Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Türkiye’de 2,5 Milyon Çocuğun Yardıma İhtiyacı Var

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin üzerinden 100 gün geçerken, UNICEF’ten çocuklara ve ailelerine sürekli yardım sağlanması çağrısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, Türkiye’yi ve Suriye’yi vuran depremlerde, Türkiye’de 2,5 milyon, Suriye’de ise 3,7 milyon çocuğun kesintisiz yardıma ihtiyacı olduğunu açıkladı.

UNICEF Genel Direktörü Catherine Russell, “Depremlerin ardından her iki ülkedeki çocuklar, hayal dahi edilemeyecek bir kayıp ve üzüntü yaşadı. Depremler, halihazırda savunmasız durumdaki birçok ailenin yaşadığı bölgeleri vurdu. Çocuklar, ailelerini ve sevdiklerini kaybettiler. Evleri yıkılan, okulları ve yaşadıkları çevre zarar gören çocukların tüm yaşamları altüst oldu. Toparlanma yolu uzun ve aileler, sürekli desteğimize ihtiyaç duyuyorlar” dedi.

“Yoksulluk oranı artıyor”

Depremlerin etkilediği bölgelerin halihazırda, yoksulluk oranlarının yüksek olduğu yerler olduğuna dikkat çeken UNICEF, “Bölgedeki hanelerin yaklaşık yüzde 40’ı yoksulluk sınırının altında yaşarken, ülke genelinde bu oran yüzde 32 civarındaydı. Nakit yardımlar ve eğitim hizmetleri de dahil olmak üzere yerel ve uluslararası düzeyde kesintisiz destek sağlanmadığı takdirde, bu rakamın yüzde 50’nin üzerine çıkma ihtimali bulunuyor” ifadelerine yer verdi.

Bu bölgedeki çocukların şiddet, zorla evlendirme, okulu bırakma veya zorla çalışma gibi risklerle de karşı karşıya olduğuna dikkat çeken UNICEF, deprem dolayısıyla Türkiye’de 350 binden fazla mülteci ve göçmen çocuk da dahil olmak üzere okula kayıtlı yaklaşık 4 milyon çocuğun eğitiminde kesintiler meydana geldiğini belirtti.

BM Çocuklara Yardım Fonu Suriye’de ise tahmini rakamlara göre 5 yaşın altındaki yaklaşık 51 bin çocuğun orta ve şiddetli derecede akut beslenme yetersizliği çektiğini belirterek, 76 bin hamile ve emziren kadının ise akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyacı olduğunu kaydetti.

Daha fazla maddi yardım çağrısı

UNICEF, Suriye’de depremden etkilenen yaklaşık 3 milyon çocuğun yardım ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, depreme yönelik Acil Müdahale Planını uygulamak için 172,7 milyon dolar yardım çağrısında bulundu.

Bugüne kadar, 78,1 milyon doların toplandığı, dolayısıyla beslenme, sağlık ve eğitim gibi önemli alanlarda halen ciddi bir fon yetersizliğinin söz konusu olduğu kaydedildi.

UNICEF daha önce Türkiye’de ise yardıma ihtiyaç duyan çocuklara gerekli hizmetleri sağlamak için 196 milyon dolarlık bir fon çağrısında bulunduğunu anımsatarak, “Şu an gerekli yardımlar için halen 85,4 milyon dolardan fazla fona ihtiyaç bulunmakta. Tüm alanlarda ihtiyaçlar olsa da, acil nakit yardım programı şu ana kadar en az finanse edilen alan olmaya devam ediyor” açıklaması yaptı.

Paylaşın

HDP Ve YSP’den “Ders Çıkarma Ve Yeni Başlangıç” Mesajı

14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinin sonuçları ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda izlenecek yola dair ortak açıklama yapan Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Yeşil Sol Parti (YSP), açıklamada, “Açığa çıkan sonuçların seçim sürecinin ötesinde de gerekçeleri vardır ve bu nedenle kapsamlı bir tartışma sürecine ihtiyaç bulunmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Bu süreçte hatalarımızdan ders çıkarma ve bunun sonucunda yeni bir başlangıç yapma temelinde 28 Mayıs’tan sonra halkımızla, il ve ilçe örgütlerimizle birlikte toplantılar yapacak ve süreci tartışacağız. Hiçbir gerekçe ve mazerete sığınmadan tespit edilen eksiklerin ve yetersizliklerin muhasebesi yapılacak ve gerekleri yerine getirilecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır” denildi.

Açıklamada ayrıca, “Meclis’in üçüncü büyük partisi olarak, seçimlerin ilk turunda kazanmasına imkan vermediğimiz rejime, ikinci turda kaybettirme kararlılığımız sürmektedir. Önümüzdeki on bir günlük süreçte, bize nefes ve can veren halklarımızın mücadele azmi ile yolumuza devam edecek ve mutlaka kazanacağız” mesajı verildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçimlere adı altında girdiği Yeşil Sol Parti (YSP), 14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinin sonuçları ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda izlenecek yola dair ortak açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“1. Bütün baskılara ve kumpaslara rağmen Yeşil Sol Parti ile Meclis’te Türkiye’nin üçüncü büyük temsiliyetine ulaşma başarısını son derece önemli buluyoruz. Fakat genel olarak istediğimiz ve öngördüğümüz seçim sonuçlarını elde edemediğimiz de ortadadır. Şartlar ne olursa olsun daha güçlü örgütlenmek ve daha büyük kazanmak için mücadele etmeye devam edeceğiz.

2. Yaşanan yetersizliklerin giderilmesi için çalışmalara başladığımızı öncelikle ifade etmek isteriz. Unutulmamalı ki; biz bir eleştiri/özeleştiri geleneğiyiz. Açığa çıkan sonuçların seçim sürecinin ötesinde de gerekçeleri vardır ve bu nedenle kapsamlı bir tartışma sürecine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu süreçte hatalarımızdan ders çıkarma ve bunun sonucunda yeni bir başlangıç yapma temelinde 28 Mayıs’tan sonra halkımızla, il ve ilçe örgütlerimizle birlikte toplantılar yapacak ve süreci tartışacağız. Hiçbir gerekçe ve mazerete sığınmadan tespit edilen eksiklerin ve yetersizliklerin muhasebesi yapılacak ve gerekleri yerine getirilecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

3. Ancak seçim süreci henüz tamamlanmamıştır. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu 28 Mayıs’ta yapılacaktır. Partilerimizin geldiği gelenek ve kültür, özgürlük ve demokrasi mücadelesine katkı sunan, zemin açan, olanak yaratan her türlü çalışmayı önemser. Kuşkusuz seçimler de bu çalışmalardan biridir. Tarihimizde şimdiye kadar girilen ve istenilen hedeflere ulaşılmayan her seçim süreci nasıl yeni bir ısrarın, inadın ve mücadeleyi büyütmenin gerekçesi yapılmışsa; bu süreç de örgütlülüğü, direnişi ve mücadeleyi büyütmenin zemini haline getirilecektir.

4. AKP-MHP iktidarı ve Cumhur İttifakı Kürtlere, kadınlara, gençlere, bütün ezilenlere, toplumsal ve siyasal muhalefete karşı aralıksız saldırılar içinde olmuştur. Toplumu baskı ve korku iklimi yaratarak kuşatan bu saldırı konseptinin birinci hedefi de hep partilerimiz olmuştur. Bugüne kadar tüm savaş konseptleri, çöktürme planları, ret ve inkâr politikaları kararlılıkla boşa çıkarılmış, kararlı bir mücadelenin ve yürüyüşün sahibi olan gerçekliğimizin temelleri bu halk iradesiyle inşa edilmiştir. Bizler yalan ve çaresizlikten ibaret bir iktidar siyasetine karşı yolunu, geleceğini toplumsal mücadele ile bulan ve geri adım atmayan bir direnişin özneleriyiz.

5. Bu sert mücadele döneminde de Kürt halkı başta olmak üzere toplumun tüm muhalif kesimleri önemli bir direniş göstermiştir. Bir kez daha belirtelim ki, buradayız ve güçlüyüz! Bu fikir, bu mücadele geleneği asla geri durmayacaktır. Umutlu ve güvenli bir şekilde faşizmi geriletmeye ve Türkiye’de en geniş demokrasi ittifakını inşa edecek olan mücadelemizde başarıya yürümeye devam edeceğiz.

6. Geçtiğimiz hafta sonunda yapılan 14 Mayıs seçimlerinin sonucunda Meclis çatısı altında kadın, emekçi ve Kürt düşmanı bir iktidar ittifakı oluşmuştur. Bu kompozisyonda kadın mücadelesini, emek mücadelesini, evrensel ve kolektif hakları, evrensel hukuk ilkelerini, özgürlükleri eşitlik ve adalet temelinde savunma sorumluluğu bir kez daha halk tarafından partimize verilmiştir. Kimsenin kuşkusu olmasın ki, Meclis’te, sokakta kısaca siyasetin her düzleminde ve alanında sonuna kadar toplumun çıkarlarını savunmaya devam edeceğiz.

7. Meclis’in üçüncü büyük partisi olarak, seçimlerin ilk turunda kazanmasına imkan vermediğimiz rejime, ikinci turda kaybettirme kararlılığımız sürmektedir. Önümüzdeki on bir günlük süreçte, bize nefes ve can veren halklarımızın mücadele azmi ile yolumuza devam edecek ve mutlaka kazanacağız. Önümüzdeki günlerde gerek örgütlü yapılarımızın, bileşenlerimizin ve ittifaklarımızın gerekse halkımızın adalet, barış ve özgürlük düşmanı bu rejime karşı geri adım atmadan, kararlı şekilde tepkisini sandıkta bir kez daha ortaya koyacağına olan inancımız tamdır.

