Erdoğan – Özel Görüşmesinin Tarihi Belli Oldu: 11 Haziran

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i 11 Haziran Salı günü saat 16.00’da CHP Genel Merkezi’nde ziyaret edecek.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Erdoğan ile 11 Haziran Salı günü partisinin genel merkezinde bir araya geleceklerini açıklayan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Cumhurbaşkanı ile 11 Haziran’da saat 16.00’da görüşeceğiz. CHP Genel Merkezi’nde aynı heyetlerle ağırlayacağız. Oturma düzeni siyasi parti genel başkanları şeklinde olacak.

31 Mart seçimlerinde seçmenin karşısına çıktığımızda çok net olarak şunu söyledik. ‘Biz sesinizi duyuracağız. Eğer siz de sesinizi duyurmak istiyorsanız, siz de bu seçimde 10 bin lira en düşük emekli maaşını reva görenlere, asgari ücretinize zam yapmamayı düşünenlere, 1 milyon öğretmeni atamayanlara, işçilere hak ettiğini vermeyenlere sesinizi duyurun’ dedik. Bugün de söylüyorum 31 Mart seçim sonuçları CHP’yi 47 yıl sonra birinci parti yaptı. Bizim net olarak söylediğimiz şudur.

Biz bir erken seçim çağrısı yapmıyoruz. Erken seçim kararını millet verir. Ben CHP’nin 127 milletvekiliyle erken seçim kararını zaten alabilecek güçte değilim. Olsa yarın alırım, öbür pazar iktidara gelirim. CHP erken seçim istemez mi? Evet ister ama erken seçimin yapılabilmesi için bunun milletin gündemi olması lazım.”

Ne olmuştu?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2 Mayıs’ta AK Parti Genel Merkezi’nde bir araya gelmişti. Görüşme 1 saat 35 dakika sürmüştü.

Görüşmede, CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi Namık Tan ile AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş da yer almıştı. Erdoğan ile Özel görüşmesi sonrası basın mensuplarına açıklama yapılmamıştı.

Erdoğan ile Özel’in görüşmesine boş koltuk damgasını vurmuştu. Erdoğan, Özel ile görüşme esnasında Özel’in karşısında değil de ortada ve daha farklı bir koltukta oturması akıllara “Erdoğan eşit değiliz imajı mı yaratmak istiyor?” sorusunu gündeme getirmişti.

AK Parti, boş koltuğun özel bir anlam ifade etmediği, oda düzeninden kaynaklandığı, diğer liderlerle veya konuklarla yapılan görüşmelerdeki protokolün uygulandığı vurgulamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’a dönerek, en kısa sürede CHP Genel Merkezi’ne iade-i ziyaret gerektiğini söylemişti. Özel, bu ziyaretten memnun olacağını ifade etmişti.

31 Mart seçimlerinde CHP’nin çok sayıda büyükşehir ve belediyelerine yenilerini eklemesinin ardından Özel verdiği demeçlerde Erdoğan ile görüşebileceğini aktarmıştı.

Erdoğan ile Özel, 23 Nisan’da TBMM’de düzenlenen resepsiyonda başka diğer siyasi partilerin de olduğu ortamda ilk kez bir araya gelmiş ve kısa bir görüşmenin ardından özel kalemlerin buluşma tarihi belirleyeceği duyurulmuştu.

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları: Türkiye Derhal Erken Seçime Gitmeli

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar” dedi ve eklendi:

Haber Merkezi / “Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur. Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Çiğdem Kılıçgün Uçar sivil toplum örgütü ve meslek örgütleriyle Hakkari’de bir araya geldi. KESK’te yapılan buluşmada Hatimoğulları ve Bakırhan açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları şunları söyledi:

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Biz kayyım atandığı günden beri buradayız. Hakkari’ye atanmış olan kayyım bir kez daha demokrasiye, seçilmişlere ve Kürt halkına yapılmış bir darbedir. Bunu her ne kadar iktidar bir biçimiyle Türkiye kamuoyuna açıklamaya çalışsa da emin olalım ki bir izahat getiremiyor. Kendileri bunun darbe olmadığını söylüyor. Biz altını kalın kalın çiziyoruz. Bu, Kürt’ün seçme ve seçilme hakkını elinden almak demektir, Kürt’ü bu ülkenin asli yurttaşı olarak görmemek demektir.

Bu, Kürt’ün iradesine, Türkiye halklarının iradesine ve Türkiye demokrasisine yapılmış siyasi bir darbedir. Bunu asla kabul etmiyoruz. Erdoğan çıkıp bunu savunmaya çalışıyor. Hakkında dava olan diğer belediye eş başkanlarına da kayyım atanacağına dair bir mesaj verdi. Buradan bir kez daha kendilerine diyoruz. Anayasaya aykırı davranmak, yasaları çiğnemek, bu ülkeyi Kürt ve Türk diye ayırmak şu an onların yaptığı iştir. Aslında bu ülkeyi bölen onlardır. Aslında bu ülkeyi çete gibi yöneten kendileridir.

Hukuku tanımayan kendileridir. Mehmet Sıddık Başkanımız Hakkari halkının yarısının oyunu almıştır. Doğrudan Hakkari halkı seçmiştir iki eş başkanımızı ve belediye meclisimizi. Bu iradeye saygı duymak zorundalar. Ancak halkın iradesini tanımamak konusunda adeta ant içmişler. Kayyım politikasını sürdürme konusunda verdikleri mesajla belli ki Türkiye ve Kürdistan’da bunun devamını getirecekler. Buradan kendilerini uyarıyoruz: Türkiye’de artık hiç kimse kayyım rejimine müsamahakar davranmıyor, davranmayacak.

Bugün Türkiye’nin dört bir tarafında DEM Partiye hayatı boyunca oy vermemiş, belki de oy vermeyi düşünmemiş farklı düşünen insanlar dahi kayyım rejimine hayır dedi. Bu önemli bir konudur. Türkiye ve Avrupa’da herkes kayyım rejimine hayır diyor. AKP, Erdoğan ve küçük ortağı bu ülkeyi uçurumun derinliklerine sürüklüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Türkiye halkları bunu kabul etmiyor. Yapılan meşru değildir, bir darbedir.

Dün biz Hakkari Valiliğinin önünde basın açıklamamızı ve oturma eylemimizi gerçekleştirdiğimizde polis bariyerinin arkasında jandarma konumlanmıştı. O fotoğraf; sadece kolluk kuvvetleriyle ve yargıyla değil, sadece İçişleri ve Adalet Bakanıyla değil, sadece Saray rejiminin doğrudan görünen yüzüyle değil asker postallarıyla da bir darbe yapıldığını tescillemiştir. Valiliğin önündeki bu fotoğrafı tarih asla affetmeyecektir.

Mehmet Sıddık Akış’ın 2014’te açılmış bir davası vardı ama bu dava 10 yıldır öyle durmaktaydı. Ne zamanki kendisi belediye eş başkanı seçildi, bu dava devreye konuldu. Kayyım atandığı zaman daha gözaltı yeni gerçekleşmiş, daha İçişleri Bakanlığı yazıyı henüz göndermemişti. Yani adeta Süleyman Soylu’nun söylediği icra edilmiştir: “Siz yapacağınızı yapın kanun arkasından gelir”. Aynen öyle yaptılar. Gözaltı süresinde duruşmasının gününü dahi beklemeden kayyım atandı. Sadece biz DEM Parti olarak söylemiyoruz, Türkiye’deki bütün hukukçular söylüyor. Olması gereken normal şartlarda şudur. Zaten arkadaşımız hakkında tezgahlanmış olan bu davayı kökten reddediyoruz, gayrimeşrudur.

Tıpkı Kobanî Kumpas Davası gibi Saray’da yazılmış senaryolardandır. Bu davaların hiçbiri hukuki değildir. Siyasi intikam davalarıdır. Yine de bütün bunlara rağmen olması gereken şudur. Dava süreci ilerler, nihai karar verilene kadar belediye eş başkanına görevden el çektirilemez. Nihai karar açıklandıktan sonra da belediye meclisi kendi belediye başkanını kendisi belirler. Halkın iradesine saygı duymanın kanalları buradan geçer. Ama onlar, yine kendilerinden birini seçerler fikriyle hareket ederek ve seçilmişin yerine atanmışı getirerek adeta bizi Orta Çağ’ın gerisine götürdüler. Çünkü sadece krallıklarda, padişahlıklarda, faşist rejimlerde atanmışlar seçilmişlerin yerine geçer.

Hakkari halkıyla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle, haktan ve adaletten yana olan her kesimle, kayyım rejimine karşı olan her kesimle beraber kayyım rejimine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de çok güçlü sesler yükseliyor. Bu sesleri daha çok güçlendirmenin, daha çok bir arada olmanın, bu kayyımcı rejime karşı daha fazla durmanın tam da zamanıdır. Hakkari’ye kayyım atayarak demokrasiyi sadece toprağa gömmediler, üzerine beton da döktüler. Bu iktidar artık gayrimeşrudur, daha da gayrimeşru hale gelmiştir. Bu iktidar iyice güç kaybetmiştir. AKP tabanı bile kayyım rejimine karşı çıkmaktadır. Bunu hakkaniyetli ve adil bulmamaktadır.

Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. AKP ve ortağı MHP artık gayrimeşrudur, gayrimeşruluklarını bir kez daha tescillemişlerdir. Tarihin çöp sepetine gideceklerdir. En son seçimlerdeki aritmetiğe baktığımızda halkın desteğini kaybetmişlerdir ve bizden siyasi intikam almaktadırlar. Bu kayyımı bir daha atamalarının bir nedeni budur.

Bir nedeni de belediyelerin maddi kaynaklarını kendi kaynakları haline getirebilmek ve yandaşlarına peşkeş çekmektir. Bu gayrimeşru Saray yönetimi ve ortağı derhal istifa etmelidir. İstifa etmiyorlarsa Türkiye derhal erken seçime gitmelidir. Artık Türkiye’de erken seçimin koşulları oluşmuştur. Erken seçim çağrımızı da kayyım rejimini genişletmek için odak olarak seçtikleri Hakkari’den bütün Türkiye kamuoyuna yapıyoruz. Türkiye derhal erken seçime gitmelidir.”

“Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız”

Hatimoğulları’ndan sonra konuşan Bakırhan ise şu ifadeleri kullandı: “Değerli kurum temsilcileri, kanaat önderleri, uzun yıllar birlikte çalıştığımız şimdi aramızda gördüğümüz çok kıymetli arkadaşlarım, iradesine sahip çıkan halkımız ve STK temsilcileri, hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Kürt’ü tanımadıklarını defalarca söyledik, iradesini defalarca gasp ettiler. Bunun bir işe yaramadığını 31 Mart’taki seçim bir kez daha ortaya koydu. Kürdistan ve Türkiye halkları bu irade gaspçılarına, yolsuzluk ve zulümle bu ülkeyi yönetenlere bir sarı kart gösterdi. Ama belli ki onlar kırmızı kart görmek istiyor. Biz de DEM Parti olarak, Türkiye emekçileri ve demokrasi güçleriyle birlikte; bu zulüm politikalarını reddedenlerle, kadınlarla ve gençlerle birlikte daha güçlü bir mücadele öreceğiz ve bir an önce bu zulüm düzeninin bitmesi için mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.

Colemêrg çok stratejik bir yerdir. Bu güzel ve onurlu ilimize kafayı takmalarının bir sebebi var. Tabii ki sizin duruşunuz onların yüreğinde yaradır. Her seçimde 3 milletvekili çıkarmanız, onların yüreğinde yaradır. Colemêrg halkının 40 yıldır sürdürdüğü onurlu direniş onları rahatsız ediyor. Bunu biliyoruz. Ama bu kentimizin ayrıca önemli bir rolü, misyonu var. Colemêrg, Irak ve İran’a sınırıyla onların iştahını kabartan bir sınır kentimizdir.

Kriminal işlerle uğraşıyorlar. Çetelerle ve mafyalarla kol kola siyaset yapıyorlar. Buradan geçirdikleri tozlarla kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalışıyorlar. Suç İçişleri Bakanının o geçişler için önemsediği kentlerden birisi Colemêrg’dir. Birçok sebepten dolayı burayı gözlerine kestirdiler, kayyım atadılar. Allah aşkına Kürt ne yapsın? Siz de bu soruyu sorun. Devlet dairesinde sorun, çavuşa söyleyin, polise söyleyin, komşunuza söyleyin.

Türkiye metropollerindeki diğer halklara sorun: Kürt ne yapsın? Bir hukuk var ki antidemokratik bir hukuk olmasına rağmen ona bile uymuyorlar. Belediye başkanlarının davası varmış. Davası olmayan insan mı bıraktınız? Dava yalanıyla Türkiye kamuoyunu kandırmaya çalışıyorlar. Davası olmayan arkadaşımıza da soruşturma açıp görevden aldılar. Bir dönem önceki Hakkari Belediye Eş Başkanımızı çocuğunun cenazesine katıldığı için görevden aldılar. Bir belediye başkanımız, bir yoksulun mutfağını yaptı diye hiçbir soruşturması ve davası olmadığı halde görevden aldılar.

Bir belediye eş başkanımıza, kendisini tanıtacağımız toplantıya katıldığı için soruşturma açıp görevden aldılar. Bir kadın belediye eş başkanımızı 8 Mart etkinliğine katıldığı için görevden aldılar. Bunlar riyakardır, hilekardır. Dini ve inancı kullananlardır. Başları secdede, elleri semada ama akılları Kürt düşmanlığında olanlardır. Emin olun ki bunlar sadece Kürt siyasetine değil Kürt’e düşmanlar. Diline, kültürüne, iradesine, yerel yönetimine düşmanlar. Dolayısıyla dün Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi bir durum yok. Onların gözünde bütün Kürtler düşmandır, bütün Kürtler suçludur. Onuruna ve kimliğine sahip çıkan bütün Kürtler onlar için tehdittir.

Belediyeye kayyım atamak için kılıf buluyorlar. Kepez Belediye Başkanı tutuklanıyor, ne yapıyorlar, belediye meclisine seçtiriyorlar. Öyle değil mi? Erdoğan Siirt’te bir şiir okuduğu için tutuklanınca, yerine gelecek kişiyi 28 Şubat darbecileri bile belediye meclisinden seçtirdi. Ama o diyor ki söz konusu olan Kürt’se ayrı bir hukuk uyguluyoruz. Sen Kürt’e 50 bin sene de ayrı bir hukuk uygulasan, vahşet uygulasan bu Kürt eyvallah etmez.

Biraz önce Yüksekova’dan geldik, Pervin Başkan da burada. Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım, üçünün de tesadüfen ailelerinden biriyle karşılaştık. Kürt faili meçhul cinayetle, cezaeviyle bu haklı davasından vazgeçmiyor. Defalarca size bunu gösterdi. Kürt cezaeviyle haklı davasından vazgeçmiyor. Mücadelesine hakkına hukukuna sahip çıkmaya çalışıyor. Öyle sağa sola kırmasına gerek yok, soruyoruz Recep Tayyip Erdoğan’a: Kürt’ün hukuku nedir Türkiye’de? Sömürge bir halksa kabul edin. Zaten öyle yapıyorsunuz. Kürtler sömürgedir, bir hakkı hukuku yoktur deyin.

Deyin ki Kürtler seçilmez. Seçerse, seçilirse de cezaevine atarız deyin. Bunu açık yüreklilikle söyleyin. Öyle naralar atıyorsunuz; davaları varmış, örgüt yöneticisiymiş. Allah aşkına, siz tanırsınız, Mehmet Sıddık Akış hangi örgütün yöneticisidir? Evli, çocuklu, iş yeri olan, 30 yıldır sizin içinizde yerleşik olan bir insan nasıl örgüt yöneticisi oluyor? Hadi örgüt yöneticisidir, 83 yaşındaki Makbule anne nedir? O hangi örgütün yöneticisidir? Çocuğuna para gönderdiği için sedyeyle alınıp cezaevine konulan akrabam Hatice Yıldız hangi örgütün yöneticisidir? Kürt’ün 7’de 70’ine, hastasına, yaşlısına tamamına örgüt yöneticisi diyorlar. Herkes örgüt üyesiyse, bütün Kürtler örgüt yöneticisiyse siz zaten kaybetmişsiniz, boşuna uğraşmayın.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Bu baskılar, bu kayyım atamaları, bu yolsuzluk, bu hırsızlık, Kürt’ün iradesine el koymak… Kürt vazgeçmiyor, emin olun vazgeçmiyor. Hilvan’da yaptılar, cüzi bir oyla seçimi kazandık. Sandığı emniyet kameraları önünde yaktılar. Seçimi yenilediler. Hilvan halkı oyunu yüzde 33’ten 52 buçuğa çıkardı. Yani Kürt halkı şu mesajı veriyor. Hilenize, zulmünüze, baskınıza rağmen biz partimizin yanında olacağız dedi. Bunu anlamak istemiyorlar. Peki, biz ne yapacağız? Valla Kürt’e sömürge hukukunu uygulayan bu faşizan zihniyet karşısında direneceğiz. Partimize sahip çıkacağız, irademize sahip çıkacağız, belediye eş başkanlarımıza sahip çıkacağız.

Seyid Rızalar, Şeyh Saidler idam sehpası önünde boyunlarını büktüler mi? Şimdi biz bir kayyım efendiye mi boynumuzu bükelim? Onlar vaz mı geçtiler, aman mı dilediler? Dolayısıyla boşuna uğraşıyorlar. Bu ülkenin enerjisini, ekonomisini çarçur ettiler, yok ettiler, ülkeyi uçurumun kenarına getirdiler. Kürt’e, emekçiye, ezilene, yoksula düşmanlık yaptıkları için.

Buradan sesleniyoruz: Bizim kararımız da yolumuz da nettir. Yolumuz Selahattinlerin, Gültanların, Figenlerin, Leyla Güvenlerin yoludur. Biz çok netiz, siz de kararınızı verin. Kürt bu ülkenin vatandaşı mıdır değil midir? Kürt’ün bu ülkedeki hukuku nedir? Kürt seçilir mi seçer mi? Siz söyleyin. Biz ona göre davranalım. Aksi halde bu ülkeyi gerçekten demokratik anlamda, ekonomik anlamda batırdınız.

Değerli halkımız bir çağrımız da size. Bunlar bütün zulümlerini Kürdistan topraklarında test ediyorlar. Eğer Hakkari’de üçüncü defadır devam eden kayyım uygulaması başarıya ulaşırsa Türkiye’nin her yerine kayyım anlayışını yayma riski var. Çünkü bunların sandıktan kazançlı çıkma şansları yok. 31 Mart’ta bu test edildi. Dolayısıyla hiçbir belediyenin, hiçbir şirketin, hiçbir demokratik kitle örgütünün yarın başına ne geleceğinin garantisini kimse veremez. Onun için Hakkari dayanışma için çok önemli bir merkez haline geldi. Sürekli kullandığımız Hakkari’den Edirne’ye kavramını artık hayata geçirmek gerekiyor. Hakkari’den Edirne’ye demokrasi köprüsünü, dayanışma köprüsünü, barış köprüsünü, direniş köprüsünü oluşturmalıyız. Aksi halde Hakkari’nin iradesini çalanlar yarın İzmir ve diğer kentlerin de iradesini çalabilir.

Biz halkımızın onurlu direnişinin yanındayız. Baş eğmeyen, diz çökmeyen, 3 dönemdir kayyım atanmasına rağmen halen kendi partisine sahip çıkan, 3-0 yapan, onurluca ayakta duran, yoksulluğa ve şiddete rağmen direnen halkımızın yanındayız. Hakkari’nin fotoğrafına baktığınız zaman yoksulluk akıyor. Kaldırım yok, yol yok, su yok, iş yok. Bir garnizon haline getirilmiş bir Hakkari var. Burada duran, direnen Hakkari halkıyla direnmeye devam edeceğiz, onlara layık olmaya çalışacağız. Ne pahasına olursa olsun sizin iradenizi savunacağız, sahipleneceğiz.

Darbe görüntülerini aratmayacak bu vahşet altında buraya gelip toplantıya katılmanız büyük bir değerdir. Hakkari halkına da sesleniyorum; sokakta, caddede, mahallenizde bu ırkçı, faşist ve Kürt düşmanı zihniyet karşısında lütfen tepkinizi sürdürün. Siz onurlu bir halksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah bir gün mutlaka bu irade zulüm uygulayanları gönderecektir ve halkımız kazanacaktır.”

“Kayyım atayanlar karşılığını görür”

Soru: Erken seçim çağrısı yaptınız, aynı zamanda “sine-i millet” tartışmaları da var. Partinizde böyle bir tartışma var mı? Ayrıca erken seçim çağrınıza ilişkin bir takvim öneriyor musunuz?

Hatimoğulları: Biz sine-i milletteyiz zaten. Hiçbir zaman mücadele alanı olarak parlamentoyu gören bir parti olmadık. Her daim halkımızın içinde olduk. Türkiye’de ezilen ve sömürülenlerle beraberiz. Kadınlar, gençler, insan hakları savunucularıyla birlikteyiz. Kayyıma karşı sadece parlamentoda mücadele veren bir parti değiliz. Kayyımın atandığı ilk andan itibaren MYK üyelerimizle buradayız. Bizler zaten milletin içindeyiz, sinesindeyiz. O yüzden tartışmalar söylediğiniz anlamda bizim gündemimizde yok. Biz halkımızla birlikte mücadele alanlarının her yerindeyiz. Parlamento bunlardan biridir. Halkın içindeyiz, sokaktayız, meydandayız. Halkımızla birlikte kararlarımızı alıyoruz, mücadelemizi de ortak veriyoruz.

Erken seçimle ilgili sorunuza da cevap vereyim. Bizim tek başına oradan çekilmemiz buna gerekçe oluşturmaz. Elbette Türkiye halklarının bu talebi gittikçe yükseliyor, erken seçim talebi artıyor. Bunun çok sayıda nedeni var. Ülkenin içinden geçtiği işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve bu iktidarın yürüttüğü ekonomik politikalar. Temmuz ayında asgari ücrete zam dahi yapılmazken, emekliler açlık ve yoksulluktan kırılırken insanlar elbette erken seçim talep ediyor. Kayyım atanırken, yasalara aykırı davranılırken, seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırılmışken halkın, yurttaşın ve siyasi partilerin erken seçim talep etme hakkı vardır.

Soru: İktidara yakın yazarlarda ve kesimlerde haklarında soruşturma devam eden belediye eş başkanlarının da görevden alınıp kayyım atanma ihtimalinin yüksek olduğuna yönelik yazı ve değerlendirmeler var. Nasıl bir şey bekliyorsunuz?

Bakırhan: Daha önce söyledim, Türkiye’de hakkında soruşturma olmayan insan neredeyse kalmadı. Sadece bizim belediye başkanlarımız değil birçok siyasi parti belediye başkanları hakkında da soruşturmalar. Meselemiz onların ne yapacağı değil. Onlar zulümle, hileyle ve zorla iktidarlarını ayakta tutuyorlar. Biz bu tür anti-demokratik tutumlar karşısında kendi duruşumuzu net bir şekilde ortaya koyacağız. Kayyım atayanlar karşılığını görür. Atamaya çalışanlar kendi hesaplarını yapsın, bizim hesabımız çok net.

Paylaşın

AK Parti’de Değişim İçin 2025 Yılı Sonu İşaret Edildi

Yerel seçimi ciddi kayıplarla kapatan AK Parti’de nasıl bir değişim yaşanacağı merak konusu olurken, değişimin zamana yayılacağı ortaya çıktı. Parti teşkilatı ve yönetiminin yenilenmesi beklenen büyük kongre için 2025 yılı sonu işaret edildi.

Parti kadrolarındaki değişim-dönüşüm içinse öncelikle “sorunların doğru tespit edilmesi” gerektiği ifade ediliyor. Partide ya da Kabine’de 3-5 kişinin değişmesinin bir anlam taşımadığını, yapısal dönüşüm için çok iyi analiz yapılması gerektiğini savunan partililer bunun için de çok geniş bir çalışma başlatıldığını anlatıyor.

Yerel seçimlerin ardından seçimsiz 4 yıllık döneme giren siyaset yeni yol haritasını belirlemeye çalışıyor. Bir yandan iktidar ile muhalefet arasında “normalleşme-yumuşama” olarak nitelenen görüşmelerle iki taraf da zaman kazanırken diğer yandan yapısal değişim-dönüşüm için atılacak adımlar planlanıyor.

Yerel seçimi ciddi kayıplarla kapatan AK Parti’de nasıl bir değişim yaşanacağı merak konusu. MYK, MKYK toplantılarının yapıldığı partide gözler son Kızılcahamam kampına çevrilmişti. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan toplantıda bir dizi tartışma gündeme geldi ancak beklenen değişimin zamana yayılacağı ortaya çıktı. Parti teşkilatı ve yönetiminin yenilenmesi beklenen büyük kongre için 2025 yılı sonu işaret edildi.

AK Partili siyasetçilere göre temel öncelik ekonominin düzeltilmesi olacak. 2023 genel seçimlerinin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna oturan Mehmet Şimşek’in yürüttüğü politikaların sonuç getireceği beklentisi yüksek. Enflasyonda düşüş, fiyat istikrarı, Merkez Bankası rezervlerinde yükseliş gibi birçok konuda 2 yıllık bir süreçte hedeflenen tabloya ulaşılacağı hesabı yapılıyor. Geçen süre toplum açısından zorluklar içerse de iki yılın sonunda ortaya çıkacak olumlu durumun herkesi rahatlatacağı savunuluyor.

Öyle ki Kızılcahamam kampında topluma sunulan acı reçeteye karşın yaptığı sunumla en çok alkışı Mehmet Şimşek’in aldığına işaret ediliyor. Sorunları, çözüm yollarını, atılan adımları, riskleri, olumlu-olumsuz yaşanacak sonuçları tüm yönleriyle ortaya koyan Şimşek’in bu açık-şeffaf söylemi ile büyük bir güven oluşturduğu belirtiliyor. Asıl değişim-dönüşümün “enflasyonun tek haneye düştüğü, milli gelirden alınan payın arttığı, refahtan herkesin pay aldığı bir tablo” olacağı konuşuluyor.

Parti kadrolarındaki değişim-dönüşüm içinse öncelikle “sorunların doğru tespit edilmesi” gerektiği ifade ediliyor. Partide ya da Kabine’de 3-5 kişinin değişmesinin bir anlam taşımadığını, yapısal dönüşüm için çok iyi analiz yapılması gerektiğini savunan partililer bunun için de çok geniş bir çalışma başlatıldığını anlatıyor.

7 bölge 81 ilin röntgeni çekiliyor

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın edindiği bilgilere göre; AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala’nın başında bulunduğu strateji ekibi analizlerini sürdürüyor. SETA’nın da aralarında bulunduğu birçok araştırma merkezi ve anket firması ile hem bölgesel hem de il il araştırma yapılıyor, bir anlamda tüm kentlerin röntgeni çekiliyor. Açık uçlu soruların da sorulduğu araştırmalarda 7 bölge, 81 ilde vatandaşın sorunları, talepleri, beklentileri ayrı ayrı ölçülüyor.

Araştırma kapsamında yerel seçim sonuçlarının daha iyi analiz edilmesi için de yeni veriler elde edilmeye çalışıyor. Örneğin Trabzon Büyükşehir Belediyesi kazanılırken Trabzon’un en büyük ilçesi Ortahisar’ın neden kaybedildiği ya da Van’da önceki seçimde 4 ilçe belediyesi kazanan partinin neden bu seçimde tek bir belediye alamadığı anlaşılmaya çalışılıyor.

Tüm verilerin analiz edilip raporlanacağını belirten parti yöneticileri elde edilen sonuçların “siyasal değişim-dönüşüm” sürecine kaynaklık edeceğini söylüyor. Önümüzdeki bir ay içinde tamamlanması beklenen araştırma sonuçlarının sonbaharda başlaması hedeflenen ilçe, ardından il kongrelerinde, yeni yönetimlerin oluşmasına da etki edeceği vurgulanıyor.

Bir parti yöneticisi yürütülen çalışma için, “Sadece seçim sonuçlarındaki oranlara bakarak bir değişim olmaz. Doğru okumalar yapmak için daha çok bilgiye ve bu bilgilerle ortaya çıkacak analizlere ihtiyaç var. Yeni bir reform sürecinden bahsediyoruz. Bu çalışma reform sürecinde doğru adımların atılmasını da sağlayacak. Birileri görevden alınacaksa, yeni görevlendirmeler yapılacaksa bunlar bir veriye dayanacak” değerlendirmesi yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Hakkari” Açıklaması: Hukuk Gereğini Yaptı

Erdoğan, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını ilişkin, “Hukukun kanunun ve demokrasimizin kırmızı çizgilerine riayet eden, meşruiyetten sapmayan herkes yasal engeli yoksa elbette bu ülkede özgürce siyaset yapabilir. Buna kimse itiraz etmez, edemez. Biz de meşru siyasete söz söylemedik” dedi ve ekledi:

“Yargının, Hakkari ile ilgili vermiş olduğu karar kusura bakmasınlar ama kimseyi rahatsız etmesin. Yargı burada kanunu değil hukuku konuşturmuş ve kararını buna göre vermiştir. Bunlar hemen parlamentoyu ayağa kaldırmaya kalktılar. Kusura bakmayın, burası hukukun işlediği Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosudur. Orada elinizde pankartlarla, tekme yumruk sağa sola saldırmanın size kazandıracağı hiçbir şey yok. Sizin karşısınızda hukuku savunacak parlamenterler var.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu Medya Ödülleri töreninde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle. “Bu güzel buluşmaya vesile olan herkese teşekkür ediyorum. Farklı kategorilerde ödüllerini takdim edeceğimiz kurumlarımızı, medya mensubu arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. İlk olarak Anadolu Yayıncılar Derneği olarak 14 yıl önce faaliyete başlayan kuruluşumuz, büyüdü, serpildi, maşallah ülkemizin dört bir köşesine dal budak saldı. Toplam 320 mahalli ve bölgesel radyo, televizyon, gazete, dergiyi bir araya getiren federasyonumuzun yoluna güçlenerek devam etmesinden memnuniyet duyuyorum.

Anadolu Yayıncılar Federasyonu olarak kurumsal kimliğini güçlendiren kardeşlerime başarılar diliyorum. Halktan yana ve halka karşı kendisini sorumlu hissederek yayımcılık yapan mahalli medyanın yerini başka hiçbir kurum alamaz ve dolduramaz. Mahalli medyamız insanımızın talep, beklenti ve eleştirilerini aktarmada bir nevi köprü görevi yapıyor. Ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerini sınırlı imkanlarla yansıtan Anadolu medyası ne kadar etkili olursa demokrasi kültürümüz o derece güçlü olacaktır.

Siyasi hayatımızın tüm aşamalarında Anadolu yayıncılığının yanında olduk. Sizlere gereken her türlü desteği sağlamayı çalıştık. İnşallah bundan sonra da size sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Milletin karşısında kurumlanan ve konumlanan değil, milletin yanında dimdik duran 4. kuvvet olarak siz kıymetli Anadolu medyası mensuplarına kapımızın her zaman açık olduğunu özellikle ifade ediyorum.

Rabbim muhabbetimizi ve dayanışmamızı daim eylesin diyorum. Gündemini millete ve milletin değerlerine sabitlemiş yayıncılığın önemini her geçen gün daha kavrıyoruz. Anadolu yayıncılığı yüzyüze geldiğimiz kritik kavşakların tamamında gerçekten takdire şayan duruş sergilediler. Sokaklarımızın ateşe verildiği Gezi olaylarında birileri 24 saat canlı yayınlarla Gezici vandalları överken sizler milletin yanında net tavır koydunuz. Sizler 17-25 Aralık yargı darbe girişiminde milli iradenin sesi oldunuz. 15 Temmuz gecesi birileri ‘bekle gör’ politikası izlerken demokrasimizi korkusuzca savundunuz.

Anadolu yayıncıların vicdanlı ve ilkeli tutumlarını Gazze’deki katliamda da aynı kararlılıkla devam ettirdiklerini memnuniyetle takip ediyorum. İsrail güçleri tarafından Filistin’de şehit edilen gazeteci meslektaşlarınızın hatıralarına ve mücadelelerine sahip çıktığınız için sizleri tebrik ediyorum. Müslümanlığımızla birlikte insanlığımızın da sınandığı Filistin halkına karşı insani görevimizdir. Vicdanı kurumayan hiç kimse böyle bir zulme suskun kalamaz. Yıllardır bize basın özgürlüğü dersi veren Filistin topraklarında yaşananlara sesini çıkarmıyor.

Medya ofisleri basılırken, haber kanalları kapatılırken, canlı yayında gazeteciler kurşunlanırken, dikkat ederseniz, Gezi olayları sırasında Türkiye’ye kamp kuranlardan hiçbir tepki yükselmiyor. 8 ayda 150 gazeteciyi katledenler hala basın hürriyetinden bahsedebiliyor. Merhum Ahmet Kaya ne diyordu, ‘Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça’. Bunlarınki yalnızca tutarsızlık değil; aynı zamanda vicdansızlık, ilkesizlik, adaletsizlik ve tarafgirliktir. Elbette tarih zulüm karşısında susanlarla hakkı ve hakikati haykıranları kaydetmektir. Zor dönemde konuşanlar tarih önünde olduğu gibi insanlığın vicdanında da ibra olacaktır.

Bugün soykırım karşısında üç maymunu oynayanlar alınlarına yapışan kara lekeyi ömürleri boyunca silemeyecek. Biz tarihin doğru tarafında olmanın çabasındayız. Gazze’de ilk günden itibaren basın yayın organlarımız Filistinli mazlumların sesi oldu. AA ve TRT’miz Gazze’de işlenen cinayetleri tüm çıplaklığıyla dünyaya anlattı. İletişim Başkanlığımız toplantı, etkinlik, basılı ve görsel materyallerle Gazze için küresel vicdanı harekete geçirmeye çalıştı. Siyasi partilerimiz birkaç İsrail mühibbi dışında Filistinli kardeşlerimizle dayanışma içinde oldu.

Sivil toplum kuruluşlarımız, üniversitelerimiz, gençlerimiz tek vücut olarak Gazzeli mazlumlara samimiyetle sahip çıktı. Milletimiz adına bundan büyük onur duyuyoruz. Filistinli kardeşlerimizi savunurken aslında insanlığı, barışı, adaleti, özgürlükleri savunuyoruz. Katliama tepki verirken gelecek nesillere huzurlu, adil dünyada yaşama umudunu miras bırakmayı hedefliyoruz. Bu çizgimizi sonuna kadar muhafaza edeceğiz. Mazlumun yanında zalimin de karşısında olmaya devam edeceğiz.

Medyamız özellikle de merkez medyamız ülkemizde uzun yıllar vesayetin gölgesi altında görev yapmaya çalıştı. Bu vesayet sadece devlet içindeki oligarşik yapıların değil, Türkiye’de ekonomi ve paraya hükmedenlerin de vesayetiydi. Medyamız çoğu zaman darbeciler namına milleti denetledi. Milleti terbiye etti. Milleti sorguya çekti. Vatandaşa ayar vermeye çalıştı. Basınımızın tek parti dönemindeki ahvalini burada konuşmaya gerek dahi duymuyorum. 27 Mayıs darbesine hazırlık sürecinde cuntacıların basın bülteni gibi çıkan gazetelerini şimdi yüzümüz kızararak okuyoruz. 12 Eylül, 28 Şubat’ta aynı manşetlerin tekrar tekrar atıldığına şahit olduk.

“Demokrasiyi, milli iradeyi savunurken ortalıkta yoklar”

Üzülerek söylemek isterim ki, Türkiye’de kalemini, köşesini, ekranını demokrasi karşıtlarına gönüllü olarak kiralayan bir kesim hep olagelmiştir. Bunlar müzik kutusu gibi kimi zaman darbecilerin türkülerini söylediler. Daha sonra terör örgütü mensuplarının şarkılarını çaldılar. Bir ara ülkemize yönelik psikolojik harekatlara asker yazıldılar. Hatta Kandil’deki bölücü canileri ‘yere izmarit atmıyor’ diye methedecek kadar içlerindeki millet düşmanlığını kustular. Bir türlü milletten, milli iradeden, demokrasiden yana tavır alamadılar.

Bunların FETÖ, PKK, DHKP’sine kadar terör örgütlerinin yanında saf tuttuklarını gördük. Teröre karşı devletimizin yanında bunları göremedik. Teröristler Cumhuriyet savcımızı kalleşçe şehit ediyor, bunlar teröristlerin sözcülüğünü yapıyor. Şehirlerimizi hendek ve çukurlarla bizden koparmaya çalışıyor, bunlar şehir eşkıyalarına canlı kalkan oluyor. Kandil’deki terör baronları yerel ve genel siyaseti dizayn etmeye çalışıyor, bunlar teröristlerin kravatlı avukatlığına soyunuyor. Demokrasiyi, milli iradeyi savunurken ortalıkta yoklar. Terör mağdurlarını savunurken ortalıkta yoklar. Şehit edilen öğretmen, polis, asker, korucu, işçiyi savunurken ortalıkta yoklar.

Terör örgütüne isyan bayrağı çeken yüreği yanık Diyarbakır annelerini savunurken ortalıkta yoklar. Bölücü terör örgütü ve uzantıları sözkonusu olunca en ön safta yer almaktan çekinmiyorlar. Milletten esirgedikleri empatiyi teröristlere göstermekten utanmıyorlar. Terörle sivil siyaset yanyana durmaz. Terörle demokrasi bir arada bulunmaz. Sırtını elinde kaleşnikof olana, molotof olana, bomba olana dayanarak meşru siyaset yapılmaz.

Hukukun kanunun ve demokrasimizin kırmızı çizgilerine riayet eden, meşruiyetten sapmayan herkes yasal engeli yoksa elbette bu ülkede özgürce siyaset yapabilir. Buna kimse itiraz etmez, edemez. Biz de meşru siyasete söz söylemedik. Yargının, Hakkari ile ilgili vermiş olduğu karar kusura bakmasınlar ama kimseyi rahatsız etmesin. Yargı burada kanunu değil hukuku konuşturmuş ve kararını buna göre vermiştir. Bunlar hemen parlamentoyu ayağa kaldırmaya kalktılar. Kusura bakmayın, burası hukukun işlediği Türkiye Cumhuriyeti’nin parlamentosudur. Orada elinizde pankartlarla, tekme yumruk sağa sola saldırmanın size kazandıracağı hiçbir şey yok. Sizin karşısınızda hukuku savunacak parlamenterler var.

Sivil ve demokratik siyasetin zemininin güçlendirilmesi için pekçok adım attık. Ancak milli iradeye pusu kurulmasına izin vermedik. Dünyanın hiçbir medeni ülkesi demokrasinin kundaklanmasına göz göre göre müsaade etmez, etmeyeceğiz. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesi dağdaki eli kanlı teröristlerin tünel kazarak belediyelere sızmasına göz yummaz. 31 Mart’tan önce ‘adaylarınız herhangi bir gayrimeşru, gayriyasal işlemlere girmediyse, katılmadıysa onlara söyleyecek sözümüz yok, ama gayriyasal işler yapmışsa bizler de yasaları işletmek durumundayız ve işletiriz’.

Hakkari şimdi bunun ilk adımı olmuştur. Şu anda hukuk gereğini yapmıştırve bundan sonra yapmaya devam edecektir. Türkiye sözde siyasetçilerin terör örgütüne ayakçılık ve kuryelik yaptığı utanç verici hadiselere şahit olmuştur. Milletimizin hafızasında derin izler bırakan bu acı olayların hiçbirimiz istemeyiz buna izin de vermeyiz. Terörle arasına mesafe koymadan hatta sırtını terör örgütüne yaslayarak siyaset yapılamayacağını herkesin kabullenmesi gerekiyor.

Muhalefet partileri koro halinde ezberleri tekrarlamak yerine terör siyaset ilişkisini sorgulamalı, Kandil güdümlü siyasetin Türk demokrasisine verdiği zararların ortadan kaldırılmasına odaklanmalıdır. İlla bir tepki gösterilecekse Kandil’in belediyelere çökme girişimine göstermelidir. Şimdi bazıları çıkmış Meclis’te terör estirerek ‘belediyeler bizimdir’ naraları atıyor. Belediyeler ne onların ne terör örgütlerinindir. Belediyeler kimsenin arka bahçesi değildir. Belediyeler sırtını Kandil’e rastlayanların hiç değildir. Belediyeler halkımızındır, aziz milletimizindir.

Bu ülkenin devletin belediyelerin tek sahibi vardır, o da millettir, 85 milyonun tamamıdır. Örgütün tasallutundan kurtulmak için belediye başkanlarının atacakları adımlarda devlet de millet de yanlarında olacaktır. Hizmet edenlerle kimsenin bir derdi bulunmuyor. Cumhurbaşkanı olarak benim de onlarla bir derdim yok. Biz terör belasıyla hukuk zemininde mücadele ediyoruz ve edeceğiz. İnşallah bu mücadeleyi de kimsenin oyununa gelmeden yürüteceğiz. Millete ve milli iradeye saygılı olan herkesten aynı tavrı bekliyoruz. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin diyoruz.”

Paylaşın

Hakkari Belediye Başkanı’na 19 Yıl 6 Ay Hapis Cezası

İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alınan ve yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Kararın ardından mahkeme önünde protestolar başladı.

Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında 2014 yılında açılan davanın 61’inci duruşması Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mehmet Sıddık Akış, duruşma için geniş güvenlik önlemleri altında adliyeye getirildi. Duruşmanın başlamasıyla birlikte Akış da savunmasına başladı. Kayyım atanmasına gerekçe yapılan davanın savcısı D.Y.’nin FETÖ firarisi olduğunu hatırlatan Akış, davanın siyasi olduğunu vurguladı.

Akış, “Benim başım dik. 53 yaşındayım, bunca yıldır mücadele ediyorum, mücadele etmeye devam edeceğim. Benim kaçtığıma ilişkin haberlerin yapıldığını duydum. Ben asla kaçma girişiminde bulunmadım. Yaptığım her şeyin arkasındayım. Siyasi olarak ne yapmam gerekiyorsa onu yaptım. Karşınızda başı dik bir şekilde duruyorum. Ben barış dedim, kardeşlik dedim, adalet dedim, eşitlik dedim, özgürlük dedim. Halen diyorum. Tüm yaşamımı bunların etrafında ördüm, bundan sonrada öyle yapacağım” diye konuştu.

“Tutuklanmaktan, cezaevine girmekten korkmuyorum” diyen Akış, şöyle devam etti: “Başım dik bir şekilde karşınızdayım. Yeniden iddianame hazırlanmasını talep ediyorum. FETÖ’cü bir savcının hazırladığı iddianame ile yargılanmak istemiyorum. Sizden tahliye ya da beraat talep etmiyorum. Sadece vicdanınıza bırakıyorum kararı. Ben bugüne kadar şerefimle, bu halkın tek kuruşuna dokunmadan görev yaptım. Neden 4 ay önce değil? Neden 1 yıl önce değil. Neden 4 yıl önce yapılmadı bu yargılama? Bu yargılamanın siyasi olduğunu biliyorum.”

Duruşma avukatların savunmalarının ardın mahkemeye ara verildi. Aranın ardından mahkeme kararını açıkladı. Akış’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Kararın ardından Akış tutuklandı.

“Saray halka karşı savaş başlattı”

Karar sonrası Hakkari’de protestolar başladı. Adliye önünde yürüyüşe geçen Hakkarililere polis, biber gazı sıktı. Cumhuriyet caddesinden gelen takviye kolluk gücüne halk tepki gösterdi. Buradan yürüyüşe geçen DEM Parti milletvekilleri kararı protesto etti.

Yürüyüşe geçen kitlenin önü birçok yerde polis tarafından kesildi. Çıkan olaylar sırasında Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez, gözaltına alınmak istedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları ve Bayındır’ında içinde bulunduğu grup, Hakkari Valiliği’ne doğru yürüdü. Valilik önünde barikatlarla grubun önünün kesilmesi üzerine Hatimoğulları burada bir açıklama yaptı.

Hatimoğulları, “Saray halka karşı savaş başlattı. Saray, Türkiye halkalarına karşı savaş açıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz” dedi.

Hatimoğulları şöyle devam etti: “Buradan bir kez saraya sesleniyorum. Kayyım irade gaspıdır, kayyım darbedir. Bugün bir kez daha AKP’nin kayyımı tescillenmiştir. AKP her Allah’ın günü bir darbenin altına imza atıyor. hepsi yargılanacak, bu karar bizde yok hükmünde. Yolumuza devam edeceğiz. Heyetimizle birlikte Hakkari halkının yanında olmaya, kayyımın karşısında olamaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan “Kayyım” Tepkisi: Çifte Standart

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasını tepki göstererek, kayyım atama konusunda çifte standart uygulandığını dile getirdi.

Ahmet Davutoğlu, “Belediye başkanını görevden almanın hiçbir demokratik temeli yoktur. Esastan, usulden her türlü hareketle kayyım uygulamasına karşı çıkıyoruz. Herkesin kullandığı oy değerlidir. Eğer o vatandaşlarımızın oyunun mahiyetini değiştirmek istiyorsanız, kendinizi anlatacaksınız, kalplerine gireceksiniz. Şimdi soruyorum; eğer bu Hakkari Belediye Başkanı suçluysa, niye seçime girmesine izin verdiniz?” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi – Gelecek Partisi Meclis Grubu Toplantısı’nda konuştu. Kayyım atama konusunda çifte standart uygulandığını dile getiren Davutoğlu, “Belediye başkanını görevden almanın hiçbir demokratik temeli yoktur. Esastan, usulden her türlü hareketle kayyım uygulamasına karşı çıkıyoruz. Herkesin kullandığı oy değerlidir. Eğer o vatandaşlarımızın oyunun mahiyetini değiştirmek istiyorsanız, kendinizi anlatacaksınız, kalplerine gireceksiniz. Şimdi soruyorum; eğer bu Hakkari Belediye Başkanı suçluysa, niye seçime girmesine izin verdiniz?” ifadelerini kullandı.

Daha önce görevden alınan Ankara ve İstanbul belediye başkanları için farklı bir yöntem izlendiğine dikkati çeken Davutoğlu, “Demokrasi, inanç ve güvenle yürür. Hukuki olarak görevden alınmaları zaten doğru değil. Daha önce istifa eden AKP’li Ankara, İstanbul büyükşehir belediye başkanlarının yerine vali mi atadınız? Niye orada farklı bir uygulama yapıyorsunuz? Bunu gören Hakkarili devlete, demokrasiye nasıl güvenir?” şeklinde konuştu.

“Siyasi ahlak yasasını çıkarmadıkça düzelemezsiniz”

Davutoğlu, Türkiye’de siyasi ahlak eksikliğinin bulunduğunu kaydederek, “Açık ve net söylüyorum, 2016’da kendilerinin içinden çıktığı, ‘Hocam’ dedikleri bir Başbakan’a kumpas kuran ve şimdi Kızılcahamam’da, ‘Ne hale düştük’ diye samimi bir şekilde soran AK Parti’lilere cevap veremeyenlere sesleniyorum. Ne kadar kamp yaparsanız yapın, isterseniz 365 gün kapanın kamp yapın, siyasi ahlak yasasını çıkarmadıkça düzelemezsiniz, düzelemezsiniz, düzelemezsiniz. Hakkın ve halkın rızasını almayanlar, abat olmaz. Sadece şunu söylemiştim, siyasete başlayıp da bitirdiği anda bakarım, izah edemeyeceği hiçbir serveti olmayacak. Allah aşkına kimin izah edebileceği bir kuruşu var şimdi. Onun için bu iktidardan hesap sormak hem bizim üzerimize dinen vacip hem de hukuken bir zaruret değil midir, soracağız” dedi.

Geçen haftaki grup toplantısında Gazze ile ilgili atılması gereken adımları sıraladığını söyleyen Davutoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı, tekrar ‘Ey Batı, ey Amerika’ diye seslendi. Ben de buradan sesleniyorum; ey Ankara, ey Başkent, ey Erdoğan, gerekli adımları atın. Size söyledik, bu adımları aynı gün atabilirsiniz. Bütün bunları yapmazlar, yapamazlar. Çünkü ‘Borç alan emir alır’ diye söylerdi ya Sayın Erdoğan, bir yerlerden borç istemeye başladığınızda boynunuz kırık olur. Bunları yapamayanların sözü kime geçiyor? Filistin için bin genç gösteri yapıyor, demokratik bir hak. Gençleri tutukluyorlar” ifadelerini kullandı.

“Buzdolapları boş”

Grup toplantısında Saadet Partisi adına Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, açıklamalarda bulundu. Yeni kurulan ülkelere göre dahi Türkiye’nin ciddi bir enflasyon oranına sahip olduğunu dile getiren Tekir şunları söyledi:

Türkiye’de açıklanan TÜİK enflasyonu yüzde 75. Ama dün bağımsızlığını kazanan Zimbabve ile mukayese edildiği zaman yüzde 57, Kongo’da yüzde 46, Sierra Leone ‘da enflasyon yüzde 41. Birileri şöyle ifade ediyordu ‘Almanya bizi kıskanıyor’. Almanya bizi neden kıskansın ki? Kıskanılacak bir durum, bir tablo söz konusu değil ki. Ama keşke Almanya’nın bizi kıskanacağı yerde siz Zimbabve’yi kıskansaydınız enflasyon oranları itibari ile. Keşke iktidar olarak siz Kongo’yu kıskansaydınız. Kongo denilen yer daha düne kadar Belçika kolonisi olan yerdi. Ama buna rağmen ekonomiyi düzenlerlerken bize göre ekonomiyi daha aklı selim düzenleme beceresimi gösteriyorlar? Artık ne anlama geliyorsa!

Yanlış ekonomi politikaları nedeniyle buzdolaplarının boş olduğunu dile getiren Tekir sözlerini şöyle sürdürdü: Bir dönem ifade edildi. ‘Bizden önce buzdolabı yoktu’ öyle değil de, hadi diyelim öyle. Bugün siz varsınız, buzdolabı da var. Ama içinde meyve sebze yok. Et yok, süt yok, süt ürünlerinin çoğu yok. Bir başka ifade ile çocuklarımızın beslenmesini sağlayacak temel gıda ürünleri yok. Son 3 yıl içerisinde 2 lira olan soğan 17 liraya çıkmış. Patates 2 liradan 21 liraya çıkmış. Domates 5 liradan 35 liraya yükselmiş. En temel gıda ürünleri dolaba girmez olmuş. Neden? Yanlış ekonomi politikaları nedeni ile.

Ben dolapta ıstakoz yok demiyorum ki. Vatandaşımız bilmez, birileri bilse de! Pirinç 3 yıl içerisinde 40 lira zamlanmış, nohut 60 lira zamlanmış, kuru fasulye 70 lira artış kaydetmiş. Bahsettiğim ürünler her kesimin mutfağına giren ürünler. Son bir yılda et fiyatları ve yemek yeme maliyeti yüzde 100’ün üzerine çıkmış. Sıvı yağ bir yılda yüzde 170 nispetinde zamlanmadı mı? Bekar bir işçinin maliyeti 24 bin TL’yi aşmadı mı? Ülkemizde yardıma muhtaç yoksul insan sayısı 20 milyonun üzerinde değil mi? Açlık sınırı asgari ücretin üzerinde 20 bin TL’ye dayanmadı mı? Sormak lazım milletimiz yaşayıp gördüğüne mi inansın? yoksa sizin algı politikalarınıza mı inansın?

Eski bakan Nureddin Nebati döneminde uygulamaya sokulan Kur Korumalı Mevduat sistemini de hatırlatan Prof. Dr. Sabri Tekir şöyle konuştu: Türkiye nüfusunun yüzde 1’lik kesimi Türkiye’deki servetin yüzde 40’ına sahip. En zengin yüzde 5’lik kesimi Türkiye’deki servetin yüzde 59’una sahip. En zengin yüzde 10’luk kesim Türkiye’nin servetinin yüzde 69’una sahip. Geriye ne kadar kalıyor? Geriye sadece yüzde 31’lik kısım kalıyor. Bu kısımda nüfusun yüzde 90’ına ait.

Asgari ücretlinin alım günün yandaşlara verilen bir kaç maaş ile kıyaslamanın mümkün olmadığını söyleyen Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, iktidarın ileriyi kestiremeyen ekonomi politikaları nedeni ile Türkiye’nin dünyada enflasyonun en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldığını ifade etti.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’ın Bir Yetkisini Daha İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a vali yardımcısı, kaymakam ve hudut mülki idare amirleri atama yetkisi veren düzenlemeyi iptal etti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), daha öncede Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) başkanını görev süresi dolmadan değiştirme yetkisini iptal etmiş ve TBMM’den yetki alınmadan yapılan bu değişikliklerin anayasaya aykırı olduğuna hükmetmişti.

T24’ten Sibel Yükler’in haberine göre, Anayasa Mahkemesi (AYM) 2021 tarihli ve 70 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Bazı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerini iptal etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle getirilen bazı düzenlemelerin iptali ve yürürlüğün durdurulması talebiyle AYM’ye başvurdu.

Başvuruyu Şubat 2024’te karara bağlayan Yüksek Mahkeme, ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ndeki çok sayıda düzenlemeyi iptal ederken, yürürlüğün durdurulması taleplerini de reddetti. Yüksek Mahkeme, iptal nedeniyle doğacak hukuksal boşluğu kamu yararını ihlal edecek nitelikte gördüğünden kararın 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi. Bu sürede yeni yasal bir düzenlemeye gidilmesi gerekiyor.

AYM’nin iptal kararlarından biri, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (CBK) 271. maddesine eklenen 2 ve 3 numaralı fıkralara ilişkin oldu.

Kararname ile getirilen söz konusu kuralda, İçişleri Bakanlığı taşra teşkilatında hudut mülki idare amiri istihdam edilebileceği hükme bağlanmıştı. Aynı kuralda, hudut mülki idare amirlerinin, mali ve sosyal hak ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımında vali yardımcısı ve bakanlığın taşrada görev yapan il mahalli idareler müdürüne denk oldukları düzenlenmişti.

Ancak memurlar ve diğer kamu görevlilerinin kadroları ile bunların atamasına ilişkin zaten kanunla düzenleme yapıldığını vurgulayan AYM, bu noktada CBK ile bir düzenleme yapılamayacağını bildirerek kuralı iptal etti.

Yüksek Mahkeme, Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle “vali yardımcıları ve kaymakamlar” ifadesinin “vali yardımcıları, hudut mülki idare amirleri ve kaymakamlar” şeklinde değiştirilmesini de inceledi.

İlgili kadrolara atanma şartlarının da kanunla düzenlendiğini hatırlatan AYM, “Vali yardımcıları, hudut mülki idare amirleri ve kaymakamların üst kademe yöneticisi olduğu söylenemez. Zira söz konusu unvana sahip kişilerin görev yaptıkları kurumun genel olarak politikalarının belirlenmesi sürecine katılmadıkları, yönetim yetkilerinin ağırlıklı olarak bu politikaları uygulamakla sınırlı olduğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu noktada üst kademe yöneticisi olmayan vali yardımcıları, hudut mülki idare amirleri ve kaymakamların atamasının CBK ile düzenlenemeyeceğini bildiren AYM, kuralı iptal etti.

CBK yetkisiyle yapılacak bir düzenlemenin ancak üst kademe kamu yöneticileriyle ilgili olabileceğine dikkat çeken AYM, “Zira Anayasa koyucu sadece üst kademe kamu yöneticileriyle sınırlı olarak atanma esaslarının belirlenmesi yetkisini Cumhurbaşkanına bırakmıştır. Kendilerini atayan Cumhurbaşkanı ile göreve gelme esasına tabi olmayan diğer kamu görevlilerinin atanma esaslarının CBK ile belirlenmesi mümkün değildir. Diğer kamu görevlileri yönünden Anayasa’nın 128. maddesindeki atanma esaslarının kanunla düzenlenmesi güvencesi varlığını devam ettirmektedir” dedi.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Özgür Özel’e Sert Sözler

CHP’ye geçen İYİ Partili milletvekillerini ve CHP lideri Özgür Özel’i sert sözlerle eleştiren İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “Bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe çanak tutmak için plan kurması ayıp ve utanç vericidir” dedi ve ekledi:

“Bir dalı bırakmadan bir başka dalı tutmak maymunların hareket stratejisidir. Yüzleşmeden helalleşenlerin, helalleşip yine aynı işi tekrar edenlerin iktidardan aldığı dönem ödevinin farkındayız. Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp iktidar ile oluşturacağı pazarlığın heyecanını normalleşme diye satanların iyice yumuşacık olup iktidara yaktıkları yeşil ışığı da görüyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının kendilerini gizleyeceğini sanarak ortaya saçtıkları kirli pazarlıkların da farkındayız. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı asla unutmaz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Tek adam rejimi güdümlü bir muhalefet yaratmak için durmadan çalışmaktadır. İstediği şey varlığını millet yerine muktedirlere borçlu olan görevini saraydan alan bu başı bozuk düzenin neferi olmaktan başka hiçbir görevi olmayan bir Meclis dolusu kalabalık yaratmaktır. Yaratmaya çalıştığı bu siyasetçi kalabalığının görevi her  bir yenisi yaşanan türlü hukuksuzluklar, bitmeyen utanmazlıklar karşısında milletin çığlıklarını bağırtılarla susturmaktır. Milleti Türkiye Yüzyılı masallarıyla ölüm uykusundan uyandırmaması, iyi günler ileride nakaratıyla kader diye pazarladıkları karanlığa mahkum bırakmasıdır.

Bu garabete de normalleşmek diyorlar. AKP iktidarı milletimize yumuşama masalı anlatıyorlar. Anlıyoruz ki anormallikleri kendilerini bile şaşırtıcı hale geldiğinden normalleşmeden bahsediyorlar. İktidar ve avenelerine sesleniyorum, hodri meydan haydi normalleşelim. Yargıda emniyette jandarmada devletin tüm kurumlarında cemaatleri, tarikatı söküp atın, görelim, normalleşelim. Bunları yapamayacaksanız bizi milleti yeni anayasa oyunlarıyla yeni çözüm tuzaklarıyla bitmeyen yargı reformlarıyla, uzlaşmacı demokrat pozlarıyla oyalamayın.

Karşılıklı çay içmelere ben normalleştim tiratlarıyla içi boş hamasetinizle işçinin emeğiyle, memurun göreviyle, gencin umuduyla, kadının namusuyla, çocuğun geleceğiyle, öğrencinin eğitimiyle, hayvanının canıyla, ülkenin itibarıyla, vatanın hudutlarıyla devletin saygınlığıyla oynadığınız bu ucuz film artık İyi Parti sayesiyle gösterimden kalkmıştır. Devletin içinde örgütlerin, sokaklarda çetelerin. medyada trollerin başrol oynadığı bu oyunca biz asla yevmiyeli figüran olmayacağız.

Özgür Özel’e sert sözler

Suçlulukları psikolojilerine yansımış olacak ki bir de utanmadan mazeretlerini sıralıyorlar. Yok yerel seçimlerde şu oldu, yok Bilecik’te şöyle böyle oldu türünden gerekçeler yaratarak güya bir haklılık oluşturmaya çaba sarf ediyorlar utanın beyler. Bir milletvekilinin partisi ile bağını koparmadan kendisine siyasi ikbal aramak üzere başka bir partinin kapısında istikbal dilenmesi ne kadar ayıp ise, bir siyasi parti genel başkanının böyle bir işe çanak tutmak için plan kurması da aynı derecede ayıp ve utanç vericidir. TBMM’de siyasette yapmak yerine avlanmaya çıktıysanız o başka tabi.

O zaman siyasi ahlak kurallarıyla bağdaşmayan bu davranışınıza göstereceğimiz tepkiyi en başında kabullenmiş olacaksınız. Bir dalı bırakmadan bir başka dalı tutmak maymunların hareket stratejisidir. Yüzleşmeden helalleşenlerin, helalleşip yine aynı işi tekrar edenlerin iktidardan aldığı dönem ödevinin farkındayız. Muhalefeti tek elde toplamaya çalışıp iktidar ile oluşturacağı pazarlığın heyecanını normalleşme diye satanların iyice yumuşacık olup iktidara yaktıkları yeşil ışığı da görüyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasının kendilerini gizleyeceğini sanarak ortaya saçtıkları kirli pazarlıkların da farkındayız. Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı asla unutmaz.

Küçükçekmece’de bir bina çöktü. Ve yine insanlarımız öldü. İktidar ve medyasının dilinde her olaya münferit dendiği gibi buna da münferit bir olay deyip geçebiliriz. Ancak bu münferit değil müteselsil bir olaydır. Hadiseden hemen sonra binanın 1,5 katının sonradan eklendiğini ve inşaatta da deniz kumu kullanıldığını öğrendik. Cinayet silahları hemen ortaya çıktı aslında. Affedilen cinayet silahları.

Hakkâri’ye kayyım atanması

Adalet ve hukuk tesis edilmediğinde, Cumhuriyet düzeni bile isteye bozulduğunda AK Parti’nin ruh ikiziyle icra ettiği oyunlar da asla sona ermez. Kayyum uygulaması tam olarak böyle bir hadisedir. Hakkari Belediye Başkanı seçilen kişi tam 10 yıldır yargılanıyormuş. Hem de terör suçundan. Sanki bugünler düşünülmüş, planlanan vadede toplumsal bir kargaşaya vesile olacak şekilde beklemişler, beklemişler, beklemişler. İdarenin işleri takdir yetkisini aşıyor.

Soruşturmayı açan savcı FETÖ’cü, FETÖ’cü olmaktan da başka bir mahkemede yargılanıyor. Dava sonlanmadıysa, bu kayyumu neden atıyorsunuz da memleketi karıştırıyorsunuz? 3 gün sonra davanın karar duruşması var, karar duruşmasından sonra verilen karara bakarak, herhangi bir şeye bakmadan kanunun icaplarını yerine getirerek bu meseleyi halledebilirsiniz mesela. Hukuku istismar edenlerle demokrasiyi istismar edenler aynı zihniyettir. Bu anlamda AK Parti ve DEM Parti birbirine en yakın siyasi partilerdir.”

Paylaşın

Ahmet Türk’ten “Siyasette Normalleşme” Yorumu: Aldatmaca

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, “Bir tarafta normalleşmeden söz ediliyor, bir tarafta anayasa görüşmeleri yapılıyor ama diğer tarafta bakıyoruz tüm bunlar aldatmaca” dedi ve ekledi:

“Buradan ne demokratik bir anayasa ortaya çıkar ne bir normalleşme süreci yaşanır. Ayrıca normalleşme süreci içinde Kürtler yok, olmayacak. Bu çok açık ortada.”

DEM Partili Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuştu. Ahmet Türk, Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyuma ilişkin, Kürtleri yok sayan bir siyaset yürütmenin Türkiye’ye yararı olmadığını belirtti.

Kararın demokrasiye de zararları olduğunu dile getiren Türk, şu yorumu yaptı: Bizim özlemimiz halkların kucaklaştığı, barışın olduğu, adaletin, eşitliğin olduğu, tüm halkların ortak demokratik değerler etrafında buluştuğu bir ülkeyi görmek; bunun hayaliyle yaşıyoruz. Ama maalesef ötekileştiren politikalarla, kayyım politikalarıyla dünyanın neresinde bir Kürt yaşıyorsa ona düşmanca davranan bir siyaset yürütülüyor. Bu siyaset sadece Kürtleri değil bütün Türkiye halklarını derinden etkiliyor ve Türkiye halklarını demokrasiden uzaklaştırıyor.

Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanması kararına karşı tepkilerini güçlü bir şekilde vereceklerini belirten Türk; seçim öncesinde de yeni bir kayyum süreci beklemediklerini açıklamıştı. Yeniden kayyum sürecinin kendisini şaşırttığını belirten Ahmet Türk; “Aslında bu kararı beklemiyorduk. Üçüncü kez böyle bir yanlışlığa başvuracaklarını düşünmüyorduk” diye konuştu.

Türk değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: Kayyım siyasetine karşı halk tepkisini gösterdi. Mardin’de yüzde 50 olan oyumuz yüzde 54’e çıktı. Hilvan’da yüzde 33 oy almıştık, yüzde 52,5’e çıktı. Her yerde böyle…Şimdi bir tarafta normalleşmeden söz ediliyor, bir tarafta anayasa görüşmeleri yapılıyor ama diğer tarafta bakıyoruz tüm bunlar aldatmaca. Buradan ne demokratik bir anayasa ortaya çıkar ne bir normalleşme süreci yaşanır. Ayrıca normalleşme süreci içinde Kürtler yok, olmayacak. Bu çok açık ortada.

“Umut ediyorum ve inanıyorum ki…”

Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi beklenen, CHP lideri Özgür Özel’den beklentileri de sorulan Ahmet Türk şu yorumu yaptı:

Kürtleri düşman gördüğünüz zaman hukuktan, adaletten, eşitlikten söz edemezsiniz. Bu anlayışın terk edilmesi gerekir. Kürtler bu halkın düşmanı değil, Türkiye’nin düşmanı değil, Kürtlerin talebi ortak demokratik değerler etrafında halkların buluşmasıdır. Sayın Özgür Özel de bizim ne düşündüğümüzü, taleplerimizin ne olduğunu çok iyi biliyor. Umut ediyorum ve inanıyorum ki, iktidarın bu yanlıştan kurtulması için Özgür Bey ısrarla demokrasiyi savunur.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Erdoğan İle Özel 10 / 11 Haziran’da Görüşebilir” İddiası

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP Lideri Özgür Özel’i ne zaman ziyaret edeceği gündemin öne çıkan başlıkları arasında yerini korurken, ziyaret için iki gün öne çıktığı iddia edildi: 10 veya 11 haziran.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında saat toplandı. Yaklaşık dört saat süren toplantıda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’ye yapacağı iadeyi ziyareti konusunun yanı sıra yerel seçimler sürecinde disiplin suçu işleyen üyeler de ele alındı.

ANKA’nın edindiği bilgilere göre CHP MYK’da şu konular ele alındı:

Erdoğan’ın ziyaret tarihi: Erdoğan, geçen hafta partisinin grup toplantısı öncesinde CHP’ye Genel Merkezi’nde yapacağı iade-i ziyaret için 9 Haziran’dan sonrasını işaret etmişti. Ziyaret için takvimde iki gün öne çıkıyor. Erdoğan-Özel görüşmesinin 10 veya 11 Haziran tarihlerinde olması bekleniyor.

Tüzük Kurultayı: CHP’nin gündeminde bir yanda da 6-7-8-9 Eylül’de Sivas’ta yapılacak tüzük kurultayı var. Bu çerçevede il örgütlerinin raporlamaları devam ediyor ve derleniyor. İlgili genel başkan yardımcılığı, Avrupa’daki sol-sosyal demokrat partilerin tüzüklerini Türkçeye çevirtiyor. Üyelerden, sivil toplum kuruluşlarından öneriler gelmeye devam ediyor.

Parti aleyhine çalışan CHP’liler: MYK’nın gündeminde ayrıca 31 Mart yerel seçimleri kampanya dönemi içerisinde parti aleyhine çalışanlarla ilgili dosyalar vardı. İhraç talebiyle CHP Genel Merkez’e ulaşan toplam bin 819 kişi için yapılan başvurulardan 402’sinin hali hazırda parti üyesi olmayan kişilerle ilgili olduğu, 403’ünün de delil yönünden yetersiz olduğu tespit edildi.

Parti kaynakları, 613 dosyanın değerlendirmeye alınacağını bildirdi. Dosyaların 39’unun ilçe başkanı ve ilçe yöneticisi kademesinde bulunan partililer hakkında olduğu, dosyalar arasında belediye başkanı veya milletvekili gibi bir isimle ilgili şikayet bulunmadığı öğrenildi.

Kayyım: Parti kaynakları, toplantıda Hakkari’ye kayyım atanmasının da gündeme geldiğini ve konu hakkında hukuki bilgi toplandığını kaydetti.

Erken seçim: CHP kurmayları partinin erken seçim konusundaki tavrına ilişkin ise şöyle konuştu: Seçmen AKP’ye bir mektup yazdı ve mektubundan şunu söyledi: ‘Sen benim gündemimde değilsin. O yüzden ben sana bir ihtar veriyorum. Benim gündemime gel.’

Seçmenin gündemi tamamen ekonomi şu anda. İnsanlar geçinemiyorlar ve bu çok ciddi bir problem. Seçmenin ne zaman gündeminde bir erken seçim olur, biz de o zaman gündemimize alırız. Ama şu anda böyle bir gündemimiz yok. O yüzden seçmenin gündemindeki konu neyse biz onu çözmek zorundayız.

Paylaşın