Erdoğan, Pezeşkiyan İle Görüştü: Türkiye, Rol Üstlenmeye Hazır

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşen Erdoğan, Türkiye’nin çatışmaların sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönüş sürecinde kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Bölgesel barış ve istikrarın korunmasına büyük önem verdiklerini dile getiren Erdoğan, lider diplomasisi kapsamında yoğun temaslarını sürdürdüğünü aktardı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İletişim Başkanlığı’ndan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Görüşmede İsrail ile İran arasındaki çatışma, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Erdoğan görüşmede, İsrail ve İran arasındaki çatışmalı süreç ile ilgili liderlerle bir dizi temas gerçekleştirdiğini, çatışmaların bir an önce sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönülmesi için Türkiye’nin kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Erdoğan, Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrarın korunmasına verdiği önemin altını çizdi.

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşmede, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ve özellikle Ortadoğu’da tırmanan kriz masaya yatırıldı.

Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin ilk günden bu yana şiddetin durdurulması ve tansiyonun düşürülmesi için yoğun diplomatik çaba harcadığını vurgulayarak, İran ile yaşanan gerilimin çözümünün ancak diyalog ve diplomasiyle mümkün olabileceğini ifade etti. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yalnızca bu iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeline sahip olduğunu dile getiren Erdoğan, Netanyahu hükümetinin hukuk tanımaz politikalarının uluslararası güvenlik açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Görüşmede, İsrail’in saldırıları nedeniyle dikkatlerin Gazze’de yaşanan insani felaketten uzaklaştırılmaması gerektiğine de dikkat çeken Erdoğan, Tel Aviv yönetiminin bölgesel oldubittilere yönelme ihtimaline karşı da uyarılarda bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise, çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi ve diplomatik kanalların yeniden işler hâle getirilmesi gerektiği konusunda Erdoğan ile aynı görüşü paylaştığını söyledi. İki lider, bölgesel barışın sağlanması için uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Diploması Belge Olmadan İptal Edilmiş

İstanbul Üniversitesi, Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi.

Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diploması ile ilgili açılan davada İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi ara kararını verdi.

Sözcü’nün haberine göre, İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davada mahkeme, 4 ayrı kurumdan toplam 36 belgeyi 13 Haziran tarihine kadar teslim etmelerini istedi.

İstanbul Üniversitesi, kendisinden istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi. Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Üniversitenin İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda şu ifadeler yer aldı: “Müvekkil İdare adına savunma dilekçesi hazırlamak, 13/05/2025 tarihli ara kararda istenen bilgi ve belgelerin temini, ara kararda belirtilen hususlara ilişkin açıklamaları hatırlamanın uzun sürmesi ve mesleki yoğunluğumuzdan dolayı ara karara cevap ve davaya cevap süresinin, 30 günlük yasal sürenin sona erme tarihinden itibaren başlayacak şekilde 30 gün daha uzatılmasına karar verilmesini saygılarımla vekaleten talep ederim.”

Davanın seyri, mahkemenin bu talebe vereceği yanıtla birlikte netleşecek.

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu’ndan Dikkat Çeken Açıklamalar

“Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil” dedi ve ekledi:

“1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, KARAR TV’de Gündem Özel programında Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Dervişoğlu’nun yanıtlarından öne çıkanlar şöyle;

“Bu saldırı çok iyi hazırlanılmış ve uygulanılmış. İsrail’in İran’ı vuracağı belliydi. Suriye’deki rejim değişikliği sonrası İsrail’in Suriye toprakları üzerinde nüfuzunu arttırması ve stratejik adımlar atması bekleniyordu. Dışişleri Bakanımız çok geç ve kınama kıvamında bir açıklama yaptı. İktidarı dışarıdan destekleyen partinin genel başkanı gerekirse güç kullanılmasından yana bir tavır alınması gerektiğini söyledi. Sayın Bahçeli’yi kastediyorum. Ben de aynı kanaatteyim. Kınamanın ötesinde ifade edilmelidir. Yaşadığımız coğrafyanın hassasiyetleri var. İttifaklarımızı da ona göre şekillendirmek düşmanlarımızı da onların üzerimizde plan yapmasını engelleyecek şekilde yapmamız lazım. Diğer ülkelerin de ekonomileri etkilendi ama en çok Türkiye etkilendi. Bu Türkiye’nin ekonomisinin kırılgan olmasından kaynaklanıyor. Sırtlanların geçiş yolu üzerine kurulmuş bir devletiz.

İran’ın kendisini düzeltmek yolunda atacağı bir adım olacağını sanmıyorum. Bölgede bir rejim değişikliğine neden olacak. ABD’nin kimin arkasında durduğu aşikar. Türkiye’nin yapması gereken uluslararası toplumu harekete geçirmektir. Umarım doğru bir planlama yapılıyordur. Ama kamuoyu bilgilendirilmiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kamuoyu bilgilendirilmiyor. Hükümet, siyasi partileri bilgilendirmelidir. Ama hükümetin böyle bir alışkanlığı yok. Eskiden de birbirine muhalif partiler vardı ama milli meseleler söz konusu olduğunda siyasi partiler birbiriyle görüş alışverişinde bulunurdu. Şimdi eksik bilgilerle derin yorumlar yapmak bataklığı oluyor. Herkes eline değnek alıp harita önünde kamuoyunu bilgilendiriyor. Suriye’deki olayların sonucunda İsrail ile Türkiye sınır komşusu oldu. Bela Türkiye’ye bir adım daha yaklaştı, tedbir gereklidir. Suriye’de İsrail nüfuzunun çok kuvvetli olduğunu söylüyorum. ABD’nin orada uyguladığı strateji ve başardığı düzen İsrail’in hedeflerini tahkim eden nitelikler taşıyor.

“Abdullah Öcalan’a kurucu önder diyenleri kınıyorum”

Abdullah Öcalan denilen cani başına önemli yerlerde kurucu önder diyenleri kınıyorum. Ben Mazlum Abdi ile Öcalan’ın görüştüklerini de düşünüyorum. Mazlum Abdi, kırmızı bültenle aranan bir kişi. Böyle birini böyle bir süreçte davet ediyor olması bile Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağıladığı anlamına gelir. Abdullah Öcalan denilen caninin sözde fesih sürecinde sesli bağlantısı sırasında topluluğa hitabına baktığınızda kendisini Kürt halkını da aşağılayarak sözler sarf ettiğini biliyoruz. Elbette Barzani’yi Mazlum Kobani’yi isteyecektir. Türkiye Cumhuriyeti buna sessiz kalırsa bir bedeli olur.

Abdullah Öcalan hangi sıfatla siyasi partilerle görüşmek istiyor. Terörsüz bir Türkiye, teröristin yol göstericiliği ile temin edilecekse ortada bir yanlışlık var. Bunların hangisi hangi emelinden vazgeçti? Silahları bırakmadılar. Silahı hangi şartlarda bırakacaklarını konuşuyorlar. Kimin silahını bırakıyorsunuz? Silahları ABD’den aldılar. Kime teslim edecekler? PKK isim değiştirdiğini söylüyor, PKK ismiyle yürüttüğümüz faaliyetleri durduruyoruz diyor. Ne PKK silah bırakacak ne de Türkiye üzerinde kurguladıkları oyundan vazgeçme planları var.

Abdullah Öcalan’ı Meclis’e getiremediler de Türkiye’yi onun ayağına mı götürecekler. Birileri böyle bir şeyin olmasını istiyor demekki. Lozan’ı tartışmak ne demek? Lozan’ın hangi maddesinin kararlarının nasıl alındığını onlar biliyor mu? Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıf düşürecek maceralara atılmak hangi akla hizmet? Devlet ve hükümet bu konunun içinde. MİT, Genel Kurmay, Emniyet hepsini katabilirsiniz. MİT ve Genel Kurmay istemediği halde bu süreç yapılıyor olabilir. Abdullah Öcalan’a başrol oyunculuğu verilen bir senaryoda kimin figüran kimin yardımcı oyuncu olduğunu anlamak güç.

Abdullah Öcalan’ın yol göstericiliğinde olan sürece karşıyım. PKK’nın artık bu ülkede tehdit sayılabilecek kadar elemanının olmadığını açıklamışlardı. Ayakkabı numaralarına kadar bilmiyorlar mıydı? IRA ve ETA silahını bıraktıktan sonra başka ülkede konuşlanmadı. Adam bir şeyden vazgeçmedi. Sözde fesih açıklamasına Lozan’dan başlıyor. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senetidir. PKK silah bırakıyor, YPG ya da PJAK ne yapacak? Kim biliyor? Ambalajlanmış adı çok güzel terörsüz Türkiye. Ben teneke kutuda ikram edilen zehir hiç görmedim. Türk milletini zehirlemeye çalışıyorlar. Bu terörsüz Türkiye denilen şey Cumhuriyet’in 100. yılından sonra yaşama geçirdikleri kalkışma sürecidir, Türkiye Cumhuriyeti buna izin vermeyecek. Benim tapu senetimi yok sayacaksa Cumhuriyetimi yok sayacaktır.

Özdağ, 17 Haziran’da inşallah çıkar. Ben çıktığım yolculuğa adalet, eşitlik için çıktım. Her hak gasbına uğrayanın yanındayım. İmamoğlu ve diğer belediye başkanları da dahil. Ben kayyuma karşı direndim. Can Atalay’ın milletvekilliği için direndim. Osman Kavala’ya da sahip çıktım. Selahattin Demirtaş bugün terörün uzantısı olduğunu söylediğimiz partinin genel başkanı. Bir defa PKK’ya terör örgütü dememiştir, Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz demiştir. Ümit Özdağ ile Selahattin Demirtaş aynı kişi midir ya da Ekrem İmamoğlu? Bir teröriste senin heykelini dikeceğiz diyen adam ile hukuken mağduriyete uğrayan insanı aynı kefeye koymam.

“Yeni Anayasa, Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil”

DEM Partili vekillerin Numan Kurtulmuş’a oy vermesi siyasi bir göz kırpmadır. 3. turda yaşandı. Talep ve beklentilerine karşılık bulma halinde iktidar partisi ile çalışabilme kabiliyetine sahip olduklarını ortaya koydular. Süreç münasebetiyle de birbirlerini eleştirmiyorlar, DEM Parti ile iktidar partisi cicim aylarını yaşıyor. 11 kişilik komisyon Meclis dışı bir komisyon. Anayasa’nın nitelikli çoğunlukla çıkması lazım. Şuanki komisyona baktığımızda DEM, HÜDA Par, MHP… Bunlar bir koalisyon oluşturuyor. Anayasa değişikliğine dair ne çıkarsa çıksın referanduma taşınmalı. Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil.

1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.

Türkiye 7 yıldır krizde. Türkiye tek adam rejiminde doğru kararlar alamıyor. Ekonominin en önemli unsuru güvendir. 4 ayda ödediğimiz faiz 19. 8 milyar dolar. Bütçeden ödenen iç faiz tutarı 724. 6 milyar TL. Bununla 2 tane Atatürk Barajı 1 tane de Akkuyu Santrali yapılıyor.”

Paylaşın

Gaziosmanpaşa Belediyesi AK Parti’ye Geçti

AK Partili Eray Karadeniz, yolsuzluk soruşturması kapsamında görevinden uzaklaştırılan ve tutuklanan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine belediye başkanvekilliğine seçildi.

Haber Merkezi / Oylamanın ardından tepki gösteren Bahçetepe, “Tarih sizi affetmeyecek..” ifadelerini kullandı. Hakan Bahçetepe, 31 Mart’ta halkın büyük bir demokrasi başarısıyla göreve getirdiği bir belediye başkanının hukuki dayanağı olmayan, siyasi içerikli bir süreçle görevinden alındığını ifade etti.

Gaziosmanpaşa Belediye meclisi, yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanarak görevinden uzaklaştırılan belediye başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine geçici olarak görevi devralacak ismi belirlemek üzere Meclis 1. Başkanvekili Erdoğan Yıldırım Özçelik’in başkanlığında Gaziosmanpaşa Belediye binasında olağanüstü toplandı.

AK Parti, mevcut Meclis Grup Başkanvekili Eray Karadeniz’i aday gösterirken, CHP’nin adayı Murat Topaloğlu oldu. İlk iki turda hiçbir aday yeterli çoğunluğa ulaşamazken, son turda dengeler AK Parti lehine değişti. Üçüncü tur oylamada Karadeniz 21 oy alarak başkanvekili seçildi. CHP’nin adayı Topaloğlu ise 16 oyda kaldı.

Bu sonuçla birlikte, Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin başkanlık görevini soruşturma süreci sonuçlanana kadar AK Parti’li Karadeniz yürütecek.

“Milli irade gaspı”

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, yaptığı ilk açıklamada “Bu tam anlamıyla bir milli irade gaspıdır” dedi. Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Büyük bir hukuksuzluk gerçekleşti. İstanbul’dan 3, Adana’dan 2 belediye başkanımız, parti meclis üyemiz, bürokratlarımız gözaltına alındılar. İnsanlık dışı muamelelerle bir gözaltı süreci yaşandı.

Ve arkasından tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Bugün İstanbul’un 3 ilçesinde Belediye meclislerinde başkanvekilliği seçimi gerçekleşti. Avcılar’da ve Büyükçekmece’de başkanvekilliği seçimi, birlik beraberlik içerisinde, demokrasiye uygun bir biçimde, millet iradesine uygun bir biçimde devam ediyor. Burada Gaziosmanpaşa’da tam anlamıyla bir irade gaspı yaşandı.”

“Tarih sizi affetmeyecek”

Oylamanın ardından sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Bahçetepe, “Tarih sizi affetmeyecek…” dedi.  Bahçetepe, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün, yalnızca şahsım adına değil, Gaziosmanpaşa halkının iradesi adına büyük bir haksızlıkla karşı karşıyayız. 31 Mart’ta sizlerin oylarıyla, büyük bir demokrasi başarısıyla göreve geldik. Görevimin başında geçirdiğim kısa sürede; adil, şeffaf ve halkçı bir belediyecilik anlayışını hayata geçirdik. İhtiyaç sahibi komşularımıza ulaştık, israfı önledik, hizmette adaleti esas aldık. İnsana değer veren bir anlayışı hakim kıldık.

Ben bu göreve sizin güveninizle, sizin dualarınızla geldim. Her adımımı şeffaf attım, her kuruşun hesabını verdim. Yetimin hakkını korumayı, alın terine saygıyı, adaleti ve vicdanı pusulam bildim.

Şimdi ise ne yazık ki bu çabalar, bu emekler; hukuki temele dayanmayan, siyasi içerikli bir sürecin gölgesinde kaldı. Belediyemiz, halkın iradesine rağmen, masa başında alınmış bir kararla el değiştirdi. Bu sadece şahsıma yönelik bir müdahale değil, aynı zamanda demokrasiye ve siz Gaziosmanpaşalı komşularımın tercihlerine yönelik büyük bir saygısızlıktır.

Sokağa çıktığınızda, bu halkın yüzüne nasıl bakacaksınız? Mahallenin annelerine, gençlerine, çocuklarına ne söyleyeceksiniz? Onların alın teriyle kurulan bu iradeyi hiçe sayarken, vicdanınıza ne diyeceksiniz? Ancak herkes bilsin ki tarih sizi affetmeyecek!

Gaziosmanpaşa halkı neyin doğru, neyin adil, neyin vicdanlı olduğunu çok iyi bilir. Bugün fiziken yanınızda olmayabilirim ama sizin gönlünüzde, kalbinizde yerim olduğuna yürekten inanıyorum. Ben milletime güveniyorum. Desteğiniz, dualarınız ve inancınızla, hep birlikte, yine omuz omuza olacağız. Çünkü biz gücümüzü makamdan değil, halktan alıyoruz. Çünkü hak yerini bulur, adalet eninde sonunda kazanır.”

Paylaşın

Herhangi Bir Dine Mensup Olmayanların Sayısı 1,9 Milyara Ulaştı

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre; Dünya genelinde kendisini herhangi bir dine mensup görmeyenlerin sayısı son on yılda 270 milyon artarak 1,9 milyara ulaştı.

Pew Araştırma Merkezi’nin (Pew Research Center) sonuçlarını yeni yayımladığı çalışma, dünyadaki inançlıların 2010-2020 döneminde nasıl değiştiğini ele aldı. Kapsamlı araştırmada 2 bin 700’den fazla anket ve nüfus sayımından edinilen veriler bir araya getirildi.

En büyük dini grup Hıristiyanlar olmayı sürdürdü. Ancak toplam sayıları 2,3 milyara çıksa da dünya nüfusuna göre oranları azaldı. Hıristiyanların oranı yüzde 1,8’lik düşüşle yüzde 28,8’e geriledi. Sahraaltı Afrika, en çok Hıristiyanı barındıran bölge unvanını Avrupa’dan devraldı.

İslam’a inananlarsa nüfus artışından pozitif ayrıştı. Yüzde 1,8’lik artışla dünyanın Müslümanların oranı yüzde 25,6’ya çıktı. 2020 itibarıyla Müslümanların ortalama yaşı 24, Müslüman olmayanlarınsa 33.

Araştırmanın başyazarı Conrad Hackett, “10 yıllık bir süreçte böylesine çarpıcı bir değişim yaşanması çok dikkat çekici. Bu zaman zarfında Müslüman ve Hıristiyan nüfus sayıları birbirlerine yaklaştı. Dünyanın en hızlı büyüyen dini İslam” dedi.

Hackett, gidişata göre gelecek yıllarda en çok takipçiye sahip dinin değişerek İslam olacağını da vurguladı.

Hindu ve Yahudilerin sayısıysa, dünya nüfusunun artışıyla orantılı bir büyüme gösterdi. Hinduların sayısı 126 milyon artarak 1,2 milyara ulaştı. Yahudi nüfusuysa yaklaşık bir milyonluk artışla 14,8 milyona yükseldi.

Dikkat çeken bir diğer grup da kendilerini herhangi bir dine ait hissetmeyenler oldu. Onların da dünya nüfusu içindeki oranı arttı: 2010’da yüzde 23,3’ken, 2020’de yüzde 24,2 oldu. Dünyada 1,9 milyar kişi bu kategoride.

Araştırmacılar, bu grubun yaş ortalamasının yüksekliği ve düşük doğurganlık oranı nedeniyle nüfus içindeki paylarının azalacağını tahmin ediyordu. Ancak dinden çıkanlar beklentileri boşa çıkardı. Din değiştirme en çok Hıristiyanlarda görüldü.

Hackett, “Dikkatle yaptığımız 10 yıllık araştırmada, dünyanın pek çok yerinde dinlerden uzaklaşmanın genel eğilim olduğunu görüyoruz” deyip ekledi: Genç yetişkinler arasında Hıristiyan olan her bir kişiye karşı, bu dinden ayrılan üç kişi var.

Kendi inançlarını bir dinin çatısı altında görmeyenlerin sayısında Çin başı çekiyor. Ülkedeki 1,4 milyar kişiden 1,3 milyarı bu kategoride. Asya devini ABD (331,5 milyonda 101 milyon) ve Japonya (126,3 milyonda 73 milyon) takip ediyor.

10 yıllık periyotta inananlarının sayısı azalan tek din, Budizm oldu. 343 milyondan 324 milyona gerileyen rakamda düşük doğum oranlarının yanı sıra dinden çıkanların sayısı da etkili.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ferdi Zeyrek Son Yolcuğuna Uğurlandı

Elektrik akımına kapılarak yoğun bakıma kaldırılan ve 65 saatlik tedavinin ardından yaşamını yitiren Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek son yolculuğuna uğurlandı.

Ferdi Zeyrek’in cenazesi, saat 10.30 sularında hastane morgundan eşi Nurcan Zeyrek tarafından teslim alındı. Nurcan Zeyrek’e Manisa Valisi Vahdettin Özkan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel de eşlik etti. Manisa Büyükşehir Belediyesi önünde on binlerce kişi Zeyrek için toplandı. Belediye binasına Zeyrek’in fotoğrafının olduğu “Yastayız” yazılı afiş de asıldı.

Belediye önünde yapılan cenaze törende konuşan Ferdi Zeyrek’in eşi Nurcan Zeyrek, şu ifadeleri kullandı: “O, Manisa sevdalısıydı. O hepinizi çok seviyordu. O çok inançlı bir adamdı, gecesini gündüzüne katmadan yapacak çok işim var diyordu. Hep hayaliydi, belediye başkanı olacağım diyordu. 16 yaşından beri ellerimiz hiç ayrılamdı. Bana hep derdi Nurcan  dik dur, 3 çocuğumuz var. Ben ona söz verdim, hep dik duracağım onun kalbi bende. Sizlerden helalik istiyorum. 3 yavrum var sözümü tutacağım, onlara hem anne hem baba olacağım. Biliyorum ki tüm Manisa’nın, Türkiye’nin duaları bizimle.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise cenaze törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Ben altı yaşımdan beri bir kürsüye çıkıp konuşuyorum. Altı yaşımdan beri elimde mikrofon var. Herhalde en zoru şimdiye kadarki konuşmaların. Abim “Bir daha anlatsana.” diyordu. Grup toplantısında Manisa seçimini anlatmıştım. ‘Abi bir daha anlat, güzel anlatıyorsun.’ diyordu. Deniz Bey, Deniz Baykal 2009’da belediye başkan adayımız rahatsızlanıp çekilince 40 gün kala Manisa’ya aday ol dedi bana. Ben de dedim ki: ‘O seçim çoktan gitti, çok geciktik.’ Bir öncekisi ‘Alamayız orayı.’ dedim, Manisa’yı alamayız.

Dedi ki: ‘Alırsın.’ Genel Başkanım, bir önceki seçimde oyumuz yüzde 6 dedim. Nasıl alacağız Manisa’yı? Dedi ki: ‘Sen alacaksın. Bu seçimde değil ama Manisa Belediyesi’ni sen alacaksın.’ Ben alamadım. O aldı. Ferdi aldı. Biz burada gördüğünüz çocukluk arkadaşları ortak özelliğimiz 15 gün Manisa’dan ayrı kalsak burnumun direği sızlar. Bu Spil Dağı’nı kardeşim, Barış kadar çok özlerim. Ferdi benden daha Manisalı’ydı. Aşkla bağlıydı eşine, çocuklarına, bir de bu Manisa’ya.

Yunus Emre Belediye Başkan adayı olmak istiyordu. ‘Ben alacağım, kazanacağım abi orayı.’ diyordu. Dedik ki: ‘Hayır, Şehzadeleri de kazanacağız, Yunus Emre’yi de.’ ‘Ben’ dedi, ‘Sen Büyükşehir.’ ‘Abi’ dedi, “Onun en üst katından İzmir görünüyor. İzmir görünüyormuş. Bize vermezler orayı.’ dedi. ‘Sen alırsın Ferdi.’ dedim. ‘Abi alınmaz.’ Dedim ki: ‘Manisa’da, Yunus Emre’de seni sevmeyen var mı? Yok. Sen dolaştığın hiçbir yerde seni sevmeyen bir kişi kalmaz. Sen bir yeter ki çalış.” Bir mucize gerçekleştirdi. yüzde 6 alamadığımız şehirde yüzde 60 aldı. yüzde 60. Bana diyordu ki: ‘Yüküm ağır. Burayı, memleketi emanet ettin, gittin.’ Şimdi bizim yükümüz her şeyden ağır. Manisa’yı emanet etti, gitti. Ne yapacağız bilmiyorum. O varsa benim gözüm arkada kalmıyordu. O gidince ne yapacağız bilmiyorum.

Bir insan onun kadar çok sevilmeyi, onun kadar sevilmeyi hak eden bir insan daha yoktur. Çünkü çok karşılıksız sevebilen biriydi. Mesela hitabet yeteneği iyi değildir, kürsüsü ama konuşmaya başlayınca o kadar samimidir ki dinleyen ağzının içine düşer. Bir sohbet edip, bir elini sıkıp da yüreğini kazanmadığı bir kişi yok. Buraya gelen herkese, Sayın Genel Başkanıma, Sayın Valime ki haklarını helal etsinler, Celal Bayar Üniversitesine, Manisa bürokrasisine, diğer partilerin değerli temsilcilerine, Türkiye’nin dört bir yanından koşup gelenlere, hastaneye ‘Konya’dan çıktık, geldik.’ dedi kadın. Konya’dan gelmiş dua okumaya. ‘Sen ne tanıyorsun Ferdi’yi?’ dedim. ‘Yüzünü gördüm.’ dedi. ‘Duydum.’ dedi. ‘Çok iyi biriymiş.’ Konya’dan geldi, Kocaeli’nden geldiler. Üç gün, üç gün durdu. Aslında öldü ilk anda.

Nurcan’ı alıştırmak için, sizi bize alıştırmak için üç gün bayram tatilinde bekledi. Mesaiyi aksatmadan ilk mesai gününde geldi. Kızları bize emanet, ailesi bize emanet, Manisa size emanet. Allah hepimize sabır versin. Hep helallik istiyoruz. Bizden Ferdi’ye az geçmiştir. Ferdi’den hepimize çok geçti, çok geçti. O hakkını helal etsin. Allah hepimize sabır versin. Dayanma gücü versin.”

Ferdi Zeyrek’in naaşı, törenin ardından Hatuniye Camisi’ne, ardından törenle Cumhuriyet Meydanı’na götürüldü. Binlerce kişinin katıldığı cenaze namazının ardından Zeyrek’in naaşı Şehzadeler ilçesindeki Çatal Mezarlığı’na defnedildi.

Ferdi Zeyrek kimdir?

1977 yılında Manisa’da doğan Ferdi Zeyrek ilk, orta ve lise eğitimini yine aynı kentte tamamladı. Uludağ Üniversitesi Mühendislik/Mimarlık Fakültesi Mimarlık bölümünü bitirdi.

Daha sonra Manisa’da kendi mimarlık şirketini kuran Zeyrek, “Ulupark’ıma Dokunma”, “Beyazfil Yıkılmasın” platformlarında yöneticilik, sivil toplum kuruluşlarında ve derneklerde çeşitli görevlerde bulundu.

Manisa Mimarlar Odası’nda 7 yıl boyunca önce yöneticilik sonra Başkanlık yaptı. Manisa Akademik Odalar Birliği’nde de görev aldı. Ayrıca 2012-2014 yılları arasında Manisaspor Yönetim Kurulu’na seçildi.

2019 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı oldu. Manisa Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliği, Şehzadeler Belediye Meclis Üyeliği ve İmar Komisyonu Üyeliği yaptı.

Cumhuriyet Halk Partisi Yunusemre İlçe Örgütü’nde de İmar Komisyon Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi Manisa İl Başkanı olarak görev yaptı. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı oldu ve seçildi.

Paylaşın

Abdullah Öcalan İçin Yeni Bir Sekretarya Oluşturuldu

İmralı Cezaevi’nde tutuklu bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan için yeni bir sekretarya oluşturuldu. Bu çerçevede, uzun yıllardır cezaevinde bulunan üç PKK’lı Öcalan’ın yanına gönderildi. Bu üç isim Zeki Bayhan, Mahmut Yamalak ve Ergin Atabey.

Resmi makamlar sürece dair henüz açıklama yapmazken, bu adım sürecin yeniden canlandırılabileceğine dair beklentileri artırdı. Sürecin ideolojik ve politik boyutlarının ön plana çıktığı, gönderilen isimlerin bu çerçevede özel olarak seçildiği yorumları yapılıyor.

Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde doğan Zeki Bayhan, iktisat eğitimi aldı. 1998 yılından bu yana cezaevinde bulunan Bayhan’ın bugüne kadar yayımladığı başlıca eserler arasında şunlar yer alıyor: Demokratik Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma (2011), 21’inci Yüzyıl Özgürlük İdeolojisi: Demokratik Sosyalizm (2015), Soykırımcı Ulus-Devlet Paradigmasından Çıkış: Demokratik Ulus (2016), Sıfıra Yükselmek (2018).

Yeni sürece dair değerlendirmesinde, küresel ve bölgesel gelişmelerin Kürt sorununun çözümü için yeni fırsatlar sunduğunu vurgulayan Bayhan, kendisiyle yapılan bir söyleşide şu ifadeleri kullanmıştı: “Küresel ve bölgesel politik konjonktür üzerinden bir okumayla sürecin şansı yüksek. Neoliberal kapitalist sistemin krizi derinleşiyor, Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor ve Kürtler bu süreçte önemli bir aktör olarak öne çıkıyor. Ortadoğu’da söz sahibi olmak isteyen herkes, Kürtlerle ilişki kurmak zorunda. Bu, Kürt halkı için yeni fırsatlar doğuruyor.”

Bayhan ayrıca, sürecin daha önceki diyalog dönemlerinden yapısal olarak çok farklı olmadığını ancak bu kez daha dikkatli ve hızlı adımların atılması gerektiğini belirtti. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sürece dair açıklamalarına da atıfta bulunan Bayhan, bunun önemine dikkat çekti.

Sekreteryanın yeni isimlerinden Mahmut Yamalak, 1969 yılında Ağrı’nın Tutak ilçesinde doğdu. Yedi çocuklu bir ailenin üçüncüsü olan Yamalak, çocuk yaşta ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. 1994 yılında tutuklanarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Şu ana kadar Gebze, Bayrampaşa, Ümraniye, Tekirdağ, Kandıra, Bolu gibi cezaevlerinde kalan Yamalak, en son Malatya Akçadağ F Tipi Cezaevi’nde bulunuyordu. Müzisyen de olan ve besteleri de bulunan Yamalak’ın edebi üretimleri arasında Mermer Kanatlı Kuşlar adlı romanı ve Kürtçe kaleme aldığı ikinci romanı Tarîderya yer alıyor. Ayrıca Hafız’ın klasik eseri Gülistan’ı Farsçadan Kürtçeye bir arkadaşıyla birlikte çevirdi.

Yamalak, politik yazılarında klasik solun ve liberal demokrasinin sınırlarını da sorgulayan bir çizgide duruyor. Yazdığı bir yazıda şu belirlemeleri yapmıştı: “Kapitalist modernitede devlet-toplum ilişkisi bir tahakküm ilişkisidir. Demokrasi ise çoğunlukla bu tahakküm sisteminin sınırlarını çizmekten öteye geçemiyor. Oy hakkı, seçme-seçilme gibi özgürlükler önemli olsa da devletin iktidar alanı sınırlandırılmadıkça gerçek bir demokrasi inşa edilemez.”

Yamalak, demokrasinin yalnızca hak ve özgürlüklerin genişletilmesinden ibaret olamayacağını, aynı zamanda iktidar ilişkilerinin de dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.

1973 doğumlu olan Ergin Atabey de, uzun yıllardır cezaevinde bulunuyor. Kamuoyunda “Mavi Çarşı Davası” sanıklarından biri olarak bilinen Atabey, cezaevinde kaleme aldığı yazıları ve felsefi-politik metinleriyle dikkat çekti. Demokratik Modernite dergisinde yayımlanan “Yaşam ve Ölüm İkilemi” adlı makalesinde yaşam ve ölüm arasındaki toplumsal-felsefi ilişkileri tartıştı. Bir diğer yazısı olan “İnsanın Gelişim Diyalektiği: Eleştiri ve Özeleştiri Kültürü”nde ise, ahlaki-politik toplumun inşasında eleştiri-özeleştirinin merkezi rolüne işaret etti. Daha önce Özgür Gündem gazetesiyle ilgili bir davada “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılanan Atabey bu davadan beraat etti.

Independent Türkçe’den Müjgan Halis’in haberine göre; Zeki Bayhan, Mahmut Yamalak ve Ergin Atabey’in Abdullah Öcalan’ın yanına gönderilmesi, İmralı sürecinin yalnızca güvenlik boyutuyla değil, teorik ve ideolojik temellerle de ele alınmak istendiğine işaret ediyor. Bu isimlerin cezaevi koşullarında geliştirdikleri politik ve entelektüel birikimin, sürecin çerçevesini şekillendirme konusunda etkili olabileceği değerlendiriliyor. Sekretaryanın zamanla genişleyebileceği ve yeni tutuklu isimlerin de bu yapıya dahil edilebileceği ifade ediliyor. Bu çerçevede önümüzdeki süreçte yeni görevlendirmeler ve temasların kamuoyuna yansıması bekleniyor.

Paylaşın

Gençlerin Yüzde 50’si İnternetin Hiç İcat Edilmemiş Olmasını İstiyor

Gençlerin yüzde 50’si sosyal medya kullanımına “sokağa çıkma yasağı” gibi bir sınırlama getirilmesini desteklerken, yüzde 47’si gençliklerini internetsiz bir dünyada geçirmeyi tercih edeceklerini söyledi.

İngiltere’de yapılan yeni bir anket, 16-21 yaş aralığındaki gençlerin neredeyse yarısının internetin hiç var olmamış olmasını tercih edeceğini ortaya koydu. British Standards Institution (BSI) tarafından yürütülen ankete göre, katılımcıların yüzde 68’i sosyal medyada zaman geçirdikten sonra kendilerini daha kötü hissettiklerini belirtti.

Gençlerin yüzde 50’si sosyal medya kullanımına “sokağa çıkma yasağı” gibi bir sınırlama getirilmesini desteklerken, yüzde 47’si gençliklerini internetsiz bir dünyada geçirmeyi tercih edeceklerini söyledi.

Smart Phone Free Childhood (Akıllı Telefonsuz Çocukluk) girişiminin kurucularından Daisy Greenwell, sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada, “Gençlerin neredeyse yarısının internetsiz bir dünyada büyümeyi tercih etmesi, hepimiz için bir uyarı olmalı. Çocukların her gün saatlerini dijital alanlarda geçirmesini normalleştirdik” ifadelerini kullandı.

Araştırmalar, küçük yaşta aşırı tablet kullanımı ile duygusal ve sosyal sorunlar arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Ergenlik dönemine geçildiğinde ise internet kullanımı daha da riskli hale geliyor. Gençler hem çevrimiçi sorunlarla, hem de aşırılıkçı içeriklere yönlendiren algoritmalarla karşı karşıya kalabiliyor.

Yapay zekanın yükselişi de bu tabloya yeni etik problemler ekliyor. Özellikle çocuklara yönelik gibi görünen bazı yapay zeka sohbet uygulamalarında suistimal vakaları yaşandı. Bunlardan en çarpıcısı, bir gencin bir chatbot ile sağlıksız bir bağ kurduktan sonra intihar etmesiyle sonuçlanan ve halen süren bir dava.

Ankete katılan gençlerin üçte ikisi günde iki saatten fazla sosyal medyada vakit geçirdiğini söyledi. Kadın katılımcıların yüzde 37’si, erkeklerin ise yüzde 28’i çevrimiçi tacize uğradığını bildirdi.

Sosyal medya kullanımının, doğrudan depresyon belirtilerini artırdığına dair uzun vadeli bilimsel bulgular da mevcut. 12 bin çocuğu üç yıl boyunca takip eden bir araştırma, sosyal medya kullanım süresi arttıkça depresyon belirtilerinin de yükseldiğini ortaya koydu.

Greenwell, “Gençler artık sınırlar, yaş kontrolü, anlamlı sınırlamalar ve gerçek koruma talep ediyor. Değişime hazırlar” dedi.

Ancak uzmanlara göre sadece bir dijital sokağa çıkma yasağı ile bu sorunların üstesinden gelmek mümkün değil. NSPCC’nin (Çocukları İstismardan Koruma Ulusal Derneği) çevrimiçi çocuk güvenliği politikaları yöneticisi Rani Govender, The Guardian’a yaptığı açıklamada, “Dijital kısıtlama tek başına çocukları internette karşılaşacakları risklerden koruyamaz. Bu risklerle günün başka saatlerinde de karşılaşacaklar ve etkileri aynı olacaktır” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Haneden Biri Tek Kişilik

Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM) tarafından hazırlanan “Toplumun Görünümü 2024” raporuna göre, Türkiye’de demografik yapı, aile formları ve sosyal kırılganlıklar önemli ölçüde değişiyor. Enes Koru ve Şüheda Nur Uzuntaş’ın hazırladığı raporda eğitim, sağlık, demografi, ekonomi, göç, hane yapısı, hukuk ve çalışma hayatı gibi birçok başlıkta toplumsal dönüşüm mercek altına alındı.

Rapora göre Türkiye’de nüfus artış hızı yüzde 1,1’e kadar gerilerken, doğurganlık oranı 1,51 ile nüfus yenilenme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kaldı. 0-14 yaş grubunun oranı yüzde 20,9’a inerken, 65 yaş ve üzeri nüfus oranı yüzde 10,6’ya çıktı. Ortanca yaş 34 olurken, 40-44 yaş grubu nüfus piramidinde en geniş yaş dilimi oldu.

Aile yapısında da önemli dönüşümler gözlemleniyor. “Anne-baba-çocuk” tipindeki klasik çekirdek ailelerin oranı 2014’te yüzde 45 iken 2024’te yüzde 38’e geriledi. Ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Boşanma oranları artarken, evlilikler gecikiyor. 2023 verilerine göre kaba evlenme hızı binde 6,63, boşanma hızı ise binde 2,01 olarak kaydedildi. Evlenen çift sayısı 565 bin iken boşanan çift sayısı 171 bin oldu. Kadınlarda ilk evlenme yaşı 25,8’e, erkeklerde 28,3’e yükselirken; ortalama ilk doğum yaşı 29,2’ye çıktı. Bu durum, evlilik ve annelik sürecinin giderek ertelendiğini gösteriyor.

Raporda yer alan diğer bulgular şöyle:

Konut ve gıda giderleri yüksek: Hane halkı harcamalarında en yüksek pay konut/kira ve gıda harcamalarına ait. Temel ihtiyaçlar, keyfi harcamalara yer bırakmıyor.

Ev sahipliği oranı düşüyor: Kira artışları ve konut fiyatlarındaki yükseliş, barınma güvenliğini tehdit ediyor. Özellikle düşük gelirli haneler bu durumdan olumsuz etkileniyor.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski sürüyor: 2024 itibarıyla çocukların yüzde 38,9’u hâlâ maddi yoksunluk, düşük gelir veya işsizlik gibi nedenlerle kırılgan durumda. Yaşlıların dörtte biri de benzer risklerle karşı karşıya.

Çocuk işçiliği artıyor: 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 19,6’ya çıktı.

Genç işsizliği ve eğitimsizlik: 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 22,9’u ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor.

Paylaşın

RTÜK’ten Gündüz Kuşağı Programlarına Uyarı

“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medyanın Sorumluluğu Çalıştayı” sonuç raporunda, gündüz kuşağı programlarında şiddetin sıradanlaştırıldığı ve kadın mağduriyetinin reyting uğruna istismar edildiği vurgulandı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medyanın Sorumluluğu Çalıştayı”nın sonuç raporu yayımlandı. Sputnik’in aktardığına göre; Raporda, televizyon ve dijital platformlara toplumsal sorumluluk çağrısı yapılırken, özellikle gündüz kuşağı programlarında kadınların yaşadığı mağduriyetlerin reyting uğruna istismar edilmemesi istendi.

Medya kuruluşlarının yayın politikalarının değerlendirilerek önemli tespitlere yer verilen raporda, reyting ve ticari kaygıların çoğu zaman kamu yararının önüne geçtiği, özellikle gündüz kuşağı programlarında şiddetin sıradanlaştırıldığı ve kadın mağduriyetinin reyting uğruna istismar edildiği vurgulandı.

Raporda en çarpıcı eleştiriler, gündüz kuşağı programlarına yönelik oldu. Kadına yönelik şiddetin sabah programlarından akşam dizilerine kadar gün boyunca ekrana taşınmasının, “kırık cam teorisi” etkisi yaratarak şiddetin toplumda yeniden üretimine zemin hazırladığı belirtildi. Bu tür yapımların, çözüm üretmek yerine kışkırtıcı dille sunulduğu ve kamu kurumlarına olan güveni sarstığı ifade edildi.

Raporda, kadın bedeninin ve mağduriyetinin medya tarafından reyting uğruna metalaştırıldığına dikkat çekildi. “Gerçekleri gösteriyoruz” iddiasıyla sunulan yapımların, kadına yönelik şiddeti normalleştirdiği ve toplumda kanıksanmasına neden olduğu kaydedildi. Kadınların yalnızca “kurban” ya da “suçlu” rollerinde ekrana yansıması, “güçlü”, “üretken” ve “topluma katkı sunan” kadın profillerinin ise arka planda kalması eleştirildi.

Paylaşın