Müsavat Dervişoğlu: Konuşan Türkiye İstiyoruz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin 23 yıllık AK Parti iktidarı döneminde hukuksuzluğun hakim olduğu bir ülkeye dönüştüğünü belirterek, “Türkiye’deki yönetimin bu duruma bakılarak doğru bir iş yapmadığına şahitlik ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de madem kötü işler yapılıyor ve kötü işlerden kaynaklı olumsuzluklar yaşanıyor, o zaman durumdan vazife çıkarıp vaziyet almak gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Onun için dolaşıyoruz, onun için mücadele cehdimizin yüksek olmasını temin etmeye çalışıyoruz, onun için vatandaşlara gidip ‘Korkma konuş. İstiklal Marşı korkma diyerek başlıyor’ diyoruz. Biz konuşan Türkiye istiyoruz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin “İzmir Genişletilmiş İl Divan Toplantısı”nda konuştu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Türkiye’nin 23 yıllık AK Parti iktidarı döneminde hukuksuzluğun hakim olduğu bir ülkeye dönüştüğünü söyleyen Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’deki yönetimin bu duruma bakılarak doğru bir iş yapmadığına şahitlik ediyoruz. Türkiye’de madem kötü işler yapılıyor ve kötü işlerden kaynaklı olumsuzluklar yaşanıyor, o zaman durumdan vazife çıkarıp vaziyet almak gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Onun için dolaşıyoruz, onun için mücadele cehdimizin yüksek olmasını temin etmeye çalışıyoruz, onun için vatandaşlara gidip ‘Korkma konuş. İstiklal Marşı korkma diyerek başlıyor’ diyoruz. Biz konuşan Türkiye istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, “Herkes konuşsun ki; kim doğru konuşuyor, kim yanlış konuşuyor bu millet görsün. Türkiye’de konuşanlara bakın, konuşanlar çıkıp, ‘Abdullah Öcalan denilen kişi TBMM kürsüsüne gelsin, DEM Parti grubundan seslensin, terör örgütünü lağvetsin’ diyor. AK Parti’den birileri çıkıyor ‘Yeni bir devlet kuruyoruz’ diyor. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı konuşuyor ve ‘Yeni Türkiye kuruyoruz’ diyor. Değerli dava arkadaşlarım, bırakın konuşsunlar. Kim doğru kim yanlış konuşuyor ortaya çıksın. Yenisinin kurulması için eskisinin yıkılması lazım. Cumhuriyet’i yıktırtmayacağız diye haykırmamızın sebebi budur” diye konuştu.

“Bunlar bu ülkeyi yıkmak, sindirmek ve susturmak adına uzunca bir zamandır çalışıyorlar” diyen Dervişoğlu, “Bunlar bu milletten ve evlatlarından Sevr’in, Mondros’un intikamını almaya çalışıyorlar. Bunlar bu milletin verdiği Kurtuluş Savaşı ile o savaşın sonunda kurulan büyük Cumhuriyet ile hesaplaşmak istiyorlar. Bunu bu millete anlatmak mecburiyetimiz var. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu TBMM’de Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettirmeyeceğiz. Bundan herkesin emin olması lazım” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin eleştiren Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’de ilk kurtulunması icap eden şey Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye tarif edilen ve bu ceberrut iktidarın iş başında kalmasına dayanak teşkil eden sistemdir. Biliyorsunuz 2023 seçimlerinden önce ittifak yaptığımız partilerle parlamenter demokratik sisteme geçişin yol taşlarını dizmek üzere kararlılık sergilemiştik. Hepimiz imza atmıştık. Şimdi parlamenter demokratik sisteme geçiş için çaba sarf eden sizden başka kimse kalmadı. Geçiş için sizin kalbinizin sesi olma görevi de Dervişoğlu’na düştü” dedi.

Kendisine yönelik tehditler olduğu söyleyen Dervişoğlu, “Hayatım boyunca kimseyi şikayet etmedim ama ben TBMM’de grubu olan siyasi bir partinin genel başkanıyım. Türkiye’de bu pozisyondaki birisi bir tehdidin muhatabı ise öncelikle Cumhurbaşkanı’nın bir vazife çıkarması lazım. TBMM Başkanı’nın bu durumdan vazife çıkarması lazım. Adalet Bakanı’nın vaziyet alması lazım. Ayrıca bu ülkenin İçişleri Bakanı’nın bir parti genel başkanının tehdit edilmesi karşısında vaziyet alması lazım. Hiçbirinin kılı kıpırdamadı. İzmir’den sesleniyorum; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı Atatürk gibi Hasan Tahsin gibi başkaldırıyorum” şeklinde konuştu.

“Bu millet Erdoğan vesayetinden de kurtulacaktır”

İktidarın “eski Türkiye” çıkışlarına tepki gösteren Müsavat Dervişoğlu, “İktidar 23 yıldır iş başında. Cumhuriyet’in çeyrek asrını Erdoğan yönetmiş ama bunun önüne bir şey geldiği zaman ‘eski Türkiye’ diye feryat ediyor. Mesela askeri vesayetten bahsediyor. Elbette ki askeri vesayet vardı, Allah’a şükür ki kaldırıldı. Peki askeri vesayetten sonra ne geldi Türkiye’nin başına bela oldu? Askeri vesayet gitti, FETÖ denen bir belanın muhatabı kılındı Türkiye. FETÖ belasından kurtulabilmek için de yargı vesayetinin girdabında savrulmak zorunda bırakıldı. Türkiye’de şimdi kurtulunması icap eden bir tek vesayet kalmıştır. Eskiyen sensin Erdoğan, yeni olan da biziz. Açıkça ilan ediyor ve buradan söylüyorum; Allah’ın izniyle bu millet günü gelecek Tayyip Erdoğan vesayetinden de kurtulacaktır” dedi.

Türkiye’nin yapay gündemlerle karşı karşıya bırakıldığını belirten Dervişoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan “sahte diploma” soruşturmasına değindi.

Müsavat Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışmaları, CHP’nin içindeki ön seçim tartışmaları, CHP içindeki kongre tartışmaları, aday belirleme tartışmaları, CHPiçinde diploma tartışmaları… Diploması var, diploması yok. Tayyip Erdoğan da zaman zaman siyasi aklını yitiriyor mu diye endişe etmiyor değilim. Diploma deyince akla zaten Tayyip Erdoğan geliyordu. Şimdi de başkalarının diplomaları üzerinden Türkiye’de bir tartışma yaşansın, tuzak kurulsun, siyaset bir oyun kursun, herkeste iktidarın kurduğu oyunun peşinden gitsin isteniyor. Biz İYİ Parti’yi oyun kuranların oyununu bozmak için kurduk. Tek adamın söylediği kanundur diye meseleye bakarak onların kurduğu tuzakların peşinde koşmayacağız” ifadelerini kullandı.

“Bazen muhalefete bazen milliyetçilere birleşin diyorlar. Peki milliyetçilerin tek başına birleşmesinin kime ne faydası var? Muhalefetin ilkesiz ve ölçüsüz bir biçimde birleşmesinin kime ne faydası var?” diyen Dervişoğlu, şöyle devam etti:

“Bizim derdimiz bu sistemden kurtulmaktır. Elbette bu ülkenin birliğe ihtiyacı var, elbette ki biz bu ülkeyi birleştirmek için yola çıktık ama kendi aramızda birleşmemizin hiç kimseye faydası yoktur. Bu ülkenin sağcıyla solcuyu birleştirecek insanlara ihtiyacı vardır. Bu ülkenin Aleviyle Sünni’yi, Türkmen ile Kürt’ü birleştirecek insanlara ihtiyacı vardır. Bu ülkenin ez cümle merkez siyasete ihtiyacı vardır. İYİ Parti Türkiye’yi birleştirmek üzere kurulmuş bir siyasi yapıdır. O sebeple bizler; sağcıyı solcuyla, Alevi’yi Sünni’yle, Kürt’ü Türkmen’le birleştirmek vazifesini üstlenmek üzere yola çıkmış insanlarız.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvurularda Rekor Artış

2024 yılı içerisinde, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan bireysel başvuru sayısı 70 bin 699 olurken, Yüksek Mahkeme bu başvurulardan 66 bin 798’ini sonuçlandırdı.

Anayasa Mahkemesi, 23 Eylül 2012 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasındaki bireysel başvuru istatistiklerini kamuoyuyla paylaştı. Mahkemenin yayımladığı kapsamlı rapor, bireysel başvuruların sayısı, sonuçlanma oranları, ihlal kararlarının dağılımı ve derdest başvuruların durumuna ilişkin önemli veriler içeriyor.

Karar’dan Berfu Kargı’nın haberine göre; Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanındığı 2012 yılından bu yana toplam 650.453 başvuru yapıldı. Mahkeme, bu başvuruların 551.913’ünü sonuçlandırarak yüzde 84,9 oranında dosya karara bağladı.

Sadece 2024 yılına ait veriler, bireysel başvuru mekanizmasının yoğun kullanımını gözler önüne serdi. Yıl içinde yapılan başvuru sayısı 70.699 olurken, Mahkeme bu başvurulardan 66.798’ini sonuçlandırdı. 5.443 dosyada hak ihlali kararı verilirken, 2024 yılı için başvuruları karşılama oranı yüzde 94 olarak kaydedildi.

Anayasa Mahkemesi’nin yayımladığı verilere göre, en fazla ihlal kararı verilen hak “makul sürede yargılanma hakkı” oldu. Mahkeme bu hakka ilişkin 56.443 dosyada ihlal tespit etti. Diğer öne çıkan hak ihlalleri ise şu şekilde sıralandı:

Adil yargılanma hakkı: 6.828
Mülkiyet hakkı: 5.623
İfade özgürlüğü: 4.432

31 Aralık 2024 itibarıyla Anayasa Mahkemesi’nde halen sonuçlandırılmayı bekleyen (derdest) bireysel başvuru sayısı 98.540 oldu. Bu rakam, toplam başvuruların yüzde 15,1’ine denk geliyor.

Bireysel başvuruların önemli bir kısmını “makul sürede yargılanma hakkı”na ilişkin dosyalar oluşturdu. Bu hakka yönelik toplam 150.159 başvuru yapılırken, bunlardan 149.816’sı sonuçlandırıldı. Veriler, yargı süreçlerinin uzamasına dair şikayetlerin sistematik bir sorun olduğuna işaret ediyor.

Anayasa Mahkemesi yetkilileri, yayımladıkları istatistiklerle bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğine dikkat çekti. Mahkeme, bireysel başvurular sayesinde hak ihlallerinin tespit edilerek mağdurların korunmasının sağlandığını belirtti. Ayrıca, bu verilerin hukukçular, akademisyenler ve kamuoyu için önemli bir kaynak oluşturduğunun altı çizildi.

Bireysel başvuru hakkının 12 yıllık değerlendirmesi

2012 yılında yürürlüğe giren bireysel başvuru hakkı, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin korunması açısından önemli bir adım olarak kabul edilmişti. Aradan geçen 12 yılda yüzbinlerce başvuruya ev sahipliği yapan Anayasa Mahkemesi, özellikle yargılama süreçlerinin uzunluğu, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü gibi konularda verilen ihlal kararlarıyla dikkat çekti.

Paylaşın

TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan “Erken Seçim” Çağrılarına Tepki

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, muhalefetin “erken seçim” çağrılarına ilişkin, “Muhalefet, dünyanın bütün demokrasilerinde her zaman erken seçim isteyebilir” dedi ve ekledi:

“Bu, saygıyla karşılanır ama erken seçimin olabilmesi için önce siyasal şartlarının gerçekleşmesi lazım. Şu an itibarıyla bu şartların oluşmadığını görüyoruz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Japonya seyahati dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) soruşturmasına yöneltilen eleştirilere yanıt veren Kurtulmuş, “Kimse elinde imkanı siyaset üstünde vesayet manasına gelecek şekilde kullanmamalı” diyerek tepki gösterip “Siyaset yapmak isteyen buyursun bu alana gelsin” dedi.

Herkesin fikrini söyleyebileceğinin altını çizen Kurtulmuş, “Beklediğimiz şey, kendilerinde var olduğunu hissettikleri ya da var olduğunu vehmettikleri gücü, siyasetin üstünde bir vesayet aracı olarak kullanmamalarıdır” dedi.

Kurtulmuş, “‘Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.’ Bu tür vesayet çağrıştıran çıkışlar her seferinde halkımıza geçmişte yaşanan o tehlikeli ve karanlık günleri hatırlatıyor. Kimsenin bu tür yollara tevessül etmemesi lazım” açıklamasında bulundu.

“Bölgemiz çok hassas bir dönemden geçiyor”

Kurtulmuş’a DEM Parti heyetinin İmralı ziyaretleriyle şekillenen yeni dönemde İmralı’dan nasıl bir açıklama beklediği soruldu.

Numan Kurtulmuş, “İmralı’dan en kısa süre içerisinde terörün bitirildiği ve artık bir terörsüz Türkiye döneminin başladığını ilan edecek açıklama gelir” ifadelerini kullandı.

Kurtulmuş, “Ben tarihler üzerinde durmaktan ziyade bu işin sağlam bir şekilde ama çok da vakit kaybetmeden bitirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bölgemiz çok hassas bir dönemden geçiyor. Biz kendi bölgemizde işbirliğine dayalı bütünleşme ve ortaklaşmayı artırmak durumundayız” dedi.

Kurtulmuş, “Gizli saklı bir pazarlık yapılıyor, bir şeyler alınıyor, bir şeyler veriliyor” gibi tereddütlerin oluşmamasının sağlanması gerektiğini de söyledi. Meclis Başkanı “Süreç şeffaf bir şekilde yürütülmektedir” dedi.

Erken seçim tartışmalarını da değerlendiren Kurtulmuş, “Muhalefet, dünyanın bütün demokrasilerinde her zaman erken seçim isteyebilir. Bu, saygıyla karşılanır ama erken seçimin olabilmesi için önce siyasal şartlarının gerçekleşmesi lazım. Şu an itibarıyla bu şartların oluşmadığını görüyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

İmamoğlu “CHP Ön Seçim” Başvurusunu Yaptı: Uzun Ve Meşakkatli Bir Yol

CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirleneceği ön seçim başvurusunu yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Çok uzun ve çok meşakkatli bir yol. Asfalt tarafı da var, taşlı tarafı da var, patika tarafı da var” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu CHP’nin bir sonraki seçimde göstereceği cumhurbaşkanı adayını belirlemek üzere düzenlenecek ön seçime girmek için başvurusunu yaptı.

Başvuru İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan tarafından CHP Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Pehlivan İmamoğlu’nun aday başvuru belgelerini CHP Seçim ve Parti İçi Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’ye sundu.

Başvurunun ardından açıklama yapan Ekrem İmamoğlu, “İnşallah hayırlısı olur. Uzun bir yolculuk, uzun bir iş. Çok uzun ve çok meşakkatli bir yol. Asfalt tarafı da var, taşlı tarafı da var, patika tarafı da var ama İnşallah o yolu milletimizle birlikte aşacağız” dedi.

İmamoğlu, aşvurunun ardından sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ise şu ifadeleri kullandı:

“Bugün yeni bir başlangıcın ilk adımını atarak, mensubu olmaktan onur duyduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı Adayı olmak için resmi müracaatımı yaptım. İnsanca yaşamayı hak eden, özgürlüğe, adalete, refaha ve birlik olmaya hasret milletimizle bir yolculuğa çıkıyoruz.

Devletimizi demokratik ve güçlü, milletimizi zengin ve huzurlu, vatandaşlarımızı eşit ve özgür kılma yolculuğuna çıkıyoruz. Parlamenter demokrasi, güçler ayrılığı ve denge denetleme mekanizmalarını en kısa zamanda hayata geçireceğiz. Demokratik katılımı önceleyeceğiz.

Milletimizin kaygılarını, endişelerini giderecek, hep birlikte umudu ve gelecek hayallerini ayağa kaldıracağız. Adaleti iktidarın değil mülkün temeli kılacak, devletin kurumlarını, bilimi, sanatı, sporu, medyayı partizanlıktan kurtaracak, rakiplerimizi düşman görmeyecek, siyasi rekabeti milletin huzurunda adil, medeni ve mertçe bir yarışa dönüştüreceğiz.

Ülkemize, birliğimize, dirliğimize ve güçlü Türkiye hedefine hep birlikte sahip çıkacağız. Çok çalışacağız, çok kazanacağız, adil paylaşacağız. Milletçe bereketimizi artıracağız. İnanç ve umutla yürüyeceğimiz bu mücadelede asla yorulmayacağız ve asla vazgeçmeyeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve şehitlerimizin emaneti Cumhuriyetimiz’i ikinci yüzyılında bir yıldız misali parlatacağız. Milletimizin güçlü katılımı ve dualarıyla, Yolumuz açık olsun.”

Mansur Yavaş ön seçime katılmayacak

Adaylık için ikinci isim olan Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ise ön seçime katılmayacak.

Mansur Yavaş, 3 Şubat Pazartesi günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarına ilişkin, “Aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim. Seçim tarihi belli değil. O zamana kadar Türkiye’de şartlar değişir” demişti.

Ülkedeki ekonomik sıkıntıların öncelik olduğunu ifade eden Yavaş, ”Ben öncelik olarak şu ekonomik sıkıntı varken adayların birbirinin enerjisini yormaması, toplumun bununla uğraşmaması kanaatindeyim. Bütün siyasi partilerin, özellikle muhalefetin hep birlikte bugün yaşanan derin yoksulluğa sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum” cümlelerini sarf etmişti.

Ön seçim süreci ve takvimi

Tarih: CHP üyeleri, 23 Mart 2025 Pazar günü sandık başına gidecek.

Katılım: Ön seçimde oy kullanabilmek için 28 Şubat 2025’e kadar CHP’ye üye olunması gerekmekte. Partinin, şu anda yaklaşık 1,6 milyon üyesi bulunmakta.

Yöntem: Sandıklar il ve ilçe merkezlerinde kurulacak, mühürlü pusulalar kullanılarak seçim gerçekleştirilecek.

Adaylık başvuruları: Aday olmak isteyenlerin 17 – 21 Şubat 2025 tarihleri arasında başvurularını yapmaları gerekmekte. Kesin aday listesi 22 Şubat’ta açıklanacak ve oy pusulaları 24 Şubat’tan itibaren basılmaya başlanacak.

Onay süreci: Üyeler tarafından seçilen aday, CHP tüzüğüne göre Parti Meclisi’nin onayına sunulacak.

Paylaşın

Ahmet Özer’e 15 Yıla Kadar Hapis Talebi: Hakikatler, Algı Operasyonları İle Değiştirilemez

Görevden alınıp yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” gerekçesiyle 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis talep edildi.

Haber Merkezi /Ahmet Özer hakkında siyasi yasak da talep edilen iddianame, Özer’in tutuklanmasının üzerinden yaklaşık 4 ay geçtikten sonra hazırlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ahmet Özer hakkında hazırladığı iddianameyi 14. Ağır Ceza Mahkemesine sundu. Ahmet Özer’in iddianamesi, Özer’in

Ahmet Özer, avukatları aracılığıyla ”Hakikatler, algı operasyonları ile değiştirilemez” başlığıyla sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

‘Sabıkalı büyük bir uyuşturucu şebekesinin üyesinin belediyede işe alındığına” ilişkin haberlerin ”iftira kampanyası” olduğunu vurgulayan Özer, şunları kaydetti:

“Esenyurt halkının iradesi hiçe sayılarak kayyım atanmasından sonra başlayan sistemli dezenformasyon sürüyor. İktidar medyasında ‘büyük bir uyuşturucu şebekesinin üyesi olan sabıkalı bir şahsın’ tarafımca işe alındığı, tamamen iftira kampanyasının bir ürünüdür.

Nitekim resmi kayıtlara bakıldığında ismi geçen şahsın tarafım yönetiminde işe alınmadığı aşikardır. Bu gerçeği bilmelerine rağmen, insan onuruna ve gazetecilik etiğine saygı göstermedikleri için gerçek dışı yayınlar ile algı operasyonları yapmaktadırlar.

Ayrıca yaklaşık dört bin kişinin çalıştığı bir Belediyede her işe alımdan Belediye Başkanının haberdar olacağını düşünenler, oturduğunuz koltuk benim anamın ak sütü gibi helal oylarla ve liyakatle geldiğim, sizin ise kul hakkına girerek geçtiğiniz koltuktur.

Benim tüm yaşamım kamuoyunun gözü önünde gerçekleşen bilimsel çalışmalar, akademik faaliyetler ve binlerce öğrenci yetiştirmekle geçmiştir. Siyasette de yolumuz, fikirlerimiz ve hizmetlerimizin merkezinde daima barış, kardeşlik ve adalet olmuştur.

Bu hakikatler iktidar medyasının yalanlara dayalı algı operasyonları ile değiştirilemez. Bu kötücül davranışları, kamuoyunun bilgisine ve vicdanına sunuyorum.”

Paylaşın

DEM Partili Temelli: Anadil Bir Haktır Yasaklanamaz

21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’ne ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Bu ülkede 25 milyondan fazla Kürt vatandaşımız yaşamaktadır… O halka kendi anadilimizde seslenmek kadar doğal bir hak söz konusu olamaz. Anadil bir haktır, tartışma mevzusu yapılamaz, yasaklanamaz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Sezai Temelli, 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’ne ilişkin olarak Türkiye’de de birçok dilin baskı altında olduğunu söyleyen Temelli, birçok dilin yok olmak üzere olduğunu kaydetti.

Temelli devamla şunları söyledi: “Baskı altında deyince en çok baskı altında olan dil Kürtçe. Kürtçe dışındaki dillere yaklaşımı devletin kısmen de olsa daha olumlu. Çünkü Türkiye’de her anadilinde de eğitim hakkı aslında var. Mevzuatta olmasa da fiili olarak var. Dolayısıyla herhangi bir azınlık çocuğu, kendi anadilinde eğitim almasını sağlayabiliyor.

Fakat Kürtçe bir azınlık dili olmamasına rağmen Kürtçenin anadilinde eğitim hakkı yok. Bırakın anadilinde eğitim hakkını, Kürtçenin kamusal alanda kullanımı da yasaklanmış, baskı altında. Her ne kadar iktidar ‘Biz Kürtçenin önünü açtık, televizyon kanalı açtık, Kürtçe kamusal alanda kullanılıyor’ dese de aslında bunun bir gerçekliği ifade etmediğini biliyoruz.

Evet, göstermelik bir televizyon kanalı var; TRT’nin, tırnak içinde, disiplini altında. Ama onun dışında Kürtçe’nin kullanım olanakları her geçen gün daraltılıyor, tiyatrolar yasaklanıyor. Belediyelerin Kürtçe hizmet vermesi yasaklanıyor. Yargıda Kürtçe yargılanma hakları gasp ediliyor, anadilinde eğitim hakkı zaten söz konusu değil.

Ama çok daha büyük bir utancımız var: Mecliste hâlâ kısa bir Kürtçe selamlama bile yasaklanıyor. Hem de hangi mikrofon? Meclis kürsüsünün mikrofonu! Kaldı ki meclis kürsüsü, bu ülkede aslında anayasal güvenceyle korunan bir dokunulmazlık kürsüsüdür. Orada kullanılan söze müdahaleyi kimse yapamaz. Söz konusu Kürtçe olduğunda ise orada bir müdahale ile karşılaşıyoruz. Bunun böyle devam etmesine rızamız yoktur.

“Anadil bir haktır, yasaklanamaz”

Bu ülkede 25 milyondan fazla Kürt vatandaşımız yaşamaktadır. Biz anadilimizde gerektiğinde bir selamlama, bir cümle meclis kürsüsünde dile getirebiliriz. Bunun yasaklanmasını kabul etmiyoruz. Kaldı ki bu konuda ne zaman böyle bir sahne yaşansa, genel kurulda meclisi yöneten Meclis başkanvekili bize bu ülkenin resmi dilinin Türkçe olduğunu hatırlatıyor. Tamam, Türkiye’nin resmi dili Türkçe, Anayasa da böyle diyor. Ama biz halkın temsilcileriyiz. Biz orada bir devlet memuru değiliz ki bize sürekli resmi dili hatırlatıyorsunuz. O halka kendi anadilimizde seslenmek kadar doğal bir hak söz konusu olamaz. Anadil bir haktır, tartışma mevzusu yapılamaz, yasaklanamaz.

Meclis bugün çalışmıyor. Gerçi çalışsa ne olur. Gerçi çalışsa ne oluyor, bu çalışma sonucunda bu ülkede yaşayan herhangi bir vatandaşın, halklarımızın herhangi bir sorunun çözüm üretilmiş midir dönüp bakın, herhangi bir çözüm söz konusu değil. Toplumun halkın vatandaşın inanılmaz sıkıntıları var. Ekonomik sıkıntıları var ama meclis sadece ve sadece ne yapıyor biliyor musunuz? Anayasa mahkemesinin iptal ettiği yasaları yeniden yasalaştırıyor.

Hem de Anayasa Mahkemesi’ni iptal gerekçelerini dikkate almadan yasalaştırıyor. Bir kez daha o yasalar AYM’ye gidecek bir kez daha iptal edilecek. Toplumun meclisten beklentileri bir türlü karşılanmamaktadır. Toplumun çeşitli kesimlerinden işçi, esnaf, çiftçi inanın sürekli olarak grubumuzu ziyaret ediyorlar, sorunlarını anlatıyorlar. Meclis’ten hala beklentileri var fakat Meclis bu beklentileri karşılamıyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Türkiye’de Dolandırıcılık Son 5 Yılda 5 Kat Arttı: Avrupa’da İlk Sırada

Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi (OLAF) verileri, Türkiye’de teknoloji kullanımıyla yapılan dolandırıcılık vakalarının son 5 yılda 5 kat arttığını ortaya koydu.

Karar’ın aktardığı OLAF verilerine göre, Türkiye bu alanda Avrupa’da ilk sıraya yükselirken, dünya genelinde en çok dolandırıcılık olayının yaşandığı ülkeler arasına girdi.

Özellikle oltalama (phishing), ses klonlama ve yapay zekâ destekli sahtekârlıklar gibi dijital dolandırıcılık yöntemleri yaygınlaşırken, 2020 yılında yılda 460 bin olan dolandırıcılık vakası, 2024 yılı itibarıyla 2,3 milyona ulaştı. Önlenen girişimlerle birlikte toplam dolandırıcılık vakası 3,8 milyonu buldu.

Adalet Bakanlığı verilerine göre, dolandırıcılık suçu, hırsızlığın ardından mal varlığına karşı işlenen en yaygın suç hâline geldi. Mahkemelerde en fazla görülen davalar arasında ilk sıralarda yer alan dolandırıcılık suçları, hukuk sisteminde ciddi bir yük oluşturuyor.

Türkiye’de Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre, teknoloji kullanılarak yapılan dolandırıcılık suçlarına 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Ancak birçok vakada ceza indirimleri uygulanıyor, sanıklar ilk duruşmaya kadar yattıkları süreyle serbest kalıyor.

ABD ve Avrupa’da ise dolandırıcılık cezaları çok daha ağır. ABD’de bu tür suçlara 10 yıla kadar kesin hapis cezası verilirken, ayrıca 10 bin ila 25 bin dolar arasında değişen ağır para cezaları uygulanıyor. Uzmanlar, Türkiye’de de benzer caydırıcı yaptırımların hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Prof. Dr. Hakan Kara: Enflasyon arttıkça dolandırıcılık artıyor

Eski TCMB Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, sosyal medya hesabında paylaştığı grafikle, enflasyon artışı ile dolandırıcılık vakaları arasındaki çarpıcı ilişkiyi gözler önüne serdi. Paylaşımda, ekonomik sıkıntıların ve hayat pahalılığının artmasıyla dolandırıcılık vakalarının da yükseldiği net bir şekilde görülüyor.

Uzmanlar, teknolojik gelişmelerin dolandırıcılık yöntemlerini daha sofistike hâle getirdiğini belirtirken, veri güvenliğinin artırılması, ceza sisteminin sıkılaştırılması ve halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin bu alandaki yasal düzenlemeleri gözden geçirerek, dolandırıcılık suçlarına karşı daha etkin bir mücadele yürütmesi gerektiği ifade ediliyor.

Paylaşın

CHP Lideri Özel, TİP Lideri Baş’ı Ziyaret Etti: Ortak Mücadele Vurgusu

CHP Lideri Özgür Özel, TİP Lideri Erkan Baş ile yaptığı görüşme sonrası, “Türkiye’nin içinde bulunduğu, hem vatandaşın yakıcı sorunlarını ve bunların çaresinin bir sandık olduğunu, erken seçim olduğunu ve bu iktidarın bir an önce değiştirilmesi, emekten yana ve demokrasiden eşitlikten yana bir iktidarın ülkeyi yönetmesi ile mümkün olduğuna ilişkin görüş alışverişinde bulunduk” dedi.

Haber Merkezi / TİP Lideri Erkan Baş ise görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Çok ağır bir süreçten geçiyoruz. Türkiye şu an itibarıyla Yunanistan nüfusu kadar işsizin yaşadığı bir ülke haline geldi. Toplumun tüm kesimlerinin yargı sopasıyla dövüle dövüle mahkum edilmediği bir ülke. İktidar bir oyun planlıyor. Dün en son örneğini gördük. Bizi, mücadele edenleri satın alabilecek para yoktur. Kim iktidara karşı mücadele ediyorsa onun yanındayız. Hep birlikte kurtulacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile görüştü. İstanbul’da gerçekleşen görüşmenin ardından açıklama yapan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Bütünüyle muhalefetin yargı sopasıyla, yargı taciziyle sindirilmeye çalışıldığı bu süreçte, partimizin buna karşı geçmişte konvansiyonel muhalefet yöntemlerinin tamamını tükettiği süreçte, seçilmiş organlarının yaptığı değerlendirmeler sonucunda erken seçim sandığının bir an önce gelmesi için tüm yönleri ile bu seçime hazır olduğumuzu göstermek ve bir seçimin olmazsa olmazı partinin adayının da belirlenmesi sürecinde olduğumuzu, bunu 23’ünde yapacağımız bir ön seçimle, CHP’ye Şubat ayı sonuna kadar üye olmuş herkesin oy kullanacağı bir ön seçimle belirleyeceğimizi ve bundan sonraki sürecimizle ilgili TİP’in değerli heyetine CHP’nin içinden gerekli bilgilendirmeleri yaptık. Onların önerilerini, değerlendirmelerini dinleme imkanı bulduk.

Ben bugün öğleden sonra Silivri Cezaevi’nde Sevgili Can Atalay’ı ziyaret edeceğim. Onun yanında tutuklu belediye başkanlarımızı ve Gezi davasından hepimiz adına tutuklu olan, hepimiz adına cezaevinde yatan arkadaşlarımızı ayrı ayrı ziyaret edeceğim. Biraz önce ifade edildiği gibi iktidar, muhalefete ayrı ayrı saldırarak, bazen çok stratejik hedefler belirleyip o hedefler üzerinden muhalefeti bölmeye çalışarak, hatta bir siyasi partinin iç işlerine müdahale edip, daha önce de ifade etmiştim CHP’ye karşı yargı eliyle bir siyasi operasyon ve darbe girişiminde bulunarak 1.5 yıl önce bitmiş bir kurultayı ve olağan kurultay sürecine altı ay kalmış bir yerde 1.5 yıl önce yapılmış bir kurultayı iptal etmeye kalkacak kadar bir darbe ittifakını örgütlemeye çalışarak bu iktidar her şeyi deniyor.

Bunun karşısında yapılabilecek tek şey muhalefetin birlikte olmasıdır. Bütün halinde güçlü bir itirazı, güçlü bir direnişi hep birlikte örgütlenmesidir ve sonunda da bu iktidara karşı seçim sandığında hep birlikte olmaktır. Bu hep birlikte olmaktan ittifakları değil, bu iktidara karşı muhalefetin birbirine güç vererek, birbirinden güç alarak mücadele etmesinden bahsediyoruz. Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi bizim çok uzun yıllardır emek mücadelesinde duyduğumuz şimdi de siyasette bir arada olmanın ve bir arada mücadele etmenin simge sözleriyle biz de ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyoruz.”

CHP’nin Cumhurbaşkanı aday adaylığı başvurusunun yarın sona ermesi ve gelinen süreç hakkındaki görüşleri sorulan Özgür Özel, şunları söyledi: “Benim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak beklentim, bu sürecin tüm aday adayları açısından adil ve şeffaf bir şekilde yürümesidir. Gruptaki arkadaşlarımızdan aldığımız bilgilere göre Sayın Ekrem İmamoğlu aday olmak için gerekecek imza sayısının üç katına yakınını zaten ilk günün sonunda veya 24 saat içinde tamamlamıştı. Salı günü ilk imza atıldıktan 24 saat sonra gerekli imza sayısına dakikalar içerisinde ulaşıp bir gün içinde de üç katına ulaşmıştı. Şu anki son rakamı bilmiyorum, arkadaşlar Ankara’dan açıklarlar.

Onun dışında grubumuza çeşitli başvurular oluyor, ya da basına yansıyor. Biz bütün başvurulara gidip kendilerini zaten milletvekillerimizin Ankara’da olduğu bir süreçte, bütün başvuranların gidip milletvekillerimize bu taleplerini iletmelerini ve tüm adaylar açısından eşit bir şekilde, adil bir şekilde yaklaşıyoruz. Yarın akşamüstü saat 17.00’ye kadar imza sayısı 20’yi geçen aday adaylarını Genel Merkezimize bildireceğiz ve o aday adayları kendi başvurularını diğer evrakları ile birlikte tamamlayacaklar. Süreç, Cumhuriyet Halk Partisi’nde hem Meclis ayağı tabii orası milletvekillerinin imza attıkları bir süreç. İlk kez yaşanıyor olmasından dolayı ilgi çekici ve heyecan verici. Ama esas büyük heyecanın 81 il ve 973 ilçede ve bilhassa online üyelikler üzerinden 18-25 yaş arası seçmende Cumhuriyet Halk Partisi‘ne kayıt olma noktasında yaşandığını görüyoruz.

Bu partiye olan teveccühün, yönelmenin ötesinde, Erdoğan’ın karşısında, bir sonraki cumhurbaşkanlığı yarışına girecek adayı belirlemek ve aslında Erdoğan’ın değiştirilmesi, bu düzenin değiştirilmesi, yasakların kalkması, özgürlüklerin gelmesi, yasak olan tek şeyin yasaklar olacağı bir Türkiye’nin inşasına duyulan özlem, yoksulluğa itiraz, işsizliğe itiraz, örgütlenmenin karşısındaki her türlü engellemeye ve saldırganlığa itiraz, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına itiraz noktasındaki bir toplumsal uyanışı ve hareketlenmeyi hep birlikte görüyoruz. Bizim esas heyecanla takip ettiğimiz taraf o taraftır.”

Özgür Özel, “Lütfü Savaş’ın CHP Kurultayı’na ilişkin CHP MYK, PM ve YDK’nın görevden uzaklaştırılması taleplerinin mahkeme tarafından reddedilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Yapılan başvurunun hukuki bir zemini yok. Yapılan başvuru, siyaseten yıpratma başvurusudur. Yapılan başvuru, bugünkü iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’nin birinci parti olmasından ve Türkiye’de bu iktidara itiraz edenlerin çok büyük bir çoğunlukla bu iktidarı savunan Cumhur İttifakı’nın çok ilerisinde olmasından duyulan rahatsızlık ve panikle Cumhuriyet Halk Partisi’ni karıştırmaya, tartıştırmaya, bu tartışmadan medet ummaya çalışanların yaptığı bir planlamadır. Orada da Lütfü Savaş, sadece bu kirli oyunun kullandığı bir piyondur” yanıtını verdi.

CHP Lideri Özel, “TÜSİAD gözaltılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in farklı ülkelere yaptığı yatırım ziyaretleri bu süreçte olumsuz etkilenir mi?” sorusunu şöyle yanıtladı: “Mehmet Şimşek sunumlar yapıyor. Sunumunu tek slayta indirsin. ‘Türkiye yatırım yapmak için böyle bir ülke’ desin. TÜSİAD Başkanı’nın iki polisin kolundaki fotoğrafını, Türkiye’deki yatırım ortamı bu kadar müsait diye gösterebilir. Herhalde Mehmet Şimşek’in en son isteyeceği fotoğraf, kendisi açısından o fotoğraftır. Yani hukuk güvencesinin olmadığı, mülkiyet güvencesinin olmadığı, insanların ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkeye kimse gelip de yatırım yapmak istemez. TÜSİAD’ın yapmış olduğu geçen haftaki açıklamadan sonra durdular, beklediler. Ve Erdoğan’ın dün verdiği startla o görüntüleri yaşattılar.

Sadece TÜSİAD değil, sendikalar bunu söylüyor, dernekler bunu söylüyor, vakıflar bunu söylüyor, muhalif gazeteciler bunu yazıyor, bütün siyasetçiler bunu söylüyor ve muhalefet hangi kanattan olursa olsun aynı sert muameleye tabi tutuluyor. Çünkü buradaki bütün maksat, ‘Kimse sesini çıkarmasın, sesini çıkaranın başına bu gelir.’ Dün de Erdoğan şöyle bir şey yaptı, ‘Bugüne kadar sendikacıları, işçileri, öğrencileri, gazetecileri, siyasetçileri cezalandırıyorduk. Bakın kimsenin garantisi yok. Sermayenin temsilcilerinin de başına aynı şey geliyor.

Kimse ağzını açmaya kalkmasın.’ Grup toplantısında söylemiştim bir Afrika atasözünü. Ormandan dışarıya doğru aslanla ceylan, sırtlanla kaplan bir arada kaçıyorsa; birileri ormanı yaktı demektir. Orman yanıyor, Türkiye yanıyor. Ve dünkü görüntüler, TÜSİAD’ın muhatap olduğu muamele, bütün Türkiye’ye gözdağıdır. Muhalefet zaten bu gözdağına çoktandır bedel ödüyordu. Şimdi sırayı TÜSİAD’a getirdiler. Biz özgürlükleri savunan, hukuku savunan, demokrasiyi savunan kim varsa onun yanındayız, arkasındayız ve her türlü özgürlüğü savunuyoruz.

Son sözüm şu olsun, son ifadem, Recep Tayyip Erdoğan dün grup konuşmasında bir şiir polemiğini kendisi açısından sürdürmeyi tercih ediyor. Bir parmak bir yeri işaret ettiğinde, gerçekten akıllı insanlar parmağın işaret ettiği yere bakar. Ama parmağın işaret ettiği yere bakmak yerine parmağın ucuna bakanlar, aslında akılları yerine duygularına esir olmuş ve kaybetmeye mahkum olanlardır. Ben Erdoğan’a şunu hatırlatıyorum. Bir şiir okumuştun, suç olacak bir şey de değildi. Ama bu Siirt’teydi. Sen Siirt’te bir şiir okudun, yasaklı duruma düştün. Sonra CHP ile birlikte anayasa değişikliği yapıldı, kimse ifade özgürlüğünün engellenmesinden dolayı siyasi yasaklı olmamalıdır. Partinin başındaydın ama ‘Muhtar bile olamaz’ deniliyordu.

Milletvekili yolu kapalıydı. Anayasa değişti ve Siirt’te yapılan seçimlerle ilk kez milletvekili ve başbakan oldu. Vaktiyle Erdoğan’a oy verip ona siyaset yolunu açan Siirt, yüzde 60 oy ile bir belediye başkanı seçiyor sen de ona kayyum atıyorsun. Bu Siirt üçlemesi Erdoğan’ın ve AK Parti’nin demokrasi yolculuğunun özetidir. Vaktiyle ‘Demokrasi bir trendir, gerektiğinde ineriz’ dediğinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıydı. Şimdi trenden indi. İndiği istasyon, bizim CHP olarak tarihin bir kara lekesi olarak adlandırdığımız otoriterlik, despotluk ve bundan sonra Türkiye’deki hiç kimsenin mal, mülk, fikir, ifade özgürlüğünün olmadığı bir otoriter sistemdir. Onların varmak istediği istasyon burasıymış, indiler. Ama demokrasi treni yoluna devam edecek. Tarih inenleri de yazacak, direnenleri de yazacak.”

Erkan Baş: Hep birlikte kurtulacağız

TİP Lideri Erkan Baş ise, “Türkiye çok ağır bir süreçten geçiyor buna ilişkin değerlendirmeler yaptık. Nedeni çok basit Türkiye şu an itibarıyla Yunanistan nüfusu kadar işsizin, Hollanda nüfusu kadar da yoksulun yaşadığı hale geldi. Bu iktidarın da devam etmesinin yolu toplumun tüm kesimlerinin yargı sopasıyla dövüle dövüle mahkum edilmesi. Buna isyan edenlerin polis çopuyla, cezaeviyle sindirmesi olduğunu görüyoruz. İktidar bir oyun planlıyor. Kendisi dışında kimsenin konuşamayacağı. Dün en son örneğini gördük. Bizi, mücadele edenleri satın alabilecek bir para yoktur. Bizi kokrutabilecekleri herhangi bir enstrümanları da yoktur. Bu ülkede kim iktidara karşı mücadele ediyorsa sonuna kadar onun yanındayız. Hep birlikte kurtulacağız. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Yılmaz Tunç’tan TÜSİAD Açıklaması: Erdoğan’ın Konuşmasından Sonra Başlamadı

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ile TÜSİAD YİK Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras’ın haklarında başlatılan soruşturmalara ilişkin konuşan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Soruşturma dün başlamadı, Cumhurbaşkanımızın konuşmasından önce başlamıştı” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve YİK Başkanı Ömer Arif Aras, dernek genel kurulundaki konuşmalarında iktidarı eleştirdikleri ifadelere ilişkin başlatılan soruşturmada adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

TGRT Haber’de açıklamalarda bulunan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ile TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras’ın haklarında başlatılan soruşturmada adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına ilişkin de konuştu.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ile Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras’ın polis gözetiminde ifadeye götürülmesine ilişkin konuşan Tunç, “TÜSİAD başkanlarına gözaltı kararı olmadı. Ayrıca soruşturma dün başlamadı, Cumhurbaşkanımızın konuşmasından önce başlamıştı. İfade alma, düne denk geldi. Soruşturma devam edecek. Cumhurbaşkanımız da konuya detaylıca değindi. Sivil toplum kuruluşları fikirlerini özgürce ifade edebilir. TÜSİAD mevcut soruşturmaları etkilemeyi amaçladı. Cumhurbaşkanımız bu konuya değindi, tepkisini de ortaya koydu. TÜSİAD yöneticilerin konuşmalarındaki hususları Türkiye’nin hak etmediğini vurguluyoruz” dedi.

Tunç, TÜSİAD başkanının kayyum eleştirilerine de değinerek şu ifadeleri kaydetti: “Konuşmalarında Türkiye’de hukuk güvenliği olmadığını, eksiklikleri ifade ederek, somut örneklerle ifade etmeye çalıştılar. Yargının gerçekleştirdiği soruşturmaları dile getirerek bunun ‘hukuk güvenliğini zedelediğini ifade ederek, yürüyen soruşturmalar bakımından, onların da etkilenmeye çalışıldığını düşünen büyük bir kitle oluştu.

Bir kısım DEM Parti ve CHP’li belediyelere terör iltisakı nedeniyle geçici görevlendirmeler yapıldı. Terör soruşturmaları süren belediye başkanlar var. Durup dururken görevden alınıp yerine kayyım atanan bir belediye başkanı yok. Bunu TÜSİAD başkanı söylüyor. TÜSİAD ‘Türkiye üretiyor’ demeli.

Açılan soruşturmaların kararı yargıdadır. ‘Seçilmiş belediye başkanları yerine kayyım atanıyor, doğru değil’ diyor. Burada seçilmiş başkanların görevden alınması ve yerine atama yapılması anayasamızda olan bir şey. Bir kısım belediye başkanları terör nedeniyle görevden el çektiriliyor başka bir kısım ise yolsuzluk nedeniyle… CHP ve DEM Partili belediyelere, kayyım değil aslında, geçici görevlendirme, haklarında devam eden terörle ilgili soruşturmalar var.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, partisinin grup toplantısında şunları söylemişti: “TÜSİAD’ın açıklaması haddini aştı, buram buram provokasyon kokuyor.  Demokraside hiç kimse eleştiriden layusel değildir. Demokrasimizin standardını yükselten, yasakları kaldıran bizim iktidarlarımızdır. Tutarlı olması halinde eleştirilere kulak tıkamayız.

TÜSİAD’ın açıklaması sonrasında ’emre emade uşak’ misali sıraya dizilen muhalefet figürlerini nazarı dikkate almıyoruz. Kuklalarla bizim işimiz olmaz. Bizim muhatabımız kuklacılardır. TÜSİAD zihniyetinin neye tekabül ettiğini çok iyi hatırlıyoruz. Eski Türkiye’de siyaseti dizayn ediyorlardı.

Eski Türkiye’de senelerce borunuzu öttürmüş olabilirsiniz. Hukukun kapsamı dışında bırakıldığınız eski Türkiye’yi özlüyor da olabilirsiniz. Ama yeni Türkiye’de haddinizi bileceksiniz. İş adamı derneği iseniz iş adamı derneği gibi davranmayı bileceksiniz. Siyaset yapmaya çok hevesliyseniz ya parti kuracaksınız ya da ağzınızdan çıkan iki çift lafa bakan muhalefet partilerinden birini seçersiniz.”

Paylaşın

Erdoğan, TÜSİAD’ı Hedef Aldı: Yeni Türkiye’de Haddinizi Bileceksiniz

TÜSİAD’ın eleştirilerine tepki gösteren Erdoğan, “TÜSİAD zihniyeti geride kaldı. Bunlar eski Türkiye’de siyaseti dizayn ediyordu. Hukukun kapsama alanı dışında tutulduğunuz eski Türkiye’yi özlüyor olabilirsiniz ama yeni Türkiye’de haddinizi bileceksiniz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “Tüm vatandaşlarıma en derin muhabbetlerimi gönderiyorum. AK Parti Grup Toplantısı’nın ülkemize hayırlar getirmesini Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Meclis çatısı altındaki çalışmalarımızı yoğun bir şekilde sürdürüyoruz.

Cumhur İttifakı olarak tam bir dayanışma içindeyiz. Milletimize hizmet etmek için gecemizi gündüzümüze katarken muhalefet ise hızımızı kesmek için elinden geleni yapıyor. Türkiye’de ise bir türlü kapanmayan bir muhalefet açığı vardır. Bu açık günden güne büyüyor. Muhalefet siyasi rekabeti siyasi husumete dönüştürme alışkanlığından bir türlü vazgeçemedi.

Yeni genel başkanla birlikte değişime dair umutlar yerini hayal kırıklığına uğrattı. CHP’de gelen gideni aratıyor. Sayın Özel oturduğu koltuğun hakkını veremedi. Bu partiye oy veren vatandaşlarımız adına doğrusu biz üzülüyoruz. Peki sonunda ne oldu? Motor su kaynattı. Bize şiir bilmez derken asıl bilmezin kendisi olduğu ortaya çıktı. Siyasette aklına her geleni söylemek sürekli polemik peşinden koşmak akıllı bir siyaset yöntemi değildir.

Muhalefetin engellemelerine prim vermeden bu yüce çatı altında Türkiye’ye aşkla hizmet edeceğiz. Unutmayınız bize oy versin veya vermesin her bir vatandaşın emaneti bizlerin omuzlarındadır. Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partili dostlarımıza da teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’ye tekrar geçmiş olsun diliyorum. Sağlığına kavuşmasından dolayı duyduğumuz memnuniyeti özellikle ifade ediyoruz.

Medyaya yansıyan iddiaların yenilir yutulur tarafı yok. Ana muhalefet cephesinde patlak veren iddiaları kendi seçmenlerinin de büyük bir teessüfle takip ettiğine inanıyorum. Son tartışmalarda bizim tavrımız bellidir. Biz şeffaflığın ve seçmen iradesinin özgürce tecelli etmesinden yanayız. Temennimiz ortaya dökülen pisliklerin ana muhalefette arınmaya ve temizliğe vesile olmasıdır. Onlar adına biz utanıyoruz. Bundan arınmaları gerekiyor. Bizim onların hançer siyasetiyle oyalanacak vaktimiz yok. Kapanmamış hesapları varsa buna bizi alet etmesinler. Konu yargıda, bizi dahil etmeye kalkmasınlar.

Gazze’de sürgün planına izin yok. Gazze üzerindeki gayriinsani planlara göz yummayız. Avrupa susarken sesimizi yükselttik. Gazze’de mazlumların yanında dimdik ayaktayız… Liderlere TOGG hediyemiz de muhalefeti rahatsız etti. Ufku dar olanlar anlamaz. Milletimizin binlerce yıllık tarihini bilmeyenler binlerce kilometre uzakta Türkiye’ye gösterilen muhabbeti anlamaz.

“Bunlar eski Türkiye’de siyaseti dizayn ediyordu”

TÜSİAD’ın haddi aşan ve buram buram provokasyon kokan açıklamalarına geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Demokrasilerde hiç kimse eleştirilerden azade değildir. Tutarlı olması halinde eleştirilere kulak tıkamayız. TÜSİAD zihniyeti geride kaldı. Bunlar eski Türkiye’de siyaseti dizayn ediyordu.

Muhalefet TÜSİAD’ın açıklamasıyla sıraya girdi. TÜSİAD yönetiminin açıklamaları sonrasında ’emre amade uşak’ misali sıraya giren muhalefet figürlerini nazarı dikkate almıyoruz. Kuklalarla bizim işimiz olmaz. Bizim muhatabımız kuklacılardır. TÜSİAD zihniyetinin ne demek olduğunu hatırlatıyoruz. TÜSİAD’ın eski zihniyetinin yeniden tedavüle sokulmaya çalışıldığının farkındayız.

2002 öncesi zihniyeti hatırlıyoruz. TÜSİAD iktidara ayar veriyordu, buna dur dedik. Türkiye’nin gerçek anlamdaki her demokrasi ve kalkınma hamlesi TÜSİAD zihniyetini daima rahatsız etmiştir. Morali bozuk olan ülke değil, TÜSİAD demirbaşlarıdır. Çöken TÜSİAD’ın iddia ettiği sistem değil kendilerinin altın devirlerini yaşadığı dönemlere ilişkin hayalleridir. Güven bunalımında olan halk değil TÜSİAD’dır. Ey TÜSİAD deprem afetinde siz ne yaptınız? AFAD’ın yanında ne kadar destek verdiniz. Ne ile oralarda bulundunuz.

Biz burada olduğumuz sürece eski sistemi geri getirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Türkiye sizin tapulu mülkünüz, millet sizin personeliniz, siyasetçiler de maaşlı elemanlarınız değildir. Siyaset yapacaksınız parti kurun. Hukukun kapsama alanı dışında tutulduğunuz eski Türkiye’yi özlüyor olabilirsiniz ama yeni Türkiye’de haddinizi bileceksiniz.”

Paylaşın