Erdoğan’dan “Avrupa Birliği” Açıklaması: Samimi Adımlarımız Karşılık Bulmuyor

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan, “Avrupa Birliği’ne yönelik samimi adımlarımız, salt kendi çıkarını düşünen bir takım üyelerin engellemeleri nedeniyle karşılık bulamıyor” dedi ve ekledi:

“AP seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo ve endişeyle izlenen aşırı sağın yükselişi bu durumu körükleyecek. Katı vize uygulamaları, gümrük birliği anlaşmasının yenilenememesi durumları da mevcut. İspanya’nın bize verdiği samimi desteğe müteşekkirim. Bu olumlu adımların artarak devam edeceğin inanıyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-İspanya İş Forumu’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamaları şu şekilde:

“Türkiye-İspanya 8. Hükümetler Arası Zirve vesilesiyle düzenlenen bu güzide forumda aranızda bulunmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle vurgulamak istiyorum. Toplantılarımızın ülkelerimiz arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin daha da ilerlemesine, yeni ortaklıkların tesisine vesile olmasını diliyorum.

Kıymetli dostum Sanchez’e nazik misafirperverliği için bir kez daha teşekkür ediyorum. Dostumuz ve NATO müttefikimiz İspanya’yla her alanda mükemmel ilişkilere sahibiz. Ülkelerimiz arasındaki köklü ve güçlü ilişkiler, iş dünyamızın attığı cesur ve vizyoner adımlardan da besleniyor. İlişkilerimizin 2021 yılından itibaren kapsamlı ortaklık olarak tanımlanmasına siz değerli iş insanlarımızın katkısı büyüktür.

Son yıllarda gerek Kovid-19 salgını gerekse yakın coğrafyamızda meydana gelen çatışmalar, küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı zorlukları artırdı. Mevcut meydan okumalar karşısında dayanışma ve işbirliğimiz hayati önemdedir.

İspanya ile ticaret: Ekonomi, ticaret ve yatırımlar, Sayın Sanchez birlikte başkanlık edeceğimiz hükümetler arası zirve toplantımızın temel sütunları arasında yer alacak. 2002 yılı öncesinde 2 milyar dolar civarında seyreden ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene yaklaşık 10 kat artışla 19,2 milyar dolara ulaştı. Böylelikle 20 milyar dolar hedefimizi neredeyse yakalamış olduk.

İspanya’nın 740 firma ve yaklaşık 11 milyar dolarlık stokla Türkiye’de en çok yatırım yapan 6. ülke olması da esasen bu yaklaşımın sonucudur. Bölgesinin cazibe merkezi olan Türkiye, İspanya’dan çok daha fazla sayıda yatırımcıyı özellikle ev sahipliği yapmak üzere ülkemize davet ediyoruz. Müteahhitlik firmalarımız İspanya’da yaklaşık 1,1 milyar dolarlık 6 proje üstlenmiştir. Barcelona’daki stadyum projesi, bu alandaki işbirliğimizin en somut örneklerindendir.

Medeniyetler ittifakı: Gelecek yıl Medeniyetler İttifakı’nın 20. Yıldönümünü idrak edeceğiz. Malum Medeniyetler İttifakı’nı İspanya ile Türkiye olarak birlikte kurduk. Öyleyse bunu birlikte geliştireceğiz. Türkiye ve İspanya bu ittifakın iki önemli kurucu üyesidir. İttifakımız kuruluşundan bu yana çok kritik roller üstlenmiştir.

Dünyamızın savaşlar ve katliamlarla sarsıldığı günümüzde İttifaka olan ihtiyaç daha da artıyor. Bilhassa Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 250 gündür yaşanan soykırım vicdan sahibi herkesin yüreğini kanatıyor. Gazze’de 16 bini çocuk olmak üzere 37 binden fazla insan göz göre göre katledildi, 85 bin sivil yaralandı.

Vicdan sahibi hiçbir ülkenin böyle bir tabloyu kabullenmesi mümkün değildir. Ve bu konuda değerli dostum Pedro Sanchez’in takındığı tavrı şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum.

İspanya’nın İsrail mezalimi karşısında izlediği tutumu takdirle karşıladığımızı burada vurgulamak istiyorum. Tabi, işin başından itibaren Sayın Sanchez, ilk günden bu yana gerçekten ilkeli, tutarlı ve dirayetli bir politika benimseyerek hem İspanya halkının hem Filistinli kardeşlerimizin hem de Türk milletinin gönlünde müstesna bir yer edinmiştir.

Avrupa Birliği: Değerli katılımcılar, tüm bu gayretlerimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik projemizin hayata geçirilmesiyle taçlanacaktır. Ne var ki AB’ye yönelik samimi adımlarımız salt kendi çıkarını düşünen Türkiye’nin Birliğe sağlayacağı katma değeri görme yeteneğinden yoksun bir takım üyelerin engellemeleri nedeniyle karşılık bulamıyor.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ortaya çıkardığı tablo ve Avrupa kıtasında endişeyle izlenen aşırı sağ siyaset bu anlayışı şüphesiz körükleyecektir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmalarının henüz başlanmaması, iş insanlarımıza yönelik katı vize uygulamaları ekonomik ve ticari alandaki müşterek potansiyelimizi tam kapasite kullanımını engelliyor.

Kıymetli dostum Sayın Sanchez başta olmak üzere İspanya’nın ülkemizi AB’ye üyelik sürecine verdiği samimi destek için müteşekkirim.”

Paylaşın

Babacan’dan “Siyasette Normalleşme” Sürecine Destek

Siyaset gündemini değerlendiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Siyasette yumuşama bizim desteklediğimiz bir iklimdir. Ancak yıllarca öfkeden ve nefretten beslenip, birden bire dönüp de normalleşemeden bahsedilmesinin halka izah edilmesi gerekiyor. Yıllarca neden milleti gerdiniz?” dedi ve ekledi:

“Normalleşme diyorsanız demek ki anormallik yaptınız, yıllarca gerginlik üzerinden siyaset yaptınız her iki tarafında önce bir çıkıp anlatması lazım, niye geriyorlardı, niye yumuşadılar, şimdi niye konuşuyorlar? Yıllardır ülkeyi germiş olmanın da bir izahı olmalıdır. Millete çıkıp da ‘özür dileriz, biz bu güzel ülkeyi, güzel milletimizi kutuplaştırdık, her gün nefret pompaladık, belki işimize o gün öyle geliyordu, bugün böyle geliyor’ diye anlatılması lazım. Milletten bir özür borçları var.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında yaşanan “yumuşama sürecini” desteklediğini belirten Babacan, “Siyasette yumuşama bizim desteklediğimiz bir iklimdir. Ancak yıllarca öfkeden ve nefretten beslenip, birden bire dönüp de normalleşemeden bahsedilmesinin halka izah edilmesi gerekiyor. Yıllarca neden milleti gerdiniz?

Normalleşme diyorsanız demek ki anormallik yaptınız, yıllarca gerginlik üzerinden siyaset yaptınız her iki tarafında önce bir çıkıp anlatması lazım, niye geriyorlardı, niye yumuşadılar, şimdi niye konuşuyorlar? Yıllardır ülkeyi germiş olmanın da bir izahı olmalıdır. Millete çıkıp da ‘özür dileriz, biz bu güzel ülkeyi, güzel milletimizi kutuplaştırdık, her gün nefret pompaladık, belki işimize o gün öyle geliyordu, bugün böyle geliyor’ diye anlatılması lazım. Milletten bir özür borçları var” dedi.

Babacan, Erdoğan ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna, “Bizim görüşme talebimiz olmadı. Ancak kendisinin görüşme talebi olursa buna sıcak bakarız. Ama görüşüp çay-kahve içip bitireceksek anlamı yok çünkü Türkiye’nin yakıcı sorunları var. Bu sorunların derhal çözülmeye başlanması gerekiyor. Bizim de her konuda çalışmamız var. Onları takdim ederiz. Diyalog önemlidir ama bunun da sonuç vermesi gerekir”

DEVA Partisi’ni yok sayma girişimlerine işaret eden Babacan, “İstedikleri kadar yok saysınlar, görmezden gelsinler… Biz varız, buradayız ve dimdik ayaktayız ve bu ülke için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz, bu ülkenin sorunlarını çözmek için çalışmaya kararlıyız” diye konuştu.

Babacan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin erken seçim isteyip istemeyeceğine ilişkin soruya da şu cevabı verdi: “Şu anda Sayın Bahçeli’nin ülkede bir erken seçimi tetikleyecek gücü olduğunu düşünmüyorum. Belki o gün vardı ama bugün Türkiye başka çözümler bulur. Bugün erken seçimi konuşma günü değil. Daha seçimlerin üzerinden bir yıl geçmiş. Yerel seçimler daha yeni olmuş. Milletimiz genel seçimde Sayın Erdoğan’a, yerel seçimde muhalefete bir kredi açtı. Gerçekçi olmak lazım. Muhalefet normalde erken seçim ister ama bugün o gün değil.”

“Yüzde 75 enflasyon hangi ülkede var?”

Hükümet yetkililerinin enflasyonun dünyanın her tarafında olduğuna ilişkin sözlerini eleştiren DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, enflasyon rakamlarının savaş halindeki ülkelerde bile Türkiye’den daha düşük olduğunu hatırlattı: Ukrayna’da yüzde 3 buçuk, Rusya’da yüzde 7.8, İsrail’de yüzde 2.8 enflasyon var. Ya arkadaş yüzde 75 enflasyon hangi ülkede var?

Bu enflasyondan en büyük mağduriyeti yaşayan emekliler, asgari ücretliler, çiftçilerdir. 11 yıl bu ülkenin ekonomisinin başında oldum. Enflasyon yüksekken devraldım, iki yılda tek haneye indirdim. Ve sonrasında sürekli tek hanede tuttuk. O enflasyonun yüksek olduğu o iki yılda dahi, ne asgari ücreti ne de emekli maaşını enflasyona ezdirmedik. Asgari ücret artışı da emekli maaşları da her zaman enflasyonun üzerinde oldu”

Bahçeli’nin “normalleşme” arayışı karşısındaki duruşunu da değerlendiren Babacan, “Öfke ve nefret siyasetinden beslenerek bugünlere gelmişken, birden bire kendini farklı bir iklimde buldu. Yazın sıcağında palto mu buldu dersiniz, kışın soğuğunda ince bir kıyafet mi buldu dersiniz… Durduğu nokta bugünkü siyaset tarzı ile uyuşmamış oldu. Bunun verdiği bocalama ve yeni arayış olabilir. Acaba ben unutuluyor muyum, acaba bana ihtiyaç azalıyor mu hissiyatı da olabilir, kendilerine sormak gerekiyor” Diye konuştu.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Bahçeli’ye Tepki: Yumuşama İklimini Engellemeyin

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarına tepki gösteren Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, “Millet sefalet içinde devlet kurumları çökmüş ve AK Parti 7 Haziran’dan çok daha vahim bir seçim neticesiyle ilk kez ülkenin ikinci partisi durumuna döşmüş” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bahçeli aynen o dönem gibi kenara çekilmek ve sebep olduğu enkazı iktidar ile ana muhalefet partisi üzerine yıkmak istiyor. böylece hem vaktinde idam sicimi fırlattığı Erdoğan’ı kaderiyle baş başa bırakmak hem de ülkenin önüne açılan yumuşama iklimi perdesini kapatmak istiyor. Sayın Bahçeli yapmayın! Etrafımızın ateş çemberiyle çevrildiği bir dönemde üstüne üstlük sizin de nümepimi olduğunuz bir ekonomik kriz yaşarken ülkede yeni ümit oluşturan bir yumuşama iklimini engellemeyin. Devletin bekasına önem veriyorsanız; bölmeyin birleştirin. Kutuplaştırmayın, kaynaştırın.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarına sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi. Davutoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Sayın Bahçeli’nin açıklamasını okuduğumda bir dejavu yaşar gibi oldum. Tarih 7 Haziran 2015 o tarihte AK Parti ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğunu kaybetti. O gece ülkede karamsar bir hava hakim olurken puslu havaları seven mihraklar ve terör örgütleri ülkede bir kaos iklimi için düğmeye bastılar. Başbakan olarak halkımıza balkon konuşmasında hiç kimse Türkiye’de kaos olacak beklentisiyle pusu kurmasın.

Bu ülkeyi bir dakika bile hükümetsiz bırakmayacağım dedim. Aynı saatlerde sayın Bahçeli hiçbir koalisyonda yer alamayacaklarını ilan etti ve bizi Cumhuriyet Halk Partisiyle koalisyon kurmaya zorlayan bir görüntü sergiledi. Stratejisi açıktı ülkenin bu zor şartlarında kendisini kenara çekmek ve otaya çıkacağı düşünülen kaosta hükümet ve muhalefeti aynı anda yıpratacak bir süreci beklemek.

AK Parti MYK’nın büyük çoğunluğunu tavsiyesi ve sayın Cumhurbaşkanımızın görevlendirmesiyle Cumhuriyet Halk Partisi ile14 Temmuz’dan 13 Ağustos’a kadar süren görüşmelerden netice alınmayınca sayın Bahçeli ile 17 Ağustos’ta bir koalisyon görüşmesi için bir araya geldik. bu koalisyon olağanüstü şartlarda gerçekleşmişti. Çünkü bu süreçte hükümetin kurulmasındaki gecikmeyi fırsat bilen terör örgütleri hareket geçmişti.

PKK, IŞİD, DHKP-C bir hafta içinde eş zamanlı eylemlere başlamıştı. FETÖ’nün Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) öncesi süreci etkileme çabası da sinsice sürmekteydi. Aynı günlerde çoğu eski FETÖ ve Soros bağlantılı Pelikan yapısı örgütlenmeye ve AK Partiyi içeriden çökertme çalışmalarına başlamıştı. IŞİD’in 20 Temmuz Suruç saldırısı ve 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da iki polisimizin PKK terör örgütü tarafından şehit edilmesi sonrasında 23 Temmuz’da ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen terör örgütleri odaklarına karşı kararlı bir mücadele başlatmıştık.

17 ağustosa bu şartlarda gittik.17 Ağustos’ta Bahçeli ile görüşmeye giderken gelişmeler konusunda kaygılı MHP ile koalisyon içinde temkinli bir ümit içindeydim. Ümidimin nedeni çok açıktı. Siyasal varoluşunu ülkenin birliği ve terör örgütüyle ilişkilendiren sayın Bahçeli’nin bu zor şartlarda ülkeyi hükümetsiz bırakma riskini göze alamayacağını düşünüyordum.

“Bahçeli’ye 4 teklif sundum”

Beni 17:25’e ayarlı saatin olduğu odada ağırladı ve kendisine 4 teklif sundum.

1- Kalıcı koalisyon kurma
2- Seçim koalisyonu kurma
3- Azınlık hükümetine güven desteğini verme
4- Bunlar olmazsa ülkeyi seçime götürmek üzere kurmak zorunda olduğumuz anayasal hükümete bakan verme teklifi

Sayın Bahçeli tümünü reddetti ve tekrar döndü dedi ki “Cumhuriyet Halk Partisiyle geniş tabanlı hükümet kurun biz bu dönemde yönetimde asla yer almayacağız.” Görüşme sonrası bu cevabını bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştım. Hedefi açıktı elini taşın altına koymadan bizi anayasal hükümette HDP ile koalisyon görüntüsüne sokmak ve yapılacak bir seçime bu ortamda gitmek sayı Tuğrul Türkeş’in hükümete katılma kararı bu oyunu bozdu.

Başta yolsuzluklara ve teröre karşı mücadele etmek üzere halkımıza verdiğimiz samimi taahhütlerle 1 Kasım seçimlerine gittik ve ülkeyi kaosa götürme planlarına geçit vermedik. Yeni bir umut doğmuştu ancak bunu gören mihraklar hazırda tuttukları Pelikan gibi yapılarla başka pusularını devreye soktular. Bu pusuyu başka bir zaman ele alırız. Bugün gündemimiz sayın Bahçeli, o gün Bahçeli’nin uyguladığı oyun planını bugünde devreye sokmakta olduğunu görüyorum. Bugünkü durum daha kritik çünkü ülke Bahçeli’nin dizayn ettiği cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyor.

Millet sefalet içinde devlet kurumları çökmüş ve AK Parti 7 Haziran’dan çok daha vahim bir seçim neticesiyle ilk kez ülkenin ikinci partisi durumuna döşmüş. Bahçeli aynen o dönem gibi kenara çekilmek ve sebep olduğu enkazı iktidar ile ana muhalefet partisi üzerine yıkmak istiyor. böylece hem vaktinde idam sicimi fırlattığı Erdoğan’ı kaderiyle baş başa bırakmak hem de ülkenin önüne açılan yumuşama iklimi perdesini kapatmak istiyor.

Sayın Bahçeli yapmayın! Etrafımızın ateş çemberiyle çevrildiği bir dönemde üstüne üstlük sizin de nümepimi olduğunuz bir ekonomik kriz yaşarken ülkede yeni ümit oluşturan bir yumuşama iklimini engellemeyin. Devletin bekasına önem veriyorsanız; bölmeyin birleştirin. Kutuplaştırmayın, kaynaştırın.

Geçen sene terörle özdeşleştirdiğiniz altılı masaya dair atfı bir ironi gibi dile getirmeyin. Farklı siyasi eylemleri biraya getiren bu süreci gerçekten anlamaya çalışın. Devletin dini olan adalete ve hukuka değer veriyorsanız 5 yıl önce ülkücü şehirler anma töreninde yanı başınızda duran Sinan Ateş’in katillerine karşı net tavır alın. Ünvanı ne olursa olsun katillerin ve azmettiricilerin yanında değil Sinan Ateş’in yetimlerinin yanında durun onların hakkını gözetin. tecrübeli bir siyasetçi olarak son 50 yılın olaylarından ders alın. Unutmayın devlet faili meçhullerle değil, adaletle ayakta kalır.”

Paylaşın

Ömer Çelik’ten “Cumhur İttifakı” Açıklaması: İrademiz Tamdır

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Ülkemizi karşı karşıya olduğu tehlikelerden korumak ve geleceğe güçlü bir şekilde taşımak için kurulan Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmak için Cumhur İttifakı olarak, ülkemizi geleceğe taşımak ve milletimize hizmet etmek noktasında güçlü siyasetlere imza atmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sn Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi bu konudaki irademiz tamdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve öldürülen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’le görüşmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den sert bir açıklama geldi.

Bahçeli’nin “Türk Siyasetinde Normalleşme ve Yumuşama iddialarıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne Düzenlenen Siyasi Operasyonlar” başlıklı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir. Buna rağmen Cumhur İttifakı’na bağlılığımız kararlılıkla devam edecek, TBMM’de kanun tekliflerine verilen desteğimiz aynen sürecektir”

“Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmekte”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Devlet Bahçeli’nin açıklamaları sonrası sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Ömer Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizi karşı karşıya olduğu tehlikelerden korumak ve geleceğe güçlü bir şekilde taşımak için kurulan Cumhur İttifakı kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmak için Cumhur İttifakı olarak, ülkemizi geleceğe taşımak ve milletimize hizmet etmek noktasında güçlü siyasetlere imza atmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sn Recep Tayyip Erdoğan’ın vurguladığı gibi bu konudaki irademiz tamdır.”

Paylaşın

Tahir Elçi Davasında Karar: 3 Polise Beraat

28 Kasım 2015 tarihinde öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne dair açılan davada, polis memurları Sinan Tabur, Fuat Tan ve Mesut Sevgi hakkında beraat kararı verildi.

Haber Merkezi / Tahir Elçi’nin vurulduğu sırada olay yerinde olan üç polis memuru, “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla 3 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 25 Nisan’da mahkemeye sunulan mütalaada, “Tahir Elçi’nin nereden geldiği belirlenemeyen bir kurşunla hayatını kaybettiği” belirtilmiş, tutuksuz yargılanan sanık üç polisin beraatleri talep edilmişti.

Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te Sur ilçesinde basın açıklaması yaptıktan sonra katledilmesiyle ilgili davanın karar duruşması bugün Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmayı, Tahir Elçi’nin eşi CHP Milletvekili Türkan Elçi, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ve 18 baro başkanı,İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti ve CHP milletvekilleri, sivil toplum örgüt temsilcileri, uluslararası hukuk örgütlerinin temsilcileri izledi.

Davada sanık polisler Fuat T., Sinan T. ve Mesut S., ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek’ suçundan 2 ila 6 yıl arasında hapisle, Uğur Y. ise ‘olası kastla ölüme sebebiyet verme’ suçundan üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandı. Savcı Mustafa Alper Buğra Horozoğlu imzalı mütalaada, “bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan polisler S.T. F.T. ve M.S.’nin beraatı istendi. Diğer şüpheli Uğur Yakışır ile ilgili dosya, firari olması nedeniyle tefrik edildi.

Yapılan savunmaların ardından mahkeme kararını açıkladı. Mahkeme, polisler Sinan Tabur, Fuat Tan ve Mesut Sevgi hakkında beraat kararı verdi.

Mahkeme kararını beklemeden salondan alkışlarla çıkan avukatlar, adliye binasının önünde kısa bir açıklama yaptılar. Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, “Tahir Elçi cinayetinin faili meçhul kalmaması için protesto hakkımızı kullandık. Buradan Tahir Elçi’nin vurulduğu Dört Ayaklı Minarenin önüne gidiyoruz. Orada kararı bekleyeceğiz ve basın açıklaması yapacağız” dedi.

“Sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz”

Baro başkanları ve Tahir Elçi’nin ailesi açıklamanın ardından Dört Ayaklı Minare’ye doğru yürüyüşe geçtiler. Burada yapılan açıklamada konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan şunları söyledi:

“11 celsedir biz oradayız. Hakim orada, savcı orada, avukatlar orada, sanıklar yok. 11 celsedir biz sanıkların yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor. Bu yargılamaya meşruiyet kazandırmayacağız demiştik. Ancak biz hukuk sisteminin içinde elbette ki bu olayın aydınlanacağına inanıyoruz. Bunun için sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Bundan tam 3120 gün önce tam da arkanızda gördüğünüz Dört Ayaklı Minare’nin önünde Tahir başkan bu kentin tarihi, kültürel dokusu yıpranmasın diye açıklama yaparken katledildi. Hayatını insan hakları mücadelesine, cezasızlıkla mücadeleye adayan bir hukuk insanının kendi yaşadığı bu ağır saldırı, bu katliam cezasız kalmasın diye uğraş verdik.

Ancak gerek soruşturma sürecinde yürütülen savcılık pratiği gerekse kovuşturma sürecinde avukatların, katılan vekillerinin, soruşturmanın ve kavuşturmanın genişletilmesine dönük tüm taleplerine rağmen bu kadar ciddi, kritik bir dava toplantısına bu delillerin toplanmaması, peşinden de ‘her türlü araştırmayı yaptık ama şüpheden sanık yararlanır, masumiyet karinesidir diye beraat kararı verilmesi en hafif tabiriyle insanın aklıyla alay geçmek, dalga geçmektir. Buna müsaade etmeyeceğiz. Bunu çok net olarak ifade etmek istiyorum.

