oldu. “Havada erken seçim kokusu var” dememin en önemli sebebi bu.

Muhalefet partilerinin düzenlediği mitinglerin coşkulu, iktidarınkilerin ise sönük olduğunu belirten Koru, özetle şunları söyledi:

Gaziantep’te milletin ayağının alıştığı miting meydanları yetkililerce kendilerine kapatılan DEVA Partisi, izin verilen uzak bir alana, reklam yapma fırsatı da ellerinden alındığı halde, büyük kalabalıkları toplayabildi. CHP’nin İstanbul/Maltepe’de düzenlediği ‘Milletin Sesi’ mitingine katılan kalabalıklar, ancak seçimlere bir-iki gün kala görülebilen heyecanı dışa vurmaktaydı. İktidarın mitingleri ise sönük geçiyor. Zorluk AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarına da hakim olmaya başladı.

Dün bakanlar kurulu toplantısı sonrasında yaptığı açıklamanın mesela şu bölümlerine:

“Bizim ülkemizde gerçekleştirdiğimiz büyük demokrasi ve kalkınmanın eksikliği, hatta hataları olabilir. (..) Hayat pahalılığı başta olmak üzere çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya olduğumuz gerçektir.. (..) Ülkemizin bu güne kadar her meselesini nasıl biz çözdüysek, Allah’ın izniyle yine bu sıkıntıların üstesinden biz geleceğiz.”

Giderek etkisi azalan bir söylem bu. Sorunları çözebileceği izlenimi iktidardan alınamıyor. Sorun çözsün diye alınan her karar, atılan her adım sorunları daha da derinleştiriyor. Çare? Seçim tarihini erkene almaktan başka bir çare yok. Havada ağır bir erken seçim kokusu olması bu yüzden.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye – Kuzey Kutbu İlişkilerine NATO Gölgesi

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, iklim değişimine bağlı olarak son yıllarda önemi giderek artan ve kısaca Arktik olarak adlandırılan Kuzey Kutbu havzasındaki işbirliğini de etkilemeye başladı. Ukrayna’daki savaş, daimî üyelerini bölgeye doğrudan veya dolaylı biçimde sınır sekiz ülkenin (Rusya, ABD, Danimarka, Kanada, Norveç, İsveç, Finlandiya, İzlanda) oluşturduğu Arktik Konseyi bünyesindeki işbirliğini asgari düzeye çekmiş durumda. 

Konsey’deki işbirliği gerilerken Türkiye ise Arktik’te aktör olmak isteyen ülkeler arasında. Bölgede aktör olabilmek için ya merkezi Norveç’in kuzeyindeki Tromso kentinde bulunan Arktik Konseyi’nde gözlemci statüsü elde etmek ya da bilimsel katılımla yol almak gerekiyor. Türkiye de gözlemci statüsü elde etmek için Konsey’e başvuruda bulunmuş, ancak bu başvuru 2015 yılında reddedilmişti.

Ankara’nın Arktik bölgesine ilgisini DW Türkçe’den Kayhan Karaca’ya değerlendiren Arktik uzmanı Eda Ayaydın, Türkiye’nin başvurusunun reddedilmesinin salt siyasal gerekçelerden kaynaklanmadığı görüşünde. Tromsø kentindeki Arktik Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak görev yapan Ayaydın, “Bu politik bir karar mıydı? Bunu söylemek kolaya kaçmak olur. Konsey, iklim değişikliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı gündeminin ilk sıralarına koyuyor. Aynı zamanda yerel halkların haklarını geliştirmede önemli rol oynuyor. Bunun için de bilimi araç olarak kullanıyor. Arktik’te aktör olmanın birinci yolu çevre ve iklim değişikliği konularında tutarlı politikalar üretmekten geçiyor” diye konuştu.

Aynı zamanda Bordeaux Siyasal Bilimler Enstitüsü (Sciences Po) öğretim üyesi olan Ayaydın’a göre Türkiye’nin iklim değişimi ve çevre politikaları konusundaki bilimsel çalışmaları da yeterli değil. “Devam eden çalışmalar var ama bu çalışmaların bölgede görünürlüğü az” diyen Ayaydın, Türkiye’de bu çalışmaları yapan bilim insanlarını toplayan bir fon programı olması gerektiğine işaret etti. Böyle bir programdan Türkiye’nin herhangi bir yerinde Arktik bölgesi üzerine uzmanlaşan araştırmacıların yararlanması gerektiğini ifade eden Ayaydın, “Türkiye’nin Arktik bölgesine taahhüdü bilimsel olmalı. Yoksa hazırlıksız ve stratejisiz yapılan bir başvuru Türkiye’yi kuzeye taşımaz” şeklinde konuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri 

Ayaydın, Türkiye’nin Konsey üyeleri İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine karşı çıkışının da Konsey’de şaşkınlık yarattığına dikkat çekti. Arktik Konseyi’nin günümüz konjonktüründe siyasallaşmakta olduğunu kaydeden Ayaydın, “Savaş ve politik etik nedeniyle bölgede bilimsel işbirliği durmuşken, Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerine karşı çıkışı Arktik bölgesi ile zaten yok denebilecek ilişkisini zedeler. Dahası, şu anda bölgede ambargo uygulanan Rusya’nın yanında yer alması da politikleşen Konsey’de yakın gelecekte geri kalan yedi devletten onay alıp kendine yer bulmasını zorlaştırır” görüşünü dile getirdi.

Ayaydın, sözlerini “Türkiye bir gün Arktik bölgesi ile ilgilenir ve Konsey ile ilişkilerini arttırmak isterse, 2022’nin savaş ortamındaki söylemiyle birlikte, çevre politikaları ve iklim değişimi etrafında bilime yaptığı yatırım belirleyici olacak” şeklinde sürdürdü.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularının kabul edilmesi halinde, Arktik Konseyi’nin Rusya dışındaki daimî üyelerinin tamamı Kuzey Atlantik İttifakı ailesine katılmış olacak. Rusya gibi bölgeyi ticari ve siyasal çıkarları açısından olağanüstü önemli gören Çin de bu olasılığa kaygıyla yaklaşıyor.

Arktik denklemi değişiyor

Moskova ise Ukrayna’da başlattığı savaş yüzünden bölgenin diyalog ve işbirliği platformu konumundaki Arktik Konseyi’nde de yalnızlaşmaya başladı. Uzmanlar, buna rağmen, yaklaşık 21 milyon kilometrekarelik bir yüzeye sahip Arktik havzasında Rusya olmaksızın işbirliğinin manasız olacağı görüşünde.

Arktik Konseyi 1996’da imzalanan Ottawa Bildirisi ile kurulmuştu. Yüksek düzey bir forum niteliğindeki Konsey, Arktik devletleri arasında iklim değişikliği, çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında iş birliği platformu olarak gösteriliyor. Konsey bünyesinde Arktik havzasındaki yerli halklar daimî katılımcı olarak temsil ediliyor. Aralarında Çin, Hindistan, Japonya, Singapur, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa’nın da olduğu 13 ülke ise “gözlemci” statüsüne sahip.

Daimî üyeler dışında birçok ülkenin Arktik havzasına giderek artan ilgisi, iklim değişikliğine bağlı olarak buzulların erimesiyle bu bölgede yakın gelecekte ortaya çıkacak yeni hidrokarbon ve maden rezervleri, deniz taşımacılığı rotaları ve balıkçılık potansiyelinden kaynaklanıyor. Çin ve ABD’nin Grönland’a yönelik ilgileri, örneğin, buradan gelirken aynı zamanda ABD için Rusya’yı çevreleme bakımından jeostratejik önem de taşıyor. Bölge için “yeni bir jeopolitik ağırlık merkezi” tanımlaması yapılmakta.

Arktik’te güvenlik de gündem

Eda Ayaydın, Arktik Konseyi’nin başlıca özelliğini “bölgedeki iklim değişikliğini ve sürdürülebilir kalkınmayı ele almak” şeklinde özetlemekle birlikte, Ukrayna krizinin dengeleri değiştirmekte olduğunu vurguladı:

“Konseyin bir diğer önemi de güvenlik konularını dışarıda bırakmaktı. Şubat 2022’ye kadar askeri güvenlik ve yüksek güvenlik endişeleri gündeme gelmedi. Ta ki Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline kadar. Savaşın başlamasından yedi gün sonra Konsey, çalışmalarını ve bilimsel olanlar da dahil bütün işbirliklerini askıya aldığını beyan etti.”

Ayaydın, geçtiğimiz günlerde Tromso’de bir araya gelen uzman politikacı, diplomat ve bilim insanlarının genel olarak bölgede Rusya olmaksızın işbirliğinin faydalı ve anlamlı olmadığı görüşüne sahip olduklarını da söyledi. Ayaydın, sözlerini “Kimi İskandinav ülkelerinden araştırmacılar Rusya’yı dışarıda bırakma görüşünü savundu, ancak Arktik’te hegemonyası oldukça hissedilen ABD, Arktik Konseyi dışında bir yapılanmaya karşı olduğunu ifade etti” şeklinde sürdürdü.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Barışı Savunmak Özgürlüğü Savunmaktır

Partinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Dünya çapında büyük bir demokrasi ve barış hareketine ihtiyacımız var… Barışı savunmak emeği, ekmeği, onuru, özgürlüğü savunmaktır” dedi.

Haber Merkezi / “Silahlanma yarışını değil, diplomasiye, demokrasiye, özgürlüğe dayanan kurumları güçlendirmek gerekiyor” diyen Sancar, HDP’nin hem Türkiye’de hem de dünyada üzerine düşen rolü oynamaya devam edeceğini belirtti. Askeri rekabetin, silahlanma yarışının ve otoriter arayışların özgürlük, demokrasi ve insanlığı tehdit ettiğini söyledi.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusuna dair de konuşan Sancar, “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin pazarlık için öne sürdüğü şartlara baktığınızda buradaki anti demokratik politikaları dünyaya dayatma anlayışını görebilirsiniz. “Dikkat edin öne sürülen şartlar yine Kürt sorununa, demokrasi sorununa çıkıyor” dedi.

Sancar, konuşmasının devamında, “İsveç’e tüm hukuk kurallarını askıya alın diyorlar… Türkiye vatandaşı olmayan, İsveç halkları tarafından seçilmiş bir parlamenterin iadesi istenebiliyor… Bu, dünyayı da kendine benzetme çabasıdır” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bugün insanlık tarihindeki en büyük trajedilerden birinin yıldönümüdür. Çerkeslerin uğradığı bu zulmün 158’inci yıl dönümünde bir kez daha o sürgün ve soykırımda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum, Çerkes halkının acısını, yasını yürekten paylaşıyorum. Çerkes halkının taleplerini konusunda kendileriyle birlikteyiz. Çerkes halkının dili, asimilasyonun ortadan kaldırılmasından hak ve özgürlük temelli güvencelere kadar demokratik tüm haklarına yönelik taleplerini sahipleniyoruz ve yanlarındayız” dedi.

Pandemi ilan edilir edilmez Birleşmiş Millletler Güvenlik Konseyi küresel ateşkes çağrısı yapmıştı. Ne yazık ki bu çağrı yeterli karşılık bulmadı. Tanık olduğumuz bu son aylarda BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri dahil olmak üzere neredeyse bütün dünya çatışmaları engellemek yerine adeta bir silahlanma ve çatışma yarışına girmiş durumda. Rusya’nın işgal politikaları ortada, Ukrayna’ya yönelik savaş politikaları ortada, bir yanıyla dünyayı bu karanlık ortama sürükleyen ateşin kıvılcımlarını görüyoruz. Öte yandan NATO’nun genişlemeden ısrarı silahlanma yarışındaki kararları bu tabloyu iyice karartmaktadır.

İsveç ve Finlandiya

İsveç ve Finlandiya halklarının kaygılarını anlıyoruz verecekleri karara saygı duyuyoruz. Fakat HDP olarak biliyoruz ki; askeri rekabet ve silahlanma yarışının, genişlemeci politikalarının dünya halkları için büyük tehditler doğuracağı ortada. Bu tehditler aynı zamanda iki önemli alanda ciddi tahribatlar da yaratacaktır. Bunlardan ilki insani güvenliktir. Bugün devletlerin çok büyük bir kısmı ulusal veya milli askeri güvenlik ile o kadar yoğunlaşmış durumdalar ki BM’nin ‘insani güvenlik’ olarak tanımladığı hedeflerden ve ilkelerden hızla uzaklaşmaktadırlar. BM’e göre insani güvenlik korkudan, muhtaç olmaktan azade olma ve haysiyetli yaşam hakkıdır. Sadece Ukrayna halkı değil sadece savaşların doğrudan doğruya yaşandığı bölgeler değil dünyanın neredeyse tamamı insani güvenlik hakkından mahrum olacak duruma gelmiştir. Buna Rusya da Avrupa da Afrika da Ortadoğu da dahildir.

Bu politikaların yaratacağı yoksulluk ve yokluklar, acılar ve yaralar küresel bir nitelik kazanacaktır. Bizler diyoruz bu küresel silahlanma politikası ve çatışmacı anlayış ve yarış sadece ölümleri değil sivillerin sağlıklı gıdaya erişemediği, kişisel ve kolektif güvenliklerinin sağlanamadığı, politik haklarının olağan düzeyde tehdit altında olduğu, iklim krizinin de derinleştiği bir döneme kapı aralamaktadır. Dünya haklarının mahrum kalmakla karşı karşıya kaldığı ikinci durum demokratik istikrardır. İstikrar kelimesi devlet yöneticilerinin ağzından düşmüyor, bununla kastettikleri siyasi istikrar kendi iktidarlarının yönetimlerinin ve düzenlerinin istikrarıdır. Oysa biz bütün dünya için istikrarı demokrasi temelinde anlıyoruz ve savunuyoruz. İstikrar arıyorsak başvuracağımız ölçüt demokrasinin dünyada yaygınlaşmasını sağlayacak politikalardır. Hem uluslararası hem de ulusal düzeyde temel hak ve özgürlüklerin tamamıyla yok sayılacağı, demokratik kurumların doğrudan veya dolaylı olarak tasfiye edileceği bir zemin oluşturulmaya çalışılıyor. Bugün askeri rekabet ve silahlanma yarışına baktığımızda; bu yöndeki gelişmelerin ilerlemekte olduğunu görebiliyoruz. Şu ana kadar yaşanan savaşın önüne geçilmesi için devreye girmesi gereken kurumlar iyice etkisizleşmiştir.

Dünyanın soğuk savaş döneminde çatışmaları önlemek için oluşturduğu, küresel bölgesel diplomasi ve demokrasi kurumları işlevlerini yerine getiremez durumuna düşmüşlerdir. Şu ana kadar savaşın önüne geçmek için devreye girmesi gereken kurumlar iyice etkisizleşmiştir. Soğuk savaş döneminde sıcak çatışmaları engellemek için oluşturulan küresel ve bölgesel diplomasi ve demokrasi kurumları işlevlerini yerine getiremez duruma düşmüştür. Bunlardan biri Avrupa Konseyi diğeri de AGİT’tir. Bizler silahlanma yarışına ve çatışmacı güvenlik politikalarına karşı diplomasi ve demokrasi temelinde işlev görecek kurumların güçlendirilmesini savunuyoruz. Eğer, bu kurumlar iyice etkinsizleşirse ortam sadece silah ve silah ticareti alanında iş gören, pazar arayan ve egemenlik, hegemonya kurma çabalarına giren aktörlere kalacaktır. Askeri kurumlar güçlendikçe ve büyüdükçe diplomasi ve demokrasi kurumları daha da zayıflayacak. Bunun dünya için, insanlık için, tüm gezegen için ne gibi sonuçlar doğuracağını görmek için basit bir matematik bilgisi yeterlidir.

Askeri rekabet silahlanma yarışı, otoriter arayışlar; özgürlükleri, demokrasiyi, insanlığı ve gezegeni tehdit eden bir hızlı genişleme dinamiğine sahiptir. Türkiye bu tecrübeyi neredeyse 10 yıldır en ağır biçimiyle yaşamaktadır. Bizim ülkemizin ve yakın bölgemizin ve de dünyanın insanlığın ortak ve acil ihtiyacı barıştır, demokratik istikrardır, adalettir özgürlüklerdir, dayanışmadır. Eğer güvenlik söz konusu olacaktır insani güvenliktir. HDP bu ülkeye, bu bölgeye bu perspektifi sunmak için mücadele yürütmektedir. Varlık temeli olarak gördüğü bu ilkeleri savunmaktadır, şimdi de bütün dünyaya başta Avrupa olmak üzere aynı bakış açısının en sağlıklı yol olduğunu ilan etmektedir. Diyoruz ki silahlanma yarışı değil askeri güvenlik değil, demokratik istikrar insani güvenlik en geniş dayanışma ve hukuk özgürlük temelinde bir düzen. İhtiyacımız olan budur.

Hatırlatalım savaştan krizlerden beslenenler de bilsinler ki halklar ve dünya kendilerinden çok daha büyüktür. Eğer halklar bir araya gelebilirse; biraz önce saydığım ilkeler ve hedefler çerçevesinde iradelerini ve güçlerini birleştirebilirlerse bu karanlık gidişi durduracak gücü mutlaka ortaya çıkaracaklardır. HDP olarak hem Türkiye’de hem bölgede hem Avrupa’da hem de dünyada üzerimize düşen rolü oynamaya devam edeceğiz. Zaten HDP’yi sadece ülkemiz için değil samimiyetle söylüyorum dünya için özel kılan bu niteliktir. Bu ilkelerde baştan sona tutarlı davranması ve kararlı bir mücadele yürütmesidir. İktidarın bizi hedef almasının temel nedeni de budur. Gerçek alternatifin nerede olduğunu, insanlığın ve gezegenin, halkların ve doğanın çıkarlarının nerede yattığını en açık ve inandırıcı bir biçimde ortaya koyan en güçlü aktörlerin başında gelmektedir HDP. Bu gücünü hem bu ülkede hem Ortadoğu da hem de dünyada çözüm için kullanılacak önemli bir desteğe kavuşmuştur. Şimdi bu desteği büyük bir politik hedefe dönüştürme zamanıdır. Bekleyecek halimiz yok, gecikecek zamanımız yok, derhal en büyük demokrasi ve barış ittifakını hep birlikte oluşturalım.

Biraz önce de söyledim; iktidarın kriz güvenlikçi ve çatışma odaklı politikalarının içerideki yansımaları her gün demokrasi taleplerine yönelik saldırgan tutumlarla net bir biçimde ortaya çıkıyor. Her gün bir yasak gözaltı ceza hak ve özgürlükleri engelleme demokratik siyaseti baskılama, sığınmacılar üzerinde nefreti canlı tutma otoriter iktidarın günlük faaliyetleri olarak karşımızda duruyor. Kürtçe tiyatrolar yasaklanıyor, konser Kürtçe şarkı söyleneceği gerekçesiyle engelleniyor, iptal ediliyor. En son İstanbul Valiliği Dersim Dernekleri Federasyonu’nun 32 yıldır yaptığı pikniğe izin vermedi. Yasakçılık batağından beslenen akıldan, izandan, vicdan ve insaftan yoksun bir politik anlayışla karşı karşıyayız. Zamanında sevgili Apê Musa kaldığı öğrenci yurdunda Kürtçe ıslık çaldı diye gözaltına alınmıştı. Sonra hakaretlere maruz kalmış ve günlerce işkence görmüştü o günkü zihniyet bugün katlanarak devam ediyor. Neredeyse Kürtçe ıslık çalma bile yasaklanma ve cezalandırma sebebi haline geliyor.

Kürt düşmanlığı yapıyor bu iktidar dediğimizde feveran ediyorlar daha açık ne olabilir. Evet bu iktidar Kürt düşmanlığı yapıyor ama bu düşmanlığın bundan önceki iktidarları nereye götürdüğünü göremeyecek kadar akıl tutulması yaşıyorlar. Kürt halkı bütün bu zulüm tarihinde hep dik durmayı, direnmeyi, onurunu ve haklarını savunmayı bilmiştir bundan sonra da bu konuda en ufak bir taviz vermeyecektir tam tersine haklarını onurunu kimliğini sonuna kadar savunacak ve politikaların hepsini çökertecektir.

İktidara eleştiri

Bu iktidar bütün bu uygulamaları hayata geçirirken yeniden ve yeniden beka söylemiyle ambalajladığı savaş siyasetine dönmektedir. Bölgesel askeri operasyonların daha da yaygınlaşacağını dün AKP Genel Başkanı duyurdu. Bütün bunların yeniden bir kanlı girdabı bu coğrafyaya ve bu ülkeye taşıyacağını mevcut kanlı girdabın ve karanlık döngünün derinleşmesine yol açacağını hepimiz görmek zorundayız. Bu iktidarın Ukrayna savaşında arabuluculuk gibi çabalarının ne kadar iki yüzlüce bir tutum olduğunu burada da görüyoruz. Orada arabulucu, barış güvercini Ortadoğu ve ülkede savaş şahini. Bu politikalar her açıdan bu ülkenin halkların ve Ortadoğu’da halkların birlikte demokratik bir barış kurma çabalarına karşı en büyük tehdittir. Bunu görmek lazım. O nedenle savaş karşıtlığı öyle bir şiar değildir. Barış hedefi öyle kalıplaşmış tekdüze bir söylem olarak algılanmamalıdır. Savaş karşıtlığı ve barış politikası aynı zamana hayatlarımıza sahip çıkma, hayatlarımız hakkında geleceğimiz hakkında karar verme hakkının temelini oluşturmaktadır.

Muhalefete eleştiri

Eğer bu konuda kararlı ve tutarlı davranmazsak hayatlarımız üzerinde tasarruf hakkımız azalacak ve bu iktidarın, onun yandaşlarının, onun politikalarından beslenen bir avuç sermayenin insafına terk edilecek. Savaşa karşı çıkmak barışı savunmak aynı zamanda emeğimizi ekmeğimizi onurumuzu ve özgürlüğümüzü savunmaktır. Bu konuda gösterilecek her tereddüt bu iktidarın yıkım politikalarını güçlendirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Her seferinde bütün kesimlere en başta siyasi muhalefete bizim dışımızda kalan muhalefet partilerine de söylüyoruz, üzgünüz ki bu alanda güçlü sistematik tutarlı bir tavır ortaya koyamıyorlar. Buradaki çekincelerin hiçbir karşılığı yoktur. Halkta esas hedefin ve isteğin onuruyla ve refah içinde özgürlüğü ile demokrasi içinde yaşamak olduğunu herkesin görmesi gerekiyor. İktidarın yarattığı algıya teslim olmak bu ülkenin geleceğini bu kirli iktidar oyunlarına terk etmek anlamına gelir. Kimse bu tuzağa düşmemelidir. HDP bu tuzağı bozacaktır. En geniş birlikteliği oluşturacaktır. Bütün demokrasi güçlerini bir araya getirecektir. Bu kapıları açıp belaları savuşturacak anahtar HDP siyasetidir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: 84 Milyon Bir Avuç Kişiye Çalışıyor

Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik sorunlara ve yolsuzluğa değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye ilk kez bir ekonomik krizle karşılaşmıyor ama bu krizler atlatıldı, sürekli bir hal almadı. 2018’den bu yana başlangıçta var olan kriz, ekonomik buhrana dönüştü” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ben Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dar gelirli gruplardan kaynak alıp bir avuç üst gelir grubuna kaynak aktaran ekonomik politikaya ilk kez tanık oluyorum. 84 milyon bir avuç kişiye çalışıyor. Aşağıda insanlar perişan. Pazara çıkamıyor, alışveriş yapamıyorlar…” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Siyasallaşmış yargıyla, mafyayla, mafyayla fotoğraf çektirenlerle, uyuşturucu baronlarıyla, bütün paramiliter yapılarla, beşli çetelerle, trollerle, yandaş medya ve onların beslemeleriyle ancak ve ancak biz kavga edebiliriz…” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’deki partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmada ekonomik sorunlara ve yolsuzluğa değinen Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi;

“Bir ülke bilgi ile yönetilir, birikim ile yönetilir. Ama geldiğimizde olsa da Türkiye’nin iyi yönetilmediğini görüyoruz. O kadar havai bir yapı var ki, gerçeklerden o kadar topuk bir yapı var ki eleştiri geldiği zaman ‘gözlerime bakın’ diyorlar. Biz sizin gözlerinize de baktık, boyunuza da baktık, endamınıza da baktık, diplomanıza da baktık. Siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz.

Kriz, ekonomik buhrana dönüştü, bir sosyal buhranla karşı karşıyayız. Saray bunun ne kadar farkında emin olun bilmiyorum. Vatandaştan kopan, derdini dinlemeyen, sormayan bir yönetim Türkiye’de var olan sorunları çözemez, çözemiyor da zaten.

İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dar gelirli gruplardan kaynak alıp, bir avuç üst gelir grubuna kaynak aktaran ekonomik politikasına tanık oluyorum. 84 milyon bir avuç kişiye çalışıyor. Aşağıda insanlar perişan. Pazara çıkamıyor, alışveriş yapamıyor.

“Beşli çetelerden bu milleti kurtaracağız, sözümüz söz”

Üç yöntemle alt gelir gruplarından topladıkları kaynakları bir avuç kişiye aktarıyorlar. Birincisi Yap İşlet Devlet projeleri, dolar garantili. Aynı hastane devlet yaptığı zaman 3 milyara mal oluyor. Kamu-Özel İşbirliği olduğu zaman bu fiyat 6 milyara çıkıyor. Neredeyse bir hastane karşılığında bir başka hastanenin maliyetini de veriyoruz. Beşli çete bu işin kurmayı. Beşli çetelerden bu milleti kurtaracağız, sözümüz söz.

İkincisi, Kur Korumalı Mevduat. Türk Lirası eriyor, tutamıyorlar. Akılları sıra formül buldular. Beyler milyarları aldığı zaman hiç vergi ödemeyecekler. Bu ne demektir? Alt gelir gruplarından bir avuç kişiye kaynak aktarılıyor, üstelik vergisiz.

Üçüncüsü, Türk Lirası var ya, değeri kalmayan Türk Lirası. Acaba Bahçeli cebinde dolar mı taşıyor, Türk Lirası mı? Ben merak ediyorum. Türk Lirası erirken, üstünde de ‘Türk’ yazarken paranın bu kadar itibarsızlaştığı bir dönemde, Bahçeli kalkıp Türk Lirasını itibarsızlaştıran iktidara destek veriyorsa orada bir sorunumuz var demektir. Ciddi paraları faiz olarak ödüyorlar bir avuç kişiye.

Şimdi bir dördüncüsü çıktı. 2 milyon liralık bir daire alacaksınız diyelim. 10 yıl süreyle ayda 27 bin 200 lira faiz ödeyeceksiniz. Bunun yıllık faizi yüzde 11. 2 milyonluk krediyi kim alır? Ayda 27 bin lirayı kim öder? Kim alacak bu parayı? Bir villası olup ikinci villasını alacak. Vatandaştan alıyorsun, bir avuç kişiye aktarıyorsun. Yıllardır ifade ediyorum. Bunun adı tefeciliktir diye.

Öyle bir noktaya geldi ki Nisan 2022 merkezi yönetimin borç miktarı 1 trilyon 483 milyar lira. Bu borca karşılık ödeyeceği faiz 1 trilyon 743 milyar lira. Faiz anaparayı geçmiş vaziyette. Nas diyorlardı ya… Bunun adı tefeciliktir.

Mayıs 2022’de borç 1 trilyon 503 milyar liraya çıktı. Faiz 2 trilyon 52 milyar liraya çıktı. Bunlar bir ara Borçlanma Genel Müdürlüğü’nü kurmuşlardı. Osmanlı’nın son döneminde de Düyûn-ı Umûmiye kurulmuştu. Aynı mantık devam ediyor. Servetlerini yurt dışına götürüyorlar bunun farkındayız.

Milletin Sesi mitingimizi yaptık. Çok büyük bir kalabalık vardı. Yüzbinler aş, iş, eşitlik, her evde huzur olsun istiyordu. Yüzbinlerin ortak sesiydi. Yüzbinler aracılığıyla milyonlara seslendik. Söz verdik: Haramilerin saltanatını yıkacağız.

“Kaçmanın hazırlıklarını hızlandırdılar”

Kirlenmiş bürokratlara seslenmek istiyorum. Bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun onlara son iyiliği olsun. Suça bulaşmış bürokrat beni iyi dinle kardeşim. Sen bunların suç çarkını döndürürken Kendilerini kurtarmak istiyorlar ama kurtarma planlarını içine seni bürokrat olarak asla dahil etmiyorlar. Evet, toplu bir kaçış planı yürürlükte. Bu işlenen suçlardan sana rol biçtiler, değişim geldiğinde halinin nice olacağını ise inan hiç umursamıyorlar.

Kaçmanın hazırlıklarını hızlandırdılar. Erdoğan, vakıf süsü verdiği Türkiye merkezli paralel yapılarla yurt dışına devasa paralar aktarıyor. Bu yurt dışındaki yapıların başında da Erdoğan’ın aile bireyleri geliyor. Taşınan kara paralarla yurt dışında kurdukları paravan kurum üzerinden o yabancı ülkede oturma ve çalışma izni çıkartmak istiyorlar.

Bu paravan yapılar üzerinden bu birkaç yüz kişi ile sınırlı izin çıkarma peşindeler. Yani Pensilvanya diye bağıranlar şimdi kendi Pensilvanya’larını oluşturma telaşındalar. Şunu çok iyi bilmen gerekiyor suça bulaşmış bürokrat bu birkaç 100 kişilik kurtarma operasyonunda sen asla yoksun. O uçaklarda yeri ayrılanlar arasında da sen olmayacaksın, o uçağın kapısı sana hiç açılmayacak.

Ben en iyisi bu akşam saat 22.00’de bu skandalı açıklayayım, sen de beni dinle. Bir kaçış planının anatomisini ifşa edeceğim. Milletimizi de bekliyorum bu akşam onlar da Türkiye’de paralel öğrenci vakıflarının niçin kurulduğunu daha iyi öğrenecek ve anlayacaklar. Erdoğan sakın reddetmeye kalkma, bütün gerçekleri biliyoruz. Bütün belgeler elimizde, akşam görüşürüz.”

Paylaşın

AİHM, Türkiye’de Gösteriye Katılımı Engellemeyi ‘İhlal’ Nedeni Saydı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de bir gösteriye katılmak isteyenlerin, kimlik kontrolü gerekçesiyle durdurulup, daha sonra gözaltına alınmasının “insan hakları ihlali” teşkil ettiğine hükmetti.

AİHM, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen) 22 üyesinin 2012 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağladı.

Strasbourg Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrası ve gösteri ile toplantı hakkıyla ilgili 11. maddenin Türkiye’nin ihlal ettiği görüşüne vardı.

Zamanında maddi tazminat talebinde bulunulmadığı için ayrıca başvuruda bulunanlara Türkiye’nin para cezası ödemesine gerek görülmedi.

Polis, Ankara’daki gösteriye katılım için otobüsle Adana’dan yola çıkanları gözaltına almıştı

Eğitim-Sen’in Adana bölgesindeki üyesi 22 üyesi, 27 Mart’ta 2012 yılında TBMM’de tartışılan eğitim alanındaki bir tasarıyı (eğitim sürelerinin ilkokul için 4, ortaokul için 4 ve lise için 4 yıl olmasını öngören düzenleme) protesto etmek için Ankara’dan düzenlenecek protestoya katılmak üzere otobüsle yol çıkmıştı.

Polis, Adana çıkışında başkente giden otobüsü durdurarak, gösterinin “kamu güvenliği” gerekçesiyle Ankara valiliği tarafından iptal edildiği bahanesiyle göstericilerin evlerine dönmelerini istemişti.

Evlerine geri dönmeyi ve kimliklerini göstermeyi reddeden göstericiler, polis tarafından bir gün süreyle gözaltına alınmıştı.

Göstericiler, daha sonra kimliklerini polise göstermeme suçundan idari para cezası (kişi başına 28 euro) kesilmişti.

AİHM gerekçeli kararında, başvuruda bulunanları gösteriye katılım yüzünden gözaltına alınmalarının “insan hakları ihlali” teşkil ettiğine hükmetti.

Kararda, kimlik tespitinin karakolda yapıldıktan sonra da yine göstericilerin bir gün sonra serbest bırakılması ihlal nedeni sayıldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a SADAT Tepkisi: Kaçamaz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “SADAT’la uzaktan yakından ilişkisi olmadığına” dair yaptığı açıklama dolayısıyla tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın SADAT’ın yaptıklarının sorumluluğunu almak istemediğinin altını çizen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kaçamaz” dedi.

Cumhuriyet gazetesinden Mustafa Balbay, bugünkü köşe yazısında CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye yer verdi.

Balbay, geçmişte SADAT’ın kurucusunu başdanışmanı olarak atayan Erdoğan’ın “Alakam yok” şeklindeki ifadesine tepki gösteren Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşme hakkında özetle şunları yazdı:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul mitingi öncesinde, öncelikli konu SADAT olmak üzere güncel gelişmeler üzerine sohbet ettik.

2012 yılında, 28 Şubat gibi çok anlamlı bir günde kurulan SADAT, on yıldır değişik nedenlerle gündem konusu oluyordu. Kılıçdaroğlu’nun kapısına dayanmasıyla tartışma daha da derinleşti. SADAT yöneticileri kendilerini ifade etmeye çalışıyorlar,  Erdoğan da işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. “Benim ilgim yok” deyip tartışmanın dışına çıkmak istediğini ortaya koydu. Kılıçdaroğlu’nun buna yanıtı şu:

“SADAT’ın yaptıklarını göğüsleyemeyeceğini görüyor ve sorumluluğu üzerinden atmak istiyor. Bu tartışmadan kaçmak istiyor. Ancak ortada gerçekler var. Kaçamaz. SADAT gibi bir örgütten haberi yoksa, o da suç! Ben savcıları göreve çağırıyorum. Eğer bu ülkenin cumhuriyet savcısı iseler bir soruşturma başlatsınlar. Olağanüstü askeri eğitim kime, niçin veriliyor? Türkiye’nin bilmediğimiz bir ordusu daha mı var?”

Paylaşın

Sosyal Medya Düzenlemesi: İktidarın ‘Susturma’ Çabası

Toplumun geniş kesimlerinin iktidara ve yönetimine tepkisini dile getirdiği sosyal medyaya yeni sınırlamalar getirecek kanun teklifinde sona gelen AKP ve MHP, teklifi TBMM Başkanlığı’na sunmaya hazırlanıyor. Her alanda uygulanan “başkanlık” sistemini sosyal medyaya da getirmeye hazırlanan ve bu kapsamda Sosyal Medya Başkanlığı’nı kurarak sansüre yol açacak denetimlerini sıklaştırmak isteyen AKP ve MHP’ye muhalefet temsilcileri tepki gösterdi.

İktidarın yaklaşık bir buçuk yıldır üzerinde çalıştığı sosyal medya düzenlemesi hakkında konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, teklifin, “Kişinin haber alma hürriyeti ve yalan haberle mücadele öncelenerek” hazırlandığını öne sürdü. AKP ve MHP’nin bugüne kadar TBMM’ye sunduğu düzenlemelerin tamamına yakınının hak ihlalleri içerdiğini bildiren TBMM Adalet Komisyonu’nun CHP’li Üyesi Alpay Antmen ise sosyal medya düzenlemesinin amacının sansürü artırmak olduğunu söyledi.

BirGün’ün haberine göre; Antmen, “Bir kanunsuzluğu, haksızlığı ya da ihaledeki usulsüzlüğü yazan gazeteci iktidarın işine gelmezse bu düzenleme ile susturulmaya çalışılacak. Bugüne kadar belgeleri ile açığa çıkarılan birçok soyguna ‘Yalan’ dediler ancak sonradan anlaşıldı ki hepsi gerçekti. Seçime giderken ülkedeki yoksulluğun, soygunun, hukuksuzluğun, işsizlik intiharlarının, ilaç ve gıda krizinin yazılmasını istemiyorlar” dedi.

Amaç sansür ve manipülasyon

Orman yangınlarının ardından da AKP’nin dezenformasyona başvurduğunu anımsatan Antmen, şunları söyledi:

“Orman söndürme kullanılmıyor, diye yazılıp çizilmişti. O zaman da AKP ve bakanları, ‘Bu yalan haber, uçaklar çalışacak halde değil’ demişti. Ama asıl yalanı iktidar söylüyordu. Çalışır durumdaki THK uçaklarını kullanmadıkları ortaya çıkmıştı. ‘128 milyar dolar eritilmiş, satılmış’ dedik. Gazeteler de yazdı çizdi. O zaman iktidar buna da ‘yalan’ demişti ancak sonradan anlaşıldı ki asıl yalanı yine iktidar söylüyordu, çünkü göstergeler de 128 milyar doların yok edildiğini doğruluyordu. Şimdi de güncel olarak Tayyip Erdoğan ‘SADAT’la alakam yok’ diyor. Gayet net bir yalan bu. SADAT’ın kurucusunu kendine danışman yapmıştı. SADAT, orduda, devlette istediklerini yaptığını itiraf etmişti. Şimdi bunu yazınca, bu gerçekleri yazınca iktidar işine gelmeyince ‘yalan’ diyecek ve internet sitelerini kapatacak. Burada asıl amaç sansür, otosansür, baskı ve manipülasyondur.”

Yasaklarla başarılı olamayacaklar

TBMM Adalet Komisyonu Üyesi, HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki de sosyal medyaya sansür niteliğinde olması beklenen kanun teklifine tepki gösterdi.

AKP’nin yazılı ve görsel medyayı kontrol altına almakla yetinmediği için bu tür bir düzenleme yaptığını kaydeden Tiryaki, şunları söyledi:

“AKP uzun bir süredir medyayı kontrol altına aldığını düşünüyordu. Bir havuz medyası var ve bu medyanın içinde yer almayan çok az kuruluş kaldı. Özgür basın zor şartlarda ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak tüm bunlarla yetinmiyorlar. Çünkü kendi yayın organlarının herhangi bir değeri kalmadı. Sosyal medya, bu düzene karşı tepkilerin dile getirildiği yer haline geldi. AKP, kontrol edemediği tek alan olarak gördüğü sosyal medyayı da MHP ile bir olarak sindirmek için yeni bir düzenleme yapıyor. Kesinlikle amaç kişilik haklarını korumak, özgürlükleri sağlamak olmayacak. Her türden sansürün, eleştiriyi yasaklamanın var olduğunu göreceğiz. İktidar, düşünceyi sınırlayarak başarıya ulaşacağını düşünüyorsa yanılıyor.”

Trollerle bile başaramadılar

“AKP ve MHP’nin mevcut ülke koşullarında hayata geçireceği herhangi bir düzenlemenin özgürlük getireceğini söylemek saflık olur” diyen Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UMAG) Genel Yayın Yönetmeni, Doç. Dr. Tezcan Durna da yeni sosyal medya düzenlemesinin sadece sansüre neden olacağını söyledi.

Doç. Dr. Durna, “AKP, sosyal medya ve internete karşı etkin kontrol ve denetim mekanizmalarını bir türlü hayata geçiremedi. Bir anlamda yapısı itibarıyla da ele avuca sığmayan bir yapı internet. Oraya doldurdukları trollerle bile başarıya ulaşamadılar. Şimdi kanun yoluyla bunu başarmak istiyorlar. Üstelik bunu yaparken de Bekir Bozdağ’ın dediği gibi, alay edercesine ‘Tweet attı diye yargılanan yok’ diyorlar. Bu kadar da rahatça gerçekleri saptırabiliyorlar” dedi.

Aç insanları hapisle korkutamasın

AKP’nin elindeki tüm imkanlara rağmen planladığı manipülasyon ve baskıyı sosyal ağlar üzerinde kuramadığının altını çizen Doç. Dr. Tezcan Durna, şunları söyledi: “İktidar, meşruiyet sorununu ve diğer sorunları ört bas edebilmek için yeni bir düzenlemeye daha ihtiyaç duydu. Sosyal medya komiserliğine benzer bir yapı kurmalarının elbette sonucu olacaktır ama başarısı tartışılır. Birlerce insan, attığı tweet yüzünden zaten yargılanıyordu. Var olan sert denetleme mekanizmaları yetmiyor. Düzenlemenin başarıya ulaşması mümkün değil. Gerçekler bilinmesin, sosyal medyada tartışılması istiyorlar. Bunu yapabilmeleri için, sosyal medyaya hakim olabilmeleri için tamamen yasaklamaları gerekiyor. Buna cesaret edemeyecekleri için şimdilik etrafında dolaşıyorlar. Seçimlerden önce en azından muhalif seçmene bir gözdağı vermeye çalışıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar insanlar artık açlık sorunu yaşıyor. Aç insanı hapisle de korkutamazsın.”

Kaç kişiye soruşturma açıldı?

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun yıllar önce attığı tweetler nedeniyle ceza alması hakkında konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’de tweet attı diye hakkında soruşturma başlatılan bir kişi yok. Tweetin içinde yazandan dolayı soruşturma açılıyor” diye konuştu. Bozdağ’ın açıklamaları sosyal medyada dalga konusu oldu. HDP Milletvekili Kemal Peköz, Adalet Bakanı Bozdağ’a tek soruluk önerge verdi. Peköz, önergede Bakan Bozdağ’a “Türkiye’de attığı tweet’in içinde yazandan dolayı hakkında soruşturma açılan kaç kişi vardır” sorusunu yöneltti.

Paylaşın

Dünyada İnfaz Edilen İdam Cezaları Bir Yılda Yüzde 20 Arttı

Uluslararası Af Örgütü, 2021’de Ölüm Cezaları ve İnfazlar raporunu yayınladı. Rapora göre, 2021’de 18 ülkede en az 579 infaz gerçekleştirildi. Bu, 2020 ile karşılaştırıldığında yüzde 20 artış demek.

Af Örgütü’nün raporu, İran’da 2017 yılında bu yana en yüksek infaz sayısının 2021’de kaydedildiğini; 2020’de en az 246 olan infaz sayısının 2021’de en az 314’e yükseldiğini ortaya koydu:

Bunun yanında, Suudi Arabistan da infaz sayısını iki katından fazla artırdı. Mart ayında tek bir günde 81 kişinin ölüm cezası infaz edildi.

Öte yandan, Uluslararası Af Örgütü, tüm dünyada kaydedilen infaz sayısının 2010’dan beri kaydedilen en düşük ikinci sayı olduğunu belirtti. En düşük rakam pandemi süreci olan 2020 yılına aitti.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard konu hakkındaki açıklamasında “Hâlâ ölüm cezası uygulamayı sürdüren az sayıda ülkeyi uyarıyoruz: Devlet eliyle öldürmenin olmadığı bir dünya mümkün, erişilebilir ve bizler bunun için mücadele etmeyi sürdüreceğiz” dedi:

Hiç kimse ölüm cezasının gölgesinde bırakılmayıncaya kadar bu cezanın doğası gereği keyfi, ayrımcı ve zalimane niteliğini ifşa etmeye devam edeceğiz. En zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı cezanın tarih kitaplarında kalmasının zamanı çoktan geldi.

Rapordan öne çıkan diğer noktalar şu şekilde:

Bir yılda en az 2 bin 52 ölüm cezası

  • Önceki yıl yargı süreçlerini geciktiren COVID-19 kısıtlamalarının adım adım kaldırılması sonucunda 56 ülkede hakimler en az 2 bin 52 ölüm cezası verdi. Bu, 2020’ye kıyasla yaklaşık yüzde 40’lık bir artışa tekabül ediyor.
  • Bangladeş (en az 113’ten en az 181’e), Hindistan (en az 77’den 144’e) ve Pakistan (en az 49’dan en az 129’a) dahil bazı ülkelerde ölüm cezası sayısında sert artışlar kaydedildi.
  • İran, belirli türde ve miktarda uyuşturucu bulundurma suçu için zorunlu ölüm cezası vermeyi sürdürdü. Uyuşturucuyla bağlantılı suçlar için uygulanan kayıtlı infaz sayısı 2021’de beş kattan fazla artarak 132’ye ulaştı. Bu sayı bir önceki yıl 23’tü. İnfaz edildiği bilinen kadınların sayısı dokuzdan 14’e yükselirken, İran yetkilileri, uluslararası hukuk yükümlülüklerine aykırı olarak, suç tarihinde 18 yaşından küçük olan üç kişinin ölüm cezasını uygulayarak çocuk haklarına yönelik korkunç saldırılarını da devam ettirdi.
  • Suudi Arabistan’da infazlarda görülen artışın yanı sıra (2020’de 27’den 65’e), Somali’de (en az 11’den en az 21’e), Güney Sudan’da (en az 2’den en az 9’a) ve Yemen’de de (en az 5’ten en az 14’e) 2020 sayılarına kıyasla belirgin artışlar yaşandı. 2020’de infaz uygulamayan Belarus (en az 1), Japonya (3) ve Birleşik Arap Emirlikleri (en az 1) 2021’de uyguladı.
  • Şu ülkelerde 2020’ye kıyasla ölüm cezalarında belirgin artışlar kaydedildi: Kongo Demokratik Cumhuriyeti (en az 20’den en az 81’e), Mısır (en az 264’ten en az 356’ya), Irak (en az 27’den en az 91’e), Myanmar (en az 1’den en az 86’ya), Vietnam (en az 54’ten en az 119’a) ve Yemen (en az 269’dan en az 298’e).

Bazı ülkelerdeki “sır perdesi”

Önceki yıllarda olduğu gibi, tüm dünyada kaydedilen toplam ölüm cezası ve infaz sayısı, Uluslararası Af Örgütü’nün, Çin’de ölüme mahkum edildiğini veya infaz edildiğini düşündüğü binlerce kişiyi ve Kuzey Kore ve Vietnam’da uygulandığı düşünülen yüksek sayıda infazı kapsamıyor. Bu üç ülkedeki gizliliğe dayalı resmi uygulamalar ve bilgiye sınırlı erişim, infazları doğru bir şekilde gözlemlemeyi imkansız kılıyor. Diğer çok sayıda ülkede de kayıtlı toplam sayılar, asgari olarak değerlendirilmelidir.

Agnès Callamard, “Çin, Kuzey Kore ve Vietnam ölüm cezası kullanımlarını sır perdesi ardında tutmayı sürdürdü ancak her zamanki gibi, elimizdeki sınırlı bilgi de büyük bir endişe kaynağıdır” ifadelerine yer verdi.

Devletin baskı aracı olarak ölüm cezası

“2021’de çok sayıda ülkede, ölüm cezası, azınlıklara ve protestoculara karşı devletin baskı aracı olarak kullanıldı. Bu ülkeler, ölüm cezasıyla ilgili olarak uluslararası insan hakları hukuku ve standartları çerçevesinde oluşturulan güvenceleri ve kısıtlamaları tamamen hiçe saydı.

“Ordunun sivillerin davalarını yargılama yetkisini ivedi yargılama yoluyla ve temyiz hakkı olmaksızın askeri mahkemelere devrettiği Myanmar’da, sıkıyönetim kapsamında ölüm cezasına başvurulması konusunda endişe verici bir artış kaydedildi. 90’a yakın kişi keyfi olarak ölüm cezasına mahkum edildi. Geniş kesimlerce, siyasi muhalifleri ve protestocuları hedef alan planlı bir politikanın parçası olduğu düşünülen bu yargılamaların birçoğu yargılanan kişilerin gıyabında gerçekleşti.

“Mısır yetkilileri, genellikle Olağanüstü Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde adil olmayan yargılamaların ardından işkence ve toplu infazlar uygulamaya devam etti. İran’da ise ölüm cezası, ‘Allah’a düşmanlık’ gibi muğlak suçlamalarla etnik azınlıklara karşı orantısız şekilde kullanıldı. Kayıtlı infazların (61) en az yüzde 19’u, İran nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ini oluşturan Beluci etnik azınlığa mensup kişilere uygulandı.

“Suudi Arabistan’ın oldukça kusurlu yargı sisteminin mağdurları arasında, şiddet içeren hükümet karşıtı protestolara katılmakla suçlanan Şii azınlığa mensup Suudi Arabistanlı genç Mustafa El Derviş de vardı. Derviş, işkence altında elde edilen ‘itiraflara’ dayanan ve hiçbir şekilde adil olmayan bir yargılamanın ardından 15 Haziran’da infaz edildi.

Olumlu işaretler

  • Uluslararası Af Örgütü’nün kayıt tutmaya başladığı tarihten bu yana, ölüm cezası uyguladığı bilinen ülke sayısı art arda ikinci yılda en düşük seviyedeydi.
  • Temmuz ayında, Sierra Leone’de tüm suçlar için ölüm cezasını kaldırmayı öngören yasa tasarısı parlamentoda oybirliğiyle kabul edildi, ancak henüz yürürlüğe girmedi.
  • Aralık ayında, Kazakistan, tüm suçlar için ölüm cezasını kaldıran mevzuatı kabul etti. Yasa, Ocak 2022’de yürürlüğe girdi.
  • Papua Yeni Gine hükümeti ölüm cezası konusunda ulusal bir müzakere süreci başlattı ve süreç, ölüm cezasını kaldıran yasa tasarısının Ocak 2022’de kabul edilmesiyle sonuçlandı. Yasa henüz yürürlüğe girmedi.
  • Yıl sonunda, Malezya hükümeti, 2022’nin üçüncü çeyreğinde ölüm cezasına ilişkin yasal reformlar hazırlayacağını duyurdu.
  • Orta Afrika Cumhuriyeti ve Gana’da milletvekilleri ölüm cezasını kaldırmak için hukuki süreci başlattı. Bu girişimler henüz sonuçlanmadı.
  • ABD’de Virginia, ölüm cezasını kaldıran 23. eyalet ve ilk güney eyaleti oldu. Ohio, art arda üçüncü yılda tüm infazları erteledi veya durdurdu. Yeni ABD yönetimi Temmuz ayında federal infazlara ilişkin geçici bir erteleme getirdi. 2021, ABD’de 1988’den beri en düşük sayıda infazın kaydedildiği yıl oldu (11 infaz, 18 ölüm cezası).
  • Gambiya, Kazakistan, Malezya, Rusya Federasyonu ve Tacikistan infazlara ilişkin resmi ertelemelere devam etti.
Paylaşın