Ömer Çelik Açıkladı: Erdoğan’dan Parti İçinde Tartışma Olmaması Talimatı

Partisinin MKYK toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Erdoğan’ın parti içinde tartışma olmaması talimatı verdiğini söyledi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanımız MKYK’nın girişinde iç ve dış politikayla ilgili olarak gündemi değerlendirdiler. Önümüzdeki 4 yılı değerlendirirken, birlik ve beraberliğin sağlanması, parti içinde tartışma olmaması, hep birlikte aynı hedefe odaklanılması konusunda açıklamalar yaptılar. Her bir arkadaşımızın kendi görev alanlarındaki hazırlıklarının tam olması gerektiğini belirttiler.

Son gelişmeler ışığında savunma sanayii alanında geldiğimiz nokta hakkında da değerlendirmeler oldu. Bu alanda daha fazla yatırım yapılacağı vurgulandı… İran’ın talebi doğrultusunda Akıncı İHA’nın merhum şahsiyetlerin yerini tespit etmesi, Türkiye’nin bu konudaki imkan ve kabiliyetlerinin ne kadar arttığını göstermesi fevkalade önemlidir.

Adı üstünde taslak. Bununla ilgili toplumda birbirine zıt talepler var. Üzerinde çalışılıyor. Önümüzdeki hafta veya daha sonraki hafta Meclis’e gelmesi planlanıyor. Çalışma devam ediyor, henüz tamamlanmış değil.

Partideki istifalar

‘Bir değişim sürecinin başlangıcı’ vs diye yorumları gördüm bu konuda. AK Parti’de değişim, olağanüstü bir durum değildir. Biz, hem geleneklerimizi hem de şimdiye kadarki tecrübelerimizi koruyarak, sürekli değişim içinde olan bir partiyiz. Teşkilat başkanımızın olağan gündemi var.

Bu gündem de şu; bazı yerlerde görev değişimleri ya da pekiştirme olacak. Bazı yerler vekaletle devam ediyor, o vekaletlerin asalete çevrilmesi söz konusu olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığının olağan gündemiyle gerçekleşecek. Bugün, yarın başka yerlerde de tasarruflar olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığımızın olağan gündeminde işleyen olağan işler.

Seferberlik yetkisi

Esasında bu da olağan bir gündem. Biliyorsunuz daha önceki seferberlik tüzüğü 1990 yılında hayata geçmişti. 2011 yılından itibaren değişen savaş teknolojileri, savaş koşulları, etrafta değişen jeopolitik gelişmeler etrafında bu tip belgelerin güncellenmesi gerekiyor.

Burada stratejik esas şudur; herhangi bir savaş durumunda bütün milli güç unsurlarının TSK’ya destek verecek, onun emrine verilecek şekilde koordine edilmesi esastır. Yani Allah göstermesin, bir savaş durumu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik ve güvenliğinin sağlanması noktasında, bütün milli güç unsurları nasıl koordine edilecektir? Esasen 2011 yılından itibaren bütün bakanlıklar, bütün kurum ve kuruluşlardan, yani milli güç unsuru diyebileceğimiz herkesin görüşleri alındı.

Esasında daha önce bu değerlendirilecekti ama araya deprem gündemi girdi. Bu arada dünyada da çok büyük değişiklikler oluyor ülkelerin güvenliğinin korunmasıyla ilgili. İHA’ların, SİHA’ların artık savaş teknolojisinde başat bir rol almış olması var ki, Türkiye buna çok önemli bir yatırım yapıyor.

Aynı şekilde kuzeyimizde Rusya-Ukrayna gerilimi, güneyimizde Gazze ile ilgili durum, Balkanlardaki gelişmeler; bütün bunları değerlendirdiğimizde, her zaman için milli güvenlikle ilgili belgelerin güncellenmesi söz konusudur. Ama bu belge, daha önce çalışılmıştı, araya deprem de girdi.

Şimdi, bütün milli güç unsurları bir savaş durumunda ülkeyi savunmada TSK’ya destek nasıl verilecek, nasıl emrine girecek, bu görüşler alındı. Yeni jeopolitik ve teknolojik gelişmeler ışığında, Türkiye’nin milli güvenliği için yapılması gerekenlerin koordinasyonu nedir, buna karar verildi ve olağan şekilde, olağan olarak güncellenmiştir. Herhangi özel bir konuya yönelik bu adım atılmamıştır.”

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Mehmet Şimşek Yorumu: 1 Yıl Geçti Enflasyon Krizi Sürüyor

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinin üzerinden bir yıl geçmesi üzerine hazırladığı haberde, Türkiye’deki enflasyon krizinin devam ettiği yorumunda bulundu.

Haberde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times,  “Türkiye’nin enflasyon krizi ekonomik dönüşün üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devam ediyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde, “Tüketicilerin fiyatların daha da yüksek olacağına dair beklentileri, merkez bankasının fiyat artışını dizginlemesinde temel zorluk teşkil ediyor” ifadelerine yer verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kent lokantasının yemek yiyen vatandaşların görüşlerine yer verilen haberde 67 yaşındaki emeklinin kent lokantası olmasaydı çok zorlanacağını söylediği belirtildi. Emekli Hüseyin FT’ye “Taze meyve ya da et alamıyorum. Pazara her gittiğimde fiyatlar değişiyor” dedi.

Haberde Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Erdoğan’ın programı yatırımcılardan övgü aldı. Ancak yüzde 70’e yaklaşan enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve son yıllarda fiyat artışının etkisini azaltan teşvik önlemlerinde azalma ile karşı karşıya olan Türkler için henüz temettü ödemedi.”

FT’ye konuşan Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp “Bu acı bir ilaç. Enflasyonla mücadelenin bedelini en çok emekliler ve düşük gelirliler ödeyecek” dedi.

Türkiye’nin yeni ekonomik programının uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ettiği ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durumun henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmadığı belirtilen haberde şunlar kaydedildi:

“Merkez Bankası verilerine göre, Türkiye’nin yeni programı, geçtiğimiz yıl Türk hisse senetlerine ve lira cinsinden devlet borçlarına yaklaşık 10 milyar dolar akıtan uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ediyor. S&P Global Ratings ve Fitch Ratings bu yıl Türkiye’nin notunu yükseltirken, yüksek faizler kredi büyümesini soğutuyor.

Ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durum henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmıyor. İstanbul’un işçi sınıfı semti Fatih’te bir kasap kıymanın kilosunu 640 TL’den satıyor; bu rakam bir yıl önceki fiyatın yaklaşık iki katı. Kasap sahibi Ekrem “Müşterilerimiz yok denecek kadar azaldı. Gelenler yarım kilo ya da 250 gram alıyor, eskiden bir kilo alırlardı, sırf çocuklarına biraz protein yedirmek için” dedi.

Bir araştırma grubu olan Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, işçi sendikalarının geçen ay dört kişilik bir aile için aylık 17 bin 725 TL olarak tahmin ettiği açlık sınırının nisan ayında yaklaşık 17 bin TL olan asgari ücretin üzerine çıkmasıyla Türkiye’nin bir “yoksulluk sarmalı” riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. “Çalışan yoksullar beslenme, barınma, sağlık ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor” dedi.”

“Vatandaş şüpheli”

Haberde Merkez Bankası’nın 2011’den bu yana her yıl enflasyon hedefini tutturamadığı ve bu nedenle tüketicilerin enflasyonun düşeceğine yönelik şüpheleri olduğu belirtildi. Ekonomistler ise bu beklentilerin talebin öne çekilmesine neden olduğunu ve bunun da fiyatların yükselmesine katkı sağladığını belirtiyor. Ekonomistlere göre bu durum, Merkez Bankası’nın fiyat artışlarını kontrol etme çabalarında önemli bir zorluk oluşturuyor.

Haberde ayrıca Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, Merkez Bankası (TCMB) eski başekonomisti Profesör Dr. Hakan Kara’nın da görüşlerine yer verdi. Kara, FT’ye yaptığı açıklamalarda şunları kaydetti:

“Finansal piyasalar enflasyondaki düşüş hikayesini kısmen satın almış görünüyor ancak hane halkı ve küçük işletmelerin beklentileri söz konusu olduğunda durum daha da zorlaşıyor. Enflasyonu istenen patikaya getirmek için büyümenin çok daha fazla yavaşlaması gerekiyor. Asıl soru, yetkililerin bu sert dengelenme sürecinin siyasi sonuçlarına dayanacak kadar sabırlı olup olmayacaklarıdır.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Kobani Davası’ Sorusu: İmralı’dan Mektup Gelseydi Bu Cezalar Verilecek Miydi?

Kobani Davası’nda verilen hapis cezalarına ilişkin açıklamalarda bulunan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “10 sene niye sürdü bu dava? Niye önce bununla suçlanmadı Selahattin Demirtaş da daha sonra 2018 davasında buraya iliştirildi? Neden biliyor musunuz? Yine bir pazarlık, yine bir müzakere…” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimleri bitiyor, 1 ay sonra kararlar açıklanıyor” hatırlatması yaparak, “Peki 2019’da İmralı’dan mektup getirildiği gibi 2024’te de bir mektup getirilseydi ya da Osman Öcalan’ın televizyona çıktığı gibi birileri çıkıp ‘İstanbul’da oyunuzu Cumhur ittifakının adayına verin’ deseydi, acaba bu cezalar verilecek miydi? Ne döndü perde arkasında, hangi pazarlıklar yapıldı?”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Filistinli Yusuf Barakat, ‘4 savaş gördüm dedi’ bana. Gazzeli çocukları gördüm, o çocukların cansız bedenlerinin ne halde olduğunu biliyorum. Lanet olsun o soykırımcılarla o çocukların annelerini babalarını aynı noktada değerlendiriyorlar.

O toprakları birlikte tekrar kurmak için sizlerle birlikte olacağız. Her bir Türkiye vatandaşının yüreğinde Filistin denildiğinde yanar. Biz zalimlerin karşısındayız. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Kim ne derse desin.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin Netahyahu hakkında aldığı kararı değerlendirmek istiyorum. İlk defa böyle bir karar alınıyor. Daha önce Amerika tehdit etmiş ve mahkeme geri adım atmıştı. Birinci suçlu Gazze öyle mi? Bu yaklaşımı şiddetle reddediyorum. Bu mesele 7 Ekim’de başlamadı. Soykırım ifadesinin kullanılmamasını protesto ediyorum.

Suçların eşitlenmesi adalet değildir. Ürkekçe alınmış bir kararı doğru bulmuyoruz. Şartlar ne olursa olsun biz her zaman Gazze’nin yanında olmaya devam edeceğiz… Geçen hafta Bahçeli’ye ‘İmalı konuşmayın. Darbe teşebbüsü varsa gerekenleri delilleriyle söyleyin’ dedim. Tutuklanan polisler, şüpheliler var. Tutuklanma gerekçelerinde yine darbe teşebbüsü yok. Bir gecede milleti ayağa kaldırmanın anlamı neydi?

Etki ajanlığı yasasına karşıyım. İlk incelenmesi gereken geçen hafta darbe yaygarası yapanların ülkeye verdiği zarardır. Türkiye’yi bu duruma düşürmeye ne hakkınız var. Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır Sayın Erdoğan… Hukuk müzakere ve pazarlık haline geldi. Rahip Brunson olayını hatırlarsınız. Al papazı ver papazı. Kim saygı duyar şimdi size? Suçlu ise göndermeyeceksiniz. Müzakere ediyorsunuz.

28 Şubatçılar serbest bırakıldı. Aynı gün Kobani davası sonuçları açıklandı. Bir senden bir benden derdi 12 Eylül generalleri. Adalet sanki pinpon topu. Bir senden bir benden… Kobani olaylarında kamu düzenlerine karşı mücadele etmek benim görevimdi. Ama 10 sene niye sürdü bu dava? Niye önce bununla suçlanmadı Selahattin Demirtaş da daha sonra 2018 davasında buraya iliştirildi? Neden biliyor musunuz? Yine bir pazarlık, yine bir müzakere…

31 Mart seçimleri bitiyor, 1 ay sonra kararlar açıklanıyor hatırlatması yaparak, 2019’da İmralı’dan mektup getirildiği gibi 2024’te de bir mektup getirilseydi ya da Osman Öcalan’ın televizyona çıktığı gibi birileri çıkıp ‘İstanbul’da oyunuzu Cumhur ittifakının adayına verin’ deseydi, acaba bu cezalar verilecek miydi? Ne döndü perde arkasında, hangi pazarlıklar yapıldı?

“Beştepe vesayeti var”

Bugün Kavala’nın serbest kalması için Bahçeli’nin olur verdiğini yazdı. Öcalan’ın idamdan kurtarılmasına da onay vermişti. Hukuk pazarlıklar haline gelmiş. Kayıt dışı bir siyaset var. Beştepe vesayeti var. Çeteleşmeler var. AK Partili vekillere sesleniyorum. Kararı Beştepe’deki bürokratlar veriyor. Bir de siyasi vesayet var. Normalleşme ne oldu. Erdoğan Özel’i ziyaret etmedi değil mi? Bahçeli’nin demokrasi üzerinde kılıcı vardır. Ne kadar normalleşeceği ile ilgili. Bu vesayetten kurtulun. Özgür siyasetçiler olamayacaksınız.

Kayıt dışı ekonomi var. Bankada parası olana yüksek faiz gönderiliyor. Nasıl kayıt dışı ekonomi olur biliyor musunuz, ihale yolsuzlukları. Geçmedikleri yollara para veriyor insanlar. Seferberlik ve savaş hali yönetmeliği. Neden şimdi değiştirdiniz? Mesele büyük ekonomik kriz geliyor. Haklın sesi çıkmasın ise. Yapmayın, etmeyin. Ön yargılı davranmak istemiyorum. Zamanlama ve 7 yıl beklenmiş olması haklı soruları getiriyor.”

Paylaşın

Dervişoğlu, İktidara ‘Emekli Maaşları’ Üzerinden Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Emeklilerin feryatlarını duymayıp, ‘KYK yurtlarında 1 ay tatil’ teklif edenlerden. Herkesi emekli ederken ekmeğe muhtaç etmekten hicap duymuyorlar ama kendileri ne emekliliği ne de emeklinin yaşadıklarını elbette düşünmüyorlar” dedi ve ekledi:

“Ülkemizde şu anda yaklaşık 16 milyon emekli vatandaşımız vardır. Çaresizliğinizden milyonlarca emeklinin en düşük maaşını ancak 10 bin lira yapabildiniz. Bakan Işıkhan ise düşünmüş, taşınmış, bu konuya bir çare bulmuş: ‘Emekli Kart’ Ne sağlıyormuş bu kart? Kamuya ait misafirhane, öğretmenevi, sosyal tesis ve konuk evlerinde yüzde 15 indirim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Öncelikle bilinen haliyle talihsiz bir helikopter kazasında hayatlarını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’ye ve refakatindeki devlet ricaline, Yüce Allah’tan rahmet, İran halkına da sabır ve başsağlığı dilerim. Bu olay herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşansaydı hiç şüphe yok ki, olduğu gibi kabullenilir, spekülasyonların konusu olmazdı. Ama takdir edersiniz ki; yaşadığımız coğrafyanın jeopolitiğinden kaynaklı riskler ve emperyalist güçlerin bölgemizde sahneye koymak istediği oyunların çeşitliliği münasebetiyle rivayetler pek tabiidir ki muhtelif olacaktır.

Türlü türlü senaryolar anlatılacak, suikast veya saldırı ihtimalinden bahsedilecek, bölge devletlerinin stratejileriyle ilişkilendirilecek, İran’ın iç dengeleri bahse konu edilecek, emperyal güçlerin plan ve hesapları tartışılacak, tamamı kabul ya da ret edilemeyen komplo teorileri üretilecektir. İşin ilginç yanı ortaya atılan bu iddialar, geliştirilen teoriler, bölgemize yakışacak ve yabancı düşmeyecektir. Çünkü bu bereketli coğrafya, asırlardır büyük oyunların oynandığı ve üzerinde yaşayan milletlerin bir türlü huzur bulamadığı bir satranç tahtasına dönüştürülmüştür. Emperyalist devletlerin kıymetli taş, vatanlarını kader belleyenlerin ise piyon sayılacağı bir büyük oyun planlanmıştır.

Ancak yaşanan her olay göstermiştir ki; bölgenin yegane sigortası Büyük Türk Milleti ve onun kurduğu Büyük Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye, kendi güvenliği ve bekası münasebetiyle, ilgi alanına giren coğrafya üzerindeki tüm gelişmelere özenle yaklaşmalı, sorunları toptancı bir tarih şuuruyla kavramalı, kendisine yakışan bir devlet aklıyla hareket etmelidir. Üzerimizde gözü olanların bu topraklarda güçlü bir Türkiye’ye tahammül gösteremeyeceklerini biliyoruz. Ancak, onlar ne yaparlarsa yapsınlar ve hangi melun planları devreye sokarlarsa soksunlar, Türk milleti tarihin kendisine yüklediği misyona sırtını dönmeyecek, şah olması icap eden coğrafyada, piyon olmaya asla rıza göstermeyecektir. Aksi hayaller kuranlara tavsiyem, tarihimizin altın sayfalarını gözden geçirmeleridir.

“105 yıl sonra, geldiğimiz noktada vatan da, beka da artık adalettir”

Aslına bakarsanız, parlamenter sistemdeki ısrarımız, Mustafa Kemal Atatürk’ün ısrarıdır. Milli Devletteki inadımız da, Mustafa Kemal Atatürk’ün inadıdır. İşte biz o yüzden, Milli Hakimiyet, Milli Meclis, Milli Devlet diyoruz. Mustafa Kemal Atatürk, devletin vatandaşa karşı mecburi vazifelerini sıralarken, “Memleket içinde asayişi ve adaleti tesis ve idame ederek… vatandaşların her nevi hürriyetini korumuş bulundurmak” demiştir. Biz de bugün devlet adaletle kaimdir diyoruz. Çünkü 105 yıl sonra, geldiğimiz noktada vatan da, beka da artık adalettir.

Şimdi dönüp bir bakalım; adalet sistemini, adalet duygumuzla hak ve hürriyetlerimizi, hakkaniyet duygusuyla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımızı, o kimliğe sahip olmanın verdiği gurur ve mutlulukla birlikte adım adım erozyona uğrattıktan sonra bu tek adam sistemini getirdiler. İşte bu sistemdir, adaleti mülkün temeli olmaktan çıkartan. İşte bu sistemdir, devleti milletten koparıp mülk sahiplerinin malı yapan. Ve biz, o günden beridir her işte adaletten yoksunuz, her işte hakkaniyetten, hukuktan yoksunuz.

Can, mal, namus güvenliğinden yoksunuz. Tanzimattan bugüne, 150 yıllık medeniyet kavgamızdan geriye düşmek bu iktidara nasip olmuştur. Dilde, fikirde ve işte birlik diyen bizler için hukukta birlik olmak da amaçtı. Bugün hiçbir yargı kararı yok ki, bir haksızlığı giderebilsin birinin yüreğine su serpebilsin. Hiçbir mahkeme salonu yok ki, gerçek suçlular gerçek suçlarından cezalandırılsın. Hiçbir hukuk yok ki, kanuna karşı gelene kanunla karşı konulsun.

Artık iş öyle bir yere vardı ki bu kara düzenden kendileri bile şikayet ediyorlar. Evet, iktidardan bahsediyorum. Olanlara darbe diyor, operasyon diyorlar. İktidar, adeta kendini yemeye çalışan bir yılan misali kuyruğuyla savaşıyor. Kendi geçmişini unutan bir meczup gibi, aynada gördüğü suretine terörist diyor. Albümde gördüğü fotoğrafına darbeci, FETÖ’cü diyor. Vesayet vesvesine sığınarak millete operasyon çekiyor. Unutmadık elbet.

“Tek adam vesayeti çöktü üzerimize”

Her darbe bir vesayet kattı hayatımıza. 60’ta, 70’de 80’de ve 28 Şubat’ta… Sonra ne oldu? 2005 yılında vesayetten doğanlar, FETÖ vesayetini armağan ettiler Türkiye’ye. Çıkarları çatışınca,  17/25 Aralık’tan sonra; FETÖ ile sözde mücadele edenlerin vesayeti başladı. 15 Temmuz’da, hain darbe girişimi sonrası ise Olağanüstü Hal vesayetiyle tanıştık. Son olarak, 24 Haziran 2018’de, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yarattığı tek adam vesayeti çöktü tüm kasvetiyle üzerimize.

Daha kötüsü ise, her vesayet döneminin muktedirlerine göre karar veren Türk yargısının durumu idi. 1960’ta, oy sandığını idam sehpasına çeviren aynı yargıydı. Bir başbakan ve iki bakan asmanın tarihi kara lekesini hiç umursamadı. 1980’de her renkten kalemi, eşitlik ilkesi gereğince umarsızca kıran, yine yargıydı. Ve duymadı hücrelerde ve zindanlarda yapılan işkencelerin çığlıklarını. 28 Şubat zulmünde, muktedirleri memnun, milleti mağdur eden ve o haklı mağduriyetten insafsızca nemalananları abat eden yine o yargıydı.

Şerefli Türk ordusuna kurulan şerefsiz kumpaslarda yalanları, doğruların üzerine boca ettiren yine aynı yargı idi. Ve Türk devletinin harem-i ismetine giren düşman askerinden bile düşmanca devlet sırlarını yağmalayan da yine o idi. FETÖ ile sözde mücadele edenlerin, senin FETÖcün, benim FETÖcüm borsasında yatırımı muktedirlere yapan yine yargı idi.  OHAL’de ise önce yaşları kurutup, sonra hepsini ateşe verdi.

Tek adam sisteminde; Sinan Ateş’in kanıyla iddianame yerine hatır senedi yazan da o senedi cirolayan da yine yargı idi. Türk milleti adına diye başlayan kararlar, çok uzun zamandır muktedirlerin takdirlerine, cemaat ve tarikatların dualarına hasredilir oldu. Kolluk kuvvetini saran şimdilik isimlendirilmemiş örgütler ve hukuk sistemini kuşatan, Sevr misali bölüşmüş ideolojik gruplar derken mahkemelere, yargıya, adalete, artık kim güvenebiliyor ki? Kendisine yapılan haksızlığa karşı güvenle ve inançla ‘Ankara’da hakimleri var diyerek’ kim kendini teskin edebiliyor?

Hangimiz karakoldan aranınca, adliyeden tebligat gelince, gönül rahatlığıyla, yaptığından ve yapmadığından emin olarak oralara gidebiliyor ki? Çok yakın zamandan bir örnek olarak, Ankara Organize Suçlar Müdürü Savcılığa gidip ifade vermek istiyor, savcı, ifade vermeye gelene gözaltı kararı çıkartıyor. Emniyete güvenmeyip Jandarmaya aldırıyor, Jandarma alıp İstihbarat Teşkilatına götürüyor. İl Emniyet Müdür Yardımcısı ve beraberindekiler tutuklanıyor. Hiçbir şey olmasa bile belli ki bir şeyler oluyor.

6-7-8 Ekim’de, 2 polisimizin şehit olduğu, 35 vatandaşımız hayatını kaybettiği, 326’sı güvenlik güçlerimiz olmak üzere 761 kişinin yaralandığı, 197 okul, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı, 1230 aracın zarar gördüğü olaylar, 2014’te yaşandı iddianamesi, 6 yıl sonra yazıldı. Davası ise 7 yıl sonra açıldı. Gecikmenin sebebi ayrıntıda gizlidir

. Zira, açılım sürecinin tarafları hatırlatılmasını sevmezler ama ben unutturmayacağım, o ağalar Dolmabahçe’de, 6-7-8 Ekim’den 4 ay sonra 28 Şubat 2015’te buluşup sonrasında da Barış bildirisi okudular. Yani sanıklar ve iktidarın siyasi temsilcileri, önce uzlaşmaya oturdular, sonra bozuştular. Mahkemenin gerekçeli kararını merakla bekliyoruz. Ülkemizi ateşe çevirmek isteyenlere verilen cezaları ayrıca değerlendireceğiz. Ama onlarla Dolmabahçe’de pazarlık edenleri de, asla unutmayacağız.

Bir yandan mafya operasyonları derken, bir yandan 6-7-8 Ekim davası sonuçlandı. Bir yandan gezi davaları derken bir yandan 28 Şubat afları gerçekleşti. Yasamanın fonksiyonlarını, yürütmenin hafızasını, yargının geleneklerini, adaletin akıl ve ahlakını, hunharca ve taammüden yok eden bu sistem ve sahipleri, aynı haber bültenlerinde, aynı haber manşetlerinde poz verdiler. Birileri takke alırken birilerinin külah verdiği bu simsar sahnesinde hikaye hep üstünlerin hukukunu anlatır. Yönetmense hep muktedirlerin koltuğundadır. Bu hikayede, ‘laiklik elden gidiyor’ diye laiklik tarumar edilir. ‘Sorunları çözeceğiz’ diye milletin birliği çözülebilir. ‘Yeter artık’ diyenlerin sözü, ‘Yetmez ama evet’ manşetiyle görülebilir. Ama hakkı istiklal olan bu millete, hiçbir zaman o hak reva görülmez.

Başka bir sorumlu aramaya hiç gerek yok. Yeni bir şey lazımsa Türkiye’ye, eğer değişecek bir şey varsa, o da bu hilkat garibesi sistemdir. Bu yüzden önerimizi ortaya koyduk. Gelin, erkleri birbirine karıştıran, ülkeyi tek adamın hırslarına ve hevesleri terk eden bu ucube sistemden kurtulmanın yollarını arayalım. Kuvvetler ayrılığı tam olarak sağlandığı, hukuk devletinin gereklerinin tamamlandığı, demokratik devlet olma şartlarının taşındığı, sosyal devletin vatandaşına gerçekten göz kulak olduğu, insan hak ve hürriyetlerine dayanan bir devleti ortaya çıkartmak için el ele verelim.

Önce yumuşama ve normalleşme, sonra, içeriği belli olmayan ‘Yeni Anayasa’, daha sonra da etki ajanı tartışmaları ve ekonomik felaketleri konuşulmaz kılma tiyatroları. Adalet terazisini hurda demir fiyatıyla görenler, Türk milletine pul kadar bile değer biçmiyor. Nereden mi biliyoruz? Emeklilerin feryatlarını duymayıp, ‘KYK yurtlarında 1 ay tatil’ teklif edenlerden. Herkesi emekli ederken ekmeğe muhtaç etmekten hicap duymuyorlar ama kendileri ne emekliliği ne de emeklinin yaşadıklarını elbette düşünmüyorlar.

Ülkemizde şu anda yaklaşık 16 milyon emekli vatandaşımız vardır. Çaresizliğinizden milyonlarca emeklinin en düşük maaşını ancak 10 bin lira yapabildiniz. Bakan Işıkhan ise düşünmüş, taşınmış, bu konuya bir çare bulmuş: ‘Emekli Kart’ Ne sağlıyormuş bu kart? Kamuya ait misafirhane, öğretmenevi, sosyal tesis ve konuk evlerinde yüzde 15 indirim. PTT’de özel emekli paketi ve indirimler. Ama bir şey daha varmış, KYK yurtlarından uygun zamanlarda, 1 ay ücretsiz yararlanma hakkı. O yurtları depremzedelere açmak için 40 takla attıkları zaman hatırlamışlardı, ki o zaman bile nazlanmışlardı.

“Sağ olsunlar, yine büyük bir vizyon”

O yurtları bugün ise emeklilere bedava tatil planı ile hatırladılar. Sağ olsunlar, yine büyük bir vizyon. Yaz tatillerinde, 1 aylığına emeklilerimize açacaklarını söyledikleri yurtlardan Antalya’da 7, Aydın’da 8 ve Muğla’da 4 tane var. Yaklaşık 3800 kişilik de kapasitesi var. 16 milyon emekli olduğuna göre, 1403 emekliden 1 tanesi o yurtlarda 1 gün kalabilir. Emekli vatandaşlarımızın dertlerini bir nebze olsun çözecekseniz en düşük emekli maaşını 21 sene önceki haline getirin ve asgari ücretin üstüne çıkarın.

Sanılmasın ki sadece organize suç var. Sanılmasın ki sadece mafya-devlet ilişkisi var. Dillerine pelesenk ettikleri ‘Türkiye Yüzyılı’nda; market kuyrukları Sovyetler Birliği, sokaklar Ortadoğu, yollar Latin Amerika. İşte Tayyip Erdoğan Türkiye’si. Gazetelerde koskoca bir üçüncü sayfa haberi. Sınır güvenliği ile ilgisi olmayan iktidarın sokak güvenliğiyle de ilgisi yok. Artık büyükşehirlerin bazı yerlerinde suç gettoları oluşmuş haldedir. Yargıda reform nidaları atanlar güvenlik birimlerimize yardımcı olmanızın bir yolu da infaz düzenlemelerini gözden geçirmektir. Katili, caniyi, gözü dönmüş, ıslah olmamışları sokaklara salmamaktır.

Bu memleket, siyasileşmiş cemaatlerin, mafyalaşmış siyasetçilerin ve siyasallaşmış mafyaların devlet içindeki güç mücadelesinden bıkmıştır. Bu millet artık, iktidarın zaaflarından beslenen karanlık güç odaklarından yorulmuştur.”

Paylaşın

TÜSES: Cumhur İttifakı Eriyor

TÜSES raporuna göre; 14 Mayıs genel seçimlerinde sandığa gidip iktidar partileri ya da iktidara yakın partilere oy veren seçmenlerin yüzde 7,5’i, muhalif partilere oy veren seçmenin ise yüzde 3,5’i 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmedi. İktidar bloğundan muhalefet bloğuna kayan oy oranı ise yaklaşık yüzde 2 olarak ölçüldü.

Raporda “İktidar partileri ve/veya iktidara yakın partiler bloğundan muhalefet bloğuna geçişler olurken, muhalefet bloğundan iktidar bloğuna geçiş görünmüyor ve bu nedenle Cumhur İttifakı İktidarını Destekleyen Partiler Bloğu eriyor” tespiti yapıldı.

Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES), 31 Mart 2024 İstanbul Seçim Analizi Raporunu yayınladı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçim sonuçları üzerinden yapılan analize göre sandığa gitmeyen seçmenin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçim sonuçlarını değiştirecek bir etkisi olmadı. Buna göre Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) oy veren seçmenin tamamı sandığa gitmiş olsaydı Ekrem İmamoğlu seçimi kazanacaktı.

TÜSES’in hesaplamaları, İstanbul’da 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde oy kullanan 1 milyon 268 bin kişinin, 31 Mart 2024 yerel seçiminde sandığa gitmediğini ortaya koyuyor. Bu seçmenlerin yaklaşık 850 bini iktidar bloğundaki partilere, yaklaşık 400 bini ise muhalefet bloğundaki partilere oy veren seçmenlerden oluştu. İktidar bloğuna oy veren seçmenin tamamı 31 Mart’ta sandığa gitmiş olsa ve Murat Kurum’a oy vermiş olsaydı da bu, İmamoğlu ile Kurum arasındaki 1 milyon bin 274’lük oy farkını kapatmaya yetmeyecek ve İmamoğlu seçimi yine kazanacaktı.

TÜSES’in analizine göre 14 Mayıs’ta Cumhur İttifakı ve bu ittifakın iktidarını destekleyen partilere oy veren yaklaşık 200 bin seçmen 31 Mart’ta oyunu İmamoğlu’na verdi. Partiler arası oy geçişkenlikleri bu seçime kadar aynı grup içindeki partiler arasında olurken, 31 Mart 2024’te, İmamoğlu karşı gruptan da oy almayı başardı.

Rapora göre İmamoğlu’na İstanbul Büyükşehir Başkanlığı’na aday gösteren muhalif partilerin seçmenlerinden 155 bin 89, aday göstermeyen muhalif partilerin seçmenlerinden ise 112 bin 575 oy geldi. İmamoğlu’nun Cumhur İttifakı (AKP ve MHP) ya da Cumhur ittifakına destek veren (YRP, HÜDA PAR, BBP gibi) partilerden ve Zafer, Memleket, DSP, BTP gibi partilerden aldığı oy ise 194 bin 519 olarak ölçüldü.

TÜSES raporuna göre 14 Mayıs genel seçimlerinde sandığa gidip iktidar partileri ya da iktidara yakın partilere oy veren seçmenlerin yüzde 7,5’i, muhalif partilere oy veren seçmenin ise yüzde 3,5’i 31 Mart yerel seçimlerinde sandığa gitmedi. İktidar bloğundan muhalefet bloğuna kayan oy oranı ise yaklaşık yüzde 2 olarak ölçüldü. Raporda “İktidar partileri ve/veya iktidara yakın partiler bloğundan muhalefet bloğuna geçişler olurken, muhalefet bloğundan iktidar bloğuna geçiş görünmüyor ve bu nedenle Cumhur İttifakı İktidarını Destekleyen Partiler Bloğu eriyor” tespiti yapıldı.

“Oylar CHP’de toplanıyor”

“Muhalefet bloğunda, aynı blok içerisinde olup birbirine muhalefet yapan partiler kendi seçmenleri tarafından cezalandırırken, oylar doğal olarak muhalefetin lokomotif partisi olan CHP’de toplanıyor” denilen raporda “CHP’nin hedeflediği ‘tabanda ittifak’, 2024 Yerel Seçimleri’nde İstanbul’da İYİ Parti ve bazı küçük partilerin tabanının CHP’ye kayması ile tutmuş gözüküyor” ifadelerine yer verildi.

“2024 Yerel Seçimleri’nde (…), 2023 Genel Seçimleri sonrası Altılı Masa’nın yani muhalif partiler arası ittifakın dağıldığı bir ortamda yapılmasına rağmen, partilerin yapamadığını toplumsal muhalefet yaptı” tespitinin yapıldığı raporda, “Sandıkta bir araya gelen muhalif seçmen muhalefetin en büyük partisi CHP’de buluştu, CHP seçimlerden birinci parti çıktı, beklenmedik yerellerde ve rekor sayıda belediye kazandı” denildi.

Paylaşın

Özgür Özel: İktidar 31 Mart’tan Mesaj Almamış

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Hükümet sürekli kendi ekonomik tahminleri tutturamadığını itiraf edip, revize etmekle meşgul. Enflasyon hedefi yüzde 33’tü şimdi yüzde 38 olarak revize ettiler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kamuda tasarruf adı altında memurun servisiyle uğraşıyorlar, öğretmen ataması yapmamayı marifet sayıyorlar… Enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmayanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. İktidar 31 Mart’tan mesaj almamış. Sarı kart gördü hala faul yapıyor.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisine yönelttiği sorulara karşılık veren Özgür Özel, “Bahçeli bana 4 tane soru sormuş okumaya utanırım. Sorular CHP gibi ‘Türkiye İttifakı’ diyen bir partinin genel başkanına sorulacak soru değil. Bu soruların kime sorulacağını biliyorum da o seviyeye inmek istemiyorum. Bu soruları kimin sorduğunu biliyorum” dedi.

Bahçeli, Kobani Davası ile ilgili Özel’e yönelik şu ifadeleri kullanmıştı: “CHP yönetiminin 6-8 Ekim olaylarıyla ilgili mahkeme kararına siyasi demesi, haksızlık ve hukuksuzluk vurgusu yapması, normalleşme ve yumuşama ortamına aykırı görmesi rezaletin ta kendisidir. Terör örgütü PKK, 1978 yılında, Diyarbakır Lice ilçesi Ziyaret Köyünde Marksist-Leninist ideolojiyi referans alarak kurulmuştu.

Bölücü örgüt 1984 yılından itibaren Eruh-Şemdinli saldırılarıyla birlikte yoğun şiddet eylemlerine yönelmişti. Nisan 2002’de KADEK, Kasım 2003’de KONGRA-GEL, Mayıs 2007’den itibaren de KCK şeklinde yapılanan bölücü terör ihanetinin nihai hedefi de bağımsız Kürdistan’dır.

Türkiye’yi, Cumhurbaşkanımızın değil de başkalarının yönettiğini iddia eden Özgür Bey ve yönetimine soruyorum, mertçe cevap vermelerini bekliyorum:

1- İmralı canisinin ve cezaevindeki terör mahkumlarının affını istiyor musunuz? 2- Vatan topraklarının bir bölümünde bağımsız Kürdistan’ın kurulmasından yana mısınız? Beraber DEM’lendiklerinize söz verdiniz mi? 3- Hangi dış mihrakların nam ve hesabına siyasi çalışma yürütüyor, Türkiye’nin geleceğini kimlerle konuşuyor, kimin folluğunda yatıyorsunuz? 4- 37 kişinin katiline verilen cezalar hukuksuz ise, size göre hukuk nedir? Adalet nedir? Devlet nedir? Siyasi onur ve millet sevdası sizin meşrebinizde ne manaya gelmektedir?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

“Son haftalarda hakkını teslim etmek lazım sayın Ali Yerlikaya belli sayıda Cumartesi Annesi’nin Galatasaray Meydanı’na ulaşmasına izin veriyor ama etraflarına utanç bariyerleri çekiliyor. Bu hafta 1000’inci hafta. Sayın Ali Yerlikaya’dan talepleri vardı. Sayın Bakan randevu vereceğini söyledi. Ve bu hafta Cumartesi Anneleri’nin 1000’inci haftasında Türkiye’yi utandıracak değil, hep birlikte normalleşmenin, hak aramanın aslında Anayasal bir hakkın kullanımına şahitlik etmek istiyoruz.

CHP yöneticileri her hafta olduğu gibi yine orada olacağız. 12 Eylül darbe döneminde yaşayan kayıpların anaları var orada… 80’lerin, 90’ların karanlık dönemlerinde yaşanan kayıpların anneleri var orada. Bu hak aramaya kapıları kapıyorsanız o bütün hukuksuzluklara sahip çıkıyorsunuz demektir. Buradan çağrımız, Cumartesi Anneleri’nin etrafındaki utanç bariyerlerini kaldırın.

Ülkemizin siyasetini ve yargısını uzun süredir işgal eden bir siyasi davanın karar duruşması vardı. 10 kişiye yakın bir milletvekili heyetimiz Kobani davasının karar duruşmasını takip ettiler. HDP’nin eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da yargılandığı davada hukuki değil, siyasi kararların verildiğine hep birlikte şahitlik ettik.

O olaylarda hayatını kaybeden 16 yaşındaki evladımız Yasin Börü’nün öldürülmesinden sorumlu tutuluyorlardı. Yargılama yapıldı, bitti. Ne Demirtaş ne de bir başkası Yasin Börü’nün ölümüyle bağlantılı bulunmadı. Hiç birisi o süreçle ilgili ceza almadılar. Attıkları tweetlerden, Attıkları tweetlerden, başka zamanlarda kullandıkları ifadelerden ceza aldılar.

Sayın Demirtaş, Yüksekdağ ve bazılarına çok ağır cezalar verdiler. Bu cezalar aslında Erdoğan’ın siyasi adreslemesiyle uyumlu. Erdoğan’ın ‘yatsın’ dediklerini yatıran, ceza veren ama cezaları konuşmalardan veren yani istinaf, Yargıtay olmadı AYM’nin bal gibi bozacağı bir kararı mahkeme heyeti verdi. Sorumluluğu siyasilerin sırtına bıraktı.

Bugün Sayın Bahçeli, bana 4 tane anormal soru sormuş. 4 tane soruyu okumaya utanırım. Sorular CHP’nin genel başkanına sorulacak sorular değil. Ben bu soruların kime sorulacağını biliyorum da ben bu seviyeye inmek istemiyorum. Sayın Bahçeli, dönmüş prompterdan okumuş. Ben o promptera kimin yazdığını biliyorum. Şu meşhur ikili var ya. Gerçek MH’Plilerin tüylerini diken diken eden ikili.

Gece bir elinde bardak, bir elinde tweetler atan, ‘Meclis’in uzman çavuşuyum’ diyen var ya… O ikisi 4 tane soru yazmış promptera. Ben o 4 soruyu okumam da size bu soruları yazan kişiler önce bu 4 soruyu cevaplasın.

1- Bu 2 kişinin isimleri Sinan Ateş iddianamesinden nasıl ve kimler tarafından ayıklanmıştır? 2- Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış birinin ölümünden sonra kimse tweet atmayacak, taziye bildirmeyecek diyen hangi ikisidir? 3- Tetikçiyi kaçıran aracın fotoğrafları ortaya çıkıp, bu aracın trafikte ceza yemeyecek statüye kavuşturulmasını hangi ikisi sağlamıştır? 4- Sinan Ateş davasının üzerine sis çöktürürken bu ikisinin bu sisteki payı nedir?

Bu 4 soruyu cevaplayın, benim 4 soruya bakarız. Koskoca parti 2 meczuba teslim edildi. Yazıklar olsun.

Şimdi 9. Yargı Paketi geliyor. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkarken yaptıklarını savunmaya başladılar. Şimdi o kanunun en önemli maddelerinden birisi eşine, kadına şiddet uygulayanların uzaklaştırılması, zorlama hapsine itiraz yolunu açıyorlar. 6284’ün içini boşaltacak diye kadın örgütleri uyarıyordu, şimdi tazyik hapsini kaldırmaya yönelik itiraz mekanizmasını getirmeye.

İkinci husus AYM’nin bir kararı var. Kadın isterse kızlık soyadını kullanabilir. Onu düzenleyeceklerine onu yasaklayan kanun maddesi getirmişler. AYM’nin 153’üncü maddesinin arkasından dolanıyorlar. CHP olarak kadının ister evlilik sonrası eşinin soyadını, ister önceki soyadını, ister ikisini birden kullanmasını savunuyoruz. Bu mücadelenin arkasında olacağız.

Ata Emre Akman, motokuryelik yapıyor. Önüne bir araç geçiyor ve 23 yerinden bıçaklanarak hayatını kaybediyor. Babası Albay Erol Akman’ı aradım. ‘Benim evladım gitti. Lütfen bu konuda bütün siyasetçiler bir şey yapın, ben yandım, başka babalar yanmasın’ diyor. Kurye Hakları Derneği’nin sesine bir kulak vermemiz lazım. Diyorlar ki; mesleki yeterlilik belgesi aranmadığı için motorun üzerine çıkan herkes kurye… Bu konuda mutlaka tedbirler alınmalıdır diyorlar. Her gün trafikte yanımızdan geçen, sipariş verdiğimizde geciktiğinde yüzümüzü asmaya kalktığımız o insanlar aslında hayata pamuk ipliğinde bağlılar.

Hükümet sürekli kendi ekonomik tahminleri tutturamadığını itiraf edip, revize etmekle meşgul. Enflasyon hedefi yüzde 33’tü şimdi yüzde 38 olarak revize ettiler. Kamuda tasarruf adı altında memurun servisiyle uğraşıyorlar, öğretmen ataması yapmamayı marifet sayıyorlar.

Enflasyonu düşüreceğiz diye asgari ücrete zam yapmayanlar, emekliyi 10 bin liraya muhtaç bırakanlar köprülere, yollara yüzde 181 zam yapıyorlar. Sonra da enflasyonla mücadeleden bahsediyorlar. İktidar 31 Mart’tan mesaj almamış. Sarı kart gördü hala faul yapıyor.

Paylaşın

Bahçeli: HDP Ve Devamı Sözde Parti Kapatılmalı

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatma davasını niçin sürüncemede bırakmaktadır. HDP bugün değilse ne zaman kapatılacaktır?” dedi ve ekledi:

“DEM’in Türkiye’ye kastetmesinin hesabı ne zaman sorulacaktır? Bay Zühtü’nün gitmesinden sonra AYM’nin elini tutan sanıyorum kalmamıştır. O halde bu iş bitmelidir. HDP ve devamı sözde parti kapatılmalıdır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Gazze’de masumların kanı hala dökülmektedir. Barbarlık güncelleşmiş, yeni sürümü ile Gazze Şeridi’ni kırıp geçirmiştir. Çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere sayıları 35 bini aşan sivil ve masum Filistinli kardeşlerimiz soykırım suçunun kurbanı olmuştur.

UCM Başsavcısının, İsrail Başbakanı ve Savunma Bakanı’nı insanlık suçları nedeniyle yakalama kararı müracaatında bulunması caniler için çemberin daraldığını göstermesinin yanı sıra çok önemli bir gelişmedir. Soykırımcıların kaçışı ya da kurtuluşu yoktur. Netanyahu’nun güvendiği dağlara kar yağmaktadır.

Gazze meselesi Türkiye’nin de meselesidir. Gazze düşerse, milli güvenlik tehditler katlanacaktır. Siyonizmin kuklası bölücü terör örgütüdür. Sömürgecilerin kara kutusu bölücü mihraklardır. Anadolu coğrafyası vadedilmiş toprak değil, Türk Milleti’nin varlık hükmüdür. Bedeli şehit kanları ile ödenmiştir. Bu kapsamda çıkaracağımız sonuç şudur. Şayet en küçük ihmal gösterilirse bunun sonuçlarının ağır olacağını tarihsel tecrübeler belgelemektedir.

Toprak bir kimlik olup asla mal veya arazi parçası değildir. Milli kültürümüzün yaşandığı ve yaşatıldığı, kalbimizde tasdik ettiğimiz her yer bizim için vatandır. Gazze’ye baktığımızda 400 yıllık anılarımızı görüyoruz. Gazze’ye baktığımızda işgale, istilaya şahit oluyoruz. Filistin davasında tarafsız kalmak namuslu bir tercih olamaz.

Gazze’de barış ve huzurun sağlanması 1967 sınırları çerçevesinde bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğünü temin etmiş bir Filistin Devleti’nin kurulması, bir yanda Ortadoğu’yu diğer yandan Türkiye’yi rahatlatacaktır. İlahi adaletin tecellisine inşallah hep birlikte şahitlik edeceğiz.

Putin yeniden seçilmesinden sonra ilk resmi ziyaretini Çin’e yaptı. Yeni dönemde kapsamlı ortaklığın derinleştirilmesi bildirisi imzalandı. ABD’nin Pasifik’i askerleştirme çabaları hızlanırken, Japonya ile ortak komuta kurma adımı, ortak hava ve füze savunma ağı arayışı bölgeye orta menzilli füze konuşlandırma amaçları küresel gerilimi canlı tutmaktadır.

Fransa Ulusal Meclisi’nin 14 Mayıs’ta Yeni Kaledonya’da 10 yıl yaşamış Fransızların oy kullanmasını kararlaştırması ile bu ada ülkesi kaosun içine sürüklendi. Kıbrıs konusunda Türkiye’ye dayatmada bulunan AB ülkelerinin ‘ne arıyorsun bu okyanus ülkesinde?’ sorusunu soramaması bize göre Batı’nın kirli politik yüzünün itirafıdır. Fransa’nın Yeni Kaledonya’daki ayaklanmalardan Türkiye ve Azerbaycan’ı sorumlu tutması utanmazlıktır.

İran Cumhurbaşkanı Reisi ve beraberindeki heyeti taşıyan helikopterin kaza geçirmesi herkesin hayatını kaybetmesine, küresel tedirginliğin üst seviyeye ulaşmasına yol açmıştır. İlk açıklamalardan anlaşılan Reisi’yi taşıyan helikopterin dağlık arazide kaza yaptığı yönündedir. Hakikaten kaza mıdır yoksa sabotaj mıdır bilemem fakat iç yüzünün en kısa sürede açıklığa kavuşturulması, üzerindeki sis perdesinin aralanması zorunluluktur.

İsrail’in iddia edilen rolü, ABD’nin nerede durduğu mutlaka berraklaşmalı. Bugün İran’ın başına gelen felaketin Allah korusun ama Türkiye’de de yaşanabileceğini düşünmek bir vehim değil, suyu uyutup kendisini ayık tutan mihrakların gerçek niyetlerini az çok yorumlamış olmamızın sonucudur.

Tedbir, temkin, güvenlik önlemi kaçınılmaz ihtiyaçtır. Uluslararası bağımsız soruşturma komisyonu kurulmalı. FETÖ’cü hainlerin, “Onların reisini aldın, diğerlerinin de reisini yanına al” sözleri aklıma, “İtlerin duası kabul olsaydı, gökten yağan sadece kemik olurdu” sözünü getirdi.

Eğer bir millet ilk zorlukta yüzyıllar boyu biriktirdiği haklarını kaldırıp atsaydı tarih diye bir şey olamazdı. Ya bütün haklarımızı sonuna kadar müdafaa edeceğiz ya da hakkımızdan vazgeçerek şerefimizi ayağa düşüreceğiz. Türkiye nazarında şimdiye kadar 2. seçenek diye bir şey söz konusu olmamıştır.

6-8 Ekim 2014’te 37 kişinin ölümüne yol açan isyanın azılı faillerinin hüküm almaları, hukuk devletinin gereğidir. İşlenmiş bir suç kimsenin yanına kalmayacaktır. Bu ülkenin havasını soluyup ekmeğini yiyenler ihanetlerinin hukuki faturasına da katlanmalıdır.

“HDP ne zaman kapatılacak?”

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatma davasını niçin sürüncemede bırakmaktadır. HDP bugün değilse ne zaman kapatılacaktır? DEM’in Türkiye’ye kastetmesinin hesabı ne zaman sorulacaktır? Bay Zühtü’nün gitmesinden sonra AYM’nin elini tutan sanıyorum kalmamıştır. O halde bu iş bitmelidir. HDP ve devamı sözde parti kapatılmalıdır. DEM eş başkanları mahkeme kararını tanımadıklarını açıklıyorlar.

42 yıl ceza alan terörist Demirtaş da bir ara sizin gibi atıp tutuyordu. Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma amacında olanların hepsine sıra inşallah gelecek. Menfur emellerin sonu yoktur. 16 yaşındaki evladımız Yasin Börü’yü ve nice masum insanımızı katledenlere, ayaklanma çağrısı yapanlara sahip çıkanlar aynı suçun tarafındadır.

Türkiye’yi başkalarının yönettiğini iddia eden Özgür Bey ve yönetimine soruyorum. İmralı canisinin ve terör mahkumlarının affını istiyor musunuz? Vatan topraklarının bir bölümünde bağımsız Kürdistan’ın kurulmasından yana mısınız? Türkiye’nin geleceğini kimlerle konuşuyorsunuz? Cezalar hukuksuz ise size göre hukuk nedir, adalet nedir, devlet nedir?

Emniyet ve yargı içine yuvalanmış oluşumların kumpas hazırlıkları deşifre edilerek alayı yakayı ele vermiştir. Görünen kısım kadar görünmeyen kamufle figüranların olduğunu da göz önüne alıp devlete sızma ihtimalini değerlendirmek lazımdır. Mesele kaba şekil vermektir. Mesele zamanın akışına kapılmak değil, istikamet çizmektir. Türkiye bu kudrettedir.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın “Roma Gezisi” Eleştirilerine Yanıt: Ekonomiyle Uğraşsın

Erdoğan’ın “Belediyelerin görevi gazetecileri özel uçaklar tutup şarap festivallerine götürmek değil” sözlerine yanıt veren İBB Başkanı İmamoğlu, “Ekonomiyle uğraşsın” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Anadolu ve Avrupa Yakası Toplu Park Açılış Töreni sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın “Belediyelerin görevi, gazetecileri özel uçaklar tutup şarap festivallerine götürmek değil, insanları alkol belasından uzak tutmaya çalışmak olmalıdır” sözlerinin hatırlatılması üzerine İBB Başkanı İmamoğlu, “Ekonomiyle uğraşsın” dedi.

Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrasında İmamoğlu’nun gazetecilerle birlikte katıldığı Roma gezisine tepki göstererek, “Kimse kusura bakmasın, belediyelerin görevi, kamusal alanda içkiyi özendirici işler yapmak, gazetecileri özel uçaklar tutup şarap festivallerine götürmek değil, insanları alkol belasından uzak tutmaya çalışmak olmalıdır. Biz bunların hiçbirini masum adımlar olarak değerlendirmiyoruz” demişti.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları’ndan “Normalleşme” Tepkisi

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasette normalleşme tartışmalarına ilişkin, “Normalleşme dediğiniz; Kürtsüz bir normalleşmedir, devrimcilerin, sosyalistlerin, aydınların, demokratların, kadınların, biat etmeyenlerin olmadığı bir yumuşamadır. Bu anormalliği Türkiye’nin önüne normalleşme olarak sunamazsınız. Bu normalleşme değil, darbenin alasıdır” dedi.

DEM Parti Eş Genel Hatimoğulları, grup toplantısında ayrıca, Çerkeslere dönük 160 yıl önce gerçekleşen katliamı kınayarak, “Bizler Çerkeslere yaşatılan soykırımı, sürgünü asla unutmadık, unutmayacağız. Sürgünde ve bu soykırımda yaşamını yitiren bütün Çerkesleri, canlarımızı burada sizlerin huzurunda bir kez daha saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları’nın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Geçtiğimiz perşembe günü Kobanê Kumpas Davası’nda 24 arkadaşımıza siyaset yaptıkları için, IŞİD’in katliamlarına karşı çıktıkları için, AKP’ye ‘Kral çıplak’ dedikleri için tam 407 yıl 7 ay hapis cezası verildi… 16 Mayıs’ta yargılanan siyasetçiler değil, toplumsal itiraz hakkıydı. Kürtlere kan kusturulurken; ülkede özgürlükler katledilirken, işçiler, emekçiler, yoksullar ölüme terk edilmişken biz sosyalistler olarak sessiz kalamayız” diyen yoldaşlarımıza düşman hukuku uygulandı.

Hatırlayın geçmiş dönemi Diyarbakır HDP mitinginde IŞİD’in bombaları patladı. Suruç’ta 33 düş yolcusu IŞİD tarafından katledildi. Antep’te düğün katliamı, Reyhanlı’da onlarca yurttaşımızın yaşamını kaybettiği katliam ve Ankara’da barış güvercinlerini hedef alan Gar katliamı. İşte bütün bu katliamlara mevcut olan iktidarın kolluk kuvvetlerinin -dosyalarda da, belgelerde de mevcuttur- sağladıkları destek ortadadır. İşte bizim Kobanê kumpas davasında ceza verilen arkadaşlarımız IŞİD’e hayır, bu katliamlara hayır, onların Türkiye’deki işbirlikçilerine, destek olan kolluk kuvvetlerine destek veren anlayışa hayır dedikleri için yargılandılar. Bunlar IŞİD ve uzantılarının gerçekleştirmiş olduğu tarihi katliamlardır. Bizler bu katliamları asla unutmadık unutmayacağız.

Bu IŞİD katliamlarını gerçekleştirenler şayet yakalandılırsa adliyenin ön kapılarından girip arka kapılarından çıktılar. Oysa ki hakkında bilgi ve belge olduğu halde yakalanmayan onlarca insan var. Ne yaptılar, asıl katilleri yakalamayıp HDP hakkında açılmış olan kumpas davasında tam da katiller yakalansın bu katliamlar dursun dedikleri için arkadaşlarımıza ceza verildi.

Bu kumpas davasıyla HDP’nin Türkiye halklarını birleştiren gücü, sosyalistlerle Kürtlerin ortak mücadelesi, barış, eşitlik, kardeşlik, adalet, özgürlük fikirleri mahkûm edilmek istendi.

“İftira ve kumpas kampanyanız çöktü ve altında kaldınız”

Bu intikamı almak için yıllardır Yasin Börü’yü arkadaşlarımızın öldürdüğünü iddia ettiler. Bir çocuğun ölümünü siyasi intikama malzeme edecek kadar düşkünleştiler. Erdoğan dünkü açıklamasında karara rağmen Yasin Börü’nün öldürülmesinden bahsediyor. Yurttaşı yanıltmaya devam ediyor. Şimdi kararda ne gördük? Yargılanan hiçbir arkadaşımız, bir tek kişinin ölümünden sorumlu değil. Yıllarca arkadaşlarımızı utanmadan cinayetlerle suçlayanlar, meydanlarda hayasızca bu düzmece üzerinden yargıya talimat verenleri tarihin kara sayfalarında yerini çoktan aldı. Şimdi ne oldu ölümlerle yıllarca sorumlu tutulan arkadaşlarımız bu konuda beraat etti. İftira ve kumpas kampanyanız çöktü ve altında kaldınız.

Dün AKP genel Başkanı Erdoğan Kobanê kumpas davası hakkında yorum yapıyor. Verilen karar bu davanın savcısı ve hâkimi olan Erdoğan’ın, Bahçeli’nin yüreğine su serpmiş olabilir. Ama Türkiye’deki demokratik kamuoyunun, Kürtlerin, Türkiye halklarının yüreğinde de büyük bir öfke yarattı. Erdoğan ‘Kobanê siyasi dava değil’ diyor. Evet Erdoğan bu sadece siyasi dava değil, aynı zamanda bir siyasi intikam davasıdır. Bu davanın iddianamesi A’dan Z’ye kadar bir kumpastır. Siyaseten yenemediğini emrindeki yargıyla, hapishanede rehin tutma davasıdır. Davaya atadığınız çete üyesi hakimler, cüppe giymiş siyasiler, Saray eşrafı ve küçük ortağı şunu iyi bilsin ki bu dava Türkiye tarihinin en büyük siyasi ve komplonun olduğu davasıdır.

Normalleşme dediğiniz; Kürtsüz bir normalleşmedir, devrimcilerin, sosyalistlerin, aydınların, demokratların, kadınların, biat etmeyenlerin olmadığı bir yumuşamadır. Bu anormalliği Türkiye’nin önüne normalleşme olarak sunamazsınız. Bu normalleşme değil, darbenin alasıdır.

Sevgili Sebahat’i, Gültan’ı, Ayla’yı, Ayşe’yi, Meryem’i aldık, bir yandan hasret dolu buruk bir kavuşma yaşıyoruz, bir yandan bu davadan 13 arkadaşımız hala tutsak. Kimsenin şüphesi olmasın ki, 13 arkadaşımız da çok yakında bizlerle olacak. Bu büyük insanlık yürüyüşünde, bu büyük özgürlük kervanında içerden değil, dışarda katkılarını verecek.

Savunmalarında savunmadan öte Türkiye ve Ortadoğu siyasetine ders niteliğinde sunumlar yaptılar. Yargılanmadılar. Yargıladılar. Hepsiyle gurur duyuyoruz. Onur duyuyoruz.”

Kobani Davası’nda yargılanan siyasilerin isimleri tek tek okundu 

Hatimoğulları, Kobane Davasında yargılanan siyasetçilerin isimlerini tek tek okudu, fotoğraflarını göstererek konuşmasını sürdürdü: “Günay Kubilay yoldaşımız, siyasi hayatını Türkiye Sosyalist hareketinin mücadele birliğine ve Kürt özgürlük mücadelesiyle dayanışmaya adamıştır. Birleşik süreçlerimizin tümünde her zaman en önde olmuş bir enternasyonallisttir.

Alp Altınörs öğrenciliğinden bugüne sosyalizm mücadelesinden bir gün bile kopmadan, tüm cezalara, hapislere rağmen ne sokaktan ne de yazmaktan, üretmekten vazgeçmiştir. Bülent Parmaksız sosyalist hareketin, Kürt özgürlük mücadelesi ile kesiştiği her yerde olmak, her fırsatta bu ittifak zeminin oluşması için fedakârca çalışarak geçmiştir. Büyük Ortadoğu Projesine karşı Halkların Ortadoğu Projesi perspektifiyle Filistin ve Kürt halkının hakları için mücadele etmiştir.

İsmail Şengül içinden geldiği sosyalist geleneğin Kürt halkıyla buluşmasında emek verdi. Bugün İsmail yoldaşımız şahsında ortak mücadeleden intikam alınmak isteniyor. Nazmi Gür HDP ve öncesinde kurulan siyasi partilerin tüm kademelerinde görev almış, ömrünü barış ve insan hakları mücadelesine adamıştır.

Dilek Yağlı “Bugün nasıl ki Filistin için insanlar çağrı yapıyorsa o gün de Kobanî için çağrılar yapılıyordu” diyerek iktidarın iki yüzlülüğünü mahkeme boyunca yüzlerine vurmuştur. Ali Ürküt HADEP’ten bugüne il başkanlığından, MYK üyeliğine, RTÜK üyeliğine kadar verilen her görevi layıkıyla yapan yoldaşımızdır.

Zeynep Karaman yıllarını Kürt halkının özgürlük mücadelesine ve kadınların özgürleşmesine vermiş, zulmün karşısında bir adım bile geri atmamıştır. Özgürlük mücadelesi ve kadın mücadelesi savunucusu Pervin Oduncu ‘Tecrit kırılırsa barış olur’ diyerek düşman hukukuna rağmen iktidara ve devlet aklına doğru yolu göstermiştir.

Zeynep Ölbeci ‘Şimdiye kadar elde ettiğimiz kazanımlar erkek zihniyetine karşı verdiğimiz mücadelenin sonucudur’ diyerek siyasal mücadelesini kadın özgürleşmesine adadığını ifade etmiştir. Aynur Aşan Mersin il başkanlığı görevini yürütmüş, kadın özgürlüğü, sosyalizm ve Kürt özgürlük mücadelesinin yılmaz bir emekçisi olmuştur.

Sevgili Figen Yüksekdağ’a 32 yıl ceza verdiler. Ömrünü devrimci, sosyalist mücadele içerisinde, Kürt halkının yanında, açlığa ve yoksulluğa karşı mücadeleye, kadınların kurtuluş mücadelesine adamış bir siyasetçidir. ‘Kimsenin yüzü düşmesin. Yüreği kararmasın. Bugüne kadar yıkamadılar. Diz çöktüremediler. Ağır bedellerle, cefalarla beslenen yolumuzdan döndüremediler. Bundan sonra da başaramayacaklar. Direne direne var olduk. Direne direne kazanacağız…’ sözleriyle karşıladı kararı.

Sevgili Selahattin Demirtaş. 90’lı yıllarda bugünkü iktidarın ortağı karanlık güçlerin uyguladığı insanlığa karşı suçlarla ilgili insan hakları mücadelesi vermiş. Aktif siyasete katılarak ülkenin barışının sembol isimlerinden biri olmuştur. Onun şahsında insan haklarından, barış mücadelesinden, Kürt siyasetinden intikam alınmak istenmiştir.

Ve onun sözleri; ‘Bin ömrüm olsa hepsini halkım için feda ederim. Moralli olun. Dik durun. Direnin. Umudumuzu, hayallerimizi geleceğimizi zorbalara teslim etmeyeceğiz. Biz bir insanlık hareketiyiz. Biz yenilmezler hareketiyiz.’ Evet Selahattin Başkan siz cezaevinde dimdik duruyorsanız emin olun ki biz dışarıdaki arkadaşlarınız olarak mücadelenizde bize devrettiğiniz bayrağı asla düşürmeyecek ve zafere ulaşana dek mücadelemiz devam edecek sizlere ve tüm halklara sözümüz olsun.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Kobani Davası Ve 28 Şubat’ Mesajı

28 Şubat’ta ilişkin konuşan Erdoğan, “Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız” dedi.

Kobani davası kararları ilişkinde konuşan Erdoğan, “6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26. Dönem Adli Yargı ve 16. Dönem İdari Yargı Kura Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından önce çıkanlar şöyle:

“Bugün komşumuz ve kardeş ülke İran’dan üzüntü verici bir haber aldı. Sayın İbrahim Reisi ve yanındaki heyetin helikopter kazasında hayatını kaybettiğini öğrendik. Bu elim kazada yaşadığımız derin teessürü buradan ifade etmek istiyorum. Kaza haberini alır almaz tüm imkanlarımızla arama kurtarma çalışmalarına destek olduk. Arama kurtarma ekiplerimiz de hemen yola çıktılar. Ekiplerimiz helikopterin bulunmasının ardından ülkemize geri döndü. Sayın Reisi ile çok yakın diyalog içinde olduk. Bölge barışı için verdiği samimi çabalara bizzat şahitlik ettik. Şahsım, milletim adına İran halkına başsağlığı diliyorum.

Bugün farklı dönem adli ve idari yargı adaylarımızın bir kısmının kurasını çekeceğiz. 1041 adayımıza şimdiden başarılar diliyorum. Bu genç kardeşlerimizin gittikleri yerlerde inşallah adalet sancağını yücelteceklerine inanıyorum. İktidara geldiğimizde 9 bin 349 olan hakim savcı sayısını 2 buçuk kattan fazla artırarak mahkemelerimin yükünü azalttık. Adalet teşkilatımızın personel sayısı 61 bin iken bugün bu rakam 204 bini buldu. Merdiven altı sistemden bugünkü fiziki koşullara ulaştık. Mahkeme kararlarındaki hataları en aza indirmek için istinaf mahkemelerini kurduk.

Adalet kurumlarının modern ve fonksiyonel olmasına hassasiyet gösterdik. Hukuk sistemine sirayet etmiş vesayet araçlarını tek tek ortadan kaldırdık. Tarihi reformlara imza attık. Güven veren adalet hedefiyle bu alandaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.

“Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir”

Mağdur ve masum ile zalim ve mücrimi olması gereken yerlere koymanın adı adalettir. Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir. Hak yerini buldu anlayışı ne kadar güçlenirse toplum da kendini o derece güvende hisseder. Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 Eylül ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 15 Temmuz’da 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız.

6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz.”

Paylaşın