Dönemin başbakanını bile dinleyemedi bu mahkeme. Tanıkların neler söylediğini orada yaşadık hep beraber. 11 celsedir biz oradayız. Hakim orda, savcı orda, avukatlar orda, sanıklar yok. 11 celsedir biz sanıkların yüzünü görmeden bir yargılama yapılıyor. Bu yargılamaya meşruiyet kazandırmayacağız demiştik. Ancak biz hukuk sisteminin içinde elbette ki bu olayın aydınlanacağına inanıyoruz. Bunun için sonuna kadar hukuki mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren de şu ifadeleri kullandı: “Cezasız kalmayalım. Belki bugünün iktidarı belki bugünün siyasi atmosferi böyle bir kararın çıkmasını sağlar ama bir gün muhakkak Tahir Elçi’nin failleri yargı önünde hesap verir. Biz bugün buraya gelirken neyi sizlere göstermek istedik, neyi kamuoyuna göstermek istedik? Biz anma günlerinde sadece buraya gelirdik.

Tahir Elçi’yi her 28 Kasım’da burada anardıka ma bugün buraya niye geldik başkanımıza vermiş olduğu sözü tam da vurulduğu yerde, tam da bu kadim mekanda ilk kez daha kamuoyuna açıklamak için buraya geldik. Kararlılığımızı, irademizi, gücümüzü göstermek için bugün bir kez daha buraya geldik.

Evet beraat ile sonuçlandı ama istinafa, Yargıtay’a, AYM’ye, AİHM’e bu dosyayı taşıyacağız muhakkak. Ama bir kez daha tekrarlıyorum. Hem Kürt toplumunun hem de Türk toplumun nezdinde bu kararın bir anlamı yok. Kürt toplumu da Türk toplumu da Tahir Elçi cinayetiyle ilgili kararını zaten ilk günde vermişti.

Bu kararı verirken de Tahir Elçi’nin kimliği üzerinden vermişti. Tahir Elçi’nin insan hakları mücadelesi üzerinden vermişti. Tahir Elçi’nin neden hedef gösterildiği üzerinden vermişti. Bu karar bizler için geçerli olan karardır. Başımızın üstünde bu kararın yeri var ve biz bu toplum vicdanındaki kararın gerçekten mahkeme salonlarında tutanaklara geçmesi için de mücadele etmeye devam ediyoruz.

Gücüm yettiği kadar, ömrüm yettiği kadar bir baro başkanı olarak bugün sözü veriyorum. Ama buradaki bütün avukatların da bu sözü verdiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yeni Tahir Elçiler hukuk fakültelerinde her gün mezun oluyor. Yeni insan hakları ve yaşam hakkını sağlayan avukatlar, her gün her gün hukuk maddelerden mezun oluyor. Bugün bayrak bizde yarın bu bayrağı onların tutacağından da hiç bir şüphemiz yok.”

Ne olmuştu?

Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır’ın Sur ilçesinde tarihi Dört Ayaklı Minare’nin önünde yaptığı basın açıklamasının ardından çıkan silahlı çatışmada başından vurularak öldürüldü.

Gazi Caddesi’nde güvenlik güçleri ile iki PKK’lı arasında silahlı çatışma çıkmış, polis memurları Ahmet Çiftasan ve Cengiz Erdur hayatını kaybetmiş, Tahir Elçi ve bir grup gazeteci de çatışmanın ortasında kalmıştı. Elçi’nin ölümüne neden olan merminin çekirdeği bulunamadı.

Elçi’nin vurulduğu sırada olay yerinde olan üç polis memuru, “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla ile 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası talebiyle yargılanıyordu.

Savcı ise esas hakkındaki mütalaasında hangi polis memurunun silahından çıkan kurşunun ölüme sebebiyet verdiğini tespit etmenin imkânsız olduğunu gerekçe göstererek üç polis memuru için beraat talebinde bulunmuştu.

PKK’lı firari sanık Uğur Yakışır ise ‘’iki polis memurunu öldürmek”, “bir polis memurunu öldürmeye teşebbüs” ve “Elçi’yi olası kastla öldürmek” suçlamalarıyla yargılanıyor. Yakışır’ın, üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptrılması isteniyor.

Davanın iddianamesi, Diyarbakır Barosu’nun olay yeri görüntülerini toplayarak Londra merkezli bağımsız bir grup olan Forensic Architecture’a hazırlattığı bilimsel raporun yayımlanması sonrası tamamlandı.

Raporda, Elçi’nin hayatını kaybetmesine neden olan kurşunun, 3 polisten birinin silahından çıktığı tespit edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 3 polis hakkında kovuşturma başlattı. İddianame 20 Mart 2020’de tamamlandı. Dava ise 21 Ekim 2020’de başladı.

Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi’nin avukatları, hukuki sürecin soruşturma aşamasından kovuşturmaya kadar büyük eksikliklerle devam ettiğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunuyor.

Paylaşın

Bahçeli’den “Siyasette Normalleşme” Açıklaması: Çok Bilinmeyenli Denklem

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini müteakiben Türk siyasetinde, demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyenli yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli, “AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve öldürülen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’le görüşmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den sert bir açıklama geldi.

Bahçeli’nin “Türk Siyasetinde Normalleşme ve Yumuşama iddialarıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne Düzenlenen Siyasi Operasyonlar” başlıklı açıklaması şöyle:

“31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini müteakiben Türk siyasetinde, demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyenli yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir. Zira her şey milletimizin huzurunda gerçekleşmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi iyi niyetli, yapıcı, yol açıcı, millet ve ülke lehine olduktan sonra söz konusu munzam ve muhassıl diyalogları kuşkusuz makul ve mantıklı değerlendirmekten en ufak rahatsızlık duymayacaktır. Kutuplaşmanın ve kavgaya tutuşmanın sonu ve sonucu asla yoktur.

Kucaklaşmak, konuşmak, milletimizin talep ve sorunlarına müşterek akılla çözüm aramak, bunu da başarmak siyasi partilerin asıl ve öncelikli görevidir. Elbette buna diyecek veya itiraz edecek halimiz ve hevesimiz hiç olmayacaktır. Ancak sıcak gündemin üst sıralarına yerleşen temas ve görüşme trafiğinin Milliyetçi Hareket Partisi’ni hedef alan karalama kampanyasına dönüştüğü de her türlü izahtan varestedir. Dikkat, temkin ve titizlikle takip ettiğimiz nevzuhur gelişmelerin esrar perdesi aralandığında başka hesapların, alttan alta körüklenen farklı beklentilerin varlığı müşahede ve mütalaa edilmektedir.

Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin normalleşme ve yumuşama ortamına şaşı baktığı, şüpheyle yaklaştığı, hatta zarar verdiği televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından ve gazete sayfalarından devamlı surette ileri sürülmektedir. İddianamesi hazırlanan bir cinayet davası üzerinden de Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e yönelik itibar suikastının yaygınlaşması, bu suikasta refakat eden kimi isimlerin sürekli parlatılması, dahası kapı kapı gezdirilmesi, ekran ekran dolaştırılması, bir hak ve hukuk arayışından öte iç huzur ve barış ortamını zehirlemeye tam teşebbüstür.

Milliyetçi Hareket Partisi mezkur davanın 1 Temmuz 2024 tarihinde yapılacak duruşmasında mutlaka hazır bulunacak, karanlık oyunlarla ve bu oyunların figüranlarıyla Türk yargısının huzurunda hesaplaşacaktır. Yurt içi ve yurt dışı menşeli çıkar odaklarının, yıkım ortaklarının, siyasi istikrar muhalifi çevrelerin, bilhassa da Cumhur İttifakı muarızlarının partimizi töhmet altında bırakmak, bir yol ayrımının inşasını sağlamak maksadıyla kesintisiz faaliyet içinde oldukları meydandadır.

Bizim sevdamız Türkiye, mensubiyet onurumuz da büyük Türk milletidir. Ne yapıyorsak, ne söylüyorsak Türkiye ve Türk milletinin çıkarınadır. Bu kapsamda siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet Milliyetçi Hareket Partisi bariyer olarak telakki ve tarif ediliyorsa, Bu konuda da geniş bir ittifak husule gelmişse, bize düşen sorumluluk ülkemiz ve milletimiz uğruna her türlü fedakarlığı göze almak, gereğini ise gönül huzuruyla yapmaktır.

“AK Parti ile CHP ittifak yapsın”

AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir.

Buna rağmen Cumhur İttifakı’na bağlılığımız kararlılıkla devam edecek, TBMM’de kanun tekliflerine verilen desteğimiz aynen sürecektir. Kaldı ki Cumhur İttifakı’ndan tavizimiz, geri dönüşümüz, yarı yolda bırakmamız, ilkelerinden ve hedeflerinden cayma göstermemiz mümkün değildir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da şartlar ne olursa sonuna kadar yanında ve arkasında olacağımızı, kesinlikle yalınız bırakmayacağımızı herkes çok iyi bilmelidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeleri, kurduğu ilişki ağlarını, icra ettiği ikili temasları saygıyla karşılıyor, zatı devletlerini daha da rahatlatmak için bir kez daha feragatle hareket edip karşılıksız inisiyatif alıyor ve bu tercihimizi aziz milletimizle paylaşıyoruz.”

Paylaşın

Müsavat Dervişoğlu’ndan “Siyasette Normalleşme” Tepkisi

Partisinin haftalık grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Haftalardır bu kürsüden, Erdoğan’ın gündemi saptırma taktiklerini ele alıyoruz. Bu taktikler, gerçek sorunların konuşulmadığı ve çözülmediği sürece, toplumumuzun daha yoksul ve daha adaletsiz koşullara sürüklenmesine neden oluyor” dedi ve ekledi:

“En göze çarpan gündem maddesi ise, sözde ‘normalleşme’ sürecidir. Hatta öyle ki ‘Normalleşme alana, Yeni Anayasa bedava’ diye, vapurda tarak satan işportacılar gibi bağırıp duruyorlar. Gerçeklerin farkındayız. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Nam-ı diğer, ‘Tek adamın borazan müdürlüğü’ eliyle, davulla zurnayla ilan edilen şeylerin neye hizmet ettiğini de bilmekteyiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“İYİ Parti kurulduğundan beri Türkiye’de dinamikler değişmeye başladı. Bu değişim, milyonlarca insanın talep ve itirazlarının İYİ Parti çatısı altında birleşmesiyle somutlaştı. İYİ Parti, toplumun geniş kesimlerinden gelen bu talepleri temsil etme gücünü artırarak sürdürüyor.

Partimizin mücadelesi, yerel değerlerimizi kendi çıkarları için kullananlar, doğal kaynaklarımızı savaş ganimeti gibi görenler ve şehirlerimizi beton yığınlarına çevirenlerle. İnanıyorum ki birlikte zafer kazanabiliriz, çünkü zafer, birçok kalbin birleşmesidir.

Haftalardır bu kürsüden, Erdoğan’ın gündemi saptırma taktiklerini ele alıyoruz. Bu taktikler, gerçek sorunların konuşulmadığı ve çözülmediği sürece, toplumumuzun daha yoksul ve daha adaletsiz koşullara sürüklenmesine neden oluyor. En göze çarpan gündem maddesi ise, sözde ‘normalleşme’ sürecidir.

Hatta öyle ki ‘Normalleşme alana, Yeni Anayasa bedava’ diye, vapurda tarak satan işportacılar gibi bağırıp duruyorlar. Gerçeklerin farkındayız. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Nam-ı diğer, ‘Tek adamın borazan müdürlüğü’ eliyle, davulla zurnayla ilan edilen şeylerin neye hizmet ettiğini de bilmekteyiz.

Herkes emin olsun ki bu rozeti onuruyla taşıyanlar, milletin vekili olduğunu bir saniye bile unutmayanlardır. Ve bu rozeti şerefiyle taşıyanların, imza attığı hiçbir kalemden, şer ve musibet peydah olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır.

Bizim siyasete bakışımız şudur; Nasıl ki hukukta normlar hiyerarşisi varsa, siyasette de çıkarlar ve vicdanlar hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşinin en tepesinde ise, milletin ortak çıkarı ve ortak vicdanı yer alır. Bunun dışındaki bütün meseleler de, onun altında yer alırlar. Devletin varlığı, millettin varlığı ve istiklaliyle bir bütündür. Müştereken deruhte ettiğimiz devlet görevinin anlamı da, bu şarta, yani milletle olan ahde tabidir.

Bu ahitle de, iki vebali omuzlayacağınıza dair büyük bir söz vermiş olursunuz. Bir yükünüz, milletin oyunun vebalidir. Bir yükünüz ise, milletin güveninin vebalidir. Ve o taşınan yükler bırakılırsa, o yol artık siyaset yolu değildir. İsmi veya şekli ne olursa olsun, şahsi ikbal ve istikbal yoludur.

Ve tarih maalesef ki, şahsi emellerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle birleştirenlerle, bunu da bir şekilde izah etmeye çalışanlarla doludur. İYİ Parti’de, bin odasında bin fitne mumu yanan ve sarayın karanlık dehlizlerinden çıkan sözde bir siyasete yer yoktur. Bizim siyasetimizde, tutulacak tek el, milletimizin nasırlı elleridir.

“Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapmamanın haklı bir gerekçesi var mı?”

Yeni ekonomi modeli denen, ama aslında eski ve köhnemiş bir yönetim anlayışının izdüşümü olan bu model yüzünden, Merkez Bankası 818 milyar TL zarar etti. Nereye gitti bu paralar? Sanayi yatırımlarına mı? Gençlere teşvike mi? Yoksa tarımsal desteklere mi? Hepsi Kur Korumalı mevduat sistemine gitti. Bundan sonra da dövize en yüksek faiz veren ülke olduğumuz için yine spekülatörlere ve yabancı fonlara gidecek.

Mehmet Şimşek; İngiliz finans sermayesinin çıkarlarını kendi vatandaşlarının çıkarlarına tercih ediyorsun. Soho caddelerinde dolaştığın kadar, bir kez olsun halkın arasında yer al. Emeklinin, asgari ücretlinin, diplomalı işsizin ve ev hanımının yaşadığı sıkıntıları dinle. Sonra kendi vicdanına sor. Asgari ücrete ve emekli maaşlarına zam yapmamanın haklı bir gerekçesi var mı?

“‘Cumhurbaşkanıyım ama katillere dokunamıyorum’ dememişsindir”

Bu bayramın adaletten yoksun geçirdikleri son bayram olmasını temenni ediyorum. Ve diliyorum ki Sayın Erdoğan yaptığın o görüşmede Ayşe Ateş’in gözlerinin içine bakarak dünya lideri olduğun makamında her yargı sürecine parmağına sokabildiğin kudretinle ‘Evet ben bu ülkenin tek adamıyım cumhurbaşkanıyım ama katillere dokunamıyorum’ dememişsindir.

Paylaşın

Zirve Sonrası CHP’den Açıklama: Toplumu İlgilendiren Konuları İlettik

CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Erdoğan – Özel zirvesine ilişkin yaptığı açıklamada, “CHP olarak çığ gibi büyüyen sorunların çözümü konusunda 31 Mart’ta, halkımızın partimize verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarına ilişkin kendi pencerelerinden gördükleri birçok hususu birbirleriyle paylaştılar. Sayın Cumhurbaşkanı’na ülkenin kanayan yarası olan, tüm toplumu ilgilendiren konuları ilettik.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Tayyip Erdoğan’ın ziyaretine dair Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kanadından ilk açıklamayı CHP Sözcüsü Deniz Yücel yaptı. Yücel, özetle şunları söyledi:

“Bunu ülkemiz demokrasisi açısından son derece önemli bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. İktidarın şimdiye kadar kapattığı diyalog kanallarını CHP’nin açmış olması, Türk siyasi tarihi açısından önemli bir adımdır. Diyalog, istişare, müzakere demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarıdır. Topluma faydası olacak, sorunların çözülmesine katkı sunacak her konuda CHP olarak katkı sunmaya hazırız. Bizim normalleşme dediğimiz bu sürecin toplumda da olumlu karşılandığını müşahede ediyoruz. Herkesin etkilendiği temel sorunların çözümünün siyaset kurumunda olduğunu biliyoruz.

Çok uzunca bir süredir devam eden kutuplaşma ve ayrıştırmanın olumlu sonuçlar vermediğini hep birlikte yaşadık. Bu nedenle toplumsal huzuru tesis edecek şekilde siyasi partilerin diyalog içerisinde olmasını önemsiyoruz.

Açılan bu diyalog kanalı, bizi inandığımız ilkeli muhalefetten, toplumun sesi olmaktan vazgeçirmeyecek. Sorunu olan her kesime el uzatacağımızdan ve gerektiğinde en sert muhalefeti yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal tıkanmışlığın çözülmesi konusunda kararlı duruşumuz devam edecek. CHP olarak çığ gibi büyüyen sorunların çözümü konusunda 31 Mart’ta, halkımızın partimize verdiği sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve Sayın Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarına ilişkin kendi pencerelerinden gördükleri birçok hususu birbirleriyle paylaştılar. Sayın Cumhurbaşkanı’na ülkenin kanayan yarası olan, tüm toplumu ilgilendiren konuları ilettik. Hükümlü generaller meselesi geçen görüşmede Genel Başkanımız tarafından iletildi. Konu gecikmeli de olsa çözüldü. Bu konuda Özgür Özel, Cumhurbaşkanı’na teşekkürlerini ifade etti. Gezi Parkı eylemleri davasında kanun yararına bozma talebinin Adalet Bakanlığı’na iletilmesini önemli buluyoruz.

Genel Başkanımız, asgari ücrete ara zam yapılması gerektiğini; en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çekilmesi gerektiğini; üretim maliyetleri altında ezilen çay ve hububat üreticilerinin mağduriyetleri girecek şekilde düzenleme yapılması gerektiğini; atanmayan öğretmenleri; özel okul öğretmenlerinin yaşadığı sorunları; staj ve çıraklık mağdurlarını; emeklilikte kademe bekleyenlerin durumunu ve 6 Şubat’ta çok büyük bir felaketle sarsılan depremzedelerin sona erecek olan kira yardımını da gündeme getirdi.

Sayın Ömer Çelik’in ifade ettiği gibi toplumun ekonomide bir kazanımı olduğunu düşünmüyoruz. Toplumun çok küçük ve dar bir kısmı lehine geçmişte birtakım gelişmeler oldu ancak bu yeterli değil. Ekonomide bir kazanım olacaksa da hayat pahalılığı altında ezilen kesimlerin bir kazanım olması gerektiğini düşünüyoruz. Bugüne kadar kaynak transferi tersine işledi. Kaynak transferlerinin dar gelirli, yoksul, çiftçi lehine yapılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından, Sayın Cumhurbaşkanı’na iletildi.

Gelir adaletsizliğinin çözülmesi için öncelikle vergi adaletinin sağlandığı bir sistem kurulması gerektiği, bu nedenle mevcut bütçe üzerinde tüm siyasi partilerin bir araya gelerek, TBMM’nin çalıştırılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından iletildi. Biz iktidar geldiğimizde, vergi reformuyla az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alan bir sistemle adaletsizlikleri ortadan kaldıracağız.

Gezi davası, Sinan Ateş davası, Emine Şenyaşar davası ve kayyum meselesi Genel Başkanımız tarafından gündeme getirildi. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı’nın Ayşe Ateş’e randevu vermesini çok olumlu ve doğru bulduğunu kendisine ifade etti.

Kayyum meselesinin anayasaya ve demokrasiye aykırı olduğu, anayasamızın 127’nci maddesinde geçici görevden uzaklaştırmanın düzenlendiği ama kayyum uygulamasının kalıcı sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Görevden alınan ve yerine kayyum atanan kişi beraat ederse, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirse ne olacak. Velev ki suçlu, belediye meclis üyelerinin suçu ne? O siyasi partiye oy veren seçmenin suçu ne? Bir belediye başkan vekili seçilir. Mevcut uygulama demokrasimize ve anayasamıza aykırı.

Sayın Ömer Çelik, bazı belediyelerle ilgili nefret söylemi ve yaşam tarzlarına müdahaleden bahsetti. Ancak Genel Başkanımız ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın görüşmesinde böyle bir konunun konuşulduğun teyit edemiyoruz. Sayın Ömer Çelik dilerse görüşmede hazır bulunan Sayın Elitaş’tan teyit edebilir.

Anayasa meselesi Sayın Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirilmiştir. Siz anayasa değişikliğini, biz vatandaşın ne konuştuğunu önemsiyoruz. Asgari ücret, emekli maaşı, atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları…

Anayasa değişikliğinin gündeme gelmesi için önce toplumun belini büken, toplumun kanayan yarası haline gelen bu sorunların çözümü için adım atılması gerektiği Genel Başkanımız tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’na iletildi. Bize 17,5 milyon kişi oy verdi, onlar masaya oturmadan bizim oturmamızın bir anlamı yok. Onların masaya oturması da iktidarın mevcut anayasaya uymasından, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımasından ve gereklerini yerine getirmesinden geçiyor.”

Paylaşın

Erdoğan – Özel Görüşmesinde Neler Konuşuldu: AK Parti’den Açıklama

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Recep Tayyip Erdoğan ile Özgür Özel görüşmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Onların tabiriyle normalleşme, bizim tabirimizle siyasi yumuşama dediğimiz şey siyasi rekabeti husumete çevirmeyelim” dedi ve ekledi:

“Bu çerçevede rekabetin husumete çevrilmemesi konusunda hassasiyeti gözetelim, bu çerçevede oturup, meselelerimizi konuşalım. Türk siyaseti hayatında rekabet öyle zamanlarda husumete çevrilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini bunun AK Parti anayasası gibi dar bir şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini, en geniş uzlaşmayla toplumsal sözleşme olarak ortaya çıkması gerektiğini ifade ettiler. CHP ve diğer partilerden anayasaya böyle yaklaşılması beklediğini ifade etmiş oldular.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Merkezi’ne gerçekleştirdiği ziyaret sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik zirveye dair açıklamalarda bulundu.

“Bugün gerçekleşen iade-i ziyaretle birlikte siyaset hayatında bu tablonun ortaya çıkması memnuniyet verici. Sayın Genel Başkanımız bu tablonun kalıcı kazanımlara dönüşmesi gerektiğini düşünüyor” diyen Çelik özetle şu ifadeleri kullandı:

Diyalog ortamının sürmesinin toplumumuzda çok olumlu karşılandığı, sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği şekilde görüşme, diyalog zemininin güçlü bir şekilde tutulması konusunda iade-i ziyaretle birlikte güçlü mesaj verilmiş oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız siyasette diyalog zemininin güçlendirme fırsatlarının güçlendirilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Bugün gerçekleşen iade-i ziyaretle birlikte Türk siyasi hayatında bu tablonun ortaya çıkmasını memnuniyet verici olarak görüyorlar.

Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması için atılması gereken atılmaları dar inisiyatifle değil en geniş siyasi uzlaşma zeminiyle gerçekleşme konusundaki görüşlerini ifade etmişlerdir. Bütün Türkiye’yi kucaklayan toplumsal sözleşme olarak yeni anayasayı belirtmişlerdir. Yeni anayasaya kavuşmak sürecini Türkiye’nin geleceğini gözeten sorumluluk ve perspektifle ele alınması gerektiğini ifade ediyorlar.

Görüşmede Cumhurbaşkanımız orta vadeli program ve 12. Kalkınma Programıyla elde edilen kazanımların korunacağını vurguluyorlar. Programa zarar verecek tutumlardan kaçınılacağını ifade etmişlerdir. Görüşmede Cumhurbaşkanımız orta vadeli program ve 12. Kalkınma Programıyla elde edilen kazanımların korunacağını vurguluyorlar. Programa zarar verecek tutumlardan kaçınılacağını ifade etmişlerdir. Bu çerçevede sayın Cumhurbaşkanımız arzu edildiği takdirde CHP tarafından Hazine ve Maliye Bakanımız sayın Mehmet Şimşek’in bilgi vereceğini ifade etmişlerdir.

Önümüzdeki dönemde işbirliğinin artırılması önemli olacak. Avrupa’da aşırı sağa cevap verilmesi önemli olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı bu ortaya çıkan faşizme karşı ortak harekete etmelerini belirtmiştir. Sayın Özel’in o zeminlerde Türkiye’nin tezlerini dile getirmek bakımından önemli bir zemin olduğunu belirtmişlerdir.

PKK’nın Suriye uzantısının o bölgede oluşturmaya çalıştığı teröristan konusu bir diğer konudur. Bu çerçevede baktığımızda hassasiyet dönemidir. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıldönümü törenlerinde sayın Özel’le birlikte orada, CHP ve diğer partilerle birlikte güçlü şekilde birlik ve beraberlik gösterilmesini ifade etmişlerdir. Bu CHP Genel Başkanı ve yetkililerinin kendi takvimleri içinde değerlendireceği konudur.

Gazze’de soykırım siyasetine karşı bizim bütün siyasi partiler olarak ortak bir duruş ortaya koymamız, Filistin devletine karşı duyarlılığı arttırmamız. Sayın Özel’in sosyalist enternasyonal çerçevesinde bilgilendirici tutum ortaya koyması son derece kıymetli olacaktır. Ekonomiden, siyasi meselelere, iç politikadan, dış politikaya kadar Türkiye’nin hak ve menfaatleri için ortak duyarlılık ve siyaset konusunda Cumhurbaşkanımız ve genel başkanımızın hassasiyeti sözkonusudur. Bunu bütün siyasi partilerden beklentileri sayın Cumhurbaşkanımız ifade etmişlerdir.

Önemli bir konu da, son zamanlarda çeşitli bölgelerde bazı belediye başkanlarının nefret suçu, ırkçılık anlamına gelecek birtakım uygulamalara imza atmaları. Birtakım yaşam tarzlarına dönük olumsuz uygulamalar diyebileceğimiz uygulamaların ortaya çıkmasıdır. Cumhurbaşkanımız her türlü nefret siyasetine karşı ortak tutum geliştirilmesi gerektiğini ifade ettiler. Hayat tarzları konusunda şimdiye kadar elde edilen kazanımların korunması gerektiğini, bu çerçevedeki yapısal reformların devam edeceğini, ekonomi kazanımları koruma konusunda da reform siyasetini devam edeceğini belirtmişlerdir.

Kayyum konusunda tutumumuz nettir. Hangi partiden olursa olsun Cumhurbaşkanımızın ifadesi şu şekildedir ‘hangi partiden olursa olsun millete hizmet eden her belediye başkanına destek vermeye devam edeceğiz’. Ama birisi yetkiyi terör örgütüne destek vermek şeklinde kullanıyorsa, terör örgütü tarafından atanmış komiser tarafından yönetilmesine kapı açılmasına müsaade edilmeyecektir. Bu bir siyasi partiye toptancı bir tutum değildir. Tespit edildiğinde bunların görevden alınması devlet olmanın gereğidir.

Burada toplantıcı anlayışla hareket edilmemektedir. Milletten aldığı yetkiyi millete hizmet için kullanıyorsa belediye başkanı hangi partiden olduğunun önemi yoktur. Bütün siyasi partilerin hassasiyet göstermesi gerektiği, sivil siyaset, demokrasi, hukuk devletinin korunması bakımından sayın Cumhurbaşkanımız her fırsatta dile getirmiştir. Konuşulan pekçok konu var. Ama size vereceğim toplantının geneli ile değerlendirme budur. Diyalog sürecinin güçlü bir şekilde devam etmesi, gerçek siyaset alanında, hizmette yarışılması bizim tutumumuz ve arzumuzdur. Gösterdikleri nezaket için sayın Özel ve CHP’ye bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Soru – Cevap

Sayın Özel’in söylediklerini ifade etme konusunda bizim nezaket gösterip onu CHP’li arkadaşlara bırakmamız daha doğru olur. Ben bizim zaviyemizden bu toplantının nasıl görüldüğünü ifade etmek isterim. Kuşkusuz kendileri ekonomi, reel sektörlerle ilgili konular gündeme geldi. Tarımdan eğitime kadar. Sayın Cumhurbaşkanımız hükümetimizin yaptığını anlattı. Sayın Özel’in değerlendirmelerinin açıklamalarının CHP Genel Merkezi tarafından yapılması daha doğru olur.

Geçen ve bugünkü görüşmede toplumun gündeminde olan her konu gündemdedir. Yürüyen hukuki süreçler, kesinleşmiş davalarla ilgili olarak Cumhurbaşkanımızın mahkemelere karışılmaması gerektiği tutumunu ifade ettiler. Karşılıklı bilgilerde tenakuz teşkil eden bilgiler vardır. Cumhurbaşkanımız değerlendirmeleri paylaşmışlardır. (Sinan Ateş cinayeti) Yargı görevini yapsın, hukukun kapasitesi ve kabiliyetleri içinde değerlendirilsin ve suçlular cezasını alsın. Bu ilkeleri savunmak konusunda herhangi sorun yoktur. Sayın Cumhurbaşkanının kabulü bir kez daha bu mesajın verilmesi şeklinde gerçekleşecektir.

Bundan sonra ihtiyaç olursa kapı açıktır. Onların tabiriyle normalleşme, bizim tabirimizle siyasi yumuşama dediğimiz şey siyasi rekabeti husumete çevirmeyelim. Bu çerçevede rekabetin husumete çevrilmemesi konusunda hassasiyeti gözetelim, bu çerçevede oturup, meselelerimizi konuşalım.

Türk siyaseti hayatında rekabet öyle zamanlarda husumete çevrilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin darbe anayasasından kurtulması gerektiğini bunun AK Parti anayasası gibi dar bir şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini, en geniş uzlaşmayla toplumsal sözleşme olarak ortaya çıkması gerektiğini ifade ettiler. CHP ve diğer partilerden anayasaya böyle yaklaşılması beklediğini ifade etmiş oldular.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Kayyım” Tepkisi: Sömürge Hukuku

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin, “Erdoğan, geçen gün ‘Yargı burada kanunu değil, hukuku konuşturmuştur’ diyerek aslında yaşananları itiraf etti” dedi ve ekledi:

“Bu, Kürt halkına yürürlükteki kanunlar yerine sömürge hukuku uygulandığını açıkça ifade ediyor. Sömürge hukukunu açıklamak gerekirse; bu, ortakları MHP’lilerin, belediyede Erdoğan’ın fotoğrafını indirdiğinde ses çıkarmayıp, DEM Partili bir belediye eşbaşkanı aynı şeyi yaptığında kıyamet koparan ve yargıya talimat veren ayrımcı bir anlayıştır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları’nın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Devlet Bahçeli’ye yanıt: Siz bu uygulama ile Kürtlere ‘senin seçme ve seçilme hakkın yok, sen bu ülkenin asli yurttaşı değilsiniz’ demiş oluyorsunuz. Kürt halkı ve onunla dayanışma içinde olan halklar ve demokrasi güçlerine ‘Siz ulusal güvenlik sorunusunuz’ demiş oluyorsunuz. Bunu milyonlarca insana diyorsunuz. Bunu da böylece kulağınıza küpe edin. Kalkıp buradan kürsülerden ahkam keserek bunu ters yüz edeceğinizi sanıyorsanız büyük yanılıyorsunuz. Bunlar dışarı çıktıklarında ‘Biz de eşitiz var Kürtlerle kardeşiz’ diyorlar. Etle tırnak edebiyatı yapmaya devam ediyorlar. Biz artık bu tiyatroyu fazlasıyla izledik ve çok sıkıldık. Bu tiyatro artık son bulmalıdır.

Kayyım: Hakkari’den İstanbul’a halk direniş içerisinde. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çoluğuyla çocuğuyla halk Hakkari’deki iradesine sahip çıkıyor ve bunu hiçbir şekilde ters yüz edemezler. Bakın AKP’nin en büyük mağduriyet edebiyatı neydi? Darbeler üzerinden konuşurdu ve 28 Şubat Darbesi’ni sürekli örnek verir. Bunu iddia eden bunun üzerinden mağduriyet edebiyatı gerçekleştiren AKP iktidarı var ya aynı zamanda o gün askeri de sokağa indirdi.

O görüntü aynen şudur; burası Hakkari Valiliğinin önü. Bu fotoğrafı tarih unutmayacak, bu görüntüyü tarih unutmayacak. Askeri cuntaya karşıyız diyorlar ya bakın asker burada. Bunlar gerçekleştirdikleri siyasi darbeyi, polis ve kolluk kuvvetinden güç aldıkları darbeyi bir de arkada dizmiş oldukları askerle beraber aynı zamanda Hakkari’de yapmış oldukları bu siyasi darbeye asker eşlik etmiş oldu. Siz darbe mağduruymuş gibi davranıyorsunuz ancak gerçek darbeci sizlersiniz. Kayyım atamaları, bir siyasi darbedir. Hakkari’de askeri sokağa çıkararak, bu siyasi darbeye asker de dahil olmuş oldu.

Siz darbecilerin paltosundan çıktınız ve FETÖ’cülerin yazdığı iddianamelerle halk iradesini gasp ediyorsunuz. Erdoğan, “yargının verdiği karar kimseyi rahatsız etmesin” demişken, neden 31 Mart’ta Kürt halkının verdiği karar sizi rahatsız ediyor? Sandıktan çıkan her iradeye saygı duyacağınızı söylerken, pratikte kayyım atayarak “Kürdün iradesi hariç” demiş oldunuz. Seçimlerde sürekli Kürt halkına yenilginizi kabul etmekte zorlanıyorsunuz.

Ant olsun, hem size hem de yanınızdaki suç örgütüne Kürt halkına, tüm halklara ve inançlara saygı duymayı öğreteceğiz. Bu, sadece sözde kalmayacak, eylemlerinizle de göstereceksiniz.

Kalkıp diyorlar ki “siz de dosyası olmayan aday koysaydınız.” Peki, Mardin Nusaybin Belediye Eş Başkanı Semire Nergiz’in ya da Van Başkale Belediye Eş Başkanı Erkan Acar’ın dava dosyası var mıydı? Hayır. Bu, dava dosyasının sadece bir bahane olduğunu gösteriyor. Gerçekte yaşanan, çifte standart uygulayan bir sömürge hukukudur.

Hakkari Belediye Eş Başkanları Mehmet Sıddık Akış ve Viyan Tekçe, halk oylamasıyla ve Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) onayıyla, YSK denetiminde yapılan seçimlerde yüzde 49 oy alarak seçildi. YSK tarafından mazbataları verildi, her şey yolundaydı. Ancak sonra “Terörle mücadele” bahanesiyle, “Seçilebilirsin ama yönetemezsin” denildi. Bu, açıkça Kürde karşı düşmanlık olarak adlandırılabilir.

Erdoğan, geçen gün “Yargı burada kanunu değil, hukuku konuşturmuştur” diyerek aslında yaşananları itiraf etti. Bu, Kürt halkına yürürlükteki kanunlar yerine sömürge hukuku uygulandığını açıkça ifade ediyor. Sömürge hukukunu açıklamak gerekirse; bu, ortakları MHP’lilerin, belediyede Erdoğan’ın fotoğrafını indirdiğinde ses çıkarmayıp, DEM Partili bir belediye eş başkanı aynı şeyi yaptığında kıyamet koparan ve yargıya talimat veren ayrımcı bir anlayıştır.

Adalet Bakanı, Tatvan’da Erdoğan’ın fotoğrafının indirilmesi hakkında ‘birliğimize yönelik saldırıdır, milletimizin birliğini bozmaya yöneliktir’ demiştir. Bu ifadeler, ayrımcı tutumun açık bir göstergesidir. Bugün Filistin’deki zulümle Hakkâri’de yaşanan irade gaspı arasında hiçbir fark yok. Hakkâri, mazlumların gözünde Gazze gibidir; Gazze ne kadar meşru bir direniş alanıysa, Hakkâri için de direnmek aynı derecede hak ve meşrudur. İsrail ve Hakkâri’de polis şiddetinin benzer yüzlerini görmekteyiz.

Biz, ayrımcı ve darbeci hukuka karşı “Direniş Hukuku” ile mücadele ediyoruz. Meşru olanı savunmak, haktır. Sokaklarda, meydanlarda, parlamentoda, her yerde direnmeye devam edeceğiz. Hiç kimseye boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.

Bu vesileyle, Hakkâri Belediye Meclisi tarafından başkanvekili olarak seçilen Eş Başkanımız Viyan Tekçe’yi kutluyoruz. Meşru olan Viyan Tekçe ve seçilmiş belediye meclisidir. Atanmış kayyım Valiyi tanımıyoruz, meşru değildir.”

1 Eylül 2016’da AKP ve ortağı MHP’nin oylarıyla çıkan Kayyım Kararnamesi, Venedik Komisyonu’nun Ekim 2017 raporunda hem Türkiye yasalarıyla hem de Avrupa Sözleşmeleriyle derin çelişkiler içinde olduğu belirtilmiştir. Kayyım rejimi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı da ortadan kaldırmaktadır.

“Türkiye Yüzyılı” adı altında çıktıkları yolda, Tanzimat döneminden bile geriye düşmüşlerdir. Yeni dedikleri yüzyıl adeta 18. yüzyıldır. Şimdi, iktidar ve ortakları, Kürt vatandaşların yerel seçim hakkını kayyım atayarak ellerinden almakta ve Türkiye’yi Tanzimat öncesi, yani Padişahlık dönemine geri götürmektedir. O dönemde bile Kürtlerin hakları bu kadar gasp edilmemiştir. Bu politika, açıkça bölücülük politikasıdır.

“Bakanlık, yargı, polis, asker benim emrimde. Anayasayı dahi çiğneyebilirim” demek, Firavun ya da Dehak hükmüne eşdeğerdir. Bu, keyfiyet ve tek adam yönetiminin açık bir göstergesidir. Zulüm ile abad olanın akibeti berbat olur. Bu dünya ne şahlar, ne padişahlar, ne Dehaklar, ne Firavunlar gördü; ama büyük insanlık asla boyun eğmedi. Diyoruz ki; Yürü bre Hızır Paşa. Senin de çarkın kırılır. Güvendiğin Padişahın. Gün gelir o da devrilir”

Halkbank: Devlet çaya, buğdaya komik zamlar yapmış, üretici isyanda. Esnaf faiz zamları yüzünden krediye ulaşamıyor, gün içinde siftah etmeden kepenk kapatmak durumunda kalıyor. Esnaf bu durumdayken kemer sıkma politikası uygulayanlar, Ayhan Bora Kaplan çetesine, 550 milyon TL krediyi verebilmiş. Bu krediyi esnafa, çiftçiye, işçiye vermiyorlar.”

Paylaşın