8. Yeni bir mücadele döneminin şafağında; karanlığın en zifiri anında aydınlığa ulaşacak çıkışı yapma ve hedeflerimize ulaşma konusunda bir kez daha başarılı olacağız. İnsanlık mücadelemizin büyük değerlerine, zindanlarda, sürgünde ve mücadelenin her alanı ve aşamasında yer alan, bedel ödeyen, emek veren her arkadaşımıza, yoldaşımıza mutlaka kazanma sözümüzü yineliyoruz. Bunun en önemli aracı hiç şüphesiz ki halkların, inançların, kültürlerin, ezilenlerin, kadınların, gençlerin umudu olan siyasal duruşumuz ve stratejimizdir. Başarının, kazanmanın ve umudu büyütmenin ve zafere ulaşmanın yegâne yolu bu siyaseti daha fazla anlatmak ve halklarla buluşturmaktır.

9. Yıllardır halklarımızın büyük bedel ve fedakarlıklarla sürdürdüğü mücadele sonucunda faşizm durdurulmuştur. Şunu bilelim ki, çürümüş faşizmin devlet olanakları, baskı, şiddet ve sandık hileleriyle bir süre daha ayakta kalması halklarımıza yeni acılar yaşatacaktır. Buna izin vermemek ellerimizdedir. Bunun için hala tamamlanmamış seçim süreci büyük bir fırsattır. Karamsarlığa ve umutsuzluğa kapılmadan önümüzdeki on bir gün içinde bu karabasana son verebilir ve kötülüğü sonlandırabiliriz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu muhteşem bir son ve yeni bir başlangıç yapma fırsatı elimizdedir.

10. Ülke içinde ve dışında tüm halklarımızın, örgütlerimizin ve dostlarımızın faşizmle çetin mücadeleyi seçim sonrasına bırakmadan, ikinci turda eksiksiz sandığa gitmesi ve son fiskeyi vurması gereklidir. Halkımızdan gelen kıymetli eleştirilere en büyük özeleştirimiz tek adam rejimini yenilgiye uğratmak olacaktır. Önümüzdeki kritik süreci azimle örerek ve çalışarak geçireceğiz. Kazanma inancıyla, çalışmalarımıza bugünden itibaren daha güçlü başlama kararı almış bulunuyoruz.”

 

Paylaşın

Erdoğan’dan Gençlere “28 Mayıs” Mesajı

28 Mayıs’taki Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turu için gençlere seslenen Erdoğan, “Egoları tavan yapmış, geçmişi başarısızlıklar ve seçim yenilgileriyle dolu şahsiyetlerin sizi kendi dipsiz karanlıklarına sürüklemesine asla izin vermeyin” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sorunlarımızı birlikte çözeceğiz, zorlukların üstesinden birlikte geleceğiz. Acılarımızı birlikte paylaşacak, başarılarımıza birlikte sevineceğiz. İnşallah çok daha güzel günleri yine sizlerle birlikte göreceğiz. 28 Mayıs’ta siz genç kardeşlerimin güçlü desteğine güveniyorum.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından gençlere yönelik paylaşımda bulundu. Gençlerin 14 Mayıs’ta iradesine sahip çıktığını, tercihini sandıklara özgürce yansıttığını, demokrasiye omuz verdiğini belirten Erdoğan, her bir gence teşekkür etti.

“Tüm dünya gençlerine örnek olan bu tavrınızla, milletimizin size güvenmekte ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gösterdiniz. Sizlerle gurur duyuyorum.” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sizler bizim umudumuzsunuz, göz bebeğimizsiniz, aydınlık yarınlarımızın teminatısınız. Tarihi şanlı zaferlerle dolu bu milleti, muasır medeniyetler seviyesinin de üstüne inşallah sizler taşıyacaksınız. Lütfen kimsenin hayallerinizle aranıza girmesine, sizi yıldırmasına, sizi korkutmasına, kendi zehrini size de zerk etmesine müsaade etmeyin.

Egoları tavan yapmış, geçmişi başarısızlıklar ve seçim yenilgileriyle dolu şahsiyetlerin sizi kendi dipsiz karanlıklarına sürüklemesine asla izin vermeyin. Sorunlarımızı birlikte çözeceğiz, zorlukların üstesinden birlikte geleceğiz. Acılarımızı birlikte paylaşacak, başarılarımıza birlikte sevineceğiz. İnşallah çok daha güzel günleri yine sizlerle birlikte göreceğiz. 28 Mayıs’ta siz genç kardeşlerimin güçlü desteğine güveniyorum.”

Paylaşın

CHP’li Muharrem Erkek: Her Bir Oyu Takip Ediyoruz

CHP’li Muharrem Erkek, seçim sonuçlarıyla ilgili partisinin genel merkezinde düzenlediği basın açıklamasında, “Bütün sandıkların sonuçları hem bizim tutanakları hem YSK tutanakları karşılaştırılarak tek tek kontrol edildi ve gerekli tüm itirazlar yapıldı, süreç takip ediliyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Genel sonuçları değiştirmeyecek nitelikte de olsa her bir oyu takip ediyoruz arkadaşlar. Milletvekilliğinde bazı yerlerde 100, 200 oyla farklılıklar olabilir. Onları da takip ediyoruz.”

Erkek, açıklamasında ayrıca, “Milletvekilliği için toplam 4 bin 825 sandıkta uyuşmazlık tespit ettik, CHP ve İYİ parti aleyhine. Ve bunların da itirazları dün 15.00 itibariyle bitti. İlçe seçim kurullarında birleştirme tutanakları düzenlenirken, bazı maddi hatalar da ilçe seçim kurulları tarafından düzeltiliyor, itiraz olmadan da düzeltiliyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan yardımcısı Muharrem Erkek, seçim sonuçlarıyla ilgili partisinin genel merkezinde basın açıklaması yaptı. Muharrem Erkek, şu bilgileri verdi:

“14 Mayıs’taki seçimde yurt içinde 192 bin 214 sandığımız vardı, yurt dışında 9 bin 593 sandığımız vardı, toplam 201 bin 807 sandığımız vardı. Bu sandıkların tamamına yakınında, yani yüzde 99.9 oranında ıslak imzalı sandık sonuç tutanaklarını sistemimize girdik. O küçücük oranı da kontrollerini yapıyoruz, sistemimize gireceğiz.

Öncelikle bizim sistemimiz nasıl çalışıyor bunu paylaşayım. Oylar kullanılıyor, sandıklar açılıyor, sayım döküm işlemleri yapılıyor, sandık sonuç tutanakları hazırlanıyor, imzalanıyor, bu sandık sonuç tutanağını bizim sandık kurulu üyemiz veya müşahitimiz okul sorumlumuza ulaştırıyor, o da ilçe başkanlığımıza, o da bunu sisteme girdiğinde otomatik olarak genel merkezimiz bunu görüyor. Ve bu sandık sonuç tutanağı sisteme girildiğinde aynı sandık sonuç tutanağı da YSK’nın sistemine girmişse ve arada bir farklılık varsa bizim sistemimizde kırmızı alarm veriyor.

Bizim kendi sandık sonuç tutanağımız ile YSK’nın arasında bir uyuşmazlık var ise bizim sistemimizde kırmızı alarm veriyor. Bunu hem genel merkez hem il hem ilçe görüyor. Yani son derece sağlıklı bir alt yapımız ve sistemimiz var. Çünkü bizim için seçmenin iradesi her şeyin üstündedir. Her bir oyu takip ediyoruz.

Size tam rakamları vereceğim. Cumhurbaşkanlığı için önce vereyim. Biliyorsunuz cumhurbaşkanlığı için ayrı milletvekilliği için ayrı tutanaklar düzenleniyor. Toplam 201 bin 807 sandık. Cumhurbaşkanlığı için 2 bin 269 sandık tutanağında farklılık tespit ettik.

Tabii 4 adayın da lehine, aleyhine olabilir. Ayrıca bizim adayımız aleyhine olanları da ayrıca tespit ediyoruz. Bunların itirazları pazartesi 17.00 itibariyle yapıldı. Biliyorsunuz 17.00’de itirazlar son buldu.

CHP ve İYİ parti aleyhine 4 bin 825 uyuşmazlık

Milletvekilliği için toplam 4 bin 825 sandıkta uyuşmazlık tespit ettik, CHP ve İYİ parti aleyhine. Ve bunların da itirazları dün 15.00 itibariyle bitti.

İlçe seçim kurullarında birleştirme tutanakları düzenlenirken, bazı maddi hatalar da ilçe seçim kurulları tarafından düzeltiliyor, itiraz olmadan da düzeltiliyor.

Örneğin, cumhurbaşkanlığı için, Sultangazi Nuri Pakdil anadolu Lisesi 1374 nolu sandık. Kılıçdaroğlu 260 oy almış YSK sistemine 76 yazılmış, Erdoğan 72 almış sisteme 248 olarak girmiş. İtirazlar yapılmış, YSK kararıyla itiraz haklı bulunmuş YSK sistemine de doğru olarak düzeltilmiş.

Ankara Keçiören Aşık Veysel Ortaokulu 4137 nolu sandık. Burada Kılıçdaroğlu 137 aldığı halde 121 sisteme girmiş, Erdoğan 177 aldığı halde 201 sisteme girmiş, sistem kırmızıyı vermiş, bu şekilde biliyorsunuz toplam 2 bin 269 tutanakta farklılık tespit edildi, hepsi tek tek incelendi.

Bir örnek daha Elazığ merkez ilçe 105 nolu sandık Kılıçdaroğlu’nun 95 oyu ama sistemde bu oy Muharrem İnce’ye yazılmış. İtiraz edilmiş ve düzeltilmiş.

Malatya Battalgazi birinci ilçe seçim kurulu, iki sandıktan örnek vereyim, çok var; 1050 nolu sandıkta Kılıçdaroğlu 228 oy almış ama bu oylar Muharrem İnce’ye yazılmış. İtiraz üzerine ilçe seçim kurulu kararıyla düzeltilmiş. Yine Battalgazi’de 1053 nolu sandık, Kılıçdaroğlu’nun 50 oyu Muharrem İnce’ye yazılmış. Bu da itiraz üzerine düzeltilmiş. Böyle yüzlerce örnek var.

“Genel sonuçları değiştirmeyecek nitelikte”

Bütün sandıkların sonuçları hem bizim tutanakları hem YSK tutanakları karşılaştırılarak tek tek kontrol edildi ve gerekli tüm itirazlar yapıldı, süreç takip ediliyor. Genel sonuçları değiştirmeyecek nitelikte de olsa her bir oyu takip ediyoruz arkadaşlar. Milletvekilliğinde bazı yerlerde 100, 200 oyla farklılıklar olabilir. Onları da takip ediyoruz.”

Paylaşın

Yeşil Sol Parti’de “Kılıçdaroğlu” Kararı: Desteklenecek

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Yeşil Sol Parti (YSP) Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ikinci turda da tıpkı ilk turda olduğu gibi destek verme kararı verdi.

Mevcut seçim sonuçlarını, partinin oylarındaki düşüşü ve gelen eleştirileri de kapsamlı bir şekilde değerlendiren HDP ve Yeşil Sol Parti yöneticileri, bu konudaki tartışmaları cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun tamamlanmasından sonra derinleştirerek sürdürmeye karar verdi

Yeşil Sol Parti ve HDP seçim sonrası ilk MYK toplantısını gerçekleştirdi. Seçim sonuçlarının muhasebesinin kapsamlı bir şekilde yapıldığı toplantıda Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ikinci tur yarışında tıpkı ilk turda olduğu gibi destek verme kararı çıktı.

Yeşil Sol Parti ve HDP seçim sonrası ilk MYK toplantısını gerçekleştirdi. Seçim sonuçlarının muhasebesinin kapsamlı bir şekilde yapıldığı toplantıda Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ikinci tur yarışında tıpkı ilk turda olduğu gibi destek verme kararı çıktı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre kararın gerekçelerini bugün yayımlanacak sonuç bildirgesinde kapsamlı bir şekilde değerlendiren Yeşil Sol Parti ve HDP yönetimi, 28 Mayıs seçimlerine giden süreçte önceliğin bu seçim olduğu konusunda fikir birliğine vardı.

Tüm enerjinin 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tura aktarılması gerektiği ve seçimi muhalefetin kazanması için çalışılması gerektiği konusunda fikir birliğine varılan toplantıda parti örgüt ve yöneticilerinin tüm gücüyle sahada olacağı ve seçmeni ikinci turda da sandığa gitmesi için motive etme odaklı çalışmalar yürüteceği belirtildi.

Yeşil Sol Parti’nin ikinci tura giden süreçteki tavrının birinci turdan farklı olmayacağı kaydedilirken sadece yöntemsel olarak bir farklılaşma olacağı ve kalabalık mitinglerden ziyade hedef odaklı toplantı ve buluşmalar organize edileceği ifade edildi.

Öncelik 28 Mayıs

Mevcut seçim sonuçlarını, partinin oylarındaki düşüşü ve gelen eleştirileri de kapsamlı bir şekilde değerlendiren HDP ve Yeşil Sol Parti yöneticileri, bu konudaki tartışmaları cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun tamamlanmasından sonra derinleştirerek sürdürmeye karar verdi.

Paylaşın

HDP Neden Bu Kadar Oy Kaybetti?

“HDP neden bu kadar oy kaybetti?” sorusunu yanıtlayan Doç. Dr. Vahap Coşkun, bunun birkaç nedeni var. Bu nedenlerden birinin TİP’le yaşanan tartışmalar olduğuna dikkat çekti.

Vahap Coşkun, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde izlediği stratejinin yanlışlığı HDP’ye pahalıya patlamış olabilir. HDP’nin muhalefete fazla angaje bir politika yürütmesi HDP seçmenlerinin bir kısmını muhalefete gitmesine sebebiyet vermiş olabilir.

Özellikle metropol kentlerinde HDP’nin iyi bir ittifak modeli oluşturmaması, TİP’le arasında yaşanan çekişmeler sandığa olumsuz bir şekilde yansımış olabilir. Bir de barajın düşmüş olması HDP’de bir motivasyon bozukluğuna ve stratejik oy gelişinin durmasına sebebiyet vermiş olabilir.” ifadelerini kullandı.

Seçim sürecinde tartışmaların odağında bulunan Kürt seçmenlerin oyları seçim sonuçlarında da etkisini gösterdi. Cumhurbaşkanı adaylarından Kemal Kılıçdaroğlu, Kürtler’in yoğun yaşadığı illerde yüzde 70’leri aşan oy aldı. Ancak Kürt seçmenin bu desteği ‘kendi’ partileri olarak tanımladıkları Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yerine seçime giren Yeşil Sol Parti’de 3 puana yakın düştü.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin aday çıkarmayarak, Millet İttifakı’nın ortak adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği destek sandığa yansıdı. Kılıçdaroğlu, Türkiye genelinde en fazla oyu Kürtler’in yoğun yaşadığı illerden aldı. Kılıçdaroğlu, Şırnak’ta Yüzde 75,75, Hakkari’de 72,32, Tunceli’de 80,26, Diyarbakır’da da yüzde 71,95 oranında oy aldı.

Ancak Kürt seçmenin HDP’nin yerine seçime giren Yeşil Sol Parti’ye desteği önceki seçimlere göre düştü. HDP, 2018 seçimlerinde yüzde 11,7 oy alırken, Yeşil Sol Parti’ye destek 8,81’de kaldı.

Önceki seçimlerde Kürt partilerinin en fazla destek aldığı kentlerden olan Diyarbakır’da oy oranı 67,03’ten 60,79’a düştü. Oy oranı Hakkari’de yüzde 71,80’den 62,47’ye geriledi. HDP’nin en güçlü olduğu illerden olan Van’da 2018’de yüzde 60,62 olan oy oranı 52,97’ye düştü.

Seçim sonuçlarını VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’a değerlendiren Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Sedat Yurtdaş, Kılıçdaroğlu’na verilen desteğin sadece HDP’nin çağrısıyla olmadığını savundu.

Desteğin Kürtler’in siyasi ihtiyacına da denk düştüğüne dikkat çeken Yurtdaş, “Kürtler genel olarak bir dönem Erdoğan’ın özellikle çözüm sürecinde Kürt meselesini çözmek için ciddi adımlar atacağına inandılar. Ancak son 6-7 yıldır Erdoğan ve mevcut iktidar Kürtler konusunda tarihte görülmemiş bir baskı oluşturdular bütün bunlardan kurtulmak için aslında seçmenin gösterdiği bir davranış şekli diyebiliriz” dedi.

“HDP çok ciddi oy kaybetti”

Yurtdaş, aynı desteğin ikinci turda desteğin sürüp sürmeyeceğinin henüz belli olmadığını vurgulayarak, seçmenlerin tekrar motive edilmesi gerektiğini söyledi. HDP’nin yerine seçime giren Yeşil Sol Parti’nin çok ciddi oy kaybettiğine dikkat çeken Yurtdaş, bölgede taşların yerinden oynadığı görüşünde.

Kürt seçmenin 14 Mayıs seçimlerinde rahat davrandığını savunan Yurtdaş, ilk kez oy kullanacak seçmenleri de dikkate alınmasıyla seçmen sayısının artması gerektiğini ancak bunun yerine azaldığını söyledi. Yurtdaş, oyların düşmesinin nedeninin aday listeleri ve Türkiye İşçi Partisi’yle yaşanan tartışmalar olduğu görüşünde.

Kampanyalarda çok net bir atmosfer yaratılmadığını ifade eden Yurtdaş, “Sayın Demirtaş’ın yürüttüğü kampanyalarda çok net bir atmosfer yaratılmaması, siyaseten belirsizliğin olması bu oy oranını batıda da düşürdü. Çok ciddi başka bir sebebi genel olarak sola ve özel olarak da Türkiye İşçi Partisi’yle girmiş olduğu yanlış seçim ilişkisi ve orada ortaya çıkan bazı demeçler, tartışmalar, konuşmaların Kürt seçmende yarattığı çok büyük olumsuz etki. Bu etkilere bakınca aslında bütün Türkiye’de çok ciddi bir Kürt seçmenin belki sandığa gitmeme ve başka partilere kayma gibi bir sonuç doğurduğunu gördüğümü söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

“Kılıçdaroğlu Kürtler Sayesinde Yüzde 45 Oy Aldı”

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun ise seçim sonuçlarını “İktidar partisi için büyük bir zafer muhalefet için ise ciddi bir hezimet” olarak nitelendirdi.

AKP’nin 20 yıllık iktidarlar dönemine ve bütün yıpranmasına rağmen hala toplumun yüzde 50’sini desteğini arkasında tuttuğunu hatırlatan Coşkun, Kılıçdaroğlu’nun Kürt seçmen sayesinde yüzde 45 oy aldığını savundu.

Coşkun da HDP’nin çok ciddi oy kaybettiğine dikkat çekti. Coşkun, HDP’nin kaybı ve CHP’nin yıllar sonra bölgeden milletvekili çıkarmasını bölge siyasetinde yeni aktörlerin ortaya çıkardığını söyledi.

Coşkun, AKP’nin izlediği siyasetin CHP’ye alan açtığını ifade ederek, “İnsanlar AK Parti’ye yönelik ciddi bir karşıtlık içerisindeler, HDP’ye de gitmeyecekler kendilerine oy verecek başka bir parti arıyorlar ve burada CHP bir adres olarak belirliyor. CHP’nin değişme niyetini göstermesi, özellikle Kürt meselesi konusunda bir değişme niyeti göstermesi AK Parti’nin söylemi sertleşirken CHP’nin söyleminin yumuşaması CHP’ye alan açtı ve bu alan içerisinde CHP siyaset yapma imkânı buldu” dedi.

HDP neden kan kaybediyor?

Peki HDP neden bu kadar oy kaybetti? Coşkun’a göre bunun birkaç nedeni var. Bu nedenlerden birinin TİP’le yaşanan tartışmalar olduğuna dikkat çeken Coşkun şunları söyledi:

“HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde izlediği stratejinin yanlışlığı HDP’ye pahalıya patlamış olabilir. HDP’nin muhalefete fazla angaje bir politika yürütmesi HDP seçmenlerinin bir kısmını muhalefete gitmesine sebebiyet vermiş olabilir. Özellikle metropol kentlerinde HDP’nin iyi bir ittifak modeli oluşturmaması, TİP’le arasında yaşanan çekişmeler sandığa olumsuz bir şekilde yansımış olabilir. Bir de barajın düşmüş olması HDP’de bir motivasyon bozukluğuna ve stratejik oy gelişinin durmasına sebebiyet vermiş olabilir.”

Halk da sonuçlardan çok memnun değil. YSP’nin yeterince tanınmadığını düşünen vatandaşlar, CHP’nin yeniden bölgeden milletvekili çıkarmasına sevindiklerini söyledi.

Paylaşın

Millet İttifakı’nın “İkinci Tur” Stratejisi Ne?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’nde 14 Mayıs’ın birinci turda bitirilememesi ile TBMM seçiminde neden Millet İttifakı’nın 301 sandalye çoğunluğunu sağlayamaması gündemde. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin 28 Mayıs’taki ikinci turuna odaklanılmaya başlandı.

İkinci tur kampanyası stratejisinde “terörle mücadele” vurgusu ön plana alınarak, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK kadrolarını Kılıçdaroğlu aleyhine kullandığı görüntüler ve söylemlere karşı “dezenformasyon yapılıyor” eleştirisi ötesinde sert yanıt verilmesine karar verildi.

Deprem bölgesinde neden CHP’nin, Millet İttifakı’nın ve Kılıçdaroğlu’nun depremzedelerce desteklenmediği meselesi de masaya yatırılmaya başlandı. Deprem bölgesine özel nasıl yaklaşılması gerektiği ve orada nasıl kampanya yürütülmesi gerektiği meselesi üzerinde kararlar alınması gerektiği ifade edildi.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Seçimi’nin ikinci tura kalmasıyla birlikte CHP Genel Merkezi’nde Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin kampanyasını nasıl yürüteceği ve Millet İttifakı’nın süreçteki rolü değerlendiriliyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıklaması itibariyle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzde 49,51 ile önde tamamladığı ama seçilemek için yeterli oy oranına ulaşamadığı tabloda Kılıçdaroğlu yüzde 44,88, Sinan Oğan 5,47 oy aldı. 14 Mayıs günü eş zamanlı TBMM 28. Dönem Genel Seçimi’nde Cumhur İttifakı’nın parlamentoda çoğunluğu yakalaması tartışma konusu.

Seçmenler, sosyal medyada TBMM seçimi sonuçlarıyla birlikte sandıklarda sıkıntı yaşandığı görüşünden hareketle Kemal Kılıçdaroğlu’na YSK’ya gitme çağrısı yaparken, CHP içerisinde ise 28 Mayıs’taki ikinci tur Cumhurbaşkanı Seçimi’ne yönelik hazırlık masaya yatırıldı.

CHP, 14 Mayıs seçim sürecini yürüten reklam ve iletişim ajansı ile yollarını ayırırken; CHP’nin kendi iç potansiyelini kullanması ve kampanya stratejisini tümüyle yenilemesi gerektiği görüşü ön plana çıktı. Bu kapsamda Millet İttifakı ve Kılıçdaroğlu, terör ile ilgili mesajları başta olmak üzere mesajlarını sertleştirecek ve mitingler yerine medya ile sahada hedef grup çalışmalarına ağırlık verecek.

Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, gün boyu parti merkezinde başta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş olmak üzere tüm kurmaylarıyla değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu, gün boyu farklı parti yöneticileri ve isimler ile bir araya geldi, Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) ardından hangi adımlar atılacağına ilişkin kararlar almaya başladı. Kılıçdaroğlu’nun parti yönetimine “Her şey bitmedi. Biz kaybetmedik, Erdoğan kaybetti. Kazanacağız. Moralinizi bozmayın. Yeni bir kampanya sürecine giriyoruz” dediği aktarıldı.

Kılıçdaroğlu’nun Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Tuncay Özkan, 14 Mayıs için “başarısız” kampanya yürütüldüğü görüşünü tümüyle reddetti ve birinci tur sonunda zaten söz konusu reklam ve iletişim ajansı şirketleriyle yol ayrılığı olmasını öngördüklerini ifade etti.

Özkan, CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’in kamuoyuna istifasını açıklamasına ilişkin “Arkadaşımız sorumluluk duygusuyla istifa kararı almıştır. Ancak hiçbir şekilde suçlanması doğru değildir. Seçim sonuçları takip edilmiştir” yönünde değerlendirmede bulundu. Kendisiyle ilgili medya kuruluşları sahipliği ve maddi çıkar sağladığı gibi sosyal medyaya yansıyan tüm iddiaları reddeden Özkan, görevden alınacağı iddiası içinse “Görevimin başındayım” yanıtını verdi.

CHP Genel Merkezi’nde 14 Mayıs’ın birinci turda bitirilememesi ile TBMM seçiminde neden Millet İttifakı’nın 301 sandalye çoğunluğunu sağlayamaması gündemdey. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin 28 Mayıs’taki ikinci turuna odaklanılmaya başlandı.

28 Mayıs’a kadar ki süreçte etkin şekilde kampanyadaki konumlarını korumasıyla birlikte CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun sahadaki temaslar ve seçim güvenliğinde söz sahibi olması kesinleşti. Bu karar ardından CHP’de Genel Başkan Başdanışmanlığı’na İstanbul teşkilatından Mehmet Ali Yüksel atandı.

Yüksel, VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’na yaptığı açıklamada, “Kampanyamızda nefer olarak çalışacağım. Şimdi Ankara’dan İstanbul’a geçeceğim, seçim koordinasyon merkezinde değerlendirmede bulanacağız. İkinci tur için en önemli hedefimiz sandığa gitmeyenleri de sandığa götürmek olacaktır” dedi.

Kampanya stratejisi üzerine hızlıca değerlendirmelerde bulunmaya devam edileceğini belirten Yüksel, “Kampanyamızı yürütecek asli kişi genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu. Dolayısıyla kampanyadan sorumlu kişi olmaktan öte çalışmak için atandım. Cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayacağımız Kılıçdaroğlu gerekli tüm açıklamaları yapacaktır” ifadesini kullandı.

Terör, deprem bölgesi ve sandığa gidilmemesi…

İkinci tur kampanyası stratejisinde “terörle mücadele” vurgusu ön plana alınarak, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK kadrolarını Kılıçdaroğlu aleyhine kullandığı görüntüler ve söylemlere karşı “dezenformasyon yapılıyor” eleştirisi ötesinde sert yanıt verilmesine karar verildi.

Deprem bölgesinde neden CHP’nin, Millet İttifakı’nın ve Kılıçdaroğlu’nun depremzedelerce desteklenmediği meselesi de masaya yatırılmaya başlandı. Deprem bölgesine özel nasıl yaklaşılması gerektiği ve orada nasıl kampanya yürütülmesi gerektiği meselesi üzerinde kararlar alınması gerektiği ifade edildi.

Terör ve deprem bölgesi başlıkları yanı sıra sandığa gitmeyen seçmenler acaba 28 Mayıs’ta sandığa getirilebilir mi sorusu da gündemdeydi. YSK’nın verisi itibariyle kayıtlı 64 milyon 190 bin 651 seçmenden 14 Mayıs’ta 54 milyon 919 bin 932’sinin oy kullanılması dolayısıyla sandık başına gelmeyen 9 milyon 270bin 719 seçmene nasıl seslenilmesi gerektiği meselesi de var.

CHP, bu seçmenlere mutlaka 28 Mayıs’ın kişiler/adaylar arasında bir seçim değil Türkiye’nin geleceği ve nasıl yöneticiliğine ilişkin sistem seçimi olduğunu anlatmak gerektiği görüşünü ele aldı.

Bahar atmosferindeki kampanya Anadolu’ya hitap etmedi mi?

Kampanyadaki iletişim stratejisi bakımından 14 Mayıs için “Sana Söz” ve “Haydi” ifadeleriyle kurgulanmış demokrasi ve parlamenter sistem hedefiyle Türkiye’ye bahar mevsimi getirilmesi mesajları yerine sert söylemlere geçiş yapılması ele alandı. İlk tur kampanyasında büyükşehirlerdeki seçmenlere ulaşılabilmesine rağmen Anadolu kentlerine ve kırsalına ulaşılamadığını görüşü ön plana çıktı.

Erdoğan ve AKP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın ortakları MHP, BBP, Yeniden Refah Parti ile HÜDA PAR tarafından Kılıçdaroğlu’nu, CHP’yi ve Millet İttifakı’nı terör söylemleriyle hedef almasıyla başarıyı sağladığını da gündemdeydi. Bunun yanı sıra “Erdoğan’ın savunma sanayii atılımlarını tümüyle kendi varlığıyla anlamlandırması ve devlet değil AKP iktidarı politikası olarak sunduğu” görüşü de konuşuldu.

Savunma sanayii konusunda, Kılıçdaroğlu cephesince 14 Mayıs öncesinde yayımladığı videolu mesajıyla ve Bayraktar yönetimiyle polemik ile kampanyada doğru hamle yapılmadığı da tartışıldı.

CHP’nin “altı ok” logosundaki “milliyetçilik” ilkesini anımsatarak, Anadolu seçmenine yönelik yeni söylemler kullanacağı ve Cumhuriyet’in savunucusu, Kurtuluş’un partisi olduğunu öne çıkaracağı kaydedildi.

Tuncay Özkan da, CHP’nin özellikle AKP’nin kendi listelerinden TBMM’ye taşıdığı HÜDA-PAR’ın Hizbullah ile ilişkisini artık hep hatırlatacağını belirterek, geçmişteki AKP – Fethullah Gülen cemaati ilişkisini de anımsattı. Özkan, “Terör örgütleriyle yaratılan algıyı değiştireceğiz. AKP yemin etmeyecek milletvekili soktu meclise. Siz teröristlerle mücadele etmeyeceksiniz diyenler, parlamentoya teröristleri soktular. Bundan sonra güvenlik kaygısı taşıyan seçmenlerle buluşacağız” diye konuştu.

Millet İttifakı’nın rolüne ilişkin tartışma derinleşecek mi?

Millet İttifakı’nın ayrıca liderler düzeyinde yarın saat 15.00’te CHP’de buluşacağı da ilerleyen saatlerde aktarıldı. Millet İttifakı’nın liderleri tarafından ikinci tur seçime nasıl yaklaşılacağı yanı sıra TBMM’de neden 301 sandalye çoğunluğuna ulaşılamadığına ilişkin detaylı değerlendirme yapılması bekleniyor. Liderler, yarın kendi parti içlerindeki tartışma ve eleştirileri yarın masaya getirecek görünüyor.

İYİ Parti cephesi, oy sayım süreçlerine ilişkin açıklamalar dışında sonuçlar konusunda sessizliğini korudu. İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu’nun ise yarın saat 14.00’te kameralar karşısına geçeceği bilgisi paylaşıldı.

CHP içerisinde ise İYİ Parti’nin ve Lideri Meral Akşener’in Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkması ve kısa süreli de olsa masadan kalkmasıyla ittifak enerjisi ve oylarında gerileme olduğu görüşü var. CHP yönetimi ve teşkilatları, İYİ Parti’nin Kılıçdaroğlu’na ikinci turda koşulsuz destek vermesi gerektiğiyle ile CHP listesinden TBMM’ye taşınmakta olan Saadet Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi’nin 14 Mayıs sürecinde ne derece rol oynadığını da tartışıyor.

İYİ Parti’de ise, Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili tartışma yeniden kulislerde alevlenmeye başlamış gibi.

Demokrat Parti’de ise Genel Sekreter Serhan Yücel’in istifa kararı söz konusu ancak bu istifa seçim sonuçlarıyla ilgili değil partide sürece yaklaşım, CHP’yle yapılan vekil listesi ortaklığı ve “Millet İttifakı’ndaki iktidar olacağız” iddiasıyla yapılan bakanlık dağılımı konuşmalarına tepki olarak yorumlandı.

Paylaşın

EMEP Lideri Akdeniz, Partideki Görevinden Ve Parti Üyeliğinden İstifa Etti

Sosyal medya hesabından bir açıklama yayınlayan EMEP Lideri Ercüment Akdeniz, açıklamasında, “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / EMEP’den konuya ilişkin yapılan açıklamada ise, “Bu kararın partimiz açısından üzücü olduğunu bütün kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Aynı zamanda istifanın biçiminin parti tüzüğümüz ve işleyişi açısından izahı mümkün değildir. Partimiz açısından Genel Başkanlık görevi her parti görevi gibi değerli ve önemli bir görevdir.

Ama hiçbir zaman özel bir makam olmamıştır. Partimizin her üyesi ve yöneticisi esas olarak bir parti işçisidir ve bu bilinçle işçi sınıfının devrim ve sosyalizm davasına hizmet eder. Bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir” ifadelerine yer verildi.

Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, genel başkanlıktan ve parti üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı. Akdeniz’in açıklaması şöyle:

“Bu metin, gecikmiş bir istifa beyanıdır. 14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur.

İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük ittifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı. Nitekim, bu süreçte var gücümüzle hep beraber çalıştık. Tek adam yönetiminin son bulması için kararlılıkla mücadele eden emekçi halkımızı ve demokrasi güçlerini selamlıyorum. Halkın parlamentoya gönderdiği ittifak vekillerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Peki, istifayı gerektirecek ağırlıkta nasıl bir sorun yaşanmış olabilir? Herkesin merak ettiği husus, haklı olarak bu olacaktır. Konuyu çok uzatmadan açıklamaya çalışayım;

Genel Yönetim Kurulu’nda, GYK toplantısında Emek Partisi’nin (EMEP) Yeşil Sol Parti listelerinden seçime katılma kararını savunan GYK üyeleri kürsüde ölçüsüz bir şekilde baskı altına alınmıştır. Yeşil Sol Parti listelerinden girme kararının alınması sonrasında ise, bazı Sekreterya üyeleri tarafından, demokratik şekilde alınan bir karar söz konusu olmasına rağmen “bu karar örgütlendi” şeklinde bir suçlama ortaya atılmış, bu suçlama MYK toplantısında da dile getirilmiştir. Bu suçlamalar, partide kendisini GYK’nın ve MYK’nın üzerinde gören triumvir bir yapının eseri olup böyle bir yapıyla yol yürümek benim açımdan mümkün değildir.

Milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecine gelindiğinde ise parti içi demokrasiye aykırı müdahaleler farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Parti merkezi nezdinde aday belirleme sürecine ilişkin prensiplerin henüz oluşmadığı esnada kendisini partiden üstün gören bu yapı, “örgüt/taban eğilimini alma faaliyeti” adı altında, aday belirlenmesine ilişkin olarak henüz belirlenmemiş bazı prensipleri sanki parti merkezi nezdinde ortaklaşa belirlenmiş gibi örgüt tabanına sunmuştur. Buna göre;

Bazı yönetici ve üyelere, Genel Başkan’ın başka partiden aday olmaması yönünde bir parti kararı olduğu bildirilmiştir. Oysa ki ortada bu yönde herhangi bir parti kararı yoktur. Son parti kongresinde böyle bir karar alınmadığı gibi parti tüzüğünde de böyle bir düzenleme yoktur. Üstelik gerçekte var olmayan bu kararın konusu olan kişinin, yani Genel Başkan’ın da bu karardan haberi yoktur. Daha vahimi, DİSK Genel Başkanlarının genellikle Meclis’e aday gösterilmesi örneği, bu bilinmeyen tuhaf “karara” gerekçe olarak gösterilmiştir. EMEP eski Genel Başkanlık görevinde bulunan yoldaşların adaylık, vekillik vb konularda “alınganlık gösterdikleri iddiası” dahi örnek gösterilmiştir. Daha da ileri gidilerek, kimi üyelere “HOP bunu yarın önümüze koyar, EMEP’in başkanını biz belirledik der” şeklinde garabetle melul izahatlar yapılmıştır.

İl yöneticileri ve üyelerden adaylık için öneri alınırken, Genel Başkan’ın haberi olmaksızın, birçok yerde “Başarılı Genel Başkan + yanında 2 Milletvekili” formülü, sanki parti merkezi tarafından önceden belirlenmiş bir prensipmiş gibi aktarılmıştır. “Genel Başkan zaten tanınıyor, vekil gibi çalışıyor” denmiştir. Parti merkezinin bilgisi ve önceden konuşulmuş gündemi olmaksızın yapılan bu söylemlerle, üyelerin sunacağı isim önerilerine, gerçekle bağdaşmayacak şekilde, dolaylı etki ve yönlendirme yapılmıştır. Böylesi yönlendirmelerin olmadığı illerde büyük çoğunluk Genel Başkan’, önermiştir. Yönlendirmenin ve algı yönetiminin yapıldığı yerlerde de Genel Başkan yüksek oranla önerilmiştir ama şapkadan “Başarılı Başkan+ 2 vekil” formülü çıkarılınca, üye ve yöneticiler Genel Başkan’ın dışında iki isim önerisi yapmışlardır. Bu durumun kendisi hem büyük bir çelişkiye hem de “triumvira”yı andıran yönetim şeklinin vahametine işarettir. Ayrıca kimi illerde tüm il yönetiminden, kimi illerde sadece sorumlu bir yöneticiden, kimi illerde ise üyelerden öneri alınması demokratik merkeziyetçilik ilkesinin çiğnendiğini göstermektedir.

15 Nisan tarihli MYK toplantısında vekil adayı için tartışılan isimler konusunda özellikle not düştüğüm bir “şerh kararım” bulunmaktadır. Bu şerh, yalnızca ve yalnızca, iki vekil adayından birinin dahi işçi olmamasına dairdir. EMEP’in çeyrek asrı aşan mücadele tarihinde ve nihayet bugününde işçi kökenli Genel Başkan ve işçi milletvekili çıkaramaması üzücüdür, hepimizin sorumluluğundadır. 14 Mayıs seçimlerine doğru devrimci işçi partisi kimliği taşıyan bir parti olarak EMEP’in iki vekil çıkarma imkanı varken hala bunlardan birini bir işçiden veya işçi kökenli bir devrimciden yana tercih etmemesi benim açımdan kabul edilemez. Nitekim bu özelliği haiz çokça işçi yoldaşımız vardır. Ne yazık ki bu şerh kararım, tüm uyarılarıma rağmen, GYK üyelerine, il ilçe yöneticilerine ve üyelere ulaştırılmamıştır.

Aynı toplantıda, “Meclise şimdiki Genel Başkan gitmeyecekse, EMEP adına gidecek iki vekil arkadaştan biri mutlaka Genel Başkan olmalıdır. Gerekirse bunun için hızla olağanüstü genel kongre toplanmalıdır” şeklindeki önerim ve uyarım da dikkate alınmamıştır, bilgilendirme yapılırken bu uyarım yine yönetici ve üyelere ulaştırılmamıştır. Zira, önemli olan parlamentoya gidecek isimden ziyade, Meclis’te Genel Başkanlık’ın temsil edilmesidir. Meclis’te grubu bulunmayan bir partinin parlementoda etkin olması için de bu tercih elzemdir. Ayrıca, İttifak bileşeni parti ve örgütlerin başkan, eş başkan ve sözcülerinin Meclis’teki hareket alanı için de vekillerden birinin Başkan olmasında mutlak fayda vardır. Dolayısıyla “Genel Başkan+ 2 vekil” şeklinde bir formülün ortaya atılmasının hiçbir faydası ve işlevi yoktur. isimler değil, parti bakımından kürsü ve temsiliyet önemlidir. Bununla birlikte, bizzat MYK üyelerimizi, yazılı olarak uyarmama rağmen; “Başkan + 2 vekil formülünü doğru bulmuyorum, örgüte böyle izah edilmesin” dememe, tersinin yapıldığı örnekler çokça görülmüştür.

“Genel Başkan tanınıyor, o milletvekili gibi” şeklindeki söylemler üyelerin masum duygularını istismar için de kullanılmıştır. Nitekim sözünü ettiğim triumvir yapı, ben seçim kampanyası dahilinde il mitinglerini dolaşırken, bilgim dahilinde olmadan kendince “sorunlu” kentleri dolaşmıştır ve aday yapılmadığım için tepki gösteren üye ve yöneticileri “ikna” turuna çıkmıştır. Bu ilginç faaliyetle ilgili ne öncesinde ne de sonrasında, sekreterya üyesi olan Genel Başkan’a, herhangi bir bilgi verilmemiştir. Daha vahimi bu görüşmelerde “Genel Başkan aslında görevinde çok başarılı ama biz kolektif çalışmaya daha uygun ve Meclis ortamından etkilenmeyecek arkadaşları önerdik” mealinde sözler sarf edilmiştir. Yani “başarılı” (!) bir Genel Başkan olarak benim kolektif çalışmaya daha uzak olduğum, Meclis ortamına girince olumsuz sapma ya da eğilimlerde bulunabileceğim üstü kapalı olarak ima edilmiştir. Bu hem şahsıma hem de EMEP’in Genel Başkanlık makamına hakarettir. Bu durumda istifa kararım sadece şahsi onuruma değil, Genel Başkanlık makamına da saygının bir ifadesidir.

Kimi yönetici ve üye yoldaşlardan adaylık tartışmalarına gelen itirazlara verilen ilginç gerekçelerden biri de “Genel Başkanlık aslında bizde yasal zorunluluk, dolayısıyla sembolik” şeklindeki cümledir. Elbette bu saptama da Genel Başkan’ın bilgisi dahilinde değildir. Birbiriyle tamamen çelişen bütün ifade ve izahatlar, aslında adaylık belirleme sürecinin nasıl bir oldu bittiye getirilmek istendiğini göstermektedir. Tel tel dökülen bu acelecilik ve acemilikle üzeri alelacele örtülmek istenen karambol duruma elbette izin vermem söz konusu olamazdı. Sadece, ülkedeki seçim sürecinin geçmesini ve 15 Mayıs’ ı bekledim.

Örnekler uzatılabilir ama uzatmak gerekmiyor.

Kısa çerçevesini çizmeye çalıştığım bu tablo, sürece dair “parti kararları”nın gerçekte nasıl “alındığının” tipik fotoğrafıdır. Ayrıca bu tabloda, “yoldaşın yoldaş için canını vermeye hazır olduğu” devrimci sosyalist bir parti geleneğinden “yoldaşın yoldaş arkasından iş çevirmeye başladığı” bir partiye geçişin dramatik hikayesi vardır. Lobicilik, kulisçilik sosyalist bir partide yer bulamaz, bulursa o parti devrimci olmaz. Çıkar ilişkilerine kapı aralayan inceltilmiş lobi organizasyonları yakın geçmiş ve geleceğin en büyük tehlikesidir. Sovyet partisi ve sovyet yönetiminin çöküşü bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Bununla asla uzlaşmayacağını, asla bir parçası olmayacağım. EMEP’in kuruluşundan bugüne gerek Emek Gençliği gerekse parti örgütlerinin birçok kademesinde görev aldım. Hiçbir zaman aklımda makam ya da koltuk olmadı. Bu mücadeleye milletvekili olmak için de katılmadım. Böylesi bir heves, her şeyden önce can vermiş yoldaşlara, onların ailelerine en büyük saygısızlık olurdu ve asla yüzlerine bakamazdım. Evet, o acılı ailelerin yüzlerine bakmak, ellerinden tutmak için bu istifa beyanını yazıyorum. Beni tanıyan yüzlerce, binlerce mücadele arkadaşım, halktan insanlar samimiyetimi teslim edeceklerdir. Bu istifa beyanıyla kendimi ortaya koyuyorum. Partinin tercihi ve değişimin gücü artık benim elimde değil. istifa kararım partiye verilen bir zarar değil, tersine katkı olarak görülmeli. Elbette takdir partinin kongre delegelerine, GYK, MYK, MDK başta olmak üzere organlarına, üyelerine ve gençliğine aittir. Bir şey diyemem, bu saatten sonra da söylemem.

Peki bundan sonra süreç nasıl işleyecek, ne olacak?

EMEP Parti Tüzüğü’nün 32. maddesi şu şekildedir: “Genel başkanlığın herhangi bir nedenle boşalması halinde, genel kongre toplanıncaya kadar GYK, Partiyi temsil yetkisini, kendi içinden seçeceği bir üyeye tevdi eder. En geç 45 gün içinde genel kongreyi toplantıya çağırır.” İstifamın akabinde süreç bu şekilde ilerleyecektir. Dolayısıyla olağanüstü parti kongresi, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Başkanlık seçimlerinin çok sonrasına kalacak ve iki seçim arasında partiyi yormayacaktır. Parti üyeliğinden istifa ettiğim için benim olağanüstü kongreye katılmam söz konusu değildir.

Partilerde esas birlik program birliğidir. Fakat bu yeterli değildir. Çünkü devrimci özünü yitirmiş pratik, devrimci teori ve programı teslim alıyor ve içini boşaltıyorsa orada gönüllü bir birliğin kalmayacağı benim açımdan açıktır. “Kol kırılır yen içinde kalır” çıtası çoktan ve fazlasıyla aşılmıştır. Gelinen yerde parti merkez yönetiminde duygu, gönül, vicdan, irade ve güven birliğini kaybetmiş bulunuyoruz. Bana bugüne kadar yoldaşlık etmiş olan ve bugün hala partide samimi olarak mücadele eden genç ve yaşlı yüzlerce mücadele arkadaşımı elbette bunun dışında tutuyor, her birine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Alıngan değilim, istifa kararını da bir anlık öfke ile almadım. 15 Mayıs’a kadar var gücümle çalıştım. Fakat kökleriyle parti merkezine yerleşmeye başlayan böylesi triumvirlik bir yapının gölgesi altında, benim için bir kurul toplantısına daha katılmak hem faydasız hem de katlanılmazdır. Bu yüzden bilinçli bir tercih olarak istifa gerekçemi hem parti kamouyunun hem de demokratik kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

Türkiye’nin geleceğinde emek, demokrasi, özgürlük ve halk güçlerinin birliğine her zaman olduğu gibi değer vereceğim. Harcında bir kum tanesi olursam ne mutlu bana. Sosyalizm, kalbimizi her daim ışıtan bir güneş bizim. Umutsuzluğa yer yok, tek adam düzeni son bulacak. İşçi sınıfını, emekçi halkımızı, bütün devrimci, demokratik parti ve örgütleri selamlıyorum.”

EMEP MYK’dan açıklama

EMEP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Akdeniz’in istifasına ilişkin yazılı açıklama yaptı:

“9. Kongremiz’de Genel Başkanlık görevine getirilen parti üyemiz Ercüment Akdeniz GYK’mız ve parti kamuoyumuz açısından kabul edilmesi mümkün olmayan bir tutumla görevlerinden ve parti üyeliğinden istifa ettiğini açıklamıştır. Partimiz Akdeniz’in istifasını bütün kamuoyu gibi kendi kişisel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla öğrenmiştir. Bu kararın partimiz açısından üzücü olduğunu bütün kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

Aynı zamanda istifanın biçiminin parti tüzüğümüz ve işleyişi açısından izahı mümkün değildir. Partimiz açısından Genel Başkanlık görevi her parti görevi gibi değerli ve önemli bir görevdir. Ama hiçbir zaman özel bir makam olmamıştır. Partimizin her üyesi ve yöneticisi esas olarak bir parti işçisidir ve bu bilinçle işçi sınıfının devrim ve sosyalizm davasına hizmet eder. Bundan sonra da öyle olmaya devam edecektir.”

Paylaşın

HDP – TİP İttifakı Tartışmaya Açıldı: Uzmanlar Ne Diyor?

