“Selahattin Demirtaş Tahliye Edilebilir” Açıklaması

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Mesut Özer, Demirtaş’ın önümüzdeki ay tahliye edilebileceğini söyledi.

DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu aracılığıyla kamuoyuna mesaj gönder “Umut ediyoruz ki barışla birlikte Türkiye’de yeni bir sayfa açılacak ve aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek için çok daha güçlü bir zemin oluşacaktır” demişti.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Mesut Özer, Demirtaş’ın önümüzdeki ay tahliye edilebileceğini söyledi.

Avukat Özer, kurdistan24.net’e yaptığı açıklamada, TBMM kurulacak komisyonun, değişmesi gereken yasaları değiştirmeye ve düzeltmeye hazırlandığını belirterek, “Komisyon, öneriyi Meclis’e sunacak ve onaylanması için 301 milletvekilinin oy kullanması gerekiyor” dedi.

Selahattin Demirtaş’ın durumu hakkında da konuşan Özer, Demirtaş’ın önümüzdeki ay tahliye edilebileceğini ifade etti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üçüncü kez hak ihlali kararı vermesinin ardından avukatları tarafından Demirtaş hakkında yapılan tahliye talebi temmuz ayında reddedilmişti.

“Özgürlük dolu günlere”

Demirtaş, DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu aracılığıyla kamuoyuna mesaj gönderdi. “Umut ediyoruz ki barışla birlikte Türkiye’de yeni bir sayfa açılacak ve aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek için çok daha güçlü bir zemin oluşacaktır” diye Demirtaş’ın mesajının tamamı şu şekilde:

“Değerli vekilimiz Sn. Gergerlioğlu aracılığıyla selam ve dayanışma duygularını ileten tüm dostlara bizden de yürek dolusu selam, sevgiler. Herkes için gerçek bir adalet, eşitlik ve demokrasi mücadelesine yılmadan devam ederken ısrarla barış demeye de devam edeceğiz. Umut ediyoruz ki barışla birlikte Türkiye’de yeni bir sayfa açılacak ve aydınlık bir geleceği hep birlikte inşa etmek için çok daha güçlü bir zemin oluşacaktır. Özgürlük dolu günlere.”

Paylaşın

Demirtaş: Silahların Bırakılması Gerekiyor

“Silahların bırakılması gerekiyor” diyen Selahattin Demirtaş, “Barışa ulaşmanın başka yolu yok. Radikal adımlar atılmalı ve barışın yolu bir şekilde açılmalı” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cezaevinden umut ve barış çağrıları içeren mesajlar gönderdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Edirne Cezaevi’ne yaptığı ziyaretin ardından aktardığına göre, Demirtaş çözüm süreci ve barış konusunda önemli değerlendirmelerde bulundu.

“Silahların bırakılması gerekiyor” diyen Demirtaş, “Barışa ulaşmanın başka yolu yok. Radikal adımlar atılmalı ve barışın yolu bir şekilde açılmalı” dedi.

Cezaevinden çıkma ihtimaliyle ilgili de konuşan Demirtaş, “Mutlaka bir gün çıkacağım. Yeter ki barış sağlansın. Benim çıkmam önemli değil; önemli olan, herkese adalet ve özgürlük diyen erdemli bir toplumun inşa edilmesi. Bu acıların bir daha yaşanmaması gerekir” dedi.

Gergerlioğlu ise ziyareti sonrası yaptığı açıklamada, “Barış umudunu yitirmemiş, halkını ve toplumu düşünen olgun bir Demirtaş gördüm. Derin analizler yaptı ve oldukça umut doluydu” diye konuştu.

Paylaşın

Trump’tan Türkiye’ye Yüzde 15 Ek Gümrük Vergisi

ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’den ithal edilecek ürünlere uygulanacak yüzde 15 ek gümrük vergisi kararını imzaladı. Türkiye için daha önce yüzde 10’luk bir gümrük vergisi açıklanmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, çok sayıda ülkeye ek gümrük vergileri açıkladı. İmzalanan kararda ülkelere uygulanacak olan vergi oranları, yüzde 10 ile 41 arasında değişti.

ABD’nin Türkiye’den ithal ettiği bütün ürünler yüzde 15 ek gümrük vergisine tabi olacak. Türkiye için daha önce yüzde 10’luk bir gümrük vergisi açıklanmıştı. Bu oran yüzde 50 artmış oldu.

