1135 Müzisyenden Konser Yasaklarına Tepki

1135 müzisyen ortak bir bildiriye imza atarak müzik yasaklarına tepki gösterdi. BabaZula, Ceylan Ertem, Cahit Berkay, Zülfü Livaneli, Batu Mutlugil, Hayko Cepkin, İlkay Akkaya gibi isimlerin imzaladığı bildiride, besteci, söz yazarı, aranjör, müzik yapımcısı, müzik yazarı ve menajerler gibi sektörün her alanından kişiler bulunuyor.

Müzik üzerindeki baskıları, yasaklamaları kabul etmediklerini dile getiren müzis insanları, “Umarız, biz yeni imzalarla müzik dayanışmamızı güçlendirirken, yetkililer de yeni yasaklamalar ve baskılarla karşımıza çıkmaz” dedi.

“Müzik susturulamaz, müzisyenler susmaz” başlığıyla yapılan açıklama şöyle:

Mutluluğu ya da mutsuzluğu yasaklayabilir misiniz? Neşelenmeyi ya da hüzünlenmeyi? Acıyı? Sevinci? Yası, hasreti, öfkeyi, umudu, coşkuyu yasalarla, yasaklarla ya da valilik kararlarıyla yok edebilir, ortadan kaldırabilir misiniz?

İşte bu yüzden müziği de sanatı da yasaklayamazsınız. Olsa olsa bir konseri, bir sanat yapıtını ya da etkinliğini yasaklarsınız ve böylece sanata, müziğe, şarkılara, türkülere, stranlara engel olduğunuzu zannedersiniz.

Yanılırsınız. Tarih bu yanılgılarla dolu. Yanılanlar yok olup gitti; yasakladıklarını zannettikleri türküler bin yıldır dillerde. Müziğe saldırı tümden insanlığın ruhuna saldırıdır.

İki yıldır pandemi tedbirleri gerekçe gösterilerek müzisyenlere yönelik yasaklar ve kısıtlamalar, sektörde faaliyet gösteren birçok müzisyeni derin bir yoksulluğa mahkûm etti.

Sanatından başka geçim kaynağı olmayanlar

Sanatından başka geçim kaynağı olmayan, enstrümanlarını satmak zorunda kalan, müzikle sanatla hiç ilgisi olmayan işlerle hayatta kalmaya çalışan binlerce müzisyenin sorunları, çığlıkları yazık ki bu yasakları koyanların vicdanına ulaşamadı.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi şimdi de peş peşe gelen konser yasaklarıyla İktidarın sanat ve sanatçılar üzerindeki baskıları son bir ayda yeni bir boyuta geçti.

“Bu yasaklara gerekçe olarak “kamu güvenliği”, “toplumun ahlâkî değerleri” gibi ucu açık ifadeler kullanılıyor.

“Uydurma gerekçeler”

Bu kararların ardında talimatı, altında imzası olanlara seslenmek istiyoruz: Bu uydurma gerekçelerin neyi perdelemek için kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Bir konser yasaklandığında, sadece müzisyenler değil, o müziğin tüm dinleyenler de cezalandırılıyor.

Bu kadarla da kalmıyor, menajerleri, organizatörleri, ses ve ışık teknisyenlerini, doğrudan ya da dolaylı olarak sektörden beslenen herkesi, aileleriyle birlikte cezalandırmış, sofralarındaki ekmeği almış oluyorsunuz.

Kendi yaşam anlayışınızı bütün topluma dayatmaya çalışıyorsunuz. İstiyorsunuz ki, koca bir toplum sizin istediğiniz gibi, siz istediğiniz sürece ve sizin izin verdiğiniz kadar yaşasın. Bunun için sanata, sanatçıya, emeğe, şarkılara saldırarak insan ruhuna topyekûn pranga vurmak istiyorsunuz.

“Şarkılar bizi birleştiriyor”

Büyük yanılgı içindesiniz. Bu ülkenin tek sahibi değilsiniz. Bu ülkenin sahibi hepimiziz ve bu “hepimiz”in içinde sizin kadar biz de varız.

Bizler, yaratmak istediğiniz gri dünyayı her zaman şarkılarımızla, türkülerimizle danslarımızla gökkuşağının tüm renklerine boyamaya devam edeceğiz. Dilediğimiz kıyafetle sahneye çıkıp; şarkılarımızı istediğimiz dilde, dilediğimiz gibi söyleyeceğiz.

Sanatçıların koruma altında olduğunu söyleyen yasalar günü gelecek gerçekten uygulanacak. Sanat hepimiz için. Müzik hepimiz için. Gözünüze, kalbinize, vicdanınıza indirilmiş perdeyi kaldırın. Şarkıların, dünü bugüne, bugünü yarına bağladığını; bizleri ayrıştırmadığını, aksine birleştirdiğini göreceksiniz.”

İmzacılar

Abdullah Ayav, Abdurrahim Budan, Adalet Öztürk, Adem Çiray, Adır Jan, Adil Görer, Adile Yadırgı, Adnan Girgin, Agit Işık, Agora Minör, Ahmet Eymen, Ahmet Güvenç, Ahmet Özdemir, Ahmet Telli, Ahmet Tirgil, Ahsen Ceylan, Ahu Zeynep Orman, AKAPUM, Akın Eldes, Alança Oskay, Alev Polat, Ali Akcan, Ali Altay, Ali Baran, Ali Basık, Ali Bilir (GRUP MUNZUR), Ali Büyüktürk, Ali Çağan, Ali Ekber Eren, Ali Ekber Kayış, Ali Ellek, Ali Fuat Aydın, Ali Geçimli, Ali Güneş, Ali Haydar Can, Ali Haydar Timisi, Ali İhsan Doğan, Ali Karacaer, Ali Karakuş, Ali Nafile, Ali Papur, Ali Rıza Aksoy, Ali Sinan Çulhaoğlu, Ali Tekbaş, Ali Yeşildağ, Alican Çakır, Alican Toprak, Alpay Sürgüt, Alpay Şalt, Alper Bakıner (LuXuS), Alper Fidaner, Alper Yılmaz, Apostolos Sideris, Ararat, Arıkan Sırakaya, Ari Barokas (Duman), Ari Hergel, Arif Erendemir, Arif Öz, Arif Sağ, Armağan Uludağ, ARMANC, Arzu Bursa, Aslan Kığılı, Aslı Akıncı, Aslı Demirer, ASTARE, Asuman Durşen, Asuman Koç, Aşır Özek, Aşina Yenyıl, Ataol Behramoğlu, Atilla Taş, Avni Sağlam, Ayaz Çavuşoğlu, Aybüke Albere, Aydın Çıracıoğlu, Aydın Güler, Aydın Karabulut, Aydın Vural, Aydın Yağan, Ayfer Düzdaş, Aygül Erce, Ayhan Ak, Ayhan Danyeli, Ayhan Doğan, Ayhan Orhuntaş, Aykut Gürel, Ayla Yılmaz, Aylin AslımAynur Doğan, Aynur Erel, Aynur Soydan Erdemir, Aysun Ercan, Aysun Sökmen, Aysun Timurcan ve Grup Dost Yürek, Ayşe Saran, Ayşe Tütüncü, Ayşenur Kolivar, Aytaç Gökdağ (Müzik Köyü Fethiye), Ayten Ceylan, Azad Aytaş, Azad Yılmaz, Bade Nosa, Baha Boduroğlu, Bahar Çalışkan, Banu Kırbağ, Baran Aytaç, Baran Bozyel, Baran Çelebi, Baran Deniz, Baran Ertaş, Baran Temiz, Barış Atay, Barış Güvenenler, Barış Yerli (GRADO), Barış Yıldırım, Başak İdil Özen, Batu Kurnaz, Batu Mutlugil (DUMAN), Bektaş Eroğlu, Belkıs Akkale, Berfin Aktay, Bergüzar Erdoğan, Berivan Canpolat, Berrin Sulari, Besime Arı, Beyhan Aksoy, BÎDAR, Bilal Karaman, Bilge Günaydın, Bilge Susar, Bilgen Bengü, Binali İlgün, Birdal Aktaş, Birol Ağırbaş, Birol Topaloğlu, Bora Erdoğan, Bora Gencer, Bora Öztoprak, BRADER, Buğra Ömer Ortakçı, Buket Şimşek (GRUP MUNZUR), Burcu Akgün, Burcu Sarak, Burcu Sevsay, Burcu Tatlıses, Burcu Yankın, Burcu Yeşilbaş Taşdemir, Burhan Deniz, Burhan Hasdemir (CÜMBÜŞ CEMAAT), Burhan Şeşen (GÜNDOĞARKEN), Burhan Yıldız, Bülent Genç, Bülent Ortaçgil, Bülent Urgan, Cafer Arat, Cahit Berkay, Cahit Ece, Can Ali Türkmen, Can Göktürk, Can Kaya, Can Kazaz, Can Tan, Can Tanrıseven, Canan Anderson, Canan Özden Duran, Canan Sağar, Canay Doğan, Caner Babaoğlu, Caner Gülsüm, Cansın Angı, Cansu Nihal Akarsu, Cejna Saruhan, Cem Akgün, Cem Doğan, Cem Erdost İleri, Cem Gürel, Cem Köklükaya (CÜMBÜŞ CEMAAT), Cem Türkmenoğlu, Cem Yıldız, Cem Yılmaz (Yapımcı), Cemal Tunka, Cemil Güngören (GRUP MUNZUR), Cemil Koçgiri, Cemil Öndün, Cemil Sağyaşar, Cengâver Gülüm, Cengiz Acat, Cengiz Baltepe, Cengiz Baran, Cengiz Özkan, Cenk Arslanbuğa, Cenk Bonfil, Cenk Erdoğan, Cenk Eren, Cenk Güngör, Cenk Güray, Cenk Kaptan, Cenk Soyak, Cenk Şener, Ceren Aksan Mumcu, Ceren Gündoğdu, Ceren Temel, Cevahir Canpolat, Cevat Ertem, Cevdet Bağca, Ceyda Köybaşıoğlu, Ceyda Pirali, Ceylan Ertem, Cihad Yıldız, Cihan Barış Erdoğan (Grup Munzur), Cihan Bildirici, Cihan Çeken, Cihan Çelik, Cihan Dökmez, Cihan Terlan, Cihan Yaman, Ciwan Haco, Coşkun Demir, Coşkun Koyuncu, Cumhur Ersöz, Çağatay Çoker, Çağdaş Boztepe (KOMİK GÜNLER), Çağdaş Engin (KOMİK GÜNLER), Çağıl Kaya, Çağrı Çetinsel, Çağrı Çeviker, Çiğdem Yıldız, Dadal Zülfikar, Dalape Nena, Dede Murat Öztürk, Delil Dilanar, Demet Sağıroğlu, Deniz Arcak, Deniz Arslanbaş, Deniz Bayrak, Deniz Güngören, Deniz Kâhya, Deniz Koloğlu, Deniz Perhan, Deniz Taşar, Deniz Tekin, Dertli Divanî, Derviş Toprak, Derya Köroğlu (YENİ TÜRKÜ), Derya Petek, Devrim Bozkurt, Devrim Canen, Devrim Çelik, Devrim Demir (Besteci), Devrim Kavalli, Devrim Özlük, Devrim Zal, Dick Darlington, Didem Çetinkaya, Dil Tengî, Dila Bahar, Dilan Top, Dilara Sakpınar (Lara Di Lara), Diler Özer, Dilhan Şeşen, Diljen Ronî, Dilşad Göktepe, Diren İnaç, Doğan Canku, Doğan Çakmak, Doğan Çelik, Doğan Yılmaz, Doğu Kılıç, Doğucan Yaşar, Doğuş Budak, Dr. Ahmet Kaya, Duygu Demir, Ebru Çiçek, Ebru Selvikavak, Ebru Söylemez, Ece Şermet, Eda Baba, Edip Akbayram, Ediz Hafızoğlu, Efe Demiral, Ege, Ege Cengiz, Egemen Yontar, Ekim Yoloğlu, Ekin Bilgin, Ekin Vural, Eksik Gitar, Elif Çıraklar, Elif Dikeç, Elis Dubaz, Elvan San, Emin İgüs, Emine Öztepe, Emir Can İğrek, Emrah Doğrul, Emrah Karaca, Emrah Özdamar, Emrah Şenol, Emrah Yavuz, Emre Güney, Emre Kaya, Emre Merey, Emre Sercan İke, Emre Umurbilir, Ender Ersan, Ender Sayıner, Enes Esgin, Engin Aydın, Engin Cengiz, Engin Evin, Engin Gencer, Enver Muhamedi, Ercan Aydın, Ercan Düz, Ercan Gökhan Çağıran, Ercan Kan, Ercan Özaksoy, Ercan Tanrıverdi, Ercüment Gürçay, Erdal Altun, Erdal Bayrakoğlu, Erdal Beyazgül, Erdal Erzincan, Erdal Güney, Erdal Özege, Erdal Yapıcı, Erdal Yılmaz, Erdem Akın, Erdem Özkan, Erdem Sökmen, Erdem Sudabay, Erdoğan Çördük, Erdoğan Emir, Erdoğan Şimşek, Eren Aykanat, Eren Çetin, Eren Noyan, Eren Okur, Ergün Zengin, Ergüven Başaran, Erhan Erdener, Erhan Toprak, Erkan Akalın, Erkan Aksoy, Erkan Güneş, Erkan Gürer, Erkan Kenç, Erkan Oğur, Erkan Yavuzer, Erkin Hadimoğlu (YENİ TÜRKÜ), Erol Berxwedan, Erol Mutlu, Erol Özgür, Ersan Güzel, Ersin Ergün Keleş, Ertan Budak, Ertan Keser, Ertan Sezer, Ertan Tekin, Esma Ertel (BABA ZULA), Esra Kayıkçı, Esra Öztürk, Esra Turan, Evren Taş, Evrim Hikmet Öğüt, Eylem Aktaş, Eylem Erdoğan, Eylem Güler, Eylül Ergül, Eyüp Budak, Eyüp Yıldız, Ezgi Aktan, Ezgi Alaş, Ezgi Dilan Balcı, Ezgi Yelen, EZGİNİN GÜNLÜĞÜ, F. Ö.K., Faik Ateş, Faruk Değirmenci, Faruk Demir, Fatih Ahıskalı, Fatih Gezer, Fatih Özakoğlu, Fatih Veli Ölmez, Fedai Tayyar, Fehmiye Çelik, Ferhan Şentürk, Ferhat Can Özkan, Feridun Düzağaç, Ferit Şeker, Feryal Öney, Fethi Demirtaş, Fethi Yıldırım, Fırat Alkış (MİRAZ), Fırat Başkale, Fırat Can Kalyon, Fikri Kutlay, Fikriye Kılınç, Filiz Göze, Filiz Öztimur, FLÖRT, Fotini Kokkala, Fuat Alkış, Fuat Daşlı, Fuat Saka, Fuat Talay, Funda Sevilay Ünal, Funda Sezer, Gamze Akkuş İlgezdi, Gamze Ayata, Gamze Mimaroğlu, Geniş Merdiven Orkestrası, Gökçe Coşkun, Gökçe Gürçay (MOZAİK), Gökçen Kaynatan, Gökhan Ataman, Gökhan Birben, Gökhan Ekinci, Gökhan Kızgın, Gökhan Korkmaz, Gökhan Özoğuz (ATHENA), Gökhan Şeşen (GÜNDOĞARKEN), Gökhan Toker, Gökhan Tümkaya, Göksel Elbüken, Göksün Doğan, GÖLGEDEKİLER, Görkem Karabudak, Gözde Öney, Gözel Radyo, Grup ABDAL, Grup İDİGNA, Grup MUNZUR, Grup YELDEĞİRMENİ, GRUP YORUM, Grup ZEMHERİ, Gule Mayera, Gurbet Üzgün Demiral, Gül Gür, Gülay Sezer, Gülbahar Kavcu, Gülbahar Uluer, Gülcan Kızılkurt, Gülcihan Koç, Güler Gültekin, Gülfer Kerenci, Gülin Kılıçay, Gülseren Kılıç, Gülseven Medar, Gültekin Tetik, Gülten Benli, Gülten Kaya, Gündüz Ercandoğdu, Güneş Demir, Güneş Özgeç, Güney Dikme, Gür Akad, Güray Yıldırım, Gürkan Baltacılar, Gürkan Özkan, Gürkan Özmen, Gürsel Dayan, Gürsoy Tanç, Güven Çetin, Güvenç Dağüstün, Güzel Sevinç, Hakan Arınç, Hakan Gürbüz (CÜMBÜŞ CEMAAT), Hakan Kamalı, Hakan Kılıçoğlu, Hakan Kiltepe, Hakan Öz, Hakan Özoğuz (ATHENA), Hakan Şahin, Hakan Şensoy, Haldun Karabudak, Halil Yıldız, Halkların Köprüsü Korosu, Haluk Akay, Haluk Çakır, Haluk Çetin, Haluk Polat, Hami Barutçu, Handan Aksoy, Hande Yener, Harun Elkî, Hasan Yıldırım, Hasan Ali Sezer, Hasan Aran, Hasan Balank, Hasan Sağlam, Hasan Tercan, Haydar Çınar, Haydar Doğan, Haydar Selçuk, Hayrani Kami, Heja Netırk, Helin Erenler, Hemo, Hidir Savluk, Hikmet Akçiçek (VOVA), Hilal Nesin, Hilmi Nar, Hilmi Yarayıcı, Hivda Gökel, Hivron, Hurşit Yenigün, Hüseyin Alpaslan, Hüseyin Aydın, Hüseyin Kurtulmaz, Hüseyin Turan, Hüseyin Yeğin, Hüseyin Yıldız, Hüsnü Arkan, Işık Berfin Özsoy, İberya Özkan, İbrahim Karaca, İbrahim Rojhilat, İdil Meşe, İhsan Güvercin, İkbal Kaynar, İklim Tamkan, İkrami Özturan, İlayda Erol, İldeniz Çetin, İlhan Şeşenİlkay Akkaya, İlkay Nerat, İlke Kızmaz, İlkin Deniz, İlknur Yakupoğlu, İlyas Arzu, İlyas Şimşek Kulcan, İnan Aran, İnan Söker, İnan Tat, İnanç Alankuş, İnci Engin, İpek Dinç, İrem Bekter, İrfan Alış, İrfan Yalcintepe, İrşad Aydın, İsmail Atalan Bengi, İsmail Gezginci, İsmail İlknur, İsmail Özen, İsmail Ural, İsmail Yurtaşan, İzel Susam, Jehan Barbur, Jehat Hekimoğlu, Jiyan Savcı, Jülide Canca Eke, Kaan Akay, Kaan Bıyıkoğlu, Kaan Oğuz, Kaan Tangöze (DUMAN), Kaan Yanartaş, Kadir Cava, Kadir Çat, Kadir Demir, Kadir Demirel, Kadir Şeker, Kadir Tapucu, Kadri Karagöz, Kadri Songün, Kafaya Islak Çifte, Kağan Yıldız, Kalben, Kardelen Pınar Ömer, Karma Whiff, Kartal Kaan, Kasım Taşdoğan, Kemal Baltepe, Kemal Begtaş, Kemal Kahraman, Kemal Kuzey, Kemal Küçükbakkal, Kemal Onur Tuzlacı, Kemal Sahir Gürel, Kenan Dalgıç, Kenan Gence, Kenan Yaşar, Kerem Can Aslan, Kerem Demirtaş, Kerem Görsev, Kerem Hasret Yeşilyurt, Kerem Kekeç, Kerem Sevinç, Kerem Türkaydın, Kerem Ulaş Dönmez, Kıvanç Altuğ, Kıymet Şimşek, KOMA SÎYABEND, Koray El, Koray Hatipoğlu, Koray Özer, Korhan Özyıldız, Kurtça Geçer, Kurtuluş Doğru, Kutlu Özmakinacı, Kutsal Evcimen, Lale Koçgün, Levent Akman (BABA ZULA), Levent Bursalı, Levent Canen, Levent Güneş, Leyla Artay, Leyla Diana Gücük, Lobna Allami, Lokman Kurucu, M. Sait Altun, Mahfuz Kızıl, Mahmut Çınar, Mahsum Kömürcu, MAVİ, Maviş Güneşer, Mazlum Çimen, Mazlum Gültekin, Mehmet Akba, Mehmet Akkaya, Mehmet Ali Edis, Mehmet Bekalp, Mehmet Ekici, Mehmet Gümüş, Mehmet Güzel, Mehmet Hayri Bilgen, Mehmet Kara, Mehmet Kazım S¸avklıyıldız, Mehmet Mehmet Karadağ, Mehmet Özen, Mehmet Özer, Mehmet Sağlam, Mehmet Sahip Ak, Mehmet Şen, Mehmet Taygun, Mehmet Teoman, Mehmet Yöntem, Mehpare Malgil, Mehtap Meral, Melek MossoMelike Demirağ, Melike Şahin, Melis Güven, Melis Karaduman, Melis Sökmen, Melisa Karakurt, Menduh Kurtboğan, Meral Coşkun, Mercan Erzincan, Merih Aşkın, Mert Ağırlar, Mert Baydeniz, Mert Sever, Mertcan Bilgin, Mertcan Tekin, Mertol Şalt, Merve Çalkan, Mêrxas Viyan (KOMA PEL), Mete Çelik, Metin Kahraman, Metin Karataş, Metin Şaşmaz, Metin Yılmaz, Mikail Aslan, Mikail Değirmenci, Mikail Yakut, Mine Yıldırım, MOR VE ÖTESİ, Muammer Ketencoğlu, Muhammed Mert Yorulmaz, Muharrem Temiz, Murat Aksak, Murat Arkan, Murat Aşer, Murat Beşer, Murat Çakır, Murat Çopur, Murat Ertel (BABA ZULA), Murat Güngör, Murat Karaçay, Murat Kaya, Murat Keser, Murat Kınay, Murat Küçükarslan, Murat Mengirkaon, Murat MeriçMurat Serhaşi Toktaş (SİYA SİYABEND), Murat Vural, Murat Yapıştıran, Murat Yenyıl, Musa Baki, Musa Can Birben, Musa Eroğlu, Mustafa Güler, Mustafa Kemal Emirel, Mustafa Kemal Özkul, Mustafa Özarslan, Mustafa Süha Esgin, Mustafa Yiğit, Muzaffer Batuhan Koç, Muzaffer Gezer, Muzaffer Şahin, Mübin Dünen, Müfide İnselel, Müge Çakarlı, Müge Terlan, Mürşide Şimşek, Müslüm Eke, Müslüm Kızıl, Nadir Göktürk, Nadir Kaya, Nağme Yarkın, Naim Dilmener, Nazlı Toprak, Nedim Ruacan, Nejat Yavaşoğulları, Neslihan Solmaz, Neva Pangea, Nevzat Çelik, Nevzat Karakış, Nihad Jemsher, Nihat Balka (Nuhat Koroya Hevdeng), Nihat Behram, Nihat Işıklar, Nikki Wild (DJ), Nil İpek Hülagü, Nilgün Öneş, Nilüfer Sarıtaş, Nilüfer Sezer, Nilüfer Verdi, Niyazi Albay (KEŞMEKEŞ), Niyazi Koyuncu, Noksan, Nuray Erdem Tanrıverdi, Nurdan İpek, Nurettin Güleç, Nurettin İlhan, Nurgül Çomak, Nurgül Ersoy, Nursaç Doğanışık, Nurşay Aykut, Oguz Aksaç, Ogün Sanlısoy, Oğulcan Sönmez, Okan Arduç, Okan Erbaş (GRUP MUNZUR), Okan Karababa, Okan Kaya, Oktay Bilge, Oktay Kahraman, Olcay Bayır, Olcayto Art, Onok Bozkurt, Onur Akın, Onur Aydemir, Onur Can Çelik, Onur Dakak, Onur Olgun, Onur Tatı, Onur Toparlak, Onur Yamaç, Orçun Sünear, Orhan Akın, Orhan Bayram (Nar-ı Güman), Orhan Deniz, Orhan Mecit, Orhun Akar, Osman Enfiyecizade, Ozan Çoban, Ozan Erkan, Ozan Horoz, Ozan Murat, Ozan Poyraz, Ozan Serdar, Ozan Yağan, Ömer Albayrak, Ömer Baki Özümerzifon, Ömer Erciyes, Ömer Özgeç, Ömer Taşkın, Ömer Yardımcı, Ömür Ersoy, Ömür Göksel, Önder Almargun, Önder Bali, Önder Focan, Önder Özdemir, Övünç Aslan, Öykü Aras, Özcan Şenver, Özge Ç. Denizci, Özge Ertal, Özge Eyüboğlu, Özge Fışkın, Özge Pınar, Özge Sarıkurt, Özge Ürer, Özgür Akdemir, Özgür Atasoy, Özgür Kement, Özgür Kıyat, Özgür Kutay, Özgür Özdemir, Özgür Salur, Özgür Uludağ, Özgür Umut Üçer, Özgür Yalçın, Özgür Yılmaz, Özlem Ağrı, Özlem Can Uğursal, Özlem Gerçek, Özlem İlgen, Özlem Oktar, Öznur Turan Şeker, Papatya Ekiz, PEK (İpek Ural), Perit Jan Aydemir, Pervin Doğan, Pınar Aydınlar, Pirsu Kesici, Praksis, Raber Diler, Ramazan Açıkgöz, Ramazan Akdemir, Ramazan Tilbaç, Raşit Pekmezci, Recai Kaptan, Red Abazinians, REDD, Rehim Gülmez, Renan Bilek, Reşat Öden, Rewşan, Rezzan Bilgin, Rıza Koyupınar, Rojin, Ruhi Su Dostlar Korosu, Ruşen Acet, Rüçhan Çamay, Rümeysa Çamlıbel, Saadet Özdemir, Sabahattin Sel, Sabır Erdinç, Sait Bakşi, Saki Çimen, Sakina Teyna, Salih Dinçel, Salih Dindoruk, Salim Hergün, Salim Zaimoğlu, Salman Sobe, Samet Karadeniz, Sami Büyükçınar, Saniye Yılmaz, Sara Ertaş, Sare Sera, Sarper Semiz, Saruhan Erim (MOZAİK), SATTAS, Savaş Ateşoğlu, Savaş Ateşoğlu (GRADO), Savaş Yakupoğlu, Saygın Yeltan, Sebahat Dilaver, Sebla Pekcan, Seçil Soylu, Seda Erciyes, Sedat Şabettin Tarhan, Selahattin Kürüm, Selçuk Balcı, Selçuk Beltan, Selda Öztürk, Selen Gülün, Selen Kesova, Selim Hergün, Selin Baycan, Selin Sümbültepe, Selman Karabul, Sema Moritz, Semiha Beyaztaş, Senar Ok, Senem Demircioğlu, Senem Diyici, Sera Cengiz, Serap Yağız, Serap Yenici, Serdal Dağ, Serdar Avcıoğlu, Serdar Baba, Serdar Doğan, Serdar Keskin, Serhad Raşa, Serhan Bülbül, Serhan Kelleözü, Serhan Lokman, Serhat Ayebe, Serhat Ersöz, Serhat Subaşı, Serkan Erken, Serkan Fidan, Serkan Göl, Serkan Sığın, Serkan Tosun (The Smoking Kills Company), Serkan Uzunoğlu, Sertaç Şanlı, Servet Güven, Servet Kocakaya, Sevil Becer, Sevil Esen, Sevim Eren, Sevin Okyay, Sevinç Çelikten, Seyda Perinçek, Seyidxan, Seyit Ahmet Durak, Seyithan Kızıl, Sezai Sarıoğlu, Sıla Gerbağa, Sibel Altan, Sibel Demir, Sibel Köse, Silver Kesici, Simge Pınar, Sinan Erkoç, Sinan Gökçe, Sinan Güngör, Sinan Sakızlı, Siyabend Arslan, Sokak Orkestrası, Sokak Sanatçıları Derneği, Solmaz Nerat, Soner Olgun, Soner Soyer, Songül Bulur, Songül Özdemir, Stêra Müzik Topluluğu, Su İdil, Suat Ekin, Suat Kaya, Suat Koçak, Suat Polat, Suavi, Suleyman Çarnewa, Suna Alan, Süreyya Akay, Süvari Öztürk, Şafak Bozacıoğlu, Şafak Yeşilli, Şahin Çokbilir, Şahin Yişin, Şahsenem, Şebnem Aslan, Şebnem Budak (N R-I GÜRMAN), Şebnem Sönmez, Şenay Lambaoğlu, Şener Cicili, Şener Yıldız, Şervan Zilan, Şerwan Hameran, Şêrzad, Şevket Akıncı, Şeyhmus Sevenoğlu, Şivan Perwer, Şiyar Ayaz, Şoreş, Şükrü Erbaş, Tacettin Ocak, Tacım Demirkaya, Tahir Ayne, Tahir Demir, Taner Akyol, Taner Öngür, Taner Özdemir, Taner Tanrıverdi, Taner Yücel, Tanju Arıkan, Tarık Aslan, Tarık Karakoç, Tarık Kavut, Tarık Sezer, Taylan Koçkaya, Taylan Özgür Ölmez, Tekin Turan, Tersname, Tevfik Fikret Tufan, Timuçin Gürer (MOZAİK & KEKEÇA), Tolga Akdoğan (ADAMLAR), Tolga Aksoy (KOMİK GÜNLER), Tolga Atkın (KORİDOR), Tolga Kaya, Tolga Sağ, Tolgahan Çoğulu, Toprak Güzelcan, Tufan Bayram, Tuğçe Şenoğul, Tuğrul Keskin, Tuhan Ünal Çakır, Tuna Kiremitçi, Tuncay Seza Ak, Tuncer Duman, Tuncer Gümüş (GRUP MUNZUR), Tunçel Gülsoy, Turabi Yıldırım, Tural Aslan, Turan Çeliker, Turan Parlak, Turgay Güzelcan, Turgay Polat, Turgut Alp Bekoğlu, Turgut Kaçan, Turgut Özlemez, Turhan Oğuzhan Atay, Tülay Şahin, Tünay Bozyiğit, Udi Yervant, Ufuk Benli, Ufuk Beydemir, Ufuk Coşkun, Ufuk Lüker, Uğur Akdora, Uğur Besim Bolat, Uğurcan Kesici, Ulaş Akyol, Ulaş Keskin, Umay Umay, Umut Özensoy, Umut Altınçağ, Umut Berberoğlu, Umut Bulut, Umut Gündüz, Umut Kahraman, Umut Kılıç, Umut Yenilmez, Ülker Sarı, Ülkü Aybala Sunat, Ülkü Eyupoğulları, Ümit Dindoruk, Ümit Öylü, Ümit Şevki Somyürek, Ümit Taşıyan, Ümran Serhan, Üner Demir, Vahap Arayıcı, Vahap Ayhan, Vartkes Keşiş, Vecdi Yücalan (OBJEKTİF), Vedat Aldemir, Vedat Güler, Vedat Gündoğdu, Vedat İçen, Vedat Sakman, Vedat Vural, Vedat Yıldırım, Vehbi Karabacak, Velit Aydın (ZANAX), Veys Çolak, Veysel Ciwan, Veysi Tekin, Volkan Şahin, Volkan Yagan, Yağız Polat, Yalçın Dönmez, Yankı Tan, Yaprak Melike Uyar, Yaren Eren Budak, Yasak Helva, Yasemin Göksu, Yasemin Özler, Yasemin Uludoğan, Yasin Balmuk, Yasin Bulun, Yasin Dindar, Yasin Yiğit, Yaşar Aydın, Yaşar Günaçgün, Yaşar Kabaosmanoğlu, Yaşar Kadir Baş, Yaşar Kurt, Yavuz Top, Yavuz Yaprak, Yekbun Sincar, Yelda Altunal, Yelda Emek, Yelda Karataş, Yeliz, Yeliz Güzel, Yeliz İlter, Yeşim Kantekin, Yeşim Salkım, Yetkiner Ünal, Yıldırım Yalçınkaya, Yılmaz Çelik, Yılmaz Karaarslan, Yılmaz Koç, Yılmaz Odabaşı, Yılmaz Sütçü, Yiğit Avcı, Yiğit Karakaya, Yiğit Özatalay, Yiğit Şen, Yol’a Düş, Yoldaşça Türküler, Yurdal Çağlar, Yusuf Asan, Yusuf Deniz, Yusuf Gül, Yusuf Karapınar, Yusuf Kenan Bilici, Yüksel Arslan, Yüksel Aydoğan, Yüksel Somyürek, Zafer Aslan, Zafer Başaran, Zafer Baykal, Zafer Güler, Zafer Olcay, Zafer Özkan, Zafer Taşdan, Zehra Er, Zekiye Öner, Zelal Gökçe, Zeynel Lüle, Zeynep Casalini, Zeynep Karababa, Zeynep Kılıç, Zhandos Yestay (EZGİNİN GÜNLÜĞÜ), Zuhal Focan, Zuhal Olcay, Zülfü Beyhan, Zülfü Livaneli…

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AK Partili Vekilin Odası Kalaşnikofla Tarandı

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Akay’ın Akçakale ilçesine bağlı kırsal Büyücek Mahallesinde bulunan köy odası dün gece yarısından sonra kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce tarandı.

UrfaPusula’da yer alan habere göre, s​​​aat 02.00 sularında yaşanan olayda Akay’ın köy odasına 14 mermi isabet ettiği öğrenildi. Kalaşnikoflu saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.

Saldırının ardından olay yerine jandarma ekipleri geldi. Çevre güvenliği alan ekipler, olay yerinde inceleme yaptı. Boş kovanları ve diğer delilleri toplayan ekiplerin saldırganların yakalanması için çalışması sürüyor.

Öte yandan yine dün gece Ahmet Akay’ın bürokrat kardeşi Ali Akay’ın da evi tarandı.

TBMM araç kartının satıldığı ortaya çıkmıştı

Ahmet Akay’ın oğlu Hasan Akay’ın, babasının dokunulmazlık kazandıran TBMM araç kartını 48 bin dolar borç karşılığında bir başkasına verdiği ortaya çıktı.

Ayrıca Akay’ın oğlu Hasan Akay’ın kamu görevlisine rüşvet vermek suçundan yargılandığı ortaya çıkmıştı.

Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, Ahmet Yılmaz ve İsmail Akdemir isimli şahısların “Tütün ve tütün mamulleri kaçakçılığı suçunu” işlediğini belirterek bir soruşturma başlatılmıştı. Yürütülen soruşturma, AKP Urfa Milletvekili Ahmet Akay’ın oğlu Hasan Akay’a kadar uzanmıştı.

Paylaşın

AP’den Ankara’ya ‘Rusya Konusunda Net Ol’ Çağrısı

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 2022 Türkiye raporu Strasbourg’da düzenlenen genel kurul oturumunda tartışıldı. AP Türkiye raportörü Nacho Sanchez-Amor, oturumda yaptığı konuşmada, Türkiye’de demokratik standartlardaki gerilemenin “kasıtlı” olduğunu savundu ve “insanlar demokratik umutlarının uçsuz bucaksız otoriter bir sarmalda yok olup gittiğini görüyor” şeklinde konuştu.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre, Sosyal Demokrat Grup üyesi İspanyol parlamenter, mevcut durumun bir sonraki seçimler sonrası devamı halinde “Türkiye’nin üyelik sürecinin sonlanacağını düşündüğünü” söyledi.

Ukrayna’daki savaşa da değinen Sanchez Amor, “Rus kleptokratlara Türk sahillerinde yatırım hakkı tanınıyor, Türkiye ile Rusya arasındaki uçuş sayısı kat kat artıyor, binlerce Rus vatantaşına kredi kartı veriliyor” dedi. Tüm bunları “bir tür yaptırım delme sistemi” olarak değerlendiren Sanchez Amor, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini “sorumsuzca veto” ettiğini söylediği Türkiye’nin “bu iki ülkeyle değil demokrasiyle sorunu olduğunu” savundu.

Ankara ile en büyük sorun Kıbrıs

Avrupa Komisyonu’nun genişleme sürecinden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi ise AP raporunda yer alan tespitlerin “Türkiye’nin AB’den uzaklaşmaya devam ettiği yönündeki kaygı verici gidişatı teyit eder nitelikte” olduğunu ve bu nedenle katılım müzakerelerinin durduğunu söyledi. Osman Kavala örneğini veren Macar üye, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesini “özellikle tedirgin edici” sözleriyle yorumladı.

Türkiye ile “en büyük zorluğun Kıbrıs sorunu” olduğunu ifade eden Varhelyi, Ankara’dan “Maraş bölgesine yönelik provokatif eylemlere son vermesini” istedi. AB olarak Kıbrıs Türk toplumunu desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.

Türkiye’nin Ukrayna konusundaki aktif diplomasisi ve dayanışmasının önemine işaret eden Varhelyi, yapıcı rolünü memnuniyetle karşıladıkları Türkiye’den AB çizgisine daha yakın politika yürütmesini beklediklerini söyledi.

Raporda neler var?

AP raporunda her yıl olduğu gibi Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklere saygıyla ilgili genel bir tablo çiziliyor. Bu alanlarda elle tutulur ilerleme kaydedilmeden AB ile üyelik müzakerelerinin yeniden başlama şansı olmadığı mesajı veriliyor. Türkiye ile AB arasında “değerler ve normlar bakımından kapanmak bilmeyen bir mesafe olduğu ve bu mesafenin kapanması için gereken reformlar konusunda siyasi iradenin bulunmadığı” görüşü dile getiriliyor.

TCMB ve TÜİK de raporda

Raporda Türkiye’deki mevcut ekonomik durum “kaygı verici” olarak tanımlanıyor. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığın “bağımsız olması gereken Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) gibi kurumlara müdahale etttiği, müdahaleler nedeniyle bu kurumlara güvensizliğin arttığı” savunuluyor. Bu iki kurumun işleyişinin bağımsızlığı “AB üyeliği için elzem bir kriter” olarak gösteriliyor.

“Türkiye’nin marka imajı zedeleniyor”

Hukuk devletine saygı alanındaki kötü performansın Türkiye’nin “marka imajı” üzerindeki olumsuz etkisine işaret edilen raporda, “hukuksal güvenliğin olmaması yabancı yatırımları ciddi biçimde tehlikeye sokabilir” ifadelerine yer veriliyor. AB ile “daha güçlü ve yakın bir ilişkinin kimi zorlukların aşılmasına ve Türk halkının yaşam düzeyinin iyileşmesine katkıda bulunabileceği” görüşü dile getiriliyor.

AB ile ilişkilerde Osman Kavala faktörü

AP, Türkiye-AB ilişkilerinin temel çerçevesinin “Türk toplumunun demokrasi ve Avrupa yanlısı özlemini desteklemek için” üyelik süreci olduğunu not ediyor. Buna karşılık, geçen yıl olduğu gibi üyelik müzakerelerinin resmen askıya alınmasını istiyor. AİHM’nin Osman Kavala kararıyla ilgili gelişmelerin Türkiye-AB ilişkilerinde yarattığı olumsuz etkiyi hatırlatıyor. Türk hükümetini, “Osman Kavala davasında AİHM kararına açıkça meydan okuyarak, AB üyelik sürecini yeniden başlatma emellerini kasten imha etmekle” suçluyor.

Alternatif ilişki modelleri

Parlamento, geçen yıl olduğu gibi, Türkiye ve AB’nin, üyelik sürecine paralel olarak, üst düzey diyalog ve modernleştirilmiş bir anlaşma vasıtasıyla, “demokrasi, hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklere saygı koşullu, yeni, dengeli ve mütekabiliyet ilkesine dayalı ortaklık” arayışına girmelerini istiyor.

Raporun satır aralarında bu yeni ortaklığın neler olabileceğiyle ilgili ipuçları da verilmekte. Türkiye için “ekonomik ve stratejik planda önemli ortak” ifadesini kullanan AP; ticaret, göç, kamu sağlığı, iklim, ekolojik dönüşüm, güvenlik ve terörle mücadele gibi müşterek çıkar alanlarında Türkiye’yi “AB için önemli bir komşu” olarak tanımlıyor.

“Rusya’ya sığınak olma”

Dış politikaya geniş yer ayrılan raporda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline de değiniliyor. Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteği için Ankara’ya teşekkür ediliyor. Ancak Ankara’dan Rusya, Rus yöneticiler ve Rus oligarkları hedef alan yaptırımlarla ilgili tutumunu gözden geçirmesi ve Rus sermaye ve yatırımları için “sığınak olmaktan kaçınması” isteniyor.

AB’nin özellikle Afganistan ve Ukrayna dosyalarında Türkiye ile yakın işbirliği yapabileceğine dikkat çekilen raporda, Ankara’nın, aday ülkeler arasında AB’nin dış ve güvenlik politikasına “en uzak ülke” olduğu belirtiliyor. Türkiye ve AB’nin Kafkasya, Suriye, Irak ve Libya politikalarının “çeliştiği” not ediliyor. Ankara’nın Suriye ve Irak topraklarındaki askeri operasyonları kınanıyor.

“Kıbrıs’ta iki devlete hayır”

Türkiye’ye karşı Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile “tam dayanışma” mesajı verilen raporda, Ankara’ya “Kıbrıs’ta iki devletli çözüm önerisinden vazgeç” mesajı gönderiliyor. Kıbrıs müzakerelerinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları temelinde ve BM himayesinde 2017’de Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesi gerektiği savunuluyor.

Erivan ile Ankara arasında son zamanlarda yürütülen diyaloğun olumlu olduğu belirtilirken, Ankara’ya bir kez daha “Ermeni soykırımını tanı” çağrısında bulunuluyor.

“Göçmenleri siyasi malzeme olarak kullanma”

Türkiye ile AB arasında göç ve sığınmacılar konusunda işbirliğinin devamını savunan AP, bu alanda Mart 2016’da imzalanan siyasi deklarasyona iki tarafın da saygı duymasını istiyor. Türkiye’ye yönelik göç baskısını anladığını belirtmekle birlikte, Türk hükümetinden göçmenleri “siyasi malzeme” olarak kullanmamasını istiyor. Afganların evlerine zorla gönderildiği, Suriyelilerin ise ülkelerine keyfi biçimde yollandığının kaydedildiği raporda, Türkiye’de sığınmacı ve göçmenlere karşı artan yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gündeme taşınıyor.

“Ankara AB’deki Türk diasporasını kontrol etmek istiyor”

Raporda Ankara’nın, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Diyanet aracılığıyla “AB’deki Türk diasporasını kontrol etmek istediği” görüşüne de yer veriliyor. Türkiye’nin “Afrika, Balkanlar, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da AB karşıtı dezenformasyon yaydığı şüpheleri üzerine AB Dış İlişkiler Dairesi Stratejik İletişim biriminden konuyla ilgili dosya hazırlayarak AP’ye sunması” talep ediliyor. Rapor 7 Haziran Salı günü Avrupa Parlamentosu genel kurulunda oylamaya sunulacak.

Paylaşın

HDP’den ‘Büyük Direniş Büyük Yürüyüş’ Konferansı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5’inci Büyük Kongresi öncesi 4’üncü Büyük Konferansı’nı Ankara’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. Konferans salonuna, 7 dil de “Hoş Geldiniz” ile “Demokratik Gençlikle Özgür Geleceğe” ve “Eş başkanlık Mor Çizgimizdir” pankartları asıldı.

“Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” şiarıyla gerçekleştirilen konferansın ilk gününde siyasal gelişmeler, örgütsel durum değerlendirmesi yapılacak, ikinci günde ise, partinin önümüzdeki dönem mücadele hattını belirleyecek olan karar önergeleri tartışılacak. Kararlar 3 Temmuz’da kongreye sunularak kongre ve konferans metinleri olarak karar altına alınacak.

“Yürümeye devam edeceğiz”

Konferansta konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kürtçe ve Türkçe konferansa katılanları selamladı. Buldan, özetle şunları söyledi:

“Bu rejim kadınlara her türlü hakareti ederek, kadın katliamlarını, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini gündemde tutarak kendisini var etmeye çalışan bir iktidardır. Bu iktidar Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini görmezden gelerek ayakta durmaya çalışmaktadır.

Bu ittifak, varlığını Kürt Sorununu inkâr etmeyle eşdeğer gören bir iktidardır. Tüm dünyanın kabul ettiği Kürt sorunu inkâr edilecek, kabul görmeyecek bir sorun değildir. Demokrasiden, hukuktan ve adaletten uzaklaşmış bir iktidarın başta Kürt sorunu başta olmak üzere bu ülkenin yakıcı sorunlarını inkârla ayakta durduğunu ve zihniyetin, politikasını bunun üzerine oluşturduğunu çok iyi biliyoruz.

Oysa hakikatin bir huyu vardır. Hakikat en zalim iktidarlara karşı bile yürümeye devam eder. Biz yürüyoruz yürümeye devam edeceğiz.

Türkiye’de bir arada yaşama hakikatinin Kürt sorunun demokratik çözümünden geçtiğini ifade eden Buldan, konuşmasında şu konulara değindi: “Diyalog ve müzakere seçeneklerinin gündeme alınması ve onurlu bir barış siyaseti için adım atılmasıdır. Barış için İmralı’nın Sayın Öcalan’ın diyalog ve müzakerede rolü önemsenmelidir.

Sayın Öcalan’ın demokratik çözüm ve barış için, mutlak tecridin kaldırılmasında rolünü oynamasıdır. Bu ülke 2011-2015 yıllarında barış sürecine tanıklık etti. O süreçte insanların geleceğe umutla baktığı, insanların yaşamını yitirmediği, annelerimizin gözyaşı dökmediği, insanların geleceğe umutla baktığı bir süreç yaştı bu ülke ve bu topraklar. Ne zaman ki tecrit başladı, İmralı’nın kapıları kapandı; o zaman bu ülkede ölümler, çatışmalar oldu ve gencecik insanlarımız yaşamını yitirmeye başladı.

Herkes bilmelidir ki, Kürt Sorunu çözülmeden, Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük gelmez. Türkiye’de Kürt Sorununu demokratik ve onurlu şekilde çözme iradesi gösteremeyen hiçbir iktidar, aktör başarılı olamaz. Ne iktidar ittifakları, ne inkarcı politikaları yol alabilir, ne de muhalefet fikir ve irade geliştirmeden bu ülkede kazanabilir.

Biz bu sorunun hem iktidarın hem de mevcut muhalefetin mutlaka ama mutlaka gündeminde olması gerektiğini düşünüyoruz. Kürt sorunu bu ülkenin tamamını ilgilendiren bir sorundur. Bu sorun çözülmeden barış ve demokrasinin gelmeyeceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de değişim isteyen herkesi vakit kaybetmeksizin Kürt sorununda çözüm önerilerini sunmaya, demokratik anayasa ve inanç temelli hakları tanımaya bir kez daha davet ediyorum.”

“Krizin temelinde Kürt sorununa yaklaşım var”

Daha sonra konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Kürt sorunu, İmralı’da uygulanan tecrit ve savaş politikalarına dikkat çekti. Sancar, şöyle dedi:

“HDP olarak çıktığımız bu onurlu yürüyüşte önümüze pek çok engel çıkarıldı, önümüze pek çok bariyer örüldü. Hiç birine takılmadık, hepsini yıktık ve bugünlere geldik. Bu konferansı bu coşku ve inançla topluyoruz. Bu iradeyi gösteren sizlere, geçmişten bugüne bu iradeyi yaratan bütün emekçilerimize, yolumuzu aydınlatan büyük yürüyüşümüzü aydınlatan bütün insanlara buradan saygılarımızı, sevgilerimizi minnetlerimizi iletiyoruz.

Krizin kökenleri son 3 yılda 5 yılda yatmamaktadır. Bu krizin kökleri yüzyıllık tarihte yatmaktadır. Bu iktidar bu yüzyıllık tarihin o kötü mirasını devralarak bugünlere taşıdığı için krizi daha da derinleştirmiş, çöküşü hızlandırmıştır. Krizin temelinde Kürt sorununda yaklaşım vardır. Cumhuriyetin demokratik bir şekilde kurulmamış olması vardır.

Kürt sorununu inkarla, imha ile; bastırma politikalarıyla, savaş siyasetiyle, millitarist anlayışla ele alan yaklaşımlar sürekli bir kriz döngüsü yaratmış ve Türkiye’yi bugün bu noktaya taşımıştır. Bu iktidar özellikle 2015 yılından sonra militarist politikaları, güvenlikçi anlayışı, inkâr ve imha uygulamalarını daha da ileri taşımıştır, daha da büyütmüştür. Sadece bu ülke ile sınırlı tutmamıştır, bölgeye yaymıştır.

Kürtlerin yaşadığı her alana taşımıştır. O nedenle kriz daha da derinleşmiştir. Kürt sorununda çözümsüzlük, militarist anlayış, inkârcı ve imhacı yaklaşım büyüdükçe kriz derinleşiyor. Şimdi de aynı yöntemleri, başka zamanlarda uygulanmış olan metodları bu iktidar sanki yeniymiş gibi devreye sokuyor.

O nedenle ekonomide büyük çöküş yaşanıyor, siyasi alanda büyük bir dağılma yaşanıyor, toplumsal çözülme yaşanıyor. Bu ülkeyi kutuplaştıran, toplumu bölerek yönetebileceğini düşünen anlayış nefret ve düşmanlık politikalarına yaslanıyor. Yapmamız gereken, bu krizi tümden çözecek güçlü yaklaşımı ve büyük yürüyüşü örgütlemektir.

Sadece iktidarı değiştirmek yetmeyecek. Bu iktidarı değiştirmek, bu politikaların kriz kaynağını en üst düzeye taşıyan bu kadroların gitmesi gerekiyor. Onları göndereceğiz, ama bu yetmez. Sistemi değiştirmemiz gerekiyor. Sistemin bu sorunlarını üreten kaynaklarını değiştirmemiz gerekiyor yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyor. Krizin en dip noktası imkânların da en üst noktası olabilir, yeter ki biz bunları değerlendirebilirim.

‘İki kutba mahkum değiliz’

Bugün Türkiye siyaset sahnesinde iki kutbun arasına sıkıştırılmaya çalışılan bir denklem kurulmakta bir formül tek çare olarak sunulmaktadır. Bu doğru değil Türkiye iki kutba mahkûm değil, eskiyi devam ettirecek hiçbir zihniyet Türkiye’de halkların istediği çözümleri, geleceği kuramaz. Bu iktidar zaten iyice çökertmiştir bu ülkeyi, felaketin eşiğine getirmiştir. Ama çıkış eski zihniyeti farklı yöntemlerle devam ettirecek yönetimlerde değildir. Çözüm 3’üncü yoldadır. Çözüm HDP’nin siyasal programındadır çözüm inancını yitirmeyen halkların kararlı yürüyüşündedir. Çözüm bizdedir.

Bizler bu yolu demokrasi ittifakı ile yürüme kararı verdik. Bundan önceki büyük konferansımızın ve kongremizin de belirlediği bir yoldu bu. Bu yolu örmeye devam ediyoruz. Seçimler yaklaştıkça bu meseleyi sadece seçim ittifakı içinde değerlendirmeye çalışanlara da buradan sesleniyorum. Doğrudur, seçimler tarihi önemdedir.

Bu seçimler Türkiye’de sadece iktidarın ve parlamentonun belirlenmesiyle sınırlı bir sonuç doğurmayacaktır. Bu seçimler aynı zamanda yeni bir başlangıcın mümkün olup olmadığını da gösterecektir. Bu sistemi; sömürü, savaş, rant ve talan sistemini, bu çete ve suç düzenini değiştirip değiştiremeyeceğimizi de belirleyecektir.

Biz diyoruz ki bu sistemi de bu düzeni de değiştirecek güç vardır; bu iktidarı gönderecek güçlü bir halk iradesi mevcuttur. O iradeye doğru yol güçlü yürüyüş ve kararlı hedefler gösterildiği anda hem iktidar gidecek hem de düzen değişecek. İşte demokrasi ittifakının ana hedefi budur.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Erdoğan Kazanamaz

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, FOX TV’de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat programında gündemin öne çıkan başlıkları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bu kardeşinize saldırmak Türkiye’ye saldırmaktır” sözlerini, kağıda “Türkiye eşit değildir Erdoğan” yazarak yanıtladı. Erdoğan’ı “‘Türkiye eşittir Erdoğan’ denklemini kurmaya çalışıyor” diyerek eleştiren Babacan, canlı yayında denklemi değiştirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Kendisini ülkeyle ve milletle özdeşleştiriyor. Öyle değil, kimse kusura bakmasın. Bugün seçim olsa Sayın Erdoğan kazanamaz. Kazandığı dönemde bile 50+1’le kazandı. 50+1’le seçimi kazanan cumhurbaşkanı nasıl ‘Ben Türkiye’yim’ der? Kendisine oy vermeyen insanlarla kendisini nasıl eşitler? ‘Türkiye eşittir Erdoğan’ denklemini kurmaya çalışıyor. Böyle değil. Türkiye eşit değildir Erdoğan. Türkiye, Erdoğan’dan çok büyüktür. Türkiye 1’den çok büyüktür. Kimse laf oyunlarıyla insanları kandırmaya çalışmasın.

‘Ben olmazsam Türkiye olmaz’ demeye getiriyor. Bu ülkenin aslanlar gibi gençleri, pırıl pırıl siyasetçileri var. Türkiye’de ülkeyi kendisinden çok daha iyi yönetecek güçlü bir kadro var. Artık Erdoğan dönemi bitiyor. Müsait bir yerde inmesi lazım.”

‘Önceliğimiz, ortak cumhurbaşkanı adayı belirlemek’

Olur da 6’lı masa herhangi bir şekilde ortak bir aday belirleyemezse, ortak aday konusunda mutabakat sağlanamazsa o zaman DEVA Partisi’nin Genel Başkanı Ali Babacan doğal olarak cumhurbaşkanı adayıdır. Önceliğimiz ve temel hedefimiz ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlemek ve adayımızın ilk turda açık farkla seçimi kazanmasıdır.

Böylesine enflasyonu Türkiye 25 yıldır görmedi. En son Çiller döneminde yaşanmıştı. O da ekonomistti ya… Zaten kim ‘Ben biliyorum bu işi, tek başıma yapacağım’ diyorsa, ondan korkun. Enflasyonun kökünü kazıp indiğinizde döviz kurundaki patlamayı görüyorsunuz. Döviz kurundaki patlamanın en önemli sebebi ise Sayın Erdoğan’ın talimatla Merkez Bankasını kafasına estiği gibi yönetmeye başlaması ve yanlış talimatlarla yanlış işler yaptırmasıdır.”

‘200 lira tedavüle girdiğinde 123 dolar ediyordu’

Türk lirasının değer kaybını anlatmak için cebinden 200 liralık banknot çıkartan Babacan sözlerine şöyle devam etti:

“Bu paranın tedavüle girdiği tarih 2009. 2009’da 200 liramız tam 123 dolar ediyor. Bu 200 lirayı ben size bir programda göstermiştim. ‘123 dolar indi 23 dolara’ demiştim. Şimdi yeniden program yapıyoruz. Şimdi kaç dolar ediyor? 12 dolar.

Cumhurbaşkanı ne yapacağını ne diyeceğini şaşırmış durumda. Panik halinde önündeki bütün düğmelere basıyor. Her gün bir başka bahane buluyor. 2013’te olmuş bir olayın 2022 yılındaki ekonomiyi etkilemesi diye bir şey düşünülebilir mi? Diyelim ki o dönemde yaşananlar ekonomi üzerinde etkili oldu, aradan 9 sene geçmiş. Son 4 yıldır tek imzayla yetkili. Başarısızlığın gerekçesi olarak ta 9 sene önceki olayları göstermek tamamen bir çaresizlik ve tükenmişlik. Sayın Erdoğan yoruldu. Bu memleketi de yoruyor. Artık ayrılmanın zamanı geldi.

Yeniden ilan ediyorum bütün Türkiye’ye. Savcılık da mahkeme de duysun: Gezi davasıyla ilgili şahsi bir mağduriyetim yok. Mağdur değilim. Bununla ilgili hiçbir başvurum yok ki geri çekileyim.

‘Kavala davası, bir kişi üzerinden bütün iş dünyasına ayar vermektir’

Ülkeyi yöneten siyasi irade bazı davalara kafayı takıyorsa mahkemelerin hareket alanı kalmıyor. Kavala davası nedir, biliyor musunuz? Bir kişi üzerinden bütün iş dünyasına ayar vermektir.”

“Halkla buluştuğumuz zaman, DEVA Partisi’yle ilgili tablo hiçbir anketin göstermediği kadar güçlü” diyen Babacan partisinin hazırladığı tüm eylem planlarını eylül ayına kadar açıklayacaklarını da duyurdu:

“Bu ayın ortasında Yargı Reformu Eylem Planımızı açıklıyoruz. Arkasından sağlık, gençlik, turizm, sanayi geliyor. Eylül ayına kadar bütün eylem planlarını açıklamış olacağız.”

Paylaşın

Altılı Masa ‘Seçim Güvenliği’ Adımlarını Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan Seçim Güvenliği Komisyonu, hazırladıkları raporu kamuoyu ile paylaştı. Komisyon 6 partinin seçim sürecinden atacakları adımları açıkladı. Rapora göre, 200 bin sandık görevlisi eğitilecek.

Altı Parti’nin bir araya gelerek oluşturdukları Seçim Güvenliği Komisyonu, seçim güvenliğinin sağlanması için gerekli unsurları belirleyerek, bu konularda alacakları önlemleri kamuoyu ile paylaştı.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Partilerin ortak çalışması; seçim öncesi, seçim sürecinde yapılacak çalışmalar, seçim günü yapılacak çalışmalar ve seçim sonrasında yapılacaklar şeklinde 4 başlıkta sıralandı.

Komisyonun çalışmalarını CHP’den Oğuz Kaan Salıcı, DEVA Partisi’nden İdris Şahin, Demokrat Parti’den İlay Aksoy, Gelecek Partisi’nden Ayhan Sefer üstün, İYİ Parti’den Şenol Sunat, Saadet Partisi’nden Hasan Bitmez birlikte açıkladı.

Seçim öncesi alınacak önlemler

  • Her parti seçim kütüklerini YSK’dan alarak bunlar üzerinde çalışma yürütecek. ‘Anormal sayıda seçmen kaydı, vefat ettiği halde kütüğe yazılanlar’ gibi başlıklar değerlendirilecek.
  • Sandık başı işlemlerini takip edecek kadrolar belirlenecek. Yaklaşık 200 bin civarında kurulacak sandık için görevlisi belirlenecek. Bu görevliler eğitimden geçirilecek.
  • Partiler ortak seçim alt yapısı sayesi oluşturacak. Bu konuda partiler iş birliği yapacak

Seçim takvimi boyunca yapılacaklar

  • Sandık kurulu başkanı ve memur üye belirleme süreci takip edilecek
  • Her siyasi parti seçim sürecinde düzenleyeceği, miting, toplantı benzeri faaliyetler konusunda diğer partileri bilgilendirecek.
  • Altılı masayı oluşturan partiler propaganda faaliyetlerinin sağlıklı, eşit ve adil şekilde yürütülmesi için iş birliği yapacak.

Seçim günü yapılacaklar

  • Seçim günü bütün sandık kurullarının mevzuata uygun şekilde oluşumu takip edilecek.
  • Sandık başından gerçekleşecek, usulsüz işlemleri, mükerrer oy kullanımı, kamu gücü kullanarak yapılan manipülasyonlar ile yerel ve yöresel müdahaleler konusunda şikayet ve itiraz yolarını kullanılacak.
  • Seçmenin oy vermesi teşvik edilerek ve kolaylaştırılacak

Seçim sonrasında yapılacaklar

  • Seçim sürecinde yapılan itirazlar takip edilecek.
  • Islak İmzalı sandık sonuç tutanağının alınması ve yetkili birimlere iletilmesi sağlanacak.
  • Oy torbasının ilçe seçim kuruluna ulaşması takip edilecek.
  • YSK tarafından resmi sonuçların ilanına kadar her türlü itiraz mekanizması takip edilecek.
Paylaşın

CHP, Müzik Yasağını Danıştay’a Taşıdı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, İçişleri Bakanlığı’nın yayımlamış olduğu genelge ile gece 01.00’den sonra getirilen müzik yasağına karşı Danıştay’da dava açtı.

İktidarın niyetinin ‘pandemi ile mücadele değil yaşam tarzına müdahale olduğunu’ söyleyen İlgezdi, “Anayasa’mızın 64. maddesine aykırı hareket ediyorlar. Sanat faaliyetlerini desteklemek yerine engelliyorlar. Sanatçılarımızı korumak yerine konserlerini yasaklıyor, ahlaksızlıkla suçluyorlar. Bu zihniyet yüzünden kültür ve sanat dünyamız 2 yıldır kan ağlıyor” dedi.

Evrensel’den Damla Kırmızıtaş’ın aktardığına göre, müzik yasağına ilişkin yürütmenin durdurulması ve iptali talebiyle Danıştayda dava açan İlgezdi, “Pandemi ile mücadele bahanesiyle bu ülkenin seküler yaşam tarzına bir saldırı gerçekleştirildiği aşikardır. Tüm mekanlarda HES kodu uygulaması kalktı, yüz yüze eğitime geçildi, toplu taşıma araçlarında sosyal mesafe kuralının kalkmasıyla tüm koltuklar satışa sunuldu, açık alanların yanı sıra kapalı mekanlarda dahi maske uygulaması kalktı. Virüsle ilgili aklınıza gelen bütün kısıtlamalar kaldırıldı. Nasıl bir virüs ki müzikle, notayla yayılıyor? Virüsün yayılmasında nasıl bir değişiklik oldu da müzik yasağının saatleriyle oynanarak saat 22.00’den 24.00’e şimdi ise 01.00’e çekildi?” diye sordu.

Kovid 19 kısıtlamalarının tümünün kaldırıldığını hatırlatan İlgezdi, müzik yasağının hâlâ kaldırılmamasının, ‘iktidarın yasakçı zihniyetinin sonucu olduğunu’ ifade etti. İlgezdi, “‘Desibele karar vereceğiz, ses nasıl olacak teknik ekip bakıyor’ gibi sudan sebeplerle sanat dünyası oyalanıyor. Kovid 19 mikrobunun gece 1’e kadar müzik dinleyenlere bulaşmazken 1’den sonra bulaştığını gösteren bilimsel bir makale var mı? Önce pandemiyi bahane ederek müziğe gece yarısı yasağı getirdiler. Sonra pandemi sınırlamalarını kaldırdılar, ama müzik yasağını kalıcı hale getirdiler. ‘Gece kimsenin kimseyi rahatsız etme hakkı yoktur’ diyerek niyetlerini belli ettiler. Niyetleri pandemi ile mücadele değil yaşam tarzına müdahaledir. Bugüne kadar ‘minareyi çalan kılıfını hazırlar’ mantığıyla kendi yargıçlarınızla, hukuki kılıflar uydurarak birçok karar aldınız. Yargıyı dahi kendi kararlarınıza göre değiştirdiniz yetmedi şimdi de küresel anlamda geçerliliği olan bilimi kendinize göre değiştiriyorsunuz. Biz şeriat ile yönetilen 9 ülkeden biri değiliz ve tek bir kişi tek bir genelge ile 2 yıldır bu ülkedeki bütün müziği susturamaz. Müzik yasağının pandemiyle hiçbir ilgisi olmadığı artık netliğe kavuşmuştur. Mevcut iktidarın yasakçı zihniyeti müziği, sanatı, sanatçıyı rahat bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

‘Anayasa’nın 64. maddesine aykırı hareket ediyorlar’

Anayasa’nın ‘Sanatın ve Sanatçının Korunması’ başlıklı 64. maddesine göre iktidarın suç işlediğini belirten İlgezdi şöyle konuştu: “Anayasa’mızın 64. maddesine aykırı hareket ediyorlar. Sanat faaliyetlerini desteklemek yerine engelliyorlar. Sanatçılarımızı korumak yerine konserlerini yasaklıyor, ahlaksızlıkla suçluyorlar. Bu zihniyet yüzünden kültür ve sanat dünyamız 2 yıldır kan ağlıyor. Sanat emekçilerimize sözümdür. Müzik yasağı kısıtlamasına yönelik Danıştayda açtığımız davanın takipçisi olacağım. Bu yasak ya kalkacak ya kalkacak.”

Paylaşın

Türkiye NATO Pazarlığında Nasıl Bir Strateji İzliyor, Hedefler Neler?

İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılımına ilişkin başta Ankara ve Brüksel olmak üzere NATO başkentlerinde yoğun diplomatik pazarlıklar sürüyor.

Türkiye, bu süreçte iki ayaklı bir strateji yürütüyor: İki İskandinav ülkesinin PKK ve YPG’ye desteklerini kesmesi durumunda ittifaka girme koşulunu devam ettiren Türkiye, terörle mücadeleye dönük hassasiyetinin Madrid’de düzenlenecek zirvede kabul edilecek olan Stratejik Konsept 2023 belgesine daha güçlü ve net bir şekilde yer almasına da çalışıyor.

Ankara, daha çok Doğu sınırlarından gelen Rus tehdidine yoğunlaşan konsept belgesine ittifakın güney sınırlarını koruyan Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı “terör tehdidini” de açık bir şekilde sokmayı hedefliyor.

İspanya’nın başkenti Madrid’de 29-30 Haziran günlerinde gerçekleşecek olan NATO Liderler Zirvesi’nin iki hedefi bulunuyor:

İttifakın Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonucu değişen küresel güvenlik ortamı ve Rusya’nın olası tehditlerine karşı hazırlanmakta olan Stratejik Konsept 2030 belgesini kabul etmek ve yine buna bağlı olarak İskandinav ülkeleri İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurularını oybirliğiyle onaylamak ve böylece süreci resmen başlatmak.

Türkiye’nin her iki süreçle de ilgili önemli itirazları ve talepleri bulunuyor ve bunlara ulaşmak için kapsamlı bir dış politika ve iletişim politikası izliyor.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılımına ilişkin olumsuz yaklaşımı, 13 Mayıs’ta Cuma namazı çıkışında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dünyaya ilan edildi.

Her iki ülkenin terör örgütlerine desteklerini gündeme getiren Erdoğan’ın bu açıklamasından bir gün sonra Berlin’de gerçekleştirilen NATO dışişleri bakanları toplantısıyla birlikte Ankara-Stockholm-Helsinki hattında görüşmeler başladı.

Her iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Erdoğan’la temas kurduğu bu sürecin en önemli toplantısı, 25 Mayıs’ta Ankara’da gerçekleşti.

Bu toplantıda, daha önce kamuoyu ve basın aracılığıyla İsveç ve Finlandiya’ya yöneltilen eleştiriler ve talepler yazılı olarak taraflara iletildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politika başdanışmanı İbrahim Kalın’ın, 4 Haziran’da Anadolu Ajansı’na “Henüz karşı taraftan bu yönde bize gelmiş somut, bizim endişelerimizi tatmin edici bir geri dönüş olmadı,” açıklaması, Ankara’nın da tutumunu değiştirmediğini gösterdi.

NATO’nun güney sınırı vurgusu

Türkiye’nin NATO’da müzakere ettiği ikinci önemli konu ise ittifakın önümüzdeki 10 yılda karşılaşacağı tehdit ve sınamalara karşı alacağı askeri ve siyasi önlemlerin belirlendiği Stratejik Konsept 2030 belgesi.

NATO’nun her 10 yılda bir güncellediği Stratejik Konsept belgesinin Madrid Zirvesi’nde tüm liderlerden onay alması ve böylece yürürlüğe sokulması öngörülüyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan süreç, Stratejik Konsept belgesi üzerindeki çalışmaların yeniden değerlendirilmesine ve özellikle artan Rus saldırganlığı tehdidine nasıl yanıt verileceğine odaklanılmasına yol açtı.

Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin olası bir Rus tehdidine karşı korunması amacını öncelemesi beklenen belgenin, bu nedenle ağırlıklı olarak Doğu sınırlarına vurgu yapması öngörülüyor.

Belgenin, NATO’nun Güney sınırlarıyla ilgili de yeni tehdit değerlendirmelerini içermesi bekleniyor ancak Türkiye’nin özellikle Suriye ve Irak sınırlarından kendisine dönük artan terör tehdidine vurgu yapılmasına çalıştığı kaydediliyor.

Türkiye’nin kastettiği ise hiçbir müttefik tarafından terör örgütü olarak görülmeyen, hatta ABD’nin başını çektiği IŞİD karşıtı koalisyonun yerel ortağı olan YPG’nin bir şekilde vurgulanması.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Mayıs’ta yaptığı bir açıklamada, Stratejik Konsept belgesinin terörün her türüyle mücadele kararlılığını vurgulaması gerektiğini kaydetmiş ancak ayrıntı vermemişti.

Türkiye 2019’da da talep etmişti

Türkiye, 2019 sonunda Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde de benzer bir konuyu gündeme getirmiş ve YPG’den kaynaklanan terör tehdidinin Türkiye’yi ilgilendiren savunma planlarında yer verilmemesi nedeniyle Polonya ve Baltık ülkeleri için hazırlanan savunma planını veto edeceğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde bu konuyla ilgili olarak, “Türkiye’nin başta YPG olmak üzere terörle mücadele konusunda müttefiklerden istediği destek ve dayanışma gelene kadar” bu tür planlara onay vermeyeceğini söylemişti.

Ancak Londra’da yapılan temaslar sonunda Türkiye, planı veto etmemişti.

Ortak deklarasyon, terörle mücadeleye atıfta bulunmuş ancak Türkiye’nin istediği gibi Suriye’den kaynaklanan tehdit ifadesine yer vermemişti.

Ankara pazarlık gücü artırmaya çalışıyor

Türkiye bir yandan NATO’da müzakerelerini sürdürürken, pazarlık gücünü artıracak bir politikaya da hız verdi. Sadece İsveç ve Finlandiya’nın değil tüm önde gelen NATO ülkelerinin Türkiye’yi hedef alan teröre karşı duyarsız olduğunu, hatta destekler bir tavır izlediğini vurgulayan Türkiye, aynı hafta içinde Fransa, Almanya ve Yunanistan’ın Ankara büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı ve topraklarında gerçekleşen terör örgütü faaliyetlerinden dolayı nota verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) grubunda 1 Haziran’da yaptığı konuşmanın büyük çoğunluğu Avrupa’nın teröre verdiği desteğe ayırdı ve uzun bir videoyu da milletvekillerini izlettirdi. Başta Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu olmak üzere Ankara’nın bu söylemi Madrid Zirvesi’ne kadar sürdürmesi bekleniyor.

Bu söylem yoğunluğuna ek olarak Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde YPG kontrolünde olduğu belirtilen Tel Rıfat ve Münbiç’e askeri operasyon kararlılığını vurgulaması da ilk aşamada Madrid Zirvesi’ni hedefliyor.

Diplomatik kaynaklar, askeri olarak bir hareketlilik gözlenmediğini ve Türkiye’nin ay sonunda yapılacak zirve öncesinde harekete geçmesinin beklenmediğini kaydediyorlar. Böyle bir adımın atılmasının Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açacağı da diplomatik kaynakların yaptığı değerlendirmeler arasında.

Türkiye, bölgeye son askeri operasyonun 2019 sonbaharında gerçekleştirmiş ve hem Rusya hem de ABD ile mutabakat muhtıraları imzalamıştı.

YPG’nin bu protokollerde yer aldığı şekilde Türkiye sınırından 30 kilometre derinliğe çekilmediğini, tam tersine sınıra yakın bölgelerden Türkiye’ye karşı saldırı ve tehditlerine devam ettiklerini vurgulayan Türkiye, Washington ve Moskova’nın yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısını yapıyor.

Her iki başkentte de olası bir Türk operasyonuna karşı çıktıklarını açıkladılar. Konu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 8 Haziran’da Ankara’ya yapacağı ziyaret sırasında gündemde olacak.

Ankara hem Avrupa’nın teröre verdiği destek hem de operasyon konusunu Türk kamuoyunun da sürekli gündeminde tutarak NATO’daki pazarlık sürecinde elini güçlendirmeyi hedefliyor.

NATO ile pazarlıklar yoğunlaşıyor

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin sürdüğü ve küresel güvenlik ortamının derinden etkilendiği bir dönemde Moskova’ya karşı en güçlü ve etkin şekilde durmak isteyen NATO açısından Madrid Zirvesi’nin sorunsuz geçmesi çok büyük önem taşıyor.

Erdoğan’ı başdanışmanı İbrahim Kalın’ın da zirveyle ilgili değerlendirmeleri zirvenin öneminin Ankara tarafından da algılandığını gösteriyor:

“Zirve son derece önemli. Tabii ki bu yeni konjonktür içerisinde Ukrayna savaşı ve diğer gelişmeler çerçevesinde NATO Zirvesi’nin başarılı geçmesi, İttifak’ın kendi iş birliğini ve dayanışmasını güçlendirmesi son derece önemli.

“Tam da bundan dolayı Türkiye’nin dile getirdiği terörle ilgili kaygılarının dikkate alınması, önemsenmesi İttifak’ın gücünü tahkim etmesi açısından da son derece önemli.”

Ancak Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın durumuyla ilgili olarak Türkiye’nin kendisini “NATO Zirvesi gibi bir zaman sınırlaması” içinde görmediğini de vurguluyor. Başta NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg olmak üzere ABD ve diğer önde gelen üyeler ise her iki ülkenin üyeliğiyle ilgili onayın Madrid’de verilmesini istiyorlar.

Stoltenberg’in NATO savunma bakanları toplantısının yapılacağı 15-16 Haziran tarihine kadar ilerleme görmek istediği, sorunun mutlaka Madrid öncesi çözülmesine çalıştığı kaydediliyor. İsveç ve Finlandiya, hem savunma bakanları hem de Madrid Zirvesi’nin özel davetlileri olarak katılacaklar.

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, zorlu müzakerelerin büyük olasılıkla Madrid Zirvesi’ne kadar süreceği öngörüsü öne çıkıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a ‘Dini İnançlar’ Eleştirisi

Partisinin İstanbul il Başkanlığı kamp programında açıklamalarda bulunan GP Lideri Davutoğlu, ‘Türkiye’de her şey güllük gülistanlık’ diyen Erdoğan’a sesleniyorum ne yaşıyoruz ne oluyor? Eğer kul hakkı kavramını unutursanız ve her gün dini ve manevi değerleri istismar ederseniz insanların geleceğe dair güveni kalmaz. Hatta yüreğim yanarak söylüyorum dini inançlara güvenleri azalır. Bu inançları siz sarstınız sayın Erdoğan” dedi.

Haber Merkezi / Davutoğlu, konuşmasını “Uyarılarımızı, tavsiyelerimizi dinlemediniz. Etrafınızı bir grup çete ile donatarak Türkiye’nin bütün imkanlarını şahsi mülkünüz gibi gördünüz. Sayın Erdoğan’ın en büyük vebali dört hatanın normalleşmesine neden olmasıdır. Bunlar eskiden de vardı. Ama münferit olaylardı ve bunları yapanlar utanırdı. Eskiden birisi ağzından şehven kötü bir söz kaçsa özür dilerdi.” ifadeleriyle sürdürdü.

GP Lideri Davutoğlu, konuşmasının devamında “Yapmayacaksınız Sayın Erdoğan bu sözleri söylemeyeceksiniz. Ben o açıklamaları duyduğumda Erdoğan’ın o sözü öfke ile söylediğini düşündüm. Erdoğan dün ‘bu sözü bilerek kasten söyledim. Milletimizin diliyle konuştum’ dedi. Sayın Erdoğan bu senin ahlakın. Milletimizin ahlakında kadınlara hakaret etmek yoktur ve olamaz. Kimse kadınlara böyle bir ifade kullanamaz. Nasıl böyle konuşursunuz? ve bunu nasıl izah edersiniz?” dedi ve ekledi;

“İnsan alemin cüzüdür. Alemin en güzel yaratığıdır. Toplum önündeki insanlar güzel örnek olmalı. Yolda sokakta insanlar birbirine bu şekilde bağırsa… Sayın Cumhurbaşkanı nasıl bir fitili ateşlediğini görmüyor mu? Daha üzücü olanı ise muhtemelen görüyor ve tahrik etmek istiyor. Bu tahriklere hiçbir kadınımızın kapılmamasını ve bu üslubu reddetmesini rica ediyorum.”

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin İstanbul il Başkanlığı kamp programında açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Nice baskılar, nice baskılar gördük. Ama Türkiye’de olduğu gibi İstanbul’da da çok sağlam bir teşkilat kurduk. İstanbul’un her bir ilçesini ilmik ilmik dokuyoruz. Bu inançla bugün bir araya geldik.

‘Türkiye’de her şey güllük gülistanlık’ diyen Erdoğan’a sesleniyorum ne yaşıyoruz ne oluyor? Eğer kul hakkı kavramını unutursanız ve her gün dini ve manevi değerleri istismar ederseniz insanların geleceğe dair güveni kalmaz. Hatta yüreğim yanarak söylüyorum dini inançlara güvenleri azalır. Bu inançları siz sarstınız sayın Erdoğan.

Uyarılarımızı, tavsiyelerimizi dinlemediniz. Etrafınızı bir grup çete ile donatarak Türkiye’nin bütün imkanlarını şahsi mülkünüz gibi gördünüz. Sayın Erdoğan’ın en büyük vebali dört hatanın normalleşmesine neden olmasıdır. Bunlar eskiden de vardı. Ama münferit olaylardı ve bunları yapanlar utanırdı. Eskiden birisi ağzından şehven kötü bir söz kaçsa özür dilerdi.

Yapmayacaksınız Sayın Erdoğan bu sözleri söylemeyeceksiniz. Ben o açıklamaları duyduğumda Erdoğan’ın o sözü öfke ile söylediğini düşündüm. Erdoğan dün ‘bu sözü bilerek kasten söyledim. Milletimizin diliyle konuştum’ dedi. Sayın Erdoğan bu senin ahlakın. Milletimizin ahlakında kadınlara hakaret etmek yoktur ve olamaz. Kimse kadınlara böyle bir ifade kullanamaz. Nasıl böyle konuşursunuz? ve bunu nasıl izah edersiniz?

İnsan alemin cüzüdür. Alemin en güzel yaratığıdır. Toplum önündeki insanlar güzel örnek olmalı. Yolda sokakta insanlar birbirine bu şekilde bağırsa… Sayın Cumhurbaşkanı nasıl bir fitili ateşlediğini görmüyor mu? Daha üzücü olanı ise muhtemelen görüyor ve tahrik etmek istiyor. Bu tahriklere hiçbir kadınımızın kapılmamasını ve bu üslubu reddetmesini rica ediyorum.

Kadınlar Erdoğan’ın o açıklamalarını alkışladı. Nasıl alkışlarsınız? Bir milletin başına felaket, sadece yanlış yapanlar yüzünden değil, susanlar yüzünden de gelir. Bugün artık küfür etmek, hakaret etmek normalleşti. Hiçbir zaman yolsuzluklar bu kadar normalleşmemişti. Biz eskiden hesap sorardık. Biz bir dalgakırandık. Yolsuzlukları kırmaya çalıştık.

“Biz sizi uyarmıştık”

Yolsuzlukları normalleştirdiniz. Kişilerin yalan söylemesi büyük suçtur. Ancak kurumların yalan söylemesi hukuksuzluktur. TUİK yalan söylüyor. TÜİK ya kendi sorumluluğuyla kamuoyunu yanılttı ya da talimat aldı. TÜİK bugün açık bir suç işlemiştir. Kamuoyunu yanıltarak yanlış bilgi vermiştir.

Erdoğan diyor ki ‘ABD Yunanistan’da üs kuruyor’ doğru. Biz sizi uyarmıştık. Türkiye’yi tehdit eden kim olursa olsun her türlü mücadeleyi verir, mücadele verene de destek oluruz.

Bizim yönetimde olduğumuz zamanlarda ABD neden Yunanistan’da üs kurma cesareti gösteremedi? Sayın Erdoğan’ın beklediği randevu ABD’den gelmiyor. Neden? Hiçbir ülke diğer ülkenin kalıcı dostu veya düşmanı değildir. Bir ABD başkanı Erdoğan’a ‘aptal olma’ dedi. Erdoğan sineye çekti. İşte böyle kapılarda bekletirler. Eğer yolsuzluklar üzerinden bir algı oluşmuş ve bütün uyarılarımıza rağmen Rıza Zarrab denilen sahtekarı hayırsever gibi görüp New York mahkemelerinde yargılatmasaydınız size saygı gösterilirdi.

Erdoğan yıllarca Mavi Marmara şehitlerini istismar etti. Bu sene tek bir açıklamasını gördünüz mü? Göremezsiniz. Mavi Marmara unutulur. Çünkü Erdoğan’ın yanında eskiden karşı çıktığı 90’lı yılların aktörleri var. Burada mesele istismar meselesi. Dışarıdaki görünümünüz bu olacak içeride halkı kandıracaksınız.

Bu yaz son yaz. Eğer bu yazı iyi değerlendirirsek seçmenlerimizle beraber hasadı iyi alırsak her mevsim yaz olacak. Ama bu yaz iyi çalışmazsak bundan sonra hep kara kış olacak. Korkarak bir sefer daha iktidarı uyarıyorum; Bu halk bu ekonomiyi kaldırmaz. Ne zaman gelirse gelsin Gelecek Partisi kadroları seçime hazır.

Kaba söz ve kötü üsluba karşı nezaket dilini benimsiyoruz. Sayın Erdoğan’ın her yerde başvurduğu yalan ve kurumsal yalanlara karşı ilkemiz elif gibi dimdik durmaktır. Allah doğruların, kul hakkınızı göz edenlerin yardımcısı olsun. Adaletin sözcüsü olmayı bizlere nasip etsin. 100 günlük seferberlik ilan ediyoruz.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin 5 Temel Sorunu Var, Aşacağız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin 5 temel sorunu var, bu konuda bir anlaşmamız lazım. 5 temel sorunun biz ‘İkinci Yüzyıla Çağrı’ beyannamemizde açıkladık” dedi. Kılıçdaroğlu, sorunları; demokrasi, ekonomi, dış politika, eğitim ve toplumsal barış olarak sıraladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün İstanbul’da, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) düzenlediği Ortak Akıl Platformu Liderler Buluşması Toplantısı’nın açılışında konuştu.

ANKA’da yer alan habere göre; Türkiye’nin önünde duran beş temel sorunu olduğu belirten Kılıçdaroğlu, “Bütün bu sorunların üstünde yani beş temel sorun üstünde temel bir sorun var, yönetim sorunu… Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Kim yönetiyor Türkiye’yi, kimler yönetiyor Türkiye’yi… Devlet akılla, bilgiyle, birikimle, adaletle yönetilir. Devlet liyakatle yönetilir, bir devleti bir kişi teslim edemezsiniz” diye konuştu.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’nin 5 temel sorunu var, bu konuda bir anlaşmamız lazım. 5 temel sorunun biz ‘İkinci Yüzyıla Çağrı’ beyannamemizde açıkladık. Birincisi demokrasi, demokrasinin olmadığı yerde büyüme, düşünce özgürlüğü olmuyor daha da önemlisi can ve mal güvenliği olmuyor çünkü yargı bağımsız değil. Hakkınızı arayamıyorsunuz. Önce demokrasi dediğimiz şeyi inşa etmemiz lazım. Herkesin düşüncesine, kimliğine, inancına, yaşam tarzına saygı duyacağımız bir Türkiye’yi inşa etmemiz lazım.

İkincisi ekonomi… Demokrasi olmayınca ve her şey şahsileşince ekonomide ciddi sorunlar çıkıyor, ortaya. Bugün ekonominin nereye gittiğini herhalde ben değil, en iyi siz biliyorsunuz. Biz sadece izliyoruz. Ama siz izlemenin ötesinde fiilen yaşıyorsunuz. Yaşadığınız için de endişeleriniz var, bu endişelerin giderilmesini istiyorsunuz.

“Dış politikada Türkiye zemin kaybeden, itibar kaybeden bir ülke haline geldi”

Üçüncüsü dış politika. Hayatımda rüşvet alan bir kişinin büyükelçi tayin edildiği bir ülke hiç duymadım, biz hariç. Bilgisi, becerisi, yeteneği olmayan insanların büyükelçi olarak atandıklarını görüyoruz. Dışişleri Bakanlığı’nın bu kadar devre dışı bırakıldığı bir süreci de hiç yaşamadım. Bu aynı zamanda devlette liyakat sisteminin tümüyle çökmüş olması demektir. Eğitimli insanların hor görüldüğü, bir anlamda aşağılandığı bir süreci yaşadık. Dış politikada Türkiye zemin kaybeden, itibar kaybeden bir ülke haline geldi.

dördüncü sorunumuz, temel bir sorundur, eğitim sorunu. Üniversitelerin bilgi üretemez noktaya geldiğini görüyoruz. Üniversite bilgi üretemezse sizler katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceksiniz? Farklı düşündü diye bir üniversite hocasının üniversiteden atılmasını, biz darbe dönemlerinde gördük, şimdi yaşıyoruz bunları. Oysa üniversiteler her türlü düşüncenin aykırı düşünceler dahil özgürce tartışıldığı mekanlardır. Üniversiteyi düşünce özgürlüğünün yok edildiği bir mekan olarak düşünürseniz zaten orası üniversite değildir.

“Bu beş sorunu aşacağız, başka seçeneğimiz yok”

Beşincisi toplumsal barışımız, toplumsal barışımızı sağlamak zorundayız. Öyle bir noktaya geldik ki komşumuzun kimliğini, inancını, yaşam tarzını sorgular hale geldik. Buradan da Türkiye’nin çıkması lazım. Bu beş sorunu aşacağız, başka seçeneğimiz yok.

Bütün bu sorunların üstünde yani beş temel sorun üstünde temel bir sorun var, yönetim sorunu… Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Kim yönetiyor Türkiye’yi? Kimler yönetiyor Türkiye’yi? Devlet akılla, bilgiyle, birikimle, adaletle yönetilir. Devlet liyakatle yönetilir, bir devleti bir kişiye teslim edemezsiniz. İşi uzmanına vermezseniz, o işte hiçbir bilgisi, becerisi olmayan insanı oraya koyarsanız; yani adlandırmak gerekirse bankaya güreşçiyi atarsanız olmaz. Merkez Bankası’na arkeolog atarsanız olmaz. Devlet dediğiniz alan liyakatin olmazsa olmaz olduğu bir alandır. Sorunu aşacağız.

“Mesele Türkiye meselesi”

Artık sağcıydı, solcuydu, ortacıydı falan yok. Mesele Türkiye meselesi. Mesele bir partinin meselesi olmaktan çıkmıştır. Mesele bir partinin meselesi değildir. Mesele; 100 yılda inşa ettiğimiz Cumhuriyeti, ikinci yüzyılda demokrasiyle taçlandırma meselesidir. Bir yüzyılda ağır bedeller ödedik. Başbakanlar idam edildi bu ülkede, bakanlar idam edildi. Gencecik çocuklar idam edildi, bunları aşma zamanıdır.

Paylaşın