İBB Başkanı İmamoğlu: Otoriter Liderler Kutuplaşmayı Derinleştiriyor

B40 Balkan Şehirleri Zirvesi’nde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Otoriter liderler kutuplaşmayı derinleştirmekte, muhalefeti bastırmakta ve kurumları zayıflatarak hukukun üstünlüğünü ve kişisel özgürlükleri baltalamaktadır” dedi.

B40 Balkan Şehirleri Zirvesi’ne katılmak için Sofya’ya giden İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçiliği Rezidansı’nı ziyaret etti. Kendisine, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ve Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek eşlik etti.

Aynı günün akşamında, B40 üyesi şehirlerin belediye başkanlarıyla gala yemeğinde bir araya gelen İmamoğlu, açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Karar’ın aktardığına göre; Zirvede, dönem başkanlığının Tiran’dan Sofya’ya devredildiği açıklandı.

“Halihazırda hem hukuka hem de akla meydan okuyan yarım düzine davayla karşı karşıyayım” diyen İmamoğlu, “Siyaset yelpazesinin her yönünden meslektaşlarım ve muhalefet üyeleri, mesnetsiz suçlamalarla ya da sadece fikirlerini söyledikleri için, bir gece içinde görevden alınıyor ya da tutuklanıyorlar. Ama biz, bu bölgede, yargının siyasi rakipleri susturmak için nasıl silah olarak kullanılabileceğini biliyoruz; sadece 50 yıl önce Demir Perde’nin arkasında değil, aynı zamanda bugün de. Burada ve şu anda pek çok zorlukla karşı karşıyayız” diye konuştu.

“Otoriter liderler kutuplaşmayı derinleştirmekte…”

“Otoriter liderler kutuplaşmayı derinleştirmekte, muhalefeti bastırmakta ve kurumları zayıflatarak hukukun üstünlüğünü ve kişisel özgürlükleri baltalamaktadır” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Bölge, kalkınma ve demokratik reformlar için kilit öneme sahip insan sermayesinin kaybına yol açan önemli bir göçle karşı karşıya. Tüm bu güçlüklere rağmen, halkın sesi er ya da geç galip gelecektir. Belgrad’dan İstanbul’a, adalet, şeffaflık ve hesap verebilirlik için güçlü çağrılar duyuyoruz. İnsanlar, demokratik ilkeler üzerine kurulmuş bir gelecek istiyor. Güçlü olana hizmet eden alakart adaleti değil, hukukun üstünlüğünü istiyorlar. Azınlığın elinde olan değil, paylaşılan bir refah istiyorlar. Çocukları, iş bulamadığı ve bulma umudu da olmadığı için ülkelerini terk etmelerini istemiyorlar.”

“İstanbul ve Türkiye’de, güçlü yerel liderliğin şehirleri nasıl dönüştürebileceğini ve bir ülkeye nasıl ilham verebileceğini gördük” diyen İmamoğlu, “Yarattığımız ‘İstanbul Modeli’, üç temel üzerine oturuyor; kapsayıcılık, sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınma. Halka açık belediye meclisi toplantılarından dijital platformlara kadar katılımcı mekanizmalar kurduk” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, “yıllardır süren bölücü siyaset, toplumlar arasındaki güveni zedelemişti. Biz, farklı bir yol seçtik” diyerek, şunları söyledi: “Bölmek yerine birleştirerek, ilerleme için partizan çizgilerin ötesine geçen ortak bir vizyon inşa ettik. Sonuç olarak partim CHP, 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazanarak, Türkiye’nin en büyük partisi haline geldi. Fakat bu, sadece bir başlangıç. Şehirlerimiz için gösterdiğimiz çabalar, tek başına başarıya ulaşamaz. Hep beraber, birbirine daha bağlı ve yükselen bir Balkanlar inşa edebiliriz. En önemlisi de bölgesel istikrar, demokrasi ve adalet için bir model oluşturabiliriz.”

Paylaşın

AP Türkiye Raportörü Amor: Kayyım Demokrasiye Darbedir

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, “Kayyım sitemi demokrasiye bir darbedir. Ben kayyım sitemini gündeme getirdiğimde Türk yetkililerin yanıtı hep şu oluyor; ‘Bu bizim yasalarımızda var.’ Hayır yok. ‘Var’ dediğiniz yasa tamamen kendi anayasanıza aykırıdır” dedi ve ekledi:

“Çünkü siz mahkeme kararı olmadan bir belediye başkanını görevden alamazsınız. Şu anda Türkiye’de olan belediye başkanlarının hukuki bir sürecin sonunda mahkeme kararıyla değil idari kararla görevden alınmasıdır. Bir diğer büyük sorun da görevden alınan belediye başkanının yerine daima iktidar partisinin temsilcisinin atanıyor olmasında. Yapılması gereken orada birinci gelmiş parti hangisiyse onun temsilcisine görev verilmesidir.”

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, Türkiye’de son dönemlerde artan gözaltı ve tutuklamaları, belediyelere atanan kayyımları ve Türkiye’nin şu an en önemli gündem maddesi PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere ilişkin soruları yanıtladı.

T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Amor, son dönemlerde artan gözaltı ve tutuklama operasyonlarına değindi. “Bu gidişle Türkiye nüfusunun yarısı terörizmle suçlanabilir” dedi. Türkiye’ye hak ihlallerine dair çok defa mesaj verildiğini ancak Türkiye’nin bu uygulamalardan vazgeçmediğini söyleyen Amor, Türkiye toplumunun da olan bitenler karşısında sessiz kaldığını ifade etti:

“Dışardan bakınca insanların düşündüğü şeylerden biri de Türkiye toplumunun hükümetin bu yaklaşımları konusundaki teslimiyetçiliği. AKP yeniden seçildiğine göre aslında toplumun çoğunluğu böyle bir yönetim modelini onaylıyor. ‘Demek ki Türkiye’de de insanlar Rusya tipi bir yönetim modelini onaylıyor’ diye bakılıyor belki. Çünkü görüyoruz ki demokrasi mücadelesi şehirli seçkinler ve eğitimli insanlarla sınırlı.”

Amor, Ankara’nın kayyım uygulamasına dair eleştirileri de “bizim yasalarımızda var” diyerek savunduğunu belirtti ve şöyle devam etti:

“Ülkenizde olan şeyler, takip edilmesi kolay şeyler de değil. Bu son tutuklama dalgası öncesinde de zaten bir kayyım dalgası yaşanıyordu geçen yıldan beri. Ben zaten bahsettiğiniz ziyarette bu konuda mesajlar vermeye çalıştım, keza AB de verdi benzer mesajları. ‘Lütfen bu kayyım sistemine geri dönmeyin’ dedik. Ama maalesef her hafta yeni bir kayyım ataması haberi alıyoruz. Hatta şu anda biz konuşurken yeni bir belediyeye kayyım atanmış olabilir. Bir de tabii bazı vakalarda çok tuhaf prosedürler uygulanıyor.

Mesela Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasında on yıl öncenin telefon dinlemeleri kanıt olarak sunuldu. Acaba o dinlemeler mahkeme kararıyla mı yapılmıştı, bunu bile bilmiyoruz. Bir kişinin on yıl boyunca dinlenmesini mümkün kılan bir yasal zemin var mı mesela? Bütün bu yanıtı olmayan soruların dikkate dahi alınmıyor oluşu bugünün Türkiye’si açısından normal bir şey.

Buradaki asıl konu şu; kayyım sitemi demokrasiye bir darbedir. Ben kayyım sitemini gündeme getirdiğimde Türk yetkililerin yanıtı hep şu oluyor; ‘Bu bizim yasalarımızda var.’ Hayır yok. ‘Var’ dediğiniz yasa tamamen kendi anayasanıza aykırıdır. Çünkü siz mahkeme kararı olmadan bir belediye başkanını görevden alamazsınız. Şu anda Türkiye’de olan belediye başkanlarının hukuki bir sürecin sonunda mahkeme kararıyla değil idari kararla görevden alınmasıdır. Bir diğer büyük sorun da görevden alınan belediye başkanının yerine daima iktidar partisinin temsilcisinin atanıyor olmasında. Yapılması gereken orada birinci gelmiş parti hangisiyse onun temsilcisine görev verilmesidir.”

“Çözüm zemini parlamento olmalıdır”

Amor, PKK lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere ilişkin ise, “En azından önümüzdeki aylarda veya yıllarda bir şeyler olabileceğine dair bir umut var ve bu her halükârda iyi bir şey. Gerginliği azaltacak her konuşma, her barış süreci, bu yöndeki her politika bence iyi bir şeydir” yorumunda bulundu.

Ancak görüşmelerin “şeffaf” olması gerektiğini söyleyen Amor, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama bunun kişiler arasında, kapalı kapılar ardında şeffaf olmayan bir anlaşmaya dönüşme durumu da olabilir. O nedenle de Öcalan’ın önerisi her ne olacaksa bunun zeminin parlamento olduğunu düşünüyorum. Demokrasilerde olması gereken böyle kritik bir konuyu o ülkenin parlamentosunun ele almasıdır. O açıdan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaklaşımını doğru buluyorum. Elbette kamuoyu önünde konuşulmayacak boyutları da olacaktır konunun ama çözüm zemini parlamento olmalıdır. Parlamento zemini bütün seçmenlerin iradesinin sürece dahil olması açısından çok önemli. Şu ana kadar süreç daha ziyade MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin iradesiyle ilerledi. AKP örtülü bir yeşil ışık yaktı.

Bu aşamada Avrupa Birliği olarak bizim yapabileceğimiz tek şey gerilimin azaltılmasına yönelik her adımı desteklemek olur. Bizim yardımımıza ihtiyaç olursa, buradayız. Ama özel olarak kendimize bir rol istemiyoruz yanlış anlaşılmasın. Bakın, ben bir İspanyol olarak terörizm nedir bilirim, biz de 40 yıl terörle yaşadık. Dolayısıyla da kimsenin bana terör konusunda ders vermesine ihtiyacım yok. Ekim ayındaki TUSAŞ saldırısını büyük bir üzüntüyle izledim. Çalışanların öldüğü böyle bir saldırıyı da güya isminde ‘işçi’ geçen bir örgütün yapması da ayrıca hazin. Süreci boykot etmeye yönelik bu tür hamleler her zaman olabilir. Her iki tarafta da konuya yeşil ışık yakmaya hazır olmayan insanlar var. Ama ne olursa olsun ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve hükümeti kadar CHP’yi de bu konuyu en barışçıl ve kesin şekilde çözmek için her yolu denemeye teşvik etmek isterim.”

Söyleşinin tamamını okumak için TIKLAYIN.

Paylaşın

Almanya’da Türkiye Kökenli 19 Aday Parlamentoya Seçildi

Almanya’da dün yapılan genel seçimlerde Türkiye kökenli 19 aday milletvekili olarak parlamentoya girmeye hak kazandı: Sosyal Demokrat Parti (SPD) 7, Sol Parti (Die Linke) 7, Hristiyan Demokrat Parti (CDU) 2, Yeşiller (Grüne) 2, Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) 1.

SPD’den Hakan Demir, Metin Hakverdi, Macit Karaahmetoğlu, Mahmut Özdemir, Aydan Özoğuz, Derya Türk Nachbaur, Serdar Yüksel, Sol Parti’den Gökay Akbulut, Ateş Gürpınar, Ferat Koçak, Cansın Köktürk, Cansu Özdemir, Cem Hamit İnce, Mirze Edis, CDU’dan Serap Güler, Tijen Ataoğlu ile Yeşiller’den Ayşe Asar, Filiz Polat ve CSU’dan Hülya Düber.

Almanya’da 23 Şubat Pazar günü yapılan erken genel seçimlerde 19 Türkiye kökenli politikacı Federal Meclis’e girmeyi başardı. Yeni seçim yasasıyla sandalye sayısı 630 ile sınırlı tutulan meclise Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) 7, oylarını sürpriz şekilde artırmayı başaran Sol Parti’den yine 7, Yeşiller’den 2, Hristiyan Demokrat Birlik’ten (CDU) 2 ve Hristiyan Sosyal Birlik’ten (CSU) de 1 Türkiye kökenli milletvekili girdi.

SPD’den meclise girmeyi başaran vekiller şöyle: Aydan Özoğuz, Metin Hakverdi, Serdar Yüksel, Macit Karahmetoğlu, Derya Türk-Nachbaur, Hakan Demir ve Mahmut Özdemir.

Hamburg’tan meclise yeniden girmeyi başaran Aydan Özoğuz, dağılan üçlü koalisyon hükümeti döneminde Meclis Başkan Vekilliği, 37 yaşındaki Duisburglu vekil Mahmut Özdemir de son hükümet döneminde Federal İçişleri Bakanlığında müsteşar olarak görev yapıyordu.

Federal Meclis’e ilk kez giren Serdar Yüksel ise 2010 yılından bu yana Türkiye kökenlilerin de yoğun olduğu Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Parlamentosu vekiliydi. Yüksel bu seçimlerle 14 sene sonra eyaletten federal politikaya geçiş yapmış oldu.

Son yıllarda yaşadığı parti içi çatışmalar nedeniyle yoğun kan kaybeden ve geçen yıl başında partinin bölünmesiyle sempati değerleri yüzde 3’lere düşen Sol Parti ise son haftalarda hızla gençleri ve kararsız seçmenleri harekete geçirmeyi başardı ve sürpriz şekilde sandıkta 8,7 oy oranına ulaştı.

Türkiye kökenli çok sayıda politikacının görev yaptığı partiden meclise girmeyi başaran vekillerin isimleri şöyle: Gökay Akbulut, Nils Ateş Gürpınar, Ferat Ali Koçak, Cansu Özdemir, Cem Hamit İnce, Cansın Koktürk ve Edis Mirze.

Gökay Akbulut ve Nils Ateş Gürpınar meclise yeniden seçilmeyi başarırken 2011 yılından beri Hamburg Eyalet Meclisi üyesi olan Cansu Özdemir ile 2021 yılından bu yana Berlin Eyalet Parlamentosu üyesi olan Ferat Ali Koçak da Federal Meclis’e geçti. Cansın Koktürk, Cem Hamit İnce ve Edis Mirze de Sol Parti’nin son haftalarda kararsız seçmeni harekete geçirmeyi başarmasıyla meclise ilk kez girecek olan vekiller.

Yeşiller’den kıdemli göç politikacısı Filiz Polat da meclise yeniden girmeye hak kazandı. Hessen Eyaleti Bilim ve Sanat Bakanlığında 2019-2024 döneminde müsteşarlık görevi yapan Ayşe Asar da Federal Meclis’te.

Hedeflediği oranda yükseliş kaydedemeyen, dünkü seçimlerin birinci gücü Hristiyan Birlik (CDU ve CSU) bloğu ise Federal Meclis’e iki Türkiye kökenli vekil gönderiyor. Hristiyan Birlik ittifakını oluşturan CDU’dan Kölnlü Serap Güler meclise yeniden seçildi. Şimdiye kadar CDU’nun Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Meclis Grubu Bürosu’nu yöneten genç politikacı Tijen Ataoğlu da seçmenlerin birinci oylarıyla doğrudan Federal Meclis’e girmeyi başardı.

Sadece Bavyera eyaletinde örgütlü olan CDU’nun kardeş partisi CSU da meclise ilk kez Türkiye kökenli bir vekil gönderiyor. Halen Würzburg Belediyesi Sosyal İşler Müdürlüğünde görevli hukukçu Dr. Hülya Düber CSU’nun Federal Meclis vekili oldu.

Son hükümeti oluşturan Hür Demokrat Parti (FDP) ile Sol Parti’den ayrılan kurulan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 5 seçim barası altında kaldığından meclise giremedi. İslam ve göç karşıtı aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) 16 eyalette seçilebilecek sıralardan Türkiye kökenli vekil adayı göstermemişti.

Bavyera eyaletinde birincil oylarla seçilebilecek iki Türkiye kökenli adayı da rakiplerine yenildiğinden meclise girmeyi başaramadı.

Eylül 2021’de 18 milletvekili girdi

Eylül 2021 seçimlerinde Federal Meclis’e 18 Türkiye kökenli vekil girmeyi başarmıştı. En fazla Türkiye kökenlinin bulunduğu SPD ile Yeşiller’in FDP ile oluşturduğu koalisyon hükümetinde Türkiye kökenli bir politikacı da ilk kez bakan olmuştu. Meclise ilk kez 1994 yılında giren Cem Özdemir, üçlü koalisyon hükümetinde Tarım ve Gıda Bakanı olarak görev aldı. Cem Özdemir, memleketi Baden-Württemberg’de eyalet başbakanlığı için yarışacağından dünkü seçimlere katılmadı.

Son hükümette Aile Bakanlığında müsteşarlık yapan Ekin Deligöz de 26 yıl sonra bayrak değişimi amacıyla yeniden aday olmadı. 2021 seçimlerinde başarı gösteren bir diğer politikacı olan SDP üyesi Cansel Kızıltepe de Nisan 2023’te Berlin Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığı görevine geçtiğinden Federal Meclis’e veda etmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

DEM Partili Kağızman Belediyesi’ne Kayyım Atandı

“Silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezası alan DEM Partili Kars’ın Kağızman İlçesi Belediye Eş Başkanı Mehmet Alkan’ın yerine Kağızman Kaymakamı Okan Daştan kayyım olarak atandı.

Haber Merkezi / Mehmet Alkan’ın görevden alınmasına ilişkin karar sabah saatlerinde İçişleri Bakanlığı tarafından duyuruldu. Mehmet Alkan hakkındaki hapis cezası kararını geçen hafta Kars 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi vermişti.

İçişleri Bakanlığının konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Kars İli Kağızman İlçe Belediye Başkanı Mehmet Alkan’ın, Kars 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2020/44 Esas sayılı dosyası kapsamında ‘Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma’ suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alması nedeniyle; Mehmet Alkan Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevden uzaklaştırılmıştır.

5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ncı maddeleri uyarınca Kağızman Kaymakamı Okan Daştan, Kars Valiliğince Kağızman Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.”

DEM Parti’den konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Halkın iradesinden korkanlar yine devrede” denilerek, “Demokrasiye, halkın iradesine, seçilmiş belediye eş başkanlarımıza yapılan bu darbeyi asla tanımıyoruz. Kayyım düzeni çökecek, halk kazanacak!” ifadelerine yer verildi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kayyum atanmasına tepki gösterdi. Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “Kayyum düzeni adeta bir mizansen gibi işliyor. Yargı, İçişleri Bakanlığı ve kolluk güçleri, bir merkezden düğmeye basılmış gibi eş zamanlı harekete geçiyor. Daha duruşma bile başlamadan belediye binası abluka altına alınıyor, kayyum bina önünde hazır bekliyor.

Vali ise Kars’ta 10 günlük eylem yasağı ilan ediyor. 12 Eylül’ü, OHAL süreçlerini ve darbe dönemlerini aratmayan bu uygulamalarla Kağızman halkının iradesine açıkça el konuluyor; ilçeye giriş çıkışlar dahi yasaklanıyor. Bu haksızlığı, adaletsizliği ve onursuzluğu asla kabul etmeyeceğiz! Kayyumlar; hukuksuzluk, yolsuzluk ve talandır. Ama unutmasınlar, onlar gidecek, biz kalacağız! Halkın iradesi kazanacak!”

CHP’de halkla ve medyayla ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut da kayyum kararına, “Kağızmanlıların iradesine ve demokrasiye vurulan bir darbe” ifadeleriyle tepki gösterdi. Bulut, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “31 Mart seçimlerinin üzerinden 1 yıl bile geçmeden iktidar, seçimlerde kazanamadığı 12 belediyeye masa başı oyunlarıyla el koydu” dedi.

CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, “Kayyum darbedir, halk iradesinin gaspıdır. Görevinden alınan ve yerine kayyum atanan Kağızman Belediye Başkanı Mehmet Alkan, ilimizde hem milletvekili hem de iki defa Belediye Başkanı seçilmiş saygın bir siyasetçidir. Haksız bir cezaya maruz kalmıştır. Kayyumu kabul etmiyorum, Kağızman halkının yanındayım” dedi.

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da sosyal medya mesajında Kürt meselesinde önemli bir süreç yaşandığını ancak AK Parti’nin samimi olmadığını savunarak, “Böyle hukuk dışı uygulamalara imza atanlar, sandıkta demokratik yollarla mutlaka hesap vereceklerdir” diye yazdı.

Kaç belediyeye kayyum atandı?

31 Mart 2024 yerel seçimlerinden sonra kayyum atanan ilk belediye Haziran ayında Hakkari oldu. 30 Ekim 2024’te de İstanbul’da Esenyurt Belediyesi’nin CHP’li Başkanı Ahmet Özer tutuklandı ve yerine kayyum atandı. 4 Kasım 2024’te Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyum atandı.

22 Kasım 2024’te DEM Parti’nin Tunceli ve CHP’nin Ovacık belediyelerine kayyum atandı. 29 Kasım 2024’te Van Bahçesaray Belediyesi Başkanı Ayvaz Hazır’ın görevinden uzaklaştırıldı ve yerine kayyum atandı. 13 Ocak 2025’te Mersin Akdeniz ilçesindeki göz altılardan sonra buraya da kayyum atandı.

29 Ocak’ta Siirt Belediyesi’ne kayyum atandı. Daha önce son olarak 15 Şubat’ta Van Büyükşehir Belediye Başkanı Abdullah Zeydan, “terör örgütüne yardım etmek” iddiasıyla yargılandığı davada 3 yıl 9 ay hapis cezası almasının ardından görevden alınmış ve yerine Van Valisi Ozan Balcı kayyum olarak atanmıştı.

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu’na Destek

Hakkında bir çok soruşturma açılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek veren ABB Başkanı Mansur Yavaş, “CHP’nin belediye başkanları ve milletvekilleri haksızlığa karşı omuz omuza duracak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçim süreci devam ediyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, ön seçimlerine ilişkin bulunduğu açıklamada hala yüzde 38 kararsız olduğunu ifade etti.

Mansur Yavaş, “İtiraz ettiğim şey ön seçim değildi. Henüz tarihi belli olmadığı için erken demiştim. Bugün yayınlanan bir ankete hala yüzde 38 kararsız var. İktidara oy evren seçmenin iktidardan uzaklaştığını ama muhalefette de yeterli enerjiyi göremediği için kararsız olduğunu düşünüyorum. Bizim bir an evvel seçim tarihi belli oluncaya kadar belediye başkanları olarak halkın sorunlarına eğilmemiz gerekiyor.” dedi.

İmamoğlu’na destek: Omuz omuza duracağız

Mansur Yavaş, CHP’den cumhurbaşkanı aday adaylığını netleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında altı soruşturma başlatılmasına değinerek “Takip ediyoruz. Artık her sabah bir soruşturmayla uyanıyoruz. Şunu hiç kimse unutmamalı: CHP’nin belediye başkanları, milletvekillerinin dayanışma duygusunu kimse hafife almasın. Sonuna kadar haksız ve hukuksuz uygulamalara birlikte karşı omuz omuza duracağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

2024 Yılında 187 Bin 343 Çift Boşandı

TÜİK verilerine göre; 2024 yılında 568 bin 395 çift evlenirken, 187 bin 343 çift boşandı. 2024 yılında evlenen çift oranı binde 6,65 olurken, boşanan çift oranı binde 2,19 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Evlenme ve Boşanma İstatistikleri 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Evlenen çiftlerin sayısı 2023 yılında 567 bin 11 iken 2024 yılında 568 bin 395 oldu. Bin nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden kaba evlenme hızı 2024 yılında binde 6,65 olarak gerçekleşti.

Boşanan çiftlerin sayısı 2023 yılında 173 bin 342 iken 2024 yılında 187 bin 343 oldu. Bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı 2024 yılında binde 2,19 olarak gerçekleşti.

Yıllara göre ortalama ilk evlenme yaşı incelendiğinde, her iki cinsiyette de ilk evlenme yaşının arttığı görüldü. Ortalama ilk evlenme yaşı 2024 yılında erkeklerde 28,3 iken kadınlarda 25,8 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı ise 2,5 yaş olarak gerçekleşti.

Kaba evlenme hızının 2024 yılında en yüksek olduğu il, binde 7,76 ile Adıyaman oldu. Bu ili binde 7,68 ile Gaziantep, binde 7,66 ile Kilis izledi. Kaba evlenme hızının en düşük olduğu il ise binde 4,01 ile Tunceli oldu. Bu ili binde 4,30 ile Gümüşhane, binde 4,89 ile Bayburt izledi.

Toplam evlenmeler içinde yabancı kişiler ile evlenmeler incelendiğinde, yabancı damatların sayısı 2024 yılında 5 bin 923 olup toplam damatların yüzde 1,0’ını oluştururken yabancı gelinlerin sayısı 29 bin 115 olup toplam gelinlerin %5,1’ini oluşturdu.

Yabancı damatlar uyruklarına göre incelendiğinde, yabancı damatlar içinde yüzde 20,6 ile Suriyeli damatlar birinci sırada yer aldı. Suriyeli damatları yüzde 19,5 ile Alman damatlar ve yüzde 5,7 ile Afgan damatlar izledi.

Yabancı gelinler uyruklarına göre incelendiğinde, yabancı gelinler içinde yüzde 12,1 ile Suriyeli ve Özbek gelinler birinci sırada yer aldı. Bu gelinleri yüzde 8,3 ile Faslı gelinler ve yüzde 7,5 ile Azerbaycanlı gelinler izledi.

Kaba boşanma hızının 2024 yılında en yüksek olduğu il, binde 3,29 ile Antalya oldu. Bu ili binde 3,09 ile İzmir, binde 3,04 ile Karaman izledi. Kaba boşanma hızının en düşük olduğu il ise binde 0,45 ile Hakkari oldu. Bu ili binde 0,55 ile Şırnak, binde 0,60 ile Siirt ve Muş izledi.

Evlilik süresine göre boşanmalar incelendiğinde, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların yüzde 33,7’si evliliğin ilk 5 yılı, yüzde 21,3’ü ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti.

Kesinleşen boşanma davaları sonucunda 2024 yılında 187 bin 343 çift boşanırken 186 bin 536 çocuk velayete verildi. Boşanma davaları sonucu, çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Çocukların velayetinin 2024 yılında yüzde 74,4’ü anneye, yüzde 25,6’sı babaya verildi.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan “Yargı” Çıkışı: Tarafsız Ve Bağımsız Olmalı

Partisinin İstanbul kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İktidarın emrinde bir yargı olmaz. Yargı tarafsız olmalı, yargı bağımsız olmalı. Bu iktidar ve onun yargısı, işte böyle davranarak bu ülkeyi hem yurtdışında hem uluslararası kamuoyunda itibarını zedeler. Demokrasiyi zedeler” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Örgütü, 3’üncü Olağan Kongresi’ni Yahya Kemal Beyatlı Gösteri Merkezi’nde gerçekleştiriyor.

DEM Parti bayraklarıyla donatılan kongre salonuna,  “Savaşta barışta gençlik ön saflarda”, “Kayyımlar gidecek biz kalacağız”, “Büyük direneceğiz büyük kazanacağız”, “2025 yılını özgürlük yılı yapacağız”, “Genç başladık genç başaracağız”, “Örgütlü direneceğiz emek sömürüsüne son vereceğiz”,”Jin Jiyan Azadî”, “Demokratik yaşam için eşitlik adalet özgürlük” pankartları asıldı.

Kongreye, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra siyasi parti temsilcileri, sivil toplum ve kadın örgütleri temsilcileri ile binlerce yurttaş katıldı. Kongrede konuşan Bakırhan, şunları söyledi.

“Cemal Kavak yoldaş şahsında bugüne kadar emek veren değer katan, bedel ödeyen ama aramızda olmayan bütün yoldaşlarımızı sevgi ve saygıyla anıyor, onları mücadelemizde ve yüreğimizin en baş köşesinde taşıyoruz. Hem dünya hem Ortadoğu hem de Türkiye tarihsel bir süreçten geçiyor. Bu tarihsel süreçte bütün ülkeler, bütün yönetimler bugüne kadar yapmış oldukları politikaları gözden geçirerek, kendisini yeni döneme ve gelişmelere göre şekillendirmeye çalıştığı bu süreçte maalesef Türkiye, AKP ve MHP iktidarı yine yanlış rotada ve yolda yol almaya devam ediyor.

Dünya, Ortadoğu yeniden şekillenirken bizimkiler hala 100 yıllık ret ve inkar politikalarını hayata geçiyorlar. Hakkari’den başlayarak Türkiye’nin dört bir yanına kayyım atamaya devam ediyorlar. Yine alnının terinin karşılığını almak isteyen bunun için direnen greve giden insanca yaşam mücadelesi veren emekçiler darp ediliyor, öncüler tutuklanarak cezaevine gönderiliyor. Bu yetmiyor.

Belediye eşbaşkanları hakkında soruşturmalar başlıyor. Yargı muhalifler üzerinden bir sopa olarak kullanılmaya devam ediyor. Yetmedi. Her gün kadınlar katlediliyor. Kadın katliamlarını önlemek için yasalar çıkarması gerekenler İstanbul Sözleşmesi’ni ortadan kaldırarak, bir nevi kadın kırımını meşrulaştıran bir anlayışla hareket ediyor.

HDK, 14 yıldır ezilen ve yok sayılan tüm halklar için mücadele yürütüyor. HDK’de onlarca arkadaşımız gözaltına alındı, 30 arkadaşımız tutuklanarak cezaevine gönderildi. Neymiş? HDK terör örgütü imiş. Arkadaşlar 14 yıldır İstanbul’un merkezinde binası, tabelası asılı bulunan 14 yıl içinde Türkiye’de siyasetçilerin, akademisyenlerin katıldığı çalışmalara imza atan çok değerli çalışmalar yapan, barış ve çözüm konusunda onlarca çalıştay yapan HDK’nin terör örgütü olduğu bugün mü aklınıza geldi sizin.

HDK, 14 yıldır İstanbul’un merkezinde tabelasıyla, binasıyla, çalışmalarıyla Türkiye demokrasisinin çalışmalarına katkı sunan bir kurumdur. HDK, terör örgütü değil, ezilen Kürt kadınıdır, Alevidir, gençtir, direnen işçidir, 16 milyon emeklidir. HDK Kürt’tür, Türk’tür, Arap’tır, ezilenler ve emekçilerdir. Onun için HDK’nin ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız Esenyurt’taki emekçilere, ezilenlere sorun, Çorlu’da, Tekirdağ’da direnen işçilere sorun. 14 bin lira ile geçinmek zorunda kalan emeklilere sorun, kadınlara sorun, umudunu çaldığınız gençlere sorun. O zaman HDK’nin ne olduğunu kim olduğunu çok iyi görürsünüz.

Ne yapmış HDK? Kürt ve Türk ittifakı için Kent Uzlaşısı yapmış büyük suçu buymuş. Türkiye’nin Kürtlerin bütün halkların ve inançların bir arada yaşaması için çalışma yapmışsa dava açmak değil önünde saygıyla eğilmek gerekiyor. Yüzyıldır bu topraklarda Kürdü, Alevi’’yi diğer farklı inanç ve gruplarını ayrıştırdınız. Yok saydınız yok etmeye çalıştığınız. HDK, yok etmeye çalıştığınız, soy saydığınız halkların ve inançların bahçesidir. HDK, Türkiye’dir, 85 milyon insandır. Türk ve Kürt ittifakı için çalışmak ne zamandan beri suç olmuş.

Türk ve Kürt ittifakını savunmak suçsa 1920 öncesi Kurtuluş Savaşı’nda Kürtlere giden Mustafa Kemal’e ne yapacaksınız? Kurucu meclise ne diyeceksiniz. Lazistan mebusuna, Kürdistan mebusuna ne diyeceksiniz. Kürt ve Türk ittifakı bu toprakların olmazsa olmazı ve en önemli meselesidir. HDK, bu ittifakı sağlamak için kavgasız, savaşsız, çatışmasız demokratik bir Türkiye zemini için mücadele etmiştir ve etmeye devam edecektir. Bu soruşturmalar bu tutuklamalar, bu yargı sopası ile ülkenin en devrimci, en demokratik kurumunu kriminalize etmek doğru değil, buna izin vermeyiz. Ben HDK’liyim biz HDK’liyiz. Hepimiz HDK’liyiz olmaya devam edeceğiz.

‘Kent Uzlaşısı’ suç unsuru yapılıyor. Kürtler ve Türkiyeli emekçiler, ittifak yapamaz, uzlaşamaz. Yerel yönetimlerde iktidar olamaz. Bu bir savcının işi midir? Bir savcı mı karar verecek kiminle yürüyeceğimize. Kiminle ittifak yapacağımızı, kiminle Esenyurt’tu yöneteceğimizi savcı beyefendiye mi soracağız. Gücü yetiyorsa o savcı, buyursun Esenyurt’ta karşımıza aday olsun iktidarı da yanına alsın gelsin yarışalım.

Savcı efendi ne diyor biliyor musunuz? Vanlılar Van’ı da yönetemez Esenyurt’tu da yönetemez. Biz de diyoruz ki; Vanlılar Van’ı da, Esenyurt’tu da yönetmeye devam edecek. Van direnişi ve duruşuyla 14’te 14 yaparak sizlere en büyük mesajı vermiştir. İki dönem kayyım atadınız Kürdistan coğrafyasında yaşayan halkımız sizlere sandıkta dersinizi verdi. Yetmedi 3’üncü dönem tekrar kayyım atamak neyin nesidir. Bu halkın iradesine kayyım atamaktan, bu halkın kimliğini onurunu yok saymaktan vazgeçin. Bu halk kendisini yönetecek, ittifak yapacak ve dün olduğu gibi bugün de yarın da daha güçlü bir şekilde İstanbul’u da Ankara’yı da Türkiye’deki bir çok kenti birlikte yönetecek.

“Yargı tarafsız olmalı, yargı bağımsız olmalı”

Kadın, ‘İstanbul Sözleşmesi’ deyince işkence görüyor. TÜSİAD, işverenler kurulu ‘hukuk yok’ deyince yargı hemen göreve koşuyor. Van’da Rojin Kabaiş katledildi, bütün delilleriyle olay ortada dururken yargı yok ama TÜSİAD ‘hukuk’ deyince bir gün sonra yargı koşarak göreve geliyor. Rojin Kabaiş’i görmeyen yargı, TÜSİAD’ın ‘hukuk yok’ demesine ‘kayyım atamalarının anti demokratik olduğunu’ söylemesine yargı hemen koşuyor.

İktidarın emrinde bir yargı olmaz. Yargı tarafsız olmalı, yargı bağımsız olmalı. Bu iktidar ve onun yargısı, işte böyle davranarak bu ülkeyi hem yurtdışında hem uluslararası kamuoyunda itibarını zedeler. Demokrasiyi zedeler. Halkların birbiriyle bu aidiyet bağını zedeler. Yargıya, işini yapmasını, olumsuzlukları, katliamları kayyım gaspını, kayyım hırsızlığını soruşturması için çağrı yapıyoruz. Yargının işi DEM Parti’nin kiminle ittifak yapacağı değil, olmamalıdır, olamaz da.

Değerli halklar, tüm bunların yanında Sayın Erdoğan geçen gün ‘sandığın itibarına gölge düşürülmesine izin vermeyeceğiz’ diyor. Allah aşkına sandık mı kaldı? Sandığın onuru mu kaldı? Sandığı yere gömdünüz, yok saydınız. Hakkari’nin iradesini gasp ettiniz, sandığın itibarını mı bıraktınız ki sandığın itibarına gölge düşürmeyeceğiz diyorsunuz? Kimi kandırıyorsunuz? Burada oturan halklarımız emekçilerimiz sizin sandığa nasıl yaklaştığınızı çok iyi biliyor. Lütfen eğer haberiniz yoksa Van’a bakın, Mardin’e bakın, Akdeniz’e, Esenyurt’ta bakın.

Oralarda sandığın itibarı yerle bir edildi. Oralarda halkın iradesi gasp edildi, çalındı. Sayın Erdoğan, haberiniz yoksa şimdi söylüyorum, duyun o zaman. Biz Türkiye’nin en büyük 3’üncü zeminiyiz. Siyasette bütün hesaplar yapılırken biz olmadan hiç bir hesap doğru sonuç vermiyor. Bu engeller Türk ve Kürt kardeşliği önünde engel olamayacak. Bu engeller bizi durduramayacaktır. Bu engeller olsa dahi Munzur gibi akar, yolumuzu bulur demokrasi, özgürlük eşit yurttaşlık mücadelesini devam ettiririz. Bıkmayacağız, yorulmayacağız. Türkiye’yi demokratikleştireceğiz.

Bütün bu saldırılara rağmen engellemelere rağmen bütün inkar ve yok saymalara rağmen Türkiye’nin demokratikleşmesi bizim vazgeçilmez temel görevlerimizden biridir. Suriye ‘de yeniden ittifaklar oluşuyor. Her ülke yeniden bir konum almak zorunda kalıyor ama bizim o yüzyıllık inkarcı akıl Suriye‘ye de rahat vermiyor. Kuzey ve Doğu Suriye’nin statü elde etmemesi için elinden bütün çabayı ortaya koyuyor.

Yahu Van’da Hakkari’de Kürdün iradesini kabul etmiyorsun, Kuzey ve Doğu Suriye’den ne istiyorsunuz? Ne istiyorsunuz oradaki Kürt’ten, Alevi’den, Çerkes’den Ermeni’den, Ezidî’den. İnsanlar orada demokratik bir zeminde bir arada yaşamaya çalışıyor. Bu düşmanlıktan vazgeçin. Bırakın Suriye’nin geleceğini Suriye halkları karar versin. Bırakın Kuzey ve Doğu Suriye’nin gerçeğine orada yaşayan halklar karar versin.

Size mi kalmış SMO çeteleriyle birlikte Tişrîn Barajı’na saldırmak. Kürt statü elde etmesin diye Suriye rejimiyle ilişkiye geçmek. Size düşen Kürdün statüsünü kabul etmektir. Suriye rejimi üzerinde bir etkiniz varsa Kürt ile barışını sağlayın. İstanbul’da yüksek sesle haykırıyorum. Barışa var mısınız? Hem Türkiye’de hem Suriye’de hem de Ortadoğu’da. Biz varız, Sayın Öcalan var, DEM Parti var, HDK var, Kürt, Alevi, Emekçi var. Sağdan sola kadar Türkiye’de hatırı sayılır bir zemin çözüm diyor, barış diyor ama beyefendilerin aklı başka çalışıyor.

Türkiye’de siyasal anlamda tarihi bir süreç, tarihi bir tartışma günlerini yaşıyoruz. Sayın Öcalan, İmralı Cezaevi’nden bir tarihi çağrı da yapacak. O tarihi çağrıda ekonomide adalet demokratik ve bağımsız yargı. Kürtlerin anadilini, özgürce konuştuğu iradelerinin gasp edilmediği, Alevilerin eşit yurttaş olduğu gençlerin ve kadınların katledilmediği, umutlarının çalınmadığı bir demokratik Türkiye düşüncesi ortaya konulacaktır. Bir yol haritası ortaya konulacaktır. Biz de bu tarihi çağrıyı önemsiyoruz.

DEM Parti olarak ilk günden beri Sayın Öcalan’ın ortaya koyacağı bu tarihi çağrının arkasında olduğumuzu desteklediğimizi ve savunacağımızı belirtmiştik. Bir tarihi çağrı var ama bazıları memnun değil. Kimileri diyor ki Kürtleri kandıracaklar, Kürtler nasıl kanacaksa? 100 yıldır, 30 defa yok sayılan katledilen, hapsedilen sürgün edilen, açlıkla terbiye edilen bu halk kandırılmadı bugünlere geldi. Türkiye’nin en büyük 3’üncü zemini oldu. Siz merak etmeyin biz kandırılmayız. Bu kaygı ile gecenizi gündüzünüzü geçirmeyin.

Bununla kaygılanacağınıza bu sürece destek verin. Biz kanacak bir halk değiliz biz kanacak bir parti değiliz. Biz kanacak halklar zemini değiliz. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte bu beka, güvenlik dedikleri sığındıkları o liman da ortadan kalkacak. Sayın Öcalan çağrı yaptıktan sonra artık Türkiye’de demokrasi konuşulacak.

Özgürlükler konuşulacak. Kimin yanında olduğu, kimin karşısında olduğu açığa çıkacak. Kimin yalan söylediği, kimin gerçekten inandığı ortaya çıkacak. Yapılacak tek şey var. Demokrasiyi de ekonomiyi de rayına sokacak Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesidir. Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Bundan kaçan kaybeder.”

Konuşmaların ardından faaliyet raporu okundu. Ardından tek liste ile gidilen seçimlerde Arife Çınar ile Çınar Altan, yeni eşbaşkanlar oldu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

İstanbul Baro Başkanı Kaboğlu: Vesayeti Kabul Etmiyoruz

İstanbul Baro Başkanı Kaboğlu, “Siyasilerin sayısal çoğunlukla savunmayı bölme girişimleri sonuçsuz kalınca, yargı bileşenleri eliyle İstanbul Barosu üzerinde kurulmaya çalışılan vesayeti, İstanbul Barosu üyesi hiçbir avukat kabul etmez, etmedi de” dedi.

İstanbul Barosu, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu dahil 10 yönetim kurulu üyesi hakkında göreve son verme ve yeniden seçim talebiyle dava açılması üzerine aldığı karar doğrultusunda bugün olağanüstü kurultaya gitti. Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşen kurultayda, 20 Ekim’de göreve gelen baro yönetimine karşı hiçbir grup aday göstermedi.

65 bine yakın üyesiyle “Seçimle gelen seçimle gider. Avukatların demokratik iradesine hiç kimse müdahale edemez” sloganıyla yapılan kurultayda, baronun bu iradesi kongre merkezine de yansıdı.

Haliç Kongre Merkezi girişine “İstanbul Barosu susmayacak” yazılı pankart asılırken, baro üyesi avukatları, ‘Savunmayı savunmak için tarihi sorumluluk’, İnsan haklarını savunurken kimseye biat etmedik, etmeyeceğiz’, ‘Savunmaya devam edeceğiz’, ‘Hukuksuzluğun karşısındayız’ yazılı afişler karşıladı.

Bunun yanı sıra kongre salonu da ‘Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiç birimiz’, ‘Fırat Epözdemir’e özgürlük’, ‘Savunmaya dokunma’, ‘Hak, hukuk, adalet’ afişleri ile donatıldı.

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan’ın katılım sağladığı baro kurultayına çok sayıda siyasi parti temsilcisi ve baro yönetimleri katıldı. Ayrıca aralarında Cenevre, Paris, Almanya gibi yabancı baro ve hukuk kurumu temsilcileri de kurultayı yakından takip etti.

İstanbul Baro Başkanı Kaboğlu, konuşma yapacağı kürsüye sloganlar ve alkışlar eşliğinde geldi. Artı Gerçek’ten Müzeyyen Yüce’nin aktardığına göre; Tüm baskılara karşın salonu dolduran avukatlara ve ekim ayında rakip olarak yarıştığı baro başkan adaylarının verdiği desteğe teşekkür ederek sözlerine başlayan Kaboğlu, “Seçimle gelen seçimle gider” dedi.

İstanbul Barosu’nun geçmişten bugüne kendisine yöneltilen hukuk dışı saldırıları her daim püskürttüklerini belirten Kaboğlu, “Siyasilerin sayısal çoğunlukla savunmayı bölme girişimleri sonuçsuz kalınca, yargı bileşenleri eliyle İstanbul Barosu üzerinde kurulmaya çalışılan vesayeti, İstanbul Barosu üyesi hiçbir avukat kabul etmez, etmedi de” ifadelerine yer verdi.

Prof. Dr. Kaboğlu, savcı ve yargıçlar tarafından Adalet Bakanlığı gölgesinde baroya yönelik adil yargılama gerekleri yok sayılarak egemenlik gaspı uygulandığını savunarak şöyle konuştu:

“İstanbul Barosu üzerinden, savunmayı itibarsızlaştırma ve görevlerini engellemek amacıyla yapılan işlemler dizisi, hukuken yok hükmündedir. Seçimler yoluyla belirlenen baro yöneticilerinin seçim dışı müdahalelerle görevine son verilmesi, demokratik hukuk devleti ilkesinin ihlalidir. Türkiye’de özellikle son iki aydır yargı eliyle savunmanın dizginlenmesinin provası yapılmaktadır.”

İstanbul Barosu yönetim kurulu üyesi Fırat Epözdemir, özgürlüğünden alıkonulmuştur. Üyemiz Can Atalay, anayasaya ve hukuka aykırı şekilde özgürlüğüne kavuşturulmazken, Epözdemir de özgürlüğünden alıkonulmuştur. Türkiye’de en hızlı ihlal edilen hak adil yargılanma hakkıdır. Hadi o zaman çetelere, suç makinelerine, uyuşturucu baronlarına karşı işletelim yargıyı. İstanbul Barosu olarak biz de katkıda bulunalım. Ama şunu bir kez daha hatırlatalım. Seçimle gelen seçimle gider. Savunma susmadı, susmayacak.”

“Yargıyı savunmak için buradayız”

Kaboğlu’nun konuşması sonrası Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan söz aldı. “Savunmanın sesi kısılırsa yurttaşın sesi kesilir” ifadelerine yer veren Sağkan, “İnsan haklarını, yargı bağımsızlığını savunmak için buradayız. Adaleti ve demokrasiye savunmak, İstanbul Barosu avukatlarının iradesini korumak için buradayız. Söz konusu demokrasiyse, hukukun üstünlüğüyse ayrışmayız, bir aradayız, buradayız” dedi.

Prof. Dr. Ümit Özsakal’ın 12 yıl önce başkanlığını yürüttüğü İstanbul Barosu yönetiminin de yargılandığını, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini hatırlayan Sağkan, “12 yıl önce İstanbul Barosu’nun başkanı ve yönetim kurulunun adil yargılanma hakkını ihlal edilenler ve haklarında suç duyurusunda bulunanlar bugün nerede? Hiçbirinin ismi yok. O gün mesleğin onurunu savunan İstanbul Baro Başkanı Ümit hoca, alnı ak başı dik şekilde burada. Bizler iktidarların sağladığı güce tapmayız. Zulme ve baskıya boyun eğmeyiz, biat etmeyiz. Bugüne kadar susmadık, bundan sonra da susmayacağız. İzin vermedik, vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Bir önceki genel kurulda başkan adayı olan Mert-Er Karagülle de İstanbul Barosu avukatlarının iradesinin engellenemeyeceğini söyledi. Karagülle, “Bizden sarı öküzü alamazsınız. Hiçbirimizi dokunamazsınız. Dönem dönem her birimizi alıp tutuklarsınız ancak bütünlüğümüzü bozamazsınız. Seçimle gelen seçimle gider” değerlendirmesinde bulundu.

Ne olmuştu?

İstanbul Barosu’nun 21 Aralık tarihinde Suriye’nin kuzeyinde öldürülen iki gazeteci hakkında yapmış olduğu açıklama sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yazdığı davaname ile Baro Başkanı ve yönetim kurulunun görevden alınması ve yerlerine yeni yönetim seçilmesi talebiyle dava açmıştı. İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi de duruşma için 4 Mart gününü belirlemişti.

Mahkemenin duruşma günü verdiği 15 Ocak’ta Barolar Birliği’nin de katılımıyla İstanbul Barosu’nda yapılan toplantıda olağanüstü genel kurul kararı alındı.

Paylaşın

Türkiye’de Yaklaşık Dört Milyon Köpek Sokakta Yaşıyor

Türkiye genelinde yalnızca 273 belediyenin hayvan barınağı var. Bu barınakların toplam kapasitesi ise 89 bin 451. Barınaklardaki köpeklerin dışında yaklaşık dört milyon köpeğin sokaklarda yaşadığı rapor edildi.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Yaşamdan Yana Derneği, Türkiye’deki belediye hayvan barınaklarının durumunu ortaya koyan kapsamlı bir rapor yayımladı.

ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisleri’nde dün (22 Şubat) gerçekleşen Vişnelik Vegan Festivali’nde sunulan Türkiye Geneli Belediye Hayvan Barınakları Raporu, 7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerin uygulanabilir olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

Raporda, belediyelere yapılan bilgi edinme başvurularının sonuçlarına dayanarak hayvan barınaklarının kapasitesi, çalışma koşulları ve belediyelerin şeffaflık düzeyi ele alındı.

Rapor için toplam 1408 belediyeye CİMER üzerinden yapılan başvurular sonucunda, 1111 belediyeden yanıt alındı. Bu belediyelerden yalnızca 273’ü barınağa sahip olduğun tespit edilirken, en az 26 barınağın ruhsatsız olduğu ortaya çıktı. 838 belediye, barınaklarının olmadığı yönünde cevap verdi veya bununla ilgili bilgi paylaşmadı.

Türkiye genelindeki barınakların toplam kapasitesinin 89 bin 451 olduğu belirtilirken, bu sayının Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, sokakta yaşayan yaklaşık 4 milyon köpeğin barınmasına yetmeyeceği vurgulandı. Ayrıca, 171 belediyenin hayvanları zabıta ve temizlik işçileri gibi birimler aracılığıyla topladığı, 9 belediyenin ise bu hizmeti özel firmalara devrettiği tespit edildi.

Raporda bilgi edinme hakkı ihlallerine de dikkat çekilerek, birçok belediyenin başvurulara yanıt vermediği veya hukuka aykırı gerekçelerle bilgi paylaşımını reddettiği belirtildi. Kamuoyunu ilgilendiren konuların “kurum içi düzenleme” olarak nitelendirilmesi ve kimlik bilgisi eksikliği gerekçesiyle başvuruların reddedilmesi, şeffaflık eksikliğinin en büyük göstergeleri olarak değerlendirildi.

Hayvan hakları savunucuları, barınak koşullarının yetersizliğine ve belediyelerin hayvanları toplama uygulamalarına tepki göstererek, çözümün kısırlaştır-aşılat-yerinde yaşat modeline geri dönülmesi, hayvan üretimi ve satışının yasaklanması ve belediyelerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Rapor kapsamında bin 408 belediyeye CİMER üzerinden şu sorular soruldu:

Belediyenize ait ruhsatlı ya da ruhsatsız bir hayvan bakımevi mevcut mudur?

Mevcut ise hayvan bakımevinde istihdam edilen veteriner hekim, tekniker ve diğer görevli sayınız kaçtır?

Hayvan bakımevinizin hayvan kapasitesi kaçtır? (Kedi ve köpek olarak ayrı ayrı belirtilmesini rica ederiz.)

Hayvan bakımeviniz vatandaş ziyaretine açık mıdır? Açık ise ziyaret gün ve saatleri nedir?

Eğer bir hayvan bakımeviniz mevcut değil ise veteriner işleri müdürlüğü dışında başka bir biriminiz ile toplama yapmakta mısınız?

Toplanan hayvanlar hangi hayvan bakımevine götürülmektedir?

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan’dan Muhalefete “Toksik” Benzetmesi

Partisinin kongresinde konuşan Erdoğan, “Türkiye’ye politik ve ekonomik bağımsızlığı biz kazandırdık. Türk demokrasisinin çevresindeki kirli ve yoğun kuşatma çok partili hayata geçtiğimiz günden beri kırılmadı. Bunun nedeni iktidara gelmek için her yolu mübah gören çarpık anlayışı oldu” dedi ve ekledi:

“Anti demokratik güçler ile iş birliği yapacak kadar gözlerini kararttılar. Belediye başkanlıkları, bakanlıklar pazar ürünü gibi alınıp satıldı. Daha 2 sene öncesinde ülkeyi beraber yönetmeye talip olanların gırtlak gırtlağa kavgaya tutuştuğuna şahit olduk. AK Parti’nin olduğu yerde çözümsüzlüğe de umutsuzluğa da halel getirecek girişime yer yoktur. Ülkemizin her meselesinin, bu toksik muhalefetin panzehiri de AK Parti ve Cumhur İttifakıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 8. Olağan Büyük Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Biz sadece seçimleri değil, gönülleri de kazanarak 22 yıldır iktidardayız. Sözüne, ahdine sahip kadro olarak nereden geldiğimizi asla unutmayacağız. Bize dua eden ak yüzlü, ak saçlı, ak sakallı büyüklerimizi hiçbir zaman unutmayacağız. Milletin çizdiği rotadan çıkmayacak, millet ile aynı istikamette omuz omuza yürümeye devam edeceğiz. Bu Eşsiz başarıya, öyle çilingir sofralarında kadeh tokuşturarak, kaynağı belirsiz balya balya paralardan kuleler yaparak ulaşmadık.Biz gökten zembil ile inmedik, pazarlık masalarında kurulmadık. Siyaset ve toplum mühendisliği ürünü olarak ortaya çıkmadık. Samimiyetten dürüstlükten taviz vermeden siyaset yaptık. Milletin umutlarını çoğaltmak için siyaset yapmadık.

Kibirli siyaseti kapımıza yaklaştırmadık. Eksiklerimizi örtmek yerine bunları daha iyisi ile telafi edecek irade ile milletimizin karşısına çıktık. Bugün de iç muhasebemizi özgüvenle yapıyoruz. AK Parti’ye düşmanlık edenler hep bu hareketin dağılmasını, zorluklar karşısında yılmamızı beklediler, vesayetçilere boyun eğmemizi, para babalarına teslim olmamızı beklediler, bütün umutlarını AK kadroların yorulmasına bağlayanlar 14 Ağustos 2001’den beri bekliyorlar, daha çok bekleyecekler. Onları bekletmeye devam edeceğiz. Şeytanla nöbetleşe sürdürdükleri bu bekleyiş karşılığını bulamayacaktır.

Türkiye’ye politik ve ekonomik bağımsızlığı biz kazandırdık. Türk demokrasisinin çevresindeki kirli ve yoğun kuşatma çok partili hayata geçtiğimiz günden beri kırılmadı. Bunun nedeni iktidara gelmek için her yolu mübah gören çarpık anlayışı oldu. Anti demokratik güçler ile iş birliği yapacak kadar gözlerini kararttılar. Belediye başkanlıkları, bakanlıklar pazar ürünü gibi alınıp satıldı. Daha 2 sene öncesinde ülkeyi beraber yönetmeye talip olanların gırtlak gırtlağa kavgaya tutuştuğuna şahit olduk. AK Parti’nin olduğu yerde çözümsüzlüğe de umutsuzluğa da halel getirecek girişime yer yoktur. Ülkemizin her meselesinin, bu toksik muhalefetin panzehiri de AK Parti ve Cumhur İttifakıdır.

Sunun bir defa altını kalın çizgilerle tekrar çizmek mecburiyetindeyim: Türk’e de, Kürt’e de, Sünni’ye de, Aleviye de hiçbir faydası olmayan dış kaynaklı fitne ürünü bir literatür yığınıyla boğuşmaya vaktimiz yok. Yeni bir dünya kurulurken, terör belası basta olmak üzere Türkiye’nin de safralarından kurtulması gerekiyor. Terörün, şiddetin, silahını karanlık gölgesinin ülkemizin ve bölgemizin üzerinden tamamen çekileceği günler inşallah çok yakındır. Türkler, Kürtler, Araplar olarak hep beraber kenetlenecek; tam 40 yıldır evlatlarımızın kani üzerinde yükselen terör duvarını yıkıp atacağız. Terör sorunu ortadan kalktıktan sonra, demokrasiden kalkınmaya, kardeşlikten bölgesel entegrasyona yeni bir dönemin kapıları açılacaktır.

Son tartışmalar gösteriyor ki, bazı hastalıklar halen devam ediyor. İmtiyazların kaybetmek istemeyenler, eski vesayetçi söylemlerle siyasete ve hükümete ayar vermeye çalışıyor. Batılı güçlerle kurdukları asimetrik ilişkilere güvenenler, Türkiye’nin değiştiğini, eski Türkiye’nin artık olmadığını kabullenemiyor. AK Parti döneminde sermayelerine sermaye katan is dünyasının n içindeki bir grup, kirli muhalefet anlayışını yeniden devreye alma çabasındadır. Geçmişte manşetler ve ellerindeki finans-kapital üzerinden siyasetçileri tehdit eden bu ekibin tek derdi; kayıplarını devlet hazinesinden yeniden tazmin etmektir. Aslında biz bunlara, ülkemizi büyüterek, geliştirerek zincirlerinden kurtulma, küresel düzeyde eşit şartlarda rekabet etme şansı  verdik.

Ama demek ki, zihinler temizlenmeden, sadece zincirlerden kurtulmak insanları ve kurumları özgür kılmaya yetmiyor. Kaos baronlarına diyoruz ki; bu devlet ve millet sizin rüyalarınızı kabusa dönüştürme iradesine, gücüne, kudretine sahiptir. İşinizi düzgün yaptığınız, ülkenize değer kattığınız, milletimize istihdam sağladığınız müddetçe hep yanınızda olduk, olmayı da sürdürürüz. Ancak… Eski kötü alışkanlıklarınızda ısrar ederseniz, biz de size buna göre muamele ederiz. Türkiye değişmiştir; siz de eskiyi hortlatmaya çalışmak yerine, bu yeni Türkiye’ye alışmak, politikalarınızı buna göre belirlemek zorundasınız.

Bugün İHA üretiminde dünyada birinciyiz. Yeni ekonomi politikalarının etkisini görmeye başladık. MB rezervleri cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Üretim ve yatırımla birlikte istihdam oranımız da artıyor. Asrın felaketinin yaralarını sarmak için son 2 yılda 75 milyar dolarlık kaynak kullandık. Mali disiplinden taviz vermedik. Enflasyondaki düşüş hızlanarak devam edecek. Enflasyon düştükçe alım gücü yükselecek ve 85 milyonun hepsi bundan etkilenecek. İnşallah biraz daha sabredip hedeflerimize ulaşacağız.

Ekonomik Dönüşüm… Yeşil ve Dijital Dönüşüm… Sosyal Politikalar… Yargı ve Temel Haklar… Siyasi ve İdari Düzenlemeler olmak üzere… Beş sütun üzerine inşa ettiğimiz Reform Programımızı ülkemizin ve milletimizin beklentilerine cevap verecek bir anlayışla hazırladık. Ekonomik dönüşüm planıyla güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümenin temellerini sağlamlaştıracak yeni tedbirleri devreye alıyoruz. Kamu yönetiminde mali kuralları güçlendirerek, kamu harcamalarında disiplini koruyacağız. Vergide adaleti ve etkinliği güçlendirmek amacıyla “çok kazanandan çok alma” prensibi ile kamu gelirlerini artıracağız.

Tarımda planlı istihsal ile tarımsal üretimimizi stratejik bir bakışla yeniden ele alıyoruz. Akıllı ulaşım ve akıllı tarım sistemleriyle tarımda ve ulaşımda verimliliği artıracağız. Gıda arz güvenliğini temin ederek, vatandaşlarımızın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişiminin önündeki tüm engelleri ortadan kaldıracağız. Bir süredir hazırlıklarını yaptığımız “sosyal konut projemizi” artık hayata geçiriyoruz. Böylece hayat pahalılığının sebeplerinin en başında gelen kira ve konut fiyatlarını dengeye getireceğiz.

“AK Parti’ye yakışır kardeşlik ikliminde kavgasız, gürültüsüz…”

Erdoğan, AK Parti 8. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği Ankara Spor Salonu’nu dışında da açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın salon dışında yaptığı açıklamalarından satır başları şöyle:

“Adında AK olan bir hareketin mensupları olarak bugün gururluyuz, sevinçliyiz. Kongre maratonumuzu büyük kongremiz ile başarı ile tamamlıyoruz. AK Parti’ye yakışır kardeşlik ikliminde kavgasız, gürültüsüz ve hepsinden önemlisi şaibesiz şekilde bu günlere getirdik. Milletimiz ile olan gönül köprülerini sağlamlaştırıp kendi iç muhasebemizi yaptık. Yeni bir döneme Bismillah diyoruz.

Şu anda karşımdaki katılımı görünce rabbime hamt ediyorum. Şu güzelliğe, şu katılıma bak. Bu davanın erleri soğuk falan dinlemiyor. Kar boran fırtına dinlemiyor, aynen yoluna devam ediyor. Amacımız milletin gönlünde yer etmek, milletin duasına mazhar olmaktır. Bu vizyonu bu anlayışı muhafaza etmelerini rica ediyorum. Sizlerden her zamankinden daha fazla gayret istiyorum. Sevgili gençler, devraldığınız kutlu emanete sonuna kadar sahip çıkmaya var mısınız? Türkiye’yi önce 2053 ardından 2071 vizyonu ile sizler buluşturacaksınız.

AK Parti’mizin mihenk taşlı hanım kardeşlerim, sizlerin olmadığı bir hareket asla başarıya ulaşamaz. Kadınların omuz vermediği, sahip çıkmadığı mücadele başarı kazanamaz. Sizler 24 yıldır ördüğünüz bu davayı çok daha yükseklere taşıyacaksınız. Dışarıda katılım ne kadar dedim, dışarıdaki bu katılım 60 bin. Allah’a şükürler olsun kar, boran fırtına dinlemiyoruz. Sizlere güveniyorum. Şahsıma sizler gibi yol arkadaşları bahşettiği için rabbime sonsuz şükrediyorum.”

İYİ Parti ve Gelecek Partisi’nden istifa eden üç milletvekili AK Parti’ye katıldı

Erdoğan, İYİ Parti’den istifa ederek Ünal Karaman, Mehmet Selim Ensarioğlu ve Gelecek Partisi’nden istifa ederek AK Parti’ye katılan Serap Yazıcı Özbudun’a rozet taktı. Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir ve milletvekilleri ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

Paylaşın