Avrupa Birliği’ne (AB) getirilecek verginin Türkiye’den yüksek olması bazı fabrikaların Türkiye’ye taşınması beklentisi vardı ancak bu gerçekleşmedi. AB’ye uygulanan vergi de Türkiye’ye uygulanan vergi de yüzde 15 oldu.

Türkiye’nin komşularından Suriye’ye yüzde 41 ve Irak’a ise yüzde 35 ek gümrük vergisi getirildi.

Yayımlanan kararname, 8 Ağustostan itibaren yürürlüğe girecek. Trump bu vergileri göreve geldikten sonra açıklamış fakat ticaret anlaşması müzakereleri yürütmek için yürürlüğünü ertelemişti.

Öte yandan Trump, Kanada’ya uygulanan gümrük vergisi oranının yüzde 25’ten yüzde 35’e çıkarılmasını öngören bir kararnameyi de imzaladı. Kanada’ya yönelik yeni tarife oranının bugün (1 Ağustos) yürürlüğe gireceği bildirildi.

Avrupa Birliği için bu oran, geçen haftaki anlaşmada kararlaştırıldığı üzere yüzde 15 oldu.

ABD ile ticaret anlaşması imzalayan bir diğer ülke olan İngiltere de yüzde 10 ek gümrük vergisine tabi olacak.

ABD’ye geçen yıl 63 milyar dolar ihracat yapan İsviçre ise Suriye, Laos ve Myanmar’ın ardından en çok gümrük vergisi getirilen ülke oldu. Trump, İsviçre’ye yönelik ek gümrük vergisi oranını yüzde 39 olarak belirledi.

İsviçre Devlet Başkanı Karin Keller-Sutter, gümrük vergileri açıklanmadan önce Trump’la bir son dakika görüşmesi yaptığını fakat bir anlaşmaya varamadıklarını söyledi.

Trump, Hindistan’a yüzde 25, Tayvan’a ise yüzde 20 ek gümrük vergisi getirdi. Tayvan Devlet Başkanı Lai Çing-te, ABD ile müzakerelerin sürdüğünü ve açıklanan oranın geçici olduğunu söyledi.

Çin’e yönelik yeni gümrük vergileri ise 12 Ağustos’a kadar ertelenmişti. İki ülke arasındaki görüşmeler devam ediyor. Yine Meksika’ya yönelik gümrük vergileri de müzakereler için 90 günlüğüne ertelendi.

Trump, 8 Ağustos’a kadar Ukrayna ile bir ateşkes imzalamaması durumunda Rusya’dan gaz ve petrol alan ülkelere de ek bir gümrük vergisi uygulamayı planlıyor.

Paylaşın

Gençler Üretimden Ve Sosyal Yaşamdan Dışlanıyor

CHP’li Milletvekili Ayça Taşkent, “Ev genci dediğimiz kesim, yalnızca işsiz değil; ekonomik bağımsızlıktan, sosyal yaşamdan ve üretimden de büyük ölçüde kopmuş durumda” dedi ve ekledi:

“Bu gençler, ailelerinin evine bağımlı bir yaşam sürmek zorunda kalıyor ve psikolojik-sosyolojik olarak ciddi bir dışlanma yaşıyor. Eğitimli ama işsiz ve umutsuz bir nesil yetişiyor; bu da uzun vadede ülkemizin sosyal dokusunu ve üretim kapasitesini tehdit ediyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sakarya Milletvekili Ayça Taşkent, son yıllarda artan genç işsizliği ve kamuoyunda “ev genci” olarak bilinen gençlerin yaşadığı sosyoekonomik sorunların bütün boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne araştırma önergesi sundu.

Taşkent, yaptığı açıklamada, genç işsizliğinin yalnızca bir ekonomik sorun değil, aynı zamanda derin bir toplumsal eşitsizlik ve demokratik katılım krizi yarattığını vurgulayarak şunları söyledi:

“Türkiye’nin en dinamik ve üretken potansiyeli olan gençler, bugün işsizlik, güvencesizlik ve umutsuzlukla kuşatılmış durumda. Özellikle 20-35 yaş arası gençler arasında, üniversite mezunu olmalarına rağmen iş bulamayan, ekonomik nedenlerle ailelerinin evinden ayrılamayan ve sosyal yaşama aktif biçimde katılamayan geniş bir kesim var. Kamuoyunda ‘ev genci’ olarak bilinen bu tablo, yalnızca gençlere dair bir sorun değil; ekonomik modelin, sosyal politikaların ve barınma sisteminin iflasının göstergesidir.”

“Gençler üretimden ve sosyal yaşamdan dışlanıyor”

Taşkent, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı Mayıs verilerine dikkat çekerek, 15-24 yaş arası genç nüfusta dar tanımlı işsizlik oranının yüzde 15,4 olduğunu, geniş tanımlı işsizlik verilerine bakıldığında ise her 4 gençten 1’inin ne istihdamda ne eğitimde ne de herhangi bir beceri geliştirme sürecinde yer almadığını (NEET) ifade etti ve şöyle devam etti:

“Ev genci dediğimiz kesim, yalnızca işsiz değil; ekonomik bağımsızlıktan, sosyal yaşamdan ve üretimden de büyük ölçüde kopmuş durumda. Bu gençler, ailelerinin evine bağımlı bir yaşam sürmek zorunda kalıyor ve psikolojik-sosyolojik olarak ciddi bir dışlanma yaşıyor. Eğitimli ama işsiz ve umutsuz bir nesil yetişiyor; bu da uzun vadede ülkemizin sosyal dokusunu ve üretim kapasitesini tehdit ediyor.”

Taşkent, önergesinde ev genci olgusunun ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarının bütüncül şekilde ele alınması gerektiğini belirtti:

“Gençlerimizin üretime ve sosyal hayata katılımını artıracak, onlara ekonomik bağımsızlık kazandıracak ve sosyal devleti yeniden yapılandıracak çözümler üretmek zorundayız. KYK borçlarının ağırlığı, işsizlik maaşındaki yetersizlik, kamuya alım süreçlerindeki liyakatsizlik ve barınma krizi gençlerimizin geleceğe dair umutlarını kırıyor. Ev genci olgusu, demokrasinin sürdürülebilirliği ve toplumsal barış açısından kritik bir mesele haline gelmiştir.”

CHP’li Taşkent, önergesiyle Meclis’ten, “ev genci” tanımına giren gençlerin kapsamlı bir şekilde araştırılmasını, sayılarının net biçimde tespit edilmesini, sosyolojik ve ekonomik profillerinin çıkarılmasını, toplumsal-psikolojik etkilerinin belirlenmesini ve çözüm odaklı sosyal politika önerilerinin geliştirilmesini talep etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

2024 Yılında Türkiye’de 200 Binden Fazla Çocuk Suça Sürüklendi

TÜİK’in açıkladığı verilere göre; 2024 yılında, 200 binden fazla çocuk, kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla, güvenlik birimlerine getirildi.

Haber Merkezi / Bu çocukların yüzde 40,4’üne yaralama, yüzde 16,6’sına hırsızlık, yüzde 8,2’sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 4,6’sına tehdit, yüzde 4,2’sine genel tehlike yaratan suçlar, yüzde 26,0’ına ise bu nedenlerin dışında kalan diğer suçlar isnat edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre yüzde 9,8 oranında artarak 612 bin 651 oldu.

Bu olaylarda çocukların 279 bin 620’si mağdur olarak 202 bin 785’i suça sürüklenme sebebiyle  (kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla), 96 bin 438’i bilgisine başvurma amacıyla, 18 bin 561’i kayıp (hakkında kayıp müracaatı yapılıp daha sonra bulunan) olması sebebiyle, 8 bin 729’u kabahat işlediği iddiasıyla, 6 bin 518’i ise bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı güvenlik birimlerine geldi veya getirildi.

Güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olayların 202 bin 785’i suça sürüklenme nedeni ile gerçekleşti. Bu çocukların yüzde 40,4’üne yaralama, yüzde 16,6’sına hırsızlık, yüzde 8,2’sine uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 4,6’sına tehdit, yüzde 4,2’sine genel tehlike yaratan suçlar, yüzde 26,0’ına ise bu nedenlerin dışında kalan diğer suçlar isnat edildi.

Güvenlik birimlerine mağdur olarak gelen 279 bin 620 çocuğun yüzde 86,1’ini suç mağduru, yüzde 13,8’ini takibi gereken olay mağduru çocuklar oluşturdu. Suç mağduru olarak gelen 240 bin 872 çocuğun yüzde 55,3’ü yaralama, yüzde 10,8’i cinsel suçlar, yüzde 9,5’i göçmen kaçakçılığı, yüzde 8,0’ı aile düzenine karşı suçlar, yüzde 16,5’ine bu nedenlerin dışında kalan diğer nedenlerden dolayı mağdur oldu.

Paylaşın

Orman Yangınlarıyla Mücadelede “Dua” Dönemi

Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden ve ormanları küle çeviren yangınların sona ermesi amacıyla, yatsı namazından önce tüm camilerde dualar edilecek. Dua programına Ali Erbaş da katılacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden orman yangınları nedeniyle camilerde dua programı düzenlenmesine karar verdi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ülke genelindeki tüm camilerde bu akşam yatsı namazından önce yangınların sona ermesi için dua edileceğini duyurdu.

Erbaş açıklamasında, şu ifadelere yer verdi:

“Bu akşam yatsı ezanından önce 90 bin camimizin minarelerinden dualar yükselecek. Yangınlardan korunmak, kuraklıktan kurtulmak, her türlü afetten, musibetten devletimizin ve milletimizin muhafazası için ve şehitlerimiz için yapılacak dualara camilerimizde ve evlerimizin balkonlarında hep birlikte Âmin diyelim. Allah kabul etsin.”

Paylaşın

Türkiye’de Kadınlar Erkeklerden Beş Yıl Daha Fazla Yaşıyor

Türkiye’de 2021 – 2023 döneminde erkeklerde 74,7 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2022 – 2024 döneminde 75,5 yıl; kadınlarda ise 80 yıl olan süre 80,7 yıl olarak hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 – 2024 dönemine ilişkin “Hayat Tabloları” istatistiklerini açıkladı. Buna göre; Türkiye’de 2021 – 2023 döneminde 77,3 yıl olan “doğuşta beklenen yaşam süresi” 2022 – 2024 döneminde 78,1 yıla yükseldi.

Türkiye’de 2021 – 2023 döneminde erkeklerde 74,7 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2022 – 2024 döneminde 75,5 yıl; kadınlarda ise 80 yıl olan süre 80,7 yıl olarak hesaplandı.

Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki kişilerin ortalama kalan yaşam süresi 64,3 yıl oldu. Erkekler için bu süre 61,7 yıl, kadınlarda ise 66,9 yıl oldu.

Türkiye’de, 30 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 49,9 yıl oldu. Erkekler için bu süre 47,5 yıl, kadınlarda ise 52,3 yıl olarak hesaplandı.

Türkiye genelinde, 50 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ise ortalama 30,9 yıl oldu. Erkekler için bu süre 28,6 yıl, kadınlarda ise 33,1 yıl olarak kaydedildi.

Türkiye’de 2022-2024 dönemi hayat tabloları sonuçlarına göre, 65 yaşında bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18 yıl olarak hesaplandı. Erkekler için bu süre 16,3 yıl olarak hesaplandı.

Kadınların ise erkeklere göre ortalama 3,3 yıl daha uzun yaşayacağı öngörülerek, 65 yaştaki kadınlarda beklenen yaşam süresi 19,6 yıl oldu.

Türkiye’de eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresi incelendiğinde; eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de uzadığı görüldü.

Her yaştaki beklenen yaşam süresi, düşük eğitime sahip kişiler arasında daha az olurken, artan eğitim düzeyi ile birlikte beklenen yaşam süresinin de arttığı görüldü.

Cinsiyet ayrımında, eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresine bakıldığında, hem erkek hem de kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de arttığı tespit edildi.

Yaşı 30 olan erkekler ve kadınlar için ortaöğretim altı eğitim seviyesi ile yükseköğretim eğitim seviyelerinde beklenen yaşam süresi farkının 5 yıl civarında olduğu görüldü.

Doğuşta sağlıklı yaşam süresi 57,6 yıl oldu

Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanan “sağlıklı yaşam süresi”, sıfır yaşında bulunan bir kişi için Türkiye’de toplamda 57,6 yıl, erkeklerde 58,9 yıl ve kadınlarda 56,3 yıl olarak hesaplandı.

Buna göre, erkeklerin sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,6 yıl daha uzun olduğu görüldü.

Paylaşın

Türkiye, İnsan Hakları İzleme Listesi’ne Eklendi: Sivil Özgürlükler “Baskı Altında”

Türkiye, ‘baskı altındaki’ sivil özgürlükler nedeniyle İnsan Hakları İzleme Listesi’ne dahil edildi. İzleme Listesi’ndeki diğer ülkeler arasında Kenya, El Salvador, Endonezya, Sırbistan ve ABD bulunuyor. 

Türkiye, sivil hak ve özgürlüklere yönelik baskıların dramatik bir şekilde artması nedeniyle İnsan Hakları İzleme Listesi’ne dahil edildi.

Dünya çapında sivil özgürlüklerin durumunu ve sivil haklara yönelik tehditleri kamuoyuna duyuran bir araştırma örgütü olan CIVICUS tarafından çarşamba günü yapılan basın açıklamasında, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ardından başlayan kitlesel protestolar ve sonrasında sivil haklara yönelik saldırıların arttığı belirtildi.

Açıklamada, “Haklara yönelik acımasız saldırılar, protestocuları, gazetecileri, avukatları ve LGBTQI+ topluluklarını hedef alan şiddet, sansür, tutuklama ve sindirmeyi içeriyor,” denildi.

CIVICUS Avrupa ve Orta Asya Araştırmacısı Tara Petrovic, “Türkiye’deki baskıların yasaları uygulamakla hiçbir ilgisi yok. Bu siyasi bir tasfiyedir,” dedi. “Hükümet bir sonraki seçimler öncesinde demokratik muhalefeti tasfiye ediyor ve algılanan her türlü muhalefete karşı şiddet ve diğer açıkça yasa dışı araçları kullanıyor,” diye ekledi.

İzleme Listesi’ndeki diğer ülkeler arasında Kenya, El Salvador, Endonezya, Sırbistan ve ABD bulunuyor. ABD, İzleme Listesi’ne Mart ayında dahil edildi. CIVICUS, Başkan Donald Trump’ın “demokratik normlara ve küresel iş birliğine saldırısını” vurgulayarak, dış yardım sözleşmelerinin yüzde 90’ından fazlasının kesilmesi ve Trump’ın “yasa dışı ve ahlaksız ayrımcılık programları” olarak adlandırdığı çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) politikalarına yönelik baskılarına değindi.

CIVICUS, sivil hakların durumunu beş kategori altında özetliyor: Açık, daraltılmış, engellenmiş, baskı altında ve kapalı.

Uluslararası Af Örgütü de dahil olmak üzere sivil toplum kuruluşlarından oluşan ve sivil özgürlüklerin kısıtlandığı alanlarda daha fazla sivil eylemi savunan küresel bir ittifak olan CIVICUS, Türkiye’yi en kötü ikinci seviye olan “baskı altında” kategorisinde değerlendiriyor. Bu seviyede yer alan ülkelerde, ifade, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin ciddi şekilde kısıtlandığı bildiriliyor.

Dünya genelinde bu kategoride toplam 51 ülke yer alıyor.

CIVICUS, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle başlayan süreç ile birlikte Mart ayından itibaren “yeni bir baskı dalgasının” ülke genelinde hakim olduğunu belirtti.

İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla Türkiye’de son on yıldaki en geniş katılımlı protestoların başladığını vurgulayan CIVICUS, protestolarda “büyük bir çoğunluğu barışçıl olan genç protestoculara göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiyle sert biçimde müdahale edildi, birçok kişi yaralandı ve hastaneye kaldırıldığına” dikkat çekti.

İzmir Barosu eski başkanının da bulunduğu çok sayıda avukatın protestoculara hukuki destek sağladıkları gerekçesiyle tutuklandığı belirtildi.

Balkan Sivil Toplum Geliştirme Ağı (BCSDN) Politika ve Savunuculuk Sorumlusu Simona Mladenovska, “Türkiye’de protestolara yönelik baskının boyutu şaşırtıcı” dedi. “Barışçıl protestolar ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Yetkililer rotayı tersine çevirmeli ve insanların barışçıl bir şekilde toplanma ve şikayetlerini dile getirme hakkına saygı göstermeye başlamalıdır.”

CIVICUS, LGBTQİ+ eylemlerine katılanlara yönelik baskının da arttığını belirterek, Haziran ayında düzenlenen “İstanbul Onur Yürüyüş’lerinde ilk kez, yürüyüşe katılan üç kişi tutuklandı ve aralarında aktivistler, avukatlar ve gazetecilerin de olduğu 52 kişi keyfi olarak gözaltına alındı,” denildi.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden aldığı diplomanın iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınmış daha sonra da 23 Mart’ta ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklanmıştı. Tüm bu süreç, İBB Başkanı’na son haftalarda açılan soruşturmaların ardından ve CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminin öncesinde geldi.

Ancak İmamoğlu tutuklanmasıyla aynı gün 15 milyona yakın oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı.

İBB’ye yönelik sürdürülen operasyonlar kapsamında CHP’li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere toplamda 15 CHP’li belediye başkanı ile 1 belediye başkanvekili 29 Temmuz itibarıyla tutuklu.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ardından başlayan süreçte, 24 Mart’ta eş zamanlı düzenlenen şafak operasyonlarıyla 11 gazeteci gözaltına alındı. İngiltere merkezli kamu yayıncısı BBC’nin Türkiye’deki protestoları takip eden muhabiri Mark Lowen’in sınır dışı edildiği bildirilirken, İsveçli gazeteci Joakim Medin ‘terör’ suçlamasıyla yedi hafta gözaltında tutuldu.

CIVICUS Monitor Sivil Alan Araştırma Lideri Ine Van Severen, “Türkiye’deki yetkililer sokakları susturmaya çalışmakla yetinmiyor, gazetecileri sansürlemek ve çevrimiçi muhalefeti bastırmak için de ellerinden geleni yapıyor,” dedi. “Türkiye’de ifade özgürlüğü için kalan alan da boğuluyor.”

Türkiye’de basın özgürlüğü tartışmaları son dönemde giderek yoğunlaştı. Gazeteci Fatih Altaylı, YouTube kanalında sarf ettiği sözler nedeniyle “cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre, an itibarıyla Türkiye’de 10’dan fazla gazeteci demir parmaklıklar ardında bulunuyor. Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 158’inci sırada.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Özel’den “Süreç Komisyonu” Yorumu: Yasa Yaparız Anayasa Yapmayız

“Süreç” kapsamında TBMM’de kurulması planlanan komisyona ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, komisyonun anayasa çalışmasına dönüşmesine karşı olduklarını belirterek, “Yasa yaparız ama anayasa yapmayız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, iktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği süreç kapsamında TBMM’de kurulması planlanan komisyona, nitelikli çoğunluk esasının resmen açıklanması halinde üye vereceklerini belirtti.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu ve Ceren Balta Teke’ye konuşan Özel, “TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bu yönde net bir açıklama yaptığı anda isimleri bildiririz” dedi.

CHP’nin komisyona katılmamasının, partinin tarihsel çizgisiyle çelişeceğini söyleyen Özel, “Bu süreç parlamentoda yürütülmeli. Biz yıllardır bunu savunuyoruz. Şimdi bu noktada geri duramayız” dedi.

Özel, Erdoğan’ın CHP’nin komisyona katılmasını istemediğini belirterek, “Biz orada olursak rahat edemez. Ama biz haklıyız ve bu süreci doğru yürütmek istiyoruz. Erdoğan bizden çekinsin” dedi.

Komisyondaki temel taleplerinin eşit temsil ve nitelikli çoğunluk olduğunu vurgulayan Özel, “AKP ve MHP zaten anlaşmış gibi. Bu yüzden bizim katılımımız sembolik değil, süreci etkileyecek şekilde olmalı. Bu da ancak kararların çoğunlukla değil nitelikli çoğunlukla alınmasıyla olur” dedi.

“Yasa yaparız, anayasa yapmayız”

Özel, komisyonun anayasa çalışmasına dönüşmesine karşı olduklarını belirterek, “Mevcut anayasaya bile uymayanlarla yeni anayasa yapılmaz. Gezi davası tutukluları, Demirtaş, Atalay içerideyken bir anayasa tartışması olmaz. Yasa yaparız ama anayasa yapmayız” dedi.

CHP’nin komisyondan uzak durmasının daha büyük tehlikeler yaratacağını savunan Özel, “CHP’nin olmadığı yerde denge kalmaz. Komisyona girmemiz, sürece meşruiyet kazandırmak değil, yanlışları önlemek için” dedi.

Komisyondaki varlıklarının AKP-MHP çizgisine destek anlamına gelmediğini belirten Özel, “Biz oraya etken olmak için gidiyoruz. Doğru bildiklerimizi savunacağız. Edilgen değil, aksiyon partisiyiz” şeklinde konuştu.

Erken seçim ihtimaline de değinen Özel, “İmamoğlu adayımızdır. Ancak adaylığı kabul edilmezse oturur, en doğru ismi hep birlikte belirleriz” dedi.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Sandıkta Yenemediği Muhalefeti Yargıyla Susturuyor

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor.

Analizde, İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Londra merkezli The Economist dergisinde yayımlanan analizde, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, siyasi rakiplerini sandıkta yenemediğinde yargı yoluna başvurduğu iddiası gündeme taşındı. Yazıda, Erdoğan’ın Kürtlerle barış görüşmelerine yeşil ışık yakarken, diğer yandan muhalefeti baskı altına aldığı öne sürülüyor.

Dergiye göre, Türkiye’de 40 binden fazla insan PKK’nın saldırıları nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye’nin güneydoğusu hem silahlı çatışmalardan hem de karşılık olarak uygulanan sert askerî tedbirlerden büyük zarar gördü. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e atıfla, savaşın Türkiye’ye maliyetinin yaklaşık 1.8 trilyon doları bulduğu ifade edildi.

Barış süreci kapsamında silah bırakma sürecinin başladığı, yaz aylarında bu sürecin devam etmesinin beklendiği belirtildi. Kapsamlı bir af seçeneğinin de masada olduğu aktarıldı. Barışın, Türkiye’nin güneydoğusunda kalkınmanın önünü açabileceği gibi, Suriye’de PKK bağlantılı gruplar ile yeni rejim arasında gerilimi azaltabileceği değerlendiriliyor.

Ancak The Economist, Erdoğan’ın bu barış sürecini, baskı politikasını örtmek için kullanabileceğine dikkat çekiyor. 20 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Erdoğan’ın, anayasa değişikliği ya da seçimlerin öne çekilmesi yoluyla bir dönem daha iktidarda kalmayı hedeflediği, bunun için de DEM Parti’ye tavizler vererek desteğini kazanmayı amaçladığı belirtiliyor.

Daha önce de benzer bir tablo yaşandığını hatırlatan dergi, 2015 seçimlerinde DEM Parti’nin selefi olan HDP’nin Erdoğan’ın partisinin meclis çoğunluğunu engellediğini, ardından barış sürecinin çöktüğünü ve çok sayıda Kürt siyasetçinin, aralarında Selahattin Demirtaş’ın da olduğu isimlerin tutuklandığını vurguluyor. Demirtaş hâlâ cezaevinde bulunuyor.

“CHP geçmişte HDP’nin yaşadıklarını yaşıyor”

Bugün ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) benzer bir baskıyla karşı karşıya olduğu savunuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mart ayında yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı, İzmir’in eski belediye başkanı ile Adana ve Antalya büyükşehir belediye başkanlarının da gözaltına alındığı hatırlatılıyor.

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor. Analizde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Son olarak, dergi Batılı ülkelerin sessizliğine dikkat çekiyor. Ne Amerika’dan ne de Birleşik Krallık’tan bu tutuklamalara dair eleştiri gelmediği, Avrupa Birliği’nin ise konuyu yalnızca yüzeysel biçimde gündeme getirdiği aktarılıyor. Almanya’nın, Türkiye’ye Eurofighter Typhoon savaş uçağı satışını askıya almasına rağmen bu haftadan itibaren bu tavrından geri adım attığı ifade ediliyor.

The Economist, Türkiye’nin müttefiklerine çağrıda bulunarak, Erdoğan’ın Kürtlerle barış adımlarını sürdürmesini teşvik etmeleri, ancak aynı zamanda artan otoriter uygulamalar karşısında da seslerini yükseltmeleri gerektiğini belirtiyor.

Paylaşın