İş Arayan Her Dört Kişiden Biri Üniversite Mezunu

2 milyon 161 bin 561 kişinin Türkiye İş Kurumu’na (İŞKUR) iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) son yayımladığı verilere göre, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 32’ye ulaştı. Bu oran, hem istihdamda olmayanları hem de iş bulma umudunu yitirmiş, çalışmaya hazır ancak başvuru yapmayan bireyleri kapsıyor. Geniş tanımlı işsiz sayısı toplamda 13 milyona yükselirken, bu sayı son bir yılda 2.2 milyon, son bir ayda ise 1.2 milyon kişi arttı.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından açıklanan 2025 Ocak-Mayıs dönemi verileri ise işsizliğin yapısal boyutunu gözler önüne serdi. 2 milyon 161 bin 561 kişinin İŞKUR’a iş arama amacıyla başvurduğu kaydedilirken, bu kişilerin yaklaşık yüzde 25’inin üniversite mezunu olduğu tespit edildi.

İŞKUR’da kayıtlı olan üniversite mezunu iş arayanların dağılımı şöyle:

Önlisans mezunu: 245.414 kişi
Lisans mezunu: 265.408 kişi
Yüksek lisans mezunu: 12.290 kişi
Doktora mezunu: 495 kişi

Bu verilere göre toplam 523.608 üniversite mezunu, İŞKUR kapısında iş bekliyor. Dahası, bu mezunların 59.208’i bir yıldan uzun süredir iş arıyor.

Sözcü’nün haberine göre; İŞKUR verileri, hangi meslek gruplarında daha fazla işe yerleştirme yapıldığını da gösteriyor. İlk sırada 45.843 kişiyle turizm ve otelcilik elemanlığı yer aldı. Bu mesleği, 37.133 kişiyle silahsız özel güvenlik görevlisi, 18.165 kişiyle reyon görevlisi, 17.719 kişiyle güvenlik görevlisi ve 14.963 kişiyle konfeksiyon işçisi takip etti.

3 bin kişilik kadroya 1,6 milyon başvuru

İstihdamdaki umutsuz tablo, Sağlık Bakanlığı’nın işçi alımı ilanına yapılan başvurularla da gözler önüne serildi. Bakanlık, 3.658 kişilik bir alım duyurusunda bulunmuş; bu alımların 3.170’ini temizlik görevlisi kadrosu oluşturmuştu. Ancak bu sınırlı sayıda pozisyon için yapılan başvuru sayısı tam 1.6 milyona ulaştı.

Başvuruların şehir bazlı dağılımı da dikkat çekti:

İstanbul: 94.266 başvuru
Şanlıurfa: 71.838 başvuru
Ankara: 57.726 başvuru

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan “Bölgesel Barış” Çağrısı

Bölgesel gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bölgesel gelişmelere ilişki yazılı açıklama yaptı.

Demirtaş, “Hamaset Değil Cesaret Zamanıdır” başlıklı yazısında “Bizim, bölgesel barışı ilkesel olarak savunma ve bunun için yoğun çaba harcamanın yanı sıra, içeride de birliği ve barışı sağlamakta daha hızlı ve cesur hareket etmemiz gerekir” diyerek yapılması gerekenleri 4 başlıkta sıraladı:

“1- Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı ve PKK’nin fesih kararıyla birlikte silahsızlanma sürecinin herhangi bir tahriklamaya ya da provokasyona yüz vermeden, etkili ve hızlı şekilde tamamlanması için tüm taraflara düşen büyük görevler düşüyor, cesaret ve feraset gösterilmesi gerekiyor.

2- İç cepheyi güçlendirme amacına da adalet duygusunun gelişmesine de hizmet etmediği açık olan siyasi görünümlü yargı tacizlerine kesinlikle son verilmelidir. Ortada bir suç isnadı varsa bunun, tarafsızlığı ve bağımsızlığı sorgulanmayacak başsavcılar, savcılar ve yargıçlar eliyle yürütülmesi için gerekli adımlar atılmalıdır.

Seçilmiş belediye başkanları ve bürokratların tutuksuz yargılanmaları iç hukukumuzun da gereğidir ve bu konuda artık somut mesafe kat edilmeli, tahliyeler sağlanmalı, adil bir yargı süreciyle de davalar en hızlı şekilde sonuçlandırılmalıdır. Orta Doğu’daki ateş devasa bir yangına dönüşürken toplumu dışlayacak böylesi tutumlarda ısrar edilmemelidir.

3- Böyle bir dönemde hiç kimse küçük hesaplar yaparak maceracı, riskli ve sonu felaketle sonuçlanacak hamleleri aklından bile geçirmemelidir. Unutulmamalıdır ki, emperyalizm bir kazananı olmayacak bir viranedir. Bizler Türkiye toplumunun her bir bireyine birer birer olacağız; olası risklere, saldırılara, provokasyonlara karşı gerektiğinde Edirne’den Hakkari’ye kadar 85 milyonluk bir halk olarak direneceğiz; ortak vatanımızı, canımız pahasına savunacağız.

Kendi iç sorunlarımızı da kendi aramızda, karşılıklı güven çerçevesinde ve “kardeşlik ruhuyla” çözeceğiz. Bunun dışındaki her arayış sadece felaket getirir. Bu konuda ezberci, öfkeli, intikamcı ve kindar hiçbir yaklaşıma prim vermeyecek, cesur ve samimi olacağız.

4- Orta Doğu yangınının kısa sürede sönmeyeceğini öngörerek kısa, orta ve uzun vadeli bir iç ve dış ortak politika hattının belirlenmesi ve her siyasi grubun bu hattı gönül rahatlığıyla savunabilmesi için Cumhurbaşkanı’nın davetiyle, TBMM’de tüm siyasi parti genel başkanlarıyla bir çalışma toplantısının en kısa zamanda yapılması yararlı olacaktır.

Belirttiğim noktaların hiçbiri iç politikada nezakete dayalı demokratik muhalefetin ve iktidarın denetlenmesinin, eleştirilmensinin önünde engel değildir. Birlik ve beraberlik ancak çoğulculuk ve eleştirel aklın özgürce işlemesiyle mümkündür.

Bizler barışı, özgürlüğü ve eşitliği bir arada savunacağız. Mazlum coğrafya Türkiye’dir; demokrasi, barış ve adaletin inşa edilmesi halinde bu unvan son bulacak, tüm dünya halkları için umut olacaktır. Bu kasırga bir gün elbette dinecek ve bizler bu toprakların kadim halkları olarak burada, bir arada, özgür ve eşit yaşayacağız.”

Paylaşın

Cezaevlerinde Kaç Kişi Açlık Grevinde?

CHP Milletvekili İnan Akgün Alp, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a, “Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında başlatılmış bir açlık grevi var mıdır? Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?” sorularını yöneltti.

“Kuyu tipi” olarak adlandırılan yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına karşı başlatılan açlık grevlerine ilişkin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle önerge veren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, “Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?​” diye sordu.

Evrensel’in aktardığına göre; Alp, şunları kaydetti: “Cezaevlerimizdeki tutuklu ve hükümlü sayısı 400 bini çoktan aştı. Bu sayı kapasitenin çok üzerinde. İnfaz rejimiyle ilgili düzenlemeler yapıldı fakat kamuoyunu yeterince tatmin etmedi, yeni bir paket beklentisi var. Çok sayıda tutuklu ve hükümlünün açlık grevinde olduğu ve bu grevlerin 200. gününe yaklaştığına dair çok sayıda mektup alıyoruz. Sayın Adalet Bakanına bir soru önergesi verdik ve bunun cevabını bekliyoruz.”

Alp, önergesinde ise şunları sordu:

Türkiye genelinde ceza infaz kurumlarında başlatılmış bir açlık grevi var mıdır?
Kaç cezaevinde bu eylem yürütülmektedir? Kaç kişi açlık grevindedir?
Açlık grevine katılanların talepleri nelerdir?
Adalet Bakanlığı bu taleplerin karşılanmasına veya sorunların çözümüne dönük bir çalışma yürütmekte midir?
Açlık grevindeki tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumları izlenmekte midir? Herhangi bir sağlık sorunu yaşanmış mıdır?

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun “Akın Gürlek” Davası 16 Temmuz’a Ertelendi

Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i “tehdit edip, hedef gösterdiği” iddiasıyla açılan dava 16 Temmuz saat 10.00’a erteledi. İmamoğlu için 7 yıl 4 aya kadar hapis cezası isteniyor.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle açılan davanın ikinci duruşması Silivri’de görüldü.

Ekrem İmamoğlu savunmasında, “İstanbul’u bu zihniyete karşı tam üç kez kazandığım için bu zindandayım. 16 milyon kişiye ayırmadan, insanlığa hizmete kutsal bir çerçeveden bakan, herkesin derdine ortak olan halkçı bir belediyecilik yaptığımız için buradayım. Ön seçimde dünya tarihinde ilk kez 15,5 milyon kişinin oyunu alarak cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım” dedi. Savunmasında birçok kez “Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz” ifadesini kullanan İmamoğlu, bunun nasıl yapıldığını örnekleriyle anlattı.

İmamoğlu’nun savunmasının ardından avukatları, savcılığın esas hakkındaki mütalaasına karşı savunma için ek süre talep etti. 10 gün süre veren mahkeme heyeti, duruşmayı 16 Temmuz saat 10.00’a erteledi.

Neden yargılanıyor?

Ekrem İmamoğlu, 20 Ocak’ta Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması Paneli’nde CHP Gençlik Kolları Başkanı Cem Aydın’ın gözaltına alınması üzerinden Akın Gürlek’e seslendi ve şunları söyledi:

“Cem Aydın’ı ifade için çağırıyorsun. Evine baskın yapıyorsun. Senin amacın milletin gözünü korkutmak. Başsavcı sana söylüyorum. Senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına kimse dayanmasın.”

Bunun üzerine hakkında soruşturma açıldı. Soruşturma davaya dönüştü. İddianamede ‘kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret’, ‘tehdit’ ve ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’ suçlandı ve 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Özgür Özel hakkında da Akın Gürlek’le ilgili soruşturma

CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında da Başsavcı Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle soruşturma Ankara’da başlatılmıştı.

Özel’in Akın Gürlek’e yönelik “Akın sert kayaya çarptın oğlum. Aklını başına al Akın… Bir daha görmeyeceğim… O haysiyetsizliği bir daha görmeyeceğim” şeklindeki sözlerinin “suç işlemeye tahrik, kamu görevlisine hakaret ve tehdit suçlarını oluşturduğu” sözleri soruşturmaya konu olmuştu.

Paylaşın

DEM Partili Temelli’den “Süreç” İçin Komisyon Çağrısı

DEM Partili Sezai Temelli, PKK’nın silah bırakma ve fesih kararı sonrası gelişen sürece ilişkin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a Meclis’te komisyon kurulması için harekete geçme çağrısı yaptı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenen Temelli, “Türkiye’de sağlanacak olan Kürt barışının bölgeye olacak etkilerini uzun zamandır dile getiriyoruz. Kürt meselesi demokratik bir çözüme kavuşursa bu anlamda kalıcı bir barış inşa edilebilirse bölge halklarının kurtuluşu da buradan geçer. Filistin halkının da bölgedeki tüm halkların da kurtuluşu buradan geçiyor. Yoksa İran ve İrail gibi rejimilerden geçmiyor. Bugün için Türkiye için çok riskler birikmiş durumda. Bu risklere karşı yegane gücümüz barıştır. Bu vesileyle çağrımızı yineliyoruz; gelin demokratik toplum çağrısına, kalıcı barış mücadelesine destek verin. Bu anlamıyla üzerimize düşen sorumluluklar var. Diplomasi alanında yapılacaklar var ama Meclisin de yapması gerekenler var. Meclis torba yasaların içinde boğulmaya devam ediyor. Oysa Meclis demokratik toplum ve barış konusunda inisiyatif alma günlerini yaşıyor.” dedi.

“Meseleye özgü Meclis komisyonu kurulmalı”

İnisiyatif alınması ve adım atılmasını isteyen Temelli komsiyonun yapısına dair ise şunları söyledi: “Meseleri birbirine karıştırmamız gerekiyor. Bu konuda çalışacak komisyon kendisini bu konuda yetkinleştirmeli ve etkili bir çalışmayı ortaya koymalıdır. Yok anayasa yok başka meselelermiş, her şeyi birbirine karıştırıp hareketsiz hale gelmememiz lazım. Anayasa çalışmaları da muhakkak yapılabilir diğer çalışmalar da yapılabilir ama bu meseleye özgü bir çalışma için Meclis komisyonu önemlidir.”

Hasta tutukluların durumuna değinen Temelli yargı paketindeki eksiklikleri eleştirdi, “Nihat Genç 30 yılı doldurmasına rağmen iyi halli olmadığı gerekçesiyle bırakılmadı. İnsanlara ‘pişman mısınız’ diyerek kimliğini değiştiremezsiniz..” diye konuştu.

Gazetecilerin İmralı görüşmesinin ne zaman gerçekleşeceği sorusu üzerine “Başvuruyu yaptık cevap bekliyoruz.” diye yanıt verdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Erdoğan, Pezeşkiyan İle Görüştü: Türkiye, Rol Üstlenmeye Hazır

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile görüşen Erdoğan, Türkiye’nin çatışmaların sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönüş sürecinde kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Bölgesel barış ve istikrarın korunmasına büyük önem verdiklerini dile getiren Erdoğan, lider diplomasisi kapsamında yoğun temaslarını sürdürdüğünü aktardı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İletişim Başkanlığı’ndan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Görüşmede İsrail ile İran arasındaki çatışma, bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Erdoğan görüşmede, İsrail ve İran arasındaki çatışmalı süreç ile ilgili liderlerle bir dizi temas gerçekleştirdiğini, çatışmaların bir an önce sona ermesi ve nükleer müzakerelere dönülmesi için Türkiye’nin kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Erdoğan, Türkiye’nin bölgesinde barış ve istikrarın korunmasına verdiği önemin altını çizdi.

Erdoğan, Putin ile telefonda görüştü

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşmede, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel gelişmeler ve özellikle Ortadoğu’da tırmanan kriz masaya yatırıldı.

Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin ilk günden bu yana şiddetin durdurulması ve tansiyonun düşürülmesi için yoğun diplomatik çaba harcadığını vurgulayarak, İran ile yaşanan gerilimin çözümünün ancak diyalog ve diplomasiyle mümkün olabileceğini ifade etti. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yalnızca bu iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeline sahip olduğunu dile getiren Erdoğan, Netanyahu hükümetinin hukuk tanımaz politikalarının uluslararası güvenlik açısından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Görüşmede, İsrail’in saldırıları nedeniyle dikkatlerin Gazze’de yaşanan insani felaketten uzaklaştırılmaması gerektiğine de dikkat çeken Erdoğan, Tel Aviv yönetiminin bölgesel oldubittilere yönelme ihtimaline karşı da uyarılarda bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise, çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi ve diplomatik kanalların yeniden işler hâle getirilmesi gerektiği konusunda Erdoğan ile aynı görüşü paylaştığını söyledi. İki lider, bölgesel barışın sağlanması için uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’nun Diploması Belge Olmadan İptal Edilmiş

İstanbul Üniversitesi, Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi.

Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diploması ile ilgili açılan davada İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi ara kararını verdi.

Sözcü’nün haberine göre, İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle açılan davada mahkeme, 4 ayrı kurumdan toplam 36 belgeyi 13 Haziran tarihine kadar teslim etmelerini istedi.

İstanbul Üniversitesi, kendisinden istenen 23 ayrı belge için mahkemeye yazı gönderdi. Üniversite, söz konusu belgelerin hazırlanmasının zaman alacağını belirterek, 13 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek süre talebinde bulundu.

Üniversitenin İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda şu ifadeler yer aldı: “Müvekkil İdare adına savunma dilekçesi hazırlamak, 13/05/2025 tarihli ara kararda istenen bilgi ve belgelerin temini, ara kararda belirtilen hususlara ilişkin açıklamaları hatırlamanın uzun sürmesi ve mesleki yoğunluğumuzdan dolayı ara karara cevap ve davaya cevap süresinin, 30 günlük yasal sürenin sona erme tarihinden itibaren başlayacak şekilde 30 gün daha uzatılmasına karar verilmesini saygılarımla vekaleten talep ederim.”

Davanın seyri, mahkemenin bu talebe vereceği yanıtla birlikte netleşecek.

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu’ndan Dikkat Çeken Açıklamalar

“Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil” dedi ve ekledi:

“1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, KARAR TV’de Gündem Özel programında Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı. Dervişoğlu’nun yanıtlarından öne çıkanlar şöyle;

“Bu saldırı çok iyi hazırlanılmış ve uygulanılmış. İsrail’in İran’ı vuracağı belliydi. Suriye’deki rejim değişikliği sonrası İsrail’in Suriye toprakları üzerinde nüfuzunu arttırması ve stratejik adımlar atması bekleniyordu. Dışişleri Bakanımız çok geç ve kınama kıvamında bir açıklama yaptı. İktidarı dışarıdan destekleyen partinin genel başkanı gerekirse güç kullanılmasından yana bir tavır alınması gerektiğini söyledi. Sayın Bahçeli’yi kastediyorum. Ben de aynı kanaatteyim. Kınamanın ötesinde ifade edilmelidir. Yaşadığımız coğrafyanın hassasiyetleri var. İttifaklarımızı da ona göre şekillendirmek düşmanlarımızı da onların üzerimizde plan yapmasını engelleyecek şekilde yapmamız lazım. Diğer ülkelerin de ekonomileri etkilendi ama en çok Türkiye etkilendi. Bu Türkiye’nin ekonomisinin kırılgan olmasından kaynaklanıyor. Sırtlanların geçiş yolu üzerine kurulmuş bir devletiz.

İran’ın kendisini düzeltmek yolunda atacağı bir adım olacağını sanmıyorum. Bölgede bir rejim değişikliğine neden olacak. ABD’nin kimin arkasında durduğu aşikar. Türkiye’nin yapması gereken uluslararası toplumu harekete geçirmektir. Umarım doğru bir planlama yapılıyordur. Ama kamuoyu bilgilendirilmiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kamuoyu bilgilendirilmiyor. Hükümet, siyasi partileri bilgilendirmelidir. Ama hükümetin böyle bir alışkanlığı yok. Eskiden de birbirine muhalif partiler vardı ama milli meseleler söz konusu olduğunda siyasi partiler birbiriyle görüş alışverişinde bulunurdu. Şimdi eksik bilgilerle derin yorumlar yapmak bataklığı oluyor. Herkes eline değnek alıp harita önünde kamuoyunu bilgilendiriyor. Suriye’deki olayların sonucunda İsrail ile Türkiye sınır komşusu oldu. Bela Türkiye’ye bir adım daha yaklaştı, tedbir gereklidir. Suriye’de İsrail nüfuzunun çok kuvvetli olduğunu söylüyorum. ABD’nin orada uyguladığı strateji ve başardığı düzen İsrail’in hedeflerini tahkim eden nitelikler taşıyor.

“Abdullah Öcalan’a kurucu önder diyenleri kınıyorum”

Abdullah Öcalan denilen cani başına önemli yerlerde kurucu önder diyenleri kınıyorum. Ben Mazlum Abdi ile Öcalan’ın görüştüklerini de düşünüyorum. Mazlum Abdi, kırmızı bültenle aranan bir kişi. Böyle birini böyle bir süreçte davet ediyor olması bile Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağıladığı anlamına gelir. Abdullah Öcalan denilen caninin sözde fesih sürecinde sesli bağlantısı sırasında topluluğa hitabına baktığınızda kendisini Kürt halkını da aşağılayarak sözler sarf ettiğini biliyoruz. Elbette Barzani’yi Mazlum Kobani’yi isteyecektir. Türkiye Cumhuriyeti buna sessiz kalırsa bir bedeli olur.

Abdullah Öcalan hangi sıfatla siyasi partilerle görüşmek istiyor. Terörsüz bir Türkiye, teröristin yol göstericiliği ile temin edilecekse ortada bir yanlışlık var. Bunların hangisi hangi emelinden vazgeçti? Silahları bırakmadılar. Silahı hangi şartlarda bırakacaklarını konuşuyorlar. Kimin silahını bırakıyorsunuz? Silahları ABD’den aldılar. Kime teslim edecekler? PKK isim değiştirdiğini söylüyor, PKK ismiyle yürüttüğümüz faaliyetleri durduruyoruz diyor. Ne PKK silah bırakacak ne de Türkiye üzerinde kurguladıkları oyundan vazgeçme planları var.

Abdullah Öcalan’ı Meclis’e getiremediler de Türkiye’yi onun ayağına mı götürecekler. Birileri böyle bir şeyin olmasını istiyor demekki. Lozan’ı tartışmak ne demek? Lozan’ın hangi maddesinin kararlarının nasıl alındığını onlar biliyor mu? Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıf düşürecek maceralara atılmak hangi akla hizmet? Devlet ve hükümet bu konunun içinde. MİT, Genel Kurmay, Emniyet hepsini katabilirsiniz. MİT ve Genel Kurmay istemediği halde bu süreç yapılıyor olabilir. Abdullah Öcalan’a başrol oyunculuğu verilen bir senaryoda kimin figüran kimin yardımcı oyuncu olduğunu anlamak güç.

Abdullah Öcalan’ın yol göstericiliğinde olan sürece karşıyım. PKK’nın artık bu ülkede tehdit sayılabilecek kadar elemanının olmadığını açıklamışlardı. Ayakkabı numaralarına kadar bilmiyorlar mıydı? IRA ve ETA silahını bıraktıktan sonra başka ülkede konuşlanmadı. Adam bir şeyden vazgeçmedi. Sözde fesih açıklamasına Lozan’dan başlıyor. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senetidir. PKK silah bırakıyor, YPG ya da PJAK ne yapacak? Kim biliyor? Ambalajlanmış adı çok güzel terörsüz Türkiye. Ben teneke kutuda ikram edilen zehir hiç görmedim. Türk milletini zehirlemeye çalışıyorlar. Bu terörsüz Türkiye denilen şey Cumhuriyet’in 100. yılından sonra yaşama geçirdikleri kalkışma sürecidir, Türkiye Cumhuriyeti buna izin vermeyecek. Benim tapu senetimi yok sayacaksa Cumhuriyetimi yok sayacaktır.

Özdağ, 17 Haziran’da inşallah çıkar. Ben çıktığım yolculuğa adalet, eşitlik için çıktım. Her hak gasbına uğrayanın yanındayım. İmamoğlu ve diğer belediye başkanları da dahil. Ben kayyuma karşı direndim. Can Atalay’ın milletvekilliği için direndim. Osman Kavala’ya da sahip çıktım. Selahattin Demirtaş bugün terörün uzantısı olduğunu söylediğimiz partinin genel başkanı. Bir defa PKK’ya terör örgütü dememiştir, Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz demiştir. Ümit Özdağ ile Selahattin Demirtaş aynı kişi midir ya da Ekrem İmamoğlu? Bir teröriste senin heykelini dikeceğiz diyen adam ile hukuken mağduriyete uğrayan insanı aynı kefeye koymam.

“Yeni Anayasa, Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil”

DEM Partili vekillerin Numan Kurtulmuş’a oy vermesi siyasi bir göz kırpmadır. 3. turda yaşandı. Talep ve beklentilerine karşılık bulma halinde iktidar partisi ile çalışabilme kabiliyetine sahip olduklarını ortaya koydular. Süreç münasebetiyle de birbirlerini eleştirmiyorlar, DEM Parti ile iktidar partisi cicim aylarını yaşıyor. 11 kişilik komisyon Meclis dışı bir komisyon. Anayasa’nın nitelikli çoğunlukla çıkması lazım. Şuanki komisyona baktığımızda DEM, HÜDA Par, MHP… Bunlar bir koalisyon oluşturuyor. Anayasa değişikliğine dair ne çıkarsa çıksın referanduma taşınmalı. Yeni Anayasa lazım ama bu Anayasa’yı kevgire çevirenlerin yapacakları iş değil.

1982 Anayasasının 2002’ye kadar 7 kez değiştiğini millet unuttu. AK Parti sonrası toplam 21 kez değişti. Sadece 56 maddeye dokunulmadı. 2017’de rejim değişikliğine ve sistem değişikliği yapılıyor. Bu Anayasa’da Erdoğan’ın 2 defa aday olması mümkün değildi ama 3 defa oldu. 4. defa seçilebilmenin önünü açmaya çalışıyor. Türkiye’nin Anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır o da parlamenter demokratik sisteme geçişle olmalıdır.

Türkiye 7 yıldır krizde. Türkiye tek adam rejiminde doğru kararlar alamıyor. Ekonominin en önemli unsuru güvendir. 4 ayda ödediğimiz faiz 19. 8 milyar dolar. Bütçeden ödenen iç faiz tutarı 724. 6 milyar TL. Bununla 2 tane Atatürk Barajı 1 tane de Akkuyu Santrali yapılıyor.”

Paylaşın

Gaziosmanpaşa Belediyesi AK Parti’ye Geçti

AK Partili Eray Karadeniz, yolsuzluk soruşturması kapsamında görevinden uzaklaştırılan ve tutuklanan Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine belediye başkanvekilliğine seçildi.

Haber Merkezi / Oylamanın ardından tepki gösteren Bahçetepe, “Tarih sizi affetmeyecek..” ifadelerini kullandı. Hakan Bahçetepe, 31 Mart’ta halkın büyük bir demokrasi başarısıyla göreve getirdiği bir belediye başkanının hukuki dayanağı olmayan, siyasi içerikli bir süreçle görevinden alındığını ifade etti.

Gaziosmanpaşa Belediye meclisi, yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanarak görevinden uzaklaştırılan belediye başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine geçici olarak görevi devralacak ismi belirlemek üzere Meclis 1. Başkanvekili Erdoğan Yıldırım Özçelik’in başkanlığında Gaziosmanpaşa Belediye binasında olağanüstü toplandı.

AK Parti, mevcut Meclis Grup Başkanvekili Eray Karadeniz’i aday gösterirken, CHP’nin adayı Murat Topaloğlu oldu. İlk iki turda hiçbir aday yeterli çoğunluğa ulaşamazken, son turda dengeler AK Parti lehine değişti. Üçüncü tur oylamada Karadeniz 21 oy alarak başkanvekili seçildi. CHP’nin adayı Topaloğlu ise 16 oyda kaldı.

Bu sonuçla birlikte, Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin başkanlık görevini soruşturma süreci sonuçlanana kadar AK Parti’li Karadeniz yürütecek.

“Milli irade gaspı”

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, yaptığı ilk açıklamada “Bu tam anlamıyla bir milli irade gaspıdır” dedi. Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Büyük bir hukuksuzluk gerçekleşti. İstanbul’dan 3, Adana’dan 2 belediye başkanımız, parti meclis üyemiz, bürokratlarımız gözaltına alındılar. İnsanlık dışı muamelelerle bir gözaltı süreci yaşandı.

Ve arkasından tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Bugün İstanbul’un 3 ilçesinde Belediye meclislerinde başkanvekilliği seçimi gerçekleşti. Avcılar’da ve Büyükçekmece’de başkanvekilliği seçimi, birlik beraberlik içerisinde, demokrasiye uygun bir biçimde, millet iradesine uygun bir biçimde devam ediyor. Burada Gaziosmanpaşa’da tam anlamıyla bir irade gaspı yaşandı.”

“Tarih sizi affetmeyecek”

Oylamanın ardından sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Bahçetepe, “Tarih sizi affetmeyecek…” dedi.  Bahçetepe, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün, yalnızca şahsım adına değil, Gaziosmanpaşa halkının iradesi adına büyük bir haksızlıkla karşı karşıyayız. 31 Mart’ta sizlerin oylarıyla, büyük bir demokrasi başarısıyla göreve geldik. Görevimin başında geçirdiğim kısa sürede; adil, şeffaf ve halkçı bir belediyecilik anlayışını hayata geçirdik. İhtiyaç sahibi komşularımıza ulaştık, israfı önledik, hizmette adaleti esas aldık. İnsana değer veren bir anlayışı hakim kıldık.

Ben bu göreve sizin güveninizle, sizin dualarınızla geldim. Her adımımı şeffaf attım, her kuruşun hesabını verdim. Yetimin hakkını korumayı, alın terine saygıyı, adaleti ve vicdanı pusulam bildim.

Şimdi ise ne yazık ki bu çabalar, bu emekler; hukuki temele dayanmayan, siyasi içerikli bir sürecin gölgesinde kaldı. Belediyemiz, halkın iradesine rağmen, masa başında alınmış bir kararla el değiştirdi. Bu sadece şahsıma yönelik bir müdahale değil, aynı zamanda demokrasiye ve siz Gaziosmanpaşalı komşularımın tercihlerine yönelik büyük bir saygısızlıktır.

Sokağa çıktığınızda, bu halkın yüzüne nasıl bakacaksınız? Mahallenin annelerine, gençlerine, çocuklarına ne söyleyeceksiniz? Onların alın teriyle kurulan bu iradeyi hiçe sayarken, vicdanınıza ne diyeceksiniz? Ancak herkes bilsin ki tarih sizi affetmeyecek!

Gaziosmanpaşa halkı neyin doğru, neyin adil, neyin vicdanlı olduğunu çok iyi bilir. Bugün fiziken yanınızda olmayabilirim ama sizin gönlünüzde, kalbinizde yerim olduğuna yürekten inanıyorum. Ben milletime güveniyorum. Desteğiniz, dualarınız ve inancınızla, hep birlikte, yine omuz omuza olacağız. Çünkü biz gücümüzü makamdan değil, halktan alıyoruz. Çünkü hak yerini bulur, adalet eninde sonunda kazanır.”

Paylaşın

Herhangi Bir Dine Mensup Olmayanların Sayısı 1,9 Milyara Ulaştı

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre; Dünya genelinde kendisini herhangi bir dine mensup görmeyenlerin sayısı son on yılda 270 milyon artarak 1,9 milyara ulaştı.

Pew Araştırma Merkezi’nin (Pew Research Center) sonuçlarını yeni yayımladığı çalışma, dünyadaki inançlıların 2010-2020 döneminde nasıl değiştiğini ele aldı. Kapsamlı araştırmada 2 bin 700’den fazla anket ve nüfus sayımından edinilen veriler bir araya getirildi.

En büyük dini grup Hıristiyanlar olmayı sürdürdü. Ancak toplam sayıları 2,3 milyara çıksa da dünya nüfusuna göre oranları azaldı. Hıristiyanların oranı yüzde 1,8’lik düşüşle yüzde 28,8’e geriledi. Sahraaltı Afrika, en çok Hıristiyanı barındıran bölge unvanını Avrupa’dan devraldı.

İslam’a inananlarsa nüfus artışından pozitif ayrıştı. Yüzde 1,8’lik artışla dünyanın Müslümanların oranı yüzde 25,6’ya çıktı. 2020 itibarıyla Müslümanların ortalama yaşı 24, Müslüman olmayanlarınsa 33.

Araştırmanın başyazarı Conrad Hackett, “10 yıllık bir süreçte böylesine çarpıcı bir değişim yaşanması çok dikkat çekici. Bu zaman zarfında Müslüman ve Hıristiyan nüfus sayıları birbirlerine yaklaştı. Dünyanın en hızlı büyüyen dini İslam” dedi.

Hackett, gidişata göre gelecek yıllarda en çok takipçiye sahip dinin değişerek İslam olacağını da vurguladı.

Hindu ve Yahudilerin sayısıysa, dünya nüfusunun artışıyla orantılı bir büyüme gösterdi. Hinduların sayısı 126 milyon artarak 1,2 milyara ulaştı. Yahudi nüfusuysa yaklaşık bir milyonluk artışla 14,8 milyona yükseldi.

Dikkat çeken bir diğer grup da kendilerini herhangi bir dine ait hissetmeyenler oldu. Onların da dünya nüfusu içindeki oranı arttı: 2010’da yüzde 23,3’ken, 2020’de yüzde 24,2 oldu. Dünyada 1,9 milyar kişi bu kategoride.

Araştırmacılar, bu grubun yaş ortalamasının yüksekliği ve düşük doğurganlık oranı nedeniyle nüfus içindeki paylarının azalacağını tahmin ediyordu. Ancak dinden çıkanlar beklentileri boşa çıkardı. Din değiştirme en çok Hıristiyanlarda görüldü.

Hackett, “Dikkatle yaptığımız 10 yıllık araştırmada, dünyanın pek çok yerinde dinlerden uzaklaşmanın genel eğilim olduğunu görüyoruz” deyip ekledi: Genç yetişkinler arasında Hıristiyan olan her bir kişiye karşı, bu dinden ayrılan üç kişi var.

Kendi inançlarını bir dinin çatısı altında görmeyenlerin sayısında Çin başı çekiyor. Ülkedeki 1,4 milyar kişiden 1,3 milyarı bu kategoride. Asya devini ABD (331,5 milyonda 101 milyon) ve Japonya (126,3 milyonda 73 milyon) takip ediyor.

10 yıllık periyotta inananlarının sayısı azalan tek din, Budizm oldu. 343 milyondan 324 milyona gerileyen rakamda düşük doğum oranlarının yanı sıra dinden çıkanların sayısı da etkili.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın