Özgür Özel’den “Normalleşme” Yorumu: Şu Anda Kimseyi Kapsamıyor

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından “Normalleşme Kürtleri kapsıyor mu” yorumlarına ilişkin, “Şu anda normalleşme kimseyi kapsamıyor ki” dedi ve ekledi:

“Yani şu anda normalleşme bir tek ileri yaşlarından dolayı adli tıp raporları bir yıldır bekleyen 28 Şubat generallerini kapsadı. Bir de Sinan Ateş’in eşinin randevusu. Bunun dışında ne normalleşmesi? Anayasa Mahkemesi ya da AİHM kararları mı uygulanmış? Yani şu anda Türkler için de bir normalleşme yok Kürtler için de bir normalleşme yok.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı. Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Geçen bayramda, 8 Nisan’da sizin verdiğiniz bir söyleşiyle şu anda normalleşme diye tarif edilen sürecin ilk adımı atılmış oldu. Şimdi yeni bir bayrama giriyoruz. Aradan 2 ay geçti. Bu süreçte normalleşmede nerede olduğunuzu düşünüyorsunuz Sayın Genel Başkan?

Türkiye siyasetçilerin birbiriyle iletişimi konusunda çok kötü bir noktada. Mesela bir süreç yaşanıyor. Sürecin adında bile mutabakat yok. Bir taraf “normalleşme” diyor, bir taraf “yumuşama” diyor. Son görüşmeden sonra Ömer Çelik de normalleşmeyi anınca, iktidara müzahir medya da normalleşme manşetlerini kullandı ilk kez. Ben meseleyi şöyle görüyorum ikiye ayırarak irdelemek isterim.

Birincisi şu, ben 2024 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nde CHP’nin genel başkanı olarak birinci parti de olsam, ikinci parti de olsam, iktidar da olsak muhalefet de olsak siyasilerin birbiriyle bayramlaşmadığı, tokalaşmadığı, Anıtkabir’de birbirlerine sürtüp birbirlerinin yüzüne bakmadıkları, birbirlerine taziyeye gitmedikleri ya da mutlu günlerinde birbirlerine davetiye vermedikleri bir fotoğrafın içinde yer almayı utanç verici buluyorum. O fotoğrafın masumu yok, haklısı yok. Yani efendim biz haklıyız, onlar yaptı veya onlar haksız biz haklıyız, biz haksız onlar haklı demiyorum. Bir ülkede siyaset bu noktaya geldiyse elbette birinci sorumlu iktidardır. Neden?

Osmanlı’yı kuran Osman Bey’in hocası Şeyh Edebali ‘Ey oğul’ diye başlayan vasiyetiyle iktidara vasiyet etmiş. O vasiyet muhalefete değildir, iktidaradır ama sadece iktidara sorumluluk da yükleyemeyiz. Böyle bir durum varsa hiçbirimiz burada kendimizi muaf tutamayız, masum değiliz. Ben bir partinin genel başkanı olarak Türkiye’nin bu anlamda normalleşmesini istedim ve buna ön ayak oldum. Bu benim açımdan hiçbir zaman pişmanlık duymayacağım bir konudur ve başlı başına bunu da bir kazanım görürüm.

Ama “normalleşme” tanımı bunun dışında bir anlam ve beklenti yarattı. Bunu biraz daha netleştirir misiniz?

O da şu; şekli işlerin dışında bir iletişim içinde olmak ve ülke için iktidarıyla muhalefetiyle belli konularda birlikte çalışabilmek, belli konularda anlaşamadığın konularda muhalefet etmek, muhalefetin de önce yol gösterici, yapıcı, yıkıcı değil ama gerektiğinde de son derece dirençli olması. Bunu sağlayabilmek istiyoruz, isterim ama bu o kadar kolay olmuyor. Çünkü hatlar çok keskin, mahalleler çok keskin, yankı odaları var.

Her türlü adıma karşı bunun içeriden muhalifleri var. Bizim tarafta mesela buna itiraz edenleri ikiye ayırıyorum ve bir tarafını son derece anlıyorum. Onlar endişeli insanlar. ‘Aman bizi kandırmasınlar’ ya da ‘Bu sefer de bunlara biz nefes olmayalım’ diye düşünenler. Geçmiş pratiklerden tabii AKP çünkü bunu birkaç kez başardı. İlk başta liberallerle sonra o günlerde “cemaat” denen yapıyla sonra Kürt siyasi hareketiyle sonra da MHP ile kol kola oldu. Şimdi sıra bize mi geldi diye düşünenler…

Bu endişeyi anlıyorum ve buna dikkat kesiliyorum ama bir de iki tarafta da anormal vaziyetten, anormal popülarite devşiren birtakım isimler var, yapılar var. “Normalleşme olduğunda biz ne yapacağız?” diyor. O kişilerin normal siyasi düzlemde söyleyecek sözü yok. Gerginlikten besleniyor, kavgadan besleniyor. O itirazları da görüyorum ama onlara hak veriyor değilim tabii. Tabii karşı tarafta da bir ittifak var. Orada da mesela Milliyetçi Hareket Partisi’nin sayın Genel Başkanı’yla randevu aldım.

Gittik, son derece yapıcı bir görüşme geçti ama görüyorsunuz ki o günden bugüne iki isim MHP’de bu normalleşmeyi baltalamak için elinden geleni yapıyor, çünkü rahatsız oluyor. Çünkü Türkiye normalleşsin istemiyor. Çünkü normal olan bir yerde; bir Ülkü Ocakları Başkanı’nın veya bir partinin gençlik örgütünün başkanı başkentin ortasında vurulup da cenazesi yerde kalmaz, taziyesiz kalmaz, baş sağlıksız kalmaz, soruşturmasız kalmaz. İddianame seçimi beklemez, siyasilere değen yerler törpülenmez. Yani normalleşmeye çok temiz duygularla karşı çıkanlar var.

Kendi hesaplarına uymadığı için karşı çıkanlar var. Bir de kendi foyaları ortaya çıkmasın diye karşı çıkanlar var. Ben iki bayram arasında alınan mesafeyi insani açıdan son derece yeterli ve doğru buluyorum. Bu bayramda da bütün siyasi muhataplarımı, aramam gereken herkesi arayarak bayramlaşacağım ama diğer konuda Türkiye’nin önünde de çok yol var. Bir de tabii şöyle de bir şey, bir yandan da normalleşme ile iktidar partisinin geçmişten beri biriktirdiği sorunları ve sorumlulukları muhalefetin sırtına yüklemek kolaycılığına heveslenen bir yapı var. Ona da bizim eyvallah dememiz mümkün değil.

Özgür Bey; Kobani davası, orada çıkan cezalar arkasından Hakkari’ye kayyım… Tüm bunlar “Normalleşme Kürtleri kapsıyor mu?” diye düşündürüyor. Ne dersiniz bu konuda?

Şu anda normalleşme kimseyi kapsamıyor ki. Yani şu anda normalleşme bir tek ileri yaşlarından dolayı adli tıp raporları bir yıldır bekleyen 28 Şubat generallerini kapsadı. Onun dışında bir de Cumhuriyet Halk Partisi’nin gölge bakanları AK Parti’nin bakanlarıyla şimdiye kadar 4-5 randevuda buluştu, önemli konularda bilgi alıyoruz ve kendi siyasetimizi ona göre şekillendirme noktasında daha yakından takip etme imkânı buluyoruz. Bir de Sinan Ateş’in eşinin randevusu. Bunun dışında ne normalleşmesi? Mesela Gezi mi normalleşmiş? Yani Anayasa Mahkemesi ya da AİHM kararları mı uygulanmış? Ekonomi mi normalleşmiş? ODTÜ’nün festivali, liselerin mezuniyet törenleri mi normalleşmiş?

Yani şu anda Türkler için de bir normalleşme yok Kürtler için de bir normalleşme yok. Normalleşme bizim iyi niyetli çabalarımızdan ibaret şu anda. Bir de karşılıklı yıllardır yapılmayan görüşmeler bir gidiş bir geliş yapıldı. Benim anladığım normalleşme bu değil. Onu açık söylemek lazım. Ama şöyle bir şeyi de doğru bulmam, izin vermem yani, Türklerle ilgili konularda demokratik kazanımlar elde edilip Kürtler bunun dışında bırakılmaya kalkarsa buna en çok ben itiraz ederim. Yani normalleşme olacaksa hatta en çok dezavantajlılar için olacak.

Yani en yoksullar için olacak, en mağdurlar için olacak. Bu ülkede demokratik açıdan en büyük mağduriyeti yaşayanlar Kürtler. Ben şöyle söyleyeyim, Manisa’dakiler belediye başkanı seçebiliyor. Osmaniye’dekiler seçebiliyor, Rize’dekiler seçebiliyor ama Diyarbakır’dakiler seçemiyor. Seçerse kayyum atanıyor mesela veya Hakkari’dekiler. Geçen dönem neredeyse HDP’nin bütün belediyelerine kayyum atandı. Normalleşme başlayacaksa kayyum siyasetinin terk edilmesiyle başlamalı Kürtlerin nezdinde.

Bir ara sizin Edirne Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğinize dair haberler çıktı. Gerçekleşecek mi bu?

Uygun bir zamanda ziyaret edeceğim. Onu doğru bir zaman, doğru bir zeminde yapmak istiyorum. Çok faydalı bir ziyaret olarak, sembolik değil de adeta bir çalışma toplantısı olarak Sayın Demirtaş’la bunu yapmak istiyorum. Ziyaret edeceğim ama henüz takvimlendirdiğimiz, kararlaştırdığımız bir tarih yok.

Sayın Özel; Sinan Ateş cinayetinin peşini CHP hiç bırakmadı. Eşi ile gecikmeli olarak Cumhurbaşkanı da görüştü. İddianamesinden konuyu takip eden yargı mensuplarının durumuna siyasi müdahalelerin olduğu açık. Cumhur İttifakı ortaklarının birbirlerine karşı bu durumu manevra alanı olarak kullandıkları da görülüyor. Nasıl yorumluyorsunuz?

Bunun kabul edilebilir, hazmedilebilir bir tarafı yok. Yani bir hukuk devletinde bir siyasi cinayet işlenecek. O cinayet belli bir yere kadar gidecek ama bazı siyasilere dokununca duracak. Hatta iddianamesi için seçimlerin geçmesini bekleyecek. Sonra iddianame çıkacak. İddianamede de dağ fare doğuracak. Emin olun Murat Sabuncu iddianameyi bekliyordu gazeteci olarak; “Bakalım neler öğreneceğiz” diye bilmediğimiz. Ama Murat Sabuncu o iddianameyi yazsaydı daha kuvvetli bir iddianame hazırlardı. Bir gazetecinin bildiklerinin, toplumun açık kaynaklardan edinilen bilginin gerisinde bir iddianame çıktı ortaya. O yüzden bu hukuki de değil insani de değil ahlaki de değil.

Benimle görüştüğü gün benden çıkınca Sayın Ayşe Ateş’i kabul etti Cumhurbaşkanı. Şimdi burada bence bir kere bu işte MHP sınıfta kaldı. Neden kaldı? Hani diyelim ki olmaz da her partinin başına şu gelebilir, bir suç işlenebilir. O suçun mağduru kendi partinden biri olabilir. Failleri de kendi partinden olabilir. Bu suç yönetim kademelerine de uzanabilir. Burada eğer gerçekten kanunlara saygılı bir siyasi partiyseniz ve hukuku savunuyorsanız, yaşam hakkını savunuyorsanız nereye giderse gitsin kimseye bir koruma kalkanını almaksızın, bu işin ucu kime giderse gitsin dersiniz suçlular bedelini öder. Belki partiniz de başta bir bedel öder ama sonra kamuoyu ve vicdan sizin hakkınızı teslim eder. MHP bence bu konuda şu ana kadar hiç iyi bir sınav vermedi ve Ayşe Ateş’in isyanı da ona.

Suçlular gizleniyor, iddianameden isimler çıkarılıyor, savcı bir yönetici tarafından tehdit ediliyor ve bu vicdanları yaralıyor. AK Parti de bu süreçte sınıfta kaldı diyemem ama bugüne kadarki performansıyla o da bu sınavı geçemeyecek gibi görünüyordu ta ki Ayşe Ateş’e randevu verene kadar Cumhurbaşkanı. Onlarda da iddianame gecikti, savcı değişti falan birçok şey oldu. Hatta çıkan iddianameyi Adalet Bakanı sahiplendi, iddianameyi savundu falan lüzum yoktu. Ayşe Ateş’e randevu verilmesi bir paradigma değişikliği, bir kırılma mı, yoksa sadece bir makyaj mı çirkinlikleri örtmek için? Bunu göreceğiz.

MHP bu konuda sınıfta kaldı dediniz. Bilinçli bir şekilde bu dosyaya müdahale ettiklerine dair bir izleniminiz mi var?

Şöyle söyleyeyim, şu ana kadarki görüntüsüyle sınıfta kaldı diyeyim başına. Buradan sonra MHP’ye bir sihirli değnek değer de, “Bu işin ucu kime gidiyorsa gitsin kardeşim” derse Devlet Bey; iş değişir. Bu işten kimse ne Devlet Bey’i ne MHP’yi kurumsal olarak suçlayamaz ama birileri bir şekilde korunmaya ve kollanmaya devam ederse kurumsal olarak bu ayıbın parçası olurlar. Bunu taşıyamazlar.

MHP’de iki isim; Ulvi Yönter ve Semih Yalçın. Siz adlarını kullanmadan onları eleştiriyorsunuz, onlar doğrudan size ağır cümleler sarf ediyor. Devlet Bahçeli’nin bilgisi olmadan Cumhuriyet Halk Partisi’ne, genel başkanına bu cümleler sarf edilebilir mi?

Ben şimdi o iki arkadaşın ismini vermedim. Sadece iki kişi dedim. Hemen ikisi birden reaksiyon verdi ama memnun olduğum bir şey var, bu ikisine MHP’de sahip çıkan yok ve bütün MHP’liler bunlardan yaka silkiyor. Gerçekten partinin sırtına yük bunlar. Devlet Bey’in bilgisi varsa kendi bileceği iş ama bunlar benim gördüğüm kadarıyla ipten, kazıktan kopmuş diyeceğim biraz argo kaçacak. Bunlar artık zıvanadan çıkmış arkadaşlar. Bizimle kavga ederek, bize hakaret ederek, olmadık sözler söyleyerek tek niyetleri var; “Aman bu normalleşmenin MHP dışında kalsın.”

Devlet Bey ilk genel başkan olduğunda o zamanlar birtakım mafyatik ilişkiler vardı. Ülkü Ocakları’nı ve MHP’yi sokaklardan ve bu mafya temasından çok hızla ve çok başarıyla uzak tuttuğunu görmüştüm. Belli halleri, tavırları, simgeleri dahi belli bir dönem kullandırtmayarak o MHP’nin sokaktaki kötü algısına müdahale etmişti. Bence şimdi de benzer bir operasyona ihtiyaç var; işine karışmak gibi olmasın ama. Ben Devlet Bey’in böyle bir şeyi yapma ihtimalini görüyorum. İlk fırsatta yapacağını düşünüyorum ve Devlet Bey’in bu ikisiyle aynı düzlemde bir siyasetçi olmadığını düşünüyorum, buna inanmak istiyorum. Aksine inanmak istemiyorum.

Devlet Bahçeli’nin ‘yumuşama-normalleşme üzerine yayınladığı’ metin. Size AKP ile beraberlik öneren, ‘ben çekileyim gerekirse’ diyen. Metni nasıl okuyorsunuz?

Tek bir metin yok orada. Orada iç içe geçmiş beş-altı tane metin var. Orada aynı anda hem tehdit var hem sadakat var hem strateji var hem sitem var. Hem de kendisi üzerinden bir sınırsız kredi tahsisiyle ne olursa olsun arkandayım deyip olası bir dışarıda kalma durumunda geri dönüşün veya her halükârda bir destek verme taahhüdüyle hep meselenin sadece AKP’nin siyasi duruşu, yapısıyla ilgili değil; Türkiye siyasetini kurgulayan bir başka aklın da verdiği bir görevin de ifadesi ve itirafı var.

O yüzden, yani bir kısmına bakarsan tehdit ediyor, bir kısmına bakarsan sitem ediyor, bir kısmına bakarsan bir şey teklif ediyor, bir kısmına bakarsan kırılganlığını ifade ediyor falan ama bir kısmında da “Sen istesen de ben senden ayrılmam, sonuna kadar seni desteklerim” diyor. Bunun da siyasi bir karşılığı yok. Siyasi partiler birbiriyle böyle ilişkiler kurmazlar. Demek ki başka bir büyük planın içinde, büyük bir yapının içinde bir konumda demek ki. Onun da itirafı var orada.

Siz metinle ilgili yorum yaptığınızda AKP Sözcüsü Ömer Çelik “Cumhur İttifakı devam ediyor edecek diye” yorum yaptı.

Devlet Bey’in bize yaptığı teklif bize yapılacak teklif değil. 22 yıllık bir yaşanmışlık var. Ekonomide bir enkaz var. Kırılmış duygular, kırılmış kalpler, boşuna içeride yatılmış hapisler, hala ödenen bedeller, 7 Haziran 1 Kasım arası dönem gibi akan kanlar var. Bir sürü mesele var ve sadece bir normalleşme söylemi üzerinden “Hadi siz birlikte olun, hayırlısı olsun.” Öyle bir şey yok. Onun sorumluluğunu alacaklar hesabını da hep beraber verecekler siyaseten. Öyle bugüne kadar benleydi alın siz birlikte olun. Biz CHP olarak MHP gibi halk muhalefet görevi vermişken kendimizi iktidarlaştırma hevesine hiçbir zaman girmeyiz. Biz yapılacak ilk serbest seçime kadar bu ülkenin ana muhalefet partisiyiz ve cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk seçiminin de iktidar namzetiyiz.

Cumhurbaşkanıyla Kıbrıs’a gidecek misiniz?

Ben Kıbrıs’a gideceğim. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 40’ıncı yılında gittiğimde, “Bu sene Barış Harekatı’nın 50’nci yılı ve ben 50’nci yılda geleceğim” diye cumhurbaşkanına, başbakana, meclis başkanına ve oradaki siyasi akrabalarımıza da gideceğimi söylemiştim. Cumhurbaşkanı söylediğinde de dedim ki, “Biz de zaten oraya gidiyoruz.” Hatta biz 1974 Kıbrıs Gazisi götürecektik ama otel ve uçak meseleleri yüzünden bunu 174’e indirmek zorunda kaldık. Ben 174 gazi ve bütün MYK ile birlikte gidiyorum. Orada da birlikte olacağız, tabii Cumhurbaşkanı’yla devlet protokolünde ama biz oraya gitmeyi çoktan planlamış ve aylar öncesinden hazırlanmıştık. Cumhurbaşkanı uçağıyla zaten gitmem yani. Bir tarifeli uçakla giderim.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erken Seçim Tartışmaları: Erdoğan’dan “4 Yıl” Vurgusu

Erdoğan, Kurban Bayramı dolayısıyla yayımladığı video mesajda, “Geride bıraktığımız bir yıl içerisinde üst üste üç seçim yaşadık. Bu seçimlerin hepsinden de demokrasimiz güçlenerek çıktı. Hükûmet olarak önümüzde dört yıllık icraat dönemi bulunuyor” dedi.

Son günlerde Cumhuriyet İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı ve “AKP ile anlaşmazlık yaşandığı” ve Bahçeli’nin geçmişte de olduğu gibi “erken seçim talep edebilir” şeklinde yorumlara neden olan açıklamaları dikkat çekmişti. Bayram mesajındaki 2028’e kadar icraat vurgusu Erdoğan’ın gündeminde şimdilik bir erken seçim planı olmadığına işaret ediyor.

Erdoğan, son dönemde kamuoyunda “yumuşama” olarak nitelenen adımlara da dikkat çekerek “Siyasette oluşan yumuşama ikliminin milletimizin tekrar kucaklaşmasına katkı sağladığını memnuniyetle müşahede ediyoruz. İnşallah, hep birlikte gönül gönüle vererek bu bayramı tam anlamıyla bir kardeşlik şölenine dönüştüreceğimize inanıyorum” diye konuştu.

Erdoğan son olarak geçen hafta CHP Genel Merkezine giderek, 31 Mart yerel seçimlerinden başarıyla çıkan ana muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile biraya gelmişti. İki parti lideri, ülkeyi meşgul eden siyasi ve ekonomik konularda karşılıklı talep ve beklentilerini dile getirmişti.

2023’teki seçimlerin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı’nı devralan Mehmet Şimşek’in reel ekonomik politikaya dönmesi ve alınan sıkı tedbirlere rağmen düşmeyen enflasyon konusuna da değinen Erdoğan, bu konuda yılın ikinci yarısında olumlu gelişemeler