MHP’den AK Parti’ye Erken Seçim Sürprizi Gelecek Mi?

MHP’li üst düzey bir yetkili, “Erken seçim ile ilgili hep sürpriz yapabileceğiniz konuşuluyor. Ne dersiniz?” sorusuna, “O zaman şöyle diyelim, MHP bu kez sürpriz yapmayacak” yanıtını verdi.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan bilgiye göre, MHP, erken seçim için sürpriz bir çağrıda bulunmayacak. Gazete Duvar’da yer alan kulis haberi şöyle:

31 Mart yerel seçimlerinden bu yana konuşulan erken seçim olasılığında son argüman, “İktidar bu ekonomik tabloda 2022 kışını çıkaramaz” söylemi oldu…

Suriye’ye yapılması planlanan son operasyon açıklamaları da, 3600 ek gösterge, EYT, asgari ücrete zam çalışmaları da seçimle ilişkilendiriliyor. Ancak iktidar kanadından yetkililer seçimin zamanında Haziran 2023’te, belki bir ihtimal Mayıs 2023’te yapılacağını söylemeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan son konuşmasında da Haziran 2023 tarihini verdi. MHP’nin tutumu da farklı değil.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugüne kadar birçok kez erken seçim olmayacağına dair açıklamalar yaptı. Buna karşın gözler daha önce birçok kez erken seçim çağrısı ile gündeme gelen MHP’ye çevrilmeye devam ediyor.

MHP’li üst düzey bir yetkili, “Geçmişteki çağrılarınız dikkate alınınca erken seçim ile ilgili hep sürpriz yapabileceğiniz konuşuluyor. Ne dersiniz?” sorusuna, “O zaman şöyle diyelim, MHP bu kez sürpriz yapmayacak” yanıtını verdi.

Aynı yetkili ekonomik sıkıntıları da kabul ederek, “Seçime daha 13 ay var. Akıllı bir iktidar bu süreyi heba etmez. Bu zaman dilimi, durumu iyileştirmek için kullanılır ve bu yapılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin üzerinden yüz günü aşkın bir zaman geçti. 80 yıldan beri ilk defa Avrupa’daki egemen bir ulus devlet işgal ediliyor ve bu işgal tüm dünyada hissedilen izler bırakıyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgali, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük ölçekli savaş olarak kayıtlara geçti. Pek çokları için tahayyül etmesi zor olan bu savaşın beklenmeyen etkileri küresel çapta hissedildi. Ukrayna savaşı dünyayı nasıl değiştirdi?

Sığınmacı akını

Rusya saldırısından bu yana 6,8 milyon Ukraynalı ülkesini terk etti, en az 7,7 milyonu da ülke içinde yerinden edildi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, ilk etapta komşu ülkelere kaçan 3 milyon kişi, sonrasında başka ülkelere geçiş yaptı. Polonya’dan sonra, en çok Ukraynalı sığınmacı alan ülkeler 727 bin kişiyle Almanya iken ve 348 bin kişiyle Çekya. Savaştan kaçan yaklaşık 2 milyon Ukraynalının ise ülkesine geri döndüğü kaydedildi.

Ukraynalıların Avrupa Birliği’ne (AB) gelişi, hem büyük bir desteği harekete geçirdi hem de sistemlerinin zorlanmasına neden oldu. Yeni bir ülkeye yerleşen sığınmacılar, en azından bir süre için, sosyal güvenlik ağlarına bağlı durumda hayatlarını sürdürüyor.

Gıda krizi

Ukrayna önemli bir tahıl üreticisi ve dünyanın ayçiçek arzının yarısından fazlasının da üreticisi. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, Ukrayna küresel mısır arzının yüzde 15’i ve buğday ticaretinin yüzde 10’undan sorumlu. Savaşın başlamasının ardından Rusya’nın Ukrayna’nın Karadeniz limanlarına girişini engellemesiyle tahılların ihracatı durmuş durumda.

İhracatın engellenmesi en çok Mısır ve Hindistan gibi, Ukrayna’nın tahıl ve ayçiçek yağı ithalatına bağımlı olan ülkeleri etkiledi. Dalga etkisiyle de yayılmaya devam ediyor.

Bazı uzmanlar, savaşın iklim değişikliği nedeniyle oluşan sert hava koşulları, pandemi nedeniyle gerçekleşen ekonomik krizle beraber, küresel bir gıda krizine neden olabileceği konusunda uyarıyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, açlık oranlarının küresel ölçekte yeni bir rekor yakaladığı konusunda uyarmış, on milyonlarca insanın savaş nedeniyle uzun süreli kıtlık ile karşılaşabileceğini söylemişti. Mayıs ayında, 23 ülke gıda ihracatını durdurmuş durumdaydı, bu da azalan gıda güvenliğinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Enerji güvenliği

Rusya, dünya çapında en büyük doğal gaz ihracatçısı olma konumunda. Aynı zamanda, en büyük ikinci ham petrol ve üçüncü en büyük kömür ihracatçısı. Savaş başlayana kadar, gazının dörtte üçü ve ham petrolünün neredeyse yarısı Avrupa’ya ihraç ediliyordu. 2020 yılında, AB’nin toplam enerji tüketiminin çeyreğini Rus gazı, petrolü ve kömürü oluşturdu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında AB, Rus enerjisine bağımlılığını azaltma yollarını aramaya başladı. Avrupa Komsiyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Mart ayında “Bizi açıkça tehdit eden bir tedarikçiye güvenemeyiz” demişti. Komisyon Mart ayında AB’nin 2030 yılına kadar Rus fosil yakıtlarını almayı bırakması niyetini açıklamış, Rusya’dan alınan gazın da üçte ikisinin bu yıl sonuna kadar kesilmesi planlarını belirtmişti.

Gaz stoğunu arttırmak, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatını, ABD gibi ülkelerden artırmak geçici tedbirler arasında bulunuyor. Bazı uzmanlar ise gaz kıtlığının ve rasyonlamanın (karne ile dağıtma uygulaması) imkan dahilinde olduğunu söylüyor.Pek çok kişi bu krizi AB’nin Rus enerjisine bağımlılıktan kurtulmasının ve Birlik’in yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini artırarak gerçekleştirmeyi planladığı iklim koruma hedeflerinin önünde bir fırsat olarak görüyor. Ancak bu hedeflerin ne kadar hızlı gerçekleştirilebileceği konusunda bazı sınırlamalar mevcut. Rus olmayan enerji kaynaklarına olan talebin artması da, enerji fiyatlarını artırmış durumda.

Fiyat artışları ve enflasyon

Savaş başladığından bu yana yaşanan gıda ve enerji sıkıntıları pek çok kişinimn hayatını büyük ölçüde değiştirdi: Fiyatlar arttı.

Bir şeyin arzı azaldıkça, değeri artar. Gıda ve yakıt pahalılaştıkça, diğer ürünler de pahalılaştı. Özellikle gıda fiyatları tırmanışta. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün gıda fiyatı endeksi (bir sepet gıda ürününün aylık fiyat değişimlerini ölçer) Mart ayında en yüksek oranları gördü.

