4 Bin 36 Hakim Ve Savcının Yeri Değiştirildi

Adli yargıda 3 bin 698, idari yargıda ise 338 hakim ve savcının görev yeri değişti. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Hakim ve cumhuriyet savcılarımıza yeni görev yerlerinde üstün başarılar diliyorum” dedi.

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), 2025 yılına ilişkin adli ve idari yargı ana kararnamelerini yayımladı. HSK’dan yapılan açıklamada, kararname çalışmalarının 20 Haziran 2025 itibarıyla tamamlandığı bildirildi.

Açıklamada, atananlardan yeniden inceleme talebinde bulunmak isteyenlerin, tebligat beklemeden en geç 27 Haziran 2025 Cuma günü mesai bitimine kadar UYAP üzerinden başvuru yapmaları gerektiği belirtildi. Yeniden inceleme taleplerinin HSK Kararname Bürosu’na ulaşmasının ardından, başvuru sahiplerine 24 saat içinde (hafta sonu veya resmi tatile denk gelirse ilk mesai günü) bilgilendirme mesajı gönderileceği bildirildi. Atama tebligatlarının 4 Temmuz 2025 Cuma gününden itibaren gönderilmesinin planlandığını belirtti.

“Hayırlı olsun”

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “HSK 2025 yılı Ana Kararnamesi çalışmalarını tamamladık” dedi ve “Hakim ve cumhuriyet savcılarımıza yeni görev yerlerinde üstün başarılar diliyorum. Kararnamenin, hakim ve savcılarımız başta olmak üzere aileleri, yargı teşkilatımız, ülkemiz ve aziz milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İYİ Parti Cumhurbaşkanı Adayı Çıkaracak Mı? Dervişoğlu Açıkladı

Partisinin cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çıkarmayacağına ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Bu sistemden kurtulmak için öncelediğim şeyleri, siyasi hırslarımla ortadan kaldırmam. Sadece İYİ Parti’ye ivme kazandırmak adına Türkiye’nin geleceğini ateşe atamam” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu,, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni Bir Sabah” programına katıldı.

Dervişoğlu, İsrail’in İran’a saldırılarına ilişkin, savaşın bağıra bağıra geldiğini belirterek, “Bu konuyla ilgili çok fazla fikir sahibi olmak gerekmiyor. Tarih tekerrür ediyor. Bölge coğrafyası üzerinde emperyalist emellerden vazgeçmeyen güçler, zaman içerisinde stratejilerini yenileyerek, bu topraklar üzerinde emellerini gerçekleştirmeye gayret sarf edecek stratejileri yaşama geçiriyor” diye konuştu.

Dervişoğlu, saldırıların sürecine ilişkin, “Önce Irak’la başlayan sonra Suriye’ye nüfus eden bu sürecin artık İran’ı hedef tahtasına koyduğunu, nihai hedefinin de Türkiye olacağına işaret etmiştim. Bu doğrulandı, yanılma ihtimalimiz yok. Hedefleri değişmiyor, stratejileri değişiyor” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan”ın, etkin pişmanlıktan faydalanan şüpheliler Adem Soytekin ve Servet Yıldırım’ın iddiaları üzerine hakkında başlatılan soruşturmada tutuklanmasına ilişkin Dervişoğlu, avukatın görevini yaptığını, görevini yapan kişinin tutuklanmasının yadırganacak bir durum olduğunu söyledi.

Dervişoğlu, tutuklamaya ilişkin, “Olamaz, olmaması gerekir. Çünkü yani bu tür garabetleri ben tarif etmekte zorlanıyorum. Yapanlar bunu nasıl yapıyor? Doğrusunu isterseniz şaşırıyorum. İddia, yargılama ve savunma. 3 ayak üzerine kuruluyor. Şimdi siz savunmayı çıkarıyorsunuz oradan. Ayrıca tutuklanma gerekçelerinin arasında avukatın tutuklanan avukatın dosya ile ilgili ifadeleri ele geçirmek. Avukatın görevi bu zaten. Yani kim kimin hakkında hangi ifadeyi vermiş, ne söylemiş, dosya nasıl oluşturuluyor, nasıl tekemmül edecek? Bunu takip etmektir avukatın görevi. Görevini yapmış olmakla ötürü bir kişinin tutuklanmış olması hali gerçekten hem yadırganacak hem de utanılacak bir durumdur. Baskının bu şeyi olmaz, yöntemi olmaz. Baskı tamam yani hep o dile getirdiğimiz işte rahatsız olduğumuz bir şey” dedi.

“Türkiye’nin geleceğini ateşe atamam”

Dervişoğlu, İYİ Parti’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarıp çıkarmayacağına ilişkin soruya ise, “Bununla ilgili şu an bir karar veremeyiz, tek başıma da veremem. Yetkili kurumlarımızla değerlendireceğiz. Bu sistemden kurtulmak için öncelediğim şeyleri, siyasi hırslarımla ortadan kaldırmam. Sadece İYİ Parti’ye ivme kazandırmak adına Türkiye’nin geleceğini ateşe atamam” cevabını verdi.

Paylaşın

Babacan’dan İran’dan Türkiye’ye Göç Uyarısı

İsrail – İran savaşına ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “1979’da İran Devrimi sırasında 2 milyon insan Türkiye’ye sığındı. Benzer bir senaryo tekrarlanabilir” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de katıldığı bir programda, İran-İsrail Savaşı’na ve olası rejim krizine dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu:

“İran’da zaten bir değişim talebi yükseliyor. Şimdi halkta çok ciddi bir değişim talebi var. Evet bir devrim oldu İran’da. Ama devrimin üzerinden 45-46 sene geçti. Dolayısıyla bir değişim talebi var. İran’ın kendini yenilemesi gerekiyor gerçekten. Bu çok önemli. Ama bu yenilenmenin içeriden olması lazım ve dost ülkelerin de tavsiyesiyle dost ülkelerle de biraz belki istişarelerle olması lazım. Yani ilham kaynağı olarak görebilecekleri ülkelerle de böyle istişareyle.

İran’ın istikrarsızlaşması bir sefer Türkiye için kötüdür. Bakın, hatırlayalım o İran devriminde o günkü nüfusa göre Türkiye’ye 2 milyon göç olmuştur. 79’da 2 milyon insan göçmüştür Türkiye’ye. Yani İran’da yeniden bir istikrarsızlık, yeniden Allah korusun bir iç çatışma ilk ve en çok etkilenen ülke biz oluruz yani, biz bunu istemeyiz. Şimdi diyorlar ki ‘biz Ayetullah Hameney’yi öldüreceğiz.’ Hemen bir haftada yenisini seçerler yani.

Sistem değişmez ki. Dolayısıyla bu rejim değiştirmek, dışarıdan savaşarak İran’ı reforma etmek böyle bir şey yok yani. Çünkü İran halkı onurlu bir halktır. Şii kültürü çok farklıdır. Bu Şii kültürünü Batılılar anlamaz asla. Bizim Sünni kültüründen de çok farklıdır. Yani önce onların o kültürünü bir iyi anlamak, tanımak lazım. Davranış şekillerini iyi bilmek lazım ve her ülke olduğu gibi İran halkının da onurunu koruyan bir çıkış lazım.

“Amerika ile İran’ın anlaşma ihtimali sıfır”

Şimdi Amerika’yla İran’ın bir masaya oturtursanız onların anlaşma ihtimali sıfır. Zaten o ilk müzakere masası kuruldu ya 67 gün önce. Evet. Biz dedik ki bunun bu masada çözülme ihtimali ancak 3’te 1’dir. Savaş çıkma ihtimali 3’te 2’dir dedik. Biz derken kim? Kendi dış politika ekibimiz. Çok yetkin bir dış politika ekibimiz var bizim. Büyükelçilerden oluşan, genç uluslararası siyaset bilen arkadaşlarımızdan oluşan çok sağlam bir ekibimiz var.

Orada hemen değerlendirdik dedik bu masanın başarı şansı 1 bölü 3’tür. 2 bölü 3’te bu savaşa gider diye ve bizim 2 bölü 3 ihtimal verdiğimiz savaş gerçekleşti. Bugün yine müzakere masası kurulabilir ama İran’la Amerika’yı baş başa bırakarak asla. Yani her iki tarafın da güvendiği muteber ve tarafsız birkaç ülkenin de artık o masaya oturması lazım ki bu iş masada çözülsün. Ve tekrar ediyorum bu müzakere masasının İran için bir onurlu çıkış masası olması lazım. İran’a diz çöktürme masası olmaması lazım.”

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Dikkat Çeken Türkiye Raporu

Uluslararası Af Örgütü, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası başlayan protestoların bastırılmasında kullanılan yöntemleri eleştirerek, yaşananların, ifade ve barışçıl toplanma özgürlüğüne yönelik açık bir saldırı olduğunu vurguladı.

Uluslararası Af Örgütü, Türkiye yetkililerine ihlallerin soruşturulması, faillerin adalet önüne çıkarılması ve ihlallere maruz bırakılanların zararlarının tazmin edilmesi çağrısında bulunuldu.

Uluslararası Af Örgütü, “ ‘Nefes Alamıyorum’: Mart ayında düzenlenen protestolar sırasındaki işkence ve diğer türde kötü muamele iddiaları” adıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası 19 Mart tarihinde ki protestolarda yaşanan ihlallere dair araştırma raporu yayınladı. Araştırma kapsamında, protestocular ve avukatlarla görüşülüp, mahkeme kararları incelendi ve Kanıt İnceleme Laboratuvarı 8 şehirde polisin hukuka aykırı güç kullanımını gösteren videoları analiz etti.

Raporda, yaşananların, insanların ifade ve barışçıl toplanma özgürlüğüne yönelik açık bir saldırı olduğu vurgulanarak, Türkiye yetkililerine ihlallerin soruşturulması, faillerin adalet önüne çıkarılması ve ihlallere maruz bırakılanların zararlarının tazmin edilmesi çağrısında bulunuldu.

Araştırmanın, kolluk görevlilerinin barışçıl protestoculara karşı sıklıkla hukuka aykırı güç kullandığını gösteren kaygı verici kanıtları ortaya koyduğunu vurgulayan Uluslararası Af Örgütü Avrupa Araştırmalar Direktör Yardımcısı Esther Major, “Yetkililer, yalnızca haklarını kullanan insanlara karşı göz yaşartıcı gaz, biber gazı, kinetik etkili mermiler ve tazyikli su kullandı. Belgelenen ihlaller zalimane, insanlık dışı veya alçaltıcı muamele teşkil etmektedir ve bazı durumlarda işkence kapsamına girebilir. Bu hukuksuz şiddet eylemleri hızla soruşturulmalı ve failler adil yargılanmak üzere adalet önüne çıkarılmalıdır. Bulgularımızın gösterdiği üzere, martta düzenlenen ve büyük oranda barışçıl olan bu protestolar sırasında Türkiye’de yaşananlar, insanların ifade ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarına yönelik açık bir saldırıydı” diye ifade etti.

17 protestocu ve çok sayıda avukat ile görüşüldüğünün belirtildiği raporda, “Ayrıca Uluslararası Af Örgütü Kanıt İnceleme Laboratuvarı, protestocuların dağıldıkları sırada, direnmediklerinde ve halihazırda hareket kabiliyetleri kısıtlandığında bile kolluk görevlileri tarafından nasıl darp edildiklerini, tekmelendiklerini ve yerde sürüklendiklerini belgeleyen onlarca videoyu doğruladı. Uluslararası Af Örgütü araştırmacıları, görüşülen kişilerin tanıklıklarını doğrulayan mahkeme belgelerini, adli muayene raporlarını ve protestocuların kötü muamele iddiaları ile yaralanmalarının ayrıntılarını kayıt altına alan suç duyurularını inceledi” denildi.

Raporun devamında şu bilgiler yer aldı: “Protestocular polis tarafından, uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına aykırı olarak, çoğunlukla yakın mesafeden doğrudan kafaları ve üst gövdeleri hedef alınarak tazyikli suya, göz yaşartıcı gaza ve kinetik etkili mermilere maruz bırakıldı. Polis memurları pek çok durumda yanma, ızdırap ve kızarıklığa neden olacak şekilde bir metreden kısa bir mesafeden doğrudan insanların yüzüne biber gazı sıktı.

Polisin toplananları dağıtmadan önceki uyarıları, protestoların katılımcılarına alandan güvenli ve gönüllü bir şekilde ayrılmaları için yeterli zaman tanımayarak hem iç hukukun hem de uluslararası standartların gereklerini karşılamakta devamlı yetersiz kaldı. Görüşülen kişilerin neredeyse tamamı, Uluslararası Af Örgütü’ne, polisin hoparlörlerden dağılma uyarısı yaptığını duymadığını veya uyarıdan hemen sonra müdahalede bulunulduğunu söyledi.

Bir kişi, Uluslararası Af Örgütü’ne, 23 Mart’ta İstanbul’daki bir protestoda polisin kalabalığa dağılmaları için bir kez anons yaptığını ancak anonstan hemen sonra, insanların alandan ayrılmasına zaman tanımadan biber gazı ve kinetik etkili mermiler sıkmaya başladığını anlattı. Kaçmaya çalışan birçok kişinin domino taşı gibi birbirlerinin üzerine düştüğünü, polisin yerdeki insanlara biber gazı sıkmaya ve fiziksel şiddet uygulamaya devam ettiğini ifade etti. Bu kişi, Uluslararası Af Örgütü’ne, ‘Arkama bakıyorum, her yanımda insanlar var, insanlar ‘nefes alamıyorum’ diye bağırıyordu. 20-30 kişi yerde, herkes üst üsteydi. İnsan piramidi gibi’ şeklinde konuştu.

23 Mart’ta, İstanbul’daki Saraçhane Meydanı’nda bir erkek, kinetik etkili bir mermiyle gözünden vuruldu. Bunun sonucunda retinal dokuyu onarmak amacıyla yapılan vitrektomi ameliyatı olmak zorunda kaldı ve görme yetisinin bir daha tamamen düzelemeyebileceği söylendi. Ankara’da bir başka protestocunun ayağı TOMA tarafından ezildi. 22 Mart’ta İstanbul’da bir protestoya katılan 27 yaşındaki bir öğrenci, avukatı aracılığıyla Uluslararası Af Örgütü ile şunları paylaştı: ‘Geçerken tekme atıyorlardı. Ayağıma çok basamıyordum, çok tekme yedim. Sürekli düşüyordum. Dizlerim yerdeyken sürüklüyorlardı. Öleceğimi düşündüm.’

Tecavüz ve ölüm tehdidi

Cinsel şiddet de dahil şiddet tehditlerinde bulunulduğu başkaları tarafından da bildirildi. Öğrenci Eren Üner, polis memurlarının protestoculara yönelik kötü muameleleriyle övünen sosyal medya gönderilerini kendi hesaplarından paylaşmasının ardından, 24 Mart akşamı İstanbul’da evinden gözaltına alındı ve polis tarafından fiziksel şiddete maruz bırakıldı. Üner, gözaltında polis memurlarının kendisine, ‘Seni çevik kuvvet polisi otobüsünün arka kapısından sokarız, ön kapısından cesedin çıkar’ dediğini ifade etti ve ‘Amirleri benim ardıma cop s… söyledi ve diğer polislerden cop istedi fakat bu gerçekleşmedi’ dedi.

Uluslararası hukuk uyarınca devletler, başkalarıyla bir araya gelmek isteyenlerin barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına saygı göstermek ve bu hakkı güvence altına almak konusunda yasal yükümlülüğe sahiptir. Barışçıl toplanma hakkına yönelik tüm kısıtlamalar yasada düzenlenmeli, meşru bir amaca hizmet etmeli ve bu amaç doğrultusunda gerekli ve orantılı olmalıdır. Protestolara yönelik genel yasaklar varsayımsal olarak orantısızdır. Toplanmalara getirilen kısıtlamalar, yetkililer tarafından katılımcıların davranışları veya belli bir toplanma hakkında yapılan vaka bazlı bir değerlendirmeye dayanmalıdır. Kolluk görevlilerinin her türlü güç kullanımı mutlaka gerekli ve orantılı olmalıdır; dahası, yalnızca gerekli olan asgari güç kullanılabilir. Hukuka aykırı güç kullananlardan hesap sorulmalıdır.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

AK Parti Son 10 Yılda Oylarının Yüzde 40’ını Kaybetti

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün yayınladığı araştırmaya göre; AK Parti, son 10 yılda oylarının yüzde 40’ını kaybetti. CHP ise aynı dönemde oy oranını yüzde 20 artırdı.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün Haziran 2025’te yayımladığı “Türkiye Seçmen Eğilimleri Araştırması”, ülkedeki siyasal denklemde derin bir dönüşümün işaretlerini taşıyor. Araştırmaya göre son 9 ay içinde yapılan 4 ulusal araştırmanın ikisinde CHP, diğer ikisinde ise AK Parti birinci sırada yer aldı. Kararsızlar dağıtıldığında AK Parti’nin oyu yüzde 32,3, CHP’nin ise yüzde 30,5 seviyesinde. Ancak uzun vadeli eğilimler AK Parti’nin ciddi bir erozyon yaşadığını, CHP’nin ise göreceli bir yükseliş içinde olduğunu gösteriyor.

2015’te yüzde 49,5 oy alan AK Parti’nin desteği yüzde 30 bandına gerilerken, CHP aynı dönemde yüzde 25’ten yüzde 30’a yükseldi. Yerel seçimlerde ise tablo daha çarpıcı: AK Parti 2014’teki yüzde 43’lük oyunu 2024’te yüzde 35’e düşürürken, CHP oylarını yüzde 26’dan yüzde 37’ye çıkardı. Bu sonuçlar, Türkiye’nin iki ana parti ekseninde stabilize olduğunu, ancak dengenin iktidar aleyhine kaydığını ortaya koyuyor.

Raporun dikkat çeken en çarpıcı bulgularından biri, AK Parti seçmeni içindeki memnuniyetsizler bloğu. Partiye oy vereceğini söyleyen her üç seçmenden biri, hükümetin ekonomi, adalet, sosyal hizmetler ve gençlik politikalarında başarısız olduğunu düşünüyor. Örneğin:

Hükümetin adil bir yargı sistemi sunamadığını düşünen AK Partililerin oranı yüzde 40,
Ekonomik gidişatı kötü olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 33,4,
İstanbul’a kayyum atanmasını desteklemeyenlerin oranı ise yüzde 34,5.

Bu tablo, AK Parti’nin aldığı oyun yaklaşık üçte birinin eleştirel destek olduğunu, bu seçmen grubunun muhalefet için stratejik önem taşıdığını gösteriyor. Rapor, bu seçmenlerin sadece yarısının yön değiştirmesi halinde CHP’nin AK Parti’ye karşı 10 puanlık bir fark açabileceğini hesaplıyor.

Araştırmada İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı süreciyle ilgili kamuoyunun algısı da detaylı biçimde ölçülmüş. Katılımcıların yüzde 38’i İmamoğlu’nun yolsuzluk ya da terör nedeniyle tutuklandığını düşünürken, kayyum atanmasını destekleyenlerin oranı sadece yüzde 32,1’de kalıyor. AK Parti seçmenlerinin bile yüzde 34,5’i kayyum kararına karşı.

İmamoğlu’nun tutukluluğu, kamuoyunda hükümetin demokratikleşme iddialarına karşı güçlü bir inançsızlık yaratmış durumda. “Hükümet demokratikleşme yönünde adımlar atıyor” diyenlerin oranı yüzde 33,5’te kalırken, “yolsuzlukla mücadelede başarılı” bulanlar ise yüzde 25,6’da.

Araştırma, İmamoğlu’nun kamuoyuna sesini ulaştırmasının önüne getirilen kısıtlamalara da değiniyor. Sosyal medya yasakları, görüntü sansürleri, bürokrat kökenli çalışma ekibi ve çevresine yönelik tutuklamalar, siyasi kuşatmayı derinleştiriyor. Buna rağmen, duruşma salonundan sızdırılan ses ve görüntü kayıtlarının milyonlarca kişi tarafından paylaşılması, bu baskının sınırlarını da ortaya koymuş durumda. Enstitü, bu kayıtların muhalif kitlelerdeki motivasyonu yükselttiğine dikkat çekiyor.

İmamoğlu’nun önümüzdeki bir yıl içinde serbest kalacağına inananların oranı genel seçmende sadece yüzde 21,9. CHP seçmeninde bu oran yüzde 35,2’ye çıkarken, AK Parti seçmeninde yüzde 12 ile sınırlı. Toplumun yüzde 39,6’sı ise İmamoğlu’nun önümüzdeki yıl da hapiste kalacağı görüşünde.

Araştırmada seçmenin ekonomik gidişata dair kanaatleri de çarpıcı bulgular içeriyor. Katılımcıların yüzde 61,7’si hükümetin ekonomi politikalarının geçtiğimiz bir yıl içinde ülkeye “kötü” ya da “çok kötü” etkide bulunduğunu belirtirken, sadece yüzde 20,8’i “iyi” ya da “çok iyi” olduğunu düşünüyor. AK Parti seçmeni içinde dahi yüzde 33,4’lük bir kesim önümüzdeki bir yıl içinde ekonominin kötüleşeceğini öngörüyor.

Hükümetin yolsuzluk ve israfla mücadelede başarısız olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 67,4’e ulaşmış durumda. Ayrıca hükümetin ekonomiyi kötü yönettiğini düşünen AK Partililerin oranı da yüzde 30,7 olarak ölçüldü. Bu oranlar, iktidar destekçileri içinde dahi ekonomiye yönelik güvenin önemli ölçüde sarsıldığını gösteriyor.

“Terörsüz Türkiye” projesine kısmi onay

Raporda, hükümetin “Terörsüz Türkiye” başlığıyla yürüttüğü sürece dair kamuoyu algısı da ölçüldü. Katılımcıların yüzde 43,6’sı projenin ülkeye faydalı olduğunu belirtirken, yüzde 43,8’i faydalı olmadığını düşünüyor. Bu dengeli tablo, iktidarın kamu iletişiminde belirli bir başarı sağladığını, ancak toplumu ikna etme konusunda sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Enstitü, bu destek seviyesinin oluşmasında CHP’nin sürece mesafeli ama doğrudan karşıt olmayan tutumunun etkili olduğunu belirtiyor.

Sürece karşı çıkan tek meclis partisi olan İYİ Parti’nin medya etkinliği düşük kalırken, meclis dışındaki en aktif karşıt parti konumundaki Zafer Partisi’nin lideri Ümit Özdağ’ın son 5 ayı cezaevinde geçirmesi de muhalif itirazın görünürlüğünü azaltan bir unsur olarak öne çıkıyor.

Raporda dikkat çeken bir başka bulgu, “İmamoğlu olmazsa kim CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olmalı?” sorusuna verilen yanıtlarda öne çıkan isim, yine bir başka CHP’li olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş oldu. Katılımcıların yüzde 33,2’si Yavaş’ı işaret ederken, Özgür Özel’in oranı yüzde 9,9, Kemal Kılıçdaroğlu’nunki ise yüzde 4,8. CHP seçmeni içinde bile Yavaş yüzde 48,9’la birinci sırada. Yavaş’ın erkek seçmenlerdeki desteği yüzde 41, kadınlarda ise yüzde 25,6’da kalıyor.

Birinci turda Erdoğan’la yarışan adaylar arasında İmamoğlu yüzde 32,6, Erdoğan yüzde 35,7 oy alabiliyor. İkinci turda ise başa baş sonuç öne çıkıyor. Ancak Yavaş’ın adaylığı senaryosunda ilk turda yüzde 40 destekle öne geçtiği, ikinci turda ise Erdoğan’a karşı 10 puan farkla seçimi kazandığı görülüyor.

Paylaşın

CHP Lideri Özel, İktidara “Asgari Ücret” Vaadini Hatırlattı

CHP Lideri Özgür Özel, iktidarın seçim döneminde verdiği “enflasyon tek haneye düşene kadar yılda dört kez asgari ücret zammı” vaadini hatırlatarak, geçen yıl yalnızca yılbaşında artış yapıldığını, o zamdan bu yana da asgari ücretin eridiğini söyledi.

TÜİK verilerine göre bile asgari ücretin 3 bin liradan fazla değer kaybettiğini belirten Özel, “Gerçek enflasyonla kıyaslandığında, yapılan zam çoktan buharlaştı. Temmuz itibarıyla asgari ücret artışı tamamen anlamsız hale gelecek” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunu (TESK) ziyaret etti. Ziyaret sonrası TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken ile birlikte kameralar karşısına geçen Özgür Özel, artan enflasyon ve sabit kalan asgari ücret nedeniyle hem çalışanların hem de esnafın ciddi bir ekonomik sıkıntı yaşadığını vurguladı.

Özgür Özel, iktidarın seçim döneminde verdiği “enflasyon tek haneye düşene kadar yılda dört kez asgari ücret zammı” vaadini hatırlatarak, geçen yıl yalnızca yılbaşında artış yapıldığını, o zamdan bu yana da asgari ücretin eridiğini söyledi. TÜİK verilerine göre bile asgari ücretin 3 bin liradan fazla değer kaybettiğini belirten Özel, “Gerçek enflasyonla kıyaslandığında, yapılan zam çoktan buharlaştı. Temmuz itibarıyla asgari ücret artışı tamamen anlamsız hale gelecek” dedi.

“İşçide, memurda, emeklide para yoksa; esnafta da yok”

Asgari ücretin artırılmasının sadece işçiyi değil, dolaylı olarak esnafı da ilgilendirdiğini vurgulayan Özel, “İşçinin, memurun, emeklinin cebinde para yoksa, çiftçi ürününe hak ettiği fiyatı alamıyorsa; esnafın da kasası boş demektir” ifadelerini kullandı. Ancak artan maliyetler karşısında esnafın da zorlandığını söyleyen Özel, asgari ücretin artması durumunda küçük esnafın SGK prim desteğiyle korunması gerektiğini kaydetti.

CHP’nin çözüm önerisini de paylaşan Özel, “Asgari ücret artışında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun prim gelirleri yükseliyor. Bu gelirlerin dörtte biri bile küçük esnafa destek olarak aktarılsa, ciddi bir rahatlama sağlanır” dedi. Beş kişiye kadar asgari ücretli çalıştıran küçük esnafa yönelik doğrudan destek önerisinin hayata geçirilmesini istedi.

Esnafın emeklilik şartlarının adaletsiz olduğunu da söyleyen Özel, “Yanında çalışan işçi 7 bin 200 günle emekli olurken, esnaf 9 bin gün prim ödemek zorunda. Bu da en az altı yıl daha çalışmak, her ay 8 bin lira ödemek ve maaş alamamak demek” şeklinde konuştu. İktidarın daha önce verdiği “9 bin gün prim şartı 7 bin 200’e indirilecek” sözünü hatırlatan Özel, bu vaadin artık hayata geçirilmesini talep etti.

Esnafın krediye erişimde ciddi sıkıntılar yaşadığını, yüksek faizlerin küçük işletmeleri zora soktuğunu belirten Özel, esnafa uzun vadeli, düşük faizli kredi imkânlarının sağlanması gerektiğini söyledi. CHP’li Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in TESK geçmişiyle Meclis’teki esnaf temsiline dikkat çeken Özel, bu alandaki düzenlemeleri yakında Meclis gündemine taşıyacaklarını duyurdu.

Son olarak Erdoğan’a da çağrıda bulunan Özel, “Esnafın elini havada bırakmayalım, hep birlikte tutalım. Esnafın partisi olmaz, herkesin esnafı var ama sorunları ortak. Gelin bu sorunları birlikte çözelim” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Yap İşlet Devret Projeleri “Kara Deliğe” Dönüştü

Yap İşlet Devret (YİD) modeli ile hayata geçirilen otoyollara yapılan garanti ödeme miktarının son sekiz yılda 200 milyar liraya dayanmasına ilişkin yazılı açıklama yapan CHP’li Ulaş Karasu, ”Her yıl katlanarak büyüyen bu kara delik, halka verilmesi gereken tüm kaynakları yutuyor” dedi.

Yap İşlet Devret (YİD) modeliyle inşa edilen otoyollar için kamu bütçesinden müteahhit firmalara yapılan garanti ödemeleri yıllar içinde katlanarak arttı. 2017 yılında 1 milyar 127 milyon TL olarak kayıtlara geçen ödeme, 2024 yılında 60 milyar 294 milyon TL’ye ulaştı. Bu süreçte yapılan toplam ödeme ise 187 milyar 300 milyon TL’ye dayandı.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (KGM) faaliyet raporlarına göre, 2017-2024 yılları arasında müteahhitlere toplam 187,3 milyar TL ödeme yapıldı. Cumhuriyet’in aktardığına göre; CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, “Her yıl katlanarak büyüyen bu kara delik, halka verilmesi gereken tüm kaynakları yutuyor” diyerek projelerin kamuya maliyetine dikkat çekti.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan’ın, garanti ödemelerinin Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesindeki “Hane halkına yapılan transferler” kaleminden gerçekleştirildiği yönündeki açıklaması sonrası dikkatler bu kaleme çevrildi. KGM verilerine göre, 2017 yılında yapılan ödeme sadece 1.1 milyar TL düzeyindeyken, 2024’te bu tutar yaklaşık 53.5 kat artarak 60.3 milyar TL’ye ulaştı.

Ulaş Karasu, garanti ödemeleriyle birlikte kamunun üzerindeki yükün arttığını belirtti. Karasu, “Büyük yapım ihalelerinde, rekabete olanak sağlayacak açık usul yerine 21/b pazarlık usulü tercih edilmesi bu kara deliği büyütüyor. Kapalı kapılar ardında yapılan sözleşme değişiklikleriyle çocuklarımız, torunlarımız dahi yandaşlara borçlu hale getiriliyor” dedi.

Ödenen garanti tutarlarının döviz kuru karşılığı da oldukça dikkat çekici seviyelere ulaştı. 2017 yılında 1 milyar 127 milyon TL olan ödeme, o yılın ortalama dolar kuru olan 3,60 TL üzerinden hesaplandığında 313 milyon dolara denk geliyor. Garanti ödemeleri 2020’de ilk kez 1 milyar doları aştı. 2023’te bu rakam 2 milyar 393 milyon dolara, 2024’te ise 1 milyar 843,8 milyon dolara ulaştı.

Döviz bazında yapılan bu hesaplamalara göre müteahhitlere 2017-2024 döneminde ödenen garanti tutarları toplamda yaklaşık 11 milyar 650 milyon doları buluyor. Bu da ortalama kur üzerinden yaklaşık 425 milyar TL’ye karşılık geliyor.

Paylaşın

Dervişoğlu: İktidar Hayal Satacağına Gerçeklerle İlgilensin

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, asgari ücret tartışmalarına ilişkin, “Bizim hesabımız ve önerimize göre asgari ücret en az 29 bin 850 TL olmalıdır. İktidar, devlet aklı diye hayaller satacağına, gerçeklerle ilgilensin” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Dervişoğlu’nun konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Öncelikle, Sayın Ümit Özdağ’a bir kere daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ancak, ifade etmeliyim ki, biz, hukuka uygun olmayan bir tutuklamanın, aylarca süren hak mahrumiyetinin tahliye ile neticelenmesine değil, Ümit Özdağ’ın Silivri’den kurtulmasına seviniyoruz. Tekrar aramıza hoş geldin diyoruz. Ne planlanıyor olursa olsun milliyetçilerin ayrışmasıyla değil birleşmesiyle sonuçlanacaktır.

Siyasi tarih, bu tutuklamayı birçok yönüyle ele alıp, sorgulayacaktır. Ne için yapıldığını, neye hizmet ettiğini, kendi içinde hangi stratejileri barındırdığını, hiç şüphesiz değerlendirecektir. Arkadaşlar, hürriyet lütuf değildir. Hürriyet, keyfe keder bir iş değildir, hürriyet piyango hiç değildir! İşte tam da bu yüzden, bu devran son bulmalıdır. Onu da hep birlikte yapacağız. Kurulan tuzakları bozacak, zalim devlet zihniyetinden arınıp, adil devletin temellerini atacağız.

Bu hafta sona erecek olan 2024-2025 eğitim öğretim yılı vesilesiyle, eğitim davamız ile başlayacağım. Çünkü bu üstümüzden geçen füzelere, savaş uçaklarına, istihbarat ve iletişim ağlarına bakarken, iki ülke arasındaki teknolojik farkı görmemiz gerekiyor. Dünya’nın gittiği yönü ve bu yönün ülkelere, milletlere, toplumlara ve bireylere etkisine bakmamız gerekiyor. inkişaf, terakki, modernleşme, kalkınma, çağdaşlaşma, ne derseniz deyin; 21.yy’ın ilk çeyreği geride kalmışken “bugün biz neredeyiz, yarın nerede olacağız? sorusunu sormadan, yapılacak siyasetin bir anlamı yoktur. 23 yıllık iktidarın yarattığı en büyük üç yıkım alanı nedir derseniz, şüphesiz en başa Milli eğitimi koyarım.

23 yıldır sistematik olarak Anayasal görevlerini yerine getirememekte, dahası Anayasayı kasten ihlal etmektedir. Önce her bir maddeyi, her bir fıkrayı ihlal ediyorlar, sistematik ihlallerle Anayasa’yı uygulanamaz hale getiriyorlar. Anayasamızı ve Anayasal haklarımızı, vazgeçilmez, devredilemez haklarımızı bize unutturuyorlar. Devletin bireyle, toplumla yaptığı sözleşmeyi ortadan kaldırıyorlar. Ahdi ve akdi çiğniyorlar. Sonra da yeni Anayasa istiyorlar. Hep anlattığım gibi, yolsuz bir devlet istiyorlar. Yoksul bir Türkiye istiyorlar. İnsanımız, her yeni güne boğazından geçecek bir lokma ekmeğin derdiyle başlasın, onun uğruna da her şeye ‘evet’ desin istiyorlar.

“Asgari ücret, yılda iki defa güncellenmeli”

7 yıldır kararlılıkla sürdürülen ekonomik kriz, mutfaktaki sönmeyen yangın ve onun en önemli parçası sadakaya dönmüş maaşlar! Ülkemizde maalesef asgari ücret, bu yoksulluk ve korku siyasetinin en temel araçlarından birisidir. Çünkü Erdoğan Türkiye’sinde, asgari ücret artık istisna değil, kuraldır. Bu kural da, çalışan nüfusumuzun yüzde 80’i ya asgari ücretle çalışıyor ya da asgari ücret sınırında maaş alıyor. Bugün 22.105 liralık bir asgari ücret vardır. İYİ Parti’nin bu konudaki önerisi açıktır. Asgari ücret, yılda iki defa güncellenmelidir, bu yasal bir zorunluluk olmalıdır. İkincisi ise, bu rakam belirlenirken hem işçi, hem işverenin hali birlikte düşünülmelidir.

İşverenin üzerindeki yük, devlet tarafından omuzlanmalıdır. Vergi muafiyeti mi? Doğrudan destek mi? Hepsini yapmaya, imkanlar ve yasalarımız müsaittir. Bizim hesabımız ve önerimize göre de asgari ücret bugün en az 29 bin 850 TL olmalıdır. Önerimiz budur. İktidar, devlet aklı diye hayaller satacağına, gerçeklerle ilgilensin. İktidar buyursun, Meclisi teröristlerle kucaklaşmasına araç edeceğine, devletin vatandaşıyla kucaklaşacağı şekilde yani asıl vasfıyla kullansın. Getirsinler teklifi, destekleyelim!

Adeta aylardır ‘geliyorum’ diyen çatışma nihayet gelmiştir. Bir terör hükümetince yönetilen İsrail’in Gazze’de yürüttüğü sistematik soykırım devam ederken, şiddet, yıkım ve kan, İran kentlerine sirayet ettirilmiştir. İran hükümetinin üst düzey yetkilileri çok sofistike yöntemlerle suikasta uğramıştır. Tesisler bombalanmaktadır, insanlar ölmektedir. Anlaşılmaktadır ki diplomasi, akıl, insanlık ve makuliyet ölçütleri dünyayı terk etmektedir. İYİ Parti olarak, herkesi aklı selime, diplomasiye ve sulha çağırmaktayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten iktidardan da bu yolda amasız ve fakatsız bir çaba içinde olmasını talep etmekteyiz.”

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: CHP Kapıları Kapattı

CHP’li Gökhan Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi bir anayasa değişikliği masasına oturmayacaktır. Bunu açıkça söylemiştir ve gerekçemizi de bu netlikle ifade ediyoruz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AK Parti ve MHP’nin öncülüğünde başlatılan anayasa değişikliği sürecine ilişkin partisinin tavrını net ifadelerle ortaya koydu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni anayasa tartışmalarına katılmayacağını belirten Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi bir anayasa değişikliği masasına oturmayacaktır. Bunu açıkça söylemiştir ve gerekçemizi de bu netlikle ifade ediyoruz” dedi.

Günaydın, mevcut anayasanın çoğunlukla AK Parti döneminde değiştirildiğini vurgulayarak, “Bu anayasanın hükümlerinin dörtte üçü Erdoğan döneminde yenilendi. Dolayısıyla yalnızca dörtte biri Kenan Evren döneminden kalma. Bugün artık bu metin, Erdoğan dönemi anayasasıdır” ifadelerini kullandı.

T24’de konuşan Gökhan Günaydın, 2010 ve 2017 yıllarında yapılan anayasa değişikliklerinin Türkiye’yi demokratikleştirmediğini savundu. 2010’daki değişiklikle yargı sisteminin “bir tarikata teslim edildiğini”, 2017 değişikliğiyle ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirildiğini hatırlatarak, “2017 değişikliği denge ve denetlemeyi ortadan kaldıran bir tek adam rejimini müesses nizama dönüştürmüştür” dedi.

Gökhan Günaydın, anayasa değişikliği konusunda AK Parti ve MHP’nin meclisteki sayısının yetersiz olduğuna dikkat çekerek, “Cumhur İttifakı’nın… toplam sandalye sayısı 329. ‘İstisnai yol’ diye tanımladıklarını şeyi aşabilmeleri için 360 milletvekiline ihtiyaçları var. Dolayısıyla… Cumhur İttifakı dışından destek gerekiyor. Her halükârda yanına parti katmak zorunda, dertleri bu” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önerdiği 100 kişilik yasa yapım komisyonuna da katılmayacaklarını belirten Günaydın, “102 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi boş kâğıda imza atmaz” dedi. Söz konusu komisyonun üye sayısı, amacı ve oy verme usulünün önceden belirlenmeden oluşturulmak istendiğini belirten Günaydın, bunun meşruiyet ve şeffaflık açısından sorunlu olduğunu ifade etti.

Gökhan Günaydın, iktidarın anayasa üzerinden demokratikleşme söylemini samimi bulmadıklarını belirterek, “OHAL döneminden gelen bu anti-demokratik düzenlemeyi kaldıralım” dediler. Hani sen demokratikleşme istiyorsun ya, komisyon kurmaya falan ne gerek var? Bizim kanun teklifinin altına bir imza at ve şu kayyımı ortadan kaldırıverelim” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ali Babacan: Enflasyonun Sorumlusu Bu İktidar

Yeni Yol Grup toplantısında konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Enflasyonu patlatan bu hükümettir. Enflasyonun sorumlusu bu iktidardır. Kendi suçunun cezasını vatandaşa çektirmek zulümdür” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu toplantısında konuştu. Konuşmasına İsrail-İran savaşıyla ilgili uyarılarla başlayan Babacan, nükleer meselelerin çözümünün ancak diplomasiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Babacan, “Son günlerde ısrarla ABD’yi bizzat saldırılara katılmaya zorluyor. ABD’nin ‘saldıran taraf’ olarak savaşa katılması tüm bölgeyi ateşin içine atmak demektir. Uyarıyorum: Felaket yanı başımızda, insanlık için felaket kapıda. Şımarık, arsız, hadsiz, hukuksuz bir terör devletiyle karşı karşıyayız. Bu devletin karşısında dünya sessiz. Vaktiyle insan haklarını, uluslararası hukuku dillerinden düşürmeyenler, şimdi hizaya dizildi, bu arsızlığı izliyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomi başlığında hükümeti sert sözlerle eleştiren Babacan, temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılmamasını “hak gaspı” olarak nitelendirdi. “Enflasyonu patlatan bu hükümettir. Enflasyonun sorumlusu bu iktidardır. Kendi suçunun cezasını vatandaşa çektirmek zulümdür” diyen Babacan, asgari ücretliye ve emekliye hak ettikleri zamların verilmesi çağrısında bulundu.

Babacan konuşmasının bir diğer bölümünde, 26 yaşındaki Kadir adlı bir gencin kumar borcu yüzünden yaşamına son verdiğini aktararak, gençler arasında hızla yaygınlaşan sanal bahis ve kumar konusuna dikkat çekti. “Eyy Erdoğan! Ülkeyi ne hale getirdiğinizin farkında mısınız? Kumarhaneleri herkesin cebine soktunuz, sanal kumara lisans verdiniz. Bu gençlerin hayatı üzerine bahis oynuyorsunuz” diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğrudan hedef aldı.

Madde bağımlılığı konusunu da gündeme taşıyan Babacan, Türkiye’de uyuşturucuya başlama yaşının 9’a kadar düştüğünü vurguladı. Rehabilitasyon merkezlerinin ve devletin müdahalesinin yetersiz olduğunu söyleyen Babacan, “Sokaklarda çeşit çeşit uyuşturucu satılıyor. Okul çevreleri tehlike altında. Toplumun ahlakını, neslin ruhunu koruyamayan bir iktidar; kendi meşruiyetini de koruyamaz” ifadelerini kullandı.

Babacan, partisinin bağımlılıkla mücadeleye yönelik “Hesap Vakti” kampanyasını da duyurdu. “Yıllardır görmezden gelenlere karşı milletin duruşunu, vicdanın çağrısını kamuoyuyla paylaşacağız” diyen Babacan, hükümete “Neredesiniz?” diye sordu.

“Bu topraklarda yeniden adaleti, bereketi ve kardeşliği hâkim kılacağız”

Konuşmasında demokrasi ve özgürlük vurgusunu da sürdüren Babacan, güvenliğin ancak demokrasi ve hukukla sağlanabileceğini ifade etti. “Türkiye’nin güçlü olmasının tek yolu; demokrasidir, özgürlüklerdir, hukuktur, adalettir. Hukuktan, adaletten daha önemli bir güvenlik politikası yoktur” dedi.

Ekonomik sorunlara da geniş yer veren Babacan, petrol fiyatlarındaki artışın Türkiye ekonomisine olası etkilerini anlattı. “Böyle zor dönemlerde, ekonomiyi sağlam tutmanın yolu da hukuktan geçer, adaletten geçer. Kamu ihale mevzuatı derhal değiştirilmeli, israf durdurulmalıdır” diyerek çözüm önerilerini sıraladı.

Babacan konuşmasını topluma seslenerek tamamladı. Gençlere, annelere, işçilere, emeklilere seslenen Babacan, “Sizi görüyoruz. Sizi duyuyoruz. Yalnız değilsiniz. Bu ülkenin derdiyle dertlenmeyenlere inat, sizlerin sesi olmak için buradayız. Bu topraklarda yeniden adaleti, bereketi ve kardeşliği hâkim kılacağız” dedi.

Paylaşın