HDP ile TİP’in ittifak modeline ilişkin değerlendirmede bulunan  Akademisyen Vahap Coşkun, “HDP’nin TİP ile yaptığı ittifak modeli garip ve HDP’ye kaybettiren bir ittifak modeliydi. TİP’in baraj sorununu ortadan kaldıran ama HDP’ye herhangi bir şekilde oy getirmeyen bir ittifak modeliydi. Bu ittifak modelinin HDP’ye oy kaybettireceği başından beri belliydi” dedi.

HDP’nin 2018’e oranla 3-4 puanlık oy kaybetmesine dikkati çeken Coşkun, “HDP açısından bu seçim başarısız bir seçim olarak değerlendirilebilir. Çünkü yüzde 11.7’lerden yüzde 8.7’lere düştü. 3-4 puanlık bir oy kaybetmek HDP açısından son derece üzücü bir tablo ortaya koymaktadır” değerlendirmesinde bulunuyor.

Avukat Sedat Yurtdaş ise HDP ve TİP ittifakının ‘yanlış’ olduğu değerlendirmesinde bulunuyor: “TİP çok etkili bir parti olduğu yanılgısına kapılmıştı” diyen Yurtdaş, “Hem geçmiş ittifaklar süreci hem de solun Türkiye’deki son 30-40 yıllık serencamı açısından bakarsak zamansız yapılan bir hamleydi.

Bu yapılırken de HDP’nin, Kürtlerin, muhalefetin açıkça zararını içeren riskler içeriyordu ve maalesef ki bunların hepsi gerçekleşti. Maliyeti çok büyük olan bir politik hata olduğunu düşüyorum. TİP’in izlediği politikanın çok ağır kusurlu olduğunu gösteriyordu.”

Siyaset Bilimci Ufuk Uras ise HDP ile TİP’in yaptığı ittifakın yanlış olduğunu en başından beri söylediklerini belirterek şöyle konuşuyor: “Ortak listenin ortak bir sinerji yaratacağını, ayrı ayrı seçime girmenin hem bir rekabet getireceğini hem de milletvekili kaybına neden olacağı belliydi. Buna rağmen ‘kendi sayımızı bir görelim’ söylemi bu döneme uygun değildi.

Parti devletine karşı olan herkesin yan yana gelmesi gerekiyordu. Mersin’de iki partinin ortak aday çıkarması yerine ayrı ayrı seçime girmesi MHP’ye kazandırdı mesela. HDP seçmeni parti genel merkezlerinde yapılan anlaşmalara uyum sağlayamıyor. Geçersiz oyların sebebi de aslında bununla ilgili bir durum. Çünkü aynı anda hem TİP’e hem de Yeşil Sol Parti’ye mühür basanlar da oldu.

Türkiye 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri için sandık başına gitti. Cumhurbaşkanlığı Seçimi ikinci tura kalırken Milletvekilliği Seçimlerinde partilerin aldıkları oy oranları, vekil sayılarındaki düşüş yapılan ittifakları tartışmaya açtı.

Kapatma davası nedeniyle Yeşil Sol Parti (YSP) adı altında seçime giren HDP, sol partileriyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurmuştu. Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan Türkiye İşçi Partisi (TİP) 41 ilde kendi adı, amblemi ve adıyla seçime girerek yüzde 3 oranında oy alacağını iddia etmişti. HDP’nin güçlü olduğu yerlerde ise ittifak çatısı altında seçime gireceği açıklanmıştı. 2018’de İstanbul’da 12 milletvekili çıkaran HDP’nin, bu seçimde TİP’in de kendi adıyla İstanbul’da seçime girmesi nedeniyle vekil sayısı 8’e düşerken Ankara’dan ise hiç milletvekili çıkaramadı. Yüzde 3 oranında oy alacağını ifade eden TİP ise sadece toplamda yüzde 1.73 oy aldı ve 4 vekil çıkarabildi. TİP ile HDP’nin ortaklığı özellikle Kürt seçmende tartışmalara neden oldu.

“HDP’nin TİP ile ittifakı garip ve oy kaybettiren ittifak modeliydi”

HDP ile TİP’in ittifak modeline ilişkin değerlendirmede bulunan Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nün (DİSA) yeni Yönetim Kurulu Başkanı, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Akademisyen Vahap Coşkun, “HDP’nin TİP ile yaptığı ittifak modeli garip ve HDP’ye kaybettiren bir ittifak modeliydi. TİP’in baraj sorununu ortadan kaldıran ama HDP’ye herhangi bir şekilde oy getirmeyen bir ittifak modeliydi. Bu ittifak modelinin HDP’ye oy kaybettireceği başından beri belliydi” dedi.

HDP’nin 2018’e oranla 3-4 puanlık oy kaybetmesine dikkati çeken Coşkun, “HDP açısından bu seçim başarısız bir seçim olarak değerlendirilebilir. Çünkü yüzde 11.7’lerden yüzde 8.7’lere düştü. 3-4 puanlık bir oy kaybetmek HDP açısından son derece üzücü bir tablo ortaya koymaktadır” değerlendirmesinde bulunuyor.

HDP’nin seçmen düzeyinde büyük bir kaybı olduğunu belirten Coşkun şu yorumda bulunuyor: “Yüzde 13-14 oranında oy almanın planlandığı bir seçimde yüzde 8.7 oranında bir oy almak HDP’nin yönetiminin de, tabanının da çok rahatsız olacağı bir sonuç. Seçimin mağluplarından biri HDP. Bu sonucu yaratan birçok faktör var. Bunlardan biri HDP seçmeninin özellikle de metropoldeki seçmeninin bir kısmının CHP’ye geçmiş olması. HDP’nin son dönemlerde muhalefete aşırı angaje bir politika izlemesi HDP seçmeninin bir kısmının muhalefetin büyük partisi CHP’ye oy vermesini sağladı.

Bu da HDP’nin oy oranını düşürdü. Bir diğer önemli faktör barajın yüzde 10’dan yüzde 7’ye düşürülmesi. Baraj yüzde 10 iken HDP’nin hem tabanı hem tavanı son derece sıkı derece seçime sarılıyordu aynı zamanda stratejik bir oy alıyordu. Ama baraj düşürülünce bazı seçmenler HDP’ye oy vermekten vazgeçti. 3’üncü unsur ise HDP’nin yaptığı ittifak modeliydi. HDP’nin TİP ile yaptığı ittifak modeli garip ve HDP’ye kaybettiren bir ittifak modeliydi. Seçimin sonuçları da bunu gösterdi. Bu ittifak modelinin HDP’ye fayda sağlamadığı, ciddi anlamda HDP’yi zarara uğrattığı görüldü.

14 Mayıs Seçimi özelinde bu 3 problem HDP’nin oyunu düşürdü. Ama daha genel problemleri de var HDP’nin. Kapsayıcı siyaset oluşturma, aday seçimi konusunda eksiklikleri var. Bu ittifak özellikle Türk soluyla ilişkilerinin kendisine herhangi bir alan açmadığını da gösterdi. Bu seçimlerin ardından HDP yönetiminin ciddi bir şekilde bir sorgulama sürecine ve sonucun muhasebesinin yapılması gerekiyor. Eğer doğru adımlar atılmazsa HDP için küçülme süreci devam edebilir, böyle bir tehlike HDP’yi kapıda bekliyor.”

TİP’in 41 ilde kendi ismiyle seçime girmesinin özelde HDP’ye, genelde Millet İttifakı’na vekil kaybettirdiğini vurgulayan Coşkun, “TİP’e yönelik çok büyük bir seçmen ilgisinin olduğu dönemlerde de bunun gerçeği yansıtmadığını düşünüyordum. Sosyal medyada görünürlük, ünlüler tarafından desteklenmesi halk nezdinde de aynı ilginin görüleceği anlamına gelmiyordu. Nitekim TİP’liler yüzde 3’ü zorlayacaklarını ifade ediyordu ama seçim sonuçları bunu doğrulamadı. İttifak içerisinde yer aldıkları için 4 vekil çıkardılar ama ittifakta olmasalardı bu sayıyı da çıkaramayacaklardı. TİP’in aşırı bir şekilde abartılması, yüceltilmesi vardı. Bu da TİP’in tek listeden seçime girmesine engel oldu” diyor.

“HDP ve TİP’in inadı iki partiye de kaybettirdi, yanlış bir ittifak modeliydi” ifadesini kullanan Coşkun sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bu model özelde bu iki partiye genelde de muhalefete de kaybettirdi. Bu ittifak modeli bundan sürdürülecekse de ciddi manada özellikle HDP açısından gözden geçirilmesi gerekiyor.”

“HDP ve TİP ittifakı, maliyeti çok büyük olan bir politik hatadır”

Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Avukat Sedat Yurtdaş ise HDP ve TİP ittifakının ‘yanlış’ olduğu değerlendirmesinde bulunuyor:

“TİP çok etkili bir parti olduğu yanılgısına kapılmıştı” diyen Yurtdaş, “Hem geçmiş ittifaklar süreci hem de solun Türkiye’deki son 30-40 yıllık serencamı açısından bakarsak zamansız yapılan bir hamleydi. Bu yapılırken de HDP’nin, Kürtlerin, muhalefetin açıkça zararını içeren riskler içeriyordu ve maalesef ki bunların hepsi gerçekleşti. Maliyeti çok büyük olan bir politik hata olduğunu düşüyorum. TİP’in izlediği politikanın çok ağır kusurlu olduğunu gösteriyordu.”

Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) 1999’da benzer bir şekilde kendi adıyla seçime girmesi ve yüzde 10’luk barajın altında kalmasını hatırlatan Yurtdaş, “TİP’in özgüveni sol çocukluk hastalık gibiydi. Gerek parlamentodaki faaliyetler, kullanılan dil, kamuoyunda yarattığı dil, geçmişten ders çıkarılmaması, yani ÖDP deneyiminden dersler çıkarmadı. Kendilerinin çok etkili bir yerde olduklarını düşündüler, şartları doğru değerlendirmediler. Ahmet Şık’ın başka ortamda söylemiş olsa da bilinçaltını ortaya koyan sözleri ağır yaralayıcı sonuçları oldu. Kontrolsüz sözlerin kitleleri ne kadar soğutabildiğini gösteriyor” yorumunda bulunuyor.

HDP’nin Türkiye genelindeki oy kaybına ilişkin ise Yurtdaş şunları söylüyor: “Kürt siyasetinin ‘eksiğimiz neydi, nerelerde ne kaybettik’ bunların çok seri bir şekilde değerlendirmesini yapması gerekiyor.

HDP’nin oy oranın düşmesi seçimin kaybedenlerinden birinin de HDP olduğunu gösteriyor. Kürtlerde bilinç arttığı, seçmen sayısı arttığı halde oyunun düşmesini dikkate alarak HDP’nin Biz nerede hata yaptık gibi bir soru sorması gerekiyor. İstanbul’daki büyük kaybı sorgulamak lazım.”

“TİP, barajdan kurtuldu ama Yeşil Sol Parti’ye kaybettirdi”

Eski ÖDP Genel Başkanı ve Siyaset Bilimci Ufuk Uras ise HDP ile TİP’in yaptığı ittifakın yanlış olduğunu en başından beri söylediklerini belirterek şöyle konuşuyor:

“Ortak listenin ortak bir sinerji yaratacağını, ayrı ayrı seçime girmenin hem bir rekabet getireceğini hem de milletvekili kaybına neden olacağı belliydi. Buna rağmen ‘kendi sayımızı bir görelim’ söylemi bu döneme uygun değildi. Parti devletine karşı olan herkesin yan yana gelmesi gerekiyordu. Mersin’de iki partinin ortak aday çıkarması yerine ayrı ayrı seçime girmesi MHP’ye kazandırdı mesela. HDP seçmeni parti genel merkezlerinde yapılan anlaşmalara uyum sağlayamıyor. Geçersiz oyların sebebi de aslında bununla ilgili bir durum. Çünkü aynı anda hem TİP’e hem de Yeşil Sol Parti’ye mühür basanlar da oldu.

ÖDP’nin 99’da kendi adıyla seçime girip baraj altında kalmasını hatırlatan Uras, “TİP yüzde 3’e ulaşıp hazine yardımını hedefliyordu ama bu da başarılamadı. Alınacak oydan çok daha önemli olan ortak tutum almak ve Meclis’e girdikten sonra kendi partisi altında siyaseti sürdürmesiydi. Ama bu taktiksel adım atılamadı maalesef. Biz bunu daha önceden ÖDP’de de yaşadık. Biz TİP’in yaptığı her şeyi daha önce yaptık ve sonuç ortaydı. İttifak ilişkisi karşılıklı olur. TİP, Yeşil Sol Parti sayesinde barajdan kurtuldu ama karşılığında Yeşil Sol Parti’ni vekil kaybetmesine sebep oldu. Bunun kabul edilir bir yanı yok. Aslında ortada bir ittifak da olmadı. Çünkü barajı geçen parti, Yeşil Sol’un oy kaybetmesine sebep oldu.”

Son olarak HDP’nin oy oranındaki düşüşü de değerlendiren Uras, “HDP’nin oy oranının düşmesinin sebebi ise Yeşil Sol’un tam olarak anlatılmaması ve ittifaklar siyasetine kendisine yönelik bir tepki de olabilir. Daha yaratıcı politikalar geliştirme, ön seçim yaparak aday belirlemek gerekiyordu. Buradan çıkarmak gereken bir ders olduğunu gösteriyor” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Almanya Basını: Kemal Kılıçdaroğlu’nun Mucizeye İhtiyacı Var

28 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi için değerlendirmede bulunan Berliner Morgenpost, Erdoğan’ın ikinci tura çok daha avantajlı girdiği değerlendirmesinde bulundu:

“Erdoğan yüzde 50’ye ulaşamamasına ve seçimlerin ikinci tura kalmasına rağmen rakibi Kılıçdaroğlu’nun dinamiğini bozmayı başardı.”Erdoğan’ın ikinci tura belirgin avantajlarla gitmesini sağlayacak açık nedenler var. Ultramilliyetçi Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın oyu yüzde 5’i buldu.

Seçmenlerinin büyük bölümü ikinci turda Erdoğan’a oy verebilir. Bunun dışında Erdoğan’ın hükümet koalisyonu meclis seçimlerinde mutlak çoğunluğu sağladı. Tüm bunlar Kılıçdaroğlu açısından dezavantaj. Kılıçdaroğlu’nun 28 Mayıs’ta zafer kazanması için küçük bir mucizeye ihtiyacı var.”

Türkiye’de Pazar günü gerçekleştirilen ve ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri Alman basınında geniş yer almayı sürdürüyor. Alman gazeteleri, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur seçime Erdoğan’ın çok daha avantajlı bir şekilde girdiği konusunda hemfikir. Dikkatler, Ata İttifakı adayı Sinan Oğan’ın kimi destekleyeceği ve Kılıçdaroğlu’nun başarı şansı olup olmadığına odaklanıyor.

Handelsblatt gazetesi, küçük ittifak partilerine sandalye dağıtarak mecliste de güç kaybeden CHP’nin, seçimin en büyük kaybedeni olduğu yorumunda bulunuyor:

“Altı partiden oluşan muhalefet ittifakının HDP’den destek alması, oyları artıracağı için başlangıçta pek çok siyasi gözlemci tarafından akıllıca bir hamle olarak yorumlandı. Gerçekte ise pek çok milliyetçinin muhalefete oy vermemesine neden oldu… Seçimler öncesinde Kürtlerin ve seçimlerde ilk kez oy kullanacak beş milyon genç seçmenin belirleyici olacağı söyleniyordu. Şimdi ise belirleyici güç, ultra milliyetçi Sinan Oğan. Şurası açık: Muhalefetin en önemli seçim vaadi olan, Erdoğan’ın başkanlık sisteminin kaldırılması vaadi suya düştü.

Muhalefet, bunun için gerekli beşte üçlük meclis çoğunluğunun çok uzağında. Seçimin en büyük kaybedeni, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si oldu. Beklenenden ve muhalefete yakın anket şirketlerinin tahmin ettiğinden çok daha kötü bir sonuç aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde destek karşılığı ittifakta yer alan küçük partilere vaat ettiği sandalyeler nedeniyle meclisteki sandalyelerinin beşte birini de kaybetmiş oldu. Bu küçük partilerin oyları yüzde 2’yi bile bulmamasına rağmen.”

Ulm kentinde yayımlanan Südwest Presse gazetesinin yorumu ise şöyle:

“Ekonomideki kötü gidişatın devam etmesi durumunda Türkiye şimdiye kadar görülmemiş boyutta gerilimlerle karşı karşıya kalabilir. Batı ise yaklaşan felaketi şaşkın ama çaresiz bir şekilde izleyecektir. Türkiye’nin NATO üyesi olması Ankara için hep bir şantaj potansiyeli oluşturmuştur. Türkiye coğrafi ve askerî açıdan son derece önemli bir ülke.

Bu nedenle Brüksel ve Washington tam bir ihtilaf riskine giremez. Erdoğan’ın Putin muamelesi görmekten korkmaması için bir neden de Suriyeli sığınmacılar. Bu sayede Kürtlere karşı savaş yürütmek için komşu ülkelere asker de gönderebiliyor. Şunu açıkça söylemek lazım: Erdoğan’ın bu kadar uzun süre iktidarda kalabilmesinde AB ve NATO ülkelerinin de sorumluluk payı var.”

Berliner Morgenpost gazetesi ise Erdoğan’ın ikinci tura çok daha avantajlı girdiği değerlendirmesinde bulunuyor:

“Erdoğan yüzde 50’ye ulaşamamasına ve seçimlerin ikinci tura kalmasına rağmen rakibi Kılıçdaroğlu’nun dinamiğini bozmayı başardı. Erdoğan’ın ikinci tura belirgin avantajlarla gitmesini sağlayacak açık nedenler var. Ultramilliyetçi Ata İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın oyu yüzde 5’i buldu.

Seçmenlerinin büyük bölümü ikinci turda Erdoğan’a oy verebilir. Bunun dışında Erdoğan’ın hükümet koalisyonu meclis seçimlerinde mutlak çoğunluğu sağladı. Tüm bunlar Kılıçdaroğlu açısından dezavantaj. Kılıçdaroğlu’nun 28 Mayıs’ta zafer kazanması için küçük bir mucizeye ihtiyacı var.”

Augsburger Allgemeine gazetesi ise Kılıçdaroğlu’nun Oğan’ın desteğini almak için HDP’den vazgeçmesinin mümkün olmadığı değerlendirmesinde bulunuyor.

“Seçim sonucunda muhalefetin de suçu var. Zaferden o kadar eminlerdi ki, sağ seçmenden vazgeçebileceklerini düşündüler. Pazar günü bunun intikamı alındı. Erdoğan’a eleştirel bakan milliyetçi Sinan Oğan oyların yüzde 5’ini aldı ve ikinci turda Erdoğan’dan da Kılıçdaroğlu’ndan da tüm Kürt partilerin devre dışı bırakılmasını ve 3,6 milyon Suriyeli sığınmacının ülkelerine gönderilmesini talep edecek. Bu, Kılıçdaroğlu için imkansız, çünkü Kürtlerin oyu olmadan kazanamaz.”

Paylaşın