Enflasyon, yani fiyatlar arttıkça alım gücünün azalması ise ekonominin her boyutunu etkileyen anahtar kriterlerden.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre 2021 yılının Mart ayından bu yana, enflasyon iki kattan daha fazla yükseldi. Avrupa Bölgesi’nde enflasyon geçen ay yüzde 8,1’i gördü, yeni bir rekor kırıldı.

Enflasyonun düşük gelirli ülkeleri daha çok etkilemesi tahmin ediliyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sanayileşmiş ülkeler için enflasyon tahmini yüzde 5,7 iken, gelişmekte olan ülkeler için yüzde 8,7.

NATO’nun canlanması

Rusya’nın Ukrayna saldırısı jeopolitikada da izlerini bıraktı. Bazı uzmanlar, Doğu’da Rusya ve Çin’in olduğu, Batı’da ABD ve AB’nin olduğu yeni bir Doğu ve Batı jeopolitik / ekonomik blok ayrımı bekliyor.

NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1949 yılında, ABD, Kanada ve 10 AB ülkesini bir araya getirmek için kuruldu. Soğuk savaş ürünü olan örgüt, Avrupa için demokrasi ve serbest piyasa şemsiyesi haline gelirken, 2004 yılında doğuya genişledi.

NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesi, bir üye ülkeye saldırı olması durumunda, diğer üye ülkelere de saldırıldığı anlamına geleceğini, askeri misillemenin bütün üye ülkeler tarafından üstlenileceğini söyler. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2019 yılında NATO için “beyin ölümünün gerçekleştiğini” söylemesinin ardından, Ukrayna savaşı’nın dünyanın en güçlü askeri ittifaklarından olan örgütü yeniden sahneye taşıdığı söyleniyor.

Putin’in Rusya için tasarladığı emperyalist projeden korkulması nedeniyle Finlandiya ve İsveç geçtiğimiz haftalarda, 70 yıllık tarafsızlığın ardından ittifaka katılma niyetlerini belirtti.

Putin, NATO’yu Rusya’ya bir tehdit olarak görüyor ve ittifakın Ukrayna’yı kabul etmesi durumunda olacaklar konusunda uyarılarda bulunmuştu. İttifakı eleştirenler ise doğu genişlemesinin provokasyon anlamına geldiğini söylüyor.

NATO, Ukrayna’ya silah ve ekipman desteği sağlıyor. Hassas dansına devam ediyor. Kararlı duruyor ancak hafif adımlarla ilerliyor, Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetiklemekten kaçınıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Babacan: İşsizin İş Bulamadığı Ülkede Büyümeden Bahsedemezsiniz

Partisinin İskenderun İlçe Kongresi’nde konuşan DEVA Lideri Babacan, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Cumhurbaşkanı’na bakıyoruz, ayrı bir alemde. Beştepe Harikalar Diyarından millete masal anlatıyor. Ekonomi, bu çeyrekte yüzde 7,3 büyümüş falan filan. Bu nasıl büyümeyse anlamadık. İşsizin iş bulamadığı, çocukların yatağa aç girdiği, esnafın elektriğini yakamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan konuşmasının devamında, “Vatandaşımız dertli. Bir hanımefendi bağırdı: ‘Enflasyon, enflasyon, enflasyon’ diye. ‘Enflasyon yüzde 300’ diyen bir babanın feryadına şahit oldum. Bu acı tabloyu çözmenin sorumluluğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Biz, heyecanımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz. Türkiye’yi hukukla biz buluşturacağız. Türkiye’ye güveni yine biz getireceğiz. Zenginliği yükselten kadrolar yine bizler olacağız. Ülkemizi krizlerin pençesinden yine bizler kurtaracağız. Özgür ve zengin bir Türkiye olacağız.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İskenderun İlçe Kongresi’nde konuştu. Ekonomiden sağlığa önemli başlıklara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, “84 milyonluk ülkede, sokaktaki fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var: Biri Sayın Erdoğan, diğeri Bahçeli” dedi.Babacan özetle şunları söyledi:

“Sağlık sistemi çöküyor. Randevular alınamıyor. Teşhisler konulamıyor. Ameliyatlar yapılamıyor. İlaçlar bulunamıyor. Ülke resmen hekimler göçü veriyor. Devlet hastanelerindeki hekimler sürekli istifa ediyor. Hekim olmayınca, randevu da kuyrukları uzuyor. Sebebi iş bilmezlik. Böyle giderse birkaç yıla kadar ameliyat yapacak cerrah bulamayacağız.

Bir iktidar, kendi elimizle yetiştirdiğimiz insan gücümüzü Amerika’ya, Avrupa’ya bedavadan vermez, veremez. İnsanlara kaliteli bir yaşam ve insanca çalışma imkânı tanınmazsa, o ülkenin hastanelerinde randevu kuyruğu olur. Muayene süreleri 5 dakikaya indirilirse insanlar doğru düzgün tedavi edilemez. Kur oynaklığı devam ettiği sürece ilaç sanayine güven verilemez, ilaç bulunmaz. Sağlıktaki krizi çok iyi görüyoruz. Hekimiyle eczacısıyla, hemşiresiyle teknisyeniyle tüm sağlık çalışanlarımızın yanındayız.

Kur korumalı mevduat hesabı dediler. Yoksuldan alıp zengine vermenin adı. Kur artınca mevduat sahipleri mağdur oluyor da mazota 26 lira ödeyen şoför arkadaşım mağdur olmuyor mu? Tam bir devleti batırma operasyonu. Hükûmetin enflasyonu düşüremeyeceğini biliyoruz.  Niye dört yıldır yapamıyor? Elini tutan mı var?

“Fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var”

Türkiye, insanların hayallerinden uzaklaştığı bir ülkeye dönüşüyor. Koskoca ülkeyi Survivor setine döndürdüler. Millet hayatta kalmak için çalışıyor. Rakamları Ayarlama Enstitüsü, geçen ayın enflasyonun rakamını açıkladı. Neymiş? Yüzde 73 buçukmuş. İnandırıcılığını artırmak için bir de buçuk eklemişler. ‘Enflasyonu o kadar hassas, kuyumcu terazisiyle ölçüyoruz ki 73,5’ diye açıklıyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, 84 milyonluk ülkede, sokaktaki fiyatlardan haberi olmayan iki kişi var: Bir, Sayın Erdoğan. Diğeri Bahçeli. TÜİK onlara yaranmak için birileriyle yarışa girdiyse bilelim.

Yayınladıkları aylık raporlarda ürünlerin fiyatını listelemeyi durdurmuşlar. Yahu siz kimi aldatıyorsunuz? Fiyatları yayınlamayınca, markette vatandaş fiyatları görmeyecek zannediyorlar. Ha tabii Sayın Erdoğan ve Bahçeli alışverişe, markete çıkmadığı için fiyatları görmeyecek doğru. Ancak, 84 milyonun geri kalan, 83 milyon 999 bin 998 kişi fiyatları görüyor.

Ülkemizde artık kronik yüksek enflasyon devri başlamış durumda. Ancak yanlışta ısrar, yanlışta inat bu ülkeyi daha da kötüye götürür. Bu kafayla bunlar ülkeyi, Allah korusun, hiper enflasyona bile götürür. Bu enflasyonun sonucu açlıktır, yoksulluktur.

“İşsizin iş bulamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz”

Cumhurbaşkanı’na bakıyoruz, ayrı bir alemde. Beştepe Harikalar Diyarından millete masal anlatıyor. Ekonomi, bu çeyrekte yüzde 7,3 büyümüş falan filan. Bu nasıl büyümeyse anlamadık. İşsizin iş bulamadığı, çocukların yatağa aç girdiği, esnafın elektriğini yakamadığı ülkede büyümeden bahsedemezsiniz.

Vatandaşımız dertli. Bir hanımefendi bağırdı: ‘Enflasyon, enflasyon, enflasyon’ diye. ‘Enflasyon yüzde 300’ diyen bir babanın feryadına şahit oldum. Bu acı tabloyu çözmenin sorumluluğunu iliklerimize kadar hissediyoruz.

Biz, heyecanımızı hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz. Türkiye’yi hukukla biz buluşturacağız. Türkiye’ye güveni yine biz getireceğiz. Zenginliği yükselten kadrolar yine bizler olacağız. Ülkemizi krizlerin pençesinden yine bizler kurtaracağız. Özgür ve zengin bir Türkiye olacağız.”

Paylaşın

Die Welt: Erdoğan, Türkiye’yi 19 Yıl Öncesine Döndürdü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de mayıs ayında yıllık enflasyon son 24 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak yüzde 73,5 oldu. Die Welt gazetesindeki analizde, Türkiye’de enflasyonun rekor derecede artış göstermesinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘heterodoks ekonomi politikaları’ sorumlu tutuldu.

’19 yıl önce yükselişi getiren Erdoğan’ın şimdi de düşüşten sorumlu olduğunun’ belirtildiği analizde şu ifadeler dikkat çekti: “Türkiye yeniden Türklerin bir daha görmeyi istemediği bir noktada; 90’ların enflasyon kaosu geri döndü. O dönemde gelişmekte olan ekonomiler arasında yer alan Türkiye, ekonomik olarak istikrarlı olmayan ve her tür krize açık bir ülke olarak görülüyordu. Resmi verilere göre mayıs ayında enflasyon 1998 yılından bu yana en yüksek seviye olan yüzde 73,5’e ulaştı. Bunun Erdoğan’ı ilgilendirmemesi mümkün değil. Gelecek yıl yapılacak meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir terslikle karşılaşabilir. Muhalefet ise yirmi yılın ardından iktidarı otokratın elinden alma konusunda ellerine bir fırsat geçtiğine inanıyor. Erdoğan ise yeni heterodoks ekonomi politikasından geri adım atacağa benzemiyor. Geçen ay şöyle demişti: ‘Gösterge faiz enflasyon dayatmasını tek kurtuluş reçetesi gibi önümüze getirenlerin bir kısmı zır cahil, bir kısmı ise alenen vatan hainidir.'”

“Merkez Bankası enflasyonla kararlı şekilde mücadelede etmiyor”

Süddeutsche Zeitung gazetesinin internet sitesinde yer alan dpa kaynaklı haber-analizde ise Türkiye’deki yüksek enflasyonun birçok nedeni olduğu belirtildi: “Türkiye’deki yüksek enflasyonun nedenlerinden en önemlisi ülke parasının değer kaybetmiş olması. Bu durum, ithal ürünlerin ve hizmetlerin pahalanmasına ve enflasyonu körüklemesine neden oluyor. Korona pandemisi, Ukrayna savaşı ve Çin’in sıkı korona politikasının neden olduğu küresel ticaretteki gerginlikler de bunun üzerine geliyor. Birçok ekonomiste göre Merkez Bankası enflasyonla kararlı şekilde mücadelede etmiyor; uzmanlar bunun arkasında siyasi baskının olduğuna inanıyor.”

Tagesschau haber portalındaki haberde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki baskının arttığına işret edildi: “Türkiye’de hayat pahalılığı giderek artıyor. Enerji ve benzin fiyatları ay başına göre ciddi biçimde arttı; örneğin doğal gaza yüzde 30 zam geldi. Bunun nedenlerinden biri Türk Lirası’ndaki değer kaybı. Diğer yandan korona pandemisi ve Ukrayna Savaşı’nın da etkileri hissediliyor. Ekonomik sorunlar nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerindeki baskı giderek artıyor. Yeni yapılan bir ankete göre AKP’nin oy oranı yüzde 30’un altına düştü. Gelecek yıl yapılması planlanan meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öne çekilebileceği konusundaki spekülasyonlar artıyor.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu ‘İnsanca Yaşam Manifestosu’nu Açıkladı

Partisinin il başkanları ve il müfettişleri toplantısında konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, devletin adaleti ve insani değerleri hakim kılma mekanizması olduğunu vurgulayarak, “Adalet, insanı yaşatan, onuru koruyan, hakkı ve hukuku gözeten iradenin, kararın ve kuralın geçerli ve esas olmasıdır. Her şeyin yerli yerinde, olması gerektiği gibi olmasıdır. Özgürlük, insanı yaşatmayı hedefliyor, insanca yaşamayı sağlıyorsa sahicidir. Yasaklar ve sınırlamalar, ancak insanı ve insanlığı koruduğunda mazur görülebilir” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi, siyaset, hukuk, devlet ve adaleti insanca yaşamayı kolaylaştıran mekanizmalar ve kurumlar olarak gördüklerini vurgulayan Karamollaoğlu, “Hak ve özgürlüklerin anayasada ya da yasalarda yer almasını değil, hayatın içinde var olmasını ve insan tarafından bizatihi kullanılmasını önemsiyoruz.” ifadelerini vurguladı. Hükümet ve devletin yardım ya da merhamet etmekten değil, hakkı ve adaleti tesis etmekten sorumlu olduğunu kaydeden Karamollaoğlu, “Kanunun içinde eşit, hakimin önünde eşit değilseniz adil yargılanma hakkından, hak arama hürriyetinden, kanun önünde eşitlikten bahsetmek ne mümkündür.” dedi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin AFİTAB Kültür Merkezi’nde düzenlenen il başkanları ve il müfettişleri toplantısında açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşması şöyle:

“Bizler suni gündemlere takılıp kalmadan yolumuza devam ediyor; ülkemizin problemlerinin çözümüne ve insanımızın sıkıntılarını gidermenin yollarına odaklanıyoruz. Sözün güzelini söylemekten ve işin de doğrusunu yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Bugün burada sadece bir İl Başkanları Toplantısı gerçekleştirmiyoruz. Bugün aynı zamanda İnsanca Yaşam Manifestomuzu da kamuoyuna deklare ediyoruz. Saadet Partisi olarak 85 milyon insanımıza bir teklifimiz var. Peki nedir o. İnsanca Yaşam. Evet insan… Eşref-i mahlûkat olan insan… İnsan; dünyanın var oluş gerekçesidir. Yaratılmışların en şereflisi, hakların ve onurun emsalsiz öznesidir. İnancımıza göre insan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Evet. Zaman, mekan ve imkan tartışmasız insan içindir. Ve elbette inanç, erdem, adalet, fikir, irfan, siyaset ve devlet insana dairdir. Saadet Partisi olarak, insanı yaşatmak da insanca yaşatmak da bizim vazgeçilmez önceliğimiz ve hedefimizdir.

Peki bugün bu topraklar üzerinde insanımız insanca yaşam sürebiliyor mu? Maalesef, hayır. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan açlık ve yoksulluk sınırının altında bir hayata mahkum edilmiştir. Her 3 gencimizden 1’i işsizdir. Yıllarca alın teri dökmüş emeklilerimiz; 2-3 bin lira ile geçinmeye çalışmaktadır. Kadınlar hiçe sayılmakta, şiddet görmekte ve cinayetlere kurban gitmektedir. Memurlarımız, mobbinge uğramakta ve maaşları yoksulluk sınırının altında kalmaktadır. İşçilerimiz, emekçilerimiz zor koşullarda çalıştırılmakta ve emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Çiftçimiz, üreticilerimiz, toprağa küstürülmüştür. Engellilerimiz, EYT ve KHK mağdurları gibi toplumsal gruplar feryadını yetkililere duyuramamakta, yaşadıkları mağduriyetler giderilmemektedir.

“Karşılaştığımız manzara hakikaten üzüntü verici”

Hangi alanı ele alırsak alalım, hangi meslek grubunu irdelersek irdeleyelim karşılaştığımız manzara hakikaten üzüntü vericidir. Ataması yapılmayan öğretmenler, saatlerce nöbet tutup, şiddete uğrayıp, bir de ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından sözlü şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarımız, üniversite mezunu olduğu halde iş bulamayıp, diplomalı işsizler kervanına katılan yüz binlerce gencimiz. Bankaların vicdanına terk edilen ve kepenk kapatmak zorunda kalan esnafımız. Polislerimiz, askerlerimiz, eğitimcilerimiz, mühendislerimiz ve hemen hemen tüm meslek grubundan insanımız ve mesleklerine hiç başlama fırsatı bulamayan insanlarımız…

Aynı şekilde kan ağlayan sektörlerimiz ve her gün gözyaşı dökerek adalet arayan mağdurlar… Biz İnsanımızı insanca yaşatmak istiyoruz. Biz, bu düzene razı değiliz, insanımızın mahkum edildiği bu koşullara razı değiliz! İnsanımızı insanca yaşatmayan bu anlayışı kabul etmiyor, reddediyoruz. Biz, insanımızı insanca yaşatmak istiyor ve insanımıza bu koşulları reva gören düzene karşı insanımızın yanında saf tutuyoruz. Biz, çocuğunu pamuk tarlasında doğurmak, fındık bahçesinde büyütmek, ayçiçek tarlalarında çalıştırmak zorunda kalan mevsimlik tarım işçisinin yanındayız.

KPSS’de, yazılı sınavda birinci olup mülakatta 50 puan verilerek elenen öğretmen adayının yanındayız. Biz sipariş verilen pizzayı, bir ambulansın kaza mahaline ulaşmasından daha kısa sürede yetiştirmeye çalışan kuryenin yanındayız. Kuru ekmek ve soğanını inşaatta yiyen, duşunu inşaatta alan, yastığını çimento torbasından, yorganını çimento kağıdından yapmak zorunda kalan inşaat işçisinin yanındayız.

Saadet Partisi olarak biz; eşi ve çocukları günyüzü görsün diye gün ışığı görmeden yer altında çalışan maden işçisinin yanındayız. Biz çocukları okula aç gitmesinler diye başkalarının evinde cam silen, yer ovan gündelikçi annelerin yanındayız. Mazota, gübreye, ilaca, elektriğe para yetiştiremeyen üreticinin yanındayız. Boyundan yüksek çekçeği zıplayarak tutan, okul masraflarını çöpten çıkaran kömür gözlü kağıt toplayıcısı çocuğun yanındayız. Biz Rabia Naz’ın, Nadira Kadirova’nın, Özgecan Aslan’ın, Şule Çet’in, Başak Cengiz’in ve Ceren Özdemir’in yanındayız.

İnsanların kendi kültürlerini yaşatma ve kendi anadillerini kullanma haklarının yanındayız. Biz adil yargılanma talebi duyulmayan, beraat ettiği, takipsizlik kararı aldığı halde işine dönemeyen, pasaportu verilmeyip Meriç’te boğulmaya, kanserden ölüme, açlıktan ağaç kabuğu yemeye mahkum edilen KHK’lının yanındayız.

Lambasını yakmaya, kombisini açmaya korkan emeklinin yanındayız. Biz zor şartlarda fedakarca görev yapan sağlık çalışanlarının yanındayız. Hakaretlere, tehditlere, saldırılara rağmen hakikatin peşinden koşmaktan vazgeçmeyen, köşesini, sayfasını, kanalını doğrulara açan ilkeli basın emekçisinden yanayız. Biz belediye meclislerinin buharlaştırılmasından değil yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden yanayız. Üniversitelerin, akademisyenlerin ve öğrencilerin baskı ve tahakküm altında tutulmasından değil, bilim ve düşünce üretmesinden yanayız. Biz Kazdağları’nın, Salda Gölü’nün, Munzur Suyu’nun, Kelkit Vadisi’nin, Gediz Ovası’nın, Ergene Çayı’nın, İkizdere’nin, Cerattepe’nin yanındayız. Özetle, yağma ve talandan değil toplum ve doğadan yanayız.

“İnsanca yaşamak ve insanımızı da insanca yaşatmak istiyoruz”

Biz özgür ve hak sahibi olarak doğan insanların özgür ve hak sahibi olarak yaşamalarının yanındayız. Emeğin, alın terinin, bereketin, üretmenin, paylaşmanın, dayanışmanın, kardeşliğin yanındayız. Biz bu coğrafyanın vicdanıyız. Bu kapıdan içeriye kin giremez, nefret giremez, ırkçılık, mezhepçilik, yabancı düşmanlığı giremez. Biz kendimiz için isteğimizi kardeşimiz için de isteriz. Biz kendimize yapılmasını istemediğimiz başkasına da yapılmasın isteriz. Bizim ahlakımız bunu gerektirir, bizim maneviyatımız bunu gerektirir. Biz barışın, uzlaşının, eşitliğin, adaletin, iş birliğinin, hak ve özgürlüklerin yanındayız. Biz ezilenlerin, hor görülenlerin, hak ayarayanların, adalet peşinde olanların yanındayız. Biz insanımızın yanındayız, insanımızdan yanayız ve insanımızın yanında saf tutuyoruz. Saadet Partisi olarak biz insanca yaşamak ve insanımızı da insanca yaşatmak istiyoruz.

Bizim anlayışımızda devlet insanı insanca yaşatmanın aracı, adaleti ve insani değerleri hakim kılma mekanizmasıdır. Bizim bakışımızda adalet; insanı yaşatan, onuru koruyan, hakkı ve hukuku gözeten iradenin, kararın ve kuralın geçerli ve esas olmasıdır. Her şeyin yerli yerinde olması gerektiği gibi olmasıdır. Özgürlük insanı yaşatmayı hedefliyor, insanca yaşamayı sağlıyorsa sahicidir. Yasaklar ve sınırlamalar ancak insanı ve insanlığı koruduğunda mazur görülebilir.

Bir siyasal sistem, bir hukuk düzeni, bir devlet teorisi ve pratiği ancak ve ancak insani değerleri, insani kalkınmayı, adil paylaşımı mümkün kıldığında, insanı yaşatmayı başardığında; hakkı, insafı ve merhameti kendisine dayanak yaptığında, insanı, onuru ve haklarıyla birlikte koruduğunda, kolladığında, yaşattığında, her insana, istisnasız, ayırımsız ve ayrıcalıksız şekilde insanca yaşama imkanı sağladığında demokratiktir, hukukidir, adildir ve insanidir.

İnsan onuru, ihlale de ihmale de konu edilemez. İnsan hakları, devlet için tehdit, adalet için yük görülemez. Özgürlükler, iktidar tarafından korku gerekçesi, yasak ve baskı dayanağı yapılamaz. Özgür birey, kamu düzeni açısından zafiyet potansiyeli olarak tanımlanamaz. Demokratik toplum, devlet açısından egemenlik riski ve beka tehlikesi olarak sayılamaz. Adil paylaşım, gereksiz, anlamsız ve yersiz talep olarak görülemez ve gösterilemez.

Biz, demokrasiyi de siyaseti de, hukuku, devleti ve adaleti de insanca yaşamayı kolaylaştıran ve mümkün kılan mekanizmalar ve kurumlar olarak görüyoruz. Partisinin iktidar olması ya da iktidarda kalması dışında hiçbir şeyi önemsemeyen duyarsızlığa ve bencilliğe hiç meyletmedik, hiçbir zaman da meyletmeyeceğiz.

Biz, hak ve özgürlüklerin Anayasa’da ya da yasalarda yer almasını değil, hayatın içinde var olmasını ve insan tarafından bizatihi kullanılmasını önemsiyoruz. Hayatta yer almıyor ve kullanılamıyorsa kitaptaki haklar, sadece temenni mektubu vasfını haizdir. Hiçbir vatandaşımız hayatı eksiklerle ve eksilerek yaşamak zorunda kalmamalıdır. Yaşama hakkına sahip olmayı, nefes alıp verebilmek olarak gören bir iktidar adil olamaz. Vatandaşının ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelir elde etmesini sağlayamayan bir iktidar, önce yardıma muhtaç vatandaş kitlesini büyütür ve sonra da kendisine fütursuzca sosyal devlet unvanı üretir. Sosyal devlet vatandaşına hayatta kalacak kadar yardım eden devlet değil, vatandaşını yardıma muhtaç etmeyen ve yardıma muhtaç olmaktan kurtaran devlettir.

“Adil olanı, hakkımız olanı istiyoruz”

Hükümet ve devlet, yardım ya da merhamet etmekten değil, hakkı ve adaleti tesis etmekten sorumludur. Kanunun içinde eşit, hakimin önünde eşit değilseniz; adil yargılanma hakkından, hak arama hürriyetinden, kanun önünde eşitlikten bahsetmek ne mümkündür. Sözün özü, bugün kağıtta yazan haklar, hayatta yaşanan haksızlıklara dönüşüyor.

İnsanlığımızdan, haklarımızdan, özgürlüğümüzden vazgeçmeyeceğiz ve inanın, bu bozuk düzeni; bozulduğundan daha kısa sürede düzeltebiliriz. Çok çalışıp az kazanmak yerine emeklerin karşılığını almak… Kaygıları bitirip umudu çoğaltmak… Hukukta adaleti, kanun önünde eşitliği sağlamak. Yandaşa aktarma düzeneğinden kurtulmak vatandaşlarla paylaşma sistematiğini kurmak… Biz, ücretin de yaşamın da asgarisini reddediyoruz. Adil olanı, hakkımız olanı istiyoruz.

Hepimiz için mümkünken mutluluğun ve huzurun azınlığa ait olmasına rıza göstermeyeceğiz. Mutlu azınlığa tahammül değil itiraz edeceğiz. Hepimizin ortak talebi insanca yaşam.

Asgari ücret, açlık sınırı, geçim sıkıntısı…  Bize dayatılan bu yaşam şartlarına alışmayacağız. Zorbaca kaybettirilenleri, yeniden ve birlikte kazanmalıyız. Rızamız olmadan bizden alınanları, geri almalıyız. İnsanı yaşatan devleti, insanca yaşamayı mümkün kılacak adaleti birlikte tesis etmeliyiz. İnanıyoruz ki, birlikte, kararlı ve ısrarcı olursak uzun sürmeyecek.

İnsanca yaşam her birimizin, hepimizin ortak talebi ve ortak iradesidir. Devletin varlık sebebi ve adaletin gerekçesidir.

İnsanca Yaşam Manifestosu

İşte bugün burada İnsanca Yaşam Manifestomuzu ilan ediyoruz. İktidara geldiğimizde, vatandaşlarımız tarafından yetkiyi aldığımızda;

  • Gardiyan değil garson devlet” anlayışıyla, devleti asli vazifesine uygun bir şekilde yöneteceğiz.
  • Vatandaşını korkutan ve ezen devlet anlayışı yerine; güven veren ve kalkındıran bir devlet anlayışını hâkim kılacağız.
  • Adil bir düzen inşa edeceğiz. Gelir dağılımında adaleti sağlayarak, refahı yaygınlaştıracağız.
  • Kamu ihaleleri başta olmak üzere, rant düzenini ortadan kaldıracağız.
  • Hiç kimsenin kursağında, bir başkasının ekmeği olmasına müsaade etmeyeceğiz.
  • Hiçbir vatandaşın kalbinde, haksızlığa uğradığı duygusunun yeşermesine izin vermeyeceğiz.
  • Yoksulluk ve yoksunluk düzenini ortadan kaldıracağız.
  • En temel ihtiyaçların dahi karşılanamadığı, yalnızca hayatta kalmaya yeten bu yoksunluk düzenini değiştireceğiz.
  • İnsanımızın yarınından endişe etmediği, çocukları için mutlu ve müreffeh bir yaşam sürebilme imkânına sahip olduğu bir ekonomi kuracağız.
  • İnsanımızın mülksüzleşmesine sebep olarak, kendi ülkesine duyduğu aidiyet duygusunu zedeleyen ekonomi modelini değiştireceğiz.
  • Eğlenmenin, sosyalleşmenin, kendini geliştirmenin, teknolojik imkânlara sahip olmanın lüks olmadığı bir Türkiye inşa edeceğiz.
  • Yolsuzluk düzenini de ortadan kaldıracağız.
  • Sadece milletimiz için çalışacak; devleti, ganimet gibi gören anlayışlara müsaade etmeyecek bir anayasal zemin hazırlayacağız.
  • Türkiye’yi yasaklar ülkesi olmaktan kurtaracağız.
  • Düşüncenin ve fikirlerin yasaklandığı güvenlikçi politikalara tevessül etmeyeceğiz.
  • Toplantı, yürüyüş ve gösteri yapma hakkını antidemokratik bir suç olarak gören anlayışın tersine, demokrasinin temel parametreleri olarak yeniden normalleştireceğiz.
  • Basın ve medya başta olmak üzere, her alandaki yasakçı anlayışa son vereceğiz.
  • Sadakati değil, yalnızca liyakat ve ehliyeti esas alacağız.
  • Normalleştirilen ve herkesin kabullendiği torpil düzenini ve mülakat sistemini kaldıracağız.
  • Başarılı, çalışkan ve liyakat sahibi gençlerimizi kendi ülkesine küstüren “tanıdığın varsa” anlayışını ortadan kaldıracağız.
  • Gençlerimizi yurt dışında bir hayat kurmaya mecbur bırakan bu adaletsizliğe son verecek, kırılan bütün kalpleri onaracağız.
  • Herkes için nitelikli eğitimi yaygınlaştıracağız.
  • Devlet kurumlarında verilen eğitimin niteliğini çağın gerekliliklerine uygun, teknolojiyle uyumlu ve geleceğe dönük olarak arttıracağız.
  • Yoksul çocuklar ile maddi yeterliliğe sahip olanların eğitim farkını ortadan kaldırmanın mücadelesini vereceğiz.
  • Türkiye’nin tüm bölgelerini kapsayacak şekilde fırsat eşitliğini mutlaka sağlayacağız.
  • Hukukun üstünlüğünü sağlayacağız.
  • Üstünlerin hukukunun normalleştiği, insanların güvenini zedeleyen adalet ve yargı düzenini değiştireceğiz.
  • Suçluların; meşrebine, kimliğine, banka hesaplarına, siyasi bağlantılarına göre hareket eden yargının, yalnızca adalete uygun bir şekilde karar vermesini sağlayacağız.
  • Siyasetin adalet üzerindeki sivil vesayetine son vereceğiz.
  • Vergi politikalarında adaleti sağlayacağız.
  • Devletin vergi alacaklarını kişi ve kurumların kazancına uygun olarak yeniden düzenleyeceğiz.
  • Temel tüketim maddelerinden ve temel ihtiyaçlardan alınan vergileri en aza indireceğiz.
  • Vatandaşın ödediği vergilerin, lüks ve israfa değil; yine vatandaşa dönmesini sağlayacağız.
  • Büyük sermaye sahiplerinin milyon dolarlık vergi borçlarını silip, küçük esnafa vergi faizi uygulayan haksız düzeni değiştireceğiz.
  • Sokak ve caddeleri güvenli hale getireceğiz.
  • Kadına karşı şiddeti bitirecek hukuki düzenlemelerle caydırıcı cezaları çoğaltacak, sokakların insanlar ve çocuklar için güvenli ve yürünebilir yerler olmasını sağlayacağız.
  • Ucuz ve kaliteli gıdaya ulaşımı kolaylaştıracağız.
  • Türkiye’nin gıda üretimini artıracak tarım politikalarına ağırlık vereceğiz.
  • Nüfus büyüklüğünü ve ihtiyaçlarını dikkate alarak kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projelerle tarımsal üretim kapasitemizi arttıracağız.
  • Tarım alanlarımızın imar rantına kurban edilmesine müsaade etmeyeceğiz.
  • Ekilebilir arazilerimizin atıl kalmamasını sağlayacağız.
  • Herkesin ucuz, sağlıklı ve kaliteli gıdaya ulaşabilmesini sağlayacağız.
  • Demokratik katılımı yaygınlaştıracağız.
  • Yerel, bölgesel ve ulusal bazda alınacak önemli kararlarda doğrudan demokrasinin uygulanmasına önem vereceğiz.
  • Vatandaşlarımızın karar alma süreçlerinde yer almalarını sağlayarak, alınacak kararlarda vatandaşlarımızın memnuniyetini esas alacağız.

“Biz herkesi davet ediyoruz”

Kim olduğuna, kime yakın veya uzak durduğuna, hangi fikre ve dine mensup olduğuna, varlık veya yokluk konumuna, yaşlı-genç, erkek-kadın olup olmadığına bakmaksızın herkesi, İnsanca Yaşam hedefimize katkı yapmaya ve insanca yaşama noktasındaki gayretlerimize katılıma davet ediyoruz.

Biz inanıyoruz ve her vatandaşımıza şöyle sesleniyoruz. İnsanı yaşatan devlet, insanca yaşatan siyaset, adil paylaştıran adalet seninle olur… İnsanı yaşatan ve insanca yaşatan Türkiye için Saadet Vakti diyor.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 9 Maddelik Yol Haritasını Açıkladı

Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “CHP olarak bizler, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği, hedeflerimiz arasında görüyoruz. Biz, Türkiye’nin Avrupa’nın bu yeniden inşa sürecinde rol alması, katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz bu süreçte, Avrupa Birliği’nin yol haritasının kısaca şöyle olması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, ”Bu üyeliğin, aile bireylerini rahatsız etmeyecek başka bir boyutu daha var. Onu da şöyle tanımlıyor; ‘Üye ülkeler bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar. Fakat egemenliklerini dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya gelirler.’ Biz de bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi koruyarak uygar dünyanın bir parçası olmak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

”Bu toplantı, Avrupa’da birçok dengenin değiştiği bir dönemde gerçekleşiyor” diyen Kılıçdaroğlu, ”Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş, bu savaşın Avrupa Birliği üzerinde yarattığı mülteci sorunu; bir öncesine gidersek Suriyeli sığınmacılar ve bunlara karşı takınılan tavır… Türkiye’nin imzaladığı geri kabul anlaşması ile ortaya çıkan dramatik sonuç. Yani Türkiye’nin 6 milyar avroluk bir mali yardım karşılığında bir sığınmacı hapishanesine dönüştürülmesi… Tüm bunlar Avrupa güvenliğini olumsuz yönde etki ediyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, ”İnsanların yurtlarından ayrılmaları, hele bir savaş sonucu buna zorlanmaları her zaman kalıcı travmalara yol açar, bunu biliyoruz. Bu bakımdan öncelikle bu savaşın en kısa sürede bitmesini diliyoruz. 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken Avrupa’da böyle bir trajedinin yaşanması son derece üzücü. Bir başka pencereden baktığımızda Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, Avrupa güvenliğinin yeniden bir inşa sürecine doğru evirildiğini gösteriyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Maltepe Forum “Yeni Dönemde AB ve Türkiye” Toplantısının açılışı’nda konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:”

“Avrupa Birliği, kendi kuruluş felsefesini şöyle açıklar; ‘Avrupa Birliği, demokratik Avrupa ülkelerinden oluşan, vatandaşlarının hayatını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bir ailedir.’ Böyle tanımlar. Türkiye olarak biz de vatandaşlarımızın hayatını iyileştirmek ve daha iyi bir dünya yaratmak için çalışan bu ailenin yeni bir üyesi olmak istiyoruz.

Bu üyeliğin, aile bireylerini rahatsız etmeyecek başka bir boyutu daha var. Onu da şöyle tanımlıyor; ‘Üye ülkeler bağımsız, egemen milletler olarak kalırlar. Fakat egemenliklerini dünyada tek tek sahip olamayacakları gücü ve etkiyi kazanmak için bir araya gelirler.’ Biz de bağımsızlığımızı ve egemenliğimizi koruyarak uygar dünyanın bir parçası olmak istiyoruz.

Bu toplantı, Avrupa’da birçok dengenin değiştiği bir dönemde gerçekleşiyor. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş, bu savaşın Avrupa Birliği üzerinde yarattığı mülteci sorunu; bir öncesine gidersek Suriyeli sığınmacılar ve bunlara karşı takınılan tavır… Türkiye’nin imzaladığı geri kabul anlaşması ile ortaya çıkan dramatik sonuç. Yani Türkiye’nin 6 milyar avroluk bir mali yardım karşılığında bir sığınmacı hapishanesine dönüştürülmesi… Tüm bunlar Avrupa güvenliğini olumsuz yönde etki ediyor.

İnsanların yurtlarından ayrılmaları, hele bir savaş sonucu buna zorlanmaları her zaman kalıcı travmalara yol açar, bunu biliyoruz. Bu bakımdan öncelikle bu savaşın en kısa sürede bitmesini diliyoruz. 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken Avrupa’da böyle bir trajedinin yaşanması son derece üzücü. Bir başka pencereden baktığımızda Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, Avrupa güvenliğinin yeniden bir inşa sürecine doğru evirildiğini gösteriyor.

“Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflerimiz arasında görüyoruz”

Biz CHP olarak kurulduğumuz tarihten bu yana yüzümüzü çağdaş uygarlığa dönmüş bir partiyiz. Biz laik, demokratik, sosyal hukuk devletini koşulsuz savunan bir partiyiz. CHP olarak bizler, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği hedeflerimiz arasında görüyoruz. Biz, Türkiye’nin Avrupa’nın bu yeniden inşa sürecinde rol alması, katkı sağlaması gerektiğine inanıyoruz. İçinden geçtiğimiz bu süreçte, Avrupa Birliği’nin yol haritasının kısaca şöyle olması gerektiğine inanıyoruz:

BİR; vize serbestisi sürecinin hız kazanması gerekmektedir.

İKİ; Türkiye; Yeşil Mutabakatı, öncelikli hedef olarak belirlemelidir.

ÜÇ; 23. yargı ve temel haklar ve 24. adalet, özgürlük ve güvenlik… Bu fasıllara konulan blokaj kaldırılmalıdır. Bu konuda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi muhalefetine karşı Türkiye’nin yalnız bir ülke olarak bırakılmaması gerekmektedir. Kuşkusuz bunun için Türkiye’nin yani bizim bu fasılların gereklerini yerine getirmemiz gerekir. Bunun da bilincindeyiz.

DÖRT; terörle mücadele yasası, uluslararası hukuk normlarına göre yeniden şekillendirilmelidir.

BEŞ; kamuda şeffaflık öncelenmeli; bunun için de gerekli alt yapı oluşturulmalıdır.

ALTI; kişisel verilen korunması ve kişisel veriler ile ilgili kurulan kurulun tam yetkin ve bağımsız olması sağlanmalıdır.

YEDİ; gümrük birliğinin modernizasyonu için Türkiye ve Avrupa Birliği karşılıklı olarak kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmelidir.

SEKİZ; enerji güvenliği konusunda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yalnızlaştırılmasının önüne geçecek dış politika hamleleri yapılması gerekmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın güdümünde hareket etmemelidir. Haklı olarak sormamız gerekiyor, Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu’nda neden Türkiye yer almıyor? Türkiye, bu sorunun yanıtını almak zorundadır.

DOKUZ; mülteci ya da sığınmacı konularında Türkiye, sığınmacıları tutmak zorunda olan bir ülke konumuna sokulmamalıdır. Biz Türkiye ile Avrupa Birliği’nin sığınmacılar sorununa ortak sorumluluk ve külfet paylaşımı üstlenerek yaklaşmalarını beklerdik.

Buradan; Avrupa Birliği’ne, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu’na seslenmek istiyorum: Bizler kendi ülkemizde demokratik sistemin yeniden inşası için mücadelemizi veriyoruz. Önümüzdeki seçimlerden sonra demokrasisi gelişmiş, Avrupa Birliği normlarını uygulayan, insan haklarına saygılı, yurtta ve dünyada barışı savunan bir Türkiye göreceksiniz. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Bunu Millet İttifakı olarak hayata geçireceğiz.”

Paylaşın

HDP’de Bağımsız Adaylık Gündemde Yok

Kapatma ve siyasi yasak davası ile karşı karşıya kalan HDP’de olası sonuçlara karşı çalışmalar sürüyor. 6-7 Haziran’da bileşenleri ile Ankara’da “Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” adı altında konferans düzenleyecek parti, temmuz ayında da Olağan Kongresi’ni gerçekleştirerek kapatma davasının sonucunu bekleyecek.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; HDP hakkında açılan kapatma davasında, partinin faaliyetlerine son verilmesinin yanı sıra yüzlerce kadrosu için de siyasi yasak talep ediliyor. Bu davaya karşı savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne gönderen parti yönetimi, olası sonuçlara karşı atacağı adımlar konusunda da önemli bir aşama kaydetti. Edinilen bilgiye göre, kapanmaya karşı ilk olarak Demokratik Bölgeler Partisi’ni “yedek parti” yapmak isteyen partililer, daha sonra gerçekleştirilen görüşmelerde, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ni de seçenekler arasına aldı.

HDP yönetimi diğer yandan da siyasi yasak kararlarına karşı yeni isimlerin belirlenmesi çalışmalarını yürütüyor. Bölge illeri başta olmak üzere çok sayıda merkezde gerçekleştirilen çalışmalarda, yasak talep edilen 400’e yakın isme karşılık bine yakın kişinin yer aldığı alternatif liste oluşturuldu. Listede, HDP kapatma iddianamesinde adı geçmeyen DBP yöneticilerinin ağırlıkta olduğu ifade edildi.

Seçimlere yönelik düzenlemenin ardından barajın yüzde 7’ye düşürülmüş olması, erken seçim ihtimalinde bile partinin yüzde 10’luk barajı geride bırakacağına yönelik tespitler nedeniyle HDP’nin kapatılması durumunda bağımsız olarak seçimlere girilmesi olasılığının gündemde olmadığı bildirildi.

Kapatma davası, Kobane yargılaması ve siyasi baskılar gerekçesiyle daha önce Olağan Kongresi’ni erteleme kararı alan HDP yönetimi, kapatma davası sonuçlanmadan güçlü bir mesaj verebilme hedefiyle kongresini temmuz ayında toplama kararı aldı. Daha fazla beklemek istemeyen ve konferansların ardından kongre sürecini de noktalamak isteyen HDP, bu kapsamda 3 Temmuz Pazar günü Ankara’da kongresini toplayacak. Kongre hazırlıklarını yürütüecek mutabakat komisyonunun önümüzdeki günlerde Eş Genel Başkanlar Mithat Sancar ile Pervin Buldan’ın yeniden aday olup olmayacağını değerlendirmek üzere toplanması bekleniyor.

HDP ve HDK’ye operasyon düzenlendi

Bu arada, Tekirdağ merkezli 11 ilde gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda, 41 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Bu kişiler arasında HDP’nin Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Bingöl il eşbaşkanlarının da yer aldığı kaydedildi. İstanbul’da bulunan Halkların Demokratik Kongresi genel merkezi de operasyon kapsamında arandı. Gözaltına alınan isimler arasında, HDP Genel Merkez yöneticisi ve Parti Meclisi üyesi de yer aldı.

HDP Merkez Yürütme Kurulu da operasyonlara karşı bir açıklama yayımladı. İktidarın operasyonlarının hukuk dışı olduğu kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“HDP’yi önündeki en büyük tehlike ve engel olarak gören ve yıllardır bitmeyen bir kin ve öfkeyle partimizi tasfiye etmeye çalışan bu anlayış, şimdi de Türkiye toplumunun bütün renklerini barındıran ve bu ülkenin en demokratik, en çoğulcu, en renkli öz örgütlenmesi olan HDK’yi hedef almıştır. AKP bu ülkede demokratik ve çoğulcu olan, farklılıkları ve renkliliği barındıran her şeye düşmandır. İşçileri, emekçileri, göçmenleri, kadınları, köylüleri, gençleri, emeklileri, engellileri, dışlanan ve yok sayılan bütün halkları, tüm inanç gruplarını, yaşam alanları tahrip edilenleri bünyesinde barındıran HDK’ye yönelik bu saldırı iktidarın topluma dayattığı tekçiliğin ve karanlık zihniyetin bir tezahürüdür. HDK ve HDP bu ülkenin geleceğini çoğulcu yapısıyla, çok renkliliğiyle ve demokratik zihniyetiyle yeniden inşa etmeyi başaracaktır.”

Paylaşın

Ali Babacan: Hiperenflasyon Dönemine Koşuyoruz

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon rakamlarını değerlendirdi.

Haber Merkezi / Açıklamasında ”Bu ülke bunların hiçbirini hak etmiyor” diyen Babacan, şu ifadeleri kullandı;

“Rakamları Ayarlama Enstitüsünün açıkladığı enflasyon %73. Artık kronik yüksek enflasyon dönemini yaşıyor, hiperenflasyon dönemine koşuyoruz. Bu ülke bunların hiçbirini hak etmiyor. Biz, kontrolden çıkan bu enflasyonu yeniden tek haneye düşüreceğiz.”

Enflasyon yüzde 73,50

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, enflasyon mayısta yüzde 2,98 arttı, yıllık bazda ise yüzde 73,50 oldu.

Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre, Mayıs 2022’de enflasyon yüzde 5,46 olurken yıllık enflasyon yüzde 160,76’ya yükseldi. ENAG nisan ayı enflasyon rakamlarının yıllık yüzde 156,86 oranında olduğunu duyurdu.

İstanbul’da ise perakende fiyatlar Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 87,35 artış kaydedildi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre bu artış 1998’den bu yana görülen en yüksek artış oldu. Aylık bazda artış ise yüzde 5,84 olarak kaydedildi. İTO verilerine göre Mayıs’ta toptan fiyatlarda yıllık yüzde 79,12; aylık olarak ise 5,76 artış oldu.

 

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu’ndan TÜİK’e Tepki

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon rakamlarına tepki gösterdi.

Haber Merkezi / Açıklamasında, “TÜİK bizimle dalga geçmeye devam ediyor.” diyen Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı;

“Çarşıda, pazarda fiyatlar sürekli artıyor, TÜİK bizimle dalga geçmeye devam ediyor. TÜİK’e göre aylık enflasyon yüzde 2,98 artmış, yıllık enflasyon ise yüzde 73,5. Siz kendinizi kandırmaya devam edin; az kaldı, sandık gelecek, bu aziz millet size gereken cevabı verecek.”

Enflasyon yüzde 73,50

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, enflasyon mayısta yüzde 2,98 arttı, yıllık bazda ise yüzde 73,50 oldu.

Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre, Mayıs 2022’de enflasyon yüzde 5,46 olurken yıllık enflasyon yüzde 160,76’ya yükseldi. ENAG nisan ayı enflasyon rakamlarının yıllık yüzde 156,86 oranında olduğunu duyurdu.

İstanbul’da ise perakende fiyatlar Mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 87,35 artış kaydedildi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) verilerine göre bu artış 1998’den bu yana görülen en yüksek artış oldu. Aylık bazda artış ise yüzde 5,84 olarak kaydedildi. İTO verilerine göre Mayıs’ta toptan fiyatlarda yıllık yüzde 79,12; aylık olarak ise 5,76 artış oldu.

Paylaşın

Bloomberg: Erdoğan’ın Tek Rakibi Yüksek Enflasyon

Dünyanın önde gelen finans yayınlarından Bloomberg, Türkiye bir seçim yılına girerken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük rakibinin enflasyon olduğunu belirtti.

Bloomberg’den Selcan Hacaloğlu, kaleme aldığı analizde muhalefet partilerinin bir altılı masa oluşturulsa da Erdoğan’ın karşısında henüz kesin bir aday olmadığına dikkat çekti.

Analizde dünyada pandemi ve tedarik zinciri krizi fiyat artışlarına sebep olurken, Türkiye’deki yüksek enflasyona büyük oranda hükümetin politikalarının sebep olduğunu belirtildi: “Türkiye’nin enflasyon problemi büyük oranda Erdoğan’ın Merkez Bankası politikalarına yön vermesinin ve daha yüksek faiz oranlarına mesafesinin öngörülebilir sonucu”. Hacaloğlu, ekonominin kötüleşmesiyle Erdoğan ve AKP’nin anketlerde kan kaybetmeye devam ettiğine dikkat çekti.

Erdoğan’ın yüksek enflasyonun küresel bir sorun olduğunu ve halktan sabretmelerini istediğini hatırlatan Hacaloğlu, “Ancak ABD’nin ve diğer ülkelerin merkez bankalarının faiz yükseltmesi Lira’nın daha da güç kaybetmesine ve fiyatların daha çok artmasına sebep olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Hacaloğlu, “Erdoğan, büyük ekonomi deneyinden geri adım atacağına dair sinyaller vermiyor. Bu deney, yüksek faizin yüksek enflasyona sebep olacağı inancına dayanıyor; bu bir ekonomi ders kitabında okuyacağınız şeyin tam tersi. Muhalefet partileri iktidara gelirlerse TCMB’nin politika bağımsızlığını ve güvenilirliğini tekrar oluşturacaklarını belirtti. Ve cezaevine girmezlerse” yazdı ve cumhurbaşkanı adayı olabileceği konuşulan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hakim karşısına çıkacağına dikkat çekti.

(Kaynak: T24)

 

Paylaşın