İBB Başkanı İmamoğlu’ndan İktidara: Mertçe Mücadele Edelim

Son günlerde birbiri ardına yaşanan tutuklamalara ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Hiçbirinin ülkemize faydası yok. Uluslararası camiaya baktığımızda bu yapılan işlerin her birisi bir değer kaybı, itibar kaybıdır” dedi ve ekledi:

“Böyle olduğu sürece ülkede gerçekten ekonomi düzelmez, enflasyon düşmez, yoksulluk büyür. Dolayısıyla biz istiyor ve diliyoruz ki bütün bunları bir kenara bırakın, mertçe mücadele edelim. Dürüst bir biçimde, şeffaf bir biçimde mücadele edelim. Millet de ona göre kararını versin. Ben iktidarı mertliğe davet ediyorum, etmeye de devam edeceğim.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Sözcü’den Saygı Öztürk‘e konuştu. İmamoğlu, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı için yapacağı ön seçim hakkında açıklama yaptı.

İmamoğlu, “Siyasi partinin üyeleri, araya hiç kimseyi koymadan yol haritası belirleme konusunda en üst seviyede bir makam tercihi ile ilgili planlamadır. O bakımdan ‘Demokrasi devrimi’ diye niteliyorum. En önemli kutlama böyle bir demokrasi devriminin partimiz tarafından yapılmasıdır. Adaylar muhtemelen önümüzdeki hafta gibi netleşecek. Ondan sonrası Allah kerim” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, hakkında açılan davalar ve siyaset yasağı tehdidi hakkındaki soruya şu yanıtı verdi: “Bu tehditlere bakarsak önümüzü görme gayreti gerçekten körleştirir. 2019 adaylığımdan önce bile bunlar konuşuluyordu. Beylikdüzü Belediye Başkanlığım üzerinden şu yapılacak, bu yapılacak deniliyordu. Ama tereddütsüz dahil olduk. Sonra hayatımızdan davalar hiç eksik olmadı. Bir şey bulamadılar, uydurdukları bir davayla karşımıza dikildiler. Bunlar benim konsantrasyonumu bozmuyor. Vaktimi çalıyor mu? Mecburen çalıyor.

Baksanıza aynı güne (11 Nisan) üç tane dava koymuşlar. Bir insan kendi davasına gitmek istese, imkansızlığı önümüze sunmuş oldular. Masumiyet karinesini yerle bir eden ve yargılama düzeni, sistemi darmadağın eden ve de ‘Asla böyle bir dava olmaz’ diyeceğimiz davalarla yargılanan bir durumdayım. Aldığımız ya da alacağımız kararların hiçbirinde ‘Buna göre karar alalım’ diye bir duygu yok. Kararları milletimiz, demokrasimiz, partimiz menfaatine en doğru şekilde alma yönünde kararlıyız.”

Duruşmalara katılmayacağını avukatları tarafından temsil edileceğini söyleyen İmamoğlu, son günlerde birbiri ardına yaşanan tutuklamalara ilişkin olarak da şunları söyledi: “Medya da zor durumda. Kısıtlamalar, tutuklanmalar, baskılar yaşanıyor. Hiçbirinin ülkemize faydası yok.

Uluslararası camiaya baktığımızda bu yapılan işlerin her birisi bir değer kaybı, itibar kaybıdır. Böyle olduğu sürece ülkede gerçekten ekonomi düzelmez, enflasyon düşmez, yoksulluk büyür. Dolayısıyla biz istiyor ve diliyoruz ki bütün bunları bir kenara bırakın, mertçe mücadele edelim. Dürüst bir biçimde, şeffaf bir biçimde mücadele edelim. Millet de ona göre kararını versin. Ben iktidarı mertliğe davet ediyorum, etmeye de devam edeceğim.”

“Mansur Yavaş başkanımız çok özel bir noktada”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’la olan ilişkileri için ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Biz gerçekten ülke menfaati için yan yana olan, duran, birbirini sevgiyle, saygıyla karşılayan yani başta genel başkanımız olmak üzere Mansur Yavaş Başkanımız hatta diğer bütün dostlarımızın saçının teline bile zarar gelmeyecek şekilde bir yol tariflemeyi hassasiyetle planlıyoruz. Kaldı ki burada Mansur Yavaş başkanımız tabii ki çok özel bir noktada.

Benim için de, Ankara halkı için de, milletimiz için de öyle. Dolayısıyla Mansur Yavaş Başkanımız da dün de yan yanaydık bugün de yan yanayız, yarın da yan yana olmaktan büyük onur ve gurur duyarım. Hep birlikte milletimizin bu zor günlerinin geride kaldığı,  gerçekten milletimizin, başta çocuklarımızın gençlerimizin mutlu olduğu bir geleceği hazırlayacak aktörler olacağız. Başarı hepimizin ve milletimizin olacak. Böyle bir döneme hep beraber yürüyoruz inşallah.”

Paylaşın

TÜSİAD YİK Başkanı Hakkında Soruşturma Başlatıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras hakkında re’sen soruşturma başlattı.

Haber Merkezi / Başsavcılıktan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras hakkında 13/02/2025 tarihinde dernek genel kurulunda yapmış olduğu konuşmada bir kısım soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili yargıyı telkin ve yönlendirme ile gerçeğe aykırı, kamu barışını bozmaya elverişli nitelikli sözleri nedeniyle adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeği aykırı bilgiyi alenen yayma suçlarından Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır ” ifadelerine yer verdi.

YİK Başkanı Ömer Mehmet Ömer Arif Aras ne demişti?

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras, İstanbul’da düzenlenen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurul toplantısında, hükümetin ekonomi politikalarını eleştirmişti. “Kamunun da özel sektör şirketleri ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart” diyen Aras, enflasyonla mücadele için 2025 yılında kamuda yapılacak tasarrufun daha etkin olmasını beklediklerini söylerken, “Devletin bütçe disiplinine uyması, kamu harcamalarını kontrol etmesi ve kamuda tasarrufu arttırması şart” sözlerini kaydetmişti.

Aras, belediyelere yönelik artan baskılara dikkat çekmiş, “Yerel seçimlerde politik gücün barış içinde el değiştirmesi, ülkemizde demokrasinin gücünü tekrar tüm dünyaya göstermiş oldu ancak seçimler sonrasında seçilmişlerin görevden alınarak atanmışların göreve getirilmesi demokrasimizi zedeledi” demişti.

Ömer Aras ayrıca ekonomide hayata geçirilmesi gereken iki ana yapısal reformun önemine vurgu yaparak bunları şöyle sıralamıştı: “Birincisi, insana değer katan eğitim ve liyakat. İkincisi, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı. Hedefimiz, bu reformların yarattığı güven ortamıyla beslenen ekonomik kalkınma olmalıdır. Bu iki reformu hakkıyla gerçekleştirebilirsek diğer tüm reformlar kolaylıkla yapılabilecektir.

Dünya ile rekabet edebilmemiz için özel sektörde ve kamu bürokrasisinde iyi eğitilmiş yüksek vasıflara sahip ve liyakate uygun atanmış insanlar olması şart. Ayrıca bilimde, sanatta, sporda, tüm alanlarda ileri gitmek için her şeyden önce nitelikli insan gerekiyor. İyi yetişmiş insanlar hukukun üstünlüğünün ve adil yargının olduğu bir ortamda çalıştığı takdirde ekonomi başta olmak üzere her konuda başarının yolu açılacaktır. Bu konuda toplumsal fikir birliğine ihtiyacımız var.”

İçinde bulunulan sürecin dünya için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir kavşak olduğunu kaydeden Ömer Aras, ekonomik ve siyasi gelişmelerin hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler yarattığına dikkat çekerek şu mesajları vermişti:

“Bu süreci mutlaka çok iyi yönetmeliyiz. Türkiye’mizin, dünyada sözü geçen, bölgesinde istikrarın teminatı olan, ekonomisi istikrarlı, demokrasisi sağlam, hukuk devleti ilkeleri yerleşmiş, toplumu huzurlu bir ülke olması yönünde el birliği ile çalışmalıyız. Bunu ancak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargının yarattığı güven ortamında iyi yetişmiş, liyakatla göreve gelmiş insanlar ve eşitlikçi bir yaklaşımla yapabiliriz. Bunu yaptığımız taktirde en önemli yapısal reformu gerçekleştirmiş olacağız. Bizi yönetenlere iyi niyetle önerilerimizi aktarmak görevimizdir. Hepimiz bu doğrultuda üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.”

YİK Başkanı ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kalkınmanın tüm boyutlarını negatif etkilediğine işaret etmişti. Aras, “Kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi ekonomik kalkınma, adaletsizlikle mücadele ve toplumsal refah yaratarak ilerlemenin olmazsa olmaz koşuludur” diye konuşmuştu.

Yılmaz Tunç TÜSİAD’ı hedef almıştı

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) yöneticisi Ömer Aras ve Orhan Turan’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt vermişti. Yılmaz Tunç, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hiçbir kurum, kuruluş veya çıkar grubu, milli iradenin üzerinde değildir. Demokratik sistemimizin temel taşlarından biri, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığıdır. Yargı süreçleri üzerinde hiçbir baskıyı kabul etmediğimiz gibi yargıyı etkilemeye yönelik her türlü girişime karşı olduğumuzu herkesin çok iyi bilmesi gerekir.

Sivil toplum kuruluşlarının görüş açıklaması elbette demokratik bir hak olmakla birlikte, yargıyı ve siyaseti yönlendirme çabaları, demokrasinin ruhuna ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Demokrasi sadece belli çevrelerin değil, topyekûn milletin ve devletin ortak emanetidir. Türkiye eski Türkiye değildir.

Ayrıcalıklı kesimlerin yön verdiği Türkiye’nin artık geride kaldığını anlamayanlar şunu bilmelidir ki; hiç kimse veya hiçbir kuruluş, kendisini milletin iradesinin ve hukukun üstünde göremez. Hukuk düzenine yönelik her türlü müdahale girişimine karşı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hukuk çerçevesinde en güçlü şekilde karşılık vereceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

Paylaşın

MHP Lideri Devlet Bahçeli Taburcu Oldu

Kocaeli Gebze’de bulunan Anadolu Sağlık Merkezi’nde kalp kapakçığı ameliyatı olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tedavi sürecinin tamamlanarak, taburcu edildiği ve Ankara’ya geldiği bildirildi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tedavi sürecinin tamamlanarak, taburcu edildiği ve Ankara’ya geldiği bildirildi.

MHP’den yapılan açıklamada, Bahçeli’nin, 4 Şubat 2025’te Kocaeli Gebze’de bulunan Anadolu Sağlık Merkezine daha önce planlanmış tetkik, tahlil ve check-up için giriş yaptığı hatırlatıldı. Açıklamada, Bahçeli’nin, tetkikler sonucunda daha önce operasyon yapılmış olan kalp kapakçığında sorun meydana geldiği gözlemlenerek başarılı bir kalp kapakçığı girişimsel operasyonu geçirdiği belirtildi.

MHP Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “MHP Genel Başkanı Liderimiz Sn. Devlet Bahçeli, 4 Şubat 2025 Tarihinde Kocaeli Gebze’de Bulunan Anadolu Sağlık Merkezine Daha Önce Planlanmış Tetkik, Tahlil ve Chek-Up Yapılmak Üzere giriş yapılmış Olup, Tetkitler Sonucunda Daha Önce Yapılmış Olan Kalp Kapakçığında Sorun Meydana Geldiği Gözlemlenerek Başarılı Bir Kalp Kapakçığı Girişimsel Operasyonu Geçirmiştir.

Hastane Yatışından Tedavi Süreci Tamamlanmasına Kadar Başta Hastane Sahibi Tuncay Özilhan Beyefendi Olmak Üzere Anadolu Sağlık Merkezinin Çok Kıymetli Doktorları, Hemşireleri ve Özveriyle Hizmet Eden Tüm Çalışanlarına Teşekkürlerimizi Sunuyoruz.

14 Şubat 2025 Tarihi İtibarıyla Sayın Genel Başkanımızın Hastanedeki Tedavi Süreci Tamamlanmış Olup Bugün İtibariyle Taburcu Olarak Ankara’ya Geçmiş Bulunmaktadır. Bundan Sonraki Tedavi Süreci Nekahat Dönemi Olmak Kaydıyla Doktorların Tayin Edeceği Kısa Bir Zaman ZarfındaYüce Allah’ın İzniyle Mesaisine Başlayacaktır. Tüm Kamuoyunun ve Camiamızın Bilgilerine. Saygılarımızla”

MHP, TBMM’deki olağan grup toplantısını 4 Şubat Salı günü iptal etmişti. Kamuoyu, Bahçeli’nin rahatısızlığını 5 Şubat akşam saatlerinde MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın yaptığı açıklamayla öğrenmişti. Yalçın, grup toplantısının Bahçeli’nin “yakalandığı öksürük rahatsızlığı” nedeniyle iptal edildiğini söylemişti.

MHP’den 6 Şubat’ta yapılan açıklamada, 77 yaşındaki Bahçeli’nin kalp kapakçığının değiştirildiği belirtilmişti. Açıklamada, MHP lideri Bahçeli’nin “planlı tetkik ve tedavileri için” 4 Şubat’ta hastaneye yatırıldığı kaydedilmişti. Bahçeli’nin 10 yıl önce değiştirilmiş kalp kapağındaki dejenerasyon bulguları üzerine, 6 Şubat’ta kalp kapağının değiştirildiği açıklanmıştı.

Paylaşın

Yavaş’tan Erdoğan’a “İcraatlarımızla Konuşuyoruz” Yanıtı

Erdoğan’ın “Bunlar siyasi ikbal peşinde koşuyor” sözlerine yanıt veren ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Ankaralıların güvenini yüzde 60’ın üzerinde almış bir belediye olarak, algılarla değil, icraatlarımızla konuşuyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabı üzerinden AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine yanıt verdi.

Yavaş, “Biz Ankara’da belediyeciliği polemikle değil, hizmetle yapıyoruz. Elbette sokaklarımız bazen çamur da olabilir; bazı eksikliklerimizde. Ama bizim yönetim anlayışımız tertemiz: Şeffaf, hesap verebilir, katılımcı ve aynı zamanda da sosyal ve üretken belediyeciliktir” dedi.

Ankaralıların güvenini yüzde 60’ın üzerinde almış bir belediye olarak, algılarla değil, icraatlarımızla konuşuyoruz” diyen Yavaş, şu ifadeleri kullandı: “Bizim tek dayanağımız halkın iradesidir, tek hesabını verdiğimiz makam da Ankaralıların vicdanıdır.”

Erdoğan ne demişti?

Malezya, Endonezya ve Pakistan ziyaretleri dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, ABB Başkanı Mansur Yavaş ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak şu ifadeleri kullanmıştı:

“Kime ne tür bir siyasi yasak gelir veya gelmez her şeyden önce bu benim derdim değil. Bu yargının konusudur, bunların takibini yargı yapar. Eğer birisi suç işlediyse, yargı bunun değerlendirmesini yapar, cezasını verir. Kaldı ki Tayyip Erdoğan, zaten belediye başkanı iken bu konuda malum 10 ay bir cezaya çarptırılmış ve 4 ay 10 gün cezaevinde yatmış bir belediye başkanıdır.

Sayın Genel Başkanın bunu örnek göstererek konuyu ifade etmesi doğru bir şey değil. Demek ki, bu işlerden hakikaten çırak çıkacak. CHP’li belediye başkanları ise, kendi aralarında şu anda savaşıyorlar. Ne benim, ne arkadaşlarım bu konuda herhangi bir meselesi yoktur.

Biz şu anda işimize bakıyoruz. Biz yatırımlarımıza bakıyoruz. Bütün bunlarla beraber partimizin bünyesindeki o diri yapıyı aynı şekilde devam ettirmeye bakıyoruz. Şu anda da arkadaşlarımdan memnunum. Hepsi görevinin başındadır. Parlamentodaki birliklerini, beraberliklerini korumak suretiyle de yola devam ediyorlar.

Hatırlayın, meşhur hançer olayının hemen öncesinde CHP içinde kaynayan kazanı anlattığımızda bunlar ne demişlerdi? Tamamen birlik içerisinde olduklarını asla aralarında bir ayrılığın olmadığını söylemişlerdi. Peki, sonra ne oldu? Gizli zoom zirvelerinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun sırtına hançeri kim saplayacak, onun planlarını yaptılar.

Hatırlayın, ülkenin Cumhurbaşkanı olmasını istedikleri, karşımıza çıkarttıkları kişiyi, birkaç ay içinde yetersiz dahi ilan ettiler. Şimdi hançer kimin elinde ve kimin sırtına saplanacak doğrusu bunu da bilmiyoruz. Bu onların sorunu.

Yeni zoom zirveleri yapılıyor mu, kulislerde hangi fısıltılar yankılanıyor ve bu konuda da kim, kimi nasıl vuracak, ben bunları bilemem. Böyle bir derdim de yok. Bunların dertleri hiçbir zaman millete hizmet olmadığı için, hep birbirlerinin kuyusunu kazmakla meşguller. Allah bu milleti inanın CHP’den korudu.

Ya bunlar yerel yönetimlerin bazılarında iş başına geldikleri gibi ülkenin başına gelseydiler halimiz nice olurdu? Ana muhalefetin masa kurmaya ne kadar meraklı olduğunu geçen seçimlerde gördük. Şimdi de belediye başkanlarıyla kendi içlerinde üçlü masa kurdular. Bakalım onun sonucu ne olacak?

Öyle anlaşılıyor ki masada bu üç kişi de birbirini yemeye başladı. Vatandaşım, bu kişilerin yönettiği belediyelerin durumuna bakarak Türkiye’yi yönetemeyecekleri kararını süratle verecektir. Daha kendi gündemlerine karar veremeyenlerin, dünya gündemini okuyarak Türkiye’nin çıkarlarını korumasını beklemek yanlış olur.

Bizim seçim diye bir gündemimiz, derdimiz yok. Bunlar yatıyor, kalkıyorlar, ‘seçimde seçim, seçimde seçim’ diyorlar. Peki niye seçim? Türkiye’de böyle bir sıkıntı yok ki. AK Parti Teşkilatı, Genel Başkanı ve adayı ile yarın seçim olacak gibi hazırlık yapıyor.

Bunu gündemde bulundurmak, kaşımak kesinlikle bizim planımızda, programımızda yok. Ankara’da yollar çamurdan yürünmüyor. Sokaklar sahipsiz köpeklerden geçilmiyor. Aynı şey İstanbul için de geçerli. Orada da aynı durum söz konusu. Vatandaş hizmet beklerken, bunlar siyasi ikbal peşinde koşuyor.”

Paylaşın

MHP’den Seçim Anketlerine Tepki: Mutlaka Yaptırıma Bağlanmalı

Seçim anketlerine tepki gösteren MHP’li Feti Yıldız, kamuoyunu yönlendirmeye çalışan, manipülasyon yapan ve sahte anketlerle çıkar sağlayanlara karşı yaptırım uygulanması gerektiğini söyledi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medyadan yaptığı açıklama ile seçim anketlerine tepki gösterdi.

Açıklamasında, anket şirketlerinin mutlaka yaptırıma bağlanması gerektiğini vurgulayan Feti Yıldız, şunları ifade etti:

“Sahte ürün,sahte para,sahte  plaka suçlarını TCK ağır yaptırımlara bağlamıştır. Maşa başında uydurduğu rakamlarla kamuoyunu yönlendirmeye çalışan,manüplasyon yapan,sahte anketler yoluyla çıkar sağlayan şirket yöneticilerinin sahte ürün pazarlayan ,sahte para basan kalpazandan farkı yoktur. Mutlaka yaptırıma bağlanmalıdır.

Meraklısına not: Milliyetçi Hareket Partisisi’nin bu konuda hazırladığı kanun teklifi aylar önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur.”

Paylaşın

CHP’de “Adayın” Belirleneceği Ön Seçim Takvimi Belli Oldu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında CHP’nin cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere hazırladığı ön seçim takvimi ve mevzuatını açıkladı:

Haber Merkezi / “21 Şubat Cuma, Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı başvurularının ve seçim kurullarının tamamlanmasının son günü. 22 Şubat Cumartesi, Merkez Yönetim Kurulumuzca Cumhurbaşkanlığı aday adaylarının ilan edilmesi ve aday adaylarının oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesi amacıyla kura çekilmesi, 24 Şubat Pazartesi ön seçimde kullanılacak oy pusulaların basımına başlanması, 28 Şubat Cuma ön seçimde oy kullanabilecek üye başvurularının son günü, 3 Mart Pazartesi oy kullanabilecek üyelere ilişkin seçmen listelerinin basımına başlanması, 23 Mart Pazar Türkiye’de yaklaşık 4 bin sandıkta oy verme günü olarak planlanmıştır.”

“Anayasa’nın yok sayıldığı bir baskı döneminden geçiyoruz” diyerek erken seçim çağrısında bulunan Gül Çiftci, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Adaletin ve yargı bağımsızlığının yok edildiği, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik operasyonlarla halk iradesinin gasp edilmeye çalışıldığı, anayasanın rafa kaldırıldığı, gençlerin her geçen gün umutlarının tüketildiği, milyonlarca emekçinin açlık sınırı altında yaşamaya mahkum edildiği bir baskı döneminden geçiyoruz.

Belediye başkanlarımıza yönelik jet hızında soruşturmalar, gençlerin sesini kısmaya yönelik iddianameler ve halkı sindirmek için atılan tüm adımların tamamı AKP döneminin birer karanlık çıktısı olarak karşımızda duruyor. Bu karanlıktan ancak halkımızın iradesini büyüterek ve erken seçim sandığını en kısa sürede halkımızın önüne getirerek çıkacağımıza inanıyoruz. Erken seçim talebimizin bir gereği olarak; seçim, iktidar ve demokrasi diyerek özetleyebileceğimiz, bu sürecin en önemli adımlarından birisi de cumhurbaşkanlığı adaylığı örgüt denetiminde ön seçim takvimimizdir.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in 28 Ocak’ta açıkladığı CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını örgüt denetiminde ön seçimle belirleme sürecinde artık yeni bir eşikteyiz. Salı günkü grup toplantımızda, Sayın Genel Başkanımız, örgüt denetiminde ön seçim kararının, partimizin yetkili organlarınca alındığını, seçim yönergesinin kabul edildiğini ve seçim takviminin başladığını duyurmuştu.

Seçim yönergesi ve seçim takvimi hakkında bilgilendirmeye başlamadan önce iki önemli hususun altını bir kez daha çizmek isterim. İlk olarak; üyelik kampanyamızın devam ettiğini, 28 Şubat Cuma günü saat 17.00’ye kadar bu sürecin devam edeceğini ve yine 28 Şubat Cuma günü saat 17.00’a kadar partimize, baba ocağına gelen tüm yurttaşlarımızın 23 Mart günü yapılacak örgüt denetiminde ön seçime katılacağını ve oy verebileceğini tekrar hatırlatmak isterim.

Genel Başkanımızın çağrı yaptığı günden yani 28 Ocak’tan itibaren üyelik kampanyamızda 40 katlık bir artış olduğunu daha önce sizlerle paylaşmıştık. Ülkemizde tüm yurttaşlarımızın özlemini çektiği, demokrasinin ve özgürlüklerin hakim olacağı yeni bir gelecek için çok önemli bir adım olarak gördüğümüz ön seçimde oy kullanmak, bu dönemin sadece tanığı değil aynı zamanda öznesi olmak isteyen tüm yurttaşlarımızı partimize üye olmaya yeniden davet ediyoruz.

Altını çizmek istediğim bir diğer husus ise, örgüt denetiminde ön seçimin içeriğine dairdir. Bununla ilgili de bazı mecralarda çeşitli soruları ve yorumları okuduk. Gerekli bilgilendirmeyi yaptık ancak sizlerin aracılığıyla yinelemekte fayda görüyorum. Cumhurbaşkanı adayını belirleme yetkisi tüzüğümüzün 54’üncü maddesinde gayet açık bir şekilde ifade edilmiştir.

Örgüt denetiminde ön seçim; tüzüğümüzde yer alan ve Cumhurbaşkanı adayının saptanması için belirtilen yöntemlerden olan merkez yoklaması yönteminin, katılımcılık esası ve tüm üyelerimizin siyasi karar alma mekanizmalarına dahil edilmesinin bir anlayışıdır. Cumhurbaşkanı adayını gösterme ve sunma olarak tarifleyebileceğimiz durum ise yasalar çerçevesinde belirlenmiştir. Örgüt denetiminde ön seçimle yaptığımız işlem, CHP Merkez Yönetim Kurulunun, Meclis Grubumuza yapacağı öneri hakkının, yani bu iradesinin yine Merkez Yönetim Kurulu tarafından 1.6 milyon üyemizle paylaşılmasıdır.

Bu iki bilgilendirmeyi yaptıktan sonra, hazırladığımız Cumhurbaşkanlığı Adaylığı Örgüt Denetiminde Önseçim Yönergesi’nin detaylarını, ardından da seçim takvimini sizinle paylaşmak istiyorum. Yönergemizde; Cumhurbaşkanı adayımızın saptanmasında yapılacak örgüt denetiminde ön seçimin usul ve esasları tespit edilmiştir.

Örgüt denetiminde ön seçim kararı Parti Meclisimizce; takvim ve oy verme tarihi ise Merkez Yönetim Kurulumuzca kabul edilmiştir. Ön seçim, örgüt gözetiminde ve Genel Merkezimizde kurulacak merkez kurul, illerde il kurulu ve her ilçede ilçe kurulu gözetim ve denetimi altında yapılacaktır. Gözetim ve denetim; gizli oy, açık sayım ve döküm esaslarına uygun, aday adaylarının temsilci ve gözlemcilerine yer verdiği, seçim kanunlarının şikayet ve itiraz süreçlerinin tamamını kapsayacak şekilde bu kurullarca yerine getirilecektir.

Örgüt denetiminde ön seçimde kurulacak ilçe kurulları; ilçe başkanımızın başkanlığında, il ve ilçe yönetim kurullarının belirleyeceği birer üye, ilçe kadın ve gençlik kollarımızın bildireceği birer üye olmak üzere toplamda beş üyeden oluşacaktır. Aynı şekilde beş kişilik il kurullarımız ise il başkanlarımızın kurulda başkan yardımcısı olduğu, kurul başkanının Parti Meclisi üyemizin veya milletvekilimizin olduğu ve kalan üç üyesi ise Merkez Yönetim Kurulumuzca belirlenecek kurullardır. Merkez Yönetim Kurulumuzca belirlenecek üç üyeyi ise il seçim çevresine kayıtlı o ilde görev yapan kadın ve gençlerimiz arasından belirleyeceğimizi belirtmek isterim.

Genel merkezimizdeki seçim kurulu başkanlığı ise; Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın başkanlığında, iki üyesi TBMM üyelerimiz, iki üyesi de Parti Meclisi üyelerimiz arasından Genel Başkanımızca belirlenecek ve toplamda beş kişiden oluşacaktır. Örgüt denetiminde ön seçime, Merkez Yönetim Kurulu tarafından belirlenen, yani 28 Şubat 2025 günü mesai saati bitimine kadar üye olan tüm partililerimiz katılıp oy kullanabilecektir.

Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı için Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’ndaki adaylık şartlarını sağlayanlar yani 40 yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, Milletvekili Seçimi Kanunu’ndaki seçilme yeterliliğini taşıyanlar; TBMM grubumuzun 20 üyesinin imzasıyla başvuruda bulunabileceklerdir. Bir milletvekilimiz birden fazla aday için imza verebilecektir.

Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı başvuruları 17 Şubat Pazartesi gününden 21 Şubat Cuma günü mesai bitimine kadar genel merkezimize yapılacaktır. Genel sekreterliğimizce hazırlanan seçmen listeleri oy verme gününden yedi gün önce üç gün süreyle askıya çıkarılacak, askı listelerine itirazlar merkez kurulca incelenerek karara bağlanacaktır. Adres değişikliği veya ikinci ikametgahında oy kullanmak isteyen üyelerimiz ise bu süre zarfında gerekli başvurularda bulunarak diledikleri adreste oy kullanabileceklerdir.

Genel Sekreterlik mührünü taşıyan oy pusulaları ve oy zarfları ile seçim için gerekli diğer araç ve gereçler Genel Merkezimizce hazırlanarak ilçelere gönderilecektir. Bir sandıkta oy kullanacak üye sayısı 600 tespit etmiş bulunmaktayız. Sandık sayısı ve oy verme yerleri ilçe başkanlıklarımızca belirlenerek Genel Merkezimize bildirilecek ardından merkez kurulca bu bilgiler ilan edilecektir.

Sandık kurulları bir başkan ve bir üyesi ilçe başkanlıklarımızca, kalan bir üyesi ise aday adaylarının bildirdiği isimler arasından ad çekme yöntemiyle tespit edilecek üç kişiden oluşacaktır. Oylar, resmi kimlik belgeleri ile gizli kullanılacak, sayım ve döküm açık olarak yapılacak, sandık sonuç tutanakları ağzı plastik kelepçeyle kilitlenen oy torbaları ilçe başkanlıklarına gönderilecektir.

İlçe kurulları, birleştirme tutanağını düzenleyerek derhal il kurullarına, il kurulları ise söz konusu birleştirme tutanaklarını genel merkezimize gönderecek ve derhal sonuçlar açıklanacaktır. Tüm tutanakların birer sureti isteyen aday adaylarına, temsilcilerine ya da gözlemcilerine verilecektir. Sandık kurulu iş ve işlemlerinden başlayarak tüm süreçlerde aday adayları, temsilcileri ya da gözlemcileri itiraz edebilecektir. İtirazlar ise merkez kurulca kesin karara bağlanacaktır.

Yönergemizin kabul edilmesi ve ardından Genel Başkanımızın duyurduğu ve şimdi sizinle tamamını da paylaşacağımız toplamda ilanından oy verme gününe kadar 41 günlük bir süreyi kapsayan seçim takvimimiz ise ana hatlarıyla şu şekildedir:

14 Şubat Cuma yani bugün Cumhurbaşkanı Adaylığı Örgüt Denetiminde Önseçim Yönergesi ve Seçim Takviminin İlanı, 17 Şubat Pazartesi Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı başvurularının ve seçim kurullarının oluşumunun başlaması, 18 Şubat Salı sandık sayısı, sandıklardaki seçmen sayısı ve sandık alanlarının belirlenmesi çalışmalarının başlangıcı, 21 Şubat Cuma Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı başvurularının ve seçim kurullarının tamamlanmasının son günü,

22 Şubat Cumartesi Merkez Yönetim Kurulumuzca Cumhurbaşkanlığı aday adaylarının edilmesi ve aday adaylarının oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesi amacıyla kura çekilmesi, 24 Şubat Pazartesi ön seçimde kullanılacak oy pusulaların basımına başlanması, 28 Şubat Cuma ön seçimde oy kullanabilecek üye başvurularının son günü, 3 Mart Pazartesi oy kullanabilecek üyelere ilişkin seçmen listelerinin basımına başlanması, 13 Mart Perşembe basımı tamamlanan seçmen listelerinin ilçe başkanlıklarına gönderilmesi, 14 Mart Cuma basımı tamamlanan oy pusulalarının ilçe başkanlıklarına gönderilmeye başlanması,

16 Mart Pazar seçmen listelerinin ilçe başkanlıklarımızca askıya çıkarılması ve merkez kurulca sandık sayıları ile oy kullanma yerlerinin ilanı, 18 Mart Salı seçmen listelerinin askıdan indirilmesi, 20 Mart Perşembe sandık kurulu üyeliği için aday adaylarının ya da temsilcilerinin bildirdiği isimler arasından ad çekme işlemlerinin yapılması ve sandık kurulu oluşumlarının tamamlanması. 21 Mart Cuma seçmen listelerine itirazların değerlendirilmesi ve karara bağlanması. Ve son olarak; 23 Mart Pazar Türkiye’de yaklaşık dört bin sandıkta oy verme günü olarak planlanmıştır.

Oy verme gününden sonraki dört gün ise ilçe, il ve merkez kurula itirazlar düzenlenmiş ve 27 Mart Perşembe günü ise tüm itirazların karara bağlanmasının son günü olarak ilan edilmiştir. Seçim yönergemiz ve seçim takvimimiz ana hatlarıyla bu şekildedir. Tüm bunların yanında; Türkiye demokrasi hayatına çok önemli bir kazanımı armağan edeceğimiz, ülkemizde karar alma süreçlerindeki katılımcılığa yeni bir anlam kazandıracağımız bir ön seçim gerçekleştireceğiz.

Tüm süreci hem sizinle hem de yurttaşlarımızla şeffaf bir şekilde paylaşarak, yıllardır adım adım iktidar tarafından yıkılmış olan demokrasiye can verecek bir seçimin nasıl yapılacağını 1.6 milyon üyemizle birlikte göstermiş olacağız. Buradan bir kez daha örgüt denetiminde ön seçimde oy kullanmak isteyen, Cumhurbaşkanı adayını, hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin 13’üncü Cumhurbaşkanını belirlemek isteyen gençleri, kadınları, işçileri, emeklileri kısacası tüm yurttaşlarımızı CHP’ye üye olmaya, bu mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum.”

“Ön seçimler parti tarihimiz için önemli eşikler”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Çiftci, “Şu ana kadar yapılan toplantılar ve açıklamalardan görebildiğimiz kadarıyla şimdilik elbette tek adaylı bir yarış bekleniyor. Bu yarış olmayacak eleştirileri de var tam olarak. Örgütten bu nedenle tek aday olduğu için yeterli katılım gelmesini bekliyor musunuz? Anlamı ne olacak” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Ön seçimler parti tarihimiz için önemli eşikler. 31 Mart’ta 186 seçim çevresinde biz ön seçim gerçekleştirdik. 2015 genel seçimlerinde 2018 genel seçimlerinde aday adaylarımızı ön seçimlerle belirledik. Kimisi hakim denetimde, kimisi örgüt denetiminde oldu. Bugüne kadar ki katılımlar yüzde 54-55 civarındaydı. Ancak partimize yapılan üyelik başvuruları ilçe başkanlıklarımıza yapılan üyelik başvuruları göz önüne alındığında ve üyelerimizden gelen telefonlara da değerlendirdiğimizde biz katılımın yüzde 65’in üzerinde olacağını değerlendiriyoruz. Dolayısıyla katılımın düşük olacağına ilişkin herhangi bir düşüncemiz bulunmamaktadır.”

Paylaşın

“Kent Uzlaşısı” Soruşturması: 10 Kişi Hakkında Tutuklama Kararı

“Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan, aralarında Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcılarının da bulunduğu 10 kişi tutuklandı.

Tutuklananlar arasında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. var.

Gazete Duvar’dan Furkan Karabay’ın haberine göre; Savcı Ahmet Şahin tarafından hazırlanan tutuklamaya sevk yazısında, 15 Ekim 2011 tarihinde kurulan Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından, ‘terör örgütü’ olarak kabul edilen Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) devamı olduğu öne sürüldü.

HDK’nın yasa dışı bir örgüt olmadığına yönelik İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı olmasına ve istinaf tarafından onanmasına rağmen savcı Şahin, HDK’nın ‘terör örgütü’ olduğu tespiti yaptı. Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün de aralarında bulunduğu 10 kişinin HDK içerisinde faaliyet gösterdiği iddia edildi.

Cemalettin Yüksel’in 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasındaki HTS verilerinin incelenmesinde adli kaydı olan 313 kişiyle iletişimde olması tutuklamaya gerekçe olarak gösterildi. Yüksel’in, “HDP 1. Bölge İlçeler” adlı WhatsApp grubuna üye olması da delil olarak sunuldu.

Yüksel’in evinde, “Şüphe yoktur. 6-8 Ekim olaylarının toplumsal açıdan yarattığı derin yaraları sarmanın yolu bu olaylar ile ilgili hakikatin açığa çıkarılması” notunun bulunması da “PKK’ya destek” olarak yorumlandı.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen deliller arasında, 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında adli kaydı olan 52 kişiyle iletişim kurması vardı. Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Bülent Kaygun’un da aranması olan kişilerle iletişim kurması ve “Üsküdar Basın” WhatsApp grubuna üye olması tutuklanma talebine gerekçe gösterildi.

Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif Gül hakkındaki delillerden biri de 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında aranması olan kişilerle iletişim kurması olarak gösterildi. “Kongre Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olması da Gül hakkındaki tutuklama talebine gerekçe yapıldı.

Fatih Belediye Meclis Üyesi Güzin Alpaslan’ın ise aranan 4 şahıs ile iletişim kurması ve “8 Mart eylemleri: Kadınlar erkek-devlet şiddetine boyun eğmeyecek” başlıklı haberde isminin geçmesi üzerine tutuklanması talep edildi.

Tuzla Belediye Meclis Üyesi Hasan Özdemir’in, soruşturma kaydı olan 223 farklı kişi ile iletişim kurduğu, “Tuzla DEM Parti İlçe Yönetim Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olduğu gerekçesiyle tutuklanması istendi. Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi Turabi Şen için gösterilen deliller ise soruşturma kaydı olan 474 farklı kişi ile iletişim kurması ve birlikte gözaltına alındığı belediye meclis üyeleriyle irtibatlı olması.

Şişli Belediye Meclis Üyesi Sinan Gökçe’nin tutuklanması için de soruşturma kaydı olan 336 farklı kişi ile iletişim kurması ve eski HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın konuşma yaptığı kongreye katılması gerekçeleri sıralandı. Adalar Belediye Meclis Üyesi Nesimi Aday’ın, aranması olan şahıslarla iletişim kurduğu, “Demokratik Modernite” dergisinin hazırlanmasında “rolü” olduğu için tutuklanması istendi.

Savcı Ahmet Şahin, WhatsApp gruplarına üye olmayı, soruşturması bulunan kişilerle iletişim kurmayı, dergi hazırlamayı ve not tutmayı “örgüt faaliyeti” kapsamında değerlendirerek 10 kişinin de “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmasını talep etti. 10 kişi çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğinde tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltına gerekçe olarak sunduğu açıklamada şu ifadeler yer alıyordu: “Kent uzlaşısı formülünün teorisinin terör örgütü yönetimince yapıldığı, demokratik özerklik sisteminde bazı alanlarda uygulanacak bir formül olduğu, doğu illerinde yerel yönetimlerin kazanılarak özerklik sisteminin kurulması,

batı illerinde ise Kürt nüfusunu özerklik sistemine benzer bir sistemle yerel yönetimlere dahil edilmesi planlaması çerçevesinde oluşturulduğu ve adına da ‘Kent Uzlaşısı’ denildiği, Kent Uzlaşısı formülü ile batı il ve ilçelerindeki Kürtlerin, belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclislerinde belli sayılarda kota elde edilmesi sonucu belediye meclis kararlarında söz sahibi olmalarının,

yerel yönetimlerde yer almalarının ve siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı, Özerlik Sistemi ve Kent Uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu anlaşılmıştır.”

“Kent Uzlaşısı” nedir?

DEM Parti, 15-16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Tutuklamalara tepki

Tutuklamalara tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Bugün yaşananlar gösteriyor ki bir kez daha hukuk, siyasetin aparatı haline geldi. Siyaseti dizayn etmek için mahkemeleri kullanmak adetleri haline geldi.

Tutuklanan meclis üyeleri seçime girmeden önce YSK’ya, temiz kağıtları ile başvurdu. Temiz kağıtlarını Adalet Bakanlığı’ndan aldılar. Seçildiler. YSK elinden mazbatalarını aldılar. İktidarını sürdürmek için türlü pazarlıkları adet edinmiş olanlar, bir yandan yeni ‘pencere’ açarken bir yandan da insanlara şafak operasyonu yapıyor.

Kendi saflarında siyaset yapanlara bakmadan partimize yönelik ucube iftiralar atmaktan da geri durmuyorlar. Sözün özü şu; Ülkemizi suni gündemlerle oyaladığınız yeter. Halkımızın gerçek gündemi yoksulluk, güvensizlik hatta açlık. Bunu biliyoruz. Mücadelemiz bunun içindir.

Erken seçim sandığı gelecek, halkımız bu çileye son verecek. Bu düzen değişecek. İşte o gün, siyaset ve hukuk arasına çok net çizgiler çekeceğiz. Vatandaşlarımız ve siyasetçiler arasında aldığı pozisyona göre farklı işleyen ikili hukuk sistemi değil, 86 milyona eşit ve adil işleyen bir yargımız olacak.”

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır tutuklamaların “iktidarın kılıcını sallıyor” diye nitelendirdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in hukuku askıya alması sonucu gerçekleştiğini belirterek karara şöyle tepki gösterdi:

“Dört gün önce gözaltına alınan meclis üyeleri, belediye başkan yardımcılarımız tutuklandı. Aslında neden mahkemeye çıktıklarını da bilmiyorum, gerek de yok çünkü Akın Gürlek, bir gün savcılık yapmamış ama başsavcılık koltuğunda oturan, iktidarın kılıcını sallayan, hak ve özgürlükleri askıya almış bir kişi kararı zaten veriyor.

Mahkemeye ne gerek var ki? Bu ülkede o Sulh Ceza Mahkemeleri tutuklama taleplerini değerlendiriyor mu sanıyoruz? Buradan gelen siparişler önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kaleme alınıyor. Ondan sonra senaryoyu polisler toplayarak nezarete atıyor. Mahkemeler sadece bir prosedür uyguluyor. Artık hukuk düzeni askıya alınmıştır. Türkiye başka bir noktaya gelmiştir.

Sandıkta toplayamadığı oyları, meclis üyelerini bir savcı eliyle azaltarak çoğunluğu elde etmek istiyorlar. Her gün bir soruşturma, her gün bir tutuklama… Geldiğimiz nokta konuşulmalı. Türkiye’de demokrasi üzülerek söylüyorum ki askıya alınmıştır.

Öğle saatlerinde grup başkanvekili Cumhurbaşkanı’nın bir şiir okuması sebebiyle siyasi yasaklı olduğun söyledi. Bugün Cumhurbaşkanı’nın yarattığı bu kara düzen siyasetçileri, gazetecileri, sanatçıları, hepsini tutuklayarak, susturarak baskı altına almak istiyor. Hep beraber direneceğiz. Bu artık hukuk falan değil. O kararları tanımıyoruz. Ne mahkeme, mahkeme; ne savcı, savcı; ne düzen, düzen!”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de tutuklamalara tepki gösterdi. Koçyiğit şöyle konuştu: “İstanbul merkezli yürüyen ve CHP’li 9 belediyede yapılan operasyon sonucu gözaltına alınan 10 kişi tutuklandı bugün. Tutuklanma gerekçesi aslında savcılığın kamuoyuna yaptığı açıklamada açık ve netti.

Bugün adliyeye çıkarıldıklarında kamuoyuna servis edilen görüntülerden minareyi çalıp kılıfına uydurmaya çalıştıklarını çok iyi biliyorduk. Bu ülkede demokratik siyaset zeminini ortadan kaldırmaya çalışan, hukuku askıya alan, adaleti yok eden bir rejim adım adım İstanbul merkezli inşa edilmeye çalışılıyor. İstanbul merkezli, Akın Gürlek’in başında olduğu bir yargı darbe mekaniği devreye girmiş durumda.

Bu ülkede demokrasiye, seçilmişlere, herkese kumpas kuruluyor ve bu kumpaslar eliyle de büyük bir istibdat rejimi hakim kılınmaya çalışılıyor. Bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Belediyeleri böyle yıldırmaya çalışmak, ortaklaşma zeminlerini ortadan kaldırmaya çalışmak, siyasi muhalefetin yan yana gelmesini kriminalize etmeye çalışmak buradan kendilerine göre bir algı operasyonuyla Türkiye’nin 2028 seçimlerini adım adım örmeye çalışan anlayışın karşısındayız, karşısında olmaya devam ediyoruz.

Kamuoyuna deklare edilen, gizlisi saklısı olmayan işler, yapılan siyasi tutumların kendisini mahkum etmeye çalışan, terörize etmeye çalışan bu anlıyışın karşısında duracağız. İstanbul merkezli savcılık eliyle bu ülkenin demokrasisine darbe yapılmaya çalışılıyor.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten TÜSİAD’a Tepki: Demokrasi Konusunda Sicilleri Kötü

TÜSİAD’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “TÜSİAD, demokrasi konusundaki kötü sicilini geride bırakmak için çaba göstermelidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “AK Parti olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisini siyasetin üzerinde gören hiçbir girişime izin vermeyiz. Siyasetin demokratik alanını korumak için eskisinden daha kararlıyız.”

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) yöneticisi Ömer Aras ve Orhan Turan’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Ömer Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“Ülke gündemine dair değerlendirme yapma hakkı ile siyaseti şekillendirme ve yargıya talimat verme girişimleri birbirinden ayrı hususlardır. Aradaki farkı oluşturan, demokrasiye bağlılık ve hukuka saygıdır. Maalesef Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki sicilleri sorunludur; geçmişlerinde askeri vesayete ve yargı vesayetine verdikleri destek hafızalardan silinmemiştir. Ayrıca kendi geçmişlerinde alenen meşru hükümeti hedef alma ve görevden gönderme faaliyetleri manşetlerde yer bulmuştur.

Bu nedenlerle TÜSİAD yönetimi, bu ülkede demokrasi mücadelesi verenlerin ‘güven bunalımı’ deyince ilk aklına gelenlerden birinin neden TÜSİAD’ın yaklaşımları olduğu ile yüzleşmelidir. TÜSİAD, demokrasi konusundaki kötü sicilini geride bırakmak için çaba göstermelidir. AK Parti olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisini siyasetin üzerinde gören hiçbir girişime izin vermeyiz. Siyasetin demokratik alanını korumak için eskisinden daha kararlıyız.”

“Demokrasimizi zedeledi”

İstanbul’da düzenlenen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurul toplantısında yapılan sunum ve konuşmalarda Türkiye’de gündeme damgasını vuran gelişmeler hakkında sert mesajlar verildi.

Genel kurulda paylaşılan sunumun, “Politik hayatta olağanüstü olaylar” başlıklı slaytında politikacılara, iş insanlarına ve gazetecilere yönelik yargı süreçlerine “Sorgulanıyor, Tutuklanıyor”, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen teğmenlere de “Ordudan ihraç ediliyor” ifadeleriyle dikkat çekildi.

Politik hayatta yaşanan olağanüstü olayların, toplumda endişe yarattığına ve güven sarstığına işaret edilen sunumda, tutukluluk süreçlerinin istisna değil kural haline gelme sorununun da çözülemediği belirtildi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras hükümetin ekonomi politikalarını eleştirdi. “Kamunun da özel sektör şirketleri ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart” diyen Aras, enflasyonla mücadele için 2025 yılında kamuda yapılacak tasarrufun daha etkin olmasını beklediklerini söylerken, “Devletin bütçe disiplinine uyması, kamu harcamalarını kontrol etmesi ve kamuda tasarrufu arttırması şart” sözlerini kaydetti.

Aras, belediyelere yönelik artan baskılara dikkat çekti, “Yerel seçimlerde politik gücün barış içinde el değiştirmesi, ülkemizde demokrasinin gücünü tekrar tüm dünyaya göstermiş oldu ancak seçimler sonrasında seçilmişlerin görevden alınarak atanmışların göreve getirilmesi demokrasimizi zedeledi” dedi.

Ömer Aras ayrıca ekonomide hayata geçirilmesi gereken iki ana yapısal reformun önemine vurgu yaparak bunları şöyle sıraladı: “Birincisi, insana değer katan eğitim ve liyakat. İkincisi, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı. Hedefimiz, bu reformların yarattığı güven ortamıyla beslenen ekonomik kalkınma olmalıdır. Bu iki reformu hakkıyla gerçekleştirebilirsek diğer tüm reformlar kolaylıkla yapılabilecektir.

Dünya ile rekabet edebilmemiz için özel sektörde ve kamu bürokrasisinde iyi eğitilmiş yüksek vasıflara sahip ve liyakate uygun atanmış insanlar olması şart. Ayrıca bilimde, sanatta, sporda, tüm alanlarda ileri gitmek için her şeyden önce nitelikli insan gerekiyor. İyi yetişmiş insanlar hukukun üstünlüğünün ve adil yargının olduğu bir ortamda çalıştığı takdirde ekonomi başta olmak üzere her konuda başarının yolu açılacaktır. Bu konuda toplumsal fikir birliğine ihtiyacımız var.”

İçinde bulunulan sürecin dünya için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir kavşak olduğunu kaydeden Ömer Aras, ekonomik ve siyasi gelişmelerin hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler yarattığına dikkat çekerek şu mesajları verdi:

“Bu süreci mutlaka çok iyi yönetmeliyiz. Türkiye’mizin, dünyada sözü geçen, bölgesinde istikrarın teminatı olan, ekonomisi istikrarlı, demokrasisi sağlam, hukuk devleti ilkeleri yerleşmiş, toplumu huzurlu bir ülke olması yönünde el birliği ile çalışmalıyız. Bunu ancak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargının yarattığı güven ortamında iyi yetişmiş, liyakatla göreve gelmiş insanlar ve eşitlikçi bir yaklaşımla yapabiliriz. Bunu yaptığımız taktirde en önemli yapısal reformu gerçekleştirmiş olacağız. Bizi yönetenlere iyi niyetle önerilerimizi aktarmak görevimizdir. Hepimiz bu doğrultuda üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.”

YİK Başkanı ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kalkınmanın tüm boyutlarını negatif etkilediğine işaret etti. Aras, “Kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi ekonomik kalkınma, adaletsizlikle mücadele ve toplumsal refah yaratarak ilerlemenin olmazsa olmaz koşuludur” diye konuştu.

Aras’tan sonra kürsüye gelen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ise daha kısa bir konuşma yaptı. “Sussak gönlümüz razı değil. Hukukun üstünlüğünü, hemen ve tam olarak tesis etmeden ne ekonomide ne toplumda ne iç ne de dış politikadaki sorunlar çözülebilir” diyen Turan, şunları dile getirdi:

“Toplumsal kutuplaşmanın yerini toplumsal uyuma bırakması, siyasette yumuşama ve siyasi alanın genişlemesi, sorunlarımızın çözümünü mutlaka kolaylaştıracaktır. Bu noktada terör sorununun kalıcı olarak ortadan kalkması en büyük dileğimizdir. Ancak şunu da görelim, izlenmekte olan sürecin başarısı ile hukuk devleti ve demokratik standartların iyileştirilmesi arasında birbirini besleyen karşılıklı bir etkileşim vardır. Biri olmadan diğeri eksiktir. Hukukun üstünlüğünü tesis edersek tüm sorunlarımızı konuşarak ortak akılla çözebiliriz.”

Turan da Aras gibi son dönemde yaşanan olayları arka arka sıralayarak “Biz niye bu hale geldik?” sorusunu yöneltti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Turan, “Eleştirel ifadelere ve habercilik faaliyetlerine açılan soruşturma haberleri çok sıklaştı. 10 küsur sene önceki olaylara, şimdi yeni soruşturmalar açılıyor” dedi.

Tutuklu milletvekillerine, siyasi parti liderlerine ve belediye başkanlarına yenilerinin eklendiğini söyleyen Turan, “Disiplinsizlik suçuyla teğmenler hakkında ihraç kararı alınıyor. Kamuoyu vicdanında suç ve ceza arasında orantısızlık kanaati oluşuyor. İster seçimle ister atamayla gelen kamu görevlilerinin görevlerinden alınmasının, yeni örneklerine şahit oluyoruz. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, galiba artık şirket kurmaktan daha kolay. Kadın cinayetlerinin de çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor. Nedir bu tırmanma?” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in uyguladığı programa TÜSİAD’ın destek verdiğini vurgulayan Orhan Turan, ancak ekonomik durumun sıkıntılı olduğuna da işaret etti. TÜSİAD Başkanı, “Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programına destek veriyorsak da ekonomide her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz” dedi.

Enflasyonla mücadelenin hızlanması gerektiğini vurgulayan Turan, şunları ifade etti: “Artık daha hızlı netice almalıyız. Yoksa stres birikiyor. Sanayici çok zorlanıyor. İhracatçı kan ağlıyor. İthalatın cazibesi artıyor. Başka ülkelerde hammaddeyi daha ucuza alan, krediye daha ucuza erişen rakiplerimizle biz nasıl rekabet edebiliriz? İşimizi nasıl devam ettireceğiz? Devam ettiremezsek çalışanlarımız ne olacak? Hem sanayici mutsuz hem çalışanlar. Hem büyük işletmeler zorlanıyor hem KOBİ’ler. Hem batıdaki girişimciler yakınıyor hem doğudakiler. Peki kimin yüzü gülüyor?”

Paylaşın

Demirtaş Ve Mızraklı’dan Yeni Sürece Destek

DEM Partili Pervin Buldan’ın Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’ya yaptığı ziyaret sonrası, DEM Parti’den yapılan açıklamada, Demirtaş ve Mızraklı’nın yeni süreci destekledikleri ifade edildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

DEM Partiden yapılan açıklamada, “Buldan, çözüm arayışlarına ilişkin gelinen son aşama konusunda Demirtaş ve Mızraklı’yı bilgilendirmiş, bir kez daha görüş ve önerilerini almıştır” denildi. Açıklamanın devamında ise “Demirtaş ve Mızraklı bütün güçleriyle sürece destek vermeye devam edeceklerini belirterek, halkımıza selam ve sevgilerini iletmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Yeni Süreç

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı sonrası DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 28 Aralık 2025’te İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştü. Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapmıştı. Buldan ve Önder’in yazılı açıklamasında Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına yer verilmişti.

Abdullah Öcalan, açıklamasında, “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” demişti. Öcalan, “Heyet bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ten oluşan DEM Parti heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temasa başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti.

Heyet, 6 Ocak’ta AKP TBMM Grubu ile görüşmüştü. DEM Parti heyeti 7 Ocak’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile bir araya gelmişti. Heyet ayrıca Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi ve DEVA Partisi ile görüşmüştü. DEM Parti heyeti ayrıca eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı da ziyaret etmişti.

DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’den oluşan heyetin ikinci görüşmesi 22 Ocak’ta gerçekleşmişti. Görüşme 4 saat sürmüştü. İmralı Heyeti, PKK lideri Abdullah Öcalan’la yaptığı ikinci görüşme sonrası, “Öcalan’ın sürece ilişkin çalışmalarını sürdürdüğüne” ilişkin kısa bir açıklama yapmıştı.

Paylaşın

Özgür Özel’den “Mansur Yavaş” İddialarına Net Yanıt

Özgür Özel, Mansur Yavaş’ın “Anketler böyle çıkmaya devam ederse aday olacağımı bilin” dediği iddialarına ilişkin, “Ben de bu ifadeleri duydum ama pazar akşamı (üçlü zirve) değil. Pazartesi ve salı sabahı bir Ankara temsilcisinin canlı yayındaki ifadelerinden duydum” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ı parti genel merkezinde ziyaret etti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları Ensar Aytekin ve Gül Çiftci eşlik etti.

Ali Babacan – Özgür Özel görüşmesinin ardından iki lider ortak basın toplantısı düzenledi. Ali Babacan, “Türkiye’nin sorunları oldukça büyük ve gittikçe de büyüyor. Görüşmemizde ülkenin genel durumunu karşılıklı olarak değerlendirdik. Basına gösterilen yargı sopası kabul edilemez. Yaklaşımlarımızın ne kadar yakın olduğunu da bu görüşmemizde teyit etmiş olduk” dedi.

Özgür Özel ise, “Zorlu süreçten çıkmak için hep birlikte hareket etmek zorundayız. CHP’nin kendi içinde yürüttüğü seçim çalışmalarına ilişkin bilgi verme imkanı buldum” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirme sürecine ilişkin sorulan soruya Ali Babacan ise “Kuşkusuz her siyasi partinin cumhurbaşkanı adayı belirleme ile ilgili kendi iç sürecidir. Her parti kendi iç sürecine saygı duyar ve izler. Bizim herhangi bir partinin iç sürecine yorum yapmamız doğru olmaz” yanıtını verdi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile gerçekleştirdikleri üçlü zirvede “Bu saatten sonra aday olup olmamak bu sadece benim kararım olamaz. Toplum bu işi satın aldı. Anketler böyle çıkmaya devam ederse aday olacağımı bilin” dediğinin kulislere yansıdığını belirten bir gazeteciye Özel, şu cevabı verdi: “Ben de bu ifadeleri duydum ama pazar akşamı değil. Pazartesi ve salı sabahı bir Ankara temsilcisinin canlı yayındaki ifadelerinden duydum. Bunlar pazar akşamı duyduğum ifadeler olmadığım için gazeteciler siyasetçileri yorumlar ama siyasetçilerin gazetecileri yorumlamak gibi bir yükümlülüğü yok.”

Özel,  pazar günü gerçekleşen zirveye ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Sayın Mansur Yavaş da Sayın Ekrem İmamoğlu da bu kriz içinde olan ülkenin krizden çıkışının tek çaresinin erken seçim olduğunu ve bu erken seçimin sağlanabilmesinin için CHP’nin yetkili kurularının verdiği kararlara ve en nihayetinde tüm üyelerinin vereceği karar saygılı olacakları ve partinin başarısı için gösterecekleri ve temel hedefin CHP’yi iktidar yapmak olduğu, bunun için fedakarlıksa fedakarlık, sorumluluksa sorumluluk makamlarına hazır olduklarını hep birlikte konuştuk.”

“Bizim öyle bir senaryomuz yok”

Bir gazetecinin “23 Mart’taki ön seçim sonrası iki adaylı bir formüle zorunlu kılınırsa durum buradaki senaryonuz nedir” sorusu üzerine Özel, “Bizim öyle bir senaryomuz yok. Bizim iki belediye başkanımız da ‘partim bir görev verirse ordayım. Partimin verdiği kararlara saygılıyım’ dedikten sonra bu gereksiz tartışmalara yanıt vermeyi doğru bulmuyorum” dedi.

Özel, Erdoğan’ın adaylığı hakkında gelen bir soruya, “Kasım 2025’i erken seçim tarihi olarak daha önce de ifade etmiştik. Tam görev süresinin ortasıdır. YSK’nın son verdiği karar gereğince Erdoğan ancak erken seçim yapılırsa aday olabilir. Biz, 2,5 yıl daha bu yoksulluğa katlanmamak için Erdoğan’ın aday olduğu ya da olmadığı bir erken seçimi talep ediyoruz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun eleştirilerine de yanıt veren Özel, “‘Kuralları onun koyacağı bir seçime Erdoğan’ı aday etmeyin’ demek yerine, Erdoğan’ı her şartta yeneceğiz iddiasını çok daha inandığım, güvendiğim ve tekrar ettiğim bir söylem olarak benden duymaya devam edeceksiniz” diye konuştu. Babacan ise “Hukuki açıdan Erdoğan’ın aday olma hakkı yok. Biz YSK’ye dilekçe verdik ‘mümkün değil dedik'” ifadelerini kullandı.

Paylaşın