Kulis: Altılı Masada 3 Ayrı Senaryo Çalışılıyor

Parlamenter sisteme geçiş konusunda anlaşan altı muhalefet partisinin önünde iki kritik başlık bulunuyor. Birincisi ortak cumhurbaşkanı adayı belirlemek. İkincisi seçimi kazanmaları durumunda yürüyecekleri yol haritasını bugünden oluşturmak. Seçim takvimi açıklandığında toplumun karşısına da 6 genel başkanın imza atacağı bir protokolle çıkmayı hedefliyorlar.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre aday belirleme sürecini sonbahara bırakan liderler geçiş sürecinin yol haritası içinse hummalı bir çalışma yürütüyor. Bu çalışma şimdilik partilerin kendi mutfağında sürse de temelde 3 ayrı senaryo üzerinde fikir yürütülüyor.

Geçiş süreci çalışmasını ‘en önemli konu’ olarak nitelendiren partiler var olan sistemden güçlendirilmiş parlamenter sisteme hangi takvim ile geçileceğini çalışıyor. Bu çalışma farklı senaryolara göre seçenekli olarak yürütülüyor. Çünkü geçiş sürecinin takviminde Meclis’te elde edilecek çoğunluk belirleyici olacak. İşte burada 3 senaryo çalışılıyor.

İlk senaryo muhalefetin seçim sonrası parlamentoda 400 milletvekili kazanması. Bu durumda partiler hızlı bir anayasa değişikliği sürecini işletebilir.

İkinci senaryoda 360 milletvekili çıkarılması durumunda da anayasa değişikliğinin referanduma sunulmasının önü açılıyor. Ancak anketler parlamenter sisteme geçişi öngören partilerin anayasa değişikliği yapacak bir güçle Meclis’e gireceğini şimdilik göstermiyor.

O nedenle üçüncü senaryo da (anketlere göre 340 milletvekili çıkarma potansiyeli var) Meclis’te 301 milletvekili kazanılması durumuna göre hazırlanıyor.

Parlamenter sisteme geçişi öngören partilerin 301 ve üzerinde milletvekili çıkarması Meclis Başkanlığı seçiminin ve komisyonlarda çoğunluğun alınması demek. Bu da istenen kanunların rahatlıkla Meclis’ten çıkarılmasına imkân tanıyor. Kanun yapma çoğunluğuna sahip olunduğunda birçok alanda düzenleme yapmak için sorun kalmayacağı ifade ediliyor.

‘AK Parti’nin muhalefet edeceğini düşünmüyoruz’

Meclis kanun yapabilecek ama parlamenter sistem için anayasa değişikliği yapacak çoğunluk olmadığında partilerin bu vaadi ne olacak? Başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere Altılı Masa’daki birçok parti iktidar olmaları durumunda, muhalefete düşecek AKP ve MHP’nin de anayasa değişikliğine sıcak bakacağını düşünüyor.

CHP’de “İktidara gelirsek güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda AK Parti’nin muhalefet edeceğini düşünmüyoruz. Bu konuda sunulacak Anayasa değişikliğine destek vereceklerdir. Çünkü AK Partili milletvekilleri de siyaset yapmak istiyor” değerlendirmesi yapılıyor.

Paylaşın

Türkiye İle Rusya’nın Yakınlaşmasının Olası Sonuçları Ne Olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi buluşmasında iki ülkenin siyasi, ekonomik ve ticari alanlardaki işbirliklerinin masaya yatırılması ve ruble üzerinde varılan mutabakat iki ülkenin daha da yakınlaştığına dair yorumlara neden oldu.

Yakın zamanda Financial Times gazetesinde yer alan haberde Batılı başkentlerin iki ülke yakınlaşmasından endişe duymaya başladığını ve Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olması halinde Türkiye’nin cezalandırıcı önlemlerle karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Putin’le rubleyle ödemede mutabık kaldıklarını belirten Erdoğan, Moskova’nın Batı yaptırımları sonrası kullanımını artırdığı Rus ödeme sistemi ‘Mir’ ile ilgili “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

ABD ve Avrupa ise ‘diz çöktürmeye’ çalıştığı Rusya’ya yönelik yaptırımların bir başka ülke tarafından delinmesini istemiyor.

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Ankara ve Moskova arasındaki bu yakınlaşmanın politik iktisat uzantıları olacağı görüşünde.

Ve bir endişeye dikkat çekiyor; “İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum” diyor:

”Politik iktisat uzantıların, kayıt içi yani formal ilişkiler dahilinde değil, kayıtdışı ve bölgedeki her türlü kaçakçılık, kaynağı belirsiz servetler ve de bunların yer değiştirmesinin İstanbul’dan kontrol edilmesine yönelik bir adım olacağını düşünüyorum. Ve bundan da endişeliyim. Yani İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum. Bu sadece Ukrayna sonrası konjonktüre bağlı değil, uzun yıllardan beri AKP’nin ekonomi yönetimi altında bölgede bir hap olma özelliği taşıyor. Bunun birçok ipucunu gördük; Kolombiya ile olan ticari ilişkiler, bölgedeki göçmen ticaretinde Türkiye’nin rol oynamaya sürüklenmesi…”

Halihazırda Türkiye’nin Rusya ile ticaret hacminin yaklaşık 50 milyar Dolar olduğunu ve bunun son derece formal bir ilişki olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erinç Yeldan, Batı’nın bu yakınlaşmadan dolayı doğan kaygısının yersiz olduğunu savunuyor.

“Rusya ile ticaret hacmimiz 50 milyar dolar, karşılıklı anlaşma veya ticari değerlendirmelere gerek duymayacak kadar son derece açık ve net. Onlardan enerji ithal ediyoruz, onlara da gıda ve tüketim malı ihraç ediyoruz. Şimdi bu ticaret biçiminin derinleşmesinde Batı’yı kaygılandıracak herhangi bir neden göremiyorum. Son derece formal bir ticaret ilişkisi. Sonuçta Batılı ülkeler de Rusya’dan doğalgaz ithal edebilmenin yollarını arıyor.”

Fakat son dönemde Erdoğan ve Putin arasında yapılan anlaşmaların kapalı kapılar arkasında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Erinç Yeldan; ”Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak?, Türkiye ne taahhüt ediyor,?” sorularını soruyor:

“Bu ticaretin hangi mallarla alakalı olmasından ziyade, biçimi beni kaygılandırıyor. Çünkü kapalı kapılar ardında resmi dökümanlara hiç geçmeyen ve siyasi olarak her iki liderin de şiddetle kendi ülkelerinde desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemde oluyor. O nedenle Türkiye ne taahhüt ediyor, bu bilinmiyor. Yani Erdoğan’ın buradan elde edeceği siyasi başarının bedeli ne olacak? Bu yakınlaşmada Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak? Burada bir dizi içinde Suriye sorununun da olduğu kapalı kapılar ardında enformal, kayıtdışı gelişmelerin yaşanmakta olduğunu ve yaşanabileceğini düşünüyorum. Rusya-Çin-Türkiye yakınlaşmasında en büyük kaygı budur. Türkiye’nin ihraç edebileceği şeyler ötesinde, bölgede askeri üsler, kayıt altına girmeyecek ikili ilişkiler, kaçakçılık gibi kayıtdışının merkezi olmaya sürüklenmesinin endişelerini yaşıyorum.”

AB ülkeleri yaptırım uygular mı?

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, AB ülkeleri arasında bu yakınlaşmaya karşı yaptırım uygulayabilecek ülkelerin olabileceğini fakat Avrupa’nın bir bütün olarak etkili bir yaptırım süreci içine girmeyeceğini düşünüyor.

Prof. Dr. Yeldan, şimdiye kadar Avrupa ülkeleri ciddi yaptırımlarla Rusya’yı köşeye sıkıştırmış gibi görünse de bu iktisadi yaptırımlarla bir ülkenin hizaya getirilemeyeceği ve de cezalandırılamayacağı görüşünde.

Aksi durumda da her ülkenin kendi başının çaresine bakabileceğini söylüyor.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliğine dair bazı AB ülkelerinin yaptırımları olabileceğini fakat bu kısıtlamaların kararı veren ülkelere de zarar getireceğini ifade ediyor.

“AB üyesi ülkelerin bazı yaptırımları olabilir. Ama bu bir ihtimal. Şunu hatırlamak lazım; Rusya’ya karşı uygulanan ambargo ve kısıtlamalar aslında bu ülkelere de zarar vermektedir. Ve bazı ülkelerde bu yaklaşımın değiştirilmesi için kuvvetli çabalar ortaya çıkmaktadır. Yakında yapılacak seçimlerde en azından İtalya’da sonuç vermesi söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye birleşik bir AB tavrı konusunda tereddüte sahip olduğu için AB’nin tepkilerine göre davranışını belirleyemese de Almanya’nın etkisi önemlidir. O da henüz karışık duygularla hareket eden bir ülke. Eski başbakanı Ruslarla barış yapmanın önemini hatırlatan faaliyetleriyle mevcut hükümeti sıkıştırmaktadır. Şuanda Türkiye’ye hangi ülkeler ne ölçüde yaptırım uygulayabilir sorusu için erken. AB ülkeleri de mevcutta izlenen politikaların devamı konusunda tereddütler sergilemektedir.”

Türkiye yönünü Rusya’ya mı çevirdi?

Uzun vadede iki ülke arasındaki bu yakınlaşmanın artı ve eksilerini söylemenin güç olduğunu belirten Prof. Dr. Erinç Yeldan, tarihe bakıldığında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin konjonktürel olduğunu dile getiriyor.

Bunun üzerine Avrupa ile olan ticaret hacmi ve NATO içindeki birlikleri de eklenince Türkiye’nin yönünün kalıcı olarak Rusya’ya dönmesinin zor olduğunun notunu düşüyor.

Bu yakınlaşmanın iki ülkenin dönemsel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilintili olduğunu belirten Yeldan, şöyle detaylandırıyor:

“Bu kısa dönemde Erdoğan’ın çok şiddetli döviz ihtiyacı olduğunu ve bu dövizin de en azından ucuz, sürdürülebilir enerji yoluyla sağlanmasının kasım, aralık, ocak aylarında Batı’da olası bi enerji krizi yaşanırken Türkiye’nin güvence altında olmasının önemli bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyorum. Ruble ile karşılıklı ticaret yapalım, doları kullanmayalım bakışının kısa dönemde iç siyaset malzemesidir, ekonomik olarak karşılığı yok. Türkiye ruble elde etmek için dövizini kullanacak, yine döviz piyasalarında işlem yapacak keza Rusya da öyle.”

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı: ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak”

ODTÜ Öğretim Üyesi/Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise Türkiye ve Rusya yakınlaşmasını önemli buluyor ve hatta bu durumun Türkiye için bulunmaz bir fırsat olduğu kanısında.

İki ülke arasındaki işbirliklerine dair, ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak” diyor:

“Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret hacmi artmaya başladı ve öyle görünüyor ki daha da artacak. Çünkü başta yüz büyük firmanın ana merkezlerini İstanbul’a taşıması oldukça önemli bu büyük bir operasyon. Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak. Ve Türkiye için de bulunmaz bir fırsat.”

Diyalog kanallarının her zaman açık tutulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke olduğuna vurgu yapıyor.

“AB ülkeleri içinden de herhangi bir yaptırım olmaz. Biz, Rusya ve Ukrayna arasında arabulucuyuz ve ticari ilişkilerimiz var. Türkiye’ye yaptırım için bir gerekçe bulunmalı aksi durumda iki ülkenin yakınlaşması bir gerekçe olamaz. Türkiye kiminle ilişki içinde olduğunu onlara mı soracak? O zaman AB’ye alırlar, sorun olmaz. Türkiye güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke. Birilerinin Rusya ile konuşması lazım ve Türkiye bunu yapıyor. NATO içerisinde Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç konusundaki duruşunu da biliyoruz. Yani iki ülke arasındaki ilişkilerin endişe vermesinin siyasi gerekçesi yok ve yanlış. Duyulan endişe askeri mi ekonomik mi? İki ülke yakınlaşması gayet yerinde, diyalog kanalları her zaman açık tutulmalı.”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan da, Türkiye’nin bir yandan müttefikleriyle hareket etme gayreti gösterirken diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini bozmamak istemesinin anlaşılabilir bir siyasi tercih olduğu görüşünde.

Bununla birlikte Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini Suriye’de yürüyen ilişkiler üzerinden değerlendirmenin önemli olduğunu söylüyor:

“Çok boyutlu düşünmek lazım. Türkiye son yıllarda AB ve ABD ile problemli ilişkiler yaşamaktadır. Buna bir de Rusya ile problemli bir ilişkinin eklenmesini istememektedir. Rusya ile yaşadığı problemli bir ilişkinin Batı ile ilişkilerini düzelteceğine dair bir emare de yok. Türkiye’nin üzerinde hassasiyetle durduğu bir Möntro Sözleşmesi var. Türkiye, Möntro Sözleşmesi’nin bilhassa Karadeniz’deki ülkeleri rahatsız edecek şekilde yorumlanmasını arzulamıyor. Buna karşılık ABD’nin başını çektiği müttefiklerimiz Rusya’yı Karadeniz’de kuşatmak için Türkiye’nin boğazları daha kendi isteklerine göre yönetmesini beklemektedirler. Bu Türkiye’ye açacağı tehlikeler açısından önemlidir. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri Suriye’de de yürüyen ilişkilerdir. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile ilişkisini düzenlerken, özellikle Suriye’deki durumu kendi aleyhine çevirmeyi arzulamamaktadır.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Reuters: Erdoğan Diplomatik Kazanımlara Oynuyor

Londra merkezi haber ajansı Reuters’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki diplomatik hareketliliği hakkında “Seçimleri göz önünde bulunduran Erdoğan diplomatik kazanımlara oynuyor” başlıklı dikkat çeken bir analiz yayımlandı.

Analize göre, Erdoğan’ın son zamanlarda elde ettiği tahıl anlaşması, Biden’dan F-16 sözü, bölgesel güçlerle yakınlaşma gibi “diplomatik zaferler,” yaklaşan seçimler için de bir strateji.

Reuters’da yayımlanan analizden öne çıkan satır başları şöyle:

“Tahıl anlaşmasıyla taçlanan bir dizi diplomatik zafer, Türkiye ekonomik krizle boğuşurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı biraz rahatlatıyor.

Erdoğan, yaklaşık 20 yıllık iktidarının en zor seçimlerine hazırlanırken, gözünü de küresel sahneye dikti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeden bir gün sonra miting sırasında “Türkiye siyasi, askeri ve diplomatik açıdan en güçlü dönemini yaşıyor” dedi.

Enflasyonun yüzde 79’a yükselmesi ve TL’nin aralık ayındaki döviz krizi sırasında gördüğü rekor düşüş gibi ekonomik sıkıntılar, ülkenin uluslararası alandaki kazanımlarıyla çelişiyor.

Muhalifler, yüksek enflasyona rağmen faiz indirilmesi ve 2019’dan bu yana üç Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması gibi, cari açığı artıran ve ekonomiyi dış finansmana bağımlı hale getiren Erdoğan’ın alışılmışın dışında ekonomi politikalarını suçluyor. Erdoğan ise, ihracata, üretime ve yatırıma öncelik veren ekonomi politikalarının meyvelerini 2023’ün ilk çeyreğinde vereceğini söylüyor.

