AK Parti’de Seçim Yenilgisi İçin Dört Ayrı Komisyon Kuruldu

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ağır bir yenilgi alan Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AK Parti), yenilginin nedenini araştırmak için 4 ayrı komisyon kuruldu.

Komisyonların hazırlayacağı raporlar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre, seçim sonuçlarını değerlendirmek için kurulan komisyonlarda bir bakan, bir genel başkan yardımcısı ve bir akademisyen yer alıyor.

Strateji heyetiyle irtibatlı olarak çalışacak olan komisyonları Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA) koordine edecek.

Nerede yanlışlar yapıldığı, seçim yenilgisinin sebepleri detaylı bir şekilde masaya yatırılacak.

Sandığa gitmeyen seçmenin hangi sebeplerle sandığa gitmediği, oy tercihini değiştiren seçmenlerin hangi sebeple tercih değişikliği yaptığı araştırılıyor.

Hazırlanan raporlara göre hangi bölgede nasıl bir yol izleneceği, teşkilatta değişiklik yapılacak ise nasıl bir değişiklik yapılacağı belirlenecek.

Hazırlanacak detaylı raporlar AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak.

Paylaşın

AK Parti’de Istakoz Krizi: Partimizden Defolup Gidin

AK Parti İzmir Milletvekili ve Dijital Mecralar Komisyonu Üyesi Şebnem Bursalı, sosyal medya hesabından, Monaco Yat Kulübü’nde yediği ıstakozun fotoğrafını paylaştı. Bursalı’nın ıstakoz paylaşımına, AK Parti MKYK üyesi Mücahit Birinci’den tepki geldi.

Haber Merkezi / Mücahit Birinci, “Milletimiz geçim sıkıntısındayken, millet çareler ararken, devletimiz dişini tırnağına takmış ekonomiyi düzeltmeye çalışırken, siz gidip Monaco’da ISTAKOZ yiyemezsiniz, hadi yediniz bunu paylaşamazsınız! ‘Partimizden defolup gidin kardeşim’ konu bu kadar basit.” diye yazdı.

Birinci mesajının devamında şu ifadeleri kullandı: “O ki paylaştınız, o zaman bu partiden istifa edeceksiniz. Sizin bu tavrınıza, bu ruh halinize hangi parti uygunsa, oraya gideceksiniz! Yer sofralarında kurulmuş, emekle, darbeler, bin bir badireler atlatmış bu partide siz ve sizin gibilere yer yok. Siz burayı babanızın çiftliği zannediyorsunuz, lakin burası halkın bağrından kopmuş, bu milletin öz evladı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisidir kardeşim!

Burada artık bu tavırda olanlara yer yok! Biz, size rağmen, sizin gibileri tek tek ayıklayana kadar, ölene kadar Reisimize sahip çıkacağız. Siz, bizim tane tane topladıklarımızı, kamyonu devirerek dökmeye çalışsanız da biz, yılmadan, sizlerden ve sizin gibilerden partimizin izzetini koruyacağız.

Uzun uzun yazardım, sabaha kadar yazardım, ama o fotoğraf, inanın bana, bu kadar yazmayı bile hak etmiyor. Aslında tek cümle yeter: ‘Partimizden defolup gidin kardeşim’ konu bu kadar basit.”

Şebnem Bursalı’ya Mücahit Birinci’nin ardından AK Parti içinden bir tepki de Hatay Milletvekili Abdulkadir Özel’den geldi.

Abdulkadir Özel, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Hem halktan sokaktan kopuk hem de yediğini gezdiğini paylaşacak kadar görgüsüz… Görgüsüz kopukları ‘bizimkiler’ ve ‘sizinkiler’ diye ayıranlar hep mahçup olmuştur. Üç vakte kadar ‘sizinkiler’in de kırdıkları saçılır ortaya mahçup olursunuz” dedi.

AK Partili isimden dikkat çeken paylaşım

Şebnem Bursalı’nın paylaşımından sonra AK Partili bir isimden daha dikkat çeken bir paylaşım geldi. Son seçimde Çankırı’dan aday olup kazanamayan eski AK Parti Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz, Maldivler’den fotoğrafını paylaştı. Filiz, paylaşımına “Maldivler güzel ama torunlarla başka güzel” notunu düştü.

Tepkilerin ardından sosyal medyadan eleştirilere cevap yayınlayan Hüseyin Filiz, ‘2018 yılında milletvekilliği görevimi tamamlamış durumdayım ve 2018’den bu güne kadar hiçbir yerde aktif görevim yok (Belediye Başkanlığı adaylığının dışında). Ayrıca 40 yıllık sanayici ve iş adamıyım. Ailemle ve torunlarımla yapmış olduğum bir tatil üzerinden maksatlı, haksız ve haddini aşan sözler söylüyorsunuz, torunlarım hakkında yorumlar yapıyorsunuz. Yapmayın!’ ifadelerini kullandı.

“Çekilin aç Türkler tatilden dönüyor”

Ayrıca Balıkesir’in Sındırgı ilçesinin önceki dönem belediye başkanı AK Partili Ekrem Yavaş, sosyal medya hesabından bayram tatili dönüşü yollarda oluşan yoğunluğu “Çekilin aç Türkler tatilden dönüyor” notuyla paylaştı. Tepkiler üzerine Yavaş söz konusu paylaşımını sildi.

Paylaşın

Dünya Bankası’ndan Alınacak Krediyle İlgili Dikkat Çeken İddia: Bizimki IMF’yi Sevmiyor

Mehmet Şimşek’in Dünya Bankası’ndan alınacak 35 milyar dolar krediyle ilgili “Neden IMF değil de Dünya Bankası” sorusuna Erdoğan’ı kastederek, “Bizimkini biliyorsunuz IMF’yi sevmiyor, IMF sözünü duymak bile istemiyor, ondan hoşlanmıyor” yanıtı verdiği iddia edildi.

IMF ile olumsuz görüşlerin kaynağının Külliye’deki ekonomistler olduğunu da belirten Mehmet Şimşek’in, “Külliyedekilerin kafaları bu işlere aslında basmıyor. Hep Cumhurbaşkanını yanlış yönlendiriyorlar, hatta kandırıyorlar. Bu ekonomik tablonun nedeni de bu aslında” dediği de aktarıldı.

Gazeteci Sedat Bozkurt, bugün Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında, 31 Mart yerel seçimleri öncesi Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile esnaf arasında geçen diyalogu gündeme taşıdı.

Bozkurt, yazısında Mehmet Şimşek’in Dünya Bankası’ndan alınacak 35 milyar dolar krediyle ilgili “Neden IMF değil de Dünya Bankası” sorusuna Erdoğan’ı kastederek, “Bizimkini biliyorsunuz IMF’yi sevmiyor, IMF sözünü duymak bile istemiyor, ondan hoşlanmıyor. Bizimkilerin IMF’ye bakışı hep olumsuz o nedenle kaynak arayışında Dünya Bankası’nı tercih ediyoruz” yanıtını verdiğini iddia etti.

Mehmet Şimşek’in IMF ile olumsuz görüşlerin kaynağının Külliye’deki ekonomistler olduğunu da net bir biçimde aktardığını yazan Sedat Bozkurt, Şimşek’in “Külliyedekilerin kafaları bu işlere aslında basmıyor. Hep Cumhurbaşkanını yanlış yönlendiriyorlar, hatta kandırıyorlar. Bu ekonomik tablonun nedeni de bu aslında” dediğini belirtti.

Sedat Bozkurt’un yazısının ilgili bölümü şöyle: “Ankara Yenimahalle’de AKP için Belediye Başkanlığı seçim çalışmalarına katıldı. Toplantıda AKP’lilerin yanı sıra GİMAT üyeleri de var. Türkiye’nin en büyük gıda ve ihtiyaç maddeleri toptancıları sitesidir GİMAT. Mekânı bilmiyorum. Ama katılımcı sayısı hayli fazla. Yalanlanma ihtimalini böylece azaltalım.

Bakan Şimşek ilk olarak 6 Eylül’de duyurusu yapılan Dünya Bankası’ndan gelecek 35 milyar doları tekrar burada dillendiriyor. Arkasından da açıklama ihtiyacı duyarak, “neden IMF değil de Dünya Bankası” sorusuna Erdoğan’ı kastederek, “Bizimkini biliyorsunuz IMF’yi sevmiyor, IMF sözünü duymak bile istemiyor, ondan hoşlanmıyor. Bizimkilerin IMF’ye bakışı hep olumsuz o nedenle kaynak arayışında Dünya Bankası’nı tercih ediyoruz” yanıtını veriyor. Bu açıklamanın ardından kendisinin gülerek sorduğu soru herkesi güldürüyor: “Aranızda gazeteci yok değil mi?”

