AK Parti, Büyük Değişime Hazırlanıyor

31 Mart yerel seçimlerinde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de yeni yol haritası Kızılcahamam kamp toplantısında belirlenecek. Parti kulislerinde hem kabine hem de MYK’da değişiklik yapılması bekleniyor.

AK Parti, oy düşüşlerini 81 ilde yaptırdığı kamuoyu araştırmalarıyla rapor haline getirirken, milletvekilleri ile gruplar halinde gerçekleşen istişare toplantıları da tamamlandı. Son istişare toplantısı Kızılcahamam kampında gerçekleştirilecek.

Ekonomim’den Besti Karalar’ın aktardığına göre kampa; eski ve mevcut kabine üyeleri, parti kurucuları, bugüne kadar AK Parti’nin tüm kadrolarında MKYK, MYK’da görev yapan eski ve yeni üyeler ile milletvekilleri davet edilecek. Kamp da; 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçları değerlendirilerek, bundan sonra izlenecek yeni yol haritası belirlenecek.

31 Mayıs ile 2 Haziran da yapılacak Kızılcahamam kampının ardından, gözler parti ve kabinede yapılacak değişime çevrildi.

23 yıllık iktidarında; 7 genel seçim, 4 yerel seçim, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi ve 3 referandumu kazanan AK Parti, 31 Mart yerel seçimlerinde yaşadığı ciddi oy düşüşünün ardından, tarihinin en büyük değişimini hem kadrolarında hem de politikalarında yapmaya hazırlanıyor.

Hükümet ve parti politikalarında, ‘değişim’ mesajı veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 31 Mayıs ile 2 Haziran’da yapılacak Kızılcahamam kamp toplantısından sonra değişimin düğmesine basağı söyleniyor.

AK Partili kaynaklara göre; ‘değişim’ takvimi Kızılcahamam kamp sonrası başlayacak. 22 Mayıs’ta planlanan Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında; sonbaharda yapılması öngörülen 8. Olağan Kongre süreci işletilecek.

Kongre sürecini oluşturulacak yeni bir komisyonun yürütmesini de gündemine alan AK Parti de, ilk değişimin il başkanlarıyla başlatılacağı yorumları yapılıyor. Kongre çalışmalarının da yeni atanan il ve ilçe başkanlarıyla yürütüleceği dile getiriliyor.

AK Partili kurmaylar, seçmenin sadece parti kadro ve parti politikalarında değil, hükümet politikalarında da kadrolarında da değişim mesajı verdiğine dikkat çekiyorlar. AK Parti kulislerinde; il ve ilçe başkanlarının ardından ikinci değişimin kabine üyeleri arasından yapılacağı dillendiriliyor. AK Parti de kabine değişikliği kongre öncesi bekleniyor.

AK Parti’de asıl değişimin ise sonbaharda planlanan 8. Olağan Kongresi’nden sonra gerçekleşeceği yorumları yapılıyor. Bu değişimin genel merkez ile sınırlı kalmayacağı, TBMM Grubuna da yansıyacağı dile getiriliyor.

Paylaşın

Özgür Özel: Yeni Bir Anayasa Konuşmak Zaman Kaybı Olur

CHP Lideri Özgür Özel, “Mevcut Anayasa’ya uymayanlarla Anayasa yapılmaz. Erdoğan’ın gündeminde Anayasa var. Benim gündemimde ise Anayasa’ya harfiyen uyulması var. İstanbul Sözleşmesi’ni hukuksuzca feshedenlerle yeni bir anayasa konuşmak zaman kaybı olur” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka ile birlikte Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) temsilcileriyle görüştü.

EŞİK Platformu’nun temsilcileri Hülya Gülbahar, Serap Dalkılıç, Özlem Günel Tekşen, Teşrife Boysan, Ayşe Aydan Barut, Özgül Kaptan ve Meral Güler toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları alanlarında güçlü adımlar atılması talepleriyle CHP Genel Merkezi’nde CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka’yı ve Kadın Kolları Genel Sekreteri Mehtap Yücel’i ziyaret etti.

Birgün’ün aktardığına göre; Aylin Nazlıaka, EŞİK Platformu’nun temsilcilerine eşitlik mücadelesinde birlikte hareket edeceklerini söyledi.

Daha sonra Nazlıaka, heyeti CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile buluşturdu. Heyet, Özel’e “9. Yargı Paketi içerisinde yer alan ‘etki ajanlığı’, evli kadınların kendi soyadlarını kullanma hakkı, 6284 sayılı şiddeti önleme yasasının tek yaptırımı olan zorlama hapsinin işlevsizleştirilmesi ve iktidarın yeniden gündeme getirdiği yeni Anayasa yapılması” konularındaki görüşlerini sundu.

Ayrıca 15 Mayıs’ta Resmî Gazete’de yayımlanan “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi” için tüm illerde kurulacak yeni kurullarla ilgili genelgenin sakıncalarına değinildi.

Heyet adına ilk sözü alan avukat Hülya Gülbahar, 9. Yargı Paketi içerisinde yer alan ‘etki ajanlığı’ ve evli kadınların kendi soyadlarını kullanma hakkına değindi. Gülbahar, etki ajanlığının ilk etapta gazetecilere yönelik kullanılacağı algısı yaratılsa da Türkiye’de yaşayan herkes için büyük bir tehdit oluşturduğuna dikkati çekti. Kadın Sivil Toplum Kuruluşları dahil tüm toplumsal örgütlerin varlığına, STK yöneticilerinin ve aktivistlerin hukuki güvenliğine dair tehdit oluşturduğunu vurguladı.

Ayrıca 9. Yargı Paketi’nde kadının kendi soyadını kullanma hakkının ihlal edileceğine de değinen Gülbahar, şunları söyledi: “İktidar, ailenin reisi erkektir bakış açısı ile hareket ediyor. Evlenen kadının eşinin soyadını almasını şart koşuyor. Bu zihniyet soyun erkekten devam ettiği anlayışını hâkim kılmak istiyor. Bu paketteki yanlış düzenlemelere karşı mücadelede sizin desteğinizi talep ediyoruz.”

