Devlet Bahçeli, Erken Seçime Kapıyı Kapattı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, erken seçim tartışmalarına ilişkin, “Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir” dedi.

Haber Merkezi / İktidarın “terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı yeni çözüm sürecine ilişkin de değerlendirmede bulunan Devlet Bahçeli, “Bu aşamada PKK’nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir. Bu iş daha fazla uzamamalıdır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yazılı bir mesaj yayınladı. Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Doğru, dengeli, derinlikli ve objektif sonuçlar çıkarıldıktan sonra, bununla birlikte ihtiyaç duyulan derslerin alınması kaydıyla devamlı yanan tarih meşalesi hem önümüzü aydınlatacak hem de ufuk ötesine ışıklar salacaktır. Geçmişini bilmeyen, daha acıklısı, geçmişine dudak bükmüş ve yüz çevirmiş toplum veya milletlerin geleceğin kilitli kapılarını aralaması, tarih mizanında hayat ve varlık iddiasında bulunması akla ziyan bir beklentidir.

Akan hayatın omurgasından yakalayabilmek, devamlı farklı renklere, şekillere ve kisvelere bürünen hadiselerin içyüzünü görebilmek evvelemirde sağlam ve sağduyulu bir tarih şuuruyla mümkündür.

Bu şuur geçmişle geleceği munzam ve muntazam bir kader köprüsüyle birleştirmektedir. Türk siyasetinin en mühim ve mütemadi sorunu şuursuz heyecanın yol açtığı çılgınlık hali ve bunun sonucunda beliren yılgınlık hamulesidir. Bir güne sıkışıp kalan, gündelik olayların peşine takılan, rövanşist takıntılara hapsolan bir siyasetin elbette misyonu yoktur, vizyonu ise hepten koftur.

Gerek Türk siyaseti gerekse de dünya siyaseti maalesef kurak bir dönemdedir. Buna bağlı olarak sorun çözme kültürünün yeşerip kök salması zaman almakta, bir diğer ifadeyle önyargıların kırılmasını, psikolojik zorlukların aşılmasını, ekonomi-politik tıkanmaların açılmasını gerektirmektedir.

Elitist çevrelerin direnişine, vesayetçi kesimlerin engellemesine; istismarcı, inkarcı ve yasakçı anlayışların karşı çıkışlarına rağmen Türkiye kronik sorunlarından kurtulma iradesini kararlılıkla göstermektedir.

Terörsüz Türkiye hedefinin icra ve icmali bu kararlılığın yeni yüzyıldaki nişanesidir. Türk milleti bahse konu hedefe yediden yetmişe sahip çıkmıştır. Muazzam bir ortak akıl devredeyken demokrasi dışı arayışlara özenmek, suyu bulandırmaya çalışmak, korku yaymak, şüpheleri artırmak milli iradeye hakarettir.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye barış, huzur ve kardeşlik rüzgarları esmeye başlamışken, bu havayı bozmanın pususuna yatmak hıyanete kadar ulaşacak yanlıştır. Bölgesel tansiyonun tırmandığı, küresel siyasi ve ekonomik karmaşanın şiddetli fırtınayı andırdığı bir zaman aralığında; hiçbir dış baskı, dayatma ve tazyik olmadan, devlet-millet dayanışmasıyla husule gelen terörsüz Türkiye gayesine adım adım ulaşma gayreti son bir asrın mucizevi atılımıdır.

Türk ile Kürt arasına nifak tohumları saçmak için on yıllardır müsait ortam ve durum kollayan iç ve dış odakların uykuları kaçmakta, rahatsızlıkları her hallerine sirayet etmektedir.

Türk milleti varlığına, birliğine ve bin yıllık kardeşliğine emsali görülmemiş ölçüde düşkündür ve nitekim süte leke düşürmeme emelindedir. Su akacak yatağını bulacaktır. Dalgalanan deniz sonunda durulacaktır. Kül yeniden ateş almayacak, alamayacaktır.

İyi niyetli, adil, azimli, anlayışlı, müşfik, hoşgörülü, sabırlı ve umutlu diyalog ve işbirliği marifetinin refakatinde; aracısız, aralıksız, bagajsız, pazarlıksız ve gizli gündemsiz temas ve iletişimin rehberliğinde hayırlı sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Kaldı ki samimi arzum ve inancım budur. Yakın vadede silahlar gömülüp kucaklayıcı ve demokratik siyasetin perdesi hiç kapanmamak üzere açılacaktır. Bu aşamada PKK’nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir.

Kanlı ve kanunsuz silahlara veda insanlık değerlerine vefadır. Bu iş daha fazla uzamamalıdır. Demir tavında dövülmelidir. Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi hususunda müjdeli haberleri sırasıyla almak, Cumhuriyet’in yeni yüzyılında milli imkan ve kaynaklarımızı sosyal ve ekonomik kalkınmaya çevirmek, ülkemizi baştan ayağa reformlarla sarmak, yatırım seferberliğiyle donatmak, muasır medeniyetlerin üzerine sıçratacak hamleleri el birliğiyle yapmak temel ve öncelikli görevimizdir.

Cumhur İttifakı bu görevi harfiyen yerine getirmeye inançlı, istekli, iradeli, dahası kabiliyetli ve yeterlidir. Allah’tan niyazım, terörsüz Türkiye hedefine samimiyetle hizmet eden DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’in bir an evvel sağlığına kavuşması ve şifa bulmasıdır.

DEM Parti’nin Türkiye partisi olması istikametinde açık tavrı ve yapıcı tutumu iyi bilinen isimlerden birisi olarak sivrilen Sayın Önder’in mesaisine dönmesi temennimdir. Türkiye prangalarından, kara propaganda aparatlarından kurtulacaktır.

CHP Genel Başkanı’nın ülkemize karşı tereddütsüz hayata geçirdiği hücum ve husumet siyasetine rağmen bu kurtuluş gerçekleşecektir. CHP’nin muhalefeti Türkiye’yi zora sokmak üzerine planlan müfrit ve müfsit bir muhalefettir. CHP’nin muhalefeti vatanı ve devleti düşürmek maksadına matuf karanlık bir siyasettir. Demokrasi ve hukuk güvenliğimiz tehdit altındadır.

Lise ve üniversite öğrencilerimizin arkasına saklanıp sokakları kışkırtan, utanmadan rızkı ve nimeti boykot eden, daha doğrusu milli ekonomiyi ve milli kurumları düşmanca hedef alanlar esasında Türkiye için bariz bir tehdit haline dönüşmüştür.

CHP Genel Başkanı’nın ‘savaş ilan ederim’ açıklaması ise sakat bir mantık, basiretsiz ve hatta skandal bir hezeyandır. Kime savaş ilan edeceği, bu savaşı kiminle yapacağı, ne için savaşacağı, silah ve militan açığını nasıl takviye edeceği muamma, muallak ve muğlaktır.

Özgür Özel’e diyorum ki, dilemeyiz ama, şartlar başka tercih yapmamızı imkansızlaştırırsa ve ısrarla savaş ilanı için muhatap arayacaksan biz buradayız, nasıl savaşılır, nasıl mücadele edilir, savaş ilanının vahim sonuçları nasıl olur, bihakkın bunu ispat edecek kudret ve kırattayız.

Her şeyden önce CHP’nin, hukukun üstünlüğüne, gündemdeki yargı sürecine saygı duyması lazımdır. Sipariş kalabalıklar önünde bağırıp çağırmak, kel başa şimşir tarak misali, kasket giyip çakma ve kiralık traktör sürmek bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerine asla tesir edemeyecektir.

“Özgür Özel,  kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir”

Özgür Özel dingili kırmış, uçuruma savrulmuştur. Kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir. Bunlardan daha dikkat çekeni ise iradesini ve siyasetinin kontrolünü Türkiye muarızı çevrelerin eline ve keyfine korkak şekilde terk etmiştir.

Özellikle TBMM Genel Kurulu’nun 16 Nisan 2025 tarihli 77’inci Birleşiminin açılmasından sonra CHP’li Meclis Başkanvekili ile CHP’li Katip Üyenin daha önceden yapılan bir tertip ve eylem planını tatbik ederek hukuksuz, kanunsuz ve korsan iş ve işlemleri 105 yıllık maziyi kucaklayıp bugüne gelen Gazi Meclisi’mize karşı çok büyük haksızlık, hayasızlık ve siyasi ahlaksızlıktır.

Hakkında verilen kesinleşmiş hapis cezası bilinen Can Atalay’la ilgili Anayasa Mahkemesi’nin kararının hüküm kısmını okutan CHP zihniyeti teamülleri ve İç Tüzüğü açıkça çiğnemiştir. Tekraren ifade etmek isterim ki, CHP’li Meclis Başkanvekili ve CHP’li Katip Üye derhal istifa etmelidir.

Bir başka tedbir olarak, bu yasama yılının sonuna kadar TBMM Başkanı, CHP’li Meclis Başkanvekiline Genel Kurulu yönetme ruhsat ve izni vermekten imtina etmelidir. Konunun bir mahkum hakkındaki kararı gayri meşru ve gayri ahlaki şekilde okutulmasından daha farklı boyutları vardır.

TBMM böylesi bir yetki ihlaline ve sorumluluk aşımına tesadüf etmemiştir. Can Atalay ile ilgili okutulan metin, bununla mündemiç doğurması ümit edilen hukuksal sonuç mutlak butlanla batıldır. Bir siyaset eskisinin böylesi alacakaranlık zamanlarda abuk sabuk konuşması da potansiyel hazımsızlığını sürekli deşifre etmektedir.

Gazi Meclisi’mizin 105’inci yıl dönümünde vaki rezalet milli iradeye ağır saldırı ve suikasttır. Bugün Can Atalay kararını kaçak-göçek ve fırsatçılıkla okutanlar, yarın Türkiye’nin aleyhine bir başka muhtemel tasarruf ve teklifi oldubittiye getirerek gündeme taşıyabilecektir. CHP artık tehlikeli bir siyasi odaktır.

Milli güvenliğimiz ve demokrasi hayatımız adına zehirli bir siyasi organdır. İlk Meclis’in hatıraları CHP’de buharlaşmıştır. Milli Mücadele yılları silinip atılmıştır. Kuvayı Milliye geleneği silindir gibi ezilmiştir. Çok daha üzücü olanı ise Aziz Atatürk’ün anılarının çiğnenmiş olmasıdır.

CHP milli egemenliğe karşı gelmiştir. Bilindiği üzere, 23 Nisan 1920’de demokrasi ve millet egemenliği tarihsel sahnesine tam olarak çıkmıştır. Demokrasi ve millet egemenliği ancak bu değerlere hürmet ve riayet etmesini bilen milletin ahlaklı temsilcileri vasıtasıyla anlam ve kalıcılığını bulacaktır. Dünyanın o zamanki siyasi ve toplumsal ikliminde Meclisimiz taşıdığı eşsiz özellikleriyle hem insanlık için örnek, hem de Türk tarihi açısından ibret, ilham ve ihtiram vesikasıdır.

Unutmayalım ki, hakimiyet havzalarımızdan birer birer çekildiğimiz ıstırap dolu tablo içinde, Türk milletinin o dönemdeki en son, en etkili hamlesinin adı Büyük Millet Meclisi’dir. Nihayetinde TBMM; Türk milliyetçiliğinin, millet ve vatan sevdasının millet iradesiyle buluşması, ayrılmamak üzere birleşmesidir.

23 Nisan 1920’nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur.

19 Mayıs ruhunda tecelli etmiş yüksek ülkülerde,

İsli gaz lambalarının ışığında kaleme alınan kararlarda,

Ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda,

Heyecanla toplanılan kongre salonlarında,

Asker götüren katarların loş vagonlarında,

Mermi taşıyan kağnıların gıcırtılı tekerleklerinde, gaile dolu teknelerinde,

Mekteplerden getirilen ve uykusuz gecelerle geçen sıralarda,

Nihai olarak şehadetlerle dolu vatan topraklarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni canlı bir şekilde görmek, anlamak, tanımak mümkündür, her vicdan sahibi için de şeref konusudur.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle TBMM daha da etkinlik kazanmış, asıl fonksiyonuna tam olarak kavuşmuş, denge ve denetleme vasfı tescillenmiştir.

İlaveten kuvvetler ayrımı netleşmiş, kesinleşmiştir.

TBMM, Türk milletinin alın teri, göz nuru, cepheden cepheye verdiği kurtuluş mücadelesinin ilelebet yaşayacak iradesinin mümtaz bir tecelligahıdır. Gazi Meclis, CHP’ye ve müfteri koalisyonunun tahriklerine takılmadan, daha güçlü, gerçek işlev ve tarihi mirasına daha da sahip bir mevkie erişmiştir.

Büyük Millet Meclisinin açılması, aziz milletimizin varlığına ve bekasına yönelmiş dayatmalar karşısında neleri göze alıp, neleri başarabileceğinin de imrenilecek bir numunesini teşkil etmiştir. Gerek Büyük Millet Meclisi’nin açılış şartları, gerekse sonradan yaşanan siyasi, sosyal gelişmelerin tamamı; milletimizi küçümseyen, onuruna ve mukaddesatına el ve dil uzatmaya yeltenen, gücünü sınamaya kalkışan mihrakları nasıl bir akıbetin beklediğini anlamaları açısından da tarihi ihtar belgesi olmuştur.

Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılması ile başlayan sürecin manasını ayrıntıları ile bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan benzer tehditlerin doğru anlaşılması bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum. En karamsar ortamda, en müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni maceralarla şanslarını bir kez daha denemeye kalkışmaları bu açıdan boş bir gayret olacaktır.

TBMM görevinin başındadır, açıktır, Türkiye Cumhuriyeti’nin kalpgahı, Türk milletinin ta kendisidir. Erken seçim yalan ve yaygarasıyla partimizi tartışmaya yeltenen, küçücük akıllarıyla niyet okuyuculuğuna teşebbüs eden çürüklerin hevesleri boşunadır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir.

23 Nisan 1920 Cuma günü Ulus’taki Taş Bina’da milli iradenin teşekkülüyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmış, Kuran-ı Kerim tilavetleriyle, kesilen kurbanlarla, dudaklardan dökülen aminlerle, yüreklerden kopan dileklerle İlk Meclis tarih sahnesindeki muhkem yerini almıştı.

TBMM’nin 105’inci yıldönümünde muhterem milletvekillerinin verecekleri her kararda mensubu oldukları “Gazi Meclis”in tarihine, şerefine, namusuna ve anlamına uygun hareket etmeleri vatan ve mukaddesat borcudur.

Bu Meclis’te meşru her görüş demokratik sınırlar çerçevesinde tıpkı 1920’li yıllarda olduğu gibi özgürce seslendirilmelidir. TBMM, Türk milletinin irade ve egemenliğinin temsil kurumudur. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin önünde ve üstünde bir güç yoktur. Dün yedi düvele meydan okuyan, en buhranlı anlarda, en ağır şartlarda bile demokrasinin erdeminden ayrılmayan Gazi Meclis’te her fikre cevaz vardır, ama ihanete, bölücülüğe, bölünmeye icazet yoktur, izin yoktur, fırsat yoktur.

Bu tarihi ve milli kararlılığa herkesin riayeti samimi dileğimdir. Cumhuriyetimizden üç yıl önce açılmış olan TBMM, nasıl ki yeni Türk devletinin doğuşunu müjdelemişse, pırıl pırıl çocuklarımız da ülkemizin onurlu ve yüksek geleceğini müjdelemektedir.

Bu kutlu günün çocuklarımıza armağan edilmesinin en önemli nedeni ve gerekçesi de bize kalırsa budur. Milletimiz, bağrından yetişen yeni nesillerle varlığını sürdürecek, devletimiz genç kuşaklarla geleceğe umutla bakmaya devam edecektir. Bu vesileyle sevgili çocuklarımızın ve bugünün kendilerine ithaf edildiği dünyadaki bütün çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum.

Gerçek ve kalıcı barış, huzur, mutluluk ve kardeşlik diliyorum. Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz coğrafyalarda, varlığını feda ederek huzur içinde yatan meçhul kahramanların muhterem hatıralarını minnetle yâd ediyorum

Türkiye Cumhuriyeti’nde hayat ve vücut bulmamızı sağlayan kahraman nesilleri, aziz şehitlerimizi, bu kutlu Meclis’i emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ilk Meclis’in muhterem üyelerini, ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle anıyorum.

Bu düşüncelerle Gazi Meclisimizin 105’inci açılış yıldönümünü iftihar duygularımla kutluyor, aziz milletime esenlikler ve selamet dolu yıllar diliyorum.”

Paylaşın

“2 Nisan Alışveriş Boykotu”nun Bilançosu Belli Oldu

Alışveriş boykotunun yapıldığı 2 nisan günü elektronik ticaret transferlerinin yüzde 58,7 azaldığı, toplam FAST işlemlerinin ise yüzde 37,7 oranında gerilediği ortaya çıktı.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından sosyal medyada örgütlenen alışveriş boykotunun ekonomik yansımalarını analiz etti.

TEPAV uzmanları Gülbin Şahinbeyoğlu ve Merve Dündar tarafından hazırlanan analizde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayınladığı kredi kartı harcamaları ve FAST (Fonların Anlık ve Sürekli Transferi) verileri üzerinden 2 Nisan 2025’te gerçekleşen boykotun etkileri değerlendirildi.

Raporda, kartlı harcamaların haftalık bazda yayımlandığı, FAST verilerinin ise günlük bazda analiz olanağı sunduğu belirtilerek, verilerdeki değişimlerin yalnızca boykotla sınırlı olmadığı; Ramazan Bayramı tatili ve ayın ilk günü gibi ekonomik takvimi etkileyen unsurların da etkili olduğu vurgulandı. Ancak yine de boykotun dikkate değer sonuçlar doğurduğu kaydedildi.

Öne çıkan bulgular şöyle:

Kartlı harcama adetleri, 2 Nisan haftasında yılın ilk üç ayı ortalamasının yaklaşık %10 altında kaldı. Market ve AVM işlemlerinde bu oran yüzde 12,2 olarak ölçüldü.

Geçen yılın Ramazan Bayramı haftasıyla kıyaslandığında, seyahat harcamalarında artış gözlenirken diğer kalemlerde düşüş yaşandı.

FAST transferleri, geçen yılki benzer tarihe kıyasla yüzde 37,7 oranında azaldı. Elektronik ticarette bu oran yüzde 58,7’ye ulaştı.

Şubat ve Mart aylarının ilk iş günleriyle karşılaştırıldığında da yüzde 10’un üzerinde düşüş tespit edildi.

Elektronik ticarete yönelik transferlerde düşüşler daha belirgin oldu.

Sosyal medya ile sınırlı kalmadı

Raporun sonuç bölümünde, kampanyanın yalnızca sosyal medyada yankı bulan bir tepkiyle sınırlı kalmadığı, harcamalarda ve para transferlerinde ölçülebilir düzeyde bir azalma yarattığı ifade edildi. Böylelikle, kitlesel dijital eylemlerin ekonomik karar alma süreçlerinde etkili olabileceği yönünde önemli bir veri sunulmuş oldu.

Paylaşın

Uyuşturucu Kullanım Yaşı 10’a Kadar Düştü

Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, eğitim sisteminden kopan çocukların madde bağımlılığı, suç ve istismara açık hale geldiğini belirterek, “Uyuşturucuya kaptırıyoruz çocuklarımızı. 10 yaşında uyuşturucu kullanan çocuklar var” dedi.

Hacer Foggo, Halk TV’de katıldığı canlı yayında Türkiye’de çocuk yoksulluğunun geldiği endişe verici boyutları gözler önüne serdi. TÜİK verilerine göre 3.5 milyon çocuğun çalıştırıldığının altını çizen Foggo, devletin bu çocukları izleyen herhangi bir sisteminin bulunmadığını belirtti.

Foggo, okula gitmeyen çocukların iş gücüne de katılamadığını vurgulayarak, “Bu çocuklar ne okulda ne de istihdamda yer alıyor. Mezun da değiller. Yani gerçekten sorulması gereken soru şu: Bu çocuklar nerede?” dedi.

Geçtiğimiz hafta görüştüğü bir çocuğun yaşadığı yoksulluğu anlatan Foggo, “Ayakkabısı olmadığını fark ettim. ‘Nasıl dolaşıyorsun?’ diye sordum. ‘Ablamın kadın terliğiyle’ dedi. Bu çocuk okula gitmiyor. Gitmemesinin en temel nedenlerinden biri bu” şeklinde konuştu.

Foggo, çocuk işçiliği oranındaki artışı yıllara göre şöyle sıraladı:

2020’de yüzde 16,2
2021’de yüzde 16,4
2022’de yüzde 18,7
2023’te yüzde 22,1
2024 itibarıyla yüzde 24,9

Bu artışın devletin önlem almamasından kaynaklandığını söyleyen Foggo, “Eğer çocuk işçiliğine karşı bir irade ortaya konmuyorsa, her yıl 2 puan daha artar” dedi.

Eğitim sisteminden kopan çocukların madde bağımlılığı, suç ve istismara açık hale geldiğini vurgulayan Foggo, “Uyuşturucuya kaptırıyoruz çocuklarımızı. 10 yaşında uyuşturucu kullanan çocuklar var. AMATEM sayısı çok az. Bu bir halk sağlığı sorunu” ifadelerini kullandı.

Foggo, geçtiğimiz hafta Balıkesir Edremit’te uyuşturucu nedeniyle hayatını kaybeden 16 yaşındaki bir gencin ilkokul ikinci sınıfta okulu terk ettiğini belirtti.

“Bu çocuklar yoksulluğu miras alıyor”

Foggo, yoksulluğun çocukların üzerinde yarattığı yükü şu sözlerle anlattı: “Bu çocuklar evde kendini yük olarak hissediyor. Kimi sanayide, kimi başka alanlarda çalışıyor. Kırtasiye alınamıyor, eşofman yok diye beden eğitimi dersine giremiyorlar. Sürekli ev değiştiren, borç içinde yaşayan ailelerin çocukları bunlar. Sürekli yoksulluk oranı %13,8’e yükseldi. Bu kalıcı yoksulluğun arttığı anlamına geliyor.”

Foggo, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gerçek sorunlara odaklanmak yerine “Cadılar Bayramı mı Ramazan mı?” gibi suni tartışmalara saplandığını belirterek, “612 binden fazla çocuk bir öğretim yılı boyunca okula gitmemiş. Bu çocukların nerede olduğunu izleyen bir sistem yok. Bakanlık asıl bu soruya yanıt vermeli: Bu çocuklar nerede ve nasıl geri kazandırılacak?” dedi.

Paylaşın

DEM Parti Heyeti’nden Abdullah Öcalan’la Görüşme Sonrası İlk Açıklama

Pervin Buldan, DEM Parti Heyeti’nin İmralı Cezaevi’nde hükümlü bulunan Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Öcalan’la verimli bir görüşme yaptık” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Van Milletvekili Pervin Buldan ile Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol, İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan ile görüştü. Pervin Buldan, görüşmenin ardından DEM Parti Meclis Başkanvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in tedavi gördüğü hastane önünde basın açıklaması yaptı.

Buldan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün sabah saatlerinde İmralı adasınsa Sayın Öcalan ile görüşmek üzere yola çıktık. Sayın Öcalan’ın avukatı Özgür Erol beyle birlikte yaklaşık 2 buçuk saatlik görüşmenin ardından geri döndük. Görüşmenin oldukça verimli geçtiğini özellikle ifade etmek isterim. Yaptığımız görüşmede elbette ki ilk konu sevgili Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu oldu.

Kendisi de konuyu yakından takip ettiğini, Sırrı bey ile ilgili tüm haberleri izlediğini, dinlediğini ve en kısa zamanda sağlığına kavuşmasını umut ettiğini belirtmek isterim. Süreç ile ilgili umudunu koruduğunu ve çalışmalarını sürdürdüğünün altını da önemle çizdi. Sevgili Sırrı Süreyya Önder’e hitaben bir mesaj verdi bize. Ben de bu mesajını sizlerin aracılığıyla kamuoyuna paylaşmak istiyorum.”

“Büyük barış çabasını topluma yansıtan…”

Buldan, Öcalan’ın Önder’e geçmiş olsun dileklerini ilettiğini ve süreci yakından takip ettiğini belirterek, görüşme sırasında Öcalan’ın Önder’e yönelik bir mesaj paylaştığını aktardı.

Pervin Buldan’ın okuduğu, Abdullah Öcalan’ın Sırrı Süreyya Önder’e gönderdiği mesaj şu şekilde: “Sırrı Süreyya Önder’e yaşadığı rahatsızlık nedeniyle şifa diliyorum; ailesine ve tüm dostlarına, sevenlerine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Sırrı Süreyya Önder ile 12 yıllık mesaimiz var. Onun taşıdığı büyük önem şudur: Adıyamanlı ve Türkmen kökenli ideal biri olarak Baba İshak geleneğini temsil ediyor. Büyük barış çabasını topluma yansıtan, toplumsal ön yargıları şahsında kırabilen biridir. Bunu da yaptı. Ön yargıları toplumda kırdı, Meclis’te kırdı, sokakta kırdı.

Onun şahsında hayata geçen, Anadolu genleri ve kültürü dediğimiz şeydir. Barış dediğimiz şey de Anadolu genlerini, Türkmen geleneğini yaşanılır kılmaktır. Önder böyle biridir ve gerçek Türkmenlik özü budur: En iyi barış kimliği, en iyi barış kültürü. ‘Israrla düşmanlaştıralım, bu biçimde siyaset yapalım’ anlayışının tam zıddıdır.

Önder’in olumsuzluklarla baş etme, onları yönetebilme kültürü önemlidir; ortaya çıkan olumsuzlukları derinleşmeden olumluya dönüştürebiliyor. Herkesin Önder’in kaldığı hastaneye gittiğini, onun anısına bağlılığını beyan ettiğini görüyorum. Bağlılığın gereği, onun barış çabasını pratikleştirmekten geçer. Bir kez daha kendisine, ailesine, sevenlerine, tüm topluma geçmiş olsun dileklerimi sunuyor; bir an evvel iyileşerek en coşkulu, en güçlü haliyle aramızda olmasını diliyorum.”

Paylaşın

“100 Bin Kişiye Kısmi Af Yolda” İddiası

Uzun süredir tartışılan 10. Yargı Paketi ile ilk etapta 55 bin, zamanla 100 bine yakın mahkumun tahliyesi bekleniyor. Şu anda cezaevlerinde kalanların sayısının 420 bin olduğu ifade ediliyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla yeniden gündeme gelen “genel af” beklentileri, 10. Yargı Paketi’yle birlikte somutlaşıyor. Paketle ilk etapta 55 bin, zamanla 100 bine yakın mahkumun tahliyesi bekleniyor.

Nefes Gazetesi yazarı Nuray Babacan, uzun süredir tartışılan 10. Yargı Paketinin artık Meclis’e geleceğini ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunumunun yapıldığını yazdı. Babacan, pakete af niteliği taşıyan bazı maddelerin eklenmesi için de izin alındığını belirtiyor.

Babacan’ın “Bal gibi de af” başlığıyla kaleme aldığı yazısına göre, 55 maddeden oluşan bu pakette dikkat çeken düzenleme, pandemi affının genişletilmesi. Bu kapsamda, en az 55 bin kişinin ilk aşamada tahliyesi öngörülüyor. Bu sayının ilerleyen dönemde 100 bine ulaşması bekleniyor.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un da daha önce açıklamalarına düzeltme yaptığı bu madde, hem kamuoyunda hem de hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandıracak gibi görünüyor.

Yazıya göre, yeni düzenlemede önemli bir detay da mükerrer suç işleyerek yeniden cezaevine girenlerin de kapsama alınması. Daha önce dışarıda bırakılan bu grup için yüzde 25 oranında ceza indirimi uygulanacak. Bu durumdan yaklaşık 15 bin mahkumun yararlanması bekleniyor.

Siyasi suçlular da yararlanabilir

Pakette çözüm süreci ya da benzeri siyasi konulara ilişkin özel bir düzenleme bulunmamakla birlikte, kapsamın tüm suç türlerini içerdiği vurgulanıyor. Bu nedenle siyasi suçlardan hüküm giyenlerin de bu affa dahil edilmesi bekleniyor. Ancak tek şart, suçun 31 Temmuz 2023’ten önce işlenmiş olması.

Haberde şu ifade yer alıyor: Zaman içinde bunun 100 bine çıkacağı iddia ediliyor. Şöyle ki; 31 Temmuz 2023 tarihinden önceki suçları kapsadığı için, süren davalar, henüz açılmamış davalar dahil gerçek sayı bilinmiyor. Dolayısıyla sayının artmasının kesin olduğu belirtiliyor.

Babacan’ın yazısında dikkat çektiği bir diğer nokta ise, Türkiye’deki cezaevlerinin mevcut durumu. Şu anda cezaevlerinde kalanların sayısının 420 bini aştığı, kapasitenin çoktan dolduğu ifade ediliyor. Özellikle yatarı olmayan suçlardan dolayı gençlerin ve öğrencilerin cezaevine gönderilmesi, büyük bir sosyal ve yapısal sorun olarak öne çıkıyor.

Haberde, 10. Yargı Paketi’nin yalnızca cezaevlerindeki yükü hafifletmeyi amaçladığı, halkın dile getirdiği “hak, hukuk, adalet ve adil yargı” taleplerine yanıt vermeyeceği değerlendirmesine de yer veriliyor. Babacan, bu düzenlemenin günlük sorunları aşmak için palyatif bir tedbir olduğunu ve toplumsal adalet duygusunun zedelendiğini ifade ediyor.

Paylaşın

Erdoğan’ı Başarılı Bulanların Oranı Yüzde 37,5

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin son anketine göre; Erdoğan’ı başarılı bulanların oranı yüzde 37,5, başarısız bulanların oranı yüzde 43,2, ne başarılı ne başarısız bulanların oranı ise yüzde 18,1 oldu.

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin son anketi de iktidarın içine girdiği çıkmazı gözler önüne serdi. 09 – 12 Nisan tarihleri arasında 26 ilde 2 bin 400 kişiyle yapılan araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 52,4’ü ülkenin kötü yönetildiğini düşünüyor. İyi yönetildiğini düşünenlerin oranı ise yalnızca yüzde 25’te kaldı.

BirGün’ün aktardığına göre araştırmada öne çıkan veriler şöyle:

En önemli sorun ekonomi: Hemen her araştırmada olduğu gibi Yöneylem’in verileri de ülkede en önemli sorunun açık ara farkla ekonomik kriz olduğunu ortaya koydu. Yüzde 44,4’lük bir kesim bu soruya ekonomik kriz yanıtını verirken, “geçim sıkıntısı” diyenlerin oranı yüzde 18 olarak gerçekleşti. Önceki araştırmalardan farklı olarak bu kez “adaletsizlik” yanıtını verenlerin oranı yüzde 25’e yükseldi.

Erdoğan başarısız: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başarı Düzeyi Genel olarak düşündüğünüzde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı başarılı mı, yoksa başarısız mı buluyorsunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 43,2’si başarısız yanıtını verirken yüzde 37,5’i başarılı yanıtını verdi. Yüzde 18,1 ise ne başarılı ne başarısız dedi.

İmamoğlu önde: “Önümüzdeki Pazar Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turu yapılacak olsa Recep Tayyip Erdoğan’a mı Ekrem İmamoğlu’na mı oy verirsiniz?” şeklindeki soruya katılımcıların yüzde 48’i İmamoğlu yanıtını verirken yüzde 39’u Erdoğan yanıtını verdi.

Erken seçim talebi: “Türkiye’nin erken seçime gitmesini ister misiniz?” sorusuna verilen yanıtlara göre katılımcıların yüzde 53,4’ü erken seçim istediğini belirtti. İstemeyenler yüzde 42’de kaldı. Erken seçim isteyenlerin geçen yıl haziranda yüzde 43, Ocak 2025’te 45 olurken nisan ayında 53,4’e yükseldi.

Diploma kararı: “Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesi doğru bir karar mıdır?” sorusuna yüzde 58 yanlış cevabını verirken yüzde 27 ise doğru bulduğunu söyledi.

Tutuklanması yanlış: “Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise yüzde 57,7 yanlış yanıtını verdi. Bu soruya da doğru yanıtını verenlerin oranı yüzde 28’de kaldı.

Protestolar: “İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolara katılan pek çok kişi tutuklandı. Bu tutuklamaları haklı buluyor musunuz?” şeklinde soru yöneltildi. Haksız buluyorum diyenler yüzde 62 olurken haklı bulduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 28’de kaldı. Bu oran özellikle sokağı kriminalize etmeye çalışan iktidar için kötü bir haber.

Boykot haklı: “Boykot, vatandaşların tepkisini göstermesi açısından doğru ve meşru bir yöntem midir?” sorusuna katılımcıların yüzde 56’sı doğru ve meşrudur derken yüzde 38’i haksızdır yanıtını verdi. Boykot çağrılarını ülke ekonomisine darbe vurmak istiyorlar diyen iktidarın çabaları yetersiz kaldı.

CHP birinci parti: 31 Mart’ta kurulduğundan bu yana ilk kez ikinci parti konumuna gerileyen AKP’de erimenin hızla devam ettiği ortaya çıktı. Araştırmada “Bu Pazar Milletvekilliği Seçimi Olsa” sorusu da yöneltildi. Kararsızlar dağıtıktan sonra CHP yüzde 36,1 ile birinci parti oldu. AKP, yüzde 32 ile ikinci parti, DEM Parti yüzde 8,7 ile üçüncü, MHP yüzde 7,9 ile dördüncü parti oldu.

Türkiye’nin sorunlarını hangi parti çözer sorusuna ise “AKP”, “CHP” ve “hiçbiri” yanıtını verenlerin oranı yüzde 28 oldu.

 

Paylaşın

AYM’nin Can Atalay Kararı Meclis’te Okundu; Tutanaklara Geçti

AYM’nin Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin verdiği “yok hükmünde” kararı, TBMM’de okundu. Meclis’in sitesinde yer alan tutanakta, kararın okunduğu bölüm sansürlendi.

Haber Merkezi / TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, kararın açıklandığı TBMM diyaloglarının sisteme yeniden yüklendiğini açıkladı. Kadıgil, “Can Atalay’la ilgili AYM Kararının okunduğu fasıl 6 saatin ardından nihayet tekrar sisteme yüklendi. Teşekkürler. Zahmet verdik” dedi.

14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinde TİP Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay’ın vekilliği, 30 Ocak 2024’te Meclis’te Yargıtay kararı okunarak düşürülmüştü.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Türkiye İşçi Partili (TİP) Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin verdiği “yok hükmünde” kararı, TBMM Genel Kurulu’nda okundu.  Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca, Anayasa’nın 153. maddesini hatırlattı ve AYM kararlarının herkes için bağlayıcı olduğunu vurguladı:

“Hatay halkının iradesiyle seçilen Can Atalay Anayasamızın 6. maddesinde düzenlenmiş olan ve kayıtsız şartsız egemenlik hakkını burada temsil etmek üzere seçtiği milletvekili arkadaşımızı seçildiği günden bu yana aldığı görevi ifa edemediği ve bunun anayasaya uygun olmadığı defalarca dile getirildi.

Anayasamızın 153’üncü maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları başta yasama organı olmak üzere tüm kurum ve kuruluşları bağlayıcı olduğu aşikar olması ve amir hüküm olması hasebiyle bugün Anayasa Mahkemesi kararının Milli Egemenlik Haftasına girdiğimiz bu süreçte hüküm kısmını bir kez daha hatırlatmak bakımından okunmasına karar verdim ve bu hüküm kısmını Sayın Katip üye arkadaşıma okutuyorum.”

TBMM tutanağında ise Biçer Karaca’nın konuşmasının giriş kısmı verilirken; kararın okutulduğu kısma yer verilmedi.

CHP Grup Başkanvekil Murat Emir, sansüre sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Murat Emir, “TBMM Başkanvekilimiz Gülizar Biçer Karaca Anayasa ve İçtüzüğe uygun davranarak AYM kararını okutmuştur. Anayasa ve İçtüzük tanımayan AKP bu kez de tutanakları değiştirmeye ve AYM kararının okunduğu bölümü tutanaklardan çıkartmaya çalışıyor. Başta TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş olmak üzere tüm yetkilileri uyarıyoruz. Tutanaklar Meclisimizin namusudur. Beğenmediğiniz bölümlerini sonradan çıkartabileceğiniz sıradan metinler değildir. Yeni bir hukuksuzluk daha yaratmayın. İzin vermeyiz” ifadelerini kullandı.

TİP Milletvekili Sera Kadıgil de sosyal medya hesabından tutanağın sansüre uğramadan önceki ve sonraki hallerinin fotoğraflarını paylaşıp “Can Atalay’la ilgili AYM hükmünün okunduğu fasıl son tutanakta an itibariyle görünmüyor. Genel Kurul açıkken Meclis Başkan Vekili’nin talimatıyla Divan Üyesi tarafından söylenen sözlerin tutanaktan çıkartılması kararını Genel Kurul kapalıyken kim, nasıl veriyor diye sormak için tutanak hizmetleriyle görüştüm. Tartışmalı bir an olduğunu, beyanlarda hata olmasın diye ilgi faslın kontrolde olduğunu kısa süre içerisinde yükleneceğini ifade ettiler. Bekliyoruz” açıklaması yaptı.

TİP’ten yapılan açıklamada, Atalay hakkındaki AYM kararını bugün Genel Kurul’da okutmasına ilişkin, “Sayın Karaca’ya bu Anayasal gerekliliği yerine getirdiği için teşekkür ederiz. Halkın iradesi tanınmalı, AYM kararları uygulanmalı, Can Atalay’a vekilliği iade edilmeli ve vekilimiz derhal serbest bırakılmalıdır” ifadeleri kullanıldı.

TİP’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi: “TBMM Başkanvekili Sayın Gülizar Biçer Karaca, Hatay’ın seçilmiş milletvekili Can Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını bugün Genel Kurul’da okutmuştur. Sayın Karaca’ya bu Anayasal gerekliliği yerine getirdiği için teşekkür ederiz. Halkın iradesini alenen gasp edenlerin de çok iyi bildiği ve bugün yüzlerine bir kez daha vurulduğu üzere Can Atalay’ın cezaevinde geçirdiği her dakika hukuka aykırıdır. Halkın iradesi tanınmalı, AYM kararları uygulanmalı, Can Atalay’a vekilliği iade edilmeli ve vekilimiz derhal serbest bırakılmalıdır.”

AK Parti’den tepki

Konuya ilişkin açıklama yapan AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Karaca’nın AYM’nin iade kararını TBMM’de okutmasına tepki gösterdi. AK Partili Usta, CHP’li Karaca’nın “görevini kötüye kullandığını, korsan eylem yaptığını ve tarafsızlığını yitirdiğini” savunarak “Artık hiçbir oturumda görev almaması, Meclis Başkanvekilliği görevinin sonlandırılmasını talep ediyoruz” dedi.

Usta, şunları söyledi: “Başkanvekilleri, birleşimleri TBMM Başkanı adına vekaleten yönetirler, hangi oturumların yönetileceğine başkan karar verilir. Meclis Başkanı tarafından gündeme alınmayan herhangi bir husus Genel Kurul’a sunulamaz. Başkanvekillerinin takdir yetkisi bulunmaz. Sayın Karaca, Başkan adına görev yaptığını biliyor. Başkan’ın onayı olmadan gündeme ekleme yapamayacağını biliyor. İç tüzüğü ihlal etmiştir. Meclis Başkanvekilliği görevini kötüye kullanmış ve korsan bir eylem yapmıştır.

Görünen o ki, CHP hazırlıklı gelmiştir. Divan katip üyemizin kalkmasının ardından, kendisinin uyarılmasına rağmen ara vermemiştir. Yasama uzmanlarının kendisini ikaz etmesine rağmen, ‘ara vermeniz gerekir’ denilmesine rağmen ara vermemiştir. Tamamıyla iradesiz, iç tüzüğe aykırı bir eylem içine girmişlerdir, millet iradesine aykırıdır. Biz Önder’e geçmiş olsun dileklerimizi bildirmek için bir aradaydık. Böyle bir günde böyle korsan bir eylemi yapacak kadar aciz duruma düşmelerini milletin takdirine bırakıyoruz. Artık Meclis Başkanvekili olarak görev yapması, oturum yönetmesi mümkün değildir.

Bu konudan diğer siyasi partilerin haberi yoktu. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit ile konuştum, onların da haberi olmadığını, üzüldüklerini, böyle bir günde böyle bir davranışın sergilenmesinden üzgün olduklarını bildirdiler. Bilerek ve kasten iç tüzük ihlalidir… Meclis Başkanı’nın kendisine verdiği yetkiyi kötüye kullanmıştır. Taraflı olarak başkanlık yapmaya devam etmiştir. İç tüzüğe aykırıdır; hiçbir oturumda görev almaması, Meclis Başkanvekilliği görevinin sonlandırılmasını talep ediyoruz.”

14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinde TİP Hatay Milletvekili seçilen Atalay’ın vekilliği, 30 Ocak 2024’te Meclis’te Yargıtay kararı okunarak düşürülmüştü. Atalay’ın avukatları, TBMM’de yapılan bu işlem üzerine AYM’ye başvurmuştu. AYM 22 Şubat 2024’te kararın “yok hükmü”nde olduğuna karar vermişrti.

1 Ağustos 2024 gerekçeli kararını da açıklayan AYM, “Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararı okunarak Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğu”nu belirtmişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan Muhalefete “Mandacılık” Suçlaması

Kabine toplantısının ardından konuşan Erdoğan, “Muhalefet yolsuzluk soruşturmalarının üstünü örtmek için Batı’ya ve Batılı medya kuruluşlarına yalvarırken biz Türkiye’nin itibarını küresel ölçekte artırmaya çalışıyoruz” dedi ve ekledi:

“Mandacılık hastalığından kurtulamayan ana muhalefetin bizim bu duruşumuzu, Türkiye’yi nereden nereye getirdiğimizi anlaması zaten mümkün değil. Onlar bırakın dünyayı okumayı burunların dibini bile görmekten acizler. Ülkemizde nasıl bir değişim yaşandığı kavrayışa sahip değiller. Batı karşısında mahçup ve mağlup kendi devletine karşı mağrur ve müfsid bir karakterle adeta zihnen mefluç olmuş durumdalar.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine toplantısı sona erdi. Yaklaşık 3,5 saat süren toplantının ardından Erdoğan, gündeme dair konuştu.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: “Kabine olarak içeride ve dışarıda yoğun bir gündemle ülkemize hizmet mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Eğilmeden, bükülmeden, zorbalıklar karşısında asla geri adım atmadan milletimizin hakkını ve hukukunu en güçlü bir şekilde savunuyoruz. 11-13 Nisan tarihlerinde düzenlenen 4. Antalya Diplomasi Forumu, Türk dış politikasının gücünü görmemiz açısından yeni bir fırsat teşkil etti. Foruma 21’i devlet ve hükümet başkanı olmak üzere toplam 155 ülkeden 6 bini aşkın katılımcı iştirak etti. Forum süresince gerçekleştirilen 50 oturumda eğitim, iklim krizi, çok kutupluluğa pekçok konu yetkin isimler tarafından ele alındı.

Ülkemizin zulüm karşısında vicdanlı duruşunun sergilenmesi konusu fevkalade önemliydi. Türkiye’nin Suriye ve Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelere dair net tavrını ortaya koyduk. Filistin halkının yanında olduğumuzu tüm dünyaya ilan ettik. Suriye’deki çıkarlarımızı koruma noktasında tereddüt göstermeyeceğimizi tekrar teyit ettik. Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce son bulması için elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğimizi vurguladık. Dünyanın 155 ülkesinden 6 binin üzerinde katılımcının iştirak ettiği bir uluslararası etkinliği daha hamdolsun başarıyla icra ettik.

Aylar süren titiz hazırlık ve emek neticesinde bizlere bu gururu yaşatan Dışişleri Bakanlığımızı ve foruma destek veren tüm kuruluşlarımızı tebrik ediyorum. Türkiye olarak adaleti, barışı, diplomasiyi öncelemeye devam edeceğiz. 10 Nisan tarihinde Endonezya Cumhurbaşkanı ve heyetini ülkemizde misafir ettik. 4 asrı aşan kardeşlik bağlarımızın olduğu Endonezya ile ilişkilerimizin geniş bir yelpazede yakaladığı ivmeden gurur duyuyoruz. Savunma sanayi, müteahhitlik, sağlık, gıda sektörüne kadar kuracağımız yeni ortaklıklarla inşallah bu hedefe ulaşacağız.

Ortadoğu’daki her gelişme, kriz, sorun doğrudan doğruya bizi, ülkemizi, milletimizi, ekonomimizi, güvenliğimizi ilgilendirmektedir. Girişimci, proaktif ve cesur anlayışla hadiseleri okumak, politikalarımızı güncellemek mecburiyetindeyiz. Bu mücadelede güçlü kurumlara sahibiz. Hariciye teşkilatımız bugün 260’ı aşkın temsilciliğiyle dünyanın en geniş 5 diplomatik ağı arasında yer alıyor.

TİKA, AFAD, Kızılay, THY, Yurtdışı Türkler Başkanlığı, Türkiye Maarif Vakfımız birbirinden önemli projelere imza atıyor. Askeri mevcudiyetimiz genişlerken savunma sanayi ürünlerimiz birçok ülke tarafından kullanılır hale geldi. Türkiye’nin sert güç ve yumuşak güç unsurları daha önce hiç olmadığı kadar dış politikamızda etkin rol oynuyor. Cumhurbaşkanlığı sisteminin avantajları kullanarak bölgedeki değişimin olumlu yönde seyretmesi için yoğun gayret gösteriyoruz.

Muhalefet yolsuzluk soruşturmalarının üstünü örtmek için Batı’ya ve Batılı medya kuruluşlarına yalvarırken biz Türkiye’nin itibarını küresel ölçekte artırmaya çalışıyoruz. Mandacılık hastalığından kurtulamayan ana muhalefetin bizim bu duruşumuzu, Türkiye’yi nereden nereye getirdiğimizi anlaması zaten mümkün değil. Onlar bırakın dünyayı okumayı burunların dibini bile görmekten acizler. Ülkemizde nasıl bir değişim yaşandığı kavrayışa sahip değiller. Batı karşısında mahçup ve mağlup kendi devletine karşı mağrur ve müfsid bir karakterle adeta zihnen mefluç olmuş durumdalar.

Türkiye çok kutuplu dünyada bir kutup başı olarak ağırlığını daha fazla hissettirmektedir. Yeniden şekillenen küresel sistemde Türkiye inşallah hak ettiği yeri bu sefer mutlaka alacaktır. Türkiye her halükârda sulhu sükunun tarafındadır. Her komşusunun, her dostunun, her kardeşinin kendisinden emin olduğu bir ülkedir. Aynı zamanda Türkiye sınırları zorlanacak, dostluğu ya da düşmanlığı test edilecek bir ülke de değildir. İstiklal ve istikbalimiz uğrunda gerekirse baş veririz ama asla zalime baş eğmeyiz.

Kışkırtmalar karşısındaki serinkanlı tavrımız asla zaafiyet olarak algılanmamalıdır. Suriye konusunda Türkiye’nin sabrını sınamak yerine örgüt gibi değil devlet gibi hareket etmelidir. Suriye’nin kalıcı huzura ve istikrara kavuşmasına kim engel olursa açık söylüyorum karşısında Suriye hükümeti ile birlikte bizi de bulacaktır. Terör koridoru ile Suriye’nin parçalanmasına nasıl müsaade etmediysek bu ülkenin bölünmesine asla izin vermeyiz. Suriye’de 8 Aralık öncesine geri dönüş gibi bir ihtimal ortadan kalkmıştır. 8 Aralık devrimiyle bu ülkede artık yeni dönem başlamıştır. Suriye huzura ve istikrara kavuştukça bunun kazananı bölgedeki tüm halklar olacaktır. Türkiye bu sürecin başarıya ulaşması için elinden geleni yapacaktır. Gazze’deki kardeşlerimizin kendi yurtlarında özgürce yaşamaları için her desteği vereceğiz.

“İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine giderek daha fazla maruz kalıyoruz”

İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine giderek daha fazla maruz kalıyoruz. ‘Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde, son balık öldüğünde o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız’. Evet insanlık olarak bizden öncekilerden devraldığımız, çocuklarımızın bize emaneti olan tabiat, hava, su, toprağı hoyratça kullanmanın faturasına daha çok muhatap olduğumuz dönemin içindeyiz. Bazen kuraklık bazen sel, dolu ve zirai don gibi meteorolojik olaylarla iklim değişikliği kendini belli ediyor.

Tarımsal üretim iklim değişikliğinden en çok etkilenen alanların başında geliyor. Hava sıcaklığındaki ani düşüşler sebebiyle ülkemizin belli bölgelerinde don, kar yağışı, dolu olaylarıyla karşı karşıya kaldık Kimi yerlerde termometreler eksi 17 dereceyi gösterdi. Bu vesile ile bir kez daha tüm üreticilerimize, çiftçilerimize geçmiş olsun diyorum Tarım ve Orman Bakanlığımız ilk günden beri süreci yakından takip etti. Her felaketi fırsata dönüştürmek isteyen habis zihniyet burada da boş durmadı. Hasar tespit çalışmaları tamamlanmadan millete korku salmada her türlü manipülasyona başvurdular. Yurt dışına bağlı olacağımıza kadar her türlü tezviratı ortalığa boca ettiler. Tarım Bakanlığımız karşı karşıya olduğumuz ilk tabloyu ortaya koydu. Başta hububat, baklagiller, yağlı tohumlar olmak üzere stratejik öneme sahip tarım ürünlerinde yurt içinde gıda arzını olumsuz bir risk yok elhamdülillah yok.

Sıcaklıklardan dolayı bazı meyve çeşitlerinde sıkıntı sözkonusu. Kayısı, üzüm, elma, şeftali, nektarin gibi meyve gruplarında farklı derecelerde hasar meydana geldiğine işaret ediyor. Hasar tespit çalışmalarından sonra durum daha net ortaya çıkacaktır. Tarım ve Orman Bakanlığımız gerekli adımları atmaktadır. Bu olay bizlere Tarsim’in önemini tekrar hatırlatmıştır. Don, sel, kuraklıktan etkilenmemek için prim bedelinin yüzde 70’i kadarının devletimizce ödendiği yaptırılması, çiftçi kayıt sistemine kayıt olması büyük önem taşıyor.

2006’dan bugüne üreticilerimize 33,5 milyar lira hasar tazminatı ödedik. Bugünkü kabine toplantımızda üreticilerimizin zararını tazmin konusunda neler yapabiliriz, bunu enine boyuna değerlendirdik. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı ve zirai don sigortası olmayan üreticilerimizin yaptıkları harcamaların hasar oranında karşılanması için Tarım Bakanlığımız çalışmalar başladı. Hükümetimizin tüm imkanlarıyla tüm kapasitesiyle bu zor günlerinde çiftçilerimizin, üreticilerimizin yanında olduğunun bilinmesini istiyorum. Bu konuyu yakından takip edeceğiz.

Tek bir canımızı daha trafik kazasında kaybetmeyelim diye 28 Mart-6 Nisan tarihleri arasında trafik güvenliğimizi en üst seviyede tuttuk. Trafik kazaları ve can kayıplarının önüne geçmek için bayramlarını görev başında geçiren kardeşlerimin her birine teşekkür ediyoruz. Denetim sayımızı artırdık. Bu yıl ölümlü ve yaralanmalı kazalarda yüzde 4,6 oranında düşüş oldu. Yine de 74 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine maalesef engel olamadık. Vefat eden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılarımıza acil şifalar niyaz ediyorum. Hepimizi acıya boğan bu kazaların en büyük nedeni aşırı hızdır. 6 bin 268 kazanın yüzde 41’i hız ihlalinden kaynaklandı. 74 canımızın 44’ünü aşırı hızdan kaybettik. Bayram boyunca otoyol ve köprülerimizden toplam 25 milyon 715 bin araç geçiş yaptı. 731 bin otobüs seferi gerçekleştirildi, 9 milyon 110 bin yolcu taşındı.

Artık yollarda milyonlarla ifade edilen araç sayılarından 100 milyonlara yaklaşan yolcu rakamlarından bahsediyoruz. Yolcu sayılarındaki bu artışlar doğu, batı, kuzey, güney demeden ülkemizi baştan başa yüksek standartlı yol ağıyla donatmamızla doğrudan bağlantılıdır. Sadece 6 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlı iken bu sayı 77’ye yükseldi. Bölünmüş yollarımız ülkemizin yol ağının yüzde 43’ünü oluştururken trafiğin yüzde 83’üne hizmet veriyor. Bu yollarla trafik güvenliği, seyahat hızı ve konforunu artırdığımız gibi trafik kazalarındaki ölüm oranlarında düşüş sağladık. Taşıt hareketliliği yüzde 195 oranında artarken trafik kazalarında kaza yerinde can kaybı geriledi. Kafa kafaya çarpışmalardan kaynaklı trafik kazaları ve ölümlerin büyük oranda önüne geçtik.

“Trafik kazalarını daha aşağı çekmek için…”

Son 10 yılda yol ağımızda toplam 6 bin 100 km. banket sarsma bandı uygulaması gerçekleştirdik. Yoldan çıkma türü kazalar yüzde 40 oranında azaldı. 2024 yılı sonu itibariyle devlet ve il yolları genelinde toplam 33 bin km. otokorkuluk bulunuyor. Farklı tedbir ve yatırımlarla yol güvenliğimizi artırıyoruz. Trafik kazalarını daha aşağı çekmek için sürücü ihlallerin mutlaka önüne geçmemiz gerekiyor. Kanunsuz çakar kullanımı cezaların artması, illegal çakar kullanım oranı yüzde 80 oranında düştü. Bunu sıfırlayana kadar denetimlerimizi sürdüreceğiz. İçişleri Bakanlığımız bir çalışma yürütüyor. Milletimizden gelen şikayetlere kulak verilerek bu çalışmayı ilgili tüm taraflarla istişare ettikten sonra kamuoyumuzun ve Meclisimizin takdirine sunacağız. Trafik magandaları başta olmak üzere halkımızın güvenliğini tehdit edenlere caydırıcılıkları uygulayacağız.

Trafik kazalarından kaynaklanan can kayıplarını daha da azaltmaya kararlıyız. 12 Nisan Cumartesi günü Antalya Havalimanı binalarının açılışını yaptık. Antalyamızı yıllık 82 milyon yolcu kapasitesine sahip yeni tesislere kavuşturmuş olduk. Bizim işimiz hizmet ve eser üretmek. Biz milletimize efendi olmaya değil hizmetkâr olmaya geldik. İllerimizi ve insanlarımızı oy tercihine göre ayıranlardan olmadık. Biz şehirlerimizi kalkındırmanın derdindeyiz. Ufkumuzda büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etmek var. 23 yıldır muhalefetin engelleme girişimlerine rağmen daima bunun için ter döktük, emek verdik. İnşallah bundan sonra da 85 milyon için aşkla çalışmaya devam edeceğiz.

10 bini Milli Eğitim Akademesine olmak üzere toplam 25 bin yeni öğretmen ataması sürecini başlattığımızın müjdesini bugün gençlerimizle paylaşmak istiyorum. Milli Eğitim Bakanlığımız kapsamlı bilgilendirmeyi önümüzdeki dönemlerde yapacak.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Tutukluluğuna İtiraz Reddedildi

Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna yapılan itiraz mahkeme tarafından reddedildi. İmamoğlu’nun tutukluluğuna itiraz dilekçesinde ”Soruşturma, baştan sona hukuken yasak usullerle yürütüldü” ifadeleri kullanılmıştı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında mali suçlamalarla tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile İBB Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun’un tutukluluğa ilişkin yapılan itirazlar reddedildi.

BirGün’de yer alan habere göre; Ekrem İmamoğlu’nun avukatlarının yaptığı bu itirazın ardından dava Asliye Ceza Mahkemesi’ne götürülecek. Üst mahkemenin kararına göre İmamoğlu ve Ongun hakkında tahliye ya da tutukluluk hallerinin devamı kararı verilecek.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatları Fikret İlkiz, Hasan Fehmi Demir, Tora Pekin ve Mehmet Pehlivan, tutukluğa itiraz dilekçesini 7 Nisan’da İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği’ne sunmuştu. Dilekçede, ”İmamoğlu’nun tutukluluğunun kaldırılması ile tahliyesine, hukuksuz tutuklamanın devamında ısrar edilmesi halinde dosyanın itirazen incelenmek üzere yetkili ve görevli Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi” istenmişti.

İtiraz dilekçesinde, ceza soruşturmasının en temel zorunluluklardan birinin, yer, tarih ve zaman dilimi ile belirlenmiş, fiille suç oluşturan sonuç arasındaki nedenselliğin ve bu sonuca sebebiyet veren failin somut olgulara dayalı, apaçık bir şekilde ortaya konulması gerekliliği olduğu vurgulanmıştı.

Dilekçede, bu zorunluluktan hareketle mevcut soruşturmada örneğin, ”rüşvet isnadına ilişkin olarak, kimin hangi tarihte, ne amaçla, kime, kaç lira vermiş olduğuna, ihaleye fesat karıştırmak isnadına ilişkin olarak, ihalenin tarihi, konusu, hangi eylemle nasıl fesat yaratıldığı, kişisel verilerin ele geçirilmesinin nasıl, hangi tarihte, ne amaçla, kim tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin somut olgulara dayalı tespitlere yer verilmediği” aktarılmıştı.

Paylaşın

Türkiye’nin Sorunlarını Hangi Parti Çözer? CHP Yüzde 17, AK Parti Yüzde 2.4

ASAL Araştırma’nın anketine katılanların, yüzde 39.5’u Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasi partinin çözemeyeceği görüşünde. AK Parti çözer diyenlerin oranı yüzde 2.4, CHP çözer diyenlerin oranı ise yüzde 17 oldu.

ASAL Araştırma, 21-28 Mart 2025 tarihleri arasında NUTS-2 bölgeleme sistemine göre toplam 26 ilde yaşayan kişilerle CATI (bilgisayar destekli telefon) anket yöntemi ile gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaştı.

Araştırmaya 2 bin kişi katıldı. Yüzde 95 güven düzeyinde, hata payı yüzde 2,5 olarak hesaplandı. Araştırmada yaş, cinsiyet kotaları uygulandı.

Araştırma seçmen yaşı 18 ve üzeri yaş grupları ile gerçekleştirildi. İllere göre dağılımda son genel seçimlerdeki seçmen sayıları baz alındı, kadın ve erkek nüfusun dengeli dağıtılmasına özen gösterildi.

Araştırmaya İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Konya, Adana, Kocaeli ile Mardin, Erzurum, Van, Ağrı’nın da aralarında bulunduğu 26 ilden katılım oldu.

Ankete katılanlara “Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasi parti çözebilir?” diye soruldu. Sonuçlara göre ankete katılanların yüzde 39.5’u Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasi partinin çözemeyeceği görüşünde.

AK Parti çözer diyenler yüzde 2.4, CHP yüzde 17, DEM yüzde 3.5, MHP yüzde 2.9 olurken, fikrim yok diyenlerin oranı ise yüzde 8.4 oldu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın