CHP’de “Mutlak Butlan” Tartışmaları: Kim Ne Dedi?

CHP’de (Cumhuriyet Halk Partisi) “mutlak butlan” tartışmaları, 4 – 5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay ve 6 Nisan 2025 tarihli 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptali için açılan davalar etrafında yoğunlaşmış durumda.

Kurtuluş Aladağ / Bu davalar, kurultaylarda “usulsüzlük” ve “şaibe” iddialarıyla gündeme gelmiş, mahkeme tutanağına “mutlak butlan” ifadesinin girmesi ile birlikte tartışmalarda alevlenmiştir.

Mutlak butlan, bir hukuki işlemin baştan itibaren kanuna, kamu düzenine veya ahlaka aykırı olması nedeniyle geçersiz sayılması anlamına gelir ve bu durumda kurultaylar hukuken hiç yapılmamış kabul edilebilir.

CHP yönetimi, mutlak butlan kararının partiyi zayıflatmak için siyasi bir hamle olduğunu savunurken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kayyuma bırakmam” çıkışı, İmamoğlu, Yavaş ve Özel cephesinde sert tepkilere yol açarken, parti içinde de bölünme endişesi artmış durumda.

Kılıçdaroğlu: CHP kayyuma teslim edilemez

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemeden mutlak butlan kararı çıkması durumunda partinin başına döneceğini belirtmiş ve bu kararı tanımamanın hukuki bir karşılığı olmadığını vurguladı. Kılıçdaroğlu, partinin kayyuma teslim edilmesi riskine karşı, “CHP kayyuma teslim edilemez. CHP’nin DNA’sı ile oynanıyor, buna izin veremem” dedi.

Kılıçdaroğlu, kendisini ziyaret eden CHP’lilere, “Ne atamaları yapabilirler, ne faturaları ödeyebilirler, genel merkezde kim varsa bunları o yapar” diyerek görevi kabul edeceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu ayrıca, “Umarım böyle bir karar çıkmaz, ama çıkarsa partiyi kayyuma bırakmam” diyerek kararlı bir duruş sergiledi.

Özel: CHP’yi kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun olası mutlak butlan kararını kabul etmesinin “tarihsel bir hata” olacağını savunmuş ve “CHP’yi kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez” dedi. Özel, Siyasi Partiler Kanunu’nda kayyım değil, çağrı heyeti olduğunu ve 40 gün içinde yeni bir seçim yapılabileceğini belirtti.

Özel ayrıca, “Kayyıma da butlana da partiyi bırakmayız” diyerek mevcut yönetimin partiyi koruma kararlılığını vurguladı.

İmamoğlu’nda Kılıçdaroğlu ve destekçilerine uyarı

Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararını kabul etme tavrına sert tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Büyük bir ihanete uğrama duygusuyla karşı karşıyayım. Çok içimi yaktı” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.

Ekrem İmamoğlu ayrıca, “Mutlak butlan hevesinde olanlar utançla hatırlanır, lanetlenirsiniz. Ailenize ve çocuklarınıza temiz bir isim bırakmak istiyorsanız bu yoldan geri dönün” diyerek Kılıçdaroğlu ve destekçilerine uyarıda bulundu.

Yavaş’tan Kılıçdaroğlu’na uzlaşma çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden heyet arasında yer aldı ve onun “Partiyi kayyuma teslim etmem” sözlerine tepki gösterdi. Yavaş’ın “Bu yaptığınız CHP’yi böler. Bunu yaparsanız siyasetten çekilirim” diyerek rest çektiği iddia edildi. Mansur Yavaş, partinin bölünmemesi ve bütünleşmesi gerektiğini savunarak Kılıçdaroğlu’na uzlaşma çağrısı da yaptı.

Hukukçular ne dedi?

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,  siyasi partilere kayyım atanmasına yönelik yasal bir hüküm olmadığını, sadece çağrı heyeti atanabileceğini belirtti. Türk, çağrı heyetinin görevinin partiyi kurultaya götürmek olduğunu vurguladı.

Eski Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, mutlak butlan kararının kaosa yol açabileceğini, kararın hemen uygulanmayacağını ve istinaf/temyiz süreçleriyle uzayabileceğini söyledi. Yücetürk, Kılıçdaroğlu’nun görevi reddetmesi durumunda 45 gün içinde yeni bir kurultay toplanabileceğini belirtti.

Eski Yargıtay Hâkimi Ömer Faruk Eminağaoğlu, mutlak butlan kararının kesinleşmesi için istinaf ve temyiz süreçlerinin tamamlanması gerektiğini, Kılıçdaroğlu’nun davacı olmadığı için otomatik olarak genel başkanlığa dönemeyeceğini ifade etti.

Hukukçu Ersan Şen, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kurultayı onayladığını, bu nedenle mutlak butlan kararı çıkmasının zor olduğunu savundu. Hukukçu Cem Kaya, mutlak butlan kararı çıksa bile Çankaya İlçe Seçim Kurulu’nun son sözü söyleyeceğini, mevcut delegelerle yeni bir kurultay yapılabileceği için Kılıçdaroğlu’nun doğrudan geri dönemeyebileceğini belirtti.

Dava ne zaman görülecek?

30 Haziran 2025’te Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek davada, kurultayların “şaibe” iddialarıyla iptali ve mutlak butlanla geçersiz sayılması talep edilmektedir. Mahkeme, 4-5 Kasım 2023 kurultayının yok hükmünde olduğunun tespiti, Özgür Özel ve mevcut MYK/PM üyelerinin görevden alınması ve Kılıçdaroğlu ile önceki PM üyelerinin iadesi taleplerini değerlendirmektedir.

Mutlak butlan kararı çıkarsa, kurultaylar hukuken geçersiz sayılabilir, Özgür Özel’in genel başkanlığı düşebilir ve Kılıçdaroğlu’nun geri dönmesi gündeme gelebilir. Ancak CHP yönetimi, bu durumda Kılıçdaroğlu’nu genel merkeze sokmamak ve yeni bir kurultay düzenlemek için planlar yapmaktadır. Parti, YSK’nın kurultayı onaylamış olmasını hukuki bir dayanak olarak görüyor.

Paylaşın

CHP’nin Eski Genel Başkanlarından Partililere Özgür Özel’in Yanında Durma Çağrısı

CHP’nin eski genel başkanları Altan Öymen, Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın, yayımladıkları ortak bildiride, “Özgür Özel’in yanında dimdik duran bir tutum almalıyız” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Yaklaşan CHP Kurultayı’na dikkat çekilen bildiride, kamuoyunun gözünün bu süreçte partinin üzerinde olduğu belirtilerek, “Yapay tartışmaların sürmesi, kurultayın gölgelenmesine neden olur” denildi. Bildiride, Genel Başkan Özgür Özel’in yeniden seçilmesi gerektiği belirtildi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) eski genel başkanları Altan Öymen, Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın, kurultay davası ekseninde başlayan tartışmalar sonrasında ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Partimizin 31 Mart 2024 tarihli belediye seçimleri ile başlayan iktidara yürüyüş sürecinin önü çeşitli adli ve idari kurgularla kesilmeye çalışılmaktadır. Partimiz yapılan son seçimlerde birinci parti olmuştur.

Partimizin çok partili rejimde almış olduğu en yüksek oy oranına erişebileceği yapılan son kamuoyu araştırmalarında da gözükmektedir. Partimizin büyük bir toplumsal desteği yakaladığı böyle bir dönemde parti içinde büyük bir sorun varmış gibi bir izlenime neden olmamız partimize yapılabilecek çok büyük bir kötülük olacaktır. Daha önceki yıllarda partimizin bölünme tehlikesinin Türkiye’de nelere mal olduğunu hatırlayarak, bu engelleri mutlaka aşmalıyız.

Özgür Özel’in yanında ‘dik’ durma çağrısı

Yakın tarihimizin bize verdiği dersler, bunun tek başına bir parti görevi değil, aynı zamanda bir yurtseverlik görevi olduğunu da göstermiştir. CHP Kurultayı milyonların gözü önünde olmuştur. Yapay tartışmaların sürmesi üzerine aynı delege Ankara’ya bir kez daha gelerek yapılan olağanüstü kurultayda Genel Başkanımız Özgür Özel ve yönetimine daha güçlü bir şekilde destek vermiştir.

Buna rağmen süren yapay tartışmalara karşı siyasi olarak, idari olarak alınabilecek çok sayıda önlem önerilebilir. Ancak bize göre temel çözüm, önceki dönem Genel Başkanımızın, yöneticilerimizin, konumu, kıdemi ve parti içi yönetim tercihleri ne olursa olsun yargı tasarımı ile partimizi düzenleme sonucu doğuracak tüm olasılıkları reddeden ve Genel Başkanımız Özgür Özel’in yanında dimdik duran bir tutum almalarıdır. İnanıyoruz ki bu, Parti tarihimizin çok güzel fotoğraflarından biri olacaktır.

Söz konusu olan şey halkımızın mutluluğu ve bunu sağlayacak olan CHP iktidarıdır, geri kalan yapay tartışmalar teferruattır. Yaşasın Cumhuriyet , Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi!”

Paylaşın

Yavaş’tan “Birlik” Çağrısı: Torunlarımız Dahi Bizi Affetmez

Mansur Yavaş, “Bugün öyle bir dönemden geçiyoruz ki, bir ve beraber olmaktan başka ne şansımız var ne de çaremiz. Hep söyledim: Bu sadece bizim partimizin meselesi değil, tüm muhalefet partilerinin sorumluluğudur. Çünkü eğer birlikte hareket etmezsek, sadece bugünü değil, geleceğimizi de kaybederiz. Hatta torunlarımız dahi bizi affetmez” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik kurultay davası tartışmaları hakkında açıklamalarda bulundu. Yavaş, açıklamasında şunları kaydetti:

“Bugün öyle bir dönemden geçiyoruz ki, bir ve beraber olmaktan başka ne şansımız var ne de çaremiz. Hep söyledim; bu sadece bizim partimizin meselesi değil, tüm muhalefet partilerinin sorumluluğudur. Çünkü eğer birlikte hareket etmezsek, sadece bugünü değil, geleceğimizi de kaybederiz. Hatta torunlarımız dahi bizi affetmez. İktidar uzun bir süredir, partimize ve belediyelerimize yönelik itibarsızlaştırma kampanyası yürütüyor. Bu kampanyayı yürütürken hem tarafsız olması gereken yargıyı, hem tarafsız kalması gereken bürokrasiyi kullanarak partimizi cendereye almaya çalışıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız dahil 11 belediye başkanımız cezaevinde. Haklarında hazırlanmış bir iddianame bile yok. Şimdi hal böyleyken partimizin 38. Olağan Kurultayına yönelik açılmış bir dava var. Bir hukukçu olarak ifade etmem gerekirse bu davaya hukuk içinde bakılırsa buradan iktidarın arzu ettiği sonucu alması mümkün değil. Çünkü tek yetkili anayasal kurum YSK’dır. Ancak, siyasallaşmış bir yargı düzeninde bir beklenti yaratılmak isteniyor. Benim en çok üzüldüğüm bu beklentinin partimizde bir türbülans ve tartışma yaratmış olması.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak benim iki büyük hedefim var. Bir, Ankaralıların teveccühüyle geldiğim bu makamda olduğum sürece Ankaralılara hizmet etmek ve onların güvenini boşa çıkarmamak. İki, Cumhur İttifakı’nın ülkemize dayattığı başkanlık rejimini sona erdirip, ülkemizin yeniden demokratik parlamenter sisteme geçişini sağlamak için bir nefer gibi çalışmak.

“Tek bir yumruk halinde durmak en büyük arzum”

30 Haziran’daki dava süreciyle ilişkilendirilerek, partililerimizin ya da partili görünen bazı isimlerin mevcut Genel Başkanımız ve önceki Genel Başkanımız etrafında yürüttükleri tartışmaların; ne ülkemizin demokratikleşme ve adalet mücadelesine, ne de yurttaşlarımızın derinleşen yoksulluk sorununa katkı sunması mümkündür. Üstelik bu tartışmaların, parti kültürümüzle bağdaşmayan bir üslupla ve önceki Genel Başkanımıza yönelik hakarete varan ifadelerle yürütülmesi, asla kabul edilemez.

Ülkemizin sorunlarını ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi çözebilir ve bu memleketin CHP’ye ihtiyacı var. Bunun için de iç sorunlarla boğuştuğu izlenimi vermekten kaçınmamız bir gerekliliktir. Bir hafta boyunca süregelen ve Cumhuriyet Halk Partililerin hiç hoşnut olmadığı bu tartışmaların bir şekliyle sonlanması şarttır. Bu süreçte önceki genel başkanımız, mevcut genel başkanımız ve tüm partililerin tek yumruk halinde bir ve bütün durması en büyük arzumdur, olması gerekendir. Aksi halde ben dâhil hiçbirimizin siyaset yapmasının bir anlamı kalmaz. Benim anlatmak istediğim sadece bundan ibarettir.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda “Yeni Anayasa” Çatlağı

Erdoğan’ın sık sık gündeme getirdiği “Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin konuşan BBP Lideri Destici, “Bu milleti ayrıştıracak anayasal değişikliklere ‘evet’ diyemeyiz” dedi.

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Eskişehir Dost Dernekler Federasyonu’nda düzenlenen kahvaltı programında gündeme ilişkin konuştu.

Mustafa Destici, konuşmasında özetle şu ifadeleri kullandı: Herkes fikir ve inanç hürriyetine sahip olacak. Burada ölçü ne? Burada temel hak ve hürriyetlerin korunması noktasında bir hassasiyet gösterirken, diğer taraftan elbette ki bu ülke devletinin ve milletinin de hassasiyetleri var.

Kültürel ve inanç hassasiyeti var, ahlakı, adeti, örfü ve geleneği var. Bunların korunması ve herkesin buna saygı duyarak, özellikle ahlaki değerleri önemseyerek hayatına devam etmesi, birliğimizi muhafaza etme açısından çok kıymetli ve değerlidir.

Türkiye’nin, şu anda devletin ve özel şirketlerin içeriye ve dışarıya borcu ne kadar? 500 milyar dolar. Biz teröre ne kadar harcamışız? Bunun 4 katı harcamışız. 2 trilyon dolar. Biz teröre bu parayı harcamasaydık Türkiye’nin şu anda iç, dış borcu yoktu.

Elbette terörsüz Türkiye’yi hepimiz isteriz. Hepimiz huzur ve barış istiyoruz. ‘Terörsüz Türkiye’ diyerek siyasi bölücülüğe prim veremeyiz. Bu milleti ayrıştıracak anayasal değişikliklere ‘evet’ diyemeyiz. Terörden daha tehlikeli olan siyasi bölücülüktür. ‘Ben silahı bırakırım ama ayrı bir dil, bayrak ve bölge isterim. Millet kavramı değişsin isterim.’ Şimdi bunlar nedir? Bunlar siyasi bölücülüktür.

Biz biriz ve beraberiz. Ortak dilimiz Türkçe. Böyle anlaşıyoruz. Bu yeni değil ki. Bu 1000 yıldır bu topraklarda böyle. Bölgesel ana dilini herkes konuşacak tabii. Buna kimsenin itiraz ettiği yok. Allah’ın verdiğini ben mi alacağım insanlardan? Herkes doğuştan gelen hakkına sahip olacak.

Ana dilini konuşacak, öğrenecekler, yazacaklar. Herkes kendi kimliğini ifade edecek. Bunda bir sıkıntı yok. Bunun üzerinden benim devletimi bölmeye, ülkemi parçalamaya, milletimin kardeşliğini bozmaya çalışmayın. Bizim nihai sözümüz budur. Büyük Birlik Partisi, dibini görmediği kuyunun suyunu içmez. Bizim hassasiyetimiz budur.

Hedef sadece İran mı? Değil. Ana hedef Türkiye. Bunu herkes biliyor. Güçlenen, büyüyen ve içinde birliğini tesis eden bir Türkiye var. Özellikle savunma sanayisi çok ileri dereceye çıkan bir Türkiye var. İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyorlarsa, Türkiye’nin de kendi uçağını, balistik füzelerini ve nükleerini yapmasını istemiyorlar.”

Paylaşın

TBMM Genel Kurulu’nda “Sahte Oy” Krizi

“İklim Kanunu Teklifi”nin görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu’nda, AK Parti Milletvekili Yusuf Beyazıt adına oy pusulası verildiğinin belirlenmesi üzerine, “sahte oy” krizi yaşandı.

DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, “AKP’nin meclis oyunlarına bu gece bir yenisi daha eklendi. Sahte pusulalarla sahtekarlık yaptılar” dedi. Perihan Koca, “Tek yaptıkları sarayın noter makamı olarak el kaldırıp indirmeleri ama onu bile beceremiyorlar” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda AK Parti’nin sunduğu ve Nisan ayında ilk 4 maddesi kabul edilen İklim Kanunu Teklifi görüşmeleri devam ediyor. AK Partili Yusuf Beyazıt’ın yoklama pusulası vermesine karşın salonda bulunmadığını tespit edildi, TBMM Genel Kurulu toplantı yeter sayısının bulunamaması nedeniyle kapandı.

Evrensel’in aktardığına göre; Meclis Başkanvekili Pervin Buldan, ikinci oylama sırasında pusula veren milletvekillerinin salondan ayrılmaması yönünde uyarıda bulundu. Oylama süresinin sona ermesinin ardından pusulaları okuyan Buldan, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt’ın salonda olmadığını tespit etti. İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez de AK Parti sıralarına dönerek, “Bir sahte oyla düştü bu iş” diye tepki gösterdi.

Açıklama yapan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca ise “AKP’nin meclis oyunlarına bu gece bir yenisi daha eklendi. Sahte pusulalarla sahtekarlık yaptılar” dedi.

Koca, “TBMM’de kritik bir yasa görüşülüyor. İklim Kanunu adı altındaki, Karbon Emisyon Ticaret Kanunu. Bu yasayı hızlıca iktidar oy çokluğuyla geçirip, ardından bir başka katliam yasası olan Maden Yasası’nı Zeytinlik yasası diye oy çokluğu ile geçirme çabasındalar. Daha bugün AKP sözümona 30 Temmuz’a kadar TBMM’yi çalıştırma kararı aldı, ama gelin görün ki, çalışmaya niyetleri yok! Tek yaptıkları sarayın noter makamı olarak el kaldırıp indirmeleri ama onu bile beceremiyorlar” diye konuştu.

Yeter sayısı bulunamadığı için meclis oturumu kapandığını söyleyen Koca, “Sahte oy pusulalarıyla meclisi ve halkı kandırıp adrese teslim sermaye yasalarını geçirmek için mecliste dolap çeviriyorlar! Sahte oy pusulası kullandırdıkları şahıs bir önceki Anayasa Komisyonu Başkanı. Anayasayı emanet ettikleri insanlarla dümen çeviriyorlar. AKP 3 Y (Yalan-Yolsuzluk-Yasaklar) ile geldi ama 3 Y’de skandallarıyla rekordan rekora koşuyor. Milyonların gözü önünde bunu yapanlar görmediğimiz yerlerde neler neler yapıyordur varın siz düşünün” dedi.

“Utanmazlık diz boyu, başka yerde neler yapıyordur”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Meclis tutanağını paylaşarak, şu ifadeleri kullandı: “Utanmazlık, diz boyu! TBMM biraz evvel kapandı. TBMM’de oturuma katılmayan AKP’li vekil varmış gibi pusula veriliyor. Başkanvekili Pervin Buldan kontrol etmese oturum devam edecek ve belki kanun kabul edilecek! Herkesin gözü önünde bunu yapan başka yerlerde neler yapıyordur!”

Paylaşın

13 Yaş Altına “Sosyal Medya” Yasağı Geliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, sosyal medya düzenlemesine ilişkin yaptığı açıklamada, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini öngördüklerini ifade etti.

Abdulkadir Uraloğlu, 13 – 16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti. Uraloğlu, konuya ilişkin, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü söyledi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, önümüzdeki yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması beklenen sosyal medya kullanımına ilişkin yeni düzenlemenin ana hatlarını paylaştı.

Habertürk canlı yayınında konuşan Uraloğlu, 13 yaş altındaki çocukların sosyal medyaya erişiminin tamamen engellenmesini, 13-16 yaş arası çocukların ise yalnızca ebeveyn onayıyla platformlara erişebilmesini öngördüklerini belirtti.

Türkiye’de sosyal medya kullanımının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bu alanda oldukça meraklıyız, dünya sıralamasında nüfusa oranla önemli bir yerimiz var” dedi.

Hazırlanan düzenlemenin yasaklayıcı değil, çocukları ve gençleri korumaya yönelik bir perspektifle geliştirildiğini belirten Uraloğlu, “Yasakçı bir zihniyet değiliz, düzenleme ve koruma refleksiyle hareket ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, sosyal medya platformlarının temsilcileriyle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, şirketlerin Türkiye’nin alacağı kararları uygulamaya hazır olduklarını ilettiklerini söyledi. Uraloğlu, “Uygulanamayacak bir talepte bulunmanın anlamı yok. Platform temsilcileri ‘ülke ne karar alırsa, uyarız’ diyorlar” şeklinde konuştu.

Gündemdeki diğer bir başlık ise kamu personelinin mesai saatleri içerisinde sosyal medya kullanımı.