“Hedeflerinde Medeni Kanun var”

CHP Lideri Özel, “Evli kadının soyadı konusunda size tam destek vereceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırırken 6284’e sığındılar şimdi onu da değiştirmeye çalışıyorlar. Sırada boşanan kadının nafaka hakkı var. Esas hedeflerinde ise Medeni Kanun var” dedi.

Eşitlik konusunda partinin çok ciddi bir adım attığına değinen Özel, “Gölge kabinenin yarısını kadınlar oluşturuyor, yerel yönetimlerde kadın sayısını artırdık. Önümüzdeki dönemde kadın temsil oranını daha da artırmayı hedefliyoruz” dedi. Özel, 9. Yargı Paketi’nde yer alan etki ajanlığı konusuna da değindi: “Bu düzenlemeyle propaganda yapmayı dahi suç haline getiriyorlar. Bu kabul edilemez.” dedi.

Eşik Platformu’nun “Anayasa konusunda müzakere dahi yapılmamalıdır” talebini de dinleyen Özel, “Bu bakış açısını çok önemsiyorum. Mevcut Anayasa’ya uymayanlarla Anayasa yapılmaz. Erdoğan’ın gündeminde Anayasa var. Benim gündemimde ise Anayasa’ya harfiyen uyulması var. İstanbul Sözleşmesi’ni hukuksuzca feshedenlerle yeni bir anayasa konuşmak zaman kaybı olur.” dedi.

Görüşmede Yargı Paketi’ndeki 6284 sayılı şiddet yasasının tek yaptırımı olan zorlama hapsinin itiraza açık hale getirilmesinin yasanın işlevini ortadan kaldıracağı sonucu dile getirildi. Paketteki mükerrer suçlulara getirilen ceza indirimlerinin cezasızlık politikalarının devamı anlamına geleceği vurgulandı.

Görüşmenin sonunda, EŞİK Platformu 9. Yargı Paketi, Anayasa tartışmaları, mor, yeşil kamucu ekonomi ve yerel yönetimlerde eşitlik konusunda görüşlerini içeren bir dosya sundu.

Paylaşın

Anıtkabir’e Papa Franciscus Gitti Ali Erbaş Gitmedi

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 7 yıllık görev süresi boyunca milli bayramlar dahil olmak üzere Anıtkabir’e gitmedi. Katolik aleminin ruhani lideri Papa Franciscus’un Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerde ilk durağı Anıtkabir olmuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 18 Eylül 2017’de atandı ancak görevi devralınca Anıtkabir’e gitmedi. Hutbelerde de Atatürk’ü anmayan Erbaş, 7 yılda Anıtkabir’deki hiçbir programa katılmadı. Başkanlık görevi boyunca makamına 11 kilometre mesafedeki Anıtkabir’i hiç ziyaret etmeyen Erbaş bu sürede 100’e yakın yurtdışı seyahatine katıldı ve 42 ülkeye gitti.

Ali Erbaş 7 yıldır 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü nedeniyle Anıtkabir’de yapılan törenlere katılmadı. Son günlerde lüks makam aracı, beş yıldızlı otellerdeki toplantılar, zengin yemek menüleri ile gündeme gelen Erbaş, pandemi döneminde yurt dışı gezilerine ara verse de o zaman bile iki Afrika ülkesine gitti.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre, Erbaş’ın yurt dışı programlarının bazılarına eşi Seher Erbaş da eşlik etti. Programlara genel müdür ve daire başkanları, özel kalem, fotoğraf ve basın ekibi, koruma polisleri de katıldı. Erbaş’ın Suudi Arabistan’a 15’den fazla kez gittiği belirtilirken, 2024’ün ilk 4 ayında da üç kez bu ülkeye gitti. Erbaş’ın Diyanet İşleri Başkanı olarak gittiği ülkelerden bazıları şöyle:

Almanya, ABD, Arnavutluk, Avustralya, Azerbaycan, Bangladeş, Belçika, Belarus, BAE, Bosna Hersek, Bulgaristan, Cibuti, Danimarka, Fransa, Gana, Hırvatistan, Hollanda, Irak, İngiltere, İran, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, Japonya, Karadağ, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Kıbrıs, Makedonya, Norveç, Özbekistan, Pakistan, Rusya, Sırbistan, Suudi Arabistan, Ürdün, Vatikan, Yeni Zelanda, Yunanistan.

Papa Franciscus’un ilk durağı anıtkabir

Katolik aleminin ruhani lideri Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus’un Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerde ilk durağının Anıtkabir olması dikkat çekmişti. Papa, 2014 ve 2022 yıllarında Türkiye’ye geldi ve ilk olarak Anıtkabir’e gitti.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş son yurt dışı gezisini Bosna Hersek’e yaptı. Erbaş, Banja Luka şehrinde Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak yeniden yapılan Arnaudiye Camisi’nin 7 Mayıs’taki açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile birlikte katıldı.

Paylaşın

CHP’den ‘Kamuda Tasarruf’ İçin Samimiyet Testi

CHP Milletvekili Nurten Yontar, Meclis’te kamuda tasarruf paketinin vatandaşı tatmin etmediğini söyledi, “Diyanet kısıtlamalara uyacak mı? Bakanlar seyahat ederken tarifeli uçak seferlerini kullanacaklar mı? Araç konvoylarından, korumalardan, gezi faaliyetlerinden vazgeçilecek mi?” diye sordu.

Halkın güveni için öncelikle Cumhurbaşkanlığına ait kullanılmayan tüm yazlık ve kışlık sarayların satılması gerektiğini söyleyen Yontar, “Hazine garantili tüm projeleri iptal edip kur korumalı mevduatı sona erdirirseniz, saraya yakın iş adamlarının sıfırladığınız vergilerini tahsil ederseniz samimiyetinize inanalım” dedi.

Kamuda tasarruf tedbirleri geçtiğimiz hafta başında kamuoyu ile paylaşıldı, önceki gün de tasarruf genelgesi yayınlandı.

Taşıtlardan yatırım projelerine birçok alanda sınırlamalar içeren pakete göre 3 yıl boyunca emekli olanlar hariç kamuya yeni personel alınmayacak, kamuda 3 yıl süreyle yeni araç satın alma ve kiralama yapılmayacak. İlk etapta 100 milyarlık tasarruf hedeflenen pakete muhalefet partilerinden birçok eleştiri geldi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar, Meclis’te paketin vatandaşı tatmin etmediğini söyledi, “Diyanet kısıtlamalara uyacak mı? Bakanlar seyahat ederken tarifeli uçak seferlerini kullanacaklar mı? Araç konvoylarından, korumalardan, gezi faaliyetlerinden vazgeçilecek mi?” diye sordu.

Halkın güveni için öncelikle Cumhurbaşkanlığına ait kullanılmayan tüm yazlık ve kışlık sarayların satılması gerektiğini söyleyen Yontar, “Hazine garantili tüm projeleri iptal edip kur korumalı mevduatı sona erdirirseniz, saraya yakın iş adamlarının sıfırladığınız vergilerini tahsil ederseniz samimiyetinize inanalım” dedi.

CHP Uşak Milletvekili Ali Karaoba da, “Sayın Cumhurbaşkanı 2 tane uçağını satarak vatandaşa bir öncülük yapıp “Biz tasarruf yapıyoruz” diyebilir” önerisi getirdi.

CHP’nin yerel seçim başarısının sırrı

Öte yandan 31 Mart yerel seçim sonuçlarına dair siyasi partilerin analizleri raporlanmaya başladı. İktidar da muhalefet partileri de sonuçlarda ekonomik sorunların çok etkili olduğu değerlendirmesi yapmıştı. Ancak CHP’nin yaptığı bir çalışma elde edilen başarıda adayların etkisinin ilk sırada olduğunu gösterdi.

Çalışmayla ilgili bilgi veren CHP’li yönetici, 14 büyükşehir, 21 il belediyesi kazanan, uzun yıllar sonra Kütahya, Kastamonu, Adıyaman ve Kırıkkale gibi kentlerde belediyeleri alan CHP’nin başarısında doğru adayların etkisi olduğunu söyledi.

CHP’nin başarısının nedenlerini ortaya koyan çalışmaya göre ilk sırada yüzde 40 oranıyla “doğru adaylar” yer aldı. Seçmenlerin oylarında ekonominin belirleyiciliği ise ikinci sırada yer aldı.

Paylaşın

AK Partili Vekillerden ‘Daha Etkin Meclis’ Talebi

Geçtiğimiz haftalarda grup başkanvekilleri ile bir dizi toplantıda bir araya gelen AK Partili milletvekilleri “Daha etkin bir Meclis çalışması” talebinde bulundu.

AK Parti’de 31 Mart seçim sonuçlarının değerlendirmesi sürüyor. Haziran ve temmuz aylarında kapsamlı toplantılar yapılacak. Partide değişim içinse sonbaharda yapılması planlanan olağan kongre işaret ediliyor. Kongrenin takvimi de 22 Mayıs’ta toplanacak MKYK’da netleşecek.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Parti yönetimi ve hükümette beklenen değişimin yanı sıra milletvekillerinin Meclis çalışmalarında da değişim beklentisi var. Geçtiğimiz haftalarda grup başkanvekilleri ile bir dizi toplantıda bir araya gelen AK Partili milletvekilleri “Daha etkin bir Meclis çalışması” talebinde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası muhalefetin Meclis’in etkisinin azaldığı yorumlarına bazı noktalarda katılan AK Partili milletvekilleri toplantılarda Meclis’in nasıl daha fonksiyonel hale gelebileceğini tartıştı. Komisyon çalışmalarının daha kaliteli hale getirilmesi, kanun yapma sürecinde altyapının güçlendirilmesi, daha çok milletvekilinin sürece katılımı, Meclis kürsüsünün daha etkin kullanılması, basın toplantılarının artırılması gibi öneriler dile getirildi.

AK Partili milletvekillerinin güncel gelişmeler dışında kendi gündemini inşa edecek faaliyetlere ağırlık vermesi gerektiği konuşuldu. Milletvekillerinin medya ile ilişkisi de ele alındı. Farklı kanalların programlarına katılım sağlanması gerektiği belirtilirken, “Bizi gazeteciler, akademisyenler değil biz temsil edelim” görüşünü dile getirenler oldu.

“AKP Grubu değil, retgiller grubu”

Öte yandan Muhalefet partilerinin toplumun farklı kesimlerinin sorunlarının araştırılması için Meclis’te komisyon kurulmasını talep eden grup önerilerinin neredeyse tamamı AK Parti ve MHP oylarıyla reddediliyor. Saadet Partisi sürekli gerçekleşen bu reddi de grup önerisi yaptı.

Ancak “İktidar partisinin muhalefetten gelen önergelerin tamamına ‘hayır’ demesinin psikolojik, sosyal ve siyasal sebeplerinin irdelenmesi ve yasama faaliyetlerine olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbirlerin araştırılması amacıyla komisyon kurulması” önerisi de AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.

Önerge üzerinde söz alan Anayasa Hukukçusu Serap Yazıcı Özbudun, son 1 yılda verdikleri 500 önergenin hepsinin iktidar blokunun kararlı tutumuyla reddedildiğine dikkat çekti, İYİ Partili Aykut Kaya tek başına verdiği 15 Meclis araştırması önergesinin kabul edilmediğini söyledi.

DEM Parti Milletvekili Ali Bozan ise, “Sürekli olarak ret oyu kullanmanızdan kaynaklı bence AK Parti grubunun adı bugünden sonra ‘retgiller’ olmalı, AKP Grubu değil, retgiller grubu” dedi.

Paylaşın

Demirtaş’tan Açıklama: Düşüncelerim Değişmedi

Kobani Davası’nda 42 hapis cezası verilen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, karara ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır” dedi ve ekledi:

“Savaşı durdurup bitirmede, çözüm bulmada inisiyatif alabilirlerse, bunun koşullarını oluşturabilirlerse, tecrit kaldırılıp görüşmelere başlanırsa ben şahsen sonuna kadar desteklerim. Bana ceza verildi diye “benden sonrası tufan” demem. Yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, biz desteklemekte tereddüt etmeyiz. Bu konudaki düşüncelerim, ağır ceza aldım diye değişmedi yani.”

Kobani Davası’nda 47 ayrı davadan hakkında 42 yıl hapis cezası verilen eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’den Murat Sabuncu’ya konuştu. Demirtaş’ın sorulara verdiği yanıt şöyle:

Kobani Davası’nda yaptığınız savunmanın son kısmında şöyle demiştiniz: “Vereceğiniz kararı yüzüme okumanıza fırsat vermeyeceğim. Kararı kendi kendinize okuyacaksınız. Eşime, aileme, kızlarıma, tüm halkıma vasiyetimdir: Karar açıkladığında halaylarla, coşkularla, zılgıtlarla karşılamalısınız kararı. Çünkü biz burada öyle karşılayacağız. Bundan taviz verip onursuzca yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz.” Kararı nasıl duydunuz, nasıl karşıladınız?

Mahkemenin açıkladığı karar, yıllar öncesinden bizzat iktidar ve ortakları tarafından verilmiş ve miting meydanlarında defalarca ilan edilmişti. Mahkemedeki ağır ceza heyeti, sadece şekli bir görevi yerine getirerek siyasetin verdiği kararı okumuş oldu.

Kararı hücremizde televizyondan izledik. Benim için de Selçuk Hoca için de sürpriz olmadı. Zaten öngörüyorduk, her yönüyle hazırdık. Güçlü ve moralli karşıladık.

Biz halk için tüm gücümüzle direnirken morali de yine halkımızdan alıyoruz. Kimse merak etmesin; bizim boynumuz bükülmez, dizimiz çökmez. Halkımız nasıl dimdik ve onurlu şekilde duruyorsa biz de onlara layık olacağız ve halkımızı asla mahcup etmeyeceğiz.

“6-8 Ekim’de katledilen insanların gerçek faillerini gizleyip korumuş oldular”

İddianame ilk çıktığı andan itibaren hukuki değil, siyasi bir dava olduğu pek çok hukukçu tarafından da dile getirildi. Ancak sonuçta devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya yardım suçundan 20 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan 4 yıl 6 ay, Newroz konuşmasından 2 yıl 6 ay, halkı kanunlara uymamaya teşvik suçundan 1 yıl altı ay, başka iddialarla toplamda 42 yılı geçen bir ceza verildi. Yorumunuz nedir?

Verilen cezaların tamamı bir tweet ve birkaç miting konuşmamdan dolayı verilmiş. Yani yıllardır yalan ve iftirayla yarattıkları algılara dayalı. Ne bir şiddet eyleminden ceza verildi ne de şiddeti teşvik ya da destekten. Sadece düşüncelerimden, söylediklerimden 42 yıl ceza verilmiş oldu. Bu da davanın siyasi bir dava, cezaların da siyaseten verilmiş cezalar olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu.

Davanın en önemli iddiası ‘insanların öldürülmüş’ olmasıydı. Hem hukuki hem siyasi olarak özellikle ölümlerdeki sorumlulukla suçlanmıştınız. Tüm sanıklar bu konuyla ilgili beraat etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette biz değil bir insanı öldürmek veya yaralamak, bir karıncayı bile incitmedik. Bunu devlet de hükümet de mahkeme heyeti de çok iyi biliyor. Ancak yıllarca bizi “katil, terörist” diye yaftalayıp bunun üzerinden hem kamplaştırma yaratarak seçim malzemesi yaptılar hem de 6-8 Ekim’de katledilen insanların gerçek faillerini gizleyip korumuş oldular. Buradan da anlaşılıyor ki ölümlerin çoğunun failleri bir şekilde devletle bağlantılıydı ki onları koruyup bizi hedef göstermiş oldular.

Dosyada zaten sıfır delil vardı, bizi cinayetle suçlayanlar da bunu biliyordu ancak açıkça yalan söyleyip halkın bir kesimini kandırmayı başardılar.

Tekrar ifade etmek istiyorum ki 42 yıl cezanın tamamı konuşmalarımdan dolayı verildi ki o konuşmaların tamamının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğü kapsamında olduğu tespit edilmişti. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uygulansaydı bu dava beraatle sonuçlanmalıydı. Elbet bir gün, hepimizin beraat edeceğimizden kuşkum yok.

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olan Ahmet Türk’e de 10 yıl hapis cezası verildi. Bu aynı zamanda yeni bir kayyım uygulamasının başlangıç işareti mi?

Sayın Ahmet Türk başta olmak üzere ceza verilen tüm arkadaşlar için çok üzgünüm. Arkadaşlarımıza verilen cezaların tümü hukuk dışıdır ve siyasi intikam cezalarıdır. Elbette bu cezaları kayyım atamaya gerekçe yapabilirler. Umarım öyle bir şey olmaz ama bu tehlike maalesef ki var.

Yargıtay Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle 21 Haziran 2021’de açtığı davanın omurgalarından birini Kobani davası oluşturuyor. Kapatma davasının iddianamesinde, Kobani iddianamesinin büyük bölümüne yer verilmişti. Ayrıca siyasi yasak talep edilen 687 kişinin içerisinde Kobani davası sanıkları da var. Bugünkü karardan sonra HDP kapatma davasının nereye evrileceğini düşünüyorsunuz?

Kobani kumpas davasındaki ceza kararları HDP kapatma davasında etkili olabilir. Anayasa Mahkemesi de sonuçta politik davranan ve iktidarın dümen suyunda hareket eden bir yargı organı. HDP’yi kapatırlarsa bir kez daha hukuku katledecekler ve bu “şaşırtıcı” olmaz çünkü kanunsuzluk, adaletsizlik bu iktidarın normali, maalesef.

“Bizimle konuşmak yerine ağır cezalar veriliyorsa; demek ki yumuşama ve normalleşme Kürtleri kapsamıyor”

Mahkemeye değil halka ve tarihe karşı yaptığınızı söylediğiniz savunmanızın bir kısmında şu hatırlatmayı yapmıştınız: “Ben genç bir avukatken DEP’li milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan AİHM kararıyla yeniden yargılanıyordu. Onlar tutuklandığında ben üniversitedeydim. İkinci yargılamalarında avukattım. Milletvekili olarak tutuklandılar. Dokunulmazlıkları hukuka aykırı şekilde kaldırıldı. DGM’de yargılandılar.” Siz aynı geleneğin bir temsilcisi olarak mevcut durumu Türkiye’de Kürtlere siyaseti geçmişte de bugün de ve yarın da kapatmanın bir şekli olarak mı okuyorsunuz?

Bir defa, şundan herkes emin olmalı ki Kobani kumpas davasında ağır cezalarla karşılaşan tüm siyasetçiler barış yanlısıdırlar, barış için çalışmışlar ve her zaman demokratik siyaseti savunmuşlardır. Şu anda dışarıda siyaset yapan arkadaşlarımız gibi hepimizin temel hedefi silahsız, şiddetsiz çözümü sağlamaktır.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürtlerin demokratik siyasette mücadele etmelerini ve bu yolla güçlenmelerini, dağa çıkıp silah almalarından daha tehlikeli görüyor. Devlet, savaşı ve şiddeti her zaman siyasete tercih etti, bugün de bu anlayış değişmiş değil. Çünkü savaşarak Kürtleri yok edebileceğine inanıyor ama siyaseten baş etmenin mümkün olmadığını düşünüyor. Bu nedenle Kürt siyasetçilerini her zaman büyük tehdit olarak algılayıp sert şekilde üstüne gitti. Devlete kalsa hepimizin dağa çıkıp silah almamızı, bizimle savaşıp bizi öldürmeyi tercih eder. Oysa biz silahla çözüm olmayacağını düşündüğümüz için barışçıl demokratik siyaseti tercih ettik. Gelin görün ki devlet açısından Kürt’ün siyasetçisi de dağa çıkanı da hatta kedisi, tavuğu bile teröristtir, hepsi aynıdır ve bir şekilde yok edilmelidir. İşte bu zihniyet değişmedikçe Kürtlerin hakları konusu da bir türlü çözüm yoluna girmiyor.

Verilen kararlar bir süredir iktidar ve muhalefet arasındaki görüşmeler ‘yumuşama, normalleşme’ sözlerinin neresine düşüyor?

Valla bu sorunun cevabını normalleşme, yumuşama girişimlerinde bulunan siyasetçiler verse daha iyi olur. Biz hücredeyiz ve burada yıllardır hiçbir şey, tek bir saniye bile normal değildi. Elbette siyasette diyalog önemlidir, konuşabilmek kıymetlidir, şarttır. Fakat biz de siyasetçiyiz ve halkın seçilmiş temsilcileriyiz ve bizimle konuşmak yerine bize ağır cezalar veriliyorsa demek ki yumuşama, normalleşme Kürtleri ve dostlarını kapsamıyor diye düşünürüz.

“Savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır”

İHD Genel Merkezi ve Diyarbakır Şubesi tarafından “Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı”na yolladığınız bir mesajda Kürt sorununun çözümü için bir masa kurulacaksa bu masada hükümetin de olması gerektiği söylemiş ve eklemiştiniz: “Hükümet de bugün itibarıyla Sayın Erdoğan şahsında temsil edildiğine göre, bu işin birinci muhatabı Sayın Erdoğan’dır. Yine geçmiş deneyimlerden bilinen, kabul gören ve devletin de resmi hafızasında meşruiyeti kayıt altına alınmış Sayın Öcalan bir başka muhataptır.” Sizce Erdoğan hâlâ birinci muhatap olarak duruyor mu?

Ben ölümlerin, akan kanın durmasını yürekten istiyorum, diliyorum. Bu savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır. Savaşı durdurup bitirmede, çözüm bulmada inisiyatif alabilirlerse, bunun koşullarını oluşturabilirlerse, tecrit kaldırılıp görüşmelere başlanırsa ben şahsen sonuna kadar desteklerim. Bana ceza verildi diye “benden sonrası tufan” demem. Yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, biz desteklemekte tereddüt etmeyiz. Bu konudaki düşüncelerim, ağır ceza aldım diye değişmedi yani.

31 Mart seçimleri öncesinde Erdoğan’a ‘çözüm sürecini buzdolabından yeniden çıkarma çağrıları’ yapılmıştı. Sizce bundan sonra ne olur?

Evet, çözüm sürecini buzdolabından çıkarmak gerekiyor. Demokratik, barışçıl bir çözümü savunmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan sonra hangi adımları atar, daha da mı sertleşir yoksa tüm bu hukuksuzluklara, çatışmalara son verecek girişimleri mi başlatır, göreceğiz. Ancak bizim barışçıl duruşumuz ve diyaloga açık tavrımız bellidir. Halka karşı sorumluluğumuzun gereği olarak bu ilkeli duruşumuzdan geri adım atmayız, atamayız.

Siz bir süre önce aktif siyasetten çekildiğinizi ifade etmiştiniz. 2023 öncesi yoğun yazı-söyleşi faaliyetinize son vermiştiniz. Bu karardan sonra ne yapacaksınız?

Aktif siyaseti bıraktım ve dönmeyi de düşünmüyorum. Çünkü bunun koşulları yok benim açımdan. Kaldı ki buradan yaptığım açıklamalar bazen çarpıtılıyor, bazen yanlış anlaşılıyor veya istismar ediliyor. Dolayısıyla günlük siyasete hiçbir şekilde dahil olmayı düşünmüyorum.

“Siyasete çöreklenmiş bazı zihniyetler, benim buradan siyasi mücadele yürütmemden çok rahatsızlardı”

Şunu da yine açık yüreklilikle söylemek isterim ki siyasete çöreklenmiş bazı zihniyetler, benim buradan siyasi mücadele yürütmemden çok rahatsızlardı. Dışarıda olsam yanımda iki cümle kurmaya cüret edemeyecek tipler, nasılsa cezaevinden cevap veremem diye arkamdan atılmadık iftirayı, edilmedik hakareti bırakmadılar. Çıktığımda hepsiyle yüzleşeceğiz elbette ancak halkımız bilmeli ki bizi bunca yıl içeride tutup ağır cezalar verilebilmiş olunmasının bir nedeni de bu siyaset tüccarlarıdır. Günü geldiğinde, bütün bu siyaset tüccarı keneleri halkımızın yakasından silkeleyip atacağımızdan herkes emin olsun.

Dışarıdaki siyasetçi yoldaşlarımız da koltuk için her türlü ilkesizliği yapan bu düşürülmüş unsurlara, onların yaydıkları dedikodulara, iftiralara karşı dikkatli ve duyarlı olmalılar, oyunlara gelmemeliler.

Bunların kim olduklarından çok, bu zihniyetin kendisi önemlidir. Bu zihniyeti reddetmek ve onlara alet olmamak gerekir. “Demirtaş karşıtlığı” üzerinden prim yapan, koltuk kapan kim varsa bilinsin ki bu halkın dostu değildir. Çünkü ben ve tutsak arkadaşlarımız bu halkın direnen öz evlatlarıyız ve bu mücadelenin sonuçlarıyız. Mesele ben değilim, benim şahsımda değerlere saldıran kim varsa objektif veya subjektif olarak art niyetlidir.

Aktif siyaseti bırakmamın bir nedeni de bahsettiğim siyaset keneleri ve ne yazık ki bu kenelere halen bazı durumlarda değer verilmesidir. Ancak biz halkımızın öz evlatları ve bu hareketin yetiştirdiği siyasetçiler olarak partiyi de mücadeleyi de bu zihniyete teslim etmeyeceğiz. Genel Merkezimiz daha hassas ve dikkatli olursa kimse mücadelemize, birliğimize zarar veremez.

Tüm bunlarla birlikte şunları da belirtmeliyim; günlük siyasete dahil olmayacağım ancak elbette yazılar yazabilirim. Belki düzenli olarak köşe yazısı yazmaya başlarım, henüz karar vermedim. Ancak şurası nettir ki benim söyleyeceklerim, yazacaklarım DEM Partiyi bağlamaz, kimse de bu şekilde algılamamalı. Ben DEM Partinin yöneticisi, temsilcisi, sözcüsü hatta üyesi bile değilim. DEM Parti elbette bizim partimizdir ve parti yönetimi siyaseti yürütüyor, yürütür. Ben sadece kişisel görüşlerimi paylaşabilirim. Ve yine açık söyleyeyim, siyasette yanlışlar yapan, halkı esas almayan kim olursa olsun net şekilde eleştirmekten çekinmeyeceğim. Herkes buna hazır olsun şimdiden.

Parti politikalarına karışmamaya özen göstererek kendi görüşlerimi açıklarken, siyasetçilerin hatalarını eleştirmekten de geri durmam. Nitekim dışarıdaki bazı siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar benim hakkımda düşüncelerini açıklarken son derece cüretkâr davranıyorlar, ki haklarıdır. İstedikleri kadar eleştirebilirler, saygı duyarım. Ama artık benim de çok net cevap verdiğimi görecek, duyacaklar, ben de buna saygı gösterileceğini biliyorum.

“Moralliyiz, güçlüyüz, dirençliyiz”

Son olarak sizler aracılığıyla tüm halkımıza, dostlarımıza sıcak selam, sevgilerimizi gönderiyor, Selçuk Başkan’la birlikte hepinize hasretle sarılıyoruz.

Bu günler gelip geçer, geriye onuruyla direnenlerin tarihe düştüğü notlar kalır. Tüm bu süreç boyunca koşulsuz şekilde yanımızda olan dostlarımızı da arkamızdan kuyu kazanları da bizi tasfiye etmeye yeltenen muktedirleri de unutmayacağız.

Her zamanki gibi moralliyiz, güçlüyüz, dirençliyiz. Ve mutlaka kazanacağız. Berxwedan jîyan e!

Selam, sevgilerimizle…

Paylaşın

Özel’den Yeni Anayasa Açıklaması: Zaman İsrafı

CHP Lideri Özgür Özel, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Anayasalar her doğan için yapılır. Bizimki Erdoğan için yapıldığı için bu hale geldi” dedi ve ekledi:

“Eski anayasaya tam uyum birinci olmazsa olmaz bakış açımız… İkincisi yeni bir anayasa yapılacak dahi olsa mevcut anayasaya uymamanın üst düzeyde denetimi, müeyyideli yaptırımlarının olması lazım… Çok kötü bir pratikten geliyoruz. Türkiye çok şey kaybetti bu yüzden.”

Özgür Özel, “Anayasaya bu kadar çok anayasa ihlali yapılırken yeni bir anayasanın, bırakın oturup tartışmayı, usul tartışmasını dahi zaman israfı olarak görürüz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a açıklamalarda bulundu. Özel, yeni anayasa çalışmalarına oturmak için öncelikle mevcut anayasaya uyulması gerektiğini belirterek yeni anayasa konusunda şu anda “masadan çok uzak” bir noktada olduklarını söyledi.

Özgür Özel, hükümetin yeni Anayasa çalışmaları konusunda, “Bir anayasa tartışmasının usulüne, yani şekline bile girmek için önce bana bunu teklif edenlerin mevcut anayasaya harfiyen uyuyor olması lazım” dedi.

Anayasanın toplumsal mutabakat istediğini söyleyen Özel, kendisine oy verenlerin “neden gittin o masaya” diye kendisine soracağını belirterek, “Toplumsal mutabakat yaratmanız lazım. (Onlar) Mevcut anayasaya uydukça biz o masaya yaklaşırız, mevcut anayasayı çiğnedikçe biz o masadan uzaklaşırız. Şimdi çok uzak bir noktadayız” diye konuştu.

Özel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi kararları, Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi kavgasında yürütmenin taraf olması ve uygulanmayan onlarca hak ihlali kararı olduğuna vurgu yaparak, “Artık hukuk devletinden çıkıldığı görüntüsünü gösteren, kuvvetler ayrılığından ziyade, kuvvetler birliği görüntüleri var” dedi.

“Anayasalar ‘her doğan’ için yapılır. Bizimki Erdoğan için yapıldığı için bu hale geldi” diyen Özel şunları söyledi: Eski anayasaya tam uyum birinci olmazsa olmaz bakış açımız… İkincisi yeni bir anayasa yapılacak dahi olsa mevcut anayasaya uymamanın üst düzeyde denetimi, müeyyideli yaptırımlarının olması lazım… Çok kötü bir pratikten geliyoruz. Türkiye çok şey kaybetti bu yüzden.

Özel, “Anayasaya bu kadar çok anayasa ihlali yapılırken yeni bir anayasanın, bırakın oturup tartışmayı, usul tartışmasını dahi zaman israfı olarak görürüz” dedi.

Özel, cumhurbaşkanlığı adaylığının 2028 yılında nasıl belirleneceği sorusuna ise, “Partideki hiçbir organ dışlanmadan yine kamuoyu araştırmalarından bilimsel çalışmalardan yaralanarak seçimi en garanti kazanacağımız Cumhuriyet Halk Partili bir kimse partimizin adayı olacak. Tek başına seçimi birinci turda kazanamayacak durumdaysak o durumda elbette ittifak arayışları da olabilir. Geçmişte yapılan hataları tekrarlamayacağız” diye yanıtladı.

Önemli hatalardan birinin seçim bittiğinin ertesi günü ittifak adayı konuşmak olduğunu söyleyen Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi aday konuşmayı da ittifak konuşmayı da seçim yaklaşırken yapacak” dedi.

Yerel seçimlerde CHP’nin başarısına atıfta bulunan Özel, “31 Mart seçim zaferini getiren tek bir şey değildi… Yani ne genel başkan performansıydı tek başına, ne adayların performansıydı, ne vaatlerimizdi, ne çok başarılı bulunan kampanyamızdı. Ne ekonomik şartlardı, hepsi birdendi. Ve biz bunların hepsini çok doğru yönettik” diye konuştu.

“İsrail’in yaptıkları örtülemez”

Özel, İsrail-Hamas arasında yaşanan savaş ile ilgili olarak Hamas’ın yaptıklarının “terör eylemi” olduğunu ve sivillere karşı böyle bir şey yapılmasının son derece kabul edilemez ve uluslararası camia tarafından en sert şekilde kınanması gerektiğini belirterek, “Ama bunu araçsallaştırarak (İsrail’in) 35 binden fazla kişiyi 15 binden fazla çocuğu katletmesinin savunulabilecek hiçbir tarafı yok ve iki tarafın yaptıkları birbirine denk değil” dedi.

“Bir tarafta terör eylemlerine girişen bir grup varken diğer tarafta uluslararası hukuka saygılı olması gereken bir devlet var. Burada İsrail’in kusurunun Hamas’ın yaptıklarıyla örtülebilecek tarafı kalmadı” diyen Özel, Filistin halkını güçsüz bırakacak yorumlar konusunda endişe ettiğini bu nedenle Hamas’ın kabul edilmeyen “terör” eylemleri karşısında İsrail’i haklı çıkaracak söylemlere dikkat ettiğini belirtti.

Türkiye’nin İsrail’e ticaret yasağı getirmesi konusunda da Özel, “Estiği kadar yağmıyorlar. Ticaret meselesini de son derece iç siyaset üzerinden okuyarak yaptılar. Yoksa çok istemsizdiler bu konuda. Bence 35 bin kişinin katledildiği bir yerde alınması gereken bu karar çok geç alındı” dedi ve şöyle devam etti:

Ben İsrail’le Türkiye ilişkilerinin kötüleşmesini hiçbir zaman savunmam, savunmadım ama bu kadar büyük bir katliama dur demek için bütün İsrail’in düşmanlarının değil, dostlarının İsrail’e karşı sert tutum takılması gerekiyor.

Paylaşın

Ali Babacan’dan ‘Kobani Davası’ Mesajı: Siyasi Yumuşama Lafta

108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yapan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, “Siyasi yumuşama lafta, göstermelik ziyaretlerde kaldı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çakarlı araçlarla tetikçi transferi yapanları yargılayamayan iktidar, hukuksuzca verilen onlarca yıllık cezalarla insanların hayatlarını karartmakta beis görmüyor.”

Babacan, açıklamasının devamında, “İktidar ve ortaklarına bir kez daha hatırlatıyorum. Uymanız gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa var. Yargının üzerindeki elinizi çekin; AİHM kararlarını görmezden gelmeyin. Anayasal hakları çiğnemeyin” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Ali Babacan, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara ilişkin açıklama yaptı.

Babacan açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ülkem adına üzgünüm. İktidar, yargıya bir kere daha siyasetin gölgesini düşürerek ülkemizin toplumsal barışını umursamadığını yeniden gösterdi. Siyasi yumuşama lafta, göstermelik ziyaretlerde kaldı.

Çakarlı araçlarla tetikçi transferi yapanları yargılayamayan iktidar, hukuksuzca verilen onlarca yıllık cezalarla insanların hayatlarını karartmakta beis görmüyor. İktidar ve ortaklarına bir kez daha hatırlatıyorum. Uymanız gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa var. Yargının üzerindeki elinizi çekin; AİHM kararlarını görmezden gelmeyin. Anayasal hakları çiğnemeyin.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

İsrail’den Türkiye’ye Misilleme: Serbest Ticaret Anlaşması Feshediyor

Ankara’nın gelen tepkiler üzerine ticareti kesme kararının ardından Tel Aviv, Türkiye ile olan serbest ticaret anlaşmasını feshedeceklerini ve Türkiye’den ithal edilen mallara yüzde 100 ek gümrük vergisi uygulayacaklarını duyurdu.

Ticaret Bakanlığı, 2 Mayıs’ta, Gazze’ye kesintisiz insani yardım akışı sağlanana kadar Türkiye-İsrail arasında ihracat ve ithalat işlemlerinin tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulduğunu açıklamıştı.

Bakanlık, yaptığı açıklamada, “Devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur” ifadeleri kullanılmıştı.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Türkiye ile İsrail arasındaki serbest ticaret anlaşmasını feshedeceklerini ve Türkiye’den ithal edilen mallara yüzde 100 ek gümrük vergisi uygulayacaklarını duyurdu. İsrailli Bakan, söz konusu planın, kabinenin onayına sunulacağını ifade etti.

Bezalel Smotrich, konuyla ilgili açıklamasında “Erdoğan’ın İsrail’den ithalatı durdurması bir ekonomik boykot ilanı teşkil ediyor ve Türkiye’nin yükümlülüğü olduğu uluslararası ticaret anlaşmalarının ciddi şekilde ihlali anlamına geliyor” dedi.

İsrail’in bu uygulamalarının Erdoğan iktidarda kaldığı sürece devam ettirileceğini belirten Bezalel Smotrich, “Türkiye vatandaşları, Erdoğan’ın görev süresi dolduğunda aklı başında ve İsrail düşmanı olmayan bir lider seçerse, Türkiye ile ticaret yolunun yeniden açılması da mümkün olur” ifadelerini kullandı.

İsrail Maliye Bakanı Smotrich’in planı, Türkiye’den İsrail’e ihraç edilen mallara serbest ticaret anlaşması uyarınca uygulanan tüm indirimli gümrük vergilerinin kaldırılmasını öngörüyor. Ayrıca Türkiye’den ithal edilen tüm ürünlere, mevcut gümrük vergisi oranına ilaveten, değerinin yüzde 100’ü oranında ek vergi uygulanacak.

Bezalel Smotrich; İsrail Maliye, Ekonomi ve Dışişleri Bakanlıklarının da ticarette Türkiye’ye olan bağımlılığı azaltmak için ithalat kaynaklarını çeşitlendirilmesi sağlayacak adımlar atacağını söyledi.

Smotrich’in Türkiye’ye yönelik planı, İsrail İmalatçılar Birliği tarafından da “uygun bir yanıt” olarak karşılandı. Jerusalem Post’un haberine göre, Birlik’ten yapılan açıklamada, sanayicilere ithalat alternatifleri için Çin, Doğu Avrupa, Yunanistan, Almanya, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Tayvan’a yönelmeleri çağrısında bulunuldu.

Türkiye Ticaret Bakanlığı bu ay başında İsrail ile her türlü ihracat ve ithalat işleminin durdurulduğunu duyurmuştu.

Ancak İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geri adım attığını ve bu ülkeye yönelik ticaret kısıtlamalarının birçoğunu kaldırdığını öne sürmüştü. Bu iddiaya Ticaret Bakanı Ömer Bolat’tan yalanlama gelmişti.

Reuters haber ajansı tarafından ulaşılan bir belgede ise Ticaret Bakanlığının İsrail’e ihracat yapan Türk şirketlerine ellerindeki siparişleri üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirebilmeleri için üç ay süre tanıdığı görülmüştü.

Paylaşın

Figen Yüksekdağ: Direne Direne Kazanacağız

Kobani Davası’nda 30 yıl 3 ay hapis cezası verilen eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, karara ilişkin yaptığı açıklamada, “Halklılığımızın bilincine, gücüne ve güvenine sarılıyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Halklarımzıın da bunlara sarılarak özgürlük yolunda kararlılıkla yürüyeceğine inanınyoruz. Kimsenin yüzü düşmesin, yüreği kararmasın. Bugüne kadar yıkamadılar, diz çöktüremediler. Ağır bedellerle, cefalarla beslenen yolumuzdan döndüremediler. Bundan sonra da başaramayacaklar. Direne direni var olduk. Direne direne kazanacağız.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Kobani Davası’nda verilen 30 yıl 3 ay hapis cezasına ilişkin sosyal medya hesabından bir mesaj yayınladı. Yüksekdağ, mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Koban Davası’nda verilen karar, haklı demokratik mücadelemizde, politik özgürlük hareketimizde bir sonuç edğil, yeni bir başlangıçtır. Rehin tutulduğumuz 8 yıl boyunca halklarımızın, kadınların ve emekçilerin onurunu, özgürlüğünü, adaleti savunduk. Katliamcı, tecavüzcü IŞİD ordusuna ve onun ipini elinde tutanlara, suç ortaklarına karşı toplumsal vicdana, dayanışmaya, büyük insanlığın asil değerlerine sarıldık.

Bu değerlerlerden nasibini almayanlar tarafından yargı işkencesine, zulmüne maruz bırakıldık. Çıkan ağır ceza kararları Türkiye halklarının birlikte yaşama olanaklarına ortak vatan ve demokratik cumhuriyet idealine yönelik bir saldırıdır. Demokratik siyasetin tasfiye operasyonlarına ve halklarımızın ortak yaşamına, geleceğine dönük her hamleyi boşa çıkarmak için direnmeye devam edeceğiz.

Halklılığımızın bilincine, gücüne ve güvenine sarılıyoruz. Halklarımzıın da bunlara sarılarak özgürlük yolunda kararlılıkla yürüyeceğine inanınyoruz. Kimsenin yüzü düşmesin, yüreği kararmasın. Bugüne kadar yıkamadılar, diz çöktüremediler. Ağır bedellerle, cefalarla beslenen yolumuzdan döndüremediler. Bundan sonra da başaramayacaklar. Direne direni var olduk. Direne direne kazanacağız. Selam ve sevgilerle.”

Kabani Davası

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın