AİHM, Af Örgütü Onursal Başkanı Kılıç Davasında Türkiye’yi Haksız Buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2017 yılında tutuklanan Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç’ın yaptığı hak ihlal başvurusunda Türkiye’yi haksız buldu. Mahkeme, Kılıç’ın özgürlük ve güvenlik hakkı, makul şüphe, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.  

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, AİHM, Türk savcıların sunduğu delillerin de tutuklama için yeterli olmadığı görüşünü dile getirerek, Türkiye’nin Kılıç’a 8 bin 500 euro maddi, 16 bin euro manevi ve 10 bin euro mahkeme giderleri olmak üzere 24 bin 500 euro ödemesine karar verdi.

2017 yılının aralık ayında hala tutuklu bulunduğu İzmir’den başvuru yapan Kılıç “FETÖ/PDY” üyesi olma şüphesiyle Haziran 2017’de gözaltına alınmış ve 14,5 ay hapiste kaldıktan sonra Ağustos 2018’de tahliye edilmişti.

Af Örgütü: Yargıtay, Kılıç hakkındaki mahkumiyet kararını bozmalı

AİHM kararı sonrası Af Örgütü’nden yapılan açıklamada, Yargıtay’a söz konusu kararı gözeterek Kılıç hakkındaki mahkumiyeti bozması çağrısında bulunuldu.

Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölgesel Ofisi Direktörü Nils Muižnieks AİHM kararıyla ilgili şu görüşleri dile getirdi:

“Uzun zamandır beklenen bu karar, başından beri bildiğimiz gerçeği doğrulamış oldu; o da hayatı boyunca insan haklarını savunmuş olan Taner Kılıç’ın uydurma suçlamalarla yüksek güvenlikli bir cezaevinde tutularak özgürlüğünden keyfi olarak yoksun bırakılmış olmasıdır. Dava boyunca Kılıç’a yöneltilen her bir suçlamanın temelsizliği kapsamlı bir biçimde gösterildiği halde mahkeme Kılıç’ı suçlu buldu. Bu nedenle Taner Kılıç, siyasi güdümlü hapis cezasının kalanı için tekrar cezaevine girebilir. AİHM bu sabah, Türkiye yetkililerinin, Taner’in tutuklu yargılanmasını haklı göstermek için ‘suç işlediğine dair makul şüphe’den yoksun olduğunu ve o tarihten beri Kılıç’ın mahkumiyetini gerekçelendirecek hiçbir kanıtın sunulmadığını bir kez daha doğruladı”

Kamuoyunda ‘Büyükada Davası’ olarak bilinen 11 insan hakları savunucusunun yargılandığı davada, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç, Temmuz 2020’de ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçlamasından 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı.

İstanbul’a bağlı Büyükada’da 5 Temmuz 2017 yılında bir ihbar üzerine düzenlenen polis baskınında aralarında çeşitli sivil toplum örgütlerine üye 11 kişi bir otelde yaptıkları toplantı esnasında gözaltına alınmıştı.

Savcılığın talimatı sonrası 11 kişiden 8 isim tutuklanırken, iki kişi serbest bırakılmıştı.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç ise İzmir’de yürütülen bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, ilk duruşma sonrası Kılıç’ın üzerine atılı suçun niteliği, HTS kayıtları gibi nedenler dikkate alınarak tutuklu yargılanmasına karar verilmişti.

Paylaşın

‘Altılı Masa’nın Ortak Metnine Kim Karşı Çıktı?

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi Genel Başkanları, dördüncü kez altılı masada bir araya geldi. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantı, 7 saat 15 dakika sürdü.

Altılı masanın çalışma süreci hakkında ise “En erken seçim sonuçları resmi olarak açıklanana kadar bir arada hareket edilmesi” kararı alındı.

Kasım ayında olası bir erken seçimin artık ciddi bir ihtimal haline geldiği tespitiyle yola çıkılan liderler toplantısında, genel başkan yardımcıları tarafından çalışmaları sürdürülen komisyonda gündeme geldi.

Komisyonların çalışma programlarını inceleyen liderler, bu kapsamda ilk olarak Seçim Güvenliği Komisyonu’nu ele aldı.

Seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve seçim sonrası olmak üzere dört aşamada yapılacak ortak çalışmaları ele alan liderler, yüzde 98’e ulaşan sandık görevlilerinin atanması konusunda elde edilen ilerlemeyi kamuoyu ile paylaşmaya karar verdi.

Bu kapsamda, komisyondan sorumlu genel başkan yardımcılarının 6 Haziran Pazartesi günü kamuoyunun önüne çıkması kararlaştırıldı.

Sürecin ortak ilkeleri

BirGün’ün haberine göre, görüşmede ev sahibi Ahmet Davutoğlu’nun öncülüğünde kaleme alınan metne, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın “Haberimiz yok” diyerek çekincelerini belirttiği öğrenildi.

Metnin üzerinde çalışılması isteğini ileten Uysal’ın ikna edildiği ve metne imza atmasının sağlandığı bildirildi.

Henüz resmi ittifak sürecine girilmediği için, altılı masanın çalışmalarından, “İşbirliği Süreci” olarak bahsedilen ortak ilkeler metninde, özetle şu ifadeler yer aldı:

“İşbirliği Süreci’nde yer alan bütün partilerin genel başkanları olarak önümüzdeki kritik tarihi süreçte aşağıdaki ilkelere sadık kalacağımızı taahhüt ve ilan ediyoruz.

•Hukuk devletinin yeniden tesisi için güçlendirilmiş parlamenter sisteme bir an önce geçilmesi gerektiğine inanıyoruz.

•Demokratik hak ve özgürlüklerin evrensel ilkelerini savunan bizler, insan haklarına dayalı bir siyasal düzenin kurulması gerektiğine inanıyoruz.

•Temel hak ve özgürlüklere ilişkin anayasal ve yasal güvenceleri temin edeceğiz.

•Hiç kimse siyasi tercihleri nedeniyle suçlanmayacak, toplumsal barışımızın rövanşist bir tavır ve kolektif suç anlayışı üzerinden zarar görmesine müsaade edilmeyecektir.

•Türkiye’yi Anayasa’mızda yer aldığı şekliyle gerçek bir sosyal devlet haline getireceğiz.

•Sosyal devlet ilkesiyle adil bir gelir dağılımını önceleyen bir ekonomi politikası benimseyeceğiz.

•Devlet yapısını kurumsal kültür, ehliyet ve liyakat temelinde yeniden inşa edeceğiz.

Paylaşın

Meclis’te ‘Semra Güzel’ Hamlesi

AK Parti ve MHP grupları sürpriz bir hamleyle Meclis Genel Kurulu birleşimlerini, bir süredir yürütülen “müşahede” ile açma yöntemi yerine genel usul olan “yoklama” ile açma kararı aldı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, karar, PKK’lı Volkan Bora ile fotoğrafları ortaya çıkan ve dokunulmazlığı kaldırılarak hakkında yakalama kararı çıkarılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in “devamsızlıktan” düşürülme hamlesi olarak yorumlandı.

Meclis İçtüzüğü’ne göre bir milletvekili Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde beş birleşime katılmazsa üyeliği düşüyor.

Meclis’in, bu sene gündemindeki önemli yasa tekliflerini görüştükten sonra Kurban Bayramı öncesi 7 Temmuz’da son birleşimini yaparak kapanması planlanıyor. Meclis kapanmadan hemen önce Cumhur İttifakı’nın aldığı kritik karar ise bugünkü birleşimde ilk kez uygulandı.

27. Dönem’de Genel Kurul birleşimlerinin, yoklama yerine “müşahede” ile açılması bir uygulama olarak öne çıkmıştı.

Alınan yeni kararla 7 Temmuz’a kadar tüm birleşimlerin “yoklama” ile açılması kararlaştırıldı. Meclis Genel Kurulu bu tarihe kadar 18 birleşim yapacak. Bu durumda önümüzdeki 18 birleşimin 5’ine mazeretsiz şekilde katılmayan milletvekilinin vekilliği düşürülecek.

Karar, HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in milletvekilliğinin bu dönem içinde Meclis İçtüzüğü’nün ilgili hükmü uyarınca düşürülmesi ve Meclis çalışmalarına katılma konusunda “isteksiz” davranan milletvekillerine uyarı niteliğinde bir hamle olduğu şeklinde yorumlandı.

Süreç nasıl işliyor?

İçtüzüğe göre bir milletvekili Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmazsa devamsızlığı Başkanlık Divanınca tespit ediliyor ve Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon’a gönderiliyor.

Karma Komisyon, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasındaki hükümlere göre durumu inceliyor ve bir raporu hazırlıyor. Bu raporu görüşen Genel Kurul devamsızlık sebebiyle milletvekilliğinin düşmesi gerektiğine üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verirse, milletvekilinin üyeliği düşüyor.

Paylaşın

The Guardian’dan Dikkat Çeken İmamoğlu Analizi

The Guardian, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında “Erdoğan’ın ezeli rakibi mi olacak, yoksa siyasetten men mi edilecek?” başlığıyla geniş bir haber analiz yayınladı. İmamoğlu The Guardian’a, “Şu an gündemimde cumhurbaşkanlığı seçimleri ya da cumhurbaşkanlığı yok” dedi.