Yaklaşan seçimler

Yaklaşık bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk’ün modern Türkiye’yi kurmasından bu yana en uzun süre görevde bulunan lider olan Erdoğan, Haziran 2023’e kadar yapılması gereken parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle karşı karşıya.

Geçen hafta Metropoll tarafından yapılan bir anket, AK Parti’ye verilen desteğin hafif bir artışla yüzde 33.8’e yükseldiğini tespit etti. Erdoğan, muhalefet partilerinin gevşek bir ittifakıyla karşı karşıya ama anketler onun muhalefet adaylarının arkasında olduğunu gösteriyor.

Seçmenin en önemli endişeleri, ekonominin durumu ve 3,6 milyon Suriyeli mültecilerin varlığı.

Ana muhalefet CHP’nin milletvekili ve Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı olan Erdoğan Toprak, “Hükümet, ülkeyi içine sürüklediği ekonomik felaketi örtbas etmek için dış politikayı araç olarak kullanıyor ve içeride ‘diplomatik zafer’ hikayeleri anlatıyor” dedi. Toprak, Erdoğan’ın diplomatik cephede bile “ülkemizin onurunu zedeleyen ve onu zayıflığa sürükleyen” tavizler verdiğini söyledi.

Bölgesel güçlerle yakınlaşma

Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin aracılık ettiği tahıl anlaşması, Erdoğan’ın Nordik ülkelerinin katılımı konusunda NATO’dan tavizler alması ve Orta Doğu’daki diğer güçlerle yakınlaşmasının ardından geldi.

Erdoğan, haziran ayında ABD Başkanı Joe Biden’dan Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışını destekleyeceği sözünü de aldı.

2013’te hükümet karşıtı büyük protestolardan ve 2016’da bir darbe girişiminden sağ kurtulan Erdoğan, ihtiyaç duyulan yabancı fonları çekme umuduyla diğer Orta Doğulu güçlerle bağlarını onarmaya çalıştı.

Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Katar ve Günet Kore; Ankara ile toplam 28 milyar dolarlık swap anlaşması yaptı. Türkiye ayrıca Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail ile ilişkileri geliştirmek için hamleler de yaptı.

AK Partili bir yetkili, “Seçmenler diplomasinin faydalarının farkında. Zaman zaman ekonomiden ya da mültecilerden şikâyet ediyorlar ama etkili bir Türkiye’nin devamı için Erdoğan’a oy verecekler” dedi.

Türkiye, Rus işgalini eleştirerek ve Ukrayna’ya silah sağlayarak bir denge kurmaya çalışırken, Rusya’ya yaptırım uygulama konusunda Batı’ya katılmayı reddediyor ve bu duruşun arabuluculuk çabalarının sonuç almasına yardımcı olduğu belirtiliyor.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Edirne’den İktidar Mesajı Verdi

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinin Edirne’de düzenlediği grup toplantısında yaptığı konuşmada, iktidara hazır olduklarını ifade ederek, “Tek kişinin iradesine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bırakmayacağız. Cumhurbaşkanı tarafsız olacak. Halkın Cumhurbaşkanı olacak. Birilerinin Cumhurbaşkanı olmaz. Yapacak çok işimiz var. Neyi nasıl yapacağımızı çok iyi biliyoruz.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin konuşmasının devamında, “Altı lider de çok iyi biliyor. Bütün mesele bunun zamanlaması. Bununla ilgili çalışmayı da yapıyoruz. Belli bir yere geldikten sonra kamuoyuyla paylaşacağız. Altı parti farklıyız ama hepimiz bu ülkenin demokratikleşmesini savunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri, seçildiklerinde ülkeyi Çankaya’dan yöneteceklerini belirterek, “Bizim sarayımız yok. Beyefendiye tahsis edilen 10 tane saray var. Biz, ülkemizi mütevazi Çankaya’dan yönetmek isteriz. Bizim hedefimiz şu, Erdoğan’a da söyledim. Allah aşkına israf haramdır, israf yapma. Bari bir israf genelgesi çıkar. Yetmiyor mu bir uçak sana? Hiçbir Osmanlı padişahına nasip olmamış kadar sarayın var. Ne yapacaksın bu sarayları? Düzelteceğiz” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis’in tatile girmesinin ardından başladığı grup toplantılarına bu hafta Edirne’de devam etti. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Edirne 8300 yıllık tarihiyle görkemli bir kent. Metrekare başına düşen tarihi eser itibariyle Floransa’dan sonra dünya ikincisi. O nedenle bu kenti bütün dünyaya tanıtmak zorundayız. Türkiye’ye gelen her üç turistten biri Edirne’ye geliyor.

Bugün bir ayçiçeği tarlasına gittik. Çiftçilerle buluştuk, dertlerini kısmen de olsa dinledik. Bir sorunu çözmek istiyorsan sorunu yaşayanı dinleyeceksin. Mazotta sıkıntımız var diyorlar. Gübre de sıkıntımız var diyorlar. İlaçta, tohumda sıkıntı var diyorlar. Ürünü satacağız ya zarar edersek diyorlar. Söyledim, tonunu 16 bin liradan almak zorundadır mevcut iktidar.

Pandemiden sonra tarımın bir stratejik sektör olduğunu bütün dünya öğrendi. Bizi yönetenler tarımı stratejik sektör olduğunu öğrenebildiler mi? Erdoğan iktidarları döneminde 34.5 milyar dolar ayçiçeği ve benzeri ürünlerin ithalatına para verildi.

Trakya topraklarının bölündüğünü de biliyorum. Bu konuda da kaygılar var. Bu bereketli toprakların sanayiye dönüşmemesi lazım. Bu topraklar bizi besleyen topraklar, tarım için korunması lazım.

Akaryakıta zam geldi. Şehirde yaşıyorsanız arabanızı kullanmazsınız. Otobüse, metroya binersiniz. Çiftçi ne yapacak? Tarlaya metroyla mı gidecek? Tarlaya belediye otobüsüyle mi gidecek? Traktörle gidecek. Ona mazotu indirimli vereceksin. KDV’siz ÖTV’siz. Bu konuda Bay Kemal’in sesi var. Açık ve net söylüyorum iktidarımızda çiftçiye mazotu KDV’siz ÖTV’siz kırmızı mazot vereceğiz.

Kadın kardeşlerim için şunu söyleyeyim. Aile Destekleri Sigortasını getireceğiz. Hiçbir evde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Özellikle yoksul ailelerde kadın kardeşlerime söylüyorum. Sizi yaşadığınız evde erkeğe muhtaç etmeyeceğim. Yoksulluğu yenmek için yoksulu afişe etmeyeceksiniz. Sağ elin gördüğünü sol el görmeyecek. İnsanın onurunu koruyacaksınız. Yoksulluk kader değildir. Yoksulluğu yaratan iktidarın politikalarıdır. Aile Destekleri Sigortası, 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosu hayata geçireceğine dair söz vermiş. Niçin bugüne kadar hayata geçmedi? Çünkü yoksulluğu kullanıyorlar, istismar ediyorlar. Bu kardeşiniz diyor ki, ister oy verin ister oy vermeyin hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği Türkiye’yi kesinlikle yaratacağız.

“10 tane saray var”

Bizim sarayımız yok. Beyefendiye tahsis edilen 10 tane saray var. Biz, ülkemizi mütevazi Çankaya’dan yönetmek isteriz. Bizim hedefimiz şu, Erdoğan’a da söyledim. Allah aşkına israf haramdır, israf yapma. Bari bir israf genelgesi çıkar. Yetmiyor mu bir uçak sana? Hiçbir Osmanlı padişahına nasip olmamış kadar sarayın var. Ne yapacaksın bu sarayları? Düzelteceğiz.

Bir devletin erdemle, ahlakla yönetilmesi gerektiğini defalarca söyledim. Bir devlet hukukun üstünlüğü ile yönetilir. Baskı, şiddet ile yönetilmez. Her alanda demokrasi istiyoruz. Devleti ahlakla, bilgiyle, birikimle yöneteceksiniz. Şu anda çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıyayız. TBMM’ye bakın. Milletvekillerinin büyük bir kısmı milletin değil, sarayın vekili. Saraydan talimat alıp el kaldırıp indiren insanlar milletin sesi olamazlar.

Sarayın talimatını dinleyen savcı hemen alınır süratle Yargıtay üyesi yapılır. Bir tek kararın altına imzası olmadan AYM’ye seçilir. Bay Kemal de bunu yiyecek… Yemezler. Bu kadar yargıç varken birisi paraşütle gelecek niçin? Sezgin Baran Korkmaz’ı talimatla serbest bıraktılar ya onların ödüllendirilmesi lazım. Nereye üye olursan ol sen yargıçlık yapamazsın. Yargıç vicdanıyla karar veren kişidir. KPSS bunun en basit örneğidir. Olay bu kadar büyümese derhal kapatacaklardı. Dünyanın yolsuzluğu var, beşli çeteler malı götürüyor. Görevlendirsene Devlet Denetleme Kurulu’nu. Görevlendiremez oraya, kendisi de bir parçası çünkü.

Tek kişinin iradesine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bırakmayacağız. Cumhurbaşkanı tarafsız olacak. Halkın Cumhurbaşkanı olacak. Birilerinin Cumhurbaşkanı olmaz. Yapacak çok işimiz var. Neyi nasıl yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Altı lider de çok iyi biliyor. Bütün mesele bunun zamanlaması. Bununla ilgili çalışmayı da yapıyoruz. Belli bir yere geldikten sonra kamuoyuyla paylaşacağız. Altı parti farklıyız ama hepimiz bu ülkenin demokratikleşmesini savunuyoruz.

Kur korumalı mevduat… ‘Faize karşıyım’ diyor, değil mi? Erdoğan ‘faize karşıyım’ diyor. İlk altı ayda yani bu yılın ilk altı ayında felaket bir tablo var; bankaların kârı milyarları buluyor. Bu yılın ilk altı ayında bankaların kârı yüzde 400. Faiz geliyor, banka ne yapar? Para ticareti yapar, kredi verir, faiz uygular karşılığını alır. Eğer bankalar yüzde 400 ilk altı ayda kar elde ediyorsa… Çiftçi yüzde 400 kar elde ettin mi? Hayır. Esnaf, sanayici, ücretli? Hiçbir meslek grubu yüzde 400 kar elde etmedi. Bankacılık hariç. Yüzde 400 kar. Neymiş? Beyefendi faize karşıymış. Ne yapacaksın? Karşı olduğunu söyleyeceksin, birileri malı götürecek. Sadece bu mu? Hayır. Kur korumalı mevduat. ‘Ekonominin kalbine yerleştirilmiş bombadır’ diyorlar. Bomba değil, atom bombası, atom bombası. Dünyanın parası, beyler götürdüler. Bir; parayı yatırıyorsun, Türk lirası yatırıyorsun. İki; sana güvence veriyorlar. Üç; faiz artarsa, ‘hiç merak etme hiç zararın olmayacak dövizle ödeyeceğiz.’ O garantiyi de sana veriyorlar. Vergi? ‘Senden vergi de almayacağım’ diyor.

“Bizim iktidarımızda öyle döviz garantisi falan filan yok”

Buradan kur korumalı mevduat sahiplerine, yani bir avuç kişiye sesleniyorum. Bizim iktidarımızda; sadece ve sadece faizi alacaklar. Öyle döviz garantisi falan filan yok. Türkiye, sömürge bir ülke değil. Birilerinin sömürge alanı da değil. Bu ülkenin hakkını, hukukunu da sömürü etmeyeceğiz kimseye. Paran varsa bankaya yatırsın, kaç lira faiz götürür koyarsın faizini de alırsın.

Kardeşim sonra döneceksin, sanayiciye gideceksin ‘sen stokçuluk yapıyorsun’ diye suç atacaksın. Stokçuluk yapıyorsun dedikleri reel sektörün, 160 milyar dolarlık açığı var. Para ihtiyacı var. Bunların ekonomiden haberleri bile yok. Ekonomi nasıl yönetilir bunu dahi bilmiyorlar. Bir sanayiciye, ‘stokçu’ denir mi Allah aşkına? Adam üretiyor zaten belli bir stoku olmak zorunda. Üretimin ne olduğunu, stokun ne olduğunu bilmiyorlar. Ama stokçuluğu çok iyi biliyorlar. Ülkenin çözülecek çok sorunu var. Ama biz çözeceğiz. Bundan emin olmanızı isterim. Sanayiciler de özellikle katma değeri yüksek ürün ürettikleri sürece hep yanlarında olacağız.

İktidarımızda ilk bir hafta içinde esnafın bankalardan ve esnaf kefalet kooperatiflerinden aldıkları faizleri sileceğiz. Faiz olmayacak, bir sefere mahsus faizleri sileceğiz. Zaten esnaf battı. Yerine koyamıyor zaten esnaf. Bir de faiz var, sürekli takla attırıyor, sürekli borçlar büyüyor, ödeyemiyor.

Çiftçiye de sözüm var. Çiftçilerin de bankalardan ve tarım kredi kooperatiflerinden aldıkları kredilerin faizlerini sileceğiz. Onların da faizi olmayacak. Bir sefere mahsus olarak silinecek. Dolayısıyla kim üretiyorsa, kim emek harcıyorsa onlardan yana politika izlemeye devam edeceğiz.

Başka? Elbette ki kamunun kendi içinde de sorunları var. Örneğin; dünyada hastanesi olmayan tek ordu, bizim ordumuz. Askeri hastaneleri yeniden açacağız. GATA’yı tekrar şanlı ordumuza teslim edeceğiz.

Başka ne yapacağız? Allah nasip ederse sizlerin takdiriyle iktidar olduğumuzda göreceksiniz. Cumhuriyet döneminde kaybettiğimiz bir yer var. Süleyman Şah Türbesi’nin bulunduğu yer. Bunlar kendilerini kahraman ilan ediyorlar. Ya türbeyi kaçırıp, o toprağını terk eden adamı kahraman ilan ettiler. Akıl tutulması var. O türbeyi yerine götüreceğiz. Şanlı bayrağımızı oraya dikeceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın.

Buraya bir parantez açalım. Bahçeli ne diyor bunun için Allah aşkına? Ne diyor Bahçeli? Bana kızıyor. Bizim milliyetçiliğimiz öğrenmek istiyorlarsa rahmetli Ecevit’e bakacaklar. Kıbrıs’a bakacaklar. Akdeniz’e bakacaklar, Akdeniz’in sularına bakacaklar. Sen kim; bizim milliyetçiliğimiz, tartmak, ölçmek kim? Süleyman Şah Türbesi kaçınırken, toprak terk edilirken sesin bile çıkmadı. Parantezi kapatalım.

EYT’liler… Biliyorum, sizin sorununuzu biliyorum. EYT sorununu çözecekse, bir kişi çözer. Onun adı da Bay Kemal. Hiç endişe etmeyin.

“Ceplerini dikeceğim”

O malı götürenlerin ceplerini tamamen dikeceğim. Arayacaklar, cep bile yok. Ceplerini dikeceğim, hiç merak etmeyin. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Ülkemiz en zor koşullarda bile başarıyı yakalamış bir ülke. Olağanüstü bir potansiyelimiz var. Gençlerimiz olağanüstü güzel şeylerin altına imza atıyorlar. Spordan tutun bilime kadar çok şey var, çok güzel şeyler yapılıyor. Üniversitelerimizi mahvettiler biliyorum ama üniversiteleri de ayağa kaldıracağız.

Barış akademisyenlerini derhal bir kararnameyle bir hafta içinde görevlerine iade edeceğiz. Bir üniversitede her türlü düşünce özgürce tartışılmalıdır. Bir örnek vereyim, Orta Çağ’da bir adam çıkmış demiş ki ‘beyler dünya yuvarlaktır.’ ‘Vay sen misin?’ Yakalayıp, doğru engizisyon mahkemesine çıkarmışlar. ‘Sen nasıl milyarlarca insan düz diyor, sen nasıl diyebilirsin, dünya yuvarlaktır.’ Milyonlarca kişi mi haklı, bu bir kişi mi haklı? Dolayısıyla bütün aykırı düşüncelere bizim ihtiyacımız var. Hiçbir aykırı düşünceden korkmamak lazım. Düşündükçe insanoğlu geleceği daha sağlıklı kurgular ve daha sağlıklı oluşturur.

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Devlet Planlama Teşkilatını kapattı. Akıl alacak şey değil. Bir kişi, her şeyi bilince; planlamayı da o biliyor. Dua edin ameliyathaneye girmedi, ya bypass yapmaya kalkarsa ne olacak, o da olabilir.”

Paylaşın

Bakan Nebati’den ‘Türkiye IMF’den Borç Aldı’ İddiasına Yalanlama

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ”Türkiye’nin IMF’den 6,5 milyar dolar borç aldığını” iddia eden İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Prof. Dr. Bilge Yılmaz’a tepki gösterdi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Bakan Nebati “”Prof. Dr. Bilge Yılmaz, dün katıldığınız bir yayında Türkiye’nin IMF’den 6.5 milyar dolar borç aldığını iddia etmişsiniz. Ya konuyu bilmiyorsunuz ya da bilip çarpıtıyorsunuz. İki durum da sizin adınıza üzücü” dedi.

“Ben size durumu anlatayım” diyen Bakan şunları kaydetti:

“Uluslararası Para Fonu (IMF) üye ülkeleri desteklemek amacıyla SDR (Special Drawing Rights – Özel Çekme Hakkı) tahsisatı, başka bir ifadeyle koşulsuz rezerv desteği sağlamaktadır.

SDR tahsisatları üye 190 ülkeye kota payları oranında yapılmaktadır Geçtiğimiz yıl; ABD’ye 112,9 milyar ABD doları, Almanya’ya 36 milyar ABD doları, Güney Afrika’ya 4,15 milyar ABD doları tutarında rezerv imkânı sağlanmıştır. Türkiye’ye ise, IMF’deki kota payına karşılık gelmek üzere 6,3 milyar ABD doları tahsis edilmiştir.

IMF ile bu konuda bir anlaşma imzalanmamış ya da program ilişkisine girilmemiştir. Bu imkân, tüm üye ülkelerin kullanımına açılmış bir kaynaktır. Türkiye’nin IMF’den borç aldığına ilişkin açıklamalar gerçek dışıdır.”

İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Prof. Dr. Bilge Yılmaz, katıldığı bir televizyon programında, Türkiye’nin IMF’den 6.5 milyar dolar borç aldığını iddia etmişti.

Paylaşın

308 İsimden Muhalefete ‘Operasyon’ Çağrısı: Suça Ortak Olmayın

Aralarında akademisyen, gazeteci, yazar, oyuncuların da yer aldığı 308 isim muhalefeti Suriye’ye olası operasyona karşı uyardı.  Ortak açıklamada, “Bu suça ortak olmayın!” çağrısı yapıldı.

Açıklamada, “Irak’ın kuzeyinde sürdürülen, bugüne kadar 40’tan fazla şehide, yüzlerce sivil ölüme, bölge halklarının acılarına mâlolmuş Pençe-Kilit harekâtı yetmiyormuş gibi şimdi de ‘bir akşam ansızın gelebiliriz’ nakaratı eşliğinde hazırlanan Kuzey Suriye/Rojava operasyonunun elinin kulağında olduğu söyleniyor. Bu harekâtın/savaşın hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Ülkemizi ‘Suriye’den tehdit eden düşman’ iktidar koalisyonunun yarattığı bahaneden ibarettir. Oralarda; işgale uğramış topraklarını, halklarını, varlıklarını, düzenlerini savunmak için mücadele eden, ölen, öldüren, büyük acılara, yıkımlara uğrayan bir halk var” denildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“İktidar ortaklarının dışında kimsenin bu savaştan bir çıkarı yok. Vatan uğruna değil iktidarın bekası uğruna şehit olan evlatlarımız; yabancı topraklarda savaşmak, ölmek, öldürmek zorunda bırakılan gençlerimiz, askerlerimiz bir yana, bu savaştan Türkiye insanlarının tümünün, 84 milyonun büyük zararı var.

Milyonların açlık sınırında yaşam mücadelesi verdiği; ekmekten barınmaya, çocuklarının eğitiminden sağlığa her alanda büyük güçlüklerle boğuştuğu ülkemizde savaşa silaha yapılan devasa harcamalar 84 milyonun ekonomik sıkıntılarını, gündelik yaşamın güçlüklerini derinleştiriyor. Daha da ötesi, geleceğimizi rehin alıyor, umutları söndürüyor.  Evlatlarımızın sadece canı gitmiyor, gelecekleri de kararıyor.

“6’lı Masa, bugüne kadar güçlü bir ses, güçlü bir ‘hayır’ duymadık sizlerden”

6’lı Masa! Bugüne kadar güçlü bir ses, güçlü bir “hayır” duymadık sizlerden. İktidarın savaşçı siyasetine karşı ses yükseltmezseniz ülkemize, halkımıza olduğu kadar insanlığa karşı işlenen suçlara, dökülen kanlara ortak olacaksınız. Bu iktidarın hiçbir suçuna, özellikle de savaşa ortak olmayın.

Belki vatan haini, terörist, PKK yandaşı, vb. diye suçlanmaktan korktunuz, belki oy kaybetmekten çekindiniz. Bugün vardığımız noktada Erdoğan-Bahçeli ittifakının değirmenine su taşımaktan başka anlamı olmayan suskunluğunuzu terk etmenizi; Suriye’de, Irak’ta sürdürülmekte olan, toprak ilhakı ve algı operasyonu amaçlı savaşa yüksek sesle, açık ve net biçimde hayır deme cesaretini göstermenizi bekliyoruz.

Açıklamada imzası olan isimler şöyle:

A. Haluk Ünal, A. Tuncer Sümer, Abdo Yılmaz, Abdulğafur Doğru, Abdulhakim Daş, Abdulkerim Yakut, Abdullah Demirbaş, Abdülbaki Erdoğmuş, Adnan Gündoğan, Adnan Gürcan, Adnan Şanlı, Ahmet Aykaç, Ahmet Dumlu, Ahmet İnsel, Ahmet Kırım, Ahmet Tüzün, Ahmet Yıldırım, Akın Evren, Aksel Agan, Alaattin Yüksel, Alev Er, Ali Bilen, Ali Haydar Konca, Arif Mardin, Armağan Özel, Asiye Kolçak, Aslan Demir, Aslı Erdoğan, Asuman Bayrak, Atilla Keskin, Attila Durak, Ayetullah Aşiti, Ayhan Ergenç, Aysun Höbek, Ayşe Erzan, Ayşe Öncü, Ayşe Özen, Ayşe Sözeri Cemal, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Şahin, Ayten Gümüşel,

Bahadır Altan, Baise Pirim, Banu Can, Barbaros Şansal, Barış Ulus, Baskın Oran, Beral Madra, Bilal Şadi Oğuz, Binnaz Toprak, Bumin Güneri, Bülend Tuna, Bülent Atamer, Bülent Bilmez, Bülent Erdem, Bülent Tekin, Cabbar Barış, Cahit Mete, Can Dündar, Cavit Kutaniş, Celal Temel, Cemal Satı, Cengiz Arın, Cihangir Balka, Cuma Çoşan, Çağlayan Üçpınar, Çetin Ali Nergis, Çetin Yılmaz,

Dilşa Deniz, Doğan Özgüden, Doğan Özkan, Dursun Bulut, Elif Aytaç, Emine Uşaklıgil, Emre Kutlu, Emsal Orhan, Ender Seren, Enes Atila Pay, Erdal Karayazgan, Erdoğan Aydın, Erdoğan Bayram, Erdoğan Kahyaoğlu, Erol Özkoray, Esra Koç, Esra Mungan, Fatma Akdokur, Fatma Aytaç, Fatma Bostan Ünsal, Fatma Gök, Fatma Mefkure Budak, Faysal Sarıyıldız, Fehim Işık, Fehmi Tek, Ferhat Tunç, Fethiye Çetin, Fevzi Kömürcü, Feyha Karslı, Filiz Kardam, Firdevs Nazan Eroğlu, Fügen Kanadıkırık, Füsun Kaya,

Gaye Boralıoğlu, Gençay Gürsoy, Gönül Ertör, Gülayşe Koçak, Gülden Önal, Gülnur Acar Savran, Gülnur Yılmaz, Gülser Kayır, Gürhan Ertür, Güven Yılmaz, Habib Bektaş, Hacer Ansal, Hacer Eren, Hadi Cin, Hakim Tokmak, Halil Aksoy, Halil Ergün, Halil İbrahim Yenigün, Halis Ertaş, Hamiyet Akkaya, Hanife Yüksel, Harun Toptan, Hasan Cemal, Hasan Ergül, Hasan Fehmi Nemli, Hasip Kaplan, Hayri İnönü, Hikmet Savaş Ektirici, Hüseyin Demirton, Hüseyin Yılmaz, Hüsnü Okçuoğlu,

İbrahim Mutlu, İbrahim Yön, İhsan Direk, İlhan Çelik, İlter Sayın, İnci Tuğsavul, İshak Kocabıyık, İsmail Budak, İsmail Duygulu, İsmail Gönen, İsmet Hüsrevoğlu, Jini Güneş, Kadir Amaç, Kadir Bal, Kahraman Oğuz, Kemal Bilget, Kemal Pekgöz, Kemal Ulaş, Kemal Yüksel, Korkut Akın, Kuvvet Lordoğlu, Lale Mansur, Latif Şimşek, Lezgin Botan, Lütfiye Bozdağ,

M. Emin Eren, M. İhsan Çevik, M. Kemal Parlak, M. Sait Yıldırım, M. Şirin Özel, Mahinur Şahbaz, Mazhar Zümrüt, Mehmet Ali Çoşkun, Mehmet Altun, Mehmet Aslan, Mehmet Hanifi Yangın, Mehmet Kuzu, Mehmet Naci Sürmeli, Mehmet Parlak, Mehmet Uğur, Mehmet Yücel, Melek Erman Köni, Melek Taylan, Melsa Ararat, Menderes İnanç, Meryem Koray, Metin Çakan, Metin V. Bayrak, Mevlut Ülgen, Mihail Vasiliadis, Mukaddes Çelik, Murat Çelikkan, Murat Utku, Murathan Mungan, Mustafa O. Sinemillioğlu, Mübetcel İlhan, Münir Korkmaz,

N. Süleyman Özyalçın, Nafiz Özbek, Nazar Büyüm, Nazmi Algan, Nazmi Paylaşmış, Nebahat Akın, Necip Alişan Bekiranlı, Necmiye Alpay, Nefise Bazoğlu, Nergiz Ovacık, Nesrin Aslan, Nesrin Nas, Nesteren Davutoğlu, Neşe Erdilek, Nevzat Onaran, Nihat Bulut, Nihat Şahbaz, Nil Mutluer, Nilgün Doğançay, Nilgün Yurdalan, Nizamettin Acar, Nur Çiğdem Tezel, Nur Deriş, Nur Sürer, Nuray Tekin, Nurcan Baysal, Nurdan Şahin, Olcay Şimşek, Orhan Alkaya, Orhan Doğançay, Orhan Silier, Osman Kırımlı, Osman Okkan, Oya Akıncı, Oya Baydar, Oya Berk, Ömer Akat, Ömer Ceylan, Ömer Madra

Ragıp Zarakolu, Rahmi Yıldırım, Rakel Dink, Refet Ali Yalçın, Resul Sever, Reşo Son, Reyan Tuvi, Rıza Türmen, Ruhi Örmeci, Saadet Becerikli, Saadet Erkuş, Sabahat Yavuz, Sabahattin Diril, Saime Erkal, Sait Atalay, Salih Zeki Tombak, Salman Kaya, Savaş Erdoğan, Selahatttin Karavul, Sema Bulutsuz, Sema Gülez, Semir Özmen, Semra Eker, Semra Somersan, Sena Kaleli, Serdar Arat, Serdar Keskin, Serdar M. Değirmencioğlu, Serhat Bucak, Servet Demir, Sevgi Binbir, Sevil Peach, Sevim Cengizkan, Shleymun Rhawi, Sibel Yiğitalp, Suat Bozkuş, Suavi, Sultan Tekinarslan, Süleyman Eryılmaz, Süleyman Karataş, Şahika Yüksel, Şanar Yurdatapan, Şebnem Ungan, Şefika Gürbüz, Şenay Feyzioğlu, Şengün Kılıç, Şeref Yıldız, Şükrü Aslan, Şükrü Turhal,

Tacettin Demir, Tahsin Yeşildere, Talat Kırış, Tarık Kayakan, Temel İskit, Toros Korkmaz, Tuna Altınel, Türkan Kentel, Ufuk Daşcan, Umut Anıl Özdoğan, Ülkü Schneider-Gürkan, Ümit Aktaş, Ümit Özdemir, Ünal Karasu, Vehbi Müjdecioğlu, Veysi Tokmak, Viki Çiprut, Yalçın Ergündoğan, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Bektaş, Yavuz Okçuoğlu, Yıldız Tekgönül, Zehra Kabasakal Arat, Zehra Şenoğuz, Zeki Oğuz, Zeki Uzun, Zekiye Güzin Tümer, Zeliha Karınca, Zeynep Atikkan, Zeynep Selimoğlu Akıncı, Ziya Halis

Paylaşın

CHP’den Seçim Sonrası Hazırlığı: Bürokrasi Çalışılmaya Başlandı

AKP’nin 20 yıllık iktidarında, siyasi düşünceleri iktidardan farklı olan hiçbir bürokrat görevde kalmadı. Örneğin vali, kaymakam, genel müdürlük, daire başkanlığı, il Emniyet müdürlüğü gibi görevlerde darbe girişimi öncesinde yoğun olarak FETÖ’cü kadrolar bulunuyordu. Darbe girişiminin ardından bir iki yıl farklı düşünceye sahip bürokratlara zorunlu olarak makam verilirken daha sonra bunların da tasfiye edildiği biliniyor. 

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre yapılan bir çalışmada, kamuda kritik görevde yer alan toplam 12 bin bürokratın bulunduğu belirlendi. 6’lı masada yer alan partiler, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi nedeniyle kısa sürede bu kadroların değiştirilmesi gerektiği konusunda fikirbirliği yapmış durumda. Bu amaçla bazı partilerin çalışmaları da bulunuyor.

Çok sayıda AKP’li bürokrat da iktidarın zayıflaması nedeniyle CHP ile bağlantı kurmaya, birtakım bilgileri paylaşmaya başladı. CHP’li kaynaklar, bürokratlardan kendi partilerine yönelmenin daha önce olandan farklı boyutlarda olduğunu kabul ediyor. Ancak seçim sonrasına hazırlıklı olmak için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun isimlerini gizli tuttuğu bazı danışmanları aracılığıyla bürokrasiye ilişkin çalışma yaptırdığı öğrenildi.

İstekler inceleniyor

Bürokratların taleplerinin incelenmesinin yanı sıra Kılıçdaroğlu’nun sürekli dile getirdiği “siyasi görüşe göre değil liyakate göre” ölçüsünün ön plana çıkarılacağı kaydediliyor. Ayrıca CHP’li belediyelerde çalışan güvenilir ve başarılı olmuş çok sayıda bürokratın da bu kapsamda değerlendirileceği, özellikle üç büyük kentin yerel yönetimlerinden bazı bürokratların adının öne çıktığı dile getiriliyor.

Yol haritası komisyonu

CHP, altı parti arasında kurulması planlanan “Yol Haritası Komisyonu”na hazırlık amacıyla kendi bünyesinde aynı isimle bir komisyon oluşturdu. Komisyonda, hukukçu isimler ağırlıklı olarak yer aldı. Muharrem Erkek, Hakkı Süha Okay, Bülent Tezcan, Oğuz Kaan Salıcı ve İbrahim Kaboğlu’nun yer alacağı komisyon, CHP’nin geçiş sürecindeki önceliklerini tespit edecek. Altı parti arasında oluşturulan bu komisyon henüz bir toplantı yapmadı. Öncesinde partilerin yapacağı çalışmaların bu komisyonda ele alınacağı ve geçiş sürecinde nasıl hareket edileceğine ilişkin ölçütlerin belirleneceği kaydediliyor.

Paylaşın

ABD’den Türkiye Ve Rusya Arasındaki Ruble Anlaşmasına İlk Tepki

Türkiye ve Rusya arasında ruble üzerinden yapılan anlaşmaya ABD’den ilk tepki geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin yasadışı Rus varlıkları için güvenli bir liman haline gelmemesi yönünde çağrıda bulunurken “Şu ana kadar Türkiye’de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor” dedi.

Bloomberg HT’den Ciner Medya Grubu ABD Temsilcisi Ali Çınar’ın sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’deki görüşmesi sonrası varılan Ruble’li anlaşmaya ilişkin görüşlerini bildirdi.

Açıklamada, “Türkiye’nin Rusya’nın saldırganlığı karşısında Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne güçlü desteğini ifade ettiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’nın eylemini ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirdiğini hatırlatmak istiyoruz” dendi.

Türkiye’yi yasadışı Rus varlıkları veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmemeye çağırdıklarını da belirten ABD Dışişleri Bakanlığı, “Verileri dikkatle izliyoruz ve şu ana kadar Türkiye’de yasadışı Rus parası olduğuna dair bir kanıt yok gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.

“Müttefikleri, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak için enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye yönelik adımlar atmaya teşvik etmeye devam ediyoruz” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı, uzun vadede enerji güvenliğini artırma çabalarına yardımcı olmak için Türkiye ile birlikte çalıştıklarını belirtti.

Erdoğan ve Putin’in Soçi’deki görüşmesinin ardından açıklama yapan Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye’yle gaz tedarikinin konuşulduğunu, ilk aşamada Rus Rublesi üzerinden ödenmesine karar verildiğini açıklamıştı.

Erdoğan da Soçi dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada anlaşmayla ilgili, “Soçi ziyaretinin bir güzel tarafı da şu oldu; Sayın Putin’le ruble üzerinde mutabık kaldık. Ruble noktasında bu alışverişlerimizi yapacağımız için o da tabii Türkiye-Rusya arasında mali noktada ayrı bir güç kaynağı olarak Rusya’ya ve Türkiye’ye inşallah kazandıracak.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

ÖSYM, Yeni KPSS Takvimini Duyurdu

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yer alan bazı soruların Yedikiklim Yayınevi’nin denemelerinde yer alan sorularla aynı çıkması üzerine sınav iptal edilirken, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) yeni KPSS takvimini duyurdu. 

Yapılan açıklamada, “2022-KPSS Lisans Sınavının Genel Yetenek – Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri oturumlarının 18 Eylül 2022 tarihinde, 2022-KPSS Alan Bilgisi oturumlarının 24-25 Eylül 2022 tarihlerinde yapılmasına karar verilmiştir” denildi.

Buna göre; 2022-KPSS Lisans Sınavı’nın Genel Yetenek-Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri oturumları 18 Eylül 2022 tarihinde, 2022-KPSS Alan Bilgisi oturumları 24-25 Eylül 2022 tarihlerinde, 2022-ÖABT’nin 2 Ekim 2022 tarihinde, 2 Ekim 2022 tarihinde yapılması planlanan 2022-KPSS Ön Lisans Sınavı’nın 9 Ekim 2022 tarihinde gerçekleştirilecek.

Diğer sınavlar içinde yeni takvim

Öte yandan, açıklamada, 18 Eylül 2022 tarihinde yapılması planlanan İçişleri Bakanlığı Kaymakam Adaylığı Giriş Sınavı’nın (2022-Kaymakamlık) 16 Ekim 2022 tarihinde, 13 Kasım 2022 tarihinde yapılması planlanan Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Hizmetler Uzman Yardımcılığı Özel Yarışma Sınavı’nın ise (2022-MHUY) 18 Aralık 2022 tarihinde yapılmasına karar verildiği not düşüldü.

ÖSYM tarafından yapılan açıklamada, 2022 ÖSYM Sınav Takviminde yer alan diğer sınavların tarihlerinde herhangi bir değişiklik yapılmayacağı belirtildi.

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nın (KPSS) ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atılmıştı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etmişti.

Bu iddialar üzerine ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Ali Ersoy’u ÖSYM Başkanı olarak atamıştı. Ersoy, sorularının sızdırıldığı iddiasıyla inceleme başlatılan KPSS’nin iptal edildiğini duyurmuş ve sınava katılanlardan özür dilemişti.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yapmıştı. Yediiklim Yayınevi hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Devlet Denetleme Kurulu, ÖSYM, YÖK, MASAK ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ayrı ayrı inceleme başlatmıştı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bizim İçin Tek Bir Kriter Olmalı, O Da Adalet

Aşura Matem Merasimi’ne katılan CHP Lideri Kıılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Kendisinden çıkaracağımız sonuç kin ve intikam değil, mutlak anlamda adalet ve kardeşlik olmalıdır. Hz. Hüseyin Kerbela’da şüphesiz adaleti temsil ediyordu. Ve elbette bizler, Hz. Hüseyin’in Kerbela’da temsil ettiği adaletten yanayız, adaletten tarafız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ancak şunu da vurgulamak isterim. Hz. Hüseyin’e ağlayanlardan olup Yezit gibi davrananlardan da değiliz. Hz. Hüseyin’e ağlayıp; kim olursa olsun, kimden yana olursa olsun, hangi inanca, mezhebe, etnik kimliğe sahip olursa olsun Yezit gibi davrananlardan değiliz. Olmayacağız. Olmamalıyız” dedi.

CHP Lideri, konuşmasını, “Haksızlık, şiddet, adaletsizlik, eşitsizlik; kimden gelirse gelsin, kimden kaynaklanıyorsa kaynaklansın hep birlikte karşı çıkmalıyız. Günümüzün Yezidi anlayışına; ‘Ama, ancak, fakat, lakin’ ile başlayan cümleler kurarak meşruiyet kazandırmamalıyız” ifadeleriyle sürdürdü.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğur, “Tek bir Müslüman’ın dahi kendi Yezit’ine sahip çıkmak gibi gafletin içine düşmesini, asla ve asla kabul edemeyiz. Şehit düşeceğini bile bile yolunu muktedir olandan, yani gücü ve iktidarı elinde bulundurandan ayırarak, Hz. Hüseyin’e katılmaktan tereddüt etmeyen Hür şehit gibi zihni bir özgürleşmeye yönelmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Küçükçekmece’de Yahya Kemal Beyatlı Kültür Merkezi’nde düzenlenen Aşura Matem Merasimi’ne katıldı. Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Saygıdeğer protokol, sevgili dostlarım, CAFERİDER tarafından düzenlenen Evrensel Aşura Matem Merasiminde sizlerle birlikte olmanın memnuniyetini yaşıyorum.

Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de yani 10 Ekim 680’de 72 yol arkadaşıyla birlikte Kerbela’da şehit edilmesinin yıldönümünde bu çatı altında buluşan sizlere yani tüm dostlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Sevgili dostlarım, tüm farklılıklarımıza rağmen Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının şahadetlerinden duyduğumuz acı ve onların aziz hatıralarına karşı beslediğimiz saygı bizi bugün burada buluşturdu. Ben de bu çatı altında, acı ve saygı kavramları ışığında Kerbela’ya nasıl baktığımı, Kerbela’ya baktığımda neleri gördüğümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sevgili dostlarım, Kerbela’da yaşanan sevgili peygamberimizin vefatından yaklaşık yarım asır sonra çok sevdiği torununun katledilmesidir. Ancak Kerbela’nın bir diğer önemli boyutu, bu katliamın bizzat sevgili peygamberimizin yolundan gittiğini savunanlarca gerçekleştirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla Kerbela’da sadece Hz. Hüseyin’in ve 72 arkadaşının toprağa düşmüş cansız bedenlerini değil katledilenler ve katledenlerin insani ve ahlaki tercihlerinin bir bütün olarak Kerbela’ya baktığımızda sevgili peygamberimizi de bir muhayyel olarak görüyoruz.

Bu muhayyel durumdan kendisine ve kendisinin tebliğine aracılık ettiği İslam dinine bağlı kişilere torununun katledilmesinden kaynaklı bir hüzün, bir dram ve bir acıyı görüyoruz. Çünkü Kerbela’da hak gelince yok olan batıl yeniden uyandırılmış, dinimizin devletin temel ilkesi kabul ettiği ve en güzel örneklerini sevgili peygamberimizin sünnetinde gördüğümüz adalet yok sayılmıştır.

Bu kısa izahat ışığında ve öz bir şekilde ifade etmek isterim ki; Kerbela sadece İslam tarihinin değil insanlık tarihinin de en büyük trajedilerinden birinin adı olsa dahi kendisinden çıkartacağımız sonuç kin ve intikam değil mutlak anlamda adalet ve kardeşlik olmalıdır. Hz. Hüseyin Kerbela’da şüphesiz adaleti temsil ediyordu ve elbette bizler Hz. Hüseyin’in Kerbela’da temsil ettiği adaletten yanayız, adaletten tarafız.

Ancak şunu da özenle vurgulamak isterim. Hz. Hüseyin’e ağlayanlardan olup, yezit gibi davrananlardan da değiliz. Bunu bir kez daha tekrar ediyorum. Hz. Hüseyin’e ağlayıp kim olursa olsun, kimden yana olursa olsun, hangi inanca, mezhebe, etnik kimliğe sahip olursa olsun yezit gibi davrananlardan değiliz, olmayacağız, olmamalıyız. Hz. Hüseyin “Ben zulme karşı adaletin savaşını verirken kendisi zalim olan birisinin bu harekete katılmasını istemiyorum” demiştir.

Bu sözün, bu şartın günümüz İslam dünyasındaki karşılığı şudur: Her türden haksızlığa, her türden şiddete, her türden adaletsizliğe, her türden eşitsizliğe karşı birlikte davranmalı ve birlikte karşı çıkmalıyız. Haksızlık, şiddet, adaletsizlik, eşitsizlik, kimden gelirse gelsin ve kimden kaynaklanıyorsa kaynaklansın hep birlikte karşı çıkmalıyız. Günümüzün yezidi anlayışına; ama, ancak, fakat, lakin ile başlayan cümleler kurarak meşruiyet kazandırmamalıyız. Tek bir Müslümanın dahi kendi yezidine sahip çıkmak gibi bir gafletin içine düşmesini asla ve asla kabul edemeyiz.

Şehit düşeceğini bile bile yolunu muktedir olandan yani gücü ve iktidarı elinde bulundurandan ayırarak Hz. Hüseyin’e katılmaktan tereddüt etmeyen Hür gibi yani Hürşehit gibi zihni bir özgürleşmeye yönelmeliyiz. Bu özgürleşmeye, bu hürriyete de ancak ve ancak Hüseyin’in Kerbela’nın kumuna düşen kanından kin ve nefret değil, barış ve kardeşlik çıkartmamız halinde ulaşabiliriz. Dedesinin, babasının ve kendisinin dilinde, fikrinde, irfanında olmayan kin ve nefreti; Sünni, Şii, Caferi, Alevi, Bektaşi, ezcümle kendisine Müslümanım diyen tek bir ferdin de sürdürmeye hakkı yoktur.

Bizim için tek bir kriter olmalıdır, o da adalet. İslam dünyasının ve tüm dünyanın temel problemlerine adalet penceresinden bakabilmeliyiz. Tüm İslam dünyası olarak bugüne kadar bunu başaramamış olmamız başaramayacağımız anlamına gelmez. Bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Birbirimize karşı tahammülsüzlüklerimizi ortadan kaldırmakla başlayacağımız yeni bir gelecek inşası, tüm coğrafyamızı barışa, kardeşliğe bir adım daha yaklaştıracaktır.

Sevgili dostlarım, bir Müslümanın açlığı, bir Müslümanın esirliği, bir Müslümanın yoksulluğu, bir Müslümanın çaresizliği; tüm Müslümanlığın açlığı, esirliği, yoksulluğu, çaresizliği demektir. Komşusu açken tok yatmamak ilkesi sadece beslenmeyle ilgili bir durumun reddiyesi değildir. Bu reddiye aynı zamanda bir Müslümanın her türden mağduriyetine, Müslümanın kör, sağır, dilsiz olmayacağını da bizlere anımsatır. Dahası bu reddiye; bir Müslümanın, bir Müslümanın mağduriyetinin yaratıcısı da olmaması gerektiğini ifade eder.

Dolayısıyla komşumuz açken, mağdurken, yoksun ve yoksulken susamayız. Haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmayı tercih edemeyiz. Hürşehit haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmayı reddetmiştir ve kabul etmemiştir. Susmamalıyız ve İslam dünyasında öfkeyi değil, hoşgörüyü büyütmeliyiz. Bunu başardığımızda Hz. Hüseyin’in hala akmaya devam eden kanını durdurabilir, onu huzura kavuşturabilir, Kerbela’daki hüznü dağıtabiliriz.

Bu noktada, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti kimliğinin tüm İslam dünyasına rehber olacağına inanıyorum. Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlanacak ikinci yüzyılının Kerbela’da hala akmaya devam eden kanın durmasına çok önemli katkılar sunacağını görüyorum.

Sevgili dostlarım, bu duygularla sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa’yı, Hz. Ali ve Hz. Fatma’nın şahsında tüm Ehlibeyti ve Sahabeyi, Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin’i ve yol arkadaşlarını ve bu topraklar için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi şükranla yad ediyor, hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın