Fransa’da 102 Parlamenterden Ortak ‘Erdoğan Bildirisi’

Fransa’da senatör Laurence Cohen’in girişimiyle farklı siyasi gruplardan 102 parlamenter, yayımladıkları ortak bildiride Türkiye’nin olası Suriye operasyonuna karşı çıkılması çağrısında bulundu.

“Erdoğan’ın savaş çılgınlığına karşı çıkılmalı” başlıklı mektupta senatörler, Türk hükümetinin, “Ukrayna savaşı ile NATO’da merkez rolünü oynama stütüsünden faydalanarak Suriye’nin kuzeyindeki saldırıları yoğunlaştırmak için Atlantik İttifakı’nın onayını elde etmeye çalıştığını” ifade etti.

Le Journal du Dimanche gazetesinde yayımlanan bildiride yer alan ifadeler şöyle:

“Suriye’nin kuzey ve doğusunda özerk yönetim tarafından kontrol edilen bölgelerde savaşın neden olduğu korkunç koşullara rağmen Kürt, Arap, Asuri-Keldani, Ermeni ve tüm etnik halklar bir arada yaşamakta ve kendilerini demokratik, feminist ve ekolojik bir sistem içinde örgütlemeye çalışıyor ve diyalog içinde barışı inşa etmek için mücadele ediyorlar.”

Batılı ülkeler artık Türk ordusu tarafından işlenen ihlalleri görmezden gelmemelidir. Kürt savaşçılarının IŞİD’e karşı mücadeledeki kararlılığı tüm uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Ancak bugün unutulmuş görünüyorlar. Kürt müttefiklerimize bir kez daha saldırılmasına izin veremeyiz ve vermemeliyiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, güney sınırları boyunca 30 km derinliğinde güvenli bölgeler oluşturmak istediklerini duyurmuş ve yeni operasyon sinyali vermişti.

Euronews’e konuşan Stratejik Düşünce Enstitüsü Başkanı Güray Alpar, operasyonun Türkiye’nin kendi güvenliğini tesis etmesi açısından önemli olduğu kanaatinde. Alpar, Suriye’de istikrarın sağlanması ve göçmenlerin de kendi ülkelerine dönebilmeleri için bu bölgelerin ‘temizlenmesi’ gerektiğini vurguluyor.

Kimi analistler ise bunun seçim öncesi iç kamuoyuna yönelik bir hamle olduğu görüşünü dile getiriyor.

Ancak operasyona şu ana kadar ABD, Rusya ve İran, bölgeyi istikrarsızlaştıracağı gerekçesiyle karşı çıktı.

Son olarak İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Tahran’da yaptığı görüşmede Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı olası askeri operasyonun, bölge için “zararlı” olacağını söylemişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İşsizlik Fonu: Patronlar, İşsizlerden 2 Kat Daha Fazla Destek Aldı

İşsizlik Fonu’ndan yılın ilk yarısında işsizlere 5,8 milyar TL, patronlara ise 11,4 milyar TL ödeme yapıldı. CHP’li Veli Ağbaba da yüksek işsizlik oranlarına dikkat çekerken, fondan yararlanan işçi sayısının yarım milyona dahi ulaşmadığını belirtti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, İşsizlik Sigorta Fonu’ndan yılın ilk yarısında patronların işsizlerden 2 katı oranında daha fazla destek aldığını belirtti. Ağbaba, “Fon, işsizlerden çok işverene çalışan bir yapıya bürünmüş durumda. Ekonomik krizde dahi temel görevi işsizlere destek olmak olan fondan her 100 işçiden 89’u fondan yararlanamıyor. Yılın ilk 6 ayında fondan aslan payını yine işverenlerin aldığı görülüyor” dedi.

İşsizlik Sigortası Fonu’ndan geçmiş dönem ödemeleri süren işsizlerle birlikte haziran ayında ödeme yapılan işsiz sayısının 430 bin olarak açıklandığını anımsatan Ağbaba, “Türkiye’de dar tanımlı işsizliğin 3,8 milyon, geniş tanımlı işsizliğin 8,4 milyona dayanmış olmasına rağmen fondan yararlanan işçi sayısı yarım milyon bile değil” diye konuştu.

Patronlara 11,4 milyar lira

Bu yılın ilk yarısında fondan işsizlere 5,8 milyar TL, işverenlere teşvik ve destek ödemeleri adı altında 11,4 milyar TL ödeme yapıldığını da anımsatan Ağbaba, iktidarı halktan yana bütçe kullanımına davet etti ve “Şartlar, işsizler, fondan yararlanmasın diye oluşturulmuş” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’de işsizlik ödeneğinden yararlanabilme koşullarına baktığımızda ‘İşsizler fondan nasıl daha fazla yararlanabilir?’ mantığından çok, ‘Nasıl daha az yararlanabilir?’ mantığının işlediğini görüyoruz” diyen Ağababa, “İşsizlik ödeneğinden yararlanmak için iş sözleşmesinin sona ermesinden önceki son 120 gün iş sözleşmesine tabi olmak ve iş sözleşmesinin feshinden önceki son 3 yıl içinde en az 600 gün süre ile işsizlik sigortası primi ödemiş olmak gerekiyor. Şartlar o kadar ağır ki her 100 işsizin 89’u kendi fonundan yararlanamıyor. Ayrıca temmuz ayı itibarıyla en düşük işsizlik ödeneği 2 bin 588 liraya, en yüksek işsizlik ödeneği ise 5 bin 176 liraya yükseldi. Bu da yeniden açlık ve sefalettir. Zor durumdaki işsize bir de fon darbesidir” ifadelerini kullandı.

Fon harcamaları

Fon kapsamında harcanan rakamlar şöyle:

İşsizlik ödeneği: 5 Milyar 802 Milyon TL

Teşvik ve destek ödemeleri: 11 milyar 373 Milyon TL

Aktif iş gücü ödemeleri: 2 Milyar 81 Milyon TL

İşbaşı eğitim ödemeleri: 4 milyar 39 Milyon TL

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bir Ülke Bu Kadar Mı Soyulur?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, esnaf ziyareti için gittiği Balıkesir’in Bandırma ilçesinde kendisini bekleyenlere hitap etti. Akşener, konuşması sırasında, programını takip eden eski AK Parti Balıkesir milletvekili Turhan Çömez’i yanına davet etti. 

Yeni Çağ gazetesinin aktardığına göre İYİ Parti Lideri Akşener, Turhan Çömez’in FETÖ’ye karşı duruşundan övgü ile bahsetti.

İnsanların dertlerinin konuşulmadığı, bu dertlere çareler üzerinden rekabet yapılmadığı bir sistemi kaldırıp; öznenin yeniden seçmen olduğu bir anlayışı ortaya koymak üzere gezdiklerini ifade eden Akşener, “Ceketimi assam, şapkamı koysam seçilirim’ anlayışı ağabeylerin çok rahatına geldi. Ağabeyler seçmeni görmeden, seçmenin dertlerini dinlemeden, bizi ait olduğumuz alanlar üzerinden birbirimize düşman ederek yaptıkları politikayı birlikte ortadan kaldırıyoruz. Muhteremler çok rahatsız” dedi.

Esnaf dükkanları içinde müşterilerin velinimet olduğunu belirten Akşener, siyasetçi için de seçmeni velinimet yapacaklarını söyledi. Akşener, “Benim gibi her birini buraya getireceksiniz, karşınızda ‘hazır ol’da durduracaksınız. Oylarınızı manevi anlamda çok pahalıya vereceksiniz” diye konuştu.

“Bu ülkede öyle büyük haksızlıklar var ki. Bizden evvel kimse konuşmuyordu” diyen Akşener, “92 puan alıp atanamayan genç gördüm. Onun yerine bağıra bağıra ağlayan annesini gördüm bu dükkanların içinde. Gebe ineğini gözyaşları içerisinde kesime gönderen besiciler gördüm. Tarlasına nisan ayında atması gereken gübreyi atamadığı için kara kara düşüp, gözünden yaş akan çiftçi gördüm. Süt ineklerini sürekli zarar ettiği için kesime gönderen insanlar gördüm. Akşama ne pişireceğini kara kara düşünen anneler gördüm. 92 puanla atanamayıp 58 puanla arkadaşı atandığı için ağlayan çocuklar gördüm. Mülakatta 88 puanla elenmiş gençler gördüm. Bu ülkede harami düzen var. Her şeyden önce seçmen olarak bu düzeni beraber kaldıracağız. Helal oylarınızla, demokrasiyle, sandıkta bu harami düzeni birlikte yıkacağız inşallah” ifadelerini kullandı.

Mülakat sisteminin AK Parti’ye işçi bulma kurumu gibi çalıştığını savunan Akşener, iktidar olmaları durumunda bu sistemi kaldıracaklarının mesajını verdi.

‘Bir ülke bu kadar mı soyulur?’

Akşener şöyle devam etti:

“Bir şey daha var. Ya kardeşim bir ülke bu kadar mı soyulur? 24 milyar lira Türk Telekom’dan alındı. Sizin vergilerinizle alındı, gidildi Hariri’nin cebine konuldu. Hariri kim, Sayın Erdoğan’ın aile dostu. Biliyorsunuz aile dostlarına mahcup olunmaz. Size mahcup olmak hiç umurlarında değil. Bunun cevabını vereceksiniz, vermelisiniz. 24 milyar lira ile neler olur? Gençlerin KYK borçları silinir, nisan ayında gübre atamayan tüm çiftçilerin gübreleri ücretsiz verilebilirdi. Geçen hafta pazar günü Sayın Mansur Yavaş’la beraber Ankapark diye bir ucube gezdik. Tam 14 milyar lira harcanmış. 24 ile toplayın. 38 milyar lira ile bu ülkede neler yapılmazdı. Bu ülkede çiftçinin mazotu, gübresi, ilacı ile hayvancının yemi sübvanse edinilebilirdi Onlara nakit olarak yardım yapılıp, üretim yapmaları sağlanabilirdi. Çocuklarımız büyükşehirlerde aç. Devlet okullarında okuyan, ilkokul birden lise son sınıfa kadar olan çocuklarımızın sabah kahvaltısı ile öğle yemeği verilebilirdi. Binlerce kadınımıza, kooperatifimize ve üreticimize katkıda bulunulabilirdi. Kadınlara iş imkanı sağlayabilirdik.”

‘Çaldırmayacaksınız, çalmayacaksınız’

“Bütün bunların düzeltilmesinin çok kolay olduğunu kaydeden” Akşener, “Çaldırmayacaksınız, çalmayacaksınız. İsraf etmeyeceksiniz. Kaynakları yerinde kullanacaksınız. Türkiye’nin imkanları büyük, Türkiye’nin harika insanları var, Türkiye’nin muhteşem gençleri var. O gençlerin önüne umudu koyacaksınız, istihdamı yaratacaksınız. Türkiye’nin çözülemeyecek problemi yok. Tekrar söylüyorum; hırsızlık yapmayacaksınız, hırsızlığa müsaade etmeyeceksiniz. İsrafı önleyeceksiniz. Bütün bunların neticesinde elbet de el ele verip bu harami düzeni değiştireceğiz. Seçmenin velinimet olduğunu siyaset ağalarına birlikte göstereceğiz inşallah” diye konuştu.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Devletin Geleceği Tehlikede

Partisine katılan muhtarla bir araya gelerek rozet takan Kılıçdaroğlu, Altılı Masa’da her partinin farklı görüşte olduğunu ancak ortak görüşün Türkiye’ye aydınlığa çıkarma amacında buluştuklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak zorundayız, bir rayına oturtmak zorundayız. Devletin geleceği tehlikede” dedi.

Kayseri’de görevli 14’ü AK Parti, biri MHP’den istifa eden 57 muhtar Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı. Partinin genel merkezinde düzenlenen törende CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni katılan isimleri temsilen 5 muhtara rozet taktı. Törene CHP Milletvekilleri de katılırken, Kılıçdaroğlu da gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Tarihimizde olmadığımız kadar kamplaştık ve kutuplaştık. Bu doğru değil” diyen Kılıçdaroğlu, kimlik üzerinden siyaseti doğru bulmadığını belirterek, “Herkesin yaşam tarzı kendisine aittir. Birlikte olmak zorundayız ve Türkiye’nin bu kutuplaşmayı aşması lazım. Çok büyük sorunlarımız var. Düşündüğünüzden çok daha büyük” dedi.

‘Devletin geleceği tehlikede’

Altılı Masa’ya ilişkin de konuşan Kılıçdaroğlu, “Her birimiz ayrı partiyiz, aslında. Her birimizin programı ayrı. Ama her birimizin bir ortak görüşü var. Az önce söylediğim görüş. Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak zorundayız, bir rayına oturtmak zorundayız. Devletin geleceği tehlikede. Bu olmaz. Biz bütün komşularla dost olmak zorundayız. Niye biz Suriye’nin iç işlerine karışıyoruz? Neden kavga ediyoruz Suriyelilerle? Kaldı ki Orta Doğu coğrafyasıyla biz akrabayız zaten. Akrabayız yani, orada Türkmenler yok mu? Var. Burada da Türkler var, akrabayız. Orada Kürtler yok mu? Var? Burada da var, akrabayız. Orda Araplar var. Burada da var, akrabayız. Geçen Düzce’deydim, orada söyledim, ezogelin çorbasını hepimiz seviyoruz, ezogelin kim? Bizim kızımız, nereye verdik? Suriye’ye gelin verdik. Hâlâ akrabalık var, hâlâ gidip gelenler var” ifadelerini kullandı.

“Orta Doğu’da barışı sağlamak ne demek biliyor musunuz? Türkiye’nin çok hızlı büyümesi demektir, Türkiye’nin çok hızlı kalkınması demektir” diyen Kılıçdaroğlu, “Türkiye dominant ülke, dominant Türkiye. Biz ürettiğimiz malların tamamını Orta Doğu’ya satabiliriz. Orta Doğu’yu besleyebiliriz. Onlar da büyürler, biz de büyürüz. Bizim Avrupa Birliği’ne; tamam, demokratik standartlarını alalım. Güzel ama biz bütün mazlum ülkelere de örnek olmak zorundayız. Biz bağımsızlığımızı ilan ettikten sonra bütün mazlum ülkelere ülkeler de bağımsızlık ilan etti. Biz cumhuriyeti ilan ettik. Bütün o Müslüman ülkelerin tamamı cumhuriyeti ilan ettiler. Dolayısıyla biz onlara örnek olmak zorundayız” şeklinde konuştu.

Muhtarların toplumun kanaat önderi olduğunu söyleyen CHP lideri, “Seçilmiş kişilersiniz, vatandaşın en rahat ulaştığı, seçilen kişi sizsiniz. Bakana ulaşamaz, milletvekiline ulaşamaz; diğer seçimle gelen pek çok kişi… Belediye başkanına rahat ulaşamaz ama muhtarın kapısı açıktır. Kapıyı çalar, içeri girer, varsa derdini anlatır. Sizin o açıdan güçlü olmanız lazım. Kendi tarihimizi iyi bilmemiz lazım” derken, “Siz ne kadar güçlü olursanız, demokrasi de o kadar güçlü olur. O nedenle muhtarlık kurumunun güçlenmesi lazım. Artı, sosyal yardımların muhtarlar eliyle dağıtılması lazım. Benim inancım böyledir. Çünkü bir mahallede, bir köyde kimin fakir kimin zengin olduğunu en iyi muhtar bilir” diye konuştu.

“Siyasette olmazsa olmaz bir kural vardır. Siyasetçi millete hesap vermek zorundadır. Çünkü sizin paranızı vatandaşın parasını harcıyor” sözleri ile devam eden Kılıçdaroğlu, “Ben kendi cebimden para harcamıyorum. Sizin ödediğiniz vergileri ben harcıyorum, iktidar olduğumda harcayacağım. O zaman size hesap vermek zorundadır siyasetçi. Milletin parasını harcıyorsan, millete hesap vereceksin” vurgusunda bulundu.

‘Eleştiriye açığım’

Kendisinin eleştiriye açık olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “‘Her şeyi ben bilirim’ demem, ‘En doğruları ben söylerim’ de demem. Dolayısıyla eksiğim, hatam varsa rahatlıkla söyleyebilirsiniz, rahatlıkla tartışabiliriz. O nedenle beni evde en çok eşim eleştirir. ‘Şurada hata yapıyorsun’ der, bazen düşünürüm ‘Ya doğruyu söylüyor galiba biz burada hata yapmışız’ Dolayısıyla o çerçevede bakmak lazım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday’ Açıklaması

DEVA Lideri Babacan, katıldığı bir programda, seçimlerde ortak adaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bugüne kadar altılı masa toplantılarının hiçbirisinde bu isim aday olabilir veya olamaz diye hiçbir konuşma yapmadık. Konuşmadık, çünkü erken buluyoruz. Masada cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuları seçime yakın bir tarihte konuşma mutabakatı yaptık. Toplum her gün ismi geçen herkesi değerlendiriyor.” dedi.

Babacan, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Toplumda tartışılan bu isimlerle ilgili bir kanaat da oluşacak zaman içerisinde. Günü geldiğinde bakacağız toplumun kanaati nasıl? Partiler içinde farklı görüşler olabilir ama en önemlisi toplumun ortak görüşüdür. Altı genel başkandan birisi de, dışarıdan birisi de ortak cumhurbaşkanı adayı olabilir. Benim hissiyatım ortak aday konusunda bir mutabakatın oluşacağı yönünde. Diyelim ki olmadı, mevcut sistemde her partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayıdır. Ama şu anda herkes iyi niyet ve samimiyetle ortak aday çıkartma çabasının içerisinde.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV’de ‘Gündem Özel’ programının konuğu oldu. Babacan’ın açıklamaları şöyle;

“(Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu) Gerçekten çok yazık. Bu ülkenin ekonomisini 11 yıl yönetmiş, ülkenin ekonomisinin en başarılı olduğu dönemde ekonomi yönetiminin başında olmuş bir insan olarak bu tablo çok üzücü. Bu üslup ve tavır bir Merkez Bankası Başkanı’na yakışan üslup ve tavır değil. Ama bu, şu anda ülkenin yönetiminin topyekûn başında olan Sayın Erdoğan’ın üslup ve tavrından kaynaklanıyor. Devlet yönetme üslubu ve tavır yukarıdan aşağıya akar, aşağıdan yukarıya akmaz. İşin en başındaki tekelci bir şekilde, buyurgan bir şekilde tek imzayla, tek yetkiyle bu koskoca ülkeyle ilgili kararları almaya çalışırsa, emrindeki insanların da tavrı bu olur. Bunun sorumluluğu sadece ve sadece kendisini atayanındır. Bağımsız bir Merkez Bankası Başkanı değil. Bu üslup piyasa üslubudur.

“Talimatla koskoca Türkiye ekonomisi yönetilemez”

‘Listeler elimizde’ diyerek tehdit ediyor. Şu anda Merkez Bankası fiilen şirketleri, sanayicileri telefonla arıyor, ‘dövizleri bozduracaksın arkadaş’ diye talimat veriyor. Onlarca iş insanından bunu duyuyorum. Tamamen bir komuta ekonomisi var. Bir merkezden herkesin ne yapıp ne yapmayacağını emreden, talimatlar yağdıran bir ekonomi yönetimi var. Bırakın insanlar istediğini yapsın. Döviz almış satmış, sana ne! Gidersin Merkez Bankası’nın 190 milyar dolar döviz rezervini arka kapıdan boşaltırsın, ondan sonra milletin elindeki avcundaki dövize göz dikersin. Sen dengeleri kur, Türk parasının değerini, itibarını koru. O zaman neden insanlar gidip döviz alsın ki? Talimatla koskoca Türkiye ekonomisi yönetilemez.”

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine yönelik açıklamalarına ise şöyle cevap verdi:

“Sayın Erdoğan, ‘liyakatli olduğu için gelmedi, getirildi’ diyor. İyi de o zaman biz neden bu kadar uzun süre görev yaptık? İşine gelmeyince değiştirmeyi biliyor, değil mi? Ben artık sayısını karıştırdım. Son 4 yılda herhalde 4. Merkez Bankası Başkanı, bakan galiba 3. bakan. Üç dönem kuralını biliyorsunuz. Niye benim üçüncü dönemimin son anına kadar benimle çalıştı? Elini tutan mı oldu Allah aşkına? Başarı olunca, ortaya güzel sonuçlar çıkınca ‘ben imza atmasam olmazdı, ben yaptım’ de. Ülkenin ekonomisini batırınca da sağa sola suç at. Bu doğru, dürüst bir yönetim anlayışı değil.

“En geç 6 ayda kriz ortamı biter”

“Hükümet aklını başına toplamazsa, kafasının dikine gider, yanlışlarda inat ederse daha da kötüye gidecek. Acilen belli değişiklikler yapılmazsa seçime kadar kötü gider. Ama inşallah seçimle birlikte ehil ve dürüst kadrolar iş başına geldiğinde, liyakat ve istişare kültürüyle yeni bir hükümet kurulduğunda da çok çabuk düzelir. Soruyorlar nasıl düzelteceksiniz diye. En geç 6 ayda kriz ortamı biter. Allah kısmet ederse, vatandaşlarımızın desteğiyle iş başına geldiğimizde seçimden 6 ay sonra bambaşka bir Türkiye olacak. Krizin yoğun baskısını üzerinden atmış, kendine gelmiş bir Türkiye’yi hep beraber göreceğiz.

“En önemlisi toplumun ortak görüşüdür”

(Altılı masa ve ortak aday) Bugüne kadar altılı masa toplantılarının hiçbirisinde bu isim aday olabilir veya olamaz diye hiçbir konuşma yapmadık. Konuşmadık, çünkü erken buluyoruz. Masada cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuları seçime yakın bir tarihte konuşma mutabakatı yaptık. Toplum her gün ismi geçen herkesi değerlendiriyor. Toplumda tartışılan bu isimlerle ilgili bir kanaat da oluşacak zaman içerisinde. Günü geldiğinde bakacağız toplumun kanaati nasıl? Partiler içinde farklı görüşler olabilir ama en önemlisi toplumun ortak görüşüdür.

Altı genel başkandan birisi de, dışarıdan birisi de ortak cumhurbaşkanı adayı olabilir. Benim hissiyatım ortak aday konusunda bir mutabakatın oluşacağı yönünde. Diyelim ki olmadı, mevcut sistemde her partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayıdır. Ama şu anda herkes iyi niyet ve samimiyetle ortak aday çıkartma çabasının içerisinde.

Hem Sayın Davutoğlu hem Sayın Karamollaoğlu bizim şahsi dostluklarımızın çok kuvvetli olduğu, çok sevdiğimiz ve saydığımız insanlar. Her iki partide de iyi tanıdığımız, bildiğimiz, sevdiğimiz kardeşlerimiz var. Ağustos 2021’de Davutoğlu’nun üç partinin ortak deklarasyon yapma teklifi olmuştu.

Eylül 2021’de de altılı masa kuruldu. Ağustos ayında o teklif bize geldiğinde eş zamanlı olarak eylüldeki altılı masa çalışmalarının ön hazırlığını yapıyorduk. Altılı masa kurulma hazırlığı varken ayrıca bir üçlü deklarasyon olmasının kafa karışıklığına sebep olabileceğiyle ilgili bir değerlendirme oldu kendi içimizde. Kaldı ki bize teklif edilen deklarasyonun içeriğine bakın, bir de mayıs ayında altı partinin ortak açıkladığı 10 ilke dokümanına bakın. Üçlü deklarasyon teklifinin içeriğindeki kritik konularla ilgili duruş ve ifadeler üç partinin deklarasyonunda değil, altı partinin açıkladığı 10 ilkenin içinde oldu.

“Eylül ortasında karar alınırsa kasımda seçim olabilir”

Erken seçim için zayıf da olsa kasımda bir ihtimal görüyoruz. Erken seçim kararını cumhurbaşkanı tek imzayla alabiliyor. Karar alındıktan sonra iki ay içinde seçim yapılabiliyor. Eylül ortasında karar alınırsa kasımda seçim olabilir. Dolayısıyla bütün teşkilatımıza ana senaryonun bu olmadığını ama böyle bir ihtimalin olduğunu, bir tek gün bile kaybetmeden her gün vatandaşlarımızla buluşmamız gerektiğini, kendimizi anlatmak için daha fazla gayret içinde olmamız gerektiğini söyledik. Biz zihni hazırlık yapıyoruz her konuda. Ekim sonunda 22 eylem planını bitireceğiz. Olur da kasımda bir seçim olursa biz 22 alanda, her politika alanında 360 derece yapacaklarımızı açıklamış olacağız.

“Olası operasyonun sürpriz etkisini sıfırladı ve karşı tarafı uyandırdı”

(Suriye’ye operasyon) Münbiç ve Tel Rıfat’la ilgili sınır ötesi bir operasyonu her ne kadar Sayın Erdoğan defalarca dillendirdiyse de o bölgenin özellikle hava sahasının kontrolü Ruslarda olduğu için Rusların izin vermesi gerekiyor. Erdoğan’ın Rusya’ya gidip de Putin’in kapısında beklediği görüntüleri hatırlıyorsunuz. O günden bugüne maalesef Türkiye askeri gücünü saçma sapan adımlarla test ettirdiği, ölçtürdüğü için, maalesef Suriye’nin bir kısmında operasyon yapmak için Amerikalılardan izin almak zorunda kalıyorlar, bir kısmında operasyon yapmak için de Ruslardan izin alıyorlar. Bugüne kadar Rusya bu alanı açmadı Türkiye’ye.

Sayın Erdoğan’ın en büyük hatası ne oldu biliyor musunuz? Tel Rıfat dedi, Münbiç dedi, hedef gösterdi. Olası operasyonun sürpriz etkisini sıfırladı ve karşı tarafı uyandırdı. Karşı tarafa davul zurna çala çala geliyorum şuralara derseniz karşı taraf hazırlığını yapar ve operasyonun başarı ihtimalini düşürür, askerlerimizin hayatını daha çok riske atmış olursunuz.

Bu hükûmetin niyetinden biz emin değiliz. Yaklaşan seçimlerde bir dış güvenlik olayı yaratıp, ekonomiyi unutturup üzerini örtüp hükûmete olan desteği artırmak için mi operasyona kalkışıyorsunuz? Yoksa gerçekten ülkenin dış güvenlik gerekçeleri var mı? Ama önce ilan edip sonra Rusların alan açmaması sebebiyle bu operasyonu yapamamış duruma düşmek bu ülkeyi zayıflatır. İzin için o ülkenin peşinde koşmak zorunda kalan bir ülke durumuna düşürüyorlar. Ülkenin itibarına yazık.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Yağmacılıkla Karşı Karşıyayız

İBB Başkanı İmamoğlu, “Plancı arkadaşlarımız yoğun bir çalışmayla, imar oyunlarıyla İstanbul’a monte edilen 130 projenin ve kente yaptığı etkinin röntgenini çekti. Gördük ki çok katmanlı bir adaletsizlik ve adeta yağmacılıkla karşı karşıyayız” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, katıldığı bir televizyon programında yaptığı ’85 milyar dolarlık imar rantı’ açıklamasını detaylandırdı.

Cumhuriyet’ten Dilan Ayırkan’a konuşan İmamoğlu, şunları söyledi: “Bir, hediye imar tadilatlarıyla birilerinin cepleri doldurulmuş. İki, İstanbul hepimize ait olan kamu arazilerini kaybetmiş; bu alanlarda kamunun vermesi gereken eğitim, sağlık, kültür gibi hizmetlerden tüm İstanbullular mahrum bırakılmış. Üç, deprem ve diğer afetler için kullanılabilecek alanlar rezidanslara, otellere dönüşmüş. Dört, bunlar da yetmemiş, bu keyfi imar haklarından doğan yapılaşmayı yaşanılır hale getirmek için gerekli fiziki ve sosyal altyapıyı da belediyeler ve kamu kurumları yüklenmiş. Beş, gelişigüzel yoğunluklar ulaşım başta olmak üzere mevcut altyapıyı sıkıntıya sokmuş.”

“Bu tür imar hediyelerini üst üste ve yan yana koyduğumuzda toplamda Beyoğlu ilçemiz büyüklüğünde bir alandan söz ediyorum. Bu imar hediyelerinin mali büyüklüğü ise 85 milyar dolara tekabül ediyor” diyen İmamoğlu, “Bu hesaba Kanal İstanbul ve çevresinde imara açtıkları Yenişehir Projesi, Esenler’de imara açılan askeri alan gibi alanlar dahil değil” ifadelerini kullandı.

Vizyon-2050 strateji belgesi

Öte yandan İmamoğlu, İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) tanıttığı Vizyon-2050 strateji belgesini anlattı. 2050 vizyonunu daha yeşil, daha adil, daha yaşanılabilir bir İstanbul hayaliyle oluşturduklarını belirten İmamoğlu, hedeflerinin ise ‘adil bir kent’ oluşturmak olduğunu söyledi. İmamoğlu, “Bugün her beş vatandaşımızdan birinin yoksul olduğu bir İstanbul’u adil bir kente dönüştüreceğiz. İstanbul yaşamın her alanında adil bir kent olmalıdır” diye konuştu.

Toplumsal cinsiyet eşitliği vazgeçilmez önceliklerinden biri olacağını söyleyen İmamoğlu, “2021 yılında İstanbul’da 100 binin üzerinde kadın iş bulma ümidi olmaması nedeni ile işgücüne katılmamış. 2050 yılına geldiğimizde İstanbul’daki işsizlik oranını yüzde 5’in altına indirmek ve kadınların işgücüne katılım oranını yüzde 70’in üzerine çıkarmak vazgeçilmez hedeflerimizdir. Kadınların kentin yönetimine, üretimine ve paylaşımına katılımının önünü açacağız” değerlendirmesini yaptı.

‘İstanbul’a dair resmi kurumlarca açıklanan göçmen verileri kentin gerçeğini yansıtmıyor’

“Kontrolsüz, öngörüsüz ve plansız bir şekilde işletilen sınır politikası sebebiyle İstanbul çok büyük bir demografik dönüşümden geçti” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti: “İstanbul’a dair resmi kurumlarca açıklanan göçmen verileri kentin gerçeğini yansıtmıyor. Bu şehirde iki buçuk milyona yakın göçmen yaşadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Tutarlı ve planlı bir göç politikasının uygulanmaması İstanbul’da konut piyasasını da işgücü piyasasını da tersyüz etti. İstanbul, Türkiye’de her statüden yabancıların dörtte birini barındırıyor. Nitelikli bir uyum politikasını hayata geçireceğiz. Kişiselleştirilmiş İstanbul Kart’lar ile İstanbul’daki sağlıklı göçmen verisine ulaşacağız. Burada konaklama hakkı almış kadınların, çocukların, yoksulların insanca yaşaması için elimizden geleni yapıyoruz fakat düzensiz ve kayıtsız göçmenlere dair muhakkak yönetimsel bir karar vermek gerekiyor.”

Konut politikasına da değinen İmamoğlu, “İstanbullular yaşayacak ev bulamazken, plansızca yapılmış kullanılmayan, boş tutulan konut sayısı günden güne çoğalıyor. Öncelikle ‘İstanbul Konut Ofisi’nin kurumsal yapılandırmasını tamamlayarak hızla ilçeler bazında veriye dayalı, gerçek ihtiyaca yönelik bir konut politikasını hayata geçireceğiz” dedi. İmamoğlu, “Çalışmalarımızı yaptık, toplam konut stoku içerisinde sosyal konut ve sosyal kiralık konut oranını yüzde 25’in üzerine çıkaracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İçişleri Bakanlığı’nın Genelgesine Alevi Örgütlerinden Tepki

İçişleri Bakanlığı, Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri ile Muharrem ayının aynı döneme denk gelmesi üzerine 81 il valiliğine genelge gönderdi. Hacı Bektaş Veli’yi Anma programlarına katılmak isteyenlere destek olunmasını talep eden bakanlık, Muharrem ayında Yas-ı Mateme ortak olma ve oruç açma lokmalarına vali ve kaymakamların da katılımıyla cemevi yöneticileri, vakıf veya derneklerdeki halk ve kanaat önderleriyle birlikte olunması istendi.

İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde tepki gösteren Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği açıklama yaptı.

İçişleri Bakanlığı’nın genelgesini “iki yüzlülük” olarak nitelendiren Alevi örgütleri, “Bizler devletin kurumsal organları aracılığıyla inançları denetlemesini, yaşam ve kültür biçimi ve ibadet tarz ve şekillerini egemen din anlayışıyla uzlaştırma ve benzerlik yaratma çabalarını reddediyoruz” dedi.

“Asimilasyon, bir toplumun inançsal ve yaşamsal değerlerinin yok oluşuna ve bireyin kendi değerlerinden kopmasına yönelik planlanır. Alevilik inanç ilke ve ahlak kurallarının kavrayışı, cezalandırma ya da ödül alma üzerine değil, zekâ ve vicdan üzerinedir. Alevilerin bu Yol ve Erkan’dan kopması demek düşkünlük demektir” ifadeleri kullanılan açıklamada, “Alevilerin inanç tutum değerlerinin Sünnilikle hiçbir bağlantısı yoktur. İnancımız bilgi ile ibadetin bir kazanda kaynaması ile bugüne gelmiştir. Dolayısıyla Muharrem (Matem) oruçlarımız da Sünnilikteki Ramazan orucuna benzemez. Aynı aklı ve şekli barındırmaz” denildi.

Açıklamada “Devlet, Alevilerin eşit yurttaşlığına inanıyorsa taleplerinin tamamını karşılamalıdır” ifadelerine yer veren Alevi örgütleri, İçişleri Bakanlığı’nın genelgesine dair şunları kaydetti:

“Cemevlerini ibadethane statüsünde görmeyen devletin kendi bürokratlarına Alevilerle ‘kaynaşma görevi’ vermesi ve bu anlamda İçişleri Bakanlığın 28.07.2022 tarihli 81 il valiliğine Hacı Bektaş Veli’yi Anma ve Muharrem Ayı Genelgesi, bizim açımızdan ikiyüzlülüktür. Bu genelgedeki niyet bizim açımızda açık değildir. Her fırsatta Alevilerin aşağılanmasına izin veren, onları görmezden gelen hatta milyonlarca Alevi’yi azınlık nitelendiren, zorunlu din dersiyle Sünniliği dayatan devlet, bu genelgelerle sanki Alevilerin taleplerine sıcak bakıyor yaklaşımı vermesi bizim açımızdan tehlikelidir. Çünkü Aleviler görünene değil niyetteki manaya bakan bir toplumdur.”

‘Benzerlik yaratma çabalarını reddediyoruz’

“Bizler devletin kurumsal organları aracılığıyla inançları denetlemesini, yaşam ve kültür biçimi ve ibadet tarz ve şekillerini egemen din anlayışıyla uzlaştırma ve benzerlik yaratma çabalarını reddediyoruz” denilen Alevi örgütlerinin açıklaması, taleplerini de içeren şekilde şu şekilde devam etti:

Aynı coğrafyada farklılıkları çatıştıran ya da kendisiyle uzlaştırmaya zorlayanların ve bu amaçla ikiyüzlü diyaloglarla kendine biat edenlerle ittifak kuranların Muharrem iftar sofraları samimi olmadığı gibi trajikomiktir. Bizler, “geçmişten günümüze Kerbela devam ediyor” diyoruz. Aleviler ve Cemevi kurum yöneticileri bilmelidir ki; geçmişten bugüne hiçbir somut unsurla farklılığımızı kabul etmeyen, çeşitliğimizi hak ve adaletle uzlaştırmayanların sofrasında Muharrem orucu açmak, Şah Hüseyin’in hak ve adalet mücadelesinden vazgeçmektir. Kırklar Cemine nasıl urbasından sıyrılmış şekilde giriliyorsa Matem sofrasına da canlar aynı anlayışla davet edilmelidir. Alevilerin orucu, hak ve adalet orucudur.

– Aleviler, ibadethanelerinin kendi inanç değerleri üzerinde statüye kavuşmasını istiyor;
– Aleviler, laiklik ilkesi gereği olarak çocuklarının zorunlu din dersine zorlanmasına karşı çıkıyor;
– Aleviler, kamusal alanda yok sayılmamak ve devlet yönetim birimlerinde fişlenmemek istiyorlar;
– Aleviler, eşit yurttaşlık hakkı istiyor. Bu sorunlarımızın çözümü için bize samimi yaklaşan tüm siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine ve haksızlığı gören tüm Sünni canlarımıza Muharrem ayında soframız da kapımız da açık diyoruz.

12 İmam oruçları ve Matemin Kerbela’dan bugüne kadar gelmesi, dünyadaki tüm mazlum halkların özgürlük arayışının sembolü ve aynı zamanda eşitlik, doğruluk ve adalet vurgusuyla kötülere, zorbalara karşı takındığımız net bir tavırdır. Bugün ülkemizde yoksullukla, yolsuzlukla, talanla mücadele eden halkın kendisidir. Topyekûn Kerbela’yı yaşayan halkların dramatik yaşam şeklini, yaratıcının hikmetine bağlayan diyanet işleri başkanı taraflıdır. Devletin bir bütün olduğu ve her kurumunun aynı akıl ile yönetildiği bu dönemde Cemevlerini İbadethane olarak görmeyen ve yasal statü hakkını gasp eden bu anlayışa kanmamız mümkün değildir…

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu Konuşmalıdır!

Cumhuriyet gazetesi yazarı Emre Kongar, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti’de geçirdiği dönemde yaşanan bazı olaylara dair konuşması gerektiğini söyledi.

Emre Kongar, bugünkü köşe yazısında Davutoğlu’nun AK Partili bazı isimler ile son günlerde yaşadığı tartışmaları anımsattı.

Cumhuriyet yazarı, yazısının devamında Davutoğlu’na 5 konuda konuşma çağrısı yaptı:

1) Bugün artık yanlışlığı iyice anlaşılmış olan Türkiye’nin “Ilımlı (Amerikancı) İslam Devleti” modeli olarak kullanılması ve Suriye’ye saldırı politikası.

2) Siyasette ahlakı sağlamaya yönelik olan “şeffaflık” yasasını kimin, kimlerin nasıl engellediği.

3) 7 Haziran seçimlerinde AKP tek başına hükümeti kuramayınca, Kılıçdaroğlu’na görev verilmesinin engellenmesindeki rolü.

4) 7 Haziran 2015 seçimleri ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki beş ayda gerçekleşen terör olaylarının arkasındaki ihmaller, sorumlular ve Gar Katliamı sonrasında ilan edilen akıllara ziyan “Kokteyl Terör” kavramının nasıl üretildiği.

5) Kendisinin hangi gruplar, kimler tarafından ayağının kaydırıldığı ve kendisinden sonra ortaya çıkan yönetimin sapmaları.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Seçimler 14 Mayıs’ta İddiasına MHP Şerhi: Sistemi Sakatlar

Muhalefetin neredeyse 2 yıldır süren “erken seçim” çağrısı karşılık bulmadı. Ancak seçimlerin 1-2 ay öne çekilebileceği konuşuluyor. AK Partili yetkililer bu yönde olasılıkları paylaşırken MHP sıcak bakmıyor.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre; 14-21 Mayıs’ta yapılacak bir seçimin “Seçimlerin Meclis kararıyla yenilenmesi” anlamına geleceğine dikkat çeken MHP, hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk döneminin sağlıklı sonlanması hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2028 seçimlerinde adaylığının sakatlanmaması için seçimlerin zamanında yani 18 Haziran 2023 tarihinde yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.

31 Mart yerel seçimlerinde başta İstanbul ve Ankara olmak üzere önemli bir başarı elde eden muhalefetten erken seçim çağrıları gelmeye başladı. Son bir yılda artan ekonomik sorunlar üzerine bu çağrılar daha da yüksek dille ifade edildi. Ancak iktidar tüm bu çağrılara “seçimlerin zamanında yapılacağı” açıklamalarıyla karşılık verdi. Muhalefet de seçimlere neredeyse 10 ay kalmışken artık bunun imkânının kalmadığı görüşünde.

Muhalefet kulislerinde “sonbaharda erken seçim” olasılığı ile ilgili, “Rasyonel düşünmedikleri için erken seçim yapmayacak görünüyorlar. Aslında ekim ayı onlar için bir şanstı ama sonrası artık imkansız”, “Ekonominin toparlanma ihtimali yok. Kaybettiklerini görüyorlar. Cumhurbaşkanı ve çevresi de nasıl olsa seçimi kaybedeceğiz ne kadar uzatabilirsek o kadar kâr diyor” şeklinde değerlendirmeler yapılıyor.

Ak Parti kulislerinde ‘seçimler 1 ay öne çekilebilir’ iddiası

Seçimlere yaklaşık 10 ay kala artık “erken seçim” olasılığı rafa kalktı görünüyor ama AK Parti’de seçimin mayıs sonunda yapılabileceğini dile getirenler var. Kamuoyu önünde bu yönde değerlendirme yapan AK Partili yetkili olmadı ancak kulislerde üniversite sınavı, ramazan ayı, yaz tatili süreci gibi gerekçelerle normalde 18 Haziran 2023’te yapılması gereken seçimlerin bir ay kadar öne çekilebileceği konuşuluyor. Önerilen tarihler arasında 14 Mayıs ve 21 Mayıs yer alıyor. Hatta seçimin 23 Nisan 2023’te yapılabileceğini dile getirenler de var.

Ancak konuşulan bu 3 seçim tarihi de “seçimlerin yenilenmesi” anlamına geliyor. Bu da seçim kararının Meclis tarafından alınması, muhalefetin de bu yönde gelecek teklife “evet” demesini gerektiriyor. Uzun zamandır erken seçim çağrısı yapan muhalefetin bu yönde gelecek teklife “hayır” diyemeyeceğini söyleyenler var. Ancak bazı muhalefet temsilcileri ise “Meclis’e seçimlerin yenilenmesi için getirilecek teklife destek olunmamalı. Cumhurbaşkanına “Yetkin var sen seçime götür denilmeli” değerlendirmeleri yapıyor.

Meclis’in seçim kararı Erdoğan’ın adaylığı ile ilgili tartışmayı bitirir

Hukukçular ilk kez 2014 seçimlerinde Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın 2018 seçimlerinde ikinci kez Cumhurbaşkanı olduğunu ve 2023 seçimlerinde üçüncü kez aday olmayacağını savunuyor. Bu kapsamda Meclis’in 14-21 Mayıs 2023’te seçim yapılması için alacağı “Seçimlerin yenilenmesi” kararının Cumhurbaşkanının yeniden aday olup olmayacağı yönündeki tartışmayı bitireceği kaydediliyor. Ancak muhalefetin tutumu bir yana Cumhur İttifakı ortağı MHP’ye göre ne Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığı tartışması ne de seçimlerin bir ay erken yapılması tartışması var.

MHP’li kurmaylar nisan ya da mayıs ayında yapılacak bir seçimin Meclis’in “Seçimlerin yenilenmesi” kararı almasına bağlı olduğuna dikkat çekiyor, “Bu kabul edilecek bir durum değil” diyor. MHP’ye göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili Anayasa değişikliğinden sonra yapılan ilk seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan ilk dönem cumhurbaşkanlığını yapıyor. Bu açıdan ikinci kez adaylığının önünde engel bulunmadığı ifade ediliyor. Ancak “seçimlerin yenilenmesi” kararına tepkinin nedeni farklı. Yeni sistemde Cumhurbaşkanının tek kişilik hükümet olarak gücüne dikkat çekilerek bu gücün Meclis tarafından seçime götürülüyor olmasının siyaseten Cumhurbaşkanını sakatlayacağı, sarsacağı yorumu yapılıyor. MHP’de “Seçim 18 Haziran 2023 tarihinde yapılacak. Seçimlerin zamanında yapılması ilk dönemini yaşayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin tam anlamıyla oturması için zorunlu. Sistemi tartıştıracak bir durumdan uzak kalmak gerekiyor” değerlendirmesi yapılıyor.

Sonuç olarak AK Partili bazı yetkililerin seçimlerin bir ay kadar erkene alınmasına dair görüşüne MHP sıcak bakmıyor. Eğer AK Parti bu konuda ısrarcı olursa gözler Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında yapılacak görüşmeye çevrilecek.

Paylaşın

CHP’li Gökçe Gökçen’e ‘Mermili’ Ölüm Tehdidi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, ‘FETÖ’ ile ilgili attığı tweet’in ardından tehdit edildi. Evinin yakınında atış yapan F.G., Gökçen’e mermi fotoğrafı gönderdi. 

Daha önce FETÖ’den hapis cezası alan şüpheli, şikayete rağmen gözaltına alınmayarak ifadesine başvuruldu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, 17 Temmuz’da kendi sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda şunları söyledi:

“Cemaat soru çalarak, hayat kaydırarak, akademiye ve yayınlara ambargo koyarak, maddi manevi gücü arkasına alarak yıllarca uğraştı. Buna rağmen nitelikli ve entelektüel kadrolar değil, aşağılık kompleksiyle dolu, kendini nitelikli ve entelektüel sanan insanlar yetiştirebildi.”

Sözcü’den Fırat Fıstık’ın haberine göre, bu paylaşımın ardından Gökçen, tehditler almaya başladı. Bunlardan biri de FETÖ üyeliğinden hapis cezası alan F.G.’ydi. F.G., ilki 19 Temmuz’da olmak üzere hem Gökçen’in sosyal medya hesabı üzerinden hem mail atarak, hem de Gökçen’in araştırma görevlisi olarak çalıştığı Marmara Üniversitesi’ni arayarak tehditlerine devam etti.

F.G., “Yıllardır söylerim ben birini öldüreceğim”, “Bir gün kitapları satmak zorunda kalırsam bilin ki ben birini öldüreceğim” şeklinde tweetler atıp daha sonra sildi.

Tehditler bununla da sınırlı kalmadı. F.G.’nin aynı günlerde Gökçen’in evinin yakınındaki bir poligonda atış talimi yaptığı ortaya çıktı ve Gökçen’e mermili fotoğraflar gönderdi.

Mahkeme adres bilgilerini paylaştı

Gökçen, konuyla ilgili İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak adli tedbir kararı alınmasını talep etti. Mahkeme, tehdit suçundan dolayı adli kontrol kararı verirken hakaret ve ısrarlı takip suçlarından adli kontrol verilmesinde hukuki yarar bulunmadığına hükmetti. Elektronik kelepçe talebi de reddedildi.

F.G., bu süreçte gözaltına dahi alınmazken Gökçen’in adres bilgileri, daha önce adres bilgilerinin gizlenme kararı alınsa da mahkeme tarafından paylaşıldı.

F.G. savcılıktaki ifadesinde şunları söyledi: Daha önce elime hiç silah almadım. Poligona gidip atış yaptığımda da ‘Kimse kendini bulunamaz sanmasın’ şeklindeki tweeti attım. Ben dahil birçok insanın öldürülebilir olduğu düşüncesi aklıma geldiği için bu tweeti attım. Devamında atmış olduğum tweet ve paylaşımları ruh halimin vermiş olduğu stres ve öfkeyle bir anda attım.

FETÖ üyeliğinden hapis cezası aldığını söyledi

F.G. ayrıca FETÖ üyeliğinden ceza aldığını da belirtti: Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesinde FETÖ üyeliği gerekçesiyle yargılandım, 1.5 yıl hapis cezası aldım, bu hapis cezası nedeniyle 2019 yılında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.

Marmara Üniversitesi konuyla ilgili harekete geçti. Okuldaki güvenlik önlemleri arttırılırken F.G.’nin üniversiteye gelmesi halinde polise haber verileceği duyuruldu.

Paylaşın