İngiliz kuruluşun, İmamoğlu’nun Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla ve savcının siyasi yasak istemiyle yargılandığı davanın 1 Haziran’da görülecek olan karar duruşması öncesinde yayınladığı haberde, dava ve genel olarak Türkiye’deki adaylık tartışmaları ele alındı.

Haberde, İBB Başkanı için şu ifadeler kullanıldı: “İmamoğlu, Türkiye’nin Karadeniz kıyısına dayanan ortak kökenlerine rağmen, bilgili ve adanmış bir sosyal demokrat olarak kendisini Erdoğan’ın zıddı gibi konumlandırmaya çalışıyor. Onu eleştirenlere göre iktidara fazla istekli; Münih Güvenlik Konferansı’na giderek veya Türkiye hükümetindeki birçokları için hâlâ kadim bir düşmanın başkenti olan Atina ile İstanbul arasında gayrı resmi bir ortaklık kurarak imajını güçlendiriyor. Fakat destekçileri için de, İmamoğlu Erdoğan’ın 20 yıllık yönetimine ve ülkenin otokrasiye kayışına meydan okunması için Türkiye’nin en büyük umudunu temsil ediyor. En geç gelecek sene düzenlenecek seçimlerde, CHP içinde cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkabilir.”

Ancak The Guardian, mahkemeden çıkacak karara dikkat çekerek, “(İmamoğlu’nun) siyasi yükselişi kısa süre içinde en büyük engele takılabilir” dedi. Haberde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a karşı olası cumhurbaşkanlığı adaylarına dair yapılan anketlerde, İmamoğlu’nun Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan sonra ikinci çıktığı ancak CHP lideri Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi bir konumda olduğu savunuldu.

The Guardian İmamoğlu’nun olası adaylığının belediye başkanlığı koltuğunu bırakması anlamına geleceğini belirtirken, böyle bir durumda ne yapacağı sorulan İmamoğlu ise “Bu sorunun çözümü altılı masadan gelmeli” dedi.

‘Cumhurbaşkanlığı adaylığı’ ile ilgili sorulara cevap vermeyi reddeden İmamoğlu, “Cumhurbaşkanlığı veya seçimi ile ilgili bir gündemim yok” diye konuştu.

‘Sosyal demokrat bu ayartmaya gelmez’

Gazeteyle söyleşisinde İstanbul’da Belediye Meclisi’ndeki çoğunluğun iktidar kanadına ait olması nedeniyle çözülemeyen birçok sorun gibi taksi sorununa da değinen İmamoğlu, “Bu konuda üzgünüz. Gerçekten çözümler bulmaya çalışıyoruz. Özellikle ulaşım konusunda yaşanan şey kısmen komik, kısmen trajik. Üç yıldır taksi sorununa ve diğer meselelere çözüm bulmaya çalışıyoruz fakat bütün kararlarımız engelleniyor” dedi.

İmamoğlu, iktidarın belediyelere yönelik engellemelerinin kendisini CHP’nin söz verdiği gibi parlamenter sisteme dönmek yerine başkanlık sisteminin korunması gerektiğine ikna edip etmediği sorusuna ise “Bir sosyal demokrat bu ayartmaya gelmez” yanıtını verdi.

Paylaşın

Altılı Masada Planlamalar, ‘Kasım’da Erken Seçim’ Olasılığı Gözetilerek Yapıldı

İlk olarak “güçlendirilmiş parlamenter sistem” konusunda mutabakata varan 6 muhalefet partisi, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ev sahipliğindeki dördüncü toplantısında, “işbirliği süreci”ne ilişkin “tutum belgesi”, “temel ilkeler ve hedefler” başlığı altında 10 maddelik bildiri üzerinde de uzlaşmaya vardı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, toplantıdan çıkan ikinci somut sonuç ise daha önce kurulan 4 komisyonun çalışmalarını kamuoyuna açıklamak için takvim ortaya koymaları oldu. Kulislere yansıyan bilgilere göre, bu kararlarda, Kasım ayında yapılabilecek bir “erken seçim olasılığı” etkili oldu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğini üstleneceği bir sonraki toplantının tarihi ise 3 Temmuz olarak belirlendi. Muhalefet liderlerinin Pazar günü bir araya geldiği toplantı yaklaşık 7 saati buldu ve gece saat 02:20’de, alınan kararlar yazılı açıklamayla kamuoyuna duyuruldu.

Seçim öncesi ve sonrasına dönük işbirliği ilkelerini içeren 10 maddelik “temel ilkeler ve hedefler” bildirisinin yanısıra, “parlamenter sisteme geçiş süreci”, “seçim güvenliği”, ekonomi konusundaki temel hedefleri içeren çalışma yapmakla görevlendirilen, “kurumsal reformlar” ve parlamenter sisteme geçiş için anayasal ve yasal değişikliklerle ilgili çalışmayı yürüten komisyonun çalışmaları da büyük ölçüde takvime bağlandı.

6 parti temsilcisinden oluşan seçim güvenliği komisyonu, hazırladığı çalışmayı 6 Haziran’da, kurumsal reformlar komisyonu 13 Haziran’da, anayasal ve yasal değişiklikler komisyonu da bir sonraki toplantıya kadar çalışmasını tamamlayacak. Ancak geçiş süreci komisyonu için net bir takvim konulmadı ve çalışmalarının daha uzun soluklu olacağı değerlendirildi.

Liderlerin ortak metin için önerileri

Edinilen bilgiye göre liderlerin en uzun süren görüşmesinde, ekonomiden, dış politikaya kadar hemen her alandaki gelişmeler ele alındı. Liderlerin mesaisinin büyük bölümünü ise 10 maddelik “temel ilkeler ve hedefler” bildirisinin hazırlanması oluşturdu.

Daha önce her siyasi partinin yaptığı çalışmalar doğrultusunda, ortak başlıklar belirlendi. Ayrıca her lider, diğer partilerle çelişmeyecek önerilerini de masaya getirdi. Bildiride yer alan 10 madde içinde “Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı güçlendirilmiş parlamenter sistem”, “siyasi etik reformu” gibi başlıklar ortak öneri olarak yer alırken, Kılıçaroğlu’nun temel söylemlerinden olan “hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceği” vaadi de “sosyal devlet ve gelir adaleti” başlığı içinde yer buldu.

6’lı masa kurulmadan önce “dinsel kazanımların korunacağı” taahhüdü içeren bildiri hazırlanması önerisini ilk gündeme getiren isim olan Davutoğlu da bu önerisini masaya taşıdı. “Din ve vicdan özgürlüğü” başlığı altında, “Kamusal ve özel yaşamda herkesin inanç pratiğine saygılı olmayı özgürlükçü laiklik anlayışın zorunlu bir gereği olarak görüyoruz. Bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü çerçevesindeki kazanımların koruyucusu ve güvencesi olacağız” ifadeleri temel ilkeler bildirisine girdi.

“Hiçkimsenin siyasi tercihleri nedeniyle suçlanmayacağı, toplumsal barışın rövanşist bir tavır ve kolektif suç anlayışı üzerinden zarar görmesine izin verilmeyeceği” taahhüdünü içeren “toplumsal barış ve tarafsız-bağımsız yargı önünde hesap verebilirlik” başlığı ise Babacan’ın önerisi doğrultusunda metinde yer aldı.

Erken seçim göstergeleri

Edinilen bilgiye göre masada, 6 ya da 27 Kasım’da bir erken seçim olabileceği güçlü olasılık olarak ifade edildi. İktidarın, ekonomik göstergeler dikkate alındığında, “zamanında bir seçimi” göze alamayabileceği görüşünün ağırlık kazandığı masada bazı liderler, AKP’nin teşkilatlarına “seçime hazır olun” talimatı verdiğine dikkat çekti.

İktidarın Temmuz ayında memur zamları, asgari ücrete ara zam, tarım kesimine dönük bazı iyileştirmeler, 3600 ek gösterge gibi adımlarla, hayat pahalılığına karşı geçici bir olumlu hava oluşturabileceği görüşü dile getirildi.

Suriye’ye yönelik olası operasyonun, “erken seçimin en önemli göstergesi” olacağı değerlendirmesinin yapıldığı toplantıda, bu nedenle muhalefetin hazırlıksız yakalanmaması için başta temel ilke ve hedeflerin belirlenmesi olmak üzere çalışmaların hızlandırılması görüşü benimsendi.

Edinilen bilgiye göre Davutoğlu, temel hedefler ve ilkeler bildirisinin yanısıra 4 komisyonun yaptığı çalışmaların da kamuoyuna açıklanmasını istedi, ancak komisyonların çalışmalarını henüz sonuçlanmadığı gerekçesiyle diğer liderlerce bu öneri kabul görmedi. Müzakereler sonucunda her bir komisyonun çalışmalarının takvime bağlanması ve komisyon üyeleri tarafından basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulması görüşü benimsendi. Toplantıda “aday” ve “ittifak”larla ilgili takvimin belirlenmesi önerisinin ise masa gündemine gelmediği öğrenildi.

Davutoğlu’nun “takvim ısrarı”nın altında, evsahipliğindeki toplantıda, “somut adımlar atıldığı” mesajını vermek istediği, toplantı öncesinde “Türkiye Masası” vurgusunun yapıldığı video mesajın da buna dönük bir hamle olduğu yorumu yapılıyor.

6’lı masada yer alan partilerin büyük bölümü, erken seçim olması halinde, ittifak hesapları değişeceği için, hem adayın, hem de ittifakların nasıl şekilleneceğinin, seçim kararının netleşmesinden sonra açıklanması gerektiğini savunuyor.

Göç sorununu Kılıçdaroğlu masaya getirdi

Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, “kapsamlı göç politikası geliştirilmesi” için çalışma yapılacağı da vurgulandı. Edinilen bilgiye göre bu öneriyi CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu gündeme getirdi ve bu konunun seçim sürecinin en önemli başlıklarından biri olacağına dikkat çekti. Bu çerçevede her siyasi partinin kendi içlerinde yaptığı çalışmaların ortaklaştırılması ve bu konuda bir komisyon kurularak, ortak bir “göç politikası” belirlenmesi konusunda da uzlaşmaya varıldı.

Davutoğlu, Fatih temalı tablo hediye etti

Haziran sonunda yapılması düşünülen Akşener’in evsahipliğindeki beşinci toplantı için liderlerin programının uygun olmaması nedeniyle, yeni toplantı tarihi de 3 Temmuz olarak belirlendi. Toplantının sonunda Davutoğlu, konuk liderlere, parti kurucularından, ebru ve kaligrafi sanatçısı Ahmet Çoktan’ın, İstanbul ve Fatih Sultan Mehmet temalı birer tablosunu hediye etti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Saray, Halkı Yoksullukla Terörize Etmektedir

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile TÜRGEV ve Ensar Vakfı hakkında yaptığı açıklamaları yayımlayan dört kanalın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından cezalandırılmasını eleştirdi.

Haber Merkezi / “Yoksullaştırma şiddetin, terörün en kötüsüdür. Bu Saray, halkı yoksullukla terörize etmektedir. Bu yoksullaştırma terörü sürerken, Saray evlatları vakıflar üzerinden yüzlerce milyon dolarlarla oynuyor. Baba ‘Eeey Amerika’ edebiyatında, evlatlar dolar transferlerinde…” diyen Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;

Belgeler ortaya çıkınca, emir verildi, atanmışlar aHaber’e koştu. Tabii her taraf belge dolu olunca, baktılar olmuyor, RTÜK üzerinden de beni yasaklamaya giriştiler. Ki RTÜK, bu devrin ekonomik terör aparatlarından biridir; sadece bu!

Gelelim ‘Kılıçdaroğlu susturulabilir mi?’ sorusuna. Senin paramiliterlerin, mafyaların, derin devlet müptezellerin, kullanışlı aparatların beni durduramaz. Ey Saray, senin meselen bana kimin, neyi izin vereceği değildir; senin meselen, beni durdurabilecek gücünün olmamasıdır!”

RTÜK, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ülkeden kaçmak için hazırlık yaptığını” ve “TÜRGEV ile Ensar Vakfı aracılığıyla ABD’ye para transferi yapıldığını” öne sürdüğü videoyu eşzamanlı yayımlayan Tele1, KRT, Flash TV ve Halk TV kanallarına oy çokluğuyla üst sınırdan yüzde 3 para cezası vermişti.

Paylaşın

RTÜK’ten Dört Kanala ‘Kılıçdaroğlu’ Cezası

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Salı akşamı “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ülkeden kaçmak için hazırlık yaptığını” ve “TÜRGEV ile Ensar Vakfı” aracılığıyla ABD’ye para transferi yapıldığını öne sürdüğü videoyu eşzamanlı yayımlayan Tele1, KRT, Flash TV ve Halk TV kanallarına oy çokluğuyla üst sınırdan yüzde 3 para cezası verdi.

RTÜK Üst Kurul Üyesi Okan Konuralp, RTÜK’ün ceza kestiği beşinci kanalın FOX TV olduğunu paylaştı. Konuralp, “Selçuk Tepeli’nin tarımın ve çiftçilerin durumuna ilişkin itirazını/ üzüntüsünü yayın masasındaki bardağa vurarak ifade etmesinden de bir ihmal çıkartan RTÜK, FOX TV’ye de para cezası verdi.” ifadelerini kullandı.

TÜRGEV kanallarla ilgili şikayetini geçen hafta RTÜK’e iletmişti. TÜRGEV’in dilekçesinde Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının “asılsız ithamlar içerdiği ve Vakıf “aleyhine asılsız yalan, iftira ve karalama kampanyası başlatıldığı” ifadelerinin yer aldığı ileri sürülmüştü.

RTÜK’ün hazırladığı dosyalarda, 4 kanalın RTÜK Kanunu’nda yer alan “Yayınlar tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz” ilkesine aykırı hareket ettiği iddia edilmişti.

RTÜK Üst Kurul Üyesi İlhan Taşçı, Twitter’da paylaştığı kararı: “RTÜK yayıncılara ‘Kılıçdaroğlu’nun elinde belge de olsa, söyledikleri doğru da olsa yayınlarsanız ceza keserim, sansürlerim’ gözdağını veriyor. Bu bakışla, partilerin canlı verilen grup toplantıları sansürlenir, muhalefin sesi duyulmasın diye Meclis TV’nin fişi de çekilebilir” sözleriyle eleştirdi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, RTÜK’ün dört TV kanalına Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ile ilgili “kaçış planı” iddialarının yer aldığı videosunu yayımlaması nedeniyle ceza verilmesine tepki gösterdi.

Twitter hesabından bir paylaşım yapan Faik Öztrak, “Ana muhalefet liderinin iddialarını yayımlamak ne zaman suç oldu?” diye sordu. Söz konusu ceza karar nedeniyle iktidarı eleştiren Öztrak, “Karar, yaptıklarından değil; yaptıklarının ortaya çıkmasından rahatsız olduklarını gösterir” dedi.

Kılıçdaroğlu ne demişti? 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 24 Mayıs’ta Twitter hesabından yayınladığı videoda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ailesi hakkında önemli iddialarda bulunmuştu.

“Belgeler elimizde, para akışlarının hepsi elimizde” diye konuşan Kılıçdaroğlu, ABD’de bir vakıf kurdurulduğunu ileri sürmüştü. Kılıçdaroğlu, “Paravan bir vakıf kuruyorlar, başına bir Amerikan vatandaşını koyuyorlar ama vakfın asıl yönetimi Erdoğan ailesi üyelerine ait. Bu paravan yapının izin çıkarma hakkı kazanması için paraya ihtiyacı var. Türkiye’den iki vakıf seçiliyor; öğrenciler için kurulmuş süsü verdikleri vakıflar. Bu vakıfların asıl var olma sebeplerini de bugün öğreneceksiniz; TÜRGEV ve Ensar.. Bu vakıflar başlıyor paraları bir Amerikan vatandaşına göndermeye…” diye konuşmuştu.

CHP lideri söz konusu vakıfların 20 milyon, 10 milyon dolar şeklinde havaleler yaptığını belirterek, “Bir TÜRGEV bir Ensar, durmuyorlar para gönderme listesinin sonu yok. Hepsinin dökümleri elimizde…1 milyar lirayı şıp diye transfer ediyorlar ABD’ye” demişti. Kılıçdaroğlu ayrıca aynı gün partisinin TBMM Meclis Grup Toplantısı’ndan yaptığı açıklamada da, “Toplu bir kaçış planı yürürlükte” diyerek Erdoğan ve ailesinin kaçacağını iddia etmişti.

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne Göç Rotası Değişti

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne (AB) gitmek isteyen düzensiz göçmenlerin izlediği rotanın yılın başından beri değiştiği bildirildi. Yunan Kathimerini gazetesi yetkili birimlere ait bir belgeye dayandırarak yaptığı haberde, insan kaçakçılarının düzensiz göçmenleri artık doğrudan İtalya’ya götürdüğünü belirtti.

Haberde bu uzun süren yolun eskiden Ege’de havaların kötü olması sebebiyle sadece kış aylarında kullanıldığı ancak bu yılın başından beri bu rotanın daha sık kullanıldığının tespit edildiği bilgisine yer verildi. Buna göre, bu yılın başından beri 4 bine yakın düzensiz göçmen Türkiye’den İtalya’ya gitti. 2021 yılının aynı döneminde ise bu rakamın sadece 800 olduğu kaydedildi.

Yunan yetkilileri bu gelişme nedeniyle İtalyan Sahil Güvenliği ile yakın bağlantı içinde çalışıyor. İnsan kaçakçılarının Ege üzerinden göçmenleri Yunan karasularına götürmekten kaçınmasının nedeninin, Yunan Sahil Güvenliğinin, göçmenleri taşıyan tekne ve botların Yunan adalarına ulaşmasını sert biçimde engellemeleri olduğu belirtiliyor. Yardım kuruluşları bu nedenle Atina hükümetini yasa dışı davranarak göçmenleri geri itmekle suçluyor. Yunan hükümeti ise bu eleştirileri geri çeviriyor.

Yunan Sahil Güvenliği son olarak geçen hafta 300 düzensiz göçmeni taşıyan beş teknenin Yunan karasularına girmesini engellemişti. Yunan yetkililer bu teknelerin daha sonra İtalya’ya doğru hareket ettiğini tahmin ediyor. Göç uzmanları insan kaçakçılarının düzensiz göçmenleri Avrupa’ya götürmek için kişi başı 10 bin euroya kadar ücret talep ettiğini belirtiyor.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Kürt Siyaseti Tasfiye Edilmek İsteniyor

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ında aralarında bulunduğu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsünde görülüyor. Davayı HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve HDP’li milletvekilleri ile EMEP, EHP, TKP, KESK ve bazı STK’lardan temsilcilerin de aralarında olduğu çok sayıda kişi takip ediyor. 

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan, duruşma öncesi cezaevi önünde açıklamalarda bulundu. Yargılanan her bir arkadaşlarının ülkenin demokrasisi barışı, eşitliği ve özgürlüğü için mücadele ettiğinin altını çizen Buldan, şunları söyledi;

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Bugün Kobani Kumpas Davasının bir celsesini daha izlemek üzere kurum temsilcisi arkadaşlarımız, milletvekillerimiz ve halkımız ile birlikte buradayız.

Kobani Kumpas Davasının hangi saiklerle yapıldığını geçmişte hep söyledik. Siyasi gerekçelerle oluşturulan bir iddianameyle bugün Kürt siyasi tarihinin önemli aktörlerinin yargılandığı bir dönemi yaşıyoruz. Yargılananlar bu ülkenin demokrasisi, barışı, eşitliği ve özgürlüğü için mücadele eden arkadaşlarımız. Bu ülkeyi yönetenler Kürt düşmanlığıyla ve Kürtleri siyasi arenadan tasfiye etmek amacıyla bu tür kumpas davalarını önüne koydu. Bu davanın bir kumpas davası olduğunu biliyoruz ve iddianamesinin Saray’da hazırladığını da biliyoruz.

Cumhurbaşkanı ve onun küçük ortağı olan MHP Genel Başkanının isteği üzerine hazırlanan bu iddianamenin ne kadar boş ve yersiz olduğunu arkadaşlarımız tek tek ortaya çıkardılar. Arkadaşlarımız bu ülkenin hem cumhurbaşkanını hem yargısını hem adaletini yargılamaya çalıştılar. Bu kumpas davasıyla sonuç elde etmeye çalışan bir zihniyet var ortada. Evet, bu ülkeyi yönetenlerin bu kumpas davasının sonucuyla HDP Kapatma Davası arasında bir bağ kuracaklarını da çok iyi biliyoruz.

Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke sürdüler

2014 yılında yaşanmış süreçle ilgili 2016’da bu ülkenin cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın meseleyi seçim kampanyası malzemesi haline getirmesi aslında bu günlerin yaşanmasının habercisiydi. Üzerinden tam 6 yıl geçtikten sonra yani 2022 yılında bu davanın açılmasıyla işte Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke sürdüler.

O günden bugüne kadar bu meselenin bir siyasi mesele haline getirilmesinin büyük bir amacı var. Bu ülkeyi yönetenler bir kez daha kendi koltuklarında oturmak ve iktidarlarını sürdürebilmek için Kobani Kumpas Davasını malzeme yapmayı sürdürecekler. Ancak şunu ifade etmek isterim ki, bu yargılama başladığı günden beri yargılanan her bir arkadaşımız bu ülkenin zihniyetini, bu ülkenin yönetimini, bu ülkede Kürt düşmanlığı ve kadın düşmanlığı yapanları yargılıyor. Gerçekleri tek tek ortaya koymalarına rağmen hiçbir gerekçeleri, sundukları hiçbir iddiaları yazık ki mahkeme tarafından kabul edilmiyor. Adil bir yargılama yapılmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü talimat Saray’dan alınıyor, çünkü bizzat Cumhurbaşkanından ve onun küçük ortağı olan MHP Genel Başkanından alınıyor. Böylesi adil olmayan yargılama sürecinde elbette bizler davayı sonuna kadar sahipleneceğiz, sonuna kadar arkadaşlarımızın yanında olacağız ve peşini bırakmayacağız.

Şimdi kumpas davası ellerine ayaklarına dolandığı için yeni yeni kumpaslar başlatma peşindeler. İkinci bir dalgayla yeni bir süreci başlatıp, farklı arkadaşlarımızı da gözaltına alıp yeni bir tutuklama süreci başlattılar. Ancak bütün bunlar beyhude çabalardır. Bu dava düştü, düşecek. Bu dava onların ellerine ayaklarına dolandı, dolaşmaya da devam edecek. Ellerinde hiçbir gerekçe, somut delil olmadığı için yeni yeni kumpaslar ve ikinci dalgalar yaratmaya çalışsalar da bu davanın düştüğünü ve düşeceğini belirtmek isterim. Burada bulunan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımızla birlikte süreci takip etmeye devam edeceğiz. Teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

İşkence Başvuruları 30 Yılın Zirvesinde

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri 2021 yılı raporu açıklandı. Rapora göre göre 2021 yılında işkence ve kötü muamele gördüğü için TİHV’e başvuru yapanların sayısı son 30 yılın zirvesine ulaştı.

Raporda 2021 yılında 984 kişinin kendisi veya bir yakını işkence ve diğer kötü muameleye gördüğü gerekçesiyle TİHV’e başvurduğu belirtildi. Başvuranların 616’sının 2021 yılı içinde işkenceye maruz kaldığı belirtilirken, bu rakamın vakfın kuruluşundan bu yana yıl içinde işkence nedeniyle yapılan en yüksek başvuru olduğu kaydedildi.

Rapora göre, gözaltı sürecinde işkenceye maruz kalan 10 kişiden yedisi açık alanda veya toplumsal gösterilerde işkence gördü. Başvuruların en küçüğünün beş, en büyüğünün ise 76 yaşında olduğu bildirildi.

TİHV’in açıkladığı raporun öne çıkan bölümleri şöyle:

Kendisi işkence gördüğü için vakfa başvuran 915 kişiden 871’i Türkiye içinde, 44’ü ise başka bir ülkede işkence gördüğü için başvurdu.

İşkence görenlerin 616’sı 2021 yılı içinde işkence gördüğü için, 211’i ise 2016-2020 yılları arasında işkence gördüğü için TİHV’e başvurdu.

En çok başvuru 307 kişi ile TİHV İstanbul Temsilciliğine gelirken, Van Temsilciliği’ne 263, Diyarbakır Temsilciliği’ne166, İzmir Temsilciliği’ne 134, Ankara Temsilciliği’ne 66 ve Cizre Referans Merkezi’ne 48 kişi başvurdu.

Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilerin atanmış rektör protestolarıyla başlayan süreç gözaltılar, ihlaller, homofobik söylemler ve LGBTİ+ karşıtı nefret kampanyalarıyla tüm yıla yayıldı. Ocak ve Şubat aylarında öğrenciler ve LGBTİ+’ların İstanbul ve İzmir Temsilciliklerine yoğun başvurusuna yol açtı.

İstanbul Sözleşmesi’nin iptali sonrası kadınlara yönelik ihlallerde de artış görülmeye başlandı.

Türkiye içinde işkenceye maruz kaldığı için başvuru yapan 871 kişinin cinsiyet kimliklerine göre dağılımı incelendiğinde 307 başvurunun (%35,2) kadın, 527 başvurunun (%60,5) erkek, 37’sinin (%4,2) ise bu sınıflama dışında LGBTİ+ olduğu görülüyor. 2020 yılının verileri ile karşılaştırıldığında LGBTİ+ başvurularındaki artış dikkat çekti.

2021 yılında işkence nedeniyle tedavi merkezlerine başvuran kişilerde en küçük yaşın beş, en yüksek yaşın 76 olduğu tespit edildi. Başvuranların yarısından fazlasını 30 yaş ve altı kişiler oluşturdu.

2021 yılında TİHV’e 56 çocuk başvururken, 30’u Türkiye’de, beşi ise yurt dışında gördüğü işkenceler nedeniyle başvuruda bulundu.

Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi doğumlular Türkiye nüfusunun %30,6’sını oluştururken işkence nedeniyle TİHV’e başvuranlar içinde bu bölgede doğanların oranı %63,7 oldu.

Başvuruların %89,9’u siyasi düşünce, kimlik veya eylemleri nedeniyle gözaltına alındıklarını belirtti.

2021 yılı içinde gözaltında işkence gören her iki kişiden biri en az iki veya daha fazla birimde işkence gördüğünü belirtirken; 10 başvurucudan yedisi sokakta veya toplumsal gösterilerde, 10 başvurucudan dördü araç içinde, yine 10 başvurucudan dördü ise emniyet müdürlüklerinde işkenceye maruz kaldı.

2021 yılı içinde en çok işkence olayının yaşandığı tespit edilen resmi gözaltı merkezi İstanbul ve Van Emniyet Müdürlükleri oldu.

Başvurucuların önemli kısmının birden çok işkence yöntemine maruz kaldıkları görüldü. 10 başvurucudan sekizinin hakaret ve aşağılamaya, 10 kişiden yedisinin fiziksel müdahaleye maruz kaldığı belirlenirken, 10 kişiden beşi de cinsel işkence gördüğünü ifade etti.

10 başvurucudan en az dokuzunda travma sonrası stres belirtileri tespit edildi.

Başvuruculardan 14’ünün tedavi sürecinde cerrahi müdahaleye gereksinim duyduğu tespit edildi.

Paylaşın