Bakan Koca’dan Kızılay Başkanı Kerem Kınık’a İstifa Çağrısı

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler sonrası çadır satma skandalıyla gündeme gelen Kızılay’ın başkanı Kerem Kınık’a bir istifa çağrısı da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan geldi.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul Üsküdar’da gençlerle bir araya geldiği bir toplantıda, Kızılay’ın çadır ve kan satmasına yönelik bir soruya Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ı istifaya davet ederek yanıt verdi.

Koca şöyle konuştu: “Kızılay hizmet ediyor. Eyvallah. Bunda hiç şüphe yok. Gerçekten çok çalışan fedakar, cefakar kardeşlerimizin olduğunu biliyoruz. Ve memleketin bütün hastalarının sadece kan sorununu organize etmiş olması bile çok önemli bir ihtiyaç. Ama bazen algılar olguların önüne geçiyor.

Ve biz bu algıya sebep veriyor isek gereğini yapmalıyız. Bir kişinin bile kan vermesini, bir vatandaşımızın bile kan vermesini, kan ihtiyacı için kan vermesini etkileyebilecek bir algıya sebep olabiliyorsak, biz orada durmamalıyız. Kanaatim bu.”

İktidarın önde gelen isimleri de ilk başta savundukları Kerem Kınık’a gelen tepkilerin dinmemesi üzerine istifa çağrılarında bulunmuştu.

Nisan başında da AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Kızılay Başkanı Kınık’ın Şahan Gökbakar’a verdiği yanıtı alıntılayarak şunları yazmıştı:

“Bu nasıl bir üslup? Yok mu sizin avukatınız/basın danışmanınız açıklama yapılacaksa yapsın! Göreviniz Recep İvedik tiplemesiyle bu seviyede bir polemik midir? Sadece işinize odaklansanız artık!”

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank da katıldığı bir canlı yayında yaptığı açıklamalarla Kınık’ı eleştirmişti.

Bakan Varank, Kızılay Başkanı’nın görevde olmasının kişisel olarak kendisini rahatsız ettiğini söylemişti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın da Kınık’ı eleştiren hükümet yetkililerinden birisi olmuştu:

“Çadır satma meselesi yanlıştı. Bunu daha sonra Kerem Bey de söyledi. Kendi kurumunu ve arkadaşlarını savunmak için yaptığı ilk açıklama yanlıştı. Eleştirileri anlıyorum.”

Kerem Kınık kimdir?

1970 yılında Malatya’da doğan Kerem Kınık 1993 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.

Kınık, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde “Afet Tıbbı” doktora programını tamamladı.

Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde idarecilik yaptı. İstanbul 10. Dönem İl Genel Meclisi’nde meclis üyeliği ve Sağlık Komisyonu Başkanlığı görevlerini yürüttü.

Ulusal ve uluslararası teknoloji firmalarında genel müdürlük görevi de yapan Kınık, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi, Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölüm Başkanı görevini de yürütüyor.

Kerem Kınık’ın Kızılay’daki görevi ise 2004 yılında gönüllülük ile başladı. Kınık, 2015 yılında Kızılay Genel Başkan Yardımcısı 2016 yılında Kızılay Başkanı seçildi.

2015’ten Kasım 2017’ye kadar IFRC Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonunda yönetim kurulu üyeliği yapan Kınık, 6 Kasım 2017 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilen 21. IFRC Yasal Toplantılarında Avrupa ve Orta Asya Bölgesi’nden sorumlu IFRC Başkan Yardımcısı seçilmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Sivas’ta Konuştu: Haramilerin Saltanatını Bitireceğim

Sivas’ta halka seslenen Kılıçdaroğlu, “Sinan Ateş’in katillerini unutmadım; kulaklarından yakalayacağım, yargıya teslim edeceğiz. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu geldi, ziyaret etti; ‘Babamın hakkını, hukukunu savun.’ dedi. Ona da söz verdim, o olayı da bütün ayrıntılarıyla ortaya koyacağım ve bu millete bilgi vereceğim. Gizli, kapaklı bir şey olmayacak” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Bir şey söylüyorlar; ‘Yok masanın altı yok, yok masanın üstü, yok terör örgütleri, yok iş birliği…’ Açık ve net söylüyorum. Terör, bir insanlık suçudur. Nereden gelirse gelsin, hep beraber mücadele etmek zorundayız. Teröre destek verenin de, teröristin yanında duranın da, seyyar mahkemeler kuranların da Allah bin belasını versin. Biz milliyetçiyiz. Bizim milliyetçiliğimiz onlarınkine benzemez. Onlarınki mevsimlik milliyetçilik. Biz, kökten milliyetçiyiz. Biz, Kuvâ-yi Milliyeciyiz” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonuna doğru, “Allah nasip eder, sizlerin oylarıyla cumhurbaşkanlığına seçildiğimde, gideceğim yer saray olmayacak. Asla olmayacak. Gazi Mustafa Kemal’in mütevazı Çankaya’sına gideceğim” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim mitingleri kapsamında bugün Sivas’taydı. Kılıçdaroğlu’na mitingde, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan eşlik etti.

Kılıçdaroğlu, mitingde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sivas hazır mı? Değişime hazır mı? Alın terine değer verme yönünde hazır mı? Herkesin kazandığı, her evde huzurun olduğu bir ortam için hazır mı? Bay Kemal de hazır. Beraber yapacağız. Birlikte yapacağız.

Ama benim Sivaslı kardeşlerime soracaklarım var. Soru bir; bir dönem Sivas, 14 milletvekili çıkarırdı, şimdi 5 milletvekili çıkarıyor. Neden? Hiç acaba Sivaslı kardeşlerim düşündü mü? Yahu Sivas, Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı bir kent. Anadolu’nun göbeğinde. Bereketli toprakları var. Cumhuriyet döneminde yapılan büyük ve güzel yatırımları var. Bir anlamda Türkiye’de demir yolunun merkeziydi burası. Ne oldu da 14 milletvekili çıkaran Sivas, şimdi 5 milletvekili ancak çıkarabiliyor? Ne oldu?

Bu soruyu vicdan sahibi her arkadaşıma soruyorum, her Sivaslı kardeşime soruyorum. Neden biliyor musunuz? Ben söyleyeyim. ‘Yahu nasıl olsa Sivas oyları çantada keklik. Efendim fabrika yapsak da yapmasak da, demir çeliği satsak da satmasak da, nasıl olsa oylar çantada keklik, bize oy veriyorlar, önemli değil.’ Siz, önemli bir kentsiniz. Güzel bir kentsiniz. Sivas coğrafyası, sıradan bir coğrafya değil. Benim size sözüm var. Göreceksiniz, Sivas Demir Çelik Fabrikası’nı kamulaştıracağım. Binlerce işçi orada çalışacak, binlerce Sivaslı.

22 yıldır yapmıyorlar. Yapamıyorlar. Sizi düşünmüyorlar, evlatlarınızı düşünmüyorlar. Herkes nerede? İstanbul’a gidiyor, Ankara’ya gidiyor, İzmir’e gidiyor, Denizli’ye gidiyor, Bursa’ya gidiyor; ‘Acaba asgari ücretle bir iş bulabilir miyim’ diye. Neden arkadaşlar? Baba toprağı burası. Burada çalışın, burada iş yaratın. Burası bizim toprağımız değil mi? Yapamadılar. Bay Kemal, altı ay içinde o fabrikayı kamulaştıracak ve Sivaslılara tahsis edecek. Göreceksiniz.

Bir şey daha. Ayrımcılık benim kitabımda yoktur. İnsan, insandır; başımın üstünde yeri vardır. Görüşü ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun benim başımın üstünde yeri vardır. İnsana saygı duyarım ve onun dertleriyle dertlenmesini bilen birisiyim. O nedenle ayrımcılığa karşı çıkmak lazım. Ayrımcılık sadece insanlar arasındaki ilişkide değil, yatırım yapıyorsanız orada da ayrımcılık olmaması lazım. Bir sanayi bölgesi var, yeni açılan bir başka sanayi bölgesi var, iki sanayi bölgesi arasında teşvikler farklı.

Niye farklı? Çünkü diyorlar ki ‘önce yatırım yapanları cezalandıracağız, sonra yatırım yapanları da ödüllendireceğiz’. Böyle bir anlayış, devlet yönetiminde olmaz. Devlet, adaletle yönetilir. Devlet, liyakatle yönetilir, devlet bilgiyle yönetilir, devlet birikimle yönetilir. Bütün bunlar olmadığı takdirde, böyle farklı kararlar ve rahatsız edici uygulamalar çıkıyor ortaya. Onun da sözünü Sivaslı sanayicilere, Sivaslı yatırımcılara veriyorum; bütün teşvik, Sivas’ın tamamını kapsayacak, sadece bir bölgeyi değil.

Bir şey daha. Büyük bir coğrafya, güzel bir coğrafya… Bereketli toprakları var. Soru… Ya arkadaş buğdayı niye dışarıdan alıyoruz, arpayı niye dışarıdan alıyoruz, yulafı niye dışarıdan alıyoruz, soğanı niye dışarıdan alıyoruz, canlı hayvanı niye dışarıdan alıyoruz, eti niçin dışarıdan alıyoruz? Neden? Toprak mı yok? Var. İnsan mı yok? Var. Güneş mi yok? Var. Su mu yok? O da var. Neden dışarıdan alıyoruz? Neden üreticiyi, çiftçiyi toprağa küstürdük.

Barıştıracağım, barıştıracağım. Yurt dışından değil; burada üretecek insanımız, burada kazanacak insanımız. Her şeyi biz üreteceğiz. Felsefem ne? Türkiye, dünyayla yarışacak. Dünyanın işsizlik deposu olmayacak burası. Dünyanın göçmen deposu olmayacak burası. Dünyanın çöp deposu olmayacak burası. Burası, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti; bilgiyle, birikimle, kalkınmayla dünyayla rekabet eden bir devlet haline gelecek. Bunun sözünü veriyorum. Dünyayla rekabet edeceğiz. Hep birlikte bu rekabeti yapacağız göreceksiniz.

Ayrıca bir şey daha. Bu taşeron işçisi belası hâlâ bitmiş değil. Taşeron işçilerin tamamına… Yaklaşık 150 bin taşeron işçisi var, onlara kadro verilmedi. Bu kardeşiniz adaletten yanadır. Adaleti her yerde, her ortamda savundum. Taşeron işçilere de kadro vereceğiz. Onlar da evlerine huzur içinde, iş güvenceleri olarak her zaman gidecekler iş başı yapacaklar, kazanacaklar, üretecekler ve sizlere hizmet sunacaklar. İnsanı koru ki, devleti yaşatabilesin. Biz, insanı koruyacağız. Hiç endişe etmeyin.

Benim umudum da sizlersiniz gençler, hiç endişe etmeyin. Daha gençlere de geleceğim. Daha kadınlara da geleceğim.

Bakınız şunu sakın unutmayın; köy okullarını yeniden açacağız, bütün köylerde öğretmenimiz olacak. Bütün köylerdeki okulları açacağız. Cumhuriyetin 100. yılında 100 bin öğretmenin atamasını gerçekleştireceğiz. Köyler boşaldı ya. Baba, evladını okutmak için köyü terk ediyor, gidiyor. Taşımalı eğitime son vereceğiz. Öğretmen gidecek. Yüzlerce çocuğu taşıyacağına bir öğretmen atayacaksın, iki öğretmen atayacaksın.

Dışarıda atama bekleyen 100 binler var. Niye bunu yapmıyoruz? Köylerde sadece öğretmen değil, sadece imam değil, ziraat mühendisi olacak, ziraat teknisyeni olacak. Hayvancılık yapılıyorsa veteriner hekim olacak. Bütün bunların tamamının atamalarını yapacağız. Yeni bir anlayış, üreten bir anlayış, alın terine değer veren bir anlayış ve her evde huzurun, bereketin olması gereken bir anlayış… Bunu yeniden inşa etmek beraber ve birlikte olacak. O açıdan desteğinizi istiyorum. Söz mü?

Kadın kardeşlerim; size de bir çift sözüm var. Eğer bir evde, bir anne çocuğunu okula gönderirken beslenme çantasına koyacak bir şey bulamıyorsa, eğer bir anne üniversiteyi bitirmiş evladına iş bulamıyorsa, eğer bir anne pazara çıktığında pazardaki yangını mutfağa taşıyıp mutfaktaki yangınla karşılaşıyorsa ve binlerce çocuğumuzun kaldığı hanelerde sular kesiliyorsa, milyonlarca evde elektrikler kesiliyorsa, milyonlarca evde doğalgaz kesiliyorsa, kışın ortasında çocuklar, aile soğuğa terk ediliyorsa; buna sessiz kalamayız.

Benim size sözüm var, hanımlar size sözüm var, Aile Destekleri Sigortasını getireceğiz. Emin olun göreceksiniz. Geliri olmayan veya geliri asgari ücretin altında olan bütün evlere, bütün ailelere devlet yardım yapacak. Sizlerin, hanımların, bankada hesabı olacak. Dolayısıyla sosyal hizmet uzmanı gelip sizi ziyaret edecek. 20 bin sosyal hizmet uzmanı atanacak, sizin evinize gelecekler. Ev kiralık mı değil mi, engelli var mı yok mu, hanede kaç çocuk var, yaşlı var mı yok mu; bütün bunların tespiti yapılacak.

Geliriniz var mı, yok mu? Gelirinizin ana kaynağı nedir, bunlara bakacaklar. Ve size belli bir rakam belirleyecekler, o rakam üzerinden – asgari ücretin altında olmamak kaydıyla – kadının banka hesabına parayı her ay düzenli yatıracaklar. Gideceksiniz, emekli gibi, işçi gibi, memur gibi paranızı çekeceksiniz; çoluk çocuğunuzun rızkı sağlayacaksınız. Sizi, ele güne muhtaç etmeyeceğim. Hiçbir kadını, ele güne muhtaç etmeyeceğim.

Ben bunu söylediğimde bazı kadın kardeşlerimiz dediler ki, ‘Acaba katılım bankasından da hesap olabilir mi, altın hesabı olabilir mi?’ Söz verdim; elbette olabilir, katılım bankasında altın hesabı açarız, size yapılacak ödemeyi de oraya yatırırız. Hiç endişe etmeyin. Bay Kemal gelince göreceksiniz; hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek, hiçbir ailenin elektriği kesilmeyecek, hiçbir ailenin doğalgazı ve suyu kesilmeyecek. Huzuru getireceğim, huzuru. Bereketi getireceğim, bereketi. Birlikte yaşama sevincini getireceğim.

Ziraat mühendisleri atama istiyorlar. Söyledim, köylerde ziraat mühendisleri olacak, ziraat teknisyenleri olacak, veteriner hekimler olacak. ‘20 bin atama’ demişsiniz, bizim köylerin sayısı 20 binden fazla. Alacağız, yeni mezunları da alacağız. Oralara atamalar yapacağız, göreceksiniz. Çiftçinin toprak analizini yapacaksınız siz, hayvanların aşılarını yapacaksınız siz. Öğretmene nasıl maaş veriliyorsa sizlere de aylık ödenecek ve siz köylerde yaşayanlara, üretenlere, alın teri dökenlere yardımcı olacaksınız. Temel hedefimiz bu.

Bir soru daha. Kendi ülkemizde huzur içinde yaşamak istiyoruz. Dışarıdan geldiler. 3 milyon 600 bin Suriyeli kardeşimiz geldi. Afganların sayısını bilmiyoruz. Ama en geç 2 yıl içinde hepsini kendi ülkelerine uğurlayacağız. Bunu gittiğim her yerde söylüyorum. Sivaslı kardeşlerim siz de bunu bir tarafa kaydedin. En geç 2 yıl içerisinde bunları kendi ülkelerine göndereceğiz. Türkiye, bir göçmen deposu olmayacak. Avrupalı rahat etsin diye burada tutuyoruz. Avrupalının keyfi olsun diye burada tutuyoruz. Derdi biz çekiyoruz, keyfi onlar yaşıyorlar. Olmaz. Bay Kemal buna izin vermez. Emin olun izin vermez. Beraber, gelecekler beraber çözeceğiz.

Yoksa… ‘’ O zaman kusura bakmayın arkadaş’ diyeceğiz. Burası senin depon mu? Burada olacak, ben bakacağım, sıkıntıyı ben çekeceğim; beyler keyif sürecekler. Türkiye’de itibar sahibi olduğunuz zaman, Türkiye’de halkınıza güven verdiğiniz zaman, Türkiye’de verilmeyecek hesabınız olmadığı zaman, dünyada da verilmeyecek hesabınız olmadığı zaman; çok rahat konuşabilirsiniz. Çok rahat kükreyebilirsiniz. Türkiye’nin itibarını her yerde koruyabilirsiniz. Yeter ki verilmeyecek hesabınız olmasın.

Diyeceksiniz ki bu verilmeyecek hesaptan kastettiğiniz nedir? Kastettiğim şu; malum, Trump dedi ki ‘Bak ha beni kızdırma, senin mal varlığını açıklarım kamuoyuna.’ Tek bir cümle çıkmadı, tık bile çıkmadı. Oysa aynı soru Bay Kemal için söylenseydi, ‘Bak ha beni kızdırma, senin mal varlığını araştırırım’ deselerdi, Bay Kemal şunu söylerdi: ‘Araştırmazsanız namertsiniz!’

27 buçuk yıl devlette çalıştım. Devletin ne olduğunu bilirim. Her zaman, her yerde dürüst görev yapmaya özen gösterdim. Hiç kimsenin hakkını, hukukunu ihmal etmemeye özen gösterdim. Herkese yardımcı olmak gibi geleneksel bir aile yapısından geliyorum zaten.

Bir şey daha. Sinan Ateş’in katillerini unutmadım; kulaklarından yakalayacağım, yargıya teslim edeceğiz. Hiç endişe etmeyin. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu geldi, ziyaret etti; ‘Babamın hakkını, hukukunu savun.’ dedi. Ona da söz verdim, o olayı da bütün ayrıntılarıyla ortaya koyacağım ve bu millete bilgi vereceğim. Gizli, kapaklı bir şey olmayacak.

Bir şey söylüyorlar; ‘Yok masanın altı yok, yok masanın üstü, yok terör örgütleri, yok iş birliği…’ Açık ve net söylüyorum. Terör, bir insanlık suçudur. Nereden gelirse gelsin, hep beraber mücadele etmek zorundayız. Teröre destek verenin de, teröristin yanında duranın da, seyyar mahkemeler kuranların da Allah bin belasını versin. Biz milliyetçiyiz. Bizim milliyetçiliğimiz onlarınkine benzemez. Onlarınki mevsimlik milliyetçilik. Biz, kökten milliyetçiyiz. Bu ülkenin hakkını ve hukukunu sonuna kadar koruruz. Birilerine boyun eğmeyiz. Birilerinin önünde diz çökmeyiz. Düne kadar küfrettikleri adamın kapısına gidip de, onun önünde para dilenmeyiz. Biz, Kuvâ-yi Milliyeciyiz.

Çiftçiler, üreticiler, kırmızı mazotu vereceğiz size, göreceksiniz.

Emekliler içinde bir sözüm var. ‘Emekliye, Ramazan ve Kurban Bayramı’nda asgari ücret kadar ikramiye verilsin.’ dedik. Önce ‘Para yok’ dediler. Sonra bin lira verdiler. Şimdi seçim yaklaşıyor; bin lirayı, 2 bin liraya çıkardılar. Ben ne söylemiştim? ‘Asgari ücret kadar.’ Bir bayramda bir asgari ücret, ikinci bayramda ikinci asgari ücret. 2 bin lira verdiler, oradan alacağınız var, bir de Kurban Bayramı’nda alacak olacak; topladım, 15 bin lira yapıyor. Emekliler, Kurban Bayramı’nda bankaya gittiklerinde, analarının ak sütü kadar helal olan 15 bin lirayı çekecekler ve harcayacaklar.

Şimdi ben bunu dedim ya, gene koro başlıyor; ‘Parayı nereden bulacaksın, para nerede?’ Sen yandaşlar için para buluyorsun, Beşli Çeteler için para buluyorsun, ihale takipçileri için para buluyorsun, Amerikalarda villalar alıyorsun, gökdelenler yaptırıyorsun. Oralara para var, vatandaşa gelince ‘Parayı nereden bulacaksın?’ Alacağım, alacağım. Kaçırdıkları 418 milyar doları alacağım ve size vereceğim. Onlar yandaşlara çalışıyorlar, Bay Kemal vatandaşa çalışıyor. Sizin için çalışacağım.

Hiç meraklanmayın; hakkı, hukuku ve adaleti sağlayacağım hiç endişe etmeyin. Benim görevim zaten o.

Ben, saraylarda oturan birisi değilim. Mütevazı evimde oturuyorum. Çoluk çoğumla beraber oturuyorum. E benim mutfağımı da siz biliyorsunuz, ne olduğunu da biliyorsunuz. Huzur içinde yaşıyoruz. İsterim ki her evde huzur olsun, her evde bereket olsun. İnsanlar huzur içinde akşam evlerine gelsinler. Evlatlarıyla, çoluk çocuğuyla beraber huzur içinde yaşasınlar. En büyük arzum bu. Allah nasip eder, sizlerin oylarıyla cumhurbaşkanlığına seçildiğimde, gideceğim yer saray olmayacak. Asla olmayacak. Gazi Mustafa Kemal’in mütevazı Çankaya’sına gideceğim. Sizler gibi yaşayacağım. Sizler gibi yaşıyorum zaten.

Bir şey daha söyleyeyim. Sizler gibi bir aileden geliyorum ben de aslında. 7 kardeşiz. Rahmetli annem okuma-yazma bilmezdi. 7 kardeşten üniversiteye giden sadece benim. 7 kardeşe, babamın bir bayramda ayakkabı aldığını da hayatım boyunca hiç görmedim. Çünkü geliri düşüktü. Bir bayramda iki kişiye, bir bayramda üç kişiye ayakkabı alırdı. Bazen ayakkabılarımızı değiştirirdik. Küçükler büyüdüğü zaman, büyük olanların elbiselerini giyerdi, ayakkabılarını giyerdi. Böyle bir aileden geliyorum, sizler gibi bir aileden geliyorum. Lüksüm yok, şatafatım yok.

Öyle millete tepeden bakmak gibi bir alışkanlığım da yok. Herkesi seviyorum. Herkese saygı duyuyorum. Bana oy versin vermesin, söz verdim; 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım, 85 milyonu kucaklayacağım. Hiç ayrımcılık yapmayacağım, asla ve asla. Benim kitabımda ayrımcılık yoktur. Herkesi kucaklayacağız. Birisinin bir derdi varsa o derdi çözmek için yollara koyulacağız. Çünkü çok kutuplaştık. Kavga eder noktaya getirdiler memleketi. Buradan çıkmamız lazım. Beraber çıkmamız lazım. Huzura ihtiyacımız var, beraberliğe ihtiyacımız var.

Sandığa gideceksiniz değil mi? Oy kullanacaksınız değil mi? O zaman şunu yapacağız… Sandığa tek başınıza gitmeyeceksiniz. Komşunuzu alacaksınız, akrabanızı alacaksınız, beraber bir bayram havası içinde gideceksiniz. Oylarınızı kullanacaksınız. Akşam sayım yapıldığında orada olacaksınız. Tutanaklara bakacaksınız. Doğru aktarılıp aktarılmadığına bakacaksınız ve otoriter bir yönetimi demokratik yollarla değiştireceğiz. Allah, bunu bize nasip edecek inşallah. Göreceksiniz.

Yazıyor, ‘Bay Kemal gelecek, haramiler gidecek.’ Haramilerin saltanatını bitireceğim. Hiç endişe etmeyin. Söyledim, yine söyleyeyim; kul hakkı yemem ama kul hakkı da yedirmem. Açık ve net söylüyorum; kul hakkı yemem, kul hakkı yedirmem. Yedirmeyeceğim kimseye.

‘Hak, hukuk, adalet ülke sana emanet’ diyor. Ülke hepimize emanet. Beraber ve birlikte, güzel Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Efendim bizim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın seçimlerde kullandığı güzel bir slogan vardı. O sloganla isterseniz hep birlikte bitirelim. Her şey çok güzel olacak. İnanın her şey çok güzel olacak, inanın. Birlikte bu ülkeye huzuru, birlikte bu ülkeye bereketi getireceğiz. Hiç endişe etmeyin. Sizleri seviyorum, sizlere hizmet etmek benim için onur olacaktır. 27,5 yıl kamuda çalıştım, bundan sonraki bütün görevim de bu ülkeye hizmet etmek, bu ülkenin güzel insanlarına hizmet etmek olacak.

‘Sivaslı gençlere silikon vadisi’ diyor. Sözü vermiştik. Yapacağı, yapacağız. Bilime, teknolojiye önem vereceğiz. Sivas’ı Orta Anadolu’nun en güçlü kentlerinden birisi haline getireceğiz, hiç endişe etmeyin. Sivas’ın içinin boşaldığını biliyorum. Hepsini biliyorum. Göreceksiniz; Sivas’ın nasıl şaha kalktığını göreceksiniz, Anadolu’nun nasıl şaha kalktığını göreceksiniz. Zaten hedefimiz, 5 yıl içinde İstanbul’un nüfusunu 2,5 milyon azaltmak ve o insanları Anadolu’ya getirmek. Anadolu’da onlara, çok ama çok iyi imkânlar sağlayacağız.

İki kelime daha edeyim. Bizim güvenliğimizi sağlayan polis kardeşlerimiz var. Onlara da yürekten teşekkür ederim. Polis kardeşlerimin derdini biliyorum, sorunlarını da biliyorum. Günde 12 saat, 13 saat, 14 saat çalıştıklarını da biliyorum. Bazen 24 saat evlerine gitmediklerini de biliyorum. Büyük sıkıntılar çektiklerini de biliyorum. Onu da çözeceğim bu ülkede. Çünkü polisi sokakta gördüğünüz zaman devleti görüyorsunuz. Onlar devletimizi temsil ediyorlar. Güzel ülkemizde, her vatandaşın huzur içinde yaşamasını istiyorlar. Hayatlarını yeri geldiğinde bizler için tehlikeye atıyorlar.

Toplumun her kesiminin sorunlarına talibim ve bütün bu sorunları ahlakla, erdemle, bilgiyle, birikimle, liyakatle çözeceğiz. Sağ olun, var olun.”

Paylaşın

Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce Adaylıktan Çekildi

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, Memleket Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, cumhurbaşkanı adaylığından çekildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Muharrem İnce cumhurbaşkanlığı yarışında herhangi bir aday lehine çekildiğini ifade etmedi.

“Memleket Partisi mutlaka Meclis’te olmalıdır. HDP var, Saadet Partisi, Gelecek Partisi var. Atatürkçüler azınlıkta olacak Meclis’te. Bu nedenle Meclis’te olması lazım” diyen İnce, lideri olduğu Memleket Partisi için her evden bir oy istedi.

Cinsel ilişki sırasında çekilen fotoğrafları olduğu iddia edilen görseller hakkında da konuşan Muharrem İnce, bu görsellerin sahte olduğunu, Gülen yapılanması tarafından üretildiklerini ve devlet ile basının bir cumhurbaşkanı adayı olarak kendi itibarını korumadığını savundu.

MP Lideri Muharrem İnce, basına yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Olmayan görüntüler, olmayan fotoğraflar… İsrailli bir porno sitesinden alıyor görüntüyü, benim kelleyi kesiyor koyuyor, bunu FETÖ’cüler yapıyor. 45 gündür itibar suikasti yapılıyor. Emniyet bunların sorumlularını bulmuyor, gazeteciler ‘Muharrem İnce’ye iftira atılıyor’ demiyor. ‘Özel hayatın gizliliği’ diyor. ‘Özel hayatın gizliliği’ diye yazanlar FETÖ’cülerin ortağıdır. ‘Özel hayatın gizliliği’ olması için benim böyle görüntülerimin olması lazım.

Geçmişte yaşananlarda böyle görüntüler vardı ama gizlice çekilmişti. Benim böyle bir görüntüm yok. Bunlar iftira. Yazıyor gazetecinin birisi ‘gerçek ya da montaj’. ‘Gerçek ya da montaj’ diyemezsin. Türkiye Cumhuriyeti devleti, benim itibarımı koruyamamıştır. Bir cumhurbaşkanı adayının itibarını korumakla görevlidir devlet. Bu ülkenin emniyeti, bu ülkenin savcıları, bu ülkenin gazetecileri benim itibarımı korumakla görevlidir.”

‘Saray’dan para aldı çekilemez’ diyenlere, bu alçaklığı yapanlara sesleniyorum. Benim bu kumpaslardan, montajlardan, sahte dekontlardan korktuğum falan yok. 45 gündür buna direniyorum zaten. Adaylıktan çekiliyorum.”

Memleket Partisi mutlaka Meclis’te olmalıdır. HDP var, Saadet Partisi, Gelecek Partisi var. Atatürkçüler azınlıkta olacak Meclis’te. Bu nedenle Meclis’te olması lazım. Memleket Partisi’ne her evden bir oy istiyorum.”

Muharrem İnce’nin çekilme kararının ardından parti önünde göz yaşlarını tutamayan partililer oldu. Gazetecilere tepki gösterenler yayın organlarını suçladı. “Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceğim” diyenlerin yanı sıra, “Siz bu işi bozdunuz. Hepiniz bunu yaptınız. Gerçekleri haykırmadınız” ifadelerini kullandı.

Başsavcılıktan “İnce” Soruşturması

Muharrem İnce’nin basın açıklaması öncesinde savcılık konuyla ilgili soruşturma başlattı.

İnce, hakkındaki kaset iddialarıyla ilgili olarak dün sosyal medya hesabından bir açıklama yapmıştı. İnce açıklamasında “45 gündür sahte dekontlarla, sahte belgelerle, sahte videolarla iftira atan ve algı operasyonu yapan FETÖ’cülere karşı bu ülkenin gazetecileri neredesiniz? Savcıları neredesiniz?

Bu aşağılık terörüstlerin kumpaslarından medet umanlar, bunları yayanlar, bunlara inananlar; kumpas davaları döneminde yaşananları hatırlamıyor musunuz? Bu aşağılık teröristlerle ömrümün sonuna kadar mücadele edeceğim” ifadelerini kullanmıştı.

Bu ifadelerin ardından Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatıldı. Açıklamada İnce’nin tweetine yer verilerek “Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından söz konusu sosyal medya paylaşımında iddia edilen konulara ilişkin olarak işin gerçeğinin araştırılması amacıyla şüpheliler hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen şantaj, tehdit ve belgede sahtecilik suçlarından 2023/107442 soruşturma numaralı dosya ile resen soruşturmaya başlanılmıştır” denildi.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri; Kılıçdaroğlu: Tek Adam Sistemini Bitireceğiz

14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, “Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilginin paylaşılması, karar mekanizmasında çoğulluğun sağlanması, hiyerarşinin azalması, liyakatin yönetim mekanizmasına geri dönmesi, devletin yozlaşmadan kurtulması için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için” dedi ve ekledi:

“Daha esnek ve daha etkili bir müdahale mekanizması üretebilmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı sarmak için. Bina yapmayı marifet sanan ama hayatları o binaların altında bırakan bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygı duyan, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşımıza inisiyatif veren, onu yaşadığı kentte karar mekanizmasına davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘Önce devleti onaracağız’ başlığıyla Cumhuriyet’e yazdığı mektupta seçmelere seslendi. Kılıçdaroğlu’nun mektubunun bir kısmı şöyle:

“Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz bugünlerde dünya hâlâ istikrarsız ve güvensiz. Belirsizlik ve endişe küreselleşmiş durumda. Çare ise içe kapanma, kendi çıkarını kollama; küresel sorunlar karşısında kaçış yolları üreterek kendini aldatmak değil. Küresel sorunlar küresel cevapları, dolayısıyla küresel işbirliğine bizi davet ediyor.

Bu da karşılıklı anlayış, özveri, güven ve birlikte sürdürülecek akılcı çaba demek. Önümüzdeki dönemde Türkiye bu ortaklaşmanın taşıyıcı güçlerinden biri olacak. Küresel meselelerin çözümü, ekonomik, kültürel ve siyasi bir yeniden inşa faaliyetidir ve Türkiye bu inşa faaliyeti içindeki yerini alacak. Üniversiteleriyle, bilim insanlarıyla ve yeni nesil bir siyasetçi kuşağıyla.

Dünyanın parçası olmak bir cesaret işidir; özgüven gerektirir. Hamasetle yoğrulmuş, kerameti kendinden menkul yönetimlerin harcı değildir. Nitekim bugün birçok ülkede dünyayı kavramaktan uzak, dar ve pazarlıkçı kalıplara sığınmış, hayali düşmanlar üreterek ayakta kalmaya çalışan yönetimler var. Bu tür ülkelerde kuşatıcı ve zenginleştirici bir milliyetçilik göremezsiniz.

Aksine toplumu bölen, iç düşman yaratan, kutuplaştıran, ilkel bir milliyetçiliğin hortladığına tanık olursunuz. Çünkü bu ülkelerde iktidarlar ancak sanal gerçeklikler ve karşıtlıklar sayesinde ayakta kalabilirler. Ülkemiz de çok farklı değil; toplum kamplara bölündü. Kültürel kimlikler arasında sahte hiyerarşiler oluşturuldu. Toplumun içinde ayrışma çizgileri üreterek kuşatıcı bir vatandaşlığın inşası engellenmeye çalışılıyor.

Hayalim kimsenin kendisini dışlanmış, yabancılaşmış hissetmediği, herkesin bir diğeriyle ortaklaşma duygusuna sahip olduğu, demokratik işleyiş içinde ve hukukla kayda alınmış bir devlet-toplum ilişkisinin ülkemizde yerleşmesi, hayata geçmesidir. Hiç kuşku yok ki bu, devletin evrensel ilkeler üzerinde yeniden inşası demektir. Nedir bu evrensel ilkeler? Bu ilkeleri başka ülkelerden, kültürlerden almak zorunda değiliz.

Bu ilkeler esasen sahip olduğumuz ama kıymetini bilmediğimiz yol gösterici nitelikler olarak kendi tarihimizde var. Toplumun hizmetkârı olduğunu bilen bir devlet, kendisini toplumsal denetime açan bir devlet, karar mekanizmalarına toplumu davet eden bir devlet. Dolayısıyla şeffaflığı öne çıkaran, hesap veren bir devlet. Millet İttifakı’nın değerli paydaşları, yol arkadaşlarım; siyasi partilerle birlikte bu devlet anlayışını kalıcı hale getireceğiz.

“Devlet geleneğimiz bu değil”

Devlet yozlaştığında toplum da kişiliksizleşir, karakterini kaybeder. Rant üretip kendi içinde bölüşen, illegal yapılanmalarla iç içe geçmekte mahsur görmeyen bir devlet, başlı başına bir beka sorunudur. Yozlaşmayı kanıksayan, normalleştiren, yaygınlaştıran bir devlet, topluma ayak bağıdır. Oysa bizim devlet geleneğimiz bu değil. Ne Osmanlı’da ne de Cumhuriyet’te…

Şu anki iktidarın rant, güç, yandaşı gözetme, liyakate bakmama sevdası devletin içine girmiş bir virüstür. İhale-rüşvet mekanizması, illegal yollarla toplumsal servetin kapalı kapılar ardında bölüşülmesi, mafyatik unsurların devlete sokulması ve bütün bunların üzerine iktidar yandaşlığının meslek haline gelmesi yozlaşmayı topluma yayıyor, bir pandemiye dönüştürüyor.

Bu yozlaşmanın acilen durması, durdurulması lazım. Ve bunun için de devlet lazım; siyasetin devletle birlikte yürümesi, onu doğru yöne sevk etmesi lazım. Bu mümkün! Çünkü karşımızda sadece bu iktidarın üretmiş ve öne çıkarmış olduğu yozlaşmış unsurlar yok. Devletin içinde hâlâ özverili, bilgili, namuslu, liyakatli, kaliteli ama sessiz kalmaya mahkûm edilmiş bir çoğunluk var. Yeni bir devlet anlayışı işte bu ana damar üzerinden inşa edilecek. Şu an devlet adına yapılanlara bakıp kimse endişe etmesin!

Kamu bürokrasisinin her kademesinde işinin ehli, liyakatli kadrolar kendilerine görev verilmesini bekliyor. Kurumlar, bu vatansever kadrolarla ve bu kadrolara katılacak yeni isimlerle birlikte yeniden inşa edilecek. Nepotizmi, yani kayırmacılık, iltimas, torpil, akraba ve arkadaş ilişkilerini devletten uzaklaştıracağız. İşte o zaman devlet tekrar saygın ve herkesin devleti olacaktır.

Yozlaşmanın, bilimi, aklı ve liyakati devre dışı bırakmanın bedelini halkımız ödüyor. İşte son depremde yaşananlar; depremin her an olabileceğini, muhtemel gücünü, yaratacağı tahribatı bilen ama tedbir almayan, sonra da bunu ‘kaderin oyununa’ bağlayan bir sorumsuzluk ve aymazlık abidesi, yitip giden hayatların geride bıraktığı manevi dokuya, yüreklere dokunmaktan aciz; bina yapmayı yara sarma için yeterli sanan bir bakış. Uzun uzun anlatmaya gerek var mı? Yöneticileri birbirlerine akraba olan, depremzedelere yardım etmek yerine, depremzedelere yardım eden sivil toplum kuruluşlarına çadır ve yiyecek satan Kızılay gerçeği her şeyi anlatıyor.

“Bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz”

İşte bu nedenle güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmek istiyoruz. Bilginin paylaşılması, karar mekanizmasında çoğulluğun sağlanması, hiyerarşinin azalması, liyakatin yönetim mekanizmasına geri dönmesi, devletin yozlaşmadan kurtulması için. Ülke yönetiminde sivil toplumun gücünden daha fazla yararlanabilmek için.

Daha esnek ve daha etkili bir müdahale mekanizması üretebilmek, daha fazla hayat kurtarmak, yaraları daha hızlı sarmak için. Bina yapmayı marifet sanan ama hayatları o binaların altında bırakan bu tek adam sistemini 14 Mayıs’ta bitireceğiz. İnsana ve hayata saygı duyan, kültürel birlikteliğimizi öne çıkaran, vatandaşımıza inisiyatif veren, onu yaşadığı kentte karar mekanizmasına davet eden bir şehircilik anlayışına geçeceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan Kürt Seçmene Mesaj: Sevgili Kardeşlerim

Sosyal medya hesabından “Sevgili Kürt kardeşlerim” diyerek başladığı bir mesaj yayınlayan Erdoğan, “Hangi badireleri aşarak bugünlere geldiğimizi, önümüze hangi tuzakların kurulduğunu sizler çok iyi biliyorsunuz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Elbette eksiklerimiz, yapmak isteyip de yapamadıklarımız olmuştur; fakat Türkiye’ye hak ve özgürlükler alanında kazandırdıklarımız ortadadır. Bunlardan geriye gidişe kesinlikle müsaade etmeyeceğiz.”

Erdoğan, mesajının devamında, “Her kim terör tehdidi altındaki eski Türkiye’yi hortlatmaya çalışırsa, karşısında bizi bulacaktır. Her kim gariban Kürt çocuklarının eline silah verip askere, polise, insanımıza kurşun sıktırmaya kalkarsa, karşısında bizi bulacaktır.

Her kim emperyalist güçler adına milletimizin huzuruna kastederse, karşısında bizi bulacaktır. Her kim haklarınıza el uzatmaya teşebbüs ederse, karşısında Tayyip Erdoğan’ı bulacak, Cumhur İttifakı’nı bulacaktır” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak seçimler öncesi Kürt seçmenlere yönelik bir mesaj paylaştı. Erdoğan, “Sevgili Kürt kardeşlerim” diyerek başladığı mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Hangi badireleri aşarak bugünlere geldiğimizi, önümüze hangi tuzakların kurulduğunu sizler çok iyi biliyorsunuz.

Elbette eksiklerimiz, yapmak isteyip de yapamadıklarımız olmuştur; fakat Türkiye’ye hak ve özgürlükler alanında kazandırdıklarımız ortadadır. Bunlardan geriye gidişe kesinlikle müsaade etmeyeceğiz.

Her kim terör tehdidi altındaki eski Türkiye’yi hortlatmaya çalışırsa, karşısında bizi bulacaktır. Her kim gariban Kürt çocuklarının eline silah verip askere, polise, insanımıza kurşun sıktırmaya kalkarsa, karşısında bizi bulacaktır.

Her kim emperyalist güçler adına milletimizin huzuruna kastederse, karşısında bizi bulacaktır. Her kim haklarınıza el uzatmaya teşebbüs ederse, karşısında Tayyip Erdoğan’ı bulacak, Cumhur İttifakı’nı bulacaktır.

Rabbim ömür, milletimiz de yetki verdikçe; Bu ülkede analar bir daha ağlamayacak… Çocuklarımızı kimse dağa zorla kaçıramayacak… Geceyle birlikte şehirlerimize terörün karanlığı çökmeyecek…

Benim Kürt kardeşimi kimse tehdit edemeyecek, silah zoruyla kimse iradesine ipotek koyamayacak! Türkiye, 85 milyonun tamamı için daha özgür, huzurlu ve müreffeh bir yer olana kadar çalışacağız. Türkiye Yüzyılı’nı Kürt kardeşlerimizin de desteğiyle hep beraber inşa edeceğiz.”

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Muhalefet Sandık Güvenliği İçin Nasıl Hazırlandı?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, sandıkların başında “sandık sorumlusu” olarak belirlenen kişilerin bulunacağını belirterek, bu isimlerin ilçe seçim kurullarına bildirildiğini, bu sürecin tamamlandığını belirtiyor.

Salıcı, partilerin sandık kurulu üyeleri ve sorumlularının yanı sıra, bu seçim için sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve ittifakta olunan partilerle de işbirliği içinde olunduğunu belirterek, bunun yanı sıra seçim günü müşahit gönderme imkânı bulunduğunu aktarıyor.

Müşahitler için “özellikle daha riskli gördüğümüz yerlere öncelik vermeye çalışıyoruz” diyen Salıcı, müşahitler için YSK’ya bildirim yapma zorunluluğu olmadığına ve bu kişilerin müşahit kartıyla girebildiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerine yüksek oranda katılım beklenirken, diğer yandan seçmenin bir bölümündeki bazı endişelere karşılık muhalefet seçim güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldıklarını ve ıslak imzalı tutanakların bu kaygıların giderilmesinde önemli rol oynayacağını belirtiyor.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine göre 14 Mayıs’taki cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde yurt içinde toplam 190 bin 736 sandık kurulacak, seçmen sayısı ise 60 milyon 904 bin 499 olarak belirlendi.

Yurt dışında oy verme işlemleri 9 Mayıs akşamı sona erdi. Geçmiş seçimlere kıyasla katılımın arttığı yurt dışında 1 milyon 800 binden fazla oy kullanıldı. Gümrük kapılarında 14 Mayıs saat 17.00’ye kadar oy kullanmak mümkün olacak.

Türkiye’de seçimler Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde ve güvencesinde yapılıyor. YSK, seçimlerin başlamasından bitimine kadar başta anayasa olmak üzere ilgili kanunlar çerçevesinde seçimlerin yönetim ve denetim işlemlerinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmesini sağlamakla yükümlü. Kurul, seçim süresince ve seçimden sonra bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları da inceleyerek kesin olarak karara bağlıyor.

YSK aynı zamanda seçim sonuçlarını güvenli ve hızlı bir şekilde kamuoyuna duyurmakla da görevli.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda sonuç alınabilmesi için adaylardan birinin yüzde 50 artı bir oya ulaşabilmesi gerekiyor. Adaylar arasında olabilecek az fark ise her bir oyun ve dolayısıyla sandık güvenliğinin önemine işaret ediyor.

Sandık güvenliği için neler yapılacak?

Seçim güvenliği genel olarak sadece oy verme günü ve sandık güvenliği ile sınırlı tutulmayarak, seçim takviminin açıklanmasıyla başlayan ve itirazlar sona erip kesin sonuçlar açıklanıncaya kadar olan süreç olarak tanımlanıyor. Oy verme günü sandık güvenliğinin sağlanması da bu sürecin bir parçası.

Seçim öncesi tansiyonun zaman zaman yükselmesinin de etkisiyle seçmenlerin bir bölümünde seçim ve sandık güvenliği ile ilgili kaygılar halen var.

Millet İttifakı üyeleri bu kaygılar nedeniyle kurdukları ortak komisyon ile seçim güvenliğini sağlamak için hem ayrı ayrı hem de ittifak halinde hazırlanırken, seçim gecesi için de gerekli tedbirlerin alındığını belirtiyor.

Muhalefet sandık güvenliği için nasıl hazırlandı?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre; CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, sandıkların başında “sandık sorumlusu” olarak belirlenen kişilerin bulunacağını belirterek, bu isimlerin ilçe seçim kurullarına bildirildiğini, bu sürecin tamamlandığını belirtiyor.

Salıcı, partilerin sandık kurulu üyeleri ve sorumlularının yanı sıra, bu seçim için sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve ittifakta olunan partilerle de işbirliği içinde olunduğunu belirterek, bunun yanı sıra seçim günü müşahit gönderme imkânı bulunduğunu aktarıyor.

Müşahitler için “özellikle daha riskli gördüğümüz yerlere öncelik vermeye çalışıyoruz” diyen Salıcı, müşahitler için YSK’ya bildirim yapma zorunluluğu olmadığına ve bu kişilerin müşahit kartıyla girebildiğine dikkat çekiyor.

Seçim günü saat 17.00’de oy verme işlemleri bittiğinde her seçimde olduğu gibi önce oylar tasnif edilecek. Ardından ise ıslak imzalı tutanak tutulacak. Sandık kurulu başkanının bu ıslak imzalı tutanağı her partinin sorumlusuna verme yükümlülüğü bulunuyor. Partilerin sandık görevlileri bu tutanağı alarak kendi partilerine iletecek. Bu kapsamda ıslak imzalı tutanakların önemi büyük.

Islak imzalı tutanakların önemi ne?

2019 İstanbul seçimlerinde önemi bir kez daha iyi anlaşılan ıslak imzalı tutanaklar bu seçimde de kritik ve sonuç belirleyici olacak.

Salıcı, büyükşehirlerde ya da ilçe merkezlerindeki okullarda çok fazla sandık bulunduğu durumlarda; bu okulların tamamına ayrı ayrı kat sorumlusu, okul sorumlusu ve ayrıca veri bilişim sorumlusu tanımladıklarını belirterek, sonuncusunun görevini şöyle aktarıyor:

“Bu arkadaşımız seçim günü sayım bitti, ıslak imzalı tutanaklar tutuldu, bu tutanakları ilçeye götürerek CHP’nin sistemine girecekler. Ama ilçeye gitmeden önce okuldan çıkarken bilişim sorumlusu olan arkadaşımız bu verileri bizim sisteme girecek. Yolda geçecek olan süreyi kısaltmak açısından bu arkadaşlarımızı belirledik.”

Bu arada CHP’li yetkililer her ne kadar hız önemli olsa da bu seçimde güvenilir sonuçların duyurulmasının daha önemli olduğunu belirtiyor.

Seçim gecesi sayım işlemlerinin sadece dört adayın yarıştığı Cumhurbaşkanlığı seçimi için daha çabuk sonuçlanabileceği, milletvekili seçiminde ise ittifaklar da işin içine girdiği için sürecin daha karmaşık olacağı ve sonuçların belli olmasının biraz daha uzayabileceği tahmin ediliyor.

AA’nın sonuçları mı beklenecek?

Bu seçimlerde 2019 yerel seçimlerinde gece yarısı veri akışını kesen ve çok tepki çeken Anadolu Ajansı’nın (AA) sonuçları muhalefet için önemli olacak mı?

Salıcı, her seçimde iktidarın önde gösterilerek başlandığını ve buna alıştıklarını söyleyerek, “Biz Anadolu Ajansı’nın ne söylediği ya da ne açıkladığıyla meşgul değiliz. Eğer AA’nın açıkladığı verilere güveniyor olsaydık İstanbul seçimi gitmişti” yorumu yapıyor.

Bu arada AA yetkilileri 5 Mayıs’ta Sözcü’ye yaptıkları açıklamada “Eğer verdiğimiz hizmette en küçük bir aksaklık görülürse, hizmet alanlar bizi savcılığa şikâyet etsin” dedi.

Salıcı, kendi sistemlerine ve sandık görevlilerine güvendiklerini belirterek, şöyle konuşuyor:

“Islak imzalı tutanaklar bize gelecek. Biz o ıslak imzalı tutanakları sisteme gireceğiz. Birleştireceğiz. Ortaya çıkan rakam eğer YSK’nın bize göndermiş olduğu rakamla, yani YSK’nın partilerle paylaştığı ıslak imzalı tutanakların görüntüsü ile örtüşüyorsa sorun yok. Örtüşmüyorsa, itirazlarımızı yapacağız.”

Tahmin ötesi bir durum ortaya çıkarsa ne yapılacak?

Peki alınan tüm tedbirlere ve yapılan hazırlıklara rağmen olumsuzlukla karşılanması durumunda ne yapılacak?

Hollanda’ya gönderilen 225 oy pusulası hatalı çıkmış ve bunun üzerine YSK’ya başvuru yapılmıştı.

“Normal şartlar altında yürüyen bir seçimde alınabilecek tedbirlerin tamamını almış durumdayız” diyen Salıcı, yurt dışı bazı sandıklarda görülen pusula aksaklıkları gibi olumsuzluklarla karşılaşılması durumunda ise yapılacakları şöyle anlatıyor:

“Hollanda örneğindeki gibi biz tedbir aldığımız ve arkadaşlarımız dikkatli olduğu için ortaya çıkan şeyler var. Seçim günü de herhangi bir şekilde bir olumsuzlukla karşılaşılırsa arkadaşlarımız itirazlarını yapacaklar. Avukat arkadaşlarımız da bu itirazları yönlendirecekler.”

Tahmin edilenden farklı bir durum ortaya çıkması durumunda ne yapılacak?

“Diyelim ki trafoya kedi girdi, elektrik kesildi, bir şey oldu. Arkadaşlarımız sayımı durduracaklar. Sayım tekrar güvenli hale gelene kadar da uygulama devam edecek. Bu bütün CHP’li arkadaşlarımıza söylendi, anlatıldı.”

Bu arada Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez 8 Mayıs’ta yaptığı açıklamada il ve ilçe oy toplama merkezleri, seçim kurulları, adliye binaları, seçimde kullanılacak havaalanları, parti binaları ve YSK gibi kritik noktaları besleyen şebeke unsurlarında bakım çalışmaları yapıldığını söyleyerek, operasyon merkezlerine jeneratörler dağıtıldığını, siber saldırılara karşı da önlem alındığını açıkladı.

Barolar Birliği de hazırlıklarını tamamladı

Bu arada seçimler için ayrıca pek çok avukat da görev yapacak.

Türkiye Barolar Birliği de seçim günü ülke genelinde sandık güvenliğinin sağlanmasına katkı sunmak için Ankara’daki TBB yerleşkesinde bir “Seçim Güvenliği Merkezi” oluşturulduğunu bildirdi.

Seçim hukukunda uzman avukatların, yurttaşlara ve sandık müşahitlerine gün boyu hukuki destek vereceği Seçim Güvenlik Merkezi’nde seçim güvenliğinin ihlal edildiğine yönelik tüm ihbarlar değerlendirilecek.

Seçim güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin ihbarlar sorunun yaşandığı ildeki gönüllü avukatlarla ve seçim güvenliği merkezi kurmuş bulunan barolarla paylaşılacak.

TBB Seçim Güvenliği Merkezi’ne Türkiye’nin her yerinden 0312 988 16 70 (10 hat) numaralı telefondan ulaşılabilecek.

Paylaşın

Kobani Davası; Demirtaş: Bu Dava 14 Mayıs’ta Bitiyor

Kobani davasında konuşan Selahattin Demirtaş, “Düşmanın merti makbuldur. Onu görmedik sizde.  Belki de bugün son savunmamız. Sonuç ne olursa olsun siz beni göremeyeceksiniz ben de sizi göremeyeceğim. Yargılanmanız için hukukçu olarak elimden geleni yapacağım. Ne suç işlediğinizi delilleri ile anlatacağım” dedi ve ekledi:

“Diktatörlük yıkılırsa, kendimiz için de sizin için de adil yargılama talep edeceğim. Siz cezaevinde insan muamelesi görün diye çabalayacağız. Yedi yıldır bizi burada tuttunuz ama biz burayı direniş kalesine çevirdik. Seyit rıza ile bitireyim. ‘Biz sizin oyunlarınızı çözemedik, bu bize dert oldu ama siz de bize diz çöktüremediniz bu da size dert olsun’.”

Demirtaş, konuşmasının devamında, “Dört gün sonra seçimler var. Bu dava bitmiştir. Bize, ailelerimize zulüm etmeye kalktınız. Hepimizin ailesi bu süreçte çok yıprandı. Yine de direniyorlar. Eşim Başak Demirtaş yola çıktı Adana, Mersin mitingine gidiyor. Boyun eğmiyor, Kürt kadınları direniyor. Binlerce genç siyasetçi alanlarda direniyor. Aralarında Figen’ler, Gülten’ler var. Seçimler hayırlı olsun. Benim için savunma da yargılama da bitmiştir. Bu siyasi bir süreçtir ve bu süreç 14 Mayıs’ta bitiyor.” ifadelerini kullandı.

Kobanî davasının 25. duruşma periyodunun 1. oturumu Sincan Cezaevi Kampüsündeki Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Davada, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 108 kişi yargılanıyor.

3 bin 530 sayfa ve 324 klasörden oluşan iddianamede 108 siyasetçi için “Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma” ile 37 kez “insan öldürme” başta olmak üzere pek çok suçtan ceza isteniyor.

“Erdoğan Kürtler sayesinde gidecek”

MA’nın haberine göre, duruşmada ilk olarak söz alan Sebahat Tuncel, mütalaanın Yargıtay Başsavcılığı ve saray avukatları ile birlikte hazırlandığını belirtti:

“Bu dosyada Kürtler bir taraf devlet bir taraf. Devletin bütün kurumları burada müştekidir. Bunları topladığımızda ortaya bu çıkıyor. Türkiye’nin en temel meselesi Kürt meselesidir, turnusol kağıdıdır. Nasıl yaklaşırsanız öyle. AKP 20 yıldır iktidarda ise bunun sebebi Kürtlerdir. Çünkü çözüm sürecidir derken Kürtler çok şans verdi ama bugün de Erdoğan Kürtler sayesinde gidecektir.

Masumiyet karinesi diye bir şey var. Bunu ihlal eden bir noktada Kürt düşmanlığı yapılıyor. Reklamlarını bile Kürtleri nasıl öldürürüz diye yapıyor. İHA’larla SİHA’larla bunu yapıyorlar. Bunu kimler üzerine kullanacak, Kürtler üzerine kullanacak. O yüzden kaybediyor.

Bugün ekonomik krizin nedeni de bu. Neden Rojava ile barış sürecini yürütmüyor. 2015’teki çözüm sürecinde tahtını kaybettiğini gördü. Meclis konuşmalarınız önümüzde var. Türkiye’de 30 milyona yakın Kürt yurttaş var. Bu yurttaşların anadilde eğitim, örgütlenme talebi görülmüyor.

Kürtler bağımsızlık da isteyebilir. Hiçbir talep terörizm ile bağdaştırılamaz. Savcı bey bunları yazmış mütalaada. Peki savcı bey bunu yazdı diye Kürtler bu taleplerden vaz mı geçecek? Akıl yoksunu bir yaklaşım ile karşı karşıyayız. Tayyip Erdoğan’ın geldiği noktada kendisine karşı olan bütün Kürtler terörist.

Bu ülkede her şey olabilirsin ama Kürt olamazsın. Kürt olduğun an terörist oluyorsun. Irkçılığı bizzat geliştiren AKP iktidarının kendisidir. Suç işliyorlar. Bu topluma karşı suç işliyor, toplumu birbirine karşı kışkırtıyorlar. Bu tehlikeli bir durum. birilerinin buna dur demesi lazım. 14 Mayıs bu açıdan çok önemli bir tarih.”

“Halkımız Kılıçdaroğlu’na oy vermeli”

Değişimin sadece sandıkla olmayacağına dikkat çeken Tuncel, sözlerine şöyle devam etti:

“14 Mayıs seçimleri önemli çünkü Tayyip Erdoğan tek adam rejimini kurumsallaştırmak istiyor. Buna dur demek için önemli bir tarihtir. O yüzden halkımızın gidip demokrasi ve özgürlükler için yol açacağına inanıyorum.

Kürt düşmanlığına, kadın düşmanlığına karşı gidip Kılıçdaroğlu’na oy vermeliler. Bu sorunların çözümü için de gidip Yeşil Sol Parti’ye oy vermeliler. Yasama, yürütme ve yargı erkinin tek elde birikmesi çürümenin esas nedeni.

Ben size de davette bulunuyorum. Kılıçdaroğlu’na oy verin. Bu halk Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler açısından yeni bir süreç getirebilir. 14 Mayıs seçimleri Kürt sorunun çözümü, barışçıl bir dış politika, ekonomik sorunlar için çözüm olabilir. Ekonomik sorunların nedeni de Kürt sorunudur. Bu 14 Mayıs seçimlerinin bir son değil, bir başlangıç olduğunu ifade ediyorum. Belki o zaman cübbenize yaraşır kararlar verirsiniz.

Çünkü şimdi siyasi iktidarın isteklerine göre karar veriyorsunuz. Tutuk incelemelerini formalite olarak yapıyorsunuz. Bunu yapacaksanız bu formalite işleri yapmayın. Hukuk bir bütündür. Beğenmediğimiz darbe anayasasına uyun diyoruz ama biz Yeşil Sol’un bunu değiştireceğine de inanıyoruz.

Türkiye’nin krizi, yapısaldır. Cumhuriyet Kuruluşunda bir İslamcılar yer almadı bir de Kürtler yer almadı. İslamcılar başa gelince daha beterini yaptı. Kürtler gelince herkese yaşam alanı tanıyacak. Yeşil Sol eminim Türkiye’de kurucu bir meclis olacak. Demokratik bir Anayasa bu çoğulculukla yapılacak. AKP Kürt meselesine adım atarak iktidarını aldı şimdi düşman politikasını yürüterek iktidarını kaybedecek.”

“Biz tahliyemizi halktan talep ettik”

Ardından söz alan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, şunları söyledi:

“Tutuk inceleme duruşması yapıyorsunuz. Davanın hakimi savcısı Recep Tayyip Erdoğan Batman’da konuşuyormuş. Dolayısıyla siz neyi inceleyecek, neyi kararlaştıracaksınız bilmiyoruz ama Erdoğan, bizim tahliyemizin nasıl olacağını söylüyor. ‘Ben görevde olduğum müddetçe çıkamazlar’ diyor. Dolayısıyla seni görevden alacağız.

Sizden bizi tahliye etmenizi istemiyorum. Siz şehvetle, heyecanla, zevkle bu işi yaptınız. Ben baskı altında olan hakimleri gördüm. Karar vermeye çalışıyorlar, adaleti uygulamak için direniyorlardı. dosyada hukuk işlesin diye ellerinden gelenleri yapıyorlardı. Biz Erdoğan görevde olduğu sürece çıkamayacaksınız.

Biz tahliyemizi halktan talep ettik. Halk isterse çıkarız. Cezaevinde de mücadelemizi sürdürüyoruz ama durdurulması imkansız bir değişimin başladığını herkes kabul edecektir. Değişim tabandadır. Z kuşağı kitlesi açısından insanların kimliği, inancı, cinsel yönelimi bir ayrımcılık meselesi değil.

İnsanların kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğramalarını Kürt genci de Türk genci de yadırgıyor. Artık toplum, tabandan bir değişim rüzgarı ile sarsılıyor. Bahçeli ve Erdoğan’ın göremedikleri buydu.

Biz Kılıçdaroğlu’ndan da tahliyemizi talep etmedik, söz de almadık. Gerçekten yargılayacaksak adil, tarafsız bir yargı tarafından yargılanmak istiyoruz. Toplumdaki değişim rüzgarını kimse yönetemez. Yönetecekler olanlar Türkiye’nin demokratlarıdır. Bu değişimi görenler, inananlar ve bu değişime kendinden başlayacak olanlardır. Yeşil Sol Parti buna en açık partidir.

O yüzden partimize güveniyoruz. İlkelere, ahlaka, etik değerlere güveniyoruz. Seçim sonuçları ne olur Pazar günü göreceğiz. Ne olursa olsun bu değişim isteği bitmeyecek. Yeni iktidar bu değişim talebini karşılamaya aday olsa da bunu değiştirebilecek düzeyde değil. Hala muhafazakar, değişime kapalıdırlar. Şu anda Türkiye’de siyaset geriyi, arkaik olanı temsil ediyor. Buna göre  herkes bu seçime yüklenmiş durumda. Sizin mahkemenize verilen rol her ne idiyse başaramadınız. Bu değişime engel olamadınız.

Türkiye Cumhuriyeti değişiyor, değişmek zorundadır. Kemalistler, Kürtler, milliyetçiler değişiyor. 100’üncü yılına giren bir Cumhuriyet yoluna değişmeden devam edemez.

Duruşmalar benim umurumda olmadı. Biz siyasetçiyiz. Buradan halka ulaşmaya çalıştık. Ayın 15’ine ilişkin hesabın kitabım yok. Buradan halkımız, arkadaşlarımız için bir şeyler yapmaya çalıştım. Biz eş Başkanız ama hepimiz yoldaşız. Sizin kararınızın ne olduğu umurumda değil. Zevkle yaptınız her şeyi.

Düşmanın merti makbuldur. Onu görmedik sizde.  Belki de bugün son savunmamız. Sonuç ne olursa olsun siz beni göremeyeceksiniz ben de sizi göremeyeceğim. Yargılanmanız için hukukçu olarak elimden geleni yapacağım. Ne suç işlediğinizi delilleri ile anlatacağım.

Diktatörlük yıkılırsa, kendimiz için de sizin için de adil yargılama talep edeceğim. Siz cezaevinde insan muamelesi görün diye çabalayacağız. Yedi yıldır bizi burada tuttunuz ama biz burayı direniş kalesine çevirdik. Seyit rıza ile bitireyim. ‘Biz sizin oyunlarınızı çözemedik, bu bize dert oldu ama siz de bize diz çöktüremediniz bu da size dert olsun’.

Dört gün sonra seçimler var. Bu dava bitmiştir. Bize, ailelerimize zulüm etmeye kalktınız. Hepimizin ailesi bu süreçte çok yıprandı. Yine de direniyorlar. Eşim Başak Demirtaş yola çıktı Adana, Mersin mitingine gidiyor. Boyun eğmiyor, Kürt kadınları direniyor. Binlerce genç siyasetçi alanlarda direniyor. Aralarında Figen’ler, Gülten’ler var. Seçimler hayırlı olsun. Benim için savunma da yargılama da bitmiştir. Bu siyasi bir süreçtir ve bu süreç 14 Mayıs’ta bitiyor.”

Paylaşın

Soylu’dan “Kayyum” Açıklaması: Erdoğan’ın Emriyle

Partisinin Gaziosmanpaşa Yıldıztabya Mahallesi’nde düzenlediği etkinlikte konuşan Bakan Soylu, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) belediyelere kayyum atanmasının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle gerçekleştiğini açıkladı:

“Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar. Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın’ dedi. Ya benim istediğim bir göz, Tayyip Erdoğan bana verdi iki göz. İki gün geçti, sabah 8’de hepsine bir operasyon, hepsini görevden aldık.”

İçişleri Bakanı Süleman Soylu, doğu ve güneydoğudaki HDP’li belediyelere kayyum atanması sürecini anlatırken “Ben İçişleri Bakanı oldum. Cumhurbaşkanımız beni çağırdı. ‘Süleyman, ben bu Güneydoğu’daki HDP’nin, PKK’nın belediyelerinden rahatsızım. Çünkü bunlar çocukları alıp dağa götürüyorlar.” dedi ifadelerini kullandı.

Soylu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ayrıca “Devletin vergilerini PKK’ya gönderiyorlar. Onlar da kurşun olarak bizim Mehmetçiğimize dönüyor. Bunları derhal görevden alacaksın’ dediğini anlattı” ve “Ya benim istediğim 1 göz, Tayyip Erdoğan bana verdi 2 göz. İki gün geçti, sabah 8’de hepsine bir operasyon, hepsini görevden aldık” şeklinde konutu.

Soylu şu ifadeleri de kullandı;

“Bu Selo’yu, o gece evinden kuzu kuzu alıp götüren biziz. Biliyorsunuz değil mi? Kuzu kuzu. O ve onun gibileri. Aynı zamanda da o belediyeler var ya belediyeler, hepsi teröre para sağlıyorlardı. Devletin verdiği vergileri, Mehmetçiğimize kurşun olarak gönderiyorlardı.

“Şimdi diyorlar ki 15 Mayıs olacak, biz onları yine PKK’ya HDP’ye vereceğiz. Kıymetli arkadaşlarım, şu anda bana diyorlar ki çok çalışıyorsun. Herhalde Murat Karayılan’dan az çalışacak halim yok. Herhalde, Cemil Bayık’tan daha az çalışacak halim yok. Veya oradaki Duran Kalkan’dan daha az çalışacak halim yok. Çıkmışlar masanın üzerine tepiniyorlar, Tayyip Erdoğan gitsin de gitsin diye. Bak Tayyip Erdoğan 14 Mayıs’tan sonra gelecek, biz de sizin üzerinizde tepineceğiz, hiç merak etmeyin”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bizim Sorunumuz Devleti Soyanlarla

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var” dedi ve ekledi:

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, gazeteci Zeynel Lüle ve TELE1 Ana Haber Sunucusu Evren Özalkuş’un sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu’nun söyleşisinden öne çıkanlar şöyle:

“Gençler umduğumuzdan fazla siyasetin içinde ve onlar özgürlük istiyorlar. Seçimin kaderini belirleyecek olan gençler. Oylarının ne kadar değerli olduğunun da farkındalar. Türkiye’de değişimi siz getireceksiniz, dünya siyaset tarihine miras bırakacaksınız diyorum. Daha ilginç olanı, kadınlar. Mutfaktaki yangını en çok hisseden kadın. Evin, pazarın sıkıntılarını yaşayan kadın. Gençler ve kadınlar iktidarı yolcu edecekler. İki kesim siyasete ağırlığını koymuşlar.

Türkiye ikiye bölünmüş vaziyette. Kadını değersiz olarak görenler ve kadın erkek eşitliğini savunanlar… Değersiz görenler de her fırsatta dillendiriyor. Bir tarafta demokrasi isteyenler öbür tarafta otokrasi isteyenler. Bir tarafta üniversitelerde bilimsel çalışmaların yapıldığı tabloyu savunanlar, diğer tarafta üniversiteleri tamamen bilimsel çalışmaların dışına itenler. Türkiye’nin demokrasiden hızla uzaklaştığını gösteriyor. Bir kişinin dudaklarından çıkacak sözlere göre yönetildiği bir tablo. Her ne kadar yasama yargı organlarımız olsa da saraydan aldıkları talimata göre görev yapıyorlar. Devleti ayakta tutan kolonları yeniden inşa etmemiz lazım. Tüm bunlardan çıkışın yolu sandıkla olacak. Her vatandaşımın pazar günü sandığa gitmesini, sayımını izlemesini, orada elde edilen bilgileri duyurmasını isteriz.

Bazen sizin ne söylediğiniz değil kendi iç dünyasını yansıtıyor. Ondan söz edilmesini istiyor. Pankart ve görsellerle. Canlarını yakan o. Zaman zaman söylemlerinizin dışınıza çıkmak durumunda kalıyorsunuz. Biz de gittiğimiz yerlere göre o pankartlara da bakarak söylemlerde bulunuyoruz. Sakın ola ki umutsuzluğa kapılmayın, hepimizin iradesiyle gerçekleşecek. Gidip oy kullanacağız. Değişim için oy kullanın diye çağrıda bulunuyoruz.

Kararlılık iradesi çok önemli. Onların ne yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Çatışma yaratmak istiyorlar. Seçmen bilinçli, tahriklere kapılmıyor. Öbür türlü, pankartlar, broşürleri biz dağıtıyormuşuz gibi yapılıyor. Sormak lazım, bunlarda Allah inancı var mı, ahlak var mı? Devleti yönetenler partiyi devletleştirdiler. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok AK Parti devleti var. İletişim Başkanlığı, AK Parti’nin yayın organı, kara kutusu gibi.

Kimse montajcılara inanmasın, bu ahlaksızlıktır. Çıkar iftiralar atarlar, Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Kesinlikle çıkaracağız, ahlaksız yapıları açığa çıkaracağız. YSK açıklamasın, sonuçları biz açıklayacağız. 1 buçuk yıldır sandık güvenliğine çalışıyoruz. Tüm altyapı oluşturuldu, denemeler yapıldı. Bayram havası içinde sandığa gideceksiniz. YSK, AA yayınlamayabilir. Biz tutanak örneğini göstererek tek tek yayınlayacağız. Hepsi bizim elimizde olacak.

AK Partili bazı unsurlar sokaklara çıkıp ateş edebilirler, kaybettiklerini görünce taşkınlık yapabilirler. O konuda bütün vatandaşlarımın dikkatli olmasını istedim. Bir çatışma ortamı yaratmak isteyebilirler. Nasıl Erzurum’da yapıldığında çatışmaya girmediler özellikle. Çünkü saray bunu istiyor, özellikle kaçınması gerekiyor.

En sonunda bunlar halkı darbeci yaptılar. Soğan üreticisini, emekliyi terörist yaptılar. Neredeyse 85 milyonu terörist yaptılar. Şimdi darbeci yaptılar. Seçim tarihini, YSK’yı, kuraları yapanlar bunlar. Beğenmedikleri zaman vatandaş darbe yaptı olacak. Allah bunlara akıl fikir versin, bunlar devleti yönetmiyorlar. Bunların devletle falan ilgisi yok. Bunlar beşli çetelerin, ailelerin, kendi çıkarlarını savunuyorlar. Bunların dünyalıkları da yurt dışında.

Halkın iradesi her şeyin üzerindedir. Bir kişi halkın iradesini yok sayıyorum deme lüksü yok. İstanbul seçimlerinde denemek istediler. YSK’daki çetelerle bunu halletmeye çalıştılar. Hukuka bakın, zekaya bakın. Tam bir rezalet. Hukuk tarihimizin en büyük rezaletlerinden. İkinci kez seçimi yaptıran yargıçların hiç birisi gerçek anlamda yargıç değildir. O yüzden onlara çete dedim. Dava açtılar, kazanacağım. Bir yargıç hukuku katledemez. İstanbul seçimlerinde görüldü. İstiyorlarsa bir daha seçim yaparız. Halkın iradesine herkes saygı göstermek zorundadır. Yönetimi vermemezlik edemez, tıpış tıpış verecek. Türkiye onun malı mı? Birinci turda bitecek. Çok iyi durumdayız, rahatlıkla…

“Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var”

Sadece bir havalimanı. 1 milyar dolar. Bunlar bilinen olaylar, paraların nasıl gittiği belli. Yapılan ihaleler, alınan rüşveteler, vatandaşın soyulması, dolar endeksli ihale yapılması, 85 milyonun bir avuç kişiye çalışır hale getirmesi. Tüm bunları üst üste koyduğunuz zaman bizim uzman arkadaşlar 418 milyar dolarlık bir kaybı ortaya çıkardı. Her birisini dosyaladık, bir tarafta tutuyoruz. Devleti soyanlarla bizim sorunumuz var.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. TBMM, TMSF’de soruşturma açılmayacaktır diye kanun çıkardı. Belki de hiçbir ülkenin tarihinde böyle bir rezalet yaşanmamıştır. TMSF’yi soyacaksın, soyanlara soruşturma açamayacaksın, kanun çıkardılar. Bu parlamentoyu itibarsız kılmak demektir. Yargı felaket durumda. Bir tek Yargıtay kararı altında imzası olmadan kişi alındı AYM’ye üye yapıldı. Bu yargıç mı şimdi? Buna yargıç denmez ki, paraşütle geleceksin oraya, dayın olacak orada.

Özel sektör de bu alana girecekse bir rekabet içinde girilmeli. Dolayısıyla kim daha iyi nitelikli ürün üretiyorsa başımızın üzerinde yeri var. Ama diğerlerini tasfiye edip bir kişinin önünü açarsanız bu doğru değil, ahlaki de değil.

Terör bir insanlık suçudur. Kim destek verirse Allah belasını versin. Hangi çağda yaşıyoruz biz. Teröre karşı durmak insani bir görevdir, mücadele etmek hepimizin görevidir. İktidar muhalefet ayrım olmaz, hepimizin görevidir.

Türkiye artık yoksulluğu yaşayan bir ülke olmaktan çıkacak. Hayat standardı yükselecek. Sosyal devlet kadının temel güvencesi olacak.

6 lider 2 bin 400 maddelik Ortak Mutabakat Metni hazırladık, kamuoyu ile paylaştık. Bunun içinde her şey var. Neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. İlk yapacağımız şeylerden birisi Durum ve Hasar Tespit komisyonu kuracağız. MB’nin durumu nedir, bilmiyoruz. Varlık Fonu nedir ne değildir, bilmiyoruz. TÜİK’de ne oluyor, gerçek rakamlar nedir? En geç önümüze 15-20 gün içerisinde rapor koyacak.

“Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız”

Stratejik Planlama Teşkilatı kuracağız. Türkiye’nin kaynaklarının nereye harcandığı ile ilgili. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayacağız. Tüm taraflar yer alacak, işçisinden sanayicisine. Toplumsal destek alacağız. Yönetimde yeni bir anlayışı egemen kılacağız. Bir kişiye teslim edilen devletin nereye geldiği görüldü.

Türkiye 6 ay içinde nefes alacak. Hızla büyümesini sağlayacağız. Anayasa değişikliği ön görüyoruz. Parlamenter sisteme dönelim derken, eskiye dönmeyeceğiz. Eskiden memnun değiliz. Antidemokratik maddelerin ayıklanması lazım. Oturuldu çalışıldı hazırlandı, paylaşıldı. Millet İttifakı bunun hepsini yaptı, Cumhur İttifakı ne yaptı? Böyle devlet olmaz, devlet yara alır buradan.

Kadro çalışmalarımız devam ediyor. CHP olarak değil, diğer partilerle de. Şu anda kamuda görevini hakkıyla, sorumlulukla, çalışan insanlar yerlerinde kalacaklar. Hepsini atalım yenisini getirelim düşüncemiz yok. Saray’ın talimatlarını yapan, politize olmuş insanlar ayrılacak. Onların yerine daha birikimli insanlar gelecek. Merkez Bankası’nın başkanı çok önemli. İçerideki ve dışarıdaki kişilere güven vermesi lazım. Birisi var. Türkiye’de bu işi bilen insanlar artık ekonomiye yön verecek.

Devlet adaletle yönetilir, kinle öfkeyle yönetilmez. Birisi yolsuzluk yapmışsa bağımsız mahkemelerde hesabını verir. Serbest de kalır mahkum da edilebilir. Mahkemeye bunu demeyiz. Vicdani kanaati ve hukukun üstünlüğüyle karar veriyorsa bir sorun yok. Yolsuzluk varsa belgesi dokümanları hukuk sürecinde alınır, varsa yolsuzluk yargıya teslim edersiniz, gider yargılanır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedi, bunu görmezden geleyim diyemezsiniz.

Vali gerçekten valiliğini yapıyorsa, gel hemen değiştirelim değil, onun kuralları vardır, atama kuralları vardır, atamalar yapılır. Fincancı dükkanına giren fil gibi yakıp yıkma gibi davranılmaz. Adalete uygun davranılması gereğine inanan bir insanım.

Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz. Yapılan yanlışı doğru zemine oturtmamız lazım. Kavgacı bir dış politikası olmaz. Hele Arap dünyasının iç işlerine karışmak asla doğru değil. Türkiye hakemlik rolü üstlenir. Türkiye o alana girmemekle her zaman kazançlı çıkmıştır. Suriye Devlet Başkanı’na her türlü hakaret yapıldı şimdi adam gönderiyorlar barışalım diye. Neden kavga ettin? Kaybeden kim, Türkiye. Sorumlusu kim? Sınırlar yol geçen hanına döndü. Biz uygar dünyadan koptuk. İstedikleri kişinin mal varlığına çökebilirler.

İlla bu devletin demokratikleşmesi için illa birinin dayatması mı lazım? Bizim aklımız yok mu? Avrupa Birliği’nin ön gördüğü bütün demokratik kuralları yaparız. Bir Alman demokrasiyi yaşayacak da bir Türk neden yaşamasın? Tüm demokratik kuralları getireceğiz. 3 ay içinde onların vize için ön gördükleri kuralları, yasal düzenlemeleri yapacağız, vizeler kalkacak, vatandaşımız seyahat edebilecek.

“Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları devam edecek”

Biz, bir devletin başka bir devletin iç işlerine karışmasını istemeyiz. Elbette dostluk komşuluk ilişkilerimiz olacak. Binlerce turist gelecek. Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmanın bir an önce bitmesini, barışın olmasını isteriz. Beklentilerimizden birisidir. Rusya’nın işgalini doğru bulmayız. Rusya’nın Türkiye’deki yatırımları da devam edecek. Nükleer Santral yatırımları… Bazı büyük teknolojik yatırımları, cam sanayiyi Rusya’dan aldık.

Hayatını savaş meydanlarında geçirmiş olan Mustafa Kemal’in temel bir kuralı vardır: Yurtta sulh, cihanda sulh… Ben dünyayla neden kavga edeyim. Rekabet edebilirsiniz ama kavgaya gerek yok. İki taraf da kavga eder. Dış politikayı var olan eksenden değiştireceğiz. Suriyeli kardeşlerimizi de en geç 2 yıl içinde kendi ülkelerine uğurlayacağız.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Hırsızlığa, Yüzsüzlüğe, Talana, Ranta Ve Savaşa Hayır Diyoruz

Ankara’da halka seslenen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu düzeni değiştirmeye geliyor. Bu yoksulluk, arsızlık, hırsızlık, soygun ve savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Tek adam rejimini göndermeye kararlı Ankara. İşte kararlılık işte irade işte güç. Sizdedir o güç. Bugün Maliye Bakanı’nın bir sözü vardı, “Ekonomide işler iyi gidiyor biz de aldık başımızı gidiyoruz” diyordu. Ekonomide işler bir avuç sermayedar için iyi gidiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Saray için iyi gidiyor, rant düzeni için iyi gidiyor. Milyonlar ise yoksulluk ve açlıkla baş başa bırakıldı. Bu mu iyilik? Bu sizin kötülüğünüz, bu düzenin, bu iktidarın kötülüğüdür. İşte biz bu kötülüğü bitirmeye geliyoruz. Aldık başımızı gidiyoruz diyor ya, evet öyle emin olun gidiyorsunuz. Yoksulluğu, yolsuzluğu bu ülkeye bir kader haline getirmek istediniz ama başaramayacaksınız. Yeter diyoruz. Yeter! Hırsızlığa, yüzsüzlüğe, talana, ranta savaşa hayır diyoruz. Yeter diyoruz êdî bes e diyoruz.”

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren ve Yeşil Sol Parti milletvekili adayları Ankara Tuzluçayır’da seçim mitingi gerçekleştirdi. İbrahim Akın ve Mithat Sancar, mitingde birer konuşma yaptı.

Mithat Sancar: Tuzluçayır devrimci mirasın taşıyanıdır

Merhaba Ankara, merhaba gençler, kadınlar, emekçiler, emekliler. Merhaba devrimciler, sosyalistler, yurtseverler. Merhaba hevalino, hûn bi xêr hatin, ser seran ser çavan hatin. Ankara mitinginde, Tuzluçayır’da konuşmak benim için özel bir anlam taşıyor. 80’lerin başında üniversiteye başladığımız yer burası, bu meydan, bu semt, bu mahalle devrimcilerin merkeziydi.

Mücadelenin, direnişin, dayanışmanın mekanıydı Tuzluçayır. Merhaba Tuzluçayır. ODTÜ’den Cebeci’ye, üniversitelerde devrim öğreniliyor, öğretiliyordu burada. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik buralarda yaşanıyordu. İşte sizler o mirası bugün taşıyanlarsınız. Merhaba sizlere. Kürtlerin özgürlük mücadelesiyle Türkiye devrimci, sosyalist ve demokratlarını mücadelesinin birleştiği ağacın altındayız.

Yeşil Sol Parti, merhaba sana. Halkların ortak gücü değişim için geliyor. Bu düzeni değiştirmeye geliyor. Bu yoksulluk, arsızlık, hırsızlık, soygun ve savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Tek adam rejimini göndermeye kararlı Ankara. İşte kararlılık işte irade işte güç. Sizdedir o güç.

Bugün Maliye Bakanı’nın bir sözü vardı, “Ekonomide işler iyi gidiyor biz de aldık başımızı gidiyoruz” diyordu. Ekonomide işler bir avuç sermayedar için iyi gidiyor, Saray için iyi gidiyor, rant düzeni için iyi gidiyor. Milyonlar ise yoksulluk ve açlıkla baş başa bırakıldı. Bu mu iyilik? Bu sizin kötülüğünüz, bu düzenin, bu iktidarın kötülüğüdür. İşte biz bu kötülüğü bitirmeye geliyoruz.

Aldık başımızı gidiyoruz diyor ya, evet öyle emin olun gidiyorsunuz. Yoksulluğu, yolsuzluğu bu ülkeye bir kader haline getirmek istediniz ama başaramayacaksınız. Yeter diyoruz. Yeter! Hırsızlığa, yüzsüzlüğe, talana, ranta savaşa hayır diyoruz.

Yeter diyoruz êdî bes e diyoruz. Ne diyor Erdoğan? “Beni patates soğan yüzünden mi göndereceksiniz” diyor. Evet seni patates, soğan yüzünden göndereceğiz. Patates, soğan güle güle Erdoğan. Ekmeğimizin, emeğimizin hakkını almak için seni göndereceğiz elbette. Göndereceğiz ve öyle bir gideceksiniz ki, ne oldu, nasıl oldu sizler bile şaşacaksınız. Bunu 14 Mayıs akşamı hep birlikte göreceğiz.

Ahmet Arif Ankara sokaklarını iyi bilen, Ankara sokaklarını iyi tanıyan yürekli şairimize selam gönderelim. Diyarbakır’dan Ankara’ya selam gelsin. Ahmet Arif ile gelsin. Ne diyor Ahmet Arif? “Hasretin nazlıdır Ankara, puslu havayı kurtlar seviyor”. Sizler puslu hava yaratmaya çalışıyorsunuz ama Ankara emekçilerinin, devrimcilerinin, sosyalistlerin yurtseverlerin hasretini yaşıyor.

İşte biz Yeşil Sol ile bu hasreti Ankara’da gidermeye geliyoruz. Puslu hava yaratmaya çalışıyorlar, korku yaratmaya çalışıyorlar. Kaybetse de gitmezler dedikokuları yaratmaya çalışıyorlar. Bu puslu havayı bu güçlü mücadele dağıtacak. Aydınlık bizim ellerimizle gelecek.

Evet Ankara’yı Ankara’da değiştireceğiz. Diyarbakır’dan, Batman’dan, Cizre’den, Siirt’ten, Urfa’dan size dönüşüm sözlerini getirdim. Halkımız dönüşüme, demokratik değişim yapmaya hazır. Ankara da hazır. Hazır değil mi? Bu iktidar gönderiyoruz değil mi? Bu düzeni değiştiriyoruz değil mi?

O zaman yolumuz açık olsun, rêya me vekirî be, serkeftin. Dîsa em, dîsa azadî, dîsa serkeftin. Yolumuz açık olsun. Geliyoruz, demokrasi, barış ve adalet için Yeşil Sol ağacının altında buluşuyoruz. Zafer yakındır, mutlaka kazanacağız.

İbrahim Akın: 14 Mayıs dünyada tarihi bir seçim olacak

Sevgili dostlarım, kardeşlerim sizleri sevgiyle selamlıyorum. Türkiye’nin her yerinden bekle bizi Ankara diyoruz. İzmir’den, Amed’den, Mersin’den gelecek arkadaşlarımızı karşılamaya hazır mıyız? 15 Mayıs’ta güçlü bir şekilde geliyoruz.

Yeşil Sol Parti’ye her türlü kötülüğü yapanlar karşısında barikatları aşa aşa, direne direne geliyoruz. Herkes söylüyor ama herkesin başka gerekçesi var. 14 Mayıs seçimleri tarihi bir seçim olacak ama sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da ve dünyada tarihi bir seçim olacak. 14 Mayıs’ta yeni bir bahar açacak.

Bizler karşısında her türlü kötülüğü yaptılar ama az kaldı. 14 Mayıs’a 4 gün kaldı. Çok çalışacağız, Amed’den İstanbul’dan esen rüzgar bize bu iktidar göndermeye herkes hazır diyor. Büyük bir değişim isteği var. Emekçiler, ezilenler yoksullar, kadınlar.

Bahçesinde çalışan çiftçiler, üretim yapamayan köylüler, herkes bunun farkında. 14 Mayıs bu iktidarı gönderelim diyorlar. Kendini ifade edemeyenler bütün yurttaşlarımız artık bu Saray rejimi bitmeli, yeni bir Demokratik Cumhuriyet kurulmalıdır. Yüz yıllık çektiklerimiz yeter êdî bes e diyorlar. Az kaldı.

Ankara’dan çok değerli arkadaşlarımız aday oldu. Bütün adaylarımızı buradan Meclis’e göndermeye var mıyız? Bizler de, bütün Türkiye’den, 87 seçim bölgesinden böyle bir çalışmayı Türkiye tarihinde görmeyen bir yerden geliyoruz. Yeşil Sol Parti nasıl bir Türkiye istiyorsak öyle bir kompozisyon kurmuş.

Bütün herkesi, mağdur olanları, farklı düşüncede olanları bir araya getirmiş bir parti. Meclis’te gerçek demokrasiyi gerçekleştirmek için aynı zamanda solu ve devrimciliği Meclis’e taşımak için geliyoruz. Bu mücadele hepimizin ortak mücadelesi. Sizlerden bir ricam var. 4 gün kaldı. 4 gün sonra bu sandıklar açılacak.

O zaman pişman olmamak için bütün halkımızın çalışması gerekiyor. Sandığa gitmeyenlerin, bu iktidarın gitmemesinde payı olacak. Gidersek göndereceğiz, gitmezsek gönderemeyeceğiz. Herkes nerede olursa olsun partimize başvursun. Onları göndereceğiz. Mutlaka oylarınızı kullanın.

Bu tarihi seçimde tarihsel sorumluluğu yerine getirmek olur. Sandığa sahip çıkmamak da aynı şekilde tarihsel sorumluluk. Bütün arkadaşlarımızı 14 Mayıs’ta sağduyulu, sorumlu bir şekilde sandığa sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bütün yoldaşlara kolay gelsin. An serkeftin an serketin. Buradayız, birlikteyiz kazanacağız.

Paylaşın