Yedi Partinin Yer Alacağı Üçüncü İttifakta Sona Gelindi

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine bir yıldan daha az bir süre kaldı. Siyasi partilerin seçim programı ve ittifaklar meselesi de yavaş yavaş netleşiyor. HDP’nin de içinde yer aldığı 7’li yapı son şeklini almaya başladı.

AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı belli. İki parti de adaylarının mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı. Millet İttifakı’nın adayı merak edilirken, üçüncü bir oluşum arayışı da sürüyor.

Adının “Demokrasi İttifakı” olabileceği belirtilen yeni oluşumda 7 siyasi yapının bu ittifakın içinde yer alacağı ifade ediliyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri (HE) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun bu yapı içinde ortak mücadele edeceği vurgulanıyor.

Edinilen bilgilere göre yapı, toplumun farklı kesimleriyle ittifak zeminini bulmak için uzun süredir görüşmeler gerçekleştiriyor. 7’li yapı veya üçüncü ittifakta sona gelindiği ifade ediliyor.

İttifakın bileşenlerinden Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, dün akşam katıldığı bir televizyon programında, yol haritasında sona gelindiğini söyledi.

Üçüncü ittifakın başarılı olup olmayacağı bilinmez ancak özellikle cumhurbaşkanlığı seçiminde kilit konumunda olduğu çokça dillendiriliyor. Peki, üçüncü ittifak görüşmelerinden nasıl bir sonuç çıkması bekleniyor? Cumhurbaşkanı başkanı adayı kim olacak?

HDP’nin STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Sultan Özcan ile EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, son gelişmeleri Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendirdi.

“Türkiye’nin demokratik geleceğini inşa edecek bir ortaklıktır”

Eylül 2021’de 11 maddeden oluşan “Tutum Belgesi”ne atıf yapan HDP’li Özcan, belgeyi yurttaş inisiyatifleri, sivil toplum kuruluşları, sol, sosyalist ve Kürdi partiler dahil birçok kurum ile buluşturduklarını söyledi.

Bir yandan Kürdi partiler genişletme çalışmaları devam ederken, diğer yandan da 7’li mücadele ortaklığı olarak başlattıkları çalışmanın aralıksız sürdüğünü belirten Özcan, “Bu ortaklık, seçimle sınırlı olmayan, Türkiye’nin demokratik geleceğini inşa edecek ve mevcut tek adam rejimini değiştirip-dönüştürecek ilkesel bir mücadele genişletme ortaklığıdır” dedi.

Şimdiye kadar ücret düzenlemesi, yoksulluk, işsizlik, savaş, göç ve mültecilere ilişkin ortak birçok çalışma yaptıklarını ifade eden Özcan, “Ortak mücadele çalışmalarımız sorunsuz bir şekilde devam etti. Henüz tarih netleşmedi ama ağustosun son haftası gibi İstanbul’da konuyla ilgili bir deklarasyon açıklamayı hedefliyoruz” diye konuştu.

Toplumun büyük bir morale ihtiyacı olduğunu ve tünelin sonunu görme arzusunun çok yükseldiğini aktaran Özcan, “Bu yan yana geliş ve HDP’nin çoklu ittifak dediği bu 7’li yapı sadece demokrasi ittifakıyla sınırlı değil, bir mücadele ortaklığıdır. HDP büyük kongreye giderken bütün demokratik kurumları ziyaret etti yazar, sanatçı, aydın, gazeteci ve hukukçular dahil birçok kesim ile yuvarlak masa toplantıları gerçekleştirdi. Bunların tamamı HDP’nin içinde olduğu bu yan yana gelişlerinin çok anlamlı olduğunu ifade ettiler. Tabanda da buna yönelik destek yüksek düzeyde” ifadelerini kullandı.

“‘Ahmet gitti, Mehmet geldi’ gibi olmasını istemiyoruz”

Cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesinde “Tutum Belgesi” dışında bir girişimlerinin olmadığının altını çizen Özcan, “HDP parlamento seçimlerinde demokrasi güçleriyle ortak seçimlere katılmayı hedefliyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakı’yla ortak bir aday ise Türkiye toplum sözleşmesi olabilecek asgari 5-6 ilke üzerinden olabilir. Bu cumhurbaşkanı ne yapacak? ‘Ahmet gitti, Mehmet geldi’ şeklinde olmasını istemiyoruz” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

Kişiye bağlı değil de kabul edilebilir bir aday ve ülkenin demokratik bir düzeye çıkması için topluma sunulacak ve bir toplum sözleşmesi niteliğinde olursa diyaloğa ve müzakereye açık olduğumuzu söylüyoruz. Aslında başından beri şartlarımız bellidir. Henüz açıklanmış bir aday yok ama 6’lı masa bu konuda HDP’yi meşru muhatap kabul edip, ülkenin demokratik geleceğiyle ilgili temel birkaç maddede ortaklaşma ve topluma bir sözleşme sunulmazsa aday konusu dahil yani ‘HDP’yi hoş tutalım boş tutalım’ gibi bir yaklaşım olursa HDP kendi adayını çıkaracaktır. Bu seçenek masada duruyor.

“Ağustosta bir deklarasyonla kamuoyuyla paylaşılacak”

7’li yapının toplu görüşmelerinden sonra her partiden birer temsilci olmak üzere ortak bir koordinasyonun kurulduğunu anlatan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, çalışmalarının aralıksız devam ettiğini ve koordinasyonun en son dün bir toplantı gerçekleştirdiği bilgisini verdi.

Koordinasyonun döneme dair taleplerle ortak siyasi platform metni çalışması olmak üzere iki temel görevinin olduğunu vurgulayan Akdeniz, “Önemli bir eşik aşıldı ve sona gelindi denilebilir. Sadece birkaç madde üzerinde tartışmalar sürüyor ama çok olumlu gittiği söylenebilir. Birkaç güne kadar onlar da netleşmiş olacak. Kurumlar hazırlanan metne onay verdikten sonra ağustos ayının son haftası gibi aydın, yazar, akademisyen ve kanaat önderleri gibi birçok kesimin olduğu ortak bir deklarasyonla kamuoyuyla paylaşılacak” bilgisini paylaştı.

EMEP olarak Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti ve Türkiye Komünist Hareketi’nin (THK) de içinde olduğu üçlü oluşumun da sürece dahil edilmesi yönünde çağrıda bulunduklarını ve çağrının 7’li yapı tarafından kabul gördüğünü belirten Akdeniz, şunları söyledi:

7’li koordinasyondan çıkacak ortak metin basına açıklanmadan önce bu örgütlere götürülecek, görüş ve önerileri alınarak ortaklaşmaya davet edilecek. Akabinde işçi, emek ve meslek örgütleriyle görüşmeler yapılacak. Tüm bu görüşmelerden sonra deklarasyon metni açıklanacak

“Erdoğan’ı sevindirecek bir pozisyon içerisinde yer almayız”

Bütün toplumun tek adam yönetimi olan sistemden kurtulmak için bir arayış içinde olduğunu savunan Akdeniz, “Toplumda sadece Millet İttifakı’yla bu işin gidemeyeceğine dair geniş bir kanaat var. Ülkenin devrimcileri, sosyalistleri, Kürtleri, ezilenleri ne yapacak, nasıl bir tutum sergileyecek? Bu açıdan gözler üçüncü seçenekte. Buna yönelik toplumda güçlü bir talep var. Ayrıştıran değil, birleştiren bir talep bu. Ancak şöyle bir şey de var; tek adam yönetimi giderse yerine kim gelecek? Bu konuda çok ciddi kaygı ve soru işaretleri var. Dolayısıyla üçüncü ittifakın bir an önce çalışmaya başlaması yönünde güçlü istek ve arzunun olduğu nettir. Demokratik, sol, sosyalist ve emek merkezli bir ittifak arayışının çok güçlü bir karşılığının olacağını düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ercüment Akdeniz, cumhurbaşkanlığı adaylığı için de şunları kaydetti:

Şu ana kadar 7’li görüşmeler içerisinde gerek milletvekilliği gerekse de cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu hiç gündem olmadı. Önceliğimiz mücadele ittifakının oluşmasıdır. EMEP olarak da parti kurullarımızda henüz bu konuda bir tartışmamız olmadı, ancak şunu söyleyebiliriz; cumhurbaşkanlığı seçimi referandum niteliğinde geçer. Erdoğan veya Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni sevindirecek bir pozisyon içerisinde yer almayız ama bu her adayı koşulsuz destekleyeceğiz anlamına gelmiyor. Oylarımız çantada keklik değildir. EMEP olarak düşüncemiz budur.

Paylaşın

AYM, Din Dersi Müfredatını Anayasa’ya Aykırı Buldu

Anayasa Mahkemesi (AYM) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmak isteyen bir ateist öğrencinin başvurusunun kabul edilmemesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti ve öğrenci ile velisine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Bugün Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre 15 AYM üyesinin yedisi karara karşı oy kullandı.

Mahkeme bu kararı ders müfredatını inceleyerek aldı.

Anayasa’nın 24. maddesindeki “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” ve “Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” ifadelerini hatırlatan AYM, mevcut müfredatın ilk alıntıda yer alan din kültürü ve ahlak öğrenimi sınırlarında kalmayıp ikinci alıntıda yer alan din eğitim ve öğretimi seviyesinde olduğuna hükmetti.

Bu konudaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay kararlarını da hatırlatan AYM, Danıştay’ın 2017’de içtihat değiştirerek dersin Anayasa’ya uygun olduğuna karar vermesine rağmen bu kararın gerekçesini açıklamadığını belirterek bunu dikkate almadı.

AYM zorunlu din derslerinin “İslam’ın Türk milletinin çoğunluğu tarafından uygulanan ve yorumlanan şekline ilişkin bilgilere odaklandığını” ve yalnızca İslam dinine ait ibadetleri öğrettiğini belirtti.

İşten çıkarma davası

AYM bir diğer kararını ise 2017’de Gülen yapılanmasına üye olduğu gerekçesiyle Kızılay’daki işinden çıkarılan bir hemşirenin başvurusu üzerine verdi.

Mahkeme bu kişi hakkında bir soruşturma olmadığını, eski eşinin yaptığı bir bağış nedeniyle kırmızı listede olduğunu belirterek başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Paylaşın

Türkiye Her Gün Yedi Hekimini Kaybediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlere yönelik “Giderlerse gitsinler” söyleminin ardından, ülkede bu yılın ilk 6 ayı itibariyle yurtdışına gitmek için başvuran hekim sayısının rekor düzeyde arttığı ortaya çıktı.

Yaklaşık bin 200’ü aşkın hekimin yurtdışına gitmek için Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) belge almak için başvurduğu, yıl sonunda bu rakamın 3 binleri bulacağı belirtildi. Önceki yıllarda daha çok asistan ile pratisyen hekimlerin gitmek için belge almak istediği kaydedilirken, bu yıl uzman ve akademisyenlerin başvurularının artması dikkat çekti. Önümüzdeki yıllarda cerrahi, iç hastalıkları, çocuk sağlığı, anestezi, radyoloji, göz hastalıkları gibi branşlarda hekim eksikliği yaşanacağı vurgulandı.

BirGün’den Sibel Bahçetepe’nin haberine göre, 2002 yılında yurtdışına gitmek için belge isteyen hekim sayısı 59 iken bu sayı Aralık 2021’de bin 405’e çıkmıştı. Oysa bu yılın daha ortasında rakamlar bunun çok daha üzerinde. Günde ortalama 7 hekimin yurtdışına gitme girişiminin olduğu kaydedildi. Yurtdışına gitme hazırlığı yapan ve yurtdışına giden hekimler değerlendirmelerde bulundu.

“Böyle hayal etmemiştim”

Dr. Berfin Şenol (27) 2 yıldır Ankara’da özel bir hastanede hekimlik yapıyor. “Böyle olacağını bilseydim tıp fakültesini hiç seçmezdim” diyen Şenol, “Birleşik Krallık’ta bir yerde, artık neresi olursa orada doktorluk yapmak istiyorum. Son sınava girdim, geçtiysem muhtemelen birkaç aya gideceğim” dedi. Şenol, şu değerlendirmelerde bulundu: “Hekime, sağlıkçıya şiddet, iş yoğunluğu, ekonomik şartların yetersizliği gibi çok sayıda neden yüzünden gitmek istiyorum. Gitmek hiç kolay değil. Her gün anneme, babama bir şey olursa hangi uçakla, ne zaman, nasıl Türkiye’ye gelirim bunları düşünüyorum. Türkiye benim bildiğim, yetiştiğim ve özlediğim ülke değil artık. Burası açık hava cezaevi benim için. Kadın olduğum için mi, doktor olduğum için mi, kimliğim nedeniyle mi öldürüleceğim bunları düşünmekten yoruldum.”

“Hayal kırıklığı oldu”

Dr. Dilara Ateş (27) ise 7 ay önce İstanbul Sancaktepe’de çalıştığı hasteneden istifa ederek, Almanya’ya yerleşen hekimlerden biri.

Ateş, şunları söyledi: “Mezun olduktan sonra aslında Türkiye’de kalmayı ve TUS’a başvurmayı düşündüm. Ama daha sonraki ciddi ekonomik kriz, çalışma şartlarımızın kötü olması, can güvenliğimizin olmaması kesin kararı almama neden oldu. Çocuk uzmanı olmak istiyorum. Almanya’nın ekonomik ve özlük hakları çok daha iyi, hekime yönelik saygı da var, şartları da daha insani. Tıp fakültesini severek yazdım, çocukluğumdan beri istediğim bir bölümdü. Hekimlik mesleği şu an ne yazık ki itibarsızlaştırılıyor. Çok büyük hayal kırıklığına uğradım.”

“Pişman değilim”

ABD Minnesota Üniversitesi’nde nöroradyolog olarak görev yapan Dr. Can Özütemiz ise Türkiye’den Amerika’ya üst ihtisas yapmak amacıyla gidip kalanlar arasında. Özütemiz, 2016 yılında ABD’ye gittiğini anlatarak, “Türkiye’de yavaş yavaş değişen iklim beni kalmaya itti. Bakılan hasta sayısı, iş yoğunluğu, özellikle hem devlet hastanelerinde, hem de akademik kurumlarda önemli kurumlara insanların nitelikleri ve becerileriyle değil, daha çok siyasi ilişkileri, cemaat bağlantıları ile geldiğini gördüm. İkinci etken de Gezi direnişinden sonra yaşanan iklimdi. Hekime şiddet de tabii ki en önemli faktörlerden biri. Geriye dönüp baktığımda hiç pişman değilim” dedi. Özütemiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hekimlere yönelik ‘giderlerse gitsinler’ açıklamasının kendisi için “bam telinin koptuğu nokta” olduğunu da söyleyen Özütemiz, “O açıklama herkeste büyük bir hayal kırıklığı yarattı” değerlendirmesini yaptı.

Ameliyat yapılamaz hale gelir

TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut ise geçen yıllarda daha çok genç ve pratisyen hekimlerin yurtdışına gittiğini ancak bu yıl tablonun değiştiğini, daha çok akademisyen ve uzmanların gitmek için başvurularda bulunduğunu söyledi.

Bulut, özetle şu bilgileri paylaştı:

“Alanlarındaki uzman isimler de Türkiye’den ayrılmak istiyor. Temel nedenlerden biri ekonomik. Ayrıca siyasi liderlerin ‘giderlerse gitsinler söylemi’. Bu çok kırgınlık yarattı. Çalışma koşulları çok kötü, beş dakikada bir muayene, günde 70-100 hastaya bakmak hekimlerde verimliliği düşürdü. Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlıkta çöküş yarattı. Bunu halen görmek istemiyorlar. Özellikle anestezi, yoğun bakım gibi belli alanlarda hizmet açığı oluşacak, cerrahi branşlardan gidişler daha fazla. Bu alanlarda gelecekte Türkiye’yi ciddi sorunlar bekliyor. 13 bin asistan kadrosu açtılar ama asistan kadrolarını eğitecek kadrolar yok, kim eğitecek bu asistanları? Önümüzdeki yıllarda bir takım ameliyatlar yapılamaz duruma gelir.”

Paylaşın

Küresel İfade Özgürlüğü Raporu: Türkiye Krizde

Küresel İfade Özgürlüğü raporuna göre Türkiye 100 üzerinden 7 puanla, 161 ülke arasında 141. sırada yer aldı. Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre de tam 24 puan kaybetti. Bu puanlamaya göre Türkiye “krizde” olan ülkeler kategorisine girdi.

Article19, 2022 Küresel Küresel İfade Raporu’nu yayınladı. Raporda ülkeler, bireylerin toplumsal hayatta ve sosyal medyada özgürce kendini ifade edebilmesi, sokak eylemlerine katılabilmesi, siyasi lidere erişim, şiddet ya da yaptırımlara maruz kalma korkusu olmadan eylemlilikte bulunmak gibi 25 farklı gösterge üzerinden değerlendirildi ve ülkelere 100 üzerinden puan verildi.

Bu puanlama üzerinden, 80-100 puan arası ülkeler ‘özgür’, 60-79 puan arası ülkeler ‘kısmen kısıtlı’, 40-59 puan arası ülkeler ‘kısıtlı’ , 20-39 puan arası ülkeler ‘büyük ölçüde kısıtlı, 0-19 puan alan ülkeler de ‘krizde’ biçiminde kategorilere ayrıldı.

Türkiye krizde

Türkiye 100 üzerinden 7 puanla, 161 ülke arasında 141. sırada yer aldı. Bu yıl da ‘krizde’ olan ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye’nin ifade özgürlüğündeki düşüşü de devam etti. Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre de tam 24 puan kaybetti.

Türkiye bu yıl 7 puanla Mısır, İran, Myanmar ve Burundi ile aynı sırada, 5 puan alan Yemen’in hemen üzerinde yer aldı. Rusya, Irak, Bangladeş, Ruanda, Pakistan, Zimbabve, Sudan ve Afganistan gibi ülkelerin ise gerisinde kaldı.

Dünyada da ifade özgürlüğü kısılıyor

İfade özgürlüğü konusunda Türkiye’de artarak devam eden kısıtlamalar dünya geneli için de geçerli. Rapora göre dünya nüfusunun sadece yüzde 15’i, yani her 7 kişiden sadece biri düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor.

Raporda son 10 yılda dünya çapındaki ifade özgürlüğündeki düşüşe de dikkat çekildi. Buna göre, dünya nüfusunun yüzde 80’i, 10 yıl önceye göre daha az ifade özgürlüğüne sahip.

En baskıcı ülkeler

Article19, 2022 Küresel Küresel İfade Raporu’na göre Kuzey Kore, 100 üzerinden ‘0’ ile ifade özgürlüğünün en çok kısıtlandığı ülke oldu. Kuzey Kore’yi, 1 puan ile, Türkmenistan, Suriye ve Erire, 2 puan ile Belarus, Çin ve Küba, 3 puanla Nikaragua ve Suudi Arabistan, 4 puanla da Ekvotoryal Gine izledi.

En özgür ülkeler yine İskandinavya’da

İfade özgürlüğünün en yüksek olduğu ilkeler ise 95 puanla Danimarka ve İsviçre, 94 puanla İsveç ve Norveç, 93 puanla Estonya ve Finlandiya, 92 puanla İrlanda ve Portekiz, 91 puanla da Belçika ve Litvanya oldu.

Paylaşın

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna Ve Askeri Üssüne Saldırı

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu ve Başika’daki askeri üse eş zamanlı saldırı düzenlendi. Rudaw saldırıların roketle yapıldığını yazarken, RojNews askeri üssü yapılan saldırının drone ile yapıldığını söyledi.

Rudaw haberinde atılan dört füzenin başkonsolosluk binasının etrafına isabet ettiği, etraftaki binaların ve araçların hasar gördüğü ancak ölen ya da yaralanan olmadığı aktardı.

Her iki haber kuruluşu da Başika yakınlarındaki askeri üssü yapılan dronlu saldırıya ilgili ölen ya da yaralanan bilgisi paylaşmadı.

RojNews saldırıyı Irak’ta Şii bir grup olan Seraya Ebabil güçlerinin üstlendiğini belirtti.

Başika’daki askeri üs Musul’un 12 kilometre kuzeyinde. 2015’te inşa edildi ve “Başika ya da Zilkan üssü” olarak adlandırılıyor.

Dışişleri Bakanlığı saldırıyı kınadı

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.

Musul Başkonsolosluğuna gerçekleştirilen saldırıyı doğrulayan Dışişleri Bakanlığı, Başika’daki askeri üsse yapılan saldırıyla ilgili bir şey demedi.

Bakanlık açıklamasında, “Can kaybı yaşanmayan bu saldırıyı en sert şekilde kınıyor ve sorumluların biran önce adalet önüne çıkarılmalarını bekliyoruz. Irak makamlarını diplomatik ve konsüler temsilcilikleri koruma sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.” dedi.

Saldırının BM Güvenlik Konseyinde Irak’ın çağrısıyla düzenlenen toplantı sırasında gerçekleştiği belirten Bakanlık açıklamada, şunları kaydetti:

“Ülkemizin haksız şekilde itham edilerek hedef gösterildiği bir dönemde, Irak makamlarının çağrısı üzerine düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında bu saldırının gerçekleşmiş olması da vahim ve düşündürücüdür.”

“Bu vesileyle Irak makamlarına, terörle mücadeleye odaklanmaları ve toprakları üzerinden komşu ülkelere ve diplomatik temsilciliklere tehdit oluşturan terör mevcudiyetlerine son vermeleri çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.”

Paylaşın

Suriye’den Türkiye’ye Operasyon Yanıtı: Karşılık Veririz

Ankara’nın geçtiğimiz aylarda gündeme getirdiği Suriye’nin kuzeyine yönelik olası operasyon gündemi devam ediyor. Şam, “Türkiye’nin olası bir saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu” açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da yer alan haberde, vurgulanan açıklamada, “Ordu ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı, Suriye Arap Ordusu’nun, Türkiye’nin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarında olası herhangi bir saldırganlığına karşı koymaya tamamen hazır olduğunu teyit etti” ifadeleri yer aldı.

Askeri bir kaynağın SANA’ya yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin son iki gündür Suriye topraklarında uyguladığı provokasyonların ve farklı bölgelere ve bir dizi silahlı kuvvetlerimize ait noktalara yönelik saldırıların yoğunlaşmasıyla, ordumuzun bu ülkenin ve terör örgütlerinin olası her türlü saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu teyit ediyoruz” denildi.

Esad: Karşılık vermekten çekinmeyiz

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyon gündemi devam ederken Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad geçtiğimiz ay Russia Today’e verdiği röportajda, Türkiye’nin olası operasyonu için “Karşılık vermekten çekinmeyiz” demişti.

Esad, “Kuşkusuz işgal edilmiş her toprak zamanı gelince kurtarılacak” diye konuşmuştu.

Hamaney Erdoğan’ı uyarmıştı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak, İran, Rusya ve Türkiye üçlü zirvesine katılmak için 19 Temmuz’da gittiği Tahran’da ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile görüşmüştü.

Yaklaşık 40 dakika süren görüşmede Hamaney’in Erdoğan’ı Suriye’ye yönelik olası operasyon için uyardığı ifade edilmişti.

Hamaney’in Erdoğan’ı Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik yapmayı planladığı olası operasyonun “zarar verici olacağı” konusunda uyardığı belirtilmişti.

Erdoğan’dan Suriye’ye operasyon çıkışı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mayıs ayı sonunda yaptığı bir açıklamada, Suriye’nin kuzeyine yönelik, “30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti: “Suriye sınırlarımız boyunca adım adım kurmakta olduğumuz 30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız. Böylece çocuklarımızı kandırıp dağa götüren mekanizmayı tamamen ortadan kaldırmış olacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öte yandan Azerbaycan ziyaretinden dönerken uçakta, Suriye’nin kuzeyine yönelik TSK’nın olası operasyonun sorulması üzerine “Her zaman söylediğim gibi, bir gece ansızın onların da tepelerine ineriz, inmeye de mecburuz. Biz şehitlerimizin bedelini bunlara ödetmeyecek miyiz?” demişti.

ABD: Rusya Suriye’yi riske atmak istemez

ABD’nin eski Türkiye ve Suriye Büyükelçisi James Jeffrey ise Rusya’nın da bölgedeki varlığını korumak istediğini “Rusya için Suriye büyük bir başarı, bunu riske atmak istemezler” sözleriyle özetlerken ABD’nin de kısa zamanda Suriye’den ayrılmak gibi bir niyeti olmadığını ifade etmişti.

Rusya: Mantıksız bir adım

Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, bugün başlayacak ve iki gün sürecek Astana görüşmeleri öncesinde Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyonunu değerlendirmişti.

Lavrentyev, sözkonusu operasyon için “Mantıksız bir adım” yorumunu yapmıştı. Lavrentyev açıklamalarının devamında İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik konusuna da değinerek “Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesine çekinceli yaklaşıyor diye Suriye’ye operasyon konusunda Türkiye ile pazarlık yapmıyoruz. Operasyona gözümüzü kapatmıyoruz. Rusya bölgedeki müttefiklerini satmaz” demişti.

(Kaynak: halktv.com.tr)

Paylaşın

CHP’li Tanrıkulu: Haziranda 39’u Çocuk 792 Kişi İşkence Gördü

Haziran ayına ilişkin hak ihlalleri, CHP’li Sezgin Tanrıkulu tarafından rapor haline getirilerek paylaşıldı. Rapora göre haziranda 39’u çocuk olmak üzere 792 kişi işkence gördü. İşçilere, kadınlara, gazetecilere yönelik ihlaller de devam etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, “Haziran 2022 Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri Raporu”nu yayımladı.

Tanrıkulu’nun raporuna göre, haziran ayında 231 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde, 187 emekçinin hayatını kaybetmesi ile iş cinayetleri birinci sırada yer aldı. Rapora göre kadın cinayetlerinde 32 kadın hayatını kaybederken, 5 kişi de cezaevlerinde hayatını kaybetti.

39 çocuk işkence gördü

Tanrıkulu’nun raporunda bir ayda 792 işkence olayı yaşandığı belirtilirken, bu olayların 51’nin cezaevlerinde yaşadığı ve işkenceye uğrayanlardan 39’unun çocuk olduğu kaydedildi.

Haziran ayında toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik hak ihlalleri de devam etti.  71 eylem ve etkinliğe müdahale edilirken, bu müdahalelerde 35’i çocuk 783 kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı. 10 kişi toplantı ve gösteri yürüyüşünü kullandığı için açılan davalarda mahkûm oldu. 7 ilde 11 tiyatro, gösteri vb. etkinlikler yasaklandı.

Gazetecilere yönelik hak ihlalleri de raporda yer aldı. Buna göre haziranda 26 gazeteci gözaltına alındı, 16 gazeteci tutuklandı, 4 gazeteci hakkında açılan davalardan mahkûm oldu, bir gazeteci ise saldırıya uğradı.

Sansür

292 internet haberine erişim engeli geldi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kanallara 5 kez ceza verdi, 11 kitap hakkında toplama kararı verildi.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için 32 kişi gözaltına alındı, 13 kişi tutuklandı. 10 kişi hakkında, bu hakkını kullandığı için açılan davalarda mahkûmiyet kararı verildi. 35 kişiye bu alanda soruşturma açıldı.

Tanrıkulu, raporundaki verilerden yola çıkarak, “Adalet ve Kalkınma Partisi, ‘İşkenceye sıfır tolerans’ dedi. İnsan hakları ihlallerini bitirme iddiasıyla geldi, 20 yıl önce. Bugün itibarıyla zalimlikte, zulümde ve insan hakları ihlallerinde bir şampiyonluğa doğru ilerliyor” dedi.

“Adalet ve Kalkınma Partisi geldiği noktada zalimlik, zulüm ile ayakta duruyor” diyen Tanrıkulu, “Bunlar kendi iktidarlarının idari pratiğine dönüşmüş durumda ama söz veriyoruz, hiç kimse umutsuz olmasın. Bütün bunları ortadan kaldıracağımız ortamı seçimden sonra yaratacağız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: ANKA)

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Ortak Aday Bir Kişi Değil, Bir Anlayıştır

5,5 yıldır Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş, “ortak cumhurbaşkanı aday” tarifini yaparken, “Ortak aday bir kişi değil, bir anlayıştır. Tek adamın karşısına çıkacak bir başka tek adam ya da tek kişi değildir. Kolektif aklın sözcüsü, birleşmiş bilincin aktarıcısıdır” dedi.

Demirtaş, ortak adayın hedefinin yüzde 50+1 değil yüzde 80+1 oy almak olduğunu belirtti. Demirtaş yazısında, “Amaç sadece seçimi kazanmak değil, en güçlü toplumsal meşruiyetle geçiş sürecini yönetmektir” ifadesini kullandı.

Demirtaş’ın Gazete Duvar için kaleme aldığı “Ortak aday nedir?” başlıklı yazısı şöyle;

“Seçim tarihi yaklaştıkça ortak adayın kim olabileceği konuşuluyor, herkes aklındaki ve gönlündeki adayın km olduğunu söylüyor.

Oysa ortak adayın kim olacağından önce, ne olduğunu netleştirmek, “ortak aday kim olmalı” sorusundan önce “ortak aday nedir” sorusunu sormak gerekir.

Ben bu soruyu, aşağıdaki şekilde yanıtlıyorum.

Ortak aday bir kişi değil, bir anlayıştır. Tek adamın karşısına çıkacak bir başka tek adam ya da tek kişi değildir. Kolektif aklın sözcüsü, birleşmiş bilincin aktarıcısıdır.

Ortak aday tek bir partinin, tek bir kimliğin, tek bir inancın değil, bütün toplumsal kesimlerin ve farklılıkların bileşkesi, 85 milyonun siluetidir.

Ortak aday diğer adayların karşıtı değil, demokrasiyi savunanların rakipsiz adayıdır.

Ortak aday tek bir ideolojinin değil, gerçek demokrasinin temsilcisidir. Kamplara bölünmüş, paramparça edilmiş toplumu demokrasi değerlerinde buluşturan kapsayıcı güçtür.

Ortak adayın hedefi yüzde 50+1 değil, yüzde 80+1’dir. Amaç sadece seçimi kazanmak değil, en güçlü toplumsal meşruiyetle geçiş sürecini yönetmektir. Bunun için de sivil ve tam demokratik bir anayasa hazırlanmasına öncülük etmek, o anayasanın toplumun tüm dinamiklerinin katılımıyla yapılmasını sağlamaktır. Ülkeyi demokratikleştirecek sinerjiyi ortaya çıkarmaktır.

Ortak aday sadece siyasi partilerin değil; kadın platformlarının, çevre hareketlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin, odaların yani tüm toplumsal kesimlerin de adayıdır. Bunun için bu kesimlerin desteği alınmalı, görüşleriyle sürece aktif katılımları sağlanmalıdır.

HDP’nin ortak adaya açık olmasının, ortak adayda kararlı olmasının temel nedeni budur. Çünkü amaç sadece seçimi kazanmak olmamalıdır. Seçimle birlikte demokrasiyi ve toplumsal barışımızı da kazanmak olmalıdır. Bunun için de büyük bir toplumsal uzlaşma sağlanmalıdır. Ortak aday, işte bu büyük uzlaşmanın adıdır.

HDP, ortak aday düşüncesini ucuz bir pazarlık ya da kof bir şantaj unsuru olarak ileri sürmüyor. Dar parti çıkarlarını değil, ülkenin geleceğini düşünerek sorumlu davranıyor.

Türkiye hepimizindir, dolayısıyla ortak aday da hepimizin olmalıdır.

İkinci yüz yılında Cumhuriyet’i hep birlikte sahiplenerek onu hepimizin Cumhuriyet’i haline getirebiliriz. Demokratik, laik, sosyal, eşitlikçi, adil bir hukuk devletine dönüştürebiliriz.

Bu yoksulluğu, bu perişanlığı, bu zulmü hiçbirimiz hak etmiyoruz. “Sen, ben” yok “biz, hepimiz” var ve el ele vererek ülkeyi içinde bulunduğu felaketten çıkarabiliriz.

O halde hep birlikte yan yana durarak değişimi başlatalım.

İşte bu anlayışın adı ORTAK ADAY’dır.

Kimin bu anlayışı temsil edeceğine karar vermek ise sonraki iştir ve kolaydır.

Benim ortak adayla ilgili görüşlerim bu şekilde. Siz de görüşlerinizi yazın lütfen, avukatlarım bana ileteceklerdir. Çünkü ortak adayın kim olmasından önce ne olması gerektiğini ne kadar çok konuşursak o kadar sağlıklı sonuçlar çıkar ortaya.

Hepinize sevgiler, selamlar…”

Paylaşın

HDP Ek Delillerle İlgili Savunmasını AYM’ye Teslim Etti

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) açılan kapatma davasında ek delillere dair savunma Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) teslim edildi. HDP Kapatma Davası’na eklenen ek delillere dair 13 sayfadan oluşan savunma HDP Hukuk Komisyonu üyesi avukatlar Kenan Maçoğlu, Maviş Aydın ve Sipan Cizreli tarafından AYM’ye götürüldü.

Savunma, HDP Milletvekili Semra Güzel ve eski milletvekili Behçet Yıldırım’a dair soruşturmaların ek delil olarak gönderilmesine ilişkin konuları kapsıyor.

Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümleri dosyada yok 

HDP, savunmasında CD halinde gönderilen Kürtçe ses kayıtlarına dair Türkçe çözümlerin kendilerine tebliğ edilmediğini belirterek, savunma hakkını saklı tuttu. Ek deliller içerisinde gönderilen Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümleri HDP’ye tebliğ edilmedi.

Mezopotamya Ajansı’nın edindiği bilgilere göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatmaya ek delil olarak sunulan iki CD içerisinde 281 adet ses kaydı yer alıyor.

Davanın reddi talebi

HDP Hukuk Komisyonunca hazırlanan 13 sayfalık savunmada, usule yönelik itirazlar, Yargıtay içtihatları ve ek delil olarak kabul edilen soruşturma ve fezlekelerin kapatma ile hukuksal bağına dair ve esasa ilişkin hukuksal değerlendirmelere yer verildi. Yine Semra Güzel hakkında açılan soruşturmaların milletvekili yani HDP üyesi olmadan önceki tarihlere dayandığı ve soruşturma hakkında ortaya çıkan hukuksuzluklara yer verildi. Behçet Yıldırım ve Semra Güzel’in yargılama süreçlerinin devam ettiği de vurgulanan savunmada bir kez daha kapatma davasının reddi yönünde karar verilmesi talep edildi.

Ne olmuştu?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu tarafından 12 Mayıs’ta kabul edilen ek deliller 26 Mayıs’ta HDP Genel Merkezi’ne yetkililer tarafından tebliğ edilmişti.

Söz konusu ek deliller arasında HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına gerekçe yapılan fezleke ile eski milletvekili Behçet Yıldırım hakkında açılan soruşturmaların yer aldığı öğrenildi. Söz konusu ek delillerin incelenmesi ardından HDP, AYM’ye ek savunma verip, vermeyeceğine karar verecek. AYM, ek delillere dair beyanda bulunması için 30 gün süre vermişti.

HDP, CD’lerde yer alan bazı belgelerin açılmaması nedeniyle AYM’den bir kez daha talepte bulundu. 17 Haziran’da bir kez daha CD içerisinde gönderilen belgelerin açılmaması üzerine yeniden talepte bulunulmuştu. CD’ler içerisinde bulunan Kürtçe ses kayıtlarının Türkçe çözümlerinin dosyaya kazandırılması için 21 Haziran’da alınan karar 22 Haziran’da HDP’ye tebliğ edildi. Söz konusu kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından ek deliller arasında yer alan Kürtçe metinler ile ses kayıtlarının davayla ilgilisi olup olmadığının, ilgili olduğu takdirde Türkçeye tercüme edilerek mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine ve savunma için 27.06.2022 tarihinden itibaren 30 günlük ek süre verilmesine karar verildi. Kürtçe ses kayıtlarına dair çözümler verilen süre içerisinde HDP’ye tebliğ edilmedi.

Süreç nasıl işleyecek?

Yazılı savunma süreçlerinin tamamlanması ardından AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve davalı HDP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69’uncu maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebiliyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a Yanıt: Biz Olmasak Erdoğan Bir Hiçti

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, TV5 televizyonunda Gazete Duvar Ankara Temsilcisi Nergis Demirkaya, TV5 Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Yılmaz ve ABC Gazetesi yazarı Ömer Şahin’in sorularını yanıtladı.

Dış politikadan ekonomiye, ittifak tartışmalarından aday arayışlarına kadar birçok soruya yanıt veren Davutoğlu, kendisi ile birlikte Ali Babacan’a yönelik “Onların nasıl ihanetin içerisinde olduklarını kendilerinin düşünmesi lazım. Onlar o makamlara kendi layık oldukları için gelmediler. O makamlara getirildiler” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

‘Değil Tayyip Erdoğan babam olsa sadakat göstermem’

Erdoğan’ın sözlerine “ihanet” ifadeleri üzerinden tepki gösteren Davutoğlu, “Bazı kavramlar yıpratılmamalı, yerinde kullanılmalı. Eğer yerinde kullanmazsanız o kavram bir gün gelir sizi vurur. İhanet çok ağır bir itham. Sayın Cumhurbaşkanının en büyük zaafı, hesaba çekileceği şey kibri, niteliğe düşman oluşu ve mutlak kudreti kendisinde görmesidir. Benim inanışım kulu kul olmayı engelleyen bir inanç. Müslümanın bir özelliği varsa şahsiyet sahibi olmasıdır. Bizim nihai sadakatimiz Allah’a, ait olduğunuz topluma, milletedir. Eğer faniler o ilkelere uyarlarsa sadakat gösteririm. O ilkelere uymayanlara değil Tayyip Erdoğan babam olsa sadakat göstermem. Benim hiçbir faniye nihai sadakatim yoktur” dedi.

‘Ben bir hiçtim de neden ülkeyi emanet etti?’

Davutoğlu, Erdoğan’a “ihanet” sözleri nedeniyle dava açmayı düşündüğünü belirterek şunları söyledi:

“Herkes adliye saraylarının yakınından Beştepe’de uzanan adalet pazarlıklarından bahsediyor. Yakın zamanda Siirt İl Başkanımıza böyle bir hukuki meselesini çözmek için birkaç milyon dolar teklif edenler çıkmış. Fatih kadı önünde hesap verdi, Tayyip Erdoğan’da hesap vermeye hazır olacak. Siz Cumhurbaşkanı zırhına sığınıp en ufak eleştiriye bile tahammül etmeyeceksiniz ama başkasına istediğiniz hakareti yapacaksınız. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı yapmış biri olarak hukuki dava da açmayı düşünüyorum. Bugüne kadar siyasi dava hiç açmadım. Türkiye’de Başbakanlık yapmış birini kimse ihanet ile suçlanamaz, kimse hain diyemez. Varsa elinde bir delil beni Divan-ı Harp’te yargılasın. Fatih gibi kadı önünde hesap vermeye hazır olacaksınız. Sayın Erdoğan siz adalete ihanet ettiniz. Ben bir hiçtim de neden ülkeyi emanet etti.”

‘Biz olmasak Tayyip Erdoğan bir hiçti’

Bugüne kadar geldiği makamlara emekleri ile geldiğini kaydeden Davutoğlu, “Kötü bir bakan olsaydım kimin aklına gelirdi benim Başbakan olmam. Layık olmayan birine ülkeyi nasıl emanet ettin. Bir hiçtim de neden emanet ettin. Ben geldiğim hiçbir yere emeksiz gelmedim, tırnaklarımla geldim. Uykusuz gecelerle geldim, çileli yolculuklarla geldim. Ne bir beyzadenin oğluyum ne arkamda sermaye var ne de şöhretli insanların yanında büyüdüm. Beni Tayyip Erdoğan okutmadı. Sayın Babacan da çalışarak geldi. Biz olmasak Tayyip Erdoğan bir hiçti” diye konuştu.

Paylaşın