IMF ile olumsuz görüşlerin kaynağının Külliye’ deki ekonomistler olduğunu da net bir biçimde aktarıyor Şimşek, “Külliyedekilerin kafaları bu işlere aslında basmıyor. Hep Cumhurbaşkanını yanlış yönlendiriyorlar, hatta kandırıyorlar. Bu ekonomik tablonun nedeni de bu aslında” diyerek. Bu arada Şimşek’in “külliyedeki ekonomistler” için kullandığı ve onları hafife alan (kesinlikle hakaret değil) tanıma net ulaşamadığım için ben de yazamıyorum. Külliyedeki kadro ile Şimşek’in arasındaki “stresi” de bu açıklamalar net bir biçimde ortaya koyuyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“İYİ Parti’de Kurultay Öncesi İki Grup Oluştu” İddiası

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de genel başkanlık seçiminin de olacağı olağanüstü kurultay öncesi iki ayrı grup oluştu.

İYİ Parti’de 27 Nisan’daki kurultay öncesinde parti içindeki yarışta genel başkan Meral Akşener’i destekleyen ekip ile genel başkanın değişmesi gerektiğini savunan ekip arasında tansiyon yükseldi.

Partinin TBMM Grup Başkanı Koray Aydın ve Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Tolga Akalın, önceki gün Akşener’e, “Seçimli olağanüstü kurultay kararının arkasında dur” çağrısını yaparken, Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, partide “Akşener’in görevine devam etmesi” gerektiğini savunan ekip ise “Akşener’i ikna turlarına başladı.”

Meral Akşener’in partinin başında kalmasını isteyen ekipte Genel Başkan Yardımcısı Ünzile Yüksel, Aydın Milletvekili Ömer Karakaş ve Muğla Milletvekili ve İYİ Parti Kurucular Kurulu üyesi Metin Ergun’un yer aldığı belirtiliyor.

Meral Akşener’in kalmasından milletvekillerinden gelen paylaşımlar üzerine, partide “değişimi” savunan ekipte ise “seçimli olağanüstü kurultayın gerçekleşmemesi durumunda parti teşkilatlarının üyelerinin değişebileceği” endişesi yaşanıyor.

Kurultayın iptal edilmesi halinde teşkilatlardaki üye yapısının “Akşener’i destekleyen isimlerden oluşabileceğine” dikkat çekiliyor. “Olağanüstü kurultay gerçekleşmezse, teşkilatlar Akşener’i destekleyen isimlerden oluşur ise demokratik bir kurultaydan söz edilemez” görüşleri dillendiriliyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan Papa Fransuva’ya Filistin Mektubu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katoliklerin ruhani lideri Papa Fransuva’ya gönderdiği Filistin mektubunda, “Öldürmenin tüm Semavi dinlerce haram kılındığı bilincine sahip olan insanlık, Gazze’de uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun çiğnenmesine daha fazla müsaade etmemelidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, camiler, kiliselerin bilerek bombalanması karşısında sesini yükseltmelidir. Filistin-İsrail meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan, Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi mümkün değildir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin vücut bulması ve uluslararası toplumun eşit bir üyesi olarak küresel sistemdeki yerini alması şarttır.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katoliklerin Ruhani Lideri Papa Fransuva’ya Filistin mektubu gönderdi. Erdoğan, mektubunda şu ifadelere yer verdi:

“Türkiye, insani diplomasi şiarıyla Kırım’ın yasadışı ilhakının gerçekleştiği 2014 yılından bu yana Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken, Filistinli masum sivillerin yaşam hakkının ve haklı davasının savunulmasında da en ön sıralarda yer almış, almaya da devam etmektedir.

Türkiye, 7 Ekim 2023 tarihinden beri gönderdiği 45 bin tona yakın insani malzemeyle Gazze’ye en fazla yardım sağlayan ikinci ülke konumuna gelmiştir. Aralarında Hristiyanların da bulunduğu, 450 refakatçinin eşliğinde, 429 Gazzeli hasta ve yaralının tedavisi de ülkemizde sürdürülmektedir.

Öldürmenin tüm Semavi dinlerce haram kılındığı bilincine sahip olan insanlık, Gazze’de uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun çiğnenmesine daha fazla müsaade etmemelidir. Savaşta bile dokunulmaması gereken hastaneler, okullar, camiler, kiliselerin bilerek bombalanması karşısında sesini yükseltmelidir.

Filistin-İsrail meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan, Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi mümkün değildir. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti’nin vücut bulması ve uluslararası toplumun eşit bir üyesi olarak küresel sistemdeki yerini alması şarttır.

İnsani yardımların ulaştırılamaması nedeniyle açlıktan ölümlerin baş gösterdiği Gazze’de mübarek Ramazan ayında dahi ayrım gözetmeksizin devam eden İsrail saldırıları ve üçüncü yılına giren Ukrayna Savaşı’nın küresel etkileri başta olmak üzere, karşı karşıya bulunduğumuz meydan okumalar, uluslararası toplumun iş birliği ve eşgüdüm içinde hareket etmesini gerekli kılmaktadır.

Dünya çapında yayılan İslam karşıtlığı, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi son dönemde toplumlararası barış ve istikrarı tehdit eden eğilimler de akılda bulundurulduğunda dünyamız, kapsayıcı ve akılcı siyasete, her koşulda bütün taraflarla diyalog kurabilen aktörlere, tarihte hiç olmadığı kadar ihtiyaç duymaktadır.

Bu anlayış çerçevesinde, ortak insani değerlerimiz ve dünya barışına hizmet etme gayemiz temelinde, barış içinde bir arada yaşama ve karşılıklı anlayış kültürünü yaygınlaştırmak üzere, Vatikan’la diyalog ve iş birliğimizi daha da geliştirmekte kararlıyız.”

Paylaşın

AK Parti Kulisi: Millet Bize İyi Bir Tokat Vurdu

AK Parti’de yerel seçimler değerlendirmeleri sürüyor. AK Parti kurmayları arasında, “Millet bize iyi bir tokat vurdu. Tokadı genel seçimlerde değil, şimdi vurarak, ‘kendini düzelt’ dedi. Seçmenimiz başka bir partiye gitmek yerine sandığa gitmedi” değerlendirmesi yapanlar var.

31 Mart yerel seçimleri, CHP’nin birinci parti çıkması ve iktidar partisi AK Parti’nin ağır bir yenilgi almasıyla sonuçlandı. Seçim geride kalsa da kulislerde konuşulanlar kamuoyuna yansımaya devam ediyor. Son olarak Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, yerel seçimlerde beklediğini bulamayan AK Parti’nin kulislerinde konuşulanları yazdı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ‘her ortamda derdini anlatmaya çalıştığını’ aktaran Babacan, “AKP’lilerin kendisine sorduğu en önemli soru, enflasyonun ne zaman dizginleneceği. Bakan her ortamda ‘enflasyon hedeflerini’ şöyle anlatıyor…” diyerek şunları yazdı:

“Ekonomi programımıza güveniyoruz. En kötü dönemi geride bırakıyoruz. Enflasyon kur dengesi kuruluyor. Mayıs ayında enflasyonu baz etkisi nedeniyle yüzde 73 bekliyoruz. Temmuz ayında yüzde 40 civarına gerileyeceğini düşünüyoruz. Enflasyon ve döviz kuru bir dengeye oturacak. Hedefimiz üç yıl sonra enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmek…” Bu sözler, seçim hezimetini üstünden atamayan partililere henüz heyecan vermiyor…

Seçim yenilgisinin AK Parti kulislerine nasıl yansıdığıyla ilgili ise Babacan, şunları yazdı:

AKP kurmayları arasında, “Millet bize iyi bir tokat vurdu. Tokadı genel seçimlerde değil, şimdi vurarak, ‘kendini düzelt’ dedi. Seçmenimiz başka bir partiye gitmek yerine sandığa gitmedi. Yeniden Refah Partisi bizden beklediğinden az oy aldı. Onların güçlenmesi geçici. Kalıcı olmaması bize bağlı. Seçimden sonraki süreç, iyi yönetilmeli. 4 yıllık süre var. Bu dönem bize bir fırsat sunuyor. Dar zamanlar büyük fırsatlar doğurur. Bu dönemi iyi değerlendirirsek seçmenin güvenini yeniden kazanabiliriz” değerlendirmesi yapanlar var. Ancak ilginç olan ‘partinin eski reflekslerine dönemeyeceğine’ inananların sayısının fazla olması…

“CHP’ye para sayma kumpası, AKP’de krize neden olmuş”

Özellikle İstanbul’da CHP adayı Ekrem İmamoğlu hakkında ‘balya balya para taşıdılar’ videosu partide ciddi krize neden olmuş. Bu videonun kampanya ekibine ve genel merkeze daha önceden geldiği, görüntülerin 2019 yılına ait olduğu için kullanılmasının faydası olmayacağının düşünüldüğü aktarılıyor. Ancak partide bu tür mizansenleri seven bir ekip tarafından parti yönetiminden bağımsız paylaşıldığı anlatılıyor. Partideki ekipleşmenin ve tek kanaldan karar alma yetisinin kaybedildiğinin başka bir göstergesi.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Yeni Bir Dönem Başlıyor

Trabzon’da halka seslenen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Demokrasi hepimizi eşitler. Sandığa gittiğimiz gün hepimiz eşitleniriz. Eksik bir tarafı var bazen demokrasi ve cumhuriyet istenilen seviyeye gelmez” dedi ve ekledi:

“Bu hatalar yanlış uygulamalar yüzünden olur. Sistemi uygar rejiminden, rayından çıkarırsanız önce kadınlara, gençlere, çocuklara, emeklilere zulüm çektirir. Ama hepimiz yeni bir arayışa yeni bir umuda mühür bastınız ya yeni bir dönem, yeni bir yöneticilik anlayışı başladı; tam yol ileri.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bayram ziyareti için geldiği memleketi Trabzon’da kürsüye çıktı açıklamalarda bulundu. İmamoğlu’nun açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Demokrasi hepimizi eşitler. Sandığa gittiğimiz gün hepimiz eşitleniriz. Eksik bir tarafı var bazen demokrasi ve cumhuriyet istenilen seviyeye gelmez. Bu hatalar yanlış uygulamalar yüzünden olur. Sistemi uygar rejiminden, rayından çıkarırsanız önce kadınlara, gençlere, çocuklara, emeklilere zulüm çektirir. Ama hepimiz yeni bir arayışa yeni bir umuda mühür bastınız ya yeni bir dönem, yeni bir yöneticilik anlayışı başladı; tam yol ileri.

Sevgili dostum Ahmet Kaya’nın odasına astığı bir fotoğraf yüzünden bir tartışma işliyor. O fotoğraf benim 10 yıldır masamın arkasında duruyor. O fotoğraf Tokat’ta bir çiftçinin deprem sonrası yaşadığı sıkıntıları bir devletin başındaki insana anlatırken çekildiği fotoğraf.

O fotoğraftaki kişi o anlatımı yapıyor hararetle ama onu dinleyen bir çift mavi göz var. O mavi göz vatandaşına öyle itinayla bakıyor ki ben diyorum ki Allah’ın beni o gözlerin baktığı gibi baktır. Ben çocukla konuşurken dizimi yere eğip onun düşündüğünü hissetmeye çalışıyorum. İşte bu yeni dönem o bir çift mavi gözün insanına baktığı gibi bir dönem olacak. Kibir, kendini beğenmişlik bunlar bitti.

Biz bu göreve talip olduk siz de bizi seçtiniz şimdi bize düşen görev sizi dinlemek anlamak, derdinize çare olmak için çalışmak. Bizim sorumluluğumuz bu. Devletimizin herhangi bir kurumu size destek veriyor ya kimse size cebinden bir şey vermiyor, vermek zorunda olduğunu veriyor hatta belki az veriyor. onun hesabını sorun. Bize minnet duymayın, bu ülkenin sahibi millettir.

Talimatımla, buyruğumla şunu yaptın deme dönemi bitmiştir. Millet devletin sahibidir. Bugün ülkemiz derin bir yoksulluk yaşıyorsa onun hesabını sormalısınız. Biz şimdi İstanbul’da ne iyi uygulama yapıyorsak sevgili Ahmet Kaya ile paylaşacağız. Benim kapım Türkiye’nin neresinden olursa olsun herkese açık.

“Bir kişiye değil millete hizmet edin”

Partiler araç, seçim geldi geçti. Şimdi hep birlikte ayağa kalkacağız. Hangi partide siyaset yapıyorsanız yapın şu kollarınızdaki, ayaklarınızdaki prangayı söküp atın. Bir kişiye değil millete hizmet edin.

Biz milletçe özgürlüğüne düşkün insanlarız. Şimdi daha çok sizi dinleyeceğiz. Başkanımız çok güzel projeler üretecek. Bu milletin ayağa kalkmasıdır. Makamın büyüdükçe başın öne eğilsin, bu bana büyüklerimden vasiyettir. Bu terbiyenin neferleri olacağız, çok çalışacağız. Beni aileme, doğduğum topraklara Trabzon’a, Karadenizlilere, şehrim İstanbul’a, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına mahcup etme.

Yolumuz açık olsun hep birlikte koşalım, hep birlikte coşalım. Biz partiyi burada bıraktık; Trabzon’da Trabzon ittifakı kazandı, İstanbul’da İstanbul ittifakı, Türkiye’de Türkiye ittifakı kazandı. Trabzon’da da Türkiye’nin her yerinde de her şey çok güzel olacak.”

Paylaşın

Haaretz’den Dikkat Çeken Erdoğan Yorumu: Tek Kişilik Şov Yapıyor

Haaretz Ortadoğu ilişkileri analisti Zvi Bar’el, Türkiye’nin İsrail’e getirdiği ticaret kısıtlamalarıyla ilgili yazısında, “Erdoğan, tek kişilik bir gösteri düzenlemeye ve İsrail’e yaptırım uygulamaya karar verdi” yorumunu yaptı.

Zvi Bar’el imzalı yazıda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerin Türkiye’yle ilişkilerini normalleştirseler bile Erdoğan’ın boykot uygulamasını takip eden adımlar atmayacağı savunuldu.

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Haaretz, Türkiye’nin İsrail’e getirdiği ticaret kısıtlamalarıyla ilgili bir analiz yayımladı.

Gazetenin Ortadoğu ilişkileri analisti Zvi Bar’el’in kaleme aldığı yazıda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gazze savaşını bölgesel bir lider olarak konumunu güçlendirmek amacıyla kullanmaya çalıştığı” iddia edildi.

Ticaret Bakanlığı’ndan 9 Nisan’da yapılan açıklamada, inşaat demirinden yassı çeliğe, mermerden seramiğe kadar İsrail’e ihracatta 54 ürün grubunda kısıtlama getirildiği duyurulmuştu.

Açıklamada kısıtlamaların “İsrail, derhal ateşkes ilan edene ve Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda insani yardım akışına izin verene kadar yürürlükte kalacağı” belirtilmişti.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, kararın ardından yaptığı açıklamada Ankara’nın hamlesine tepki göstererek, Türkiye’den ülkeye giden ürünlere yönelik kendi ticari kısıtlamalarını hazırlayacaklarını söylemişti.

Analizde, kısıtlamaların iki ülkeyi de ekonomik açıdan olumsuz etkileyeceğine dikkat çekilerek şu değerlendirme paylaşıldı:

İsrail ve Türkiye, Ankara’nın yaptırımları sonucunda oluşacak zarar ve kâr dengelerini şimdiden hesaplıyor. Endişelerin çoğu, daha fazla ülkeyi İsrail’e yaptırım uygulamaya sürükleyecek bir ‘tsunami’ etkisinin ortaya çıkma ihtimalinden kaynaklanıyor.

Yazıda, Hamas’ın saldırısıyla 7 Ekim’de başlayan savaşta İsrail’le ticareti kesmesi için yapılan birçok çağrıya Erdoğan’ın olumlu yanıt vermediği, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin ocakta bu yönde yaptığı çağrının da karşılık bulmadığı hatırlatıldı.

Analizde, Ankara’nın Gazze’ye havadan yardım gönderme talebinin Tel Aviv yönetimi tarafından reddedildiğine dikkat çekilerek, Erdoğan’ın bunu “şahsi hakaret olarak algıladığı” öne sürüldü.

Türkiye’nin ticaret kısıtlaması hamlesinin de “stratejik bir karardan ziyade bu hakarete yanıt niteliğinde olduğu” iddia edildi.

Bar’el, yazısında “Erdoğan, tek kişilik bir gösteri düzenlemeye ve İsrail’e yaptırım uygulamaya karar verdi” yorumunu yaptı.

Analizde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerin Türkiye’yle ilişkilerini normalleştirseler bile Erdoğan’ın boykot uygulamasını takip eden adımlar atmayacağı savunuldu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, AİHM’de En Fazla ‘Emsal Davaya’ Sahip Ülke

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 2023 yılında en fazla ’emsal davaya” sahip ülke oldu. AİHM’de geçtiğimiz yıl bekleyen en yüksek başvuru sayısına sahip ülke de Türkiye oldu.

AİHM verilerine göre mahkemeye gelen 68 bin 450 başvuruda toplam yükünün 23 bin 397’sini Türkiye menşeli şikayetler oluşturuyor. Buna göre bekleyen davaların yüzde 34,2’si Türkiye’den.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) 2023 yılında emsal karar oluşturan davalar sıralamasında Türkiye ilk sırada yer alıyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararlarının üye ülkeler tarafından uygulanmasına ilişkin yıllık raporunu bugün yayımladı.

Türkiye, 2023 sonu itibarıyla aynı insan hakları ihlallerinin bir daha yaşanmamasını sağlamak için spesifik ve genellikle geniş kapsamlı önlemlerin alınmasını gerektiren en fazla ’emsal davaya” sahip ülke oldu. Buna göre 2023 yılı sonunda Türkiye için 124, Romanya için 115, Ukrayna için 103 ve Bulgaristan için 89 “emsal dava” bulunuyor.

Türkiye, 2023 yılı sonu itibarıyla Ukrayna (766) ve Romanya’nın (476) ardından karar için bekleyen dava sayısında (446) üçüncü sırada yer alıyor.

AİHM’in ocak ayında yayımladığı 2023 yılı istatistikleri raporuna göre, geçtiğimiz yıl bekleyen en yüksek başvuru sayısına sahip ülke Türkiye. AİHM verilerine göre mahkemeye gelen 68 bin 450 başvuruda toplam yükünün 23 bin 397’sini Türkiye menşeli şikayetler oluşturuyor.

Buna göre bekleyen davaların yüzde 34,2’si Türkiye’den. Bu davaların da büyük çoğunluğu 2016 yılındaki darbe girişimi sonrası yapılan başvurulardan oluşuyor.

“Türkiye, AİHM’in Kavala kararına uymayarak İnsan Hakları Sözleşmesi’nde zorluk yaratıyor”

Öte yandan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin üye ülkelerin AİHM kararlarına yönelik tutumlarına ilişkin yıllık raporu bugün yayımlandı.

Raporda, üye ülkelerin AİHM kararlarının uygulanması konusunda önemli ilerleme kaydettiği vurgulanırken, sadece Osman Kavala davasındaki hükme uyulmamasıyla Rusya’nın üyelikten çıkmadan önce verilen kararların uygulanmamasına ilişkin endişeler dile getirildi.

Raporda, AİHS sisteminin ve bir bütün olarak Avrupa Konseyi’nin güvenilirliği açısından, tüm üye devletlerin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüklerini yerine getirmelerinin zorunlu olduğu vurgulandı.

Tüm çabalara ve çağrılara rağmen Kavala’nın tutukluluğunun devam ettiği hatırlatılan raporda, Bakanlar Komitesi’nin üye ülkelerin AİHS’ne saygı göstermesi için çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceği vurgulandı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’in ilgili dairesinin 10 Aralık 2019’da verdiği ihlal kararı ve Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin hükmü yerine getirmediği gerekçesiyle 2022’de Türkiye aleyhine “ihlal süreci” başlatmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu, Economist’e Yazdı: Türkiye Seçeneksiz Değil

Yerel seçim sonuçlarına ilişkin The Economist dergisi için bir yazı kaleme alan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Türkiye artık seçeneksiz değil; yörüngesi yeniden demokrasiye doğru sağlam bir şekilde oturmuş durumda” ifadelerini kullandı.

Ekrem İmamoğlu, ayrıca, Erdoğan rejiminin gelecekteki çabaları ne olursa olsun, İstanbul ve Türkiye’nin özgürlük, demokrasi ve sosyal uyumun sembolü olarak kalacağını belirterek “Halkı önceleyen yeni bir siyasi ahlak, otoriter popülizme galip gelecektir” dedi.

31 Mart yerel seçimlerinde ikinci kez İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilen Ekrem İmamoğlu, The Economist dergisi için bir yazı kaleme aldı. İmamoğlu, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye tarihinde 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerin sonuçları bir dönüm noktasıdır. Seçmenler tarafından yerel iktidarın büyük bir kısmının siyasi muhalefete emanet edilmesiyle birlikte Türkiye artık seçeneksiz değil; yörüngesi yeniden demokrasiye doğru sağlam bir şekilde oturmuş durumda.

Özellikle devlet kaynaklarının iktidar partisi ve adaylarına tahsis edilmesi ve medyanın hükümet tarafından kontrol edilmesi gibi haksız rekabet koşullarına rağmen, üyesi olduğum muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçimlerden zaferle çıktı. İstanbul’da hükümet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı, belediye başkanlığı seçimlerinde rakibimi desteklemek için aktif bir kampanya yürüttü. Geçen yılki seçimlerde CHP ile ittifak yapan diğer muhalefet partileri koalisyonumuzu terk edip kendi adaylarını çıkarsalar da biz kazandık.

Bu zafer, gerçek demokratik gücün halkın elinde olduğunu gösterdi. Bu, “İstanbul Modeli” olarak adlandırdığımız yeni bir belediye yönetimi biçimine yönelik bir güven oylamasıydı. Bu model eşitliğe, demokratik sürece sivil katılıma ve yerel düzeyde daha etkin ekonomik ve sosyal kalkınma politikalarına öncelik vermektedir.

Seçmen otoriterliği reddediyor

31 Mart’ta seçmenler sadece İstanbul ve ilçelerinde değil, tüm Türkiye’de sosyal demokrat adayları seçerek seçim haritasını yeniden çizdi. Verdikleri mesaj açıktı. Bundan böyle hukukun üstünlüğü ve demokrasi ile yönetilen bir ülke görmek istiyorlar. Bölücü politikaları ve otoriterliği reddediyorlar. Kutuplaşmayla parçalanmış bir Türkiye değil, birleşmiş bir Türkiye hayal ediyorlar. Dahası, bu seçim sonucu derinleşen ekonomik krize karşı bir protestoydu: Yükselen enflasyon, artan işsizlik ve hayat pahalılığı.

İktidarı 22 yıldır elinde tutan mevcut hükümet, gençler, kadınlar, mavi yakalı işçiler ve emekliler gibi kilit seçmen gruplarının desteğini kaybetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi Adalet ve Kalkınma Partisi büyük şehirlerde ağır bir yenilgiye uğradı ve destekleri daha çok kırsal kesimde yoğunlaştı. Buna karşılık, CHP orta ve doğu Anadolu’da benzeri görülmemiş bir destek kazanarak Türkiye genelinde siyasi dinamiklerde bir değişimin sinyalini verdi.

Değişim için güçlü bir arzu var

Seçim sonuçları demokratik muhalefete yeni bir enerji aşıladı. Daha bir yıl önce seçmenler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sayın Erdoğan’ı kıl payı desteklemişti. O zamandan beri CHP liderlik değişiklikleri yaptı ve programını kökten yenilemek için bir süreç başlattı. Türkiye halkı bu yön değişikliğinin farkına vardı ve memnuniyetle karşıladı. Değişim için güçlü bir arzuları var.

Bu seçim aynı zamanda vatandaşların siyasi elitlerden çok daha güçlü ittifaklar kurabileceğini göstermiştir. Partiler ve siyasi liderler demokrasiye olan umutlarını kaybetseler bile vatandaşlar kaybetmiyor. Türkiye’nin demokratları olarak bu taban ittifakını genişletmeye kararlıyız. Türk demokrasisinin geleceği ve ülkenin refahı buna bağlıdır.

Geçtiğimiz yirmi yıl, dünyanın dört bir yanında otoriter hükümetlerin iktidara gelmesiyle bir demokrasi krizine sahne oldu. Popülizm ve kutuplaşma tarafından yönlendirilen bu çalkantı, küresel belirsizlikleri körükledi ve insanları demokratik dönemin sonunun yakın olup olmadığını sorgulamaya sevk etti.

Ancak Türkiye için 31 Mart tam tersi bir anlam taşıyor: Demokrasinin erozyona uğramasının sonu.

Bu, sadece Türkiye için değil, aynı zamanda yakın bölgesi ve ötesi için de derin anlamlar taşıyan bir dönüm noktasıdır. Otoriter eğilimlere nasıl meydan okunabileceğini göstermiş ve dünyaya örnek olmuştur. Pek çok ülkede seçmenler partizan aidiyetlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Türkiye bunun böyle olması gerekmediğini göstermiştir. Yönetim için tutarlı ve inandırıcı alternatifler sunulduğunda, seçmenler tercihlerini değiştirmeye ve popülist otoriterliği reddetmeye isteklidir.

Benim de aralarında bulunduğum seçilmiş belediye başkanlarına düşen görev, hesap verebilir yerel yönetişim için ortak bir kurallar dizisinin tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu yaklaşım, CHP’nin elindeki yargı bölgelerinde kamu hizmetlerinin güvenilir bir şekilde içten izlenmesini ve değerlendirilmesini gerektirecektir.

Aynı zamanda, başta deprem ve afet hazırlığı ve yönetimi olmak üzere, şehirlerimizin ve ülke genelinin kronik sorunlarını ele almak için hükümetle işbirliği yapmaya çalışacağız. Kapsamlı bir dizi reform önerisi geliştirerek ekonomimizi, demokrasimizi ve hukuk sistemimizi güçlendirmek için tedbirler alacağız.

CHP, Erdoğan’ın Ak Parti’sine karşı ülke liderliği için en güçlü alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Önümüzdeki beş yıl boyunca Türkiye nüfusunun yüzde 70’inden fazlasını ve ekonomisinin neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri sosyal demokrat belediye başkanları yönetecek. Bir sonraki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine doğru ilerlerken, yerel düzeydeki değişiklikler ulusal düzeyde daha geniş çaplı değişikliklere zemin hazırlayacaktır.

Sayın Erdoğan’ın popülist rejiminin gelecekteki çabaları ne olursa olsun, İstanbul ve Türkiye özgürlük, demokrasi ve sosyal uyumun sembolü olarak kalacaktır. Halkı önceleyen yeni bir siyasi ahlak, otoriter popülizme galip gelecektir. Demokratik çürüme ve ekonomik gerilemenin damgasını vurduğu bir neslin ardından Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına demokrasiye olan inancını tazeleyerek giriyor.”

Paylaşın