Uraloğlu, bu konuda da bazı düzenlemelerin değerlendirildiğini belirtti. Gençlere yönelik filtreleme gibi önlemlerin birçok ülkede uygulandığını hatırlatan Uraloğlu, Türkiye’nin de benzer bir yönelime girmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

Yasal hazırlıkların sürdüğünü belirten Uraloğlu, söz konusu düzenlemenin bu yasama dönemine yetişmeyeceğini ancak önümüzdeki yasama yılında Meclis’in takdirine sunulacağını açıkladı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Yeni Anayasa” Açıklaması: Uzlaşmaya Hazırız

Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Dertlere derman olacak bir metin üzerinde biz uzlaşmaya hazırız” dedi ve ekledi:

“Yalnızca Anayasamız ve demokrasimiz üzerindeki darbe lekesini temizlemek için bile yeni anayasa yapmaya ihtiyacımız var. Meclisimizde oluşturulacak bir zeminde yeni anayasadan ne anladığımızı hem biz, hem diğer partiler ortaya koyabilir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yeni, sivil, özgürlükçü anayasa konusunda samimiyiz. Anayasa milletin ortak çatısıdır, o çatıyı birlikte inşa etmeye hazırız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katıldığı Hollanda’nın Lahey kentinden dönüşte uçakta gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı:

“ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığınız görüşmeyi sormak istiyorum. Trump birkaç kez sizin gıyabınızda, sizinle ilgili çok mültefit sözler söylemişti. Bu sözlerden sonra ilk kez buluştunuz. Nasıl bir atmosferde gelişti görüşmeniz? Yine size yönelik sıcak mesajlar verdi mi? Gazze konusunda siz her zaman bu konuya dikkat çeken liderlerin en başında geliyorsunuz. Trump ile görüşmenizde de yine Gazze konusunda, Gazze’deki soykırımın sona erdirilmesi konusunda, bir irade beyanınız oldu mu? Nasıl gerçekleşti görüşme?

Dostum Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Trump ile ikili ilişkilerimizden NATO ortaklığına, bölgesel ve küresel meselelere kadar pek çok başlığı ele aldık. Biliyorsunuz, ABD ile 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefimiz var. Bu hedefe ulaşmak arzusundayız. Bölgemizdeki çatışmaları ve gerilimleri ele alma fırsatı bulduk. İsrail-İran arasındaki ateşkesteki gayretlerine atıfta bulunarak, Gazze ve Rusya-Ukrayna’daki çatışmaların sonlandırılması konusunda da aynı gayretin beklendiğini ifade ettim. Gazze’deki insani krizin sona erdirilmesinin önemini vurguladık. Türkiye’nin bu konuda tarihi ve vicdani sorumluluğu var. Bu vahşet devam edemez.

Gazze’de kan durmadıkça hiç kimse kendini güvende hissedemez. Birileri rahatsız olsa da biz bu gerçekleri söylemekten çekinmeyeceğiz. Çözüm perspektifiyle yaklaşıldığında, adil ve kalıcı çözüme ulaşabiliriz. Yeter ki diyalog kanallarını açık tutalım ve çözümü isteyelim. Özellikle bölgemizin yeni gerilimlere, çatışmalara kesinlikle tahammülü yoktur. İsrail, insani yardımların gönderilmesinde Kızıl Haç’a dahi engel oluyor. Bunun üzerinde de durduk. Bölgemizin ihtiyacı, daha fazla barış, daha fazla huzur ve daha fazla istikrardır. Tüm bu konularda çözümleri içeren yaklaşımımızı Sayın Trump’a aktardık ve kendisinden bu konuda destek bekliyoruz. Trump önerilerimize olumlu yaklaştı.

İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında, içeriden bilgi aldığı gerçeği ortaya çıktı. Dolayısıyla saldırıların ilk saatlerinde İranlı üst düzey komutanlar öldürüldü. Türkiye, 15 Temmuz’da büyük bir badire atlattı ve o günden beri FETÖ ile çok ciddi mücadele ediyor. Ancak yakın zamanda FETÖ’ye yönelik bir operasyonda, 174’ü muvazzaf, 176 askeri personel gözaltına alındı. İran’daki bu durumu göz önünde bulundurarak, FETÖ ile mücadeleye yeni bir ivme kazandırmak söz konusu mu?

15 Temmuz’dan bu yana devletimizin tüm kurumlarında FETÖ ile mücadele, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde ve bildiğiniz gibi kararlılıkla sürdürülüyor. Son operasyonlarda da örgütün hala çeşitli yapılara sızma girişimlerinin sürdüğünü görüyoruz. Bu konuda hiç rehavete kapılmadık, kapılmayacağız. FETÖ’nün ülkemiz için nasıl büyük bir tehdit olduğu, bugün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu örgüte acınırsa, acınacak hale düşeceğimizi her zaman ifade ettim. Bizim bu FETÖ tehdidine dikkat çekmek için yaptığımız açıklamaları çarpıtanlar oldu.

Ama sonuçta haklı çıkan, hep biz olduk. Türkiye bu beladan önünde sonunda tamamen kurtulacaktır. Bu örgütü kurumlarımızdan büyük oranda tasfiye ettik, kalıntıları da temizliyoruz. Kolluk ve istihbarat birimlerimiz son derece titiz bir çalışma yürütüyor. Hangi kılığa girerlerse girsinler, hangi taşın altına saklanırlarsa saklansınlar, bu mücadele hedefine ulaşacaktır. 15 Temmuz ruhunu neden unutmamak ve unutturmamak gerektiğinin, son operasyonlardan sonra herkes tarafından anlaşıldığını sanıyorum. Çünkü tehdit sadece o geceyle sınırlı değildi. Bunu ilk günden anladık ve anlatmaya çalıştık, çalışıyoruz. Düşman uyumuyor. Dolayısıyla biz de uyumayacağız.

İran-İsrail savaşı gösterdi ki, hava hakimiyeti bu tip çatışmalarda oldukça belirleyici bir unsur. Bizi çok yakından ilgilendiren iki konu da var; biri F-35’ler, diğeri de hava savunma sistemleri. Bu noktada F-35 programına dönme ihtimali var mı? Dünkü görüşmenizde ABD Başkanı Donald Trump ile hiç bu konu gündeme geldi mi? Aynı şekilde Rusya’dan satın aldığımız S-400’ler bu ihtiyacı karşılamak için acaba yeterli olur mu? Zirve sonrası basın toplantınızda bu konuya biraz değindiniz aslında. Bu noktada müttefikler arası kısıtlamaları kaldırma zamanı geldi mi sizce?

Hava savunma sistemi sadece S-400 ile bitmiyor. Bunu son günlerde kamuoyumuz da yakından gördü. Çok katmanlı bir sistemler bütünü oluşturmanız şart. Çeşitli irtifalarda füzelerimizin olması ve bunları da bir vücudun organları gibi uyumlu çalışması çok önemli. Biz ülkemizi bir noktaya kadar getirdik, ancak bununla yetinmiyoruz. Füze kabiliyetlerimizi artırmamız lazım. Sistemler sistemini, yani ‘Çelik Kubbe’mizi inşa ediyoruz. Farklı irtifalardaki hava savunma sistemlerini, algılayıcılarımızı, elektronik harp sistemlerini bir araya getirerek sistemler sistemini hayata geçiriyoruz.

Bizim bu noktada yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz SİPER’lerimiz, KORKUT’larımız, HİSAR’larımız, SUNGUR’larımız ve nice güzide silah sistemlerimiz bulunuyor. Biz, ‘nasıl olsa birinden alırız’, ‘nasıl olsa paramız olduğu müddetçe bize bu sistemleri satarlar’ anlayışıyla köşemizde otursaydık, bunlar olur muydu? Olmazdı. Gün oldu, paramızla müttefiklerimizden silah alamadık. ‘Kendimiz yaparız, hem de en iyisini yaparız’ dediğimizde, bizimle dalga geçenler oldu. Kendi İHA’mızı, SİHA’mızı, milli muharip uçağımızı, KAAN’ı ürettik. Bazıları KAAN’a başladığımızda, onu ‘kalorifer peteği’ diye aşağılamaya kalktılar.

Bunları hep birlikte yaşamadık mı? KAAN bugün göklerde. Her projenin engellenmesi için beşinci kol faaliyeti yürütenleri benim milletim çok iyi biliyor. Biz F-35’lerden de vazgeçmiş değiliz. Projeye dönüş ile ilgili niyetimizi muhataplarımızla görüşüyoruz. F-35 programı, teknik olduğu kadar siyasi bir süreçtir. Türkiye haksız yere program dışı bırakılmıştır. Müttefiklik ruhuyla bağdaşmayan bu adımı hep eleştirdik. Sayın Trump ile yaptığımız görüşmelerde konuyu ele aldık, teknik düzeyde görüşmelere başlandı. İnşallah ilerleme sağlayacağız.

Savunma sanayiindeki dışa bağımlılığı azaltan hamleleriniz var siz de anlattınız. Enerjide dışa bağımlılığı azaltan adımlarınız, bu konuda da termik santraller, nükleer santraller, HES’ler, Karadeniz’de doğal gaz, Gabar’da petrol sondaj çalışmalarımız hızla devam ediyor. Hürmüz Boğazı’nın kapacağı iddiaları üzerine enerjide küresel kriz beklentisi yaşandı. Biz şu an kendi kaynaklarımızla enerjide tam bağımsızlık noktasına doğru ilerliyoruz. Olası bu tarz küresel enerji krizlerinde Türkiye, böyle fırtınalı ortamları kendi yerli imkanlarıyla atlatabilecek seviyeye nasıl gelir?

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması büyük sıkıntı oluşturur. Biz, İran’ın böyle bir adım atmayacağına inanıyoruz. Son gerilim enerji arz güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Türkiye olarak biz kendi enerji kaynaklarımızı artırmak için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Gabar’daki petrolden Karadeniz’deki doğal gaza kadar birçok noktada üretim yapıyor ve bunu artırmaya gayret ediyoruz. Diğer taraftan da petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerimizi ciddiyet ve kararlılıkla sürdürüyoruz. Enerjide tam bağımsız olma hedefiyle ithalatımızı düşürmek, üretimimizi artırmak için çaba içindeyiz.

Nihai hedefimiz ise Türkiye’yi kaynakta ve teknolojide ihracatçı bir ülke haline getirmektir. Yaşananlar enerjinin ülkeler için beka meselesi olduğunu ayan beyan ortaya koymuştur. İki gün önce bir dedikodu yayıldı, dediler ki; ‘İran doğalgazı kesti.’ Bu konuyu derhal Enerji Bakanımla görüştüm; o da muhatabıyla temas kurdu. Aslında böyle bir durum yok. Biz ayrıca İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’la görüşmemizi yaptık. Bizim doğal gazımızı kesme gibi bir durumun olacağına asla ihtimal dahi vermiyoruz. Şu anda bizim İran’dan doğal gazımız geliyor. Herhangi bir sıkıntımız yok.

Rusya-Ukrayna savaşının diplomasi yoluyla sonlandırılmasına yönelik gayretlerinizin süreceğini ifade ediyorsunuz. Bu çerçevede Türkiye’nin tarafları yeniden müzakere masasına çekmek için önümüzdeki süreçte somut hangi diplomatik adımları atması planlanıyor? Özellikle İstanbul sürecinin yeniden canlandırılması yönünde bir girişim yakın vadede olacak mı?

Artık biz kesin karalı bir şekilde diyoruz ki, ‘Bu savaş bitmeli.’ Bölge, artık bunları kaldıramaz. Adil ve kalıcı barış bölgede inşa edilmelidir. Herkes barışın peşini bıraksa dahi biz bırakmayacağız. Türkiye, çatışmaların çözümünde diplomasiye önem ve öncelik vermekte. Bölgemiz, istikrarsızlık ve çatışma kotasını çoktan doldurmuştur. Artık istikrar inşa ederek, barış kapılarını ardına kadar açarak, bölgemizi ve dolayısıyla dünyamızı rahatlatmak gereklidir. Herkesin beklentisi bu. Hele hele Türkiye’den beklenen de bu. Ukrayna da Rusya da bize güvendiklerini defalarca ortaya koydular. İstanbul’da yapılan görüşmeler barışa yönelik bir kapı aralamıştır.

Sahada diplomasinin alanını daraltan gelişmelerin yaşandığının farkındayız ancak, barış için küçük bir umut bile olsa onun peşinden gideriz. Kaldı ki Ukrayna – Rusya savaşında barışın sağlanması için kanaatimizce küçük bir umuttan daha fazlası mevcuttur. Biz tarafları yeniden bir araya getirmek için çalışacağız. Çözüm için iğneyle kuyu kazmak gerekse dahi bunu yapacağız. Nihai hedefimiz liderler düzeyinde bir buluşmayı ülkemizde gerçekleştirmek ve özlenen barışı inşa etmektir. Görüşmemizde ABD Başkanı Sayın Trump’a da bunları söyledik. ‘Eğer çözüm için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin İstanbul’a veya Ankara’ya gelirse, ben de İstanbul’a veya Ankara’ya gelirim.’ dedi. Gerekli görüşmeleri yapıp bir an önce buluşmayı inşallah sağlarız.

Neredeyse bütün toplantılarınızda, uluslararası organizasyonlarda Gazze’deki vahşete, drama dikkat çekmişsiniz. Buna ayna tutuyorsunuz, kamuoyunda daha fazla konuşulması için elinizden geleni yapıyorsunuz. İsrail de Gazze’ye soykırım ve katliamlarından vazgeçmiyor. Yakın dönemde Gazze’de bu dramı sonlandıracak bir ateşkes öngörüyor musunuz?

Bütün derdimiz, heyecanımız o. Dikkatlerin başka alanlara çekildiği dönemlerde dahi Gazze’nin unutulmasına biz müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Ben de arkadaşlarım da sürekli Gazze’deki arkadaşlarla irtibat halindeyiz. İsrail’in sistematik işkencesine şahit oluyoruz. İnsanlara sınırlı da olsa yardım dağıtılan noktaları bile vuruyorlar. Hepsi bir tarafa, Kızıl Haç’a bile bu konuda engel oluyorlar ve atılacak adımlara yol vermiyorlar. Herkesin gözü önünde yaşanan bu soykırım, insanlığın utancıdır.

Açlıktan inleyen çocukların çığlıkları, artık duyulmak zorundadır. İsrail’e artık ‘dur’ demek mecburiyetindeyiz. Bunun hesabını biz tarihe veremeyiz. Maalesef bu zulme, bu barbarlığa, bu caniliğe insanları alıştırıyorlar. Biz alışmayacağız. İsrail zulmünü kanıksamak en büyük yanlıştır. Biz bu zulme elimizle, kemiğimizle, dilimizle, fikrimizle, aksiyonumuzla, ruhumuzla isyan etmeye devam edeceğiz. Türkiye, barışın tesisi için, diplomatik tüm olanakları kullanmaya ve uluslararası iş birliğine öncülük etmeye hazır. Daha önce de söyledim, Gazze özgür olacak ve Filistin toprağı olarak özgürce yaşayacak.

Efendim benim birbiriyle ilişkili iki sorum olacak, müsaadenizle. Birincisi, yine Trump’la olan zatıalinizin yakın diyalogunuz, Türk-Amerikan ilişkilerine nasıl etki ediyor? Nasıl bir katkı sağlıyor? İkincisi de Amerika Birleşik Devletleri’yle bu bağlamda özellikle Suriye’nin geleceği, SDG’nin Şam’a entegrasyonu gibi kritik konularda bir iş birliği imkanı oluştu mu?

Dostum Trump’la Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin kapısını aralıyoruz. Şunu çok açık, net söylemem lazım. Trump’la bizim aramızda telefon diplomasisindeki süreç, bugüne kadar 24 saati geçmemiştir. Aradık mı, 24 saat içerisinde karşı taraf hemen döner. Zaten sağ olsun ABD’nin Türkiye’deki yeni büyükelçisi bu konularda çok hassas. Ülkelerimizi kalkındıracak adımları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Suriye başta olmak üzere bölgesel konularda özellikle Suriye Demokratik Güçleri’ne dair hassasiyetlerimizi Amerikan tarafına her düzeyde net bir şekilde ilettik, iletiyoruz. Türk-Amerikan ilişkileri dönemsel farklılıklar gösterse de her zaman stratejik öneme sahip olmuştur.

Sayın Trump ile yürütülen yapıcı temaslar bazı zorlu konularda anlayış köprülerinin kurulmasına da imkan tanımıştır. Sayın Trump ile Riyad’daki buluşmada, ki biz de davet edilmiştik fakat gidemedik sonra çevrimiçi katıldık, böylesi bir durum olmuştu. Yani Suriye konusu bizim için çok önemli. Türkiye’nin Suriye ile uzun bir sınır hattı, tarihsel ve kültürel bağları bulunuyor. Bu faktörler Suriye’de yaşanan her durumun bize yansımasını beraberinde getiriyor. Maalesef son yıllarda bize yansıyan Suriye’deki olumsuzluklar ve acılar oldu. Bu dönemde gerek Dışişleri Bakanım, gerek Savunma Bakanım, gerek İstihbarat Başkanım sürekli olarak Suriye’yle yoğun bir irtibat halinde oldular. Suriye’nin yeniden bir ve bütün hale gelmesi, istikrar ve huzurun inşa edilmesi için yeni yönetimi destekliyoruz. Yeniden bir ve bütün Suriye oluşturmanın olmazsa olmazı da toprak bütünlüğünün korunmasıdır.

Bütün bunları sağlamak için Suriye yönetimi bütün silahlı grupların Suriye ordusu çatısı altında bir araya gelmesi ve Suriye’nin birlik, bütünlüğü için çalışmalarını hedefleyen adımlar attı. Suriye Demokratik Güçleri’nin de bu fırsatı değerlendirmesi kendileri açısından doğru olandır. Nitekim bugün Sayın Macron’la yaptığımız görüşmede de bu konuları etraflıca ele aldık ve Sayın Macron da özellikle Suriye ile olan bu ilişkilerde daha aktif rol alacağını özellikle vurguladı. Bu konularda beraberce neler yaparız, bunları da kendisiyle konuştuk. Hatta hatta Kıbrıs’ı konuştuk. Kendisi Gazze konusunda İsrail ile görüşeceğini ayrıca söyledi. Biz de ‘bu adımı atarsan buna müteşekkir oluruz’ dedik.

2026 yılında NATO’ya ev sahipliğimiz söz konusu. Zirvenin gerçekleştirilmesi için düşünülen bir şehir var mı? Başkent Ankara olabilir mi? Yoksa İstanbul, Antalya?

Bu konuyla ilgili değerlendirmeleri yapar, seçeneklerimizi gözden geçirir ve nihai kararımızı veririz. Türkiye’ye yakışan bir NATO Zirvesi organize edeceğimizden hiç şüphemiz yok. Türkiye, bu tip uluslararası programları gerçekleştirme konusunda derin tecrübeye sahiptir. Çeşitli şehirlerimizde kendinden söz ettiren böylesi büyük organizasyonlara imza attık. NATO Zirvesi için de kolları sıvamış durumdayız.

Ben de ‘Terörsüz Türkiye’ süreci ile ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Aslında şu son yaşanan gelişmeler bu sürecin ne kadar önemli, ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi. Planladığınız şekilde gidiyor mu ‘Terörsüz Türkiye’ süreci? Bunu sormak istiyorum efendim. Özellikle önümüzdeki süreçte silah bırakmayla ilgili somut bazı adımlar görebilecek miyiz? İran’la ilgili ortaya çıkan yeni durum, yeni denklemin ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine nasıl bir yansıması olur?

Cumhur İttifakı olarak ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine yönelik çalışmaları dış etkilerden uzakta tutmaya gayret gösteriyoruz. Yapıcı, kararlı, sabırlı ve iyimser bir şekilde yola devam ediyoruz. Silah bırakma konusuyla güvenlik birimlerimiz yakından ilgileniyor. Meclis’te de büyük bir anlayış birliği oluştu; sürece destek üst seviyede. Bu konuyu gündelik siyasetin yıpratıcı polemik alanına çekmemek lazım. Bunun gibi milli bir meselede, milli hassasiyetler ön plana çıkmalı. Bakın, siyaset sahnesinde her şey gelip geçer, ama böyle bir sorunun çözümde rol almak, milli hafızada ebediyen hayırla yad edilir.

Biz, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine böyle bakıyoruz. MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin ufuk açan söylemlerini ve DEM heyetinin sorumlu tavrını sürecin başarısı açısından çok kıymetli buluyoruz. Şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim: Türkiye artık iç cephesini daha sağlam hale getirme yolunda önemli bir mesafe almıştır. Süreç daha tamamlanmamıştır ve provokasyonlara karşı dikkatli olunması şarttır. Çevremizde yaşanan son hadiseler, iç cepheyi güçlendirme çağrımızın ne kadar isabetli bir tutum olduğunu göstermiştir. Yaşananlar ülkemizde ‘Terörsüz Türkiye’ye olan ihtiyacı ortaya koymuş ve desteği artırmıştır. Bundan sonra ülkemizin aydınlık bir geleceğe doğru yürüyüşünde daha güçlü adımlar atacağız. Önümüzdeki hafta nasip olursa DEM heyetiyle benim bir görüşmem olacak.

‘Terörsüz Türkiye’ konusuyla ilgili konuşacağımız bazı konular var. Bizim bu konuda herhangi bir şüphemiz yok. Biz bir defa öyle bir düzlemde gidiyoruz ki, inancımız bu işi çözmek. Buna inanmış durumdayız. Dışişleri Bakanımız Hakan Bey, MİT Başkanımız İbrahim Bey, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Paşa ile bu konuda uyumlu bir çalışmamız söz konusu. Rahmetli Sırrı Süreyya Önder’le, biliyorsunuz, Pervin Buldan beraberce ziyarete gelmişlerdi. İyi ve samimi bir görüşmemiz olmuştu. Arkasından maalesef rahmetli Sırrı Süreyya Önder hastaneye yattı. Önümüzdeki hafta yapacağımız görüşmeden de güzel neticeler çıkaracağımıza inanıyorum. Meclis’te kurulacak komisyonla ilgili olarak da bizler, bir arkadaşımızı görevlendireceğiz ve bu süreci inşallah başarıyla devam ettireceğiz.

Anayasa konusuna değinmek istiyorum. Memur-Sen’in 30. yıl vefa buluşmasında yakın siyasi tarihin ve önemli dönüm noktalarının bir özetini yaptıktan sonra “Hedefimiz uğruna bedel ödeyerek elde ettiğimiz bütün kazanımların yeni anayasada daha sağlam bir güvenceye kavuşturulmasıdır.” dediniz. Şimdi biraz daha anayasa tasavvurunuzu açmak ister misiniz?

Bizim mevcut Anayasamız biliyorsunuz olağanüstü bir dönemde ve darbe sonrası şartlarda kaleme alındı. Yıllar içerisinde yapılan değişiklikler, Anayasayı kırk yamalı bohçaya çevirdi. Yeni anayasa talebi aslında milletin siyaset kurumundan aldığı bir söze dayanıyor. Siyasetçiler olarak milletin huzuruna her çıktığımızda yeni anayasa yapmayı vadettik. Bu sadece bizim vaadimiz değil. Diğer partiler de bu sözü verdi. Partimiz bünyesinde oluşturduğumuz komisyon, çalışmalarına başladı ve temel ilkeleri de belirledi. Ancak bu süreçte muhalefet partilerinin yapıcı ve samimi katkısı çok çok önemli. Bunu bekliyoruz. CHP’nin mevcut yaklaşımıyla bu zeminin oluşup oluşmayacağına dair değerlendirme kamuoyunun takdiridir.

Bunun kararını biz veremeyiz. Biz diyoruz ki; artık bu millet darbe anayasasından tamamen kurtulsun. Siviller, sivil siyaseti ve demokrasiyi güçlendiren bir anayasa yapsınlar. Derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Dertlere derman olacak bir metin üzerinde biz uzlaşmaya hazırız. Yalnızca Anayasamız ve demokrasimiz üzerindeki darbe lekesini temizlemek için bile yeni anayasa yapmaya ihtiyacımız var. Meclisimizde oluşturulacak bir zeminde yeni anayasadan ne anladığımızı hem biz, hem diğer partiler ortaya koyabilir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak yeni, sivil, özgürlükçü anayasa konusunda samimiyiz. Anayasa milletin ortak çatısıdır, o çatıyı birlikte inşa etmeye hazırız.

Türkiye, dünya siyasetinde önemli roller üstleniyor. Dünya barışı için her zaman elini taşın altına koyuyor. Bunu Rusya-Ukrayna Savaşında gördük. Bunu İran-İsrail arasında yaşanan çalışmalarda gördük. Türkiye bunlarla uğraşırken bir yandan da iç cepheyi güçlendirmeye çalışıyor. Ancak ana muhalefete baktığımızda, ana muhalefet cephesinde enteresan bir karışıklık ve bu meselelerle alakalı çok uluslu görüşler var. Ben sizin bu konudaki değerlendirmenizi rica ediyorum.

CHP maalesef bugün mefluç olmuş halde. Şimdi bakıyorsunuz işte birileri “4 yıldan sonra ben tekrar geri dönüyorum” diyor. Bir diğerleri ‘Acaba kimler gelir?’ diyor. Türkiye’nin temel meseleleriyle ilgili söyleyecek sözü kalmamış, koskoca partiyi bir avuç ‘ikbal avcısının’ ihtiraslarına esir etmiş durumdalar. Çevremizde onca hadise yaşanırken CHP’den ‘biz de böyle düşünüyoruz’ tarzı bir yaklaşım gördünüz mü? Bir öneri getiremiyorlar, çünkü herhangi bir fikirleri yok. Siyaseti sadece kendi sığ havuzlarından ibaret sanıyorlar.

Okyanustan habersiz lafla peynir gemisi yüzdürmeye çalışıyorlar. Kavga etmekten hizmet etmeye fırsat bulamıyorlar. Yönettikleri belediyeler, hepsi iflas bayrağını çekmiş durumda. Durumlar hiç iyi değil. Yolsuzluk, usulsüzlük, haraç ve rüşvet almış başını gidiyor. İşte son zamanlarda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ortaya koyduğu deliller, belgeler hepsi ortada. Sadece İstanbul değil, başka iller de ne yazık ki durum felaket. 13 yıl boyunca önünde düğme ilikledikleri bir şahsa yaptıkları karşısında ürkmemek, hicap duymamak mümkün değil. Değerli arkadaşlar, ne demişler? Bizans’ta oyun, CHP’de kavga bitmez.”

Paylaşın

“Kobani Davası”nda Gerekçeli Karar Açıklandı: 32 Bin Sayfa

16 Mayıs 2024’te karara bağlanan Kobani Davası’nda gerekçeli karar açıklandı. Karar metni 32 bin sayfayı aşarken, avukatlar, AİHM ve AYM içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere çok sayıda siyasetçinin mahkum edildiği Kobani Davası’nda gerekçeli karar, kararın açıklanmasından bir yıl sonra tamamlandı.

Kısa Dalga’nın haberine göre, kararın açıklanmasıyla, bir üst mahkeme olan istinaf makamına başvuru süreci resmen başlamış oldu. Sanık avukatları, kararı bekledikleri bu süreçte, dosyayı üst mahkemeye taşıyarak mahkumiyetlerin bozulması ve müvekkillerinin tahliyesi için itirazda bulunabilecek.

Gerekçeli kararın hacmi dikkat çekiyor: Karar metni 32 bin sayfayı aşıyor. Avukatlar, bu kapsamlı metni inceleyip AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda itirazlarını hazırlamaya başladı.

Kobani Davası kapsamında siyasetçilere verilen cezalar şöyle:

Selahattin Demirtaş: 42 yıl
Figen Yüksekdağ: 32 yıl 9 ay
Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Emine Ayna: 12 yıl
Ahmet Türk: 10 yıl
Ali Ürküt: 13 yıl 4 ay
Alp Altınörs: 18 yıl
Ayla Akat Ata, Aynur Aşan: 9 yıl 9 ay
Mesut Bağcık, Nezir Çakar, Ayşe Yağcı, Meryem Adıbelli: 9 yıl
Bülent Parmaksız: 23 yıl
Günay Kubilay, İsmail Şengül: 20 yıl 6 ay
Nazmi Gür, Pervin Oduncu, Zeki Çelik, Zeynep Karaman: 22 yıl 6 ay
Cihan Erdal, Dilek Yağlı: 16 yıl

Özellikle son infaz düzenlemeleri ve çözüm sürecine dair tartışmalar, dosyada yeni gelişmelere kapı aralayabilir. Bazı kaynaklar, mahkumlara “yatarı kadar ceza” verilerek tahliye ihtimalinin değerlendirildiğini aktarıyor.

Gerekçeli kararın tamamlanmasından sadece bir gün önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un DEM Parti heyeti ile görüşme yapması da dikkat çekti. Görüşmede cezaevi sorunlarının ele alındığı açıklanırken kulislerde Kobani Davası’nın gerekçeli kararının yazılması konusunun da gündeme geldiği belirtiliyor.

Paylaşın

Dervişoğlu: Türkiye’de Hukuk Devletinin İki Eksiği Var; Biri Hukuk Diğeri Devlet

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye’de hukuk devletinin iki eksiği var; biri hukuk diğeri devlet” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Dervişoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“TBMM’de 18 Haziran’da söz alan DEM Partili bir milletvekili, milletimizi ve şanlı tarihimizi hedef alan bir konuşma yapmış, Türkiye’yi soykırımcılıkla Talat Paşa’yı da katillikle itham etmiştir. İYİ Parti olarak TBMM Başkanlığı’na yaptığımız müracatla söz konusu konuşmanın Meclis tutanaklarından çıkarılmasını, iftira nitekli beyanların sahininin Meclis içtüzüğüne göre cezalandırılmasını talep ettik. Ayrıca Meclis başkanı ile birlikte Meclis’te grubu bulunan partilere ziyaretlerde bulunarak konu ile ilgili hassasiyetlerimizi kendilerine ilettik.

Torbacı iktidarımız dur durak bilmiyor. Geçtiğimiz hafta koalisyondan geçirdikleri torba kanun teklifiyle, AK Parti iktidarının semirttiği holdinglerin menfaatlerine göre yasa yapılmaya çalışılıyor. Nerede devlet aklı, nerede kamu yararı, nerede temel hakların korunması? Yalanla ve talanla yarattığınız tek adam rejiminizi de devleti şirkete, milleti ırgata çevirdiniz.

Çıkarılmak istenen yeni yasayla birlikte vatanı yağma etmekte yeni bir aşamaya geçmek isteyen iktidardan bahsediyorum. Türk milletine çağrıda bulunuyorum. Tarlanıza çökecekler. Birkaç damla mavi mürekkeple atacakları imzayla çökecekler. Türkiye tarihi boyunca üreterek yaşamak zorunda olan bir millet olmuştur. Bu topraklar bereketlidir ancak bunların yağmasına hiçbir toprak parçası yetmez.

Zeytin sadece kendi sofralarına gelmesi gereken bir nimete dönüşüyor. Zeytin ağaçlarını taşıyacaklarmış. Nereye taşıyacaksınız? Beştepe’deki sarayın bahçesine mi? Anadolu toprağı, sizin offshore hesabınızdaki para mıdır ki taşıyacaksınız. Ne Anadolu’muz ne de Cumhuriyet tarihimiz böylesini görmemiştir.

İsrail lobisi İran’ı on yıllarca ABD’de tartıştırmıştır. İsrail lobisi bu son saldırısıyla da amacına ulaşmıştır. Aynı lobinin kimi unsurları son yıllarda özellikle Suriye üzerinden dillerini Türkiye’ye dolamaya başlamıştır. İsrail’in bir sonraki hedefinin Türkiye olduğu yönündeki söylemler, bu tehlikeli kampanyaya odun taşımaktır.

Sağlık politikaları iflasın eşiğine gelmişken, milletimiz MR sırası için bir yıl sonraya gün alabiliyorken, devlet hastanelerinde ameliyat olmak için aylarca beklemek gerekiyorken, özel hastaneler uyguladıkları fiyatlarla erişimi imkansız hale gelmişken; Sağlık Bakanı’nın aklına ne hikmetse Şam gelmiştir. Şam’da 300 yataklı kalp damar hastanesi açacaklarını söylemiştir. El insaf. Gerçekten el insaf.

Türkiye’de hukuk devletinin iki eksiği var; biri hukuk diğeri devlet. Son günlerde yaşadığımız bu durumun ikinci örneği hukuksuz tutuklamalardır. Onun da son temsilcisi Gazeteci Fatih Altaylı olmuştur.”

“Polemiğe girmek istemiyorum…”

İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun ‘bütünleşik muhalefet’ çağrılarına ilişkin olarak ise Dervişoğlu, şunları söyledi: “Sizin aklınıza geliyor mu bütünleşik muhalefet kavramını ilk benim söylediğim? Demek ki ortaya koymuş olduğumuz ifadeler ve temeliyle dikkat çekiyor. Polemiğe girmek istemiyorum, doğru bir yerde buluşmanın önemine işaret ediyoruz.”

 

Paylaşın

Özel, Anket Sonucunu Paylaştı: CHP, AK Parti’nin 5,5 Puan Önünde

Marmara Cezaevi önünde basın mensuplarına konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “12 Haziran’da sahadan dönen ilk haziran ayının anketi gelmiştir. Kararsızlar dağıtılmadan CHP, AK Parti’nin 5,5 puan önündedir” dedi ve ekledi:

“İlk kez kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerinde bir oranla CHP, tarihte diyeceğim, 1977’de 41,4 var ama o zaman anket yok. Tarihte ilk kez ankette yüzde 40’ı görüyoruz. AK Parti ile 6 puan, 6,5 puan farkı görüyoruz kararsızlar dağıtıldıktan sonra.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri’deki Marmara Cezaevi’ne tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti. Özel, ziyaretin ardından basın mensuplarına konuştu.

Özel, “Ekrem Başkanımızın özellikle kendisiyle ilgili değil ama çocuklarından ayrı annelerle ilgili, rehin alınan evlatlarla ilgili çok ciddi bir rahatsızlığı var. Diyor ki, ‘Ben bütün yükü tek başıma sırtıma almaya razıyım. Beni birkaç ay sonra bırakacaklarına hemen anneleri, evlatları bıraksınlar. Biz yatarız, masumiyetimiz ispatlanınca çıkarız’ dedi. Ama bu kadar haksızlığın, hukuksuzluğun yapılmasına ciddi itirazı var” ifadelerini kullandı.

Haziran ayı anket sonucunu paylaşan Özel, şunları söyledi: “12 Haziran’da sahadan dönen ilk haziran ayının anketi gelmiştir. Kararsızlar dağıtılmadan CHP, AK Parti’nin 5,5 puan önündedir. İlk kez kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerinde bir oranla CHP, tarihte diyeceğim, 1977’de 41,4 var ama o zaman anket yok. Tarihte ilk kez ankette yüzde 40’ı görüyoruz. AK Parti ile 6 puan, 6,5 puan farkı görüyoruz kararsızlar dağıtıldıktan sonra.”

Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına tepki

Gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına tepki gösteren Özel, “Sadece siyaset yorumlayan, beni eleştiren, partimi eleştiren, herkesi eleştiren, çok izlenen birisi, anketlerde AK Parti’nin düştüğü durum sorulunca ‘bu ülkenin tarihinde var bu, ne padişahları indirdiler’ lafı… Bugün için mi diyor, bugün için indirmiş zaten. Ankette indirmiş, onu söylüyor. Efendim ‘cumhurbaşkanına fiili saldırı’dan içeride gazeteci tutuyorlar” diye konuştu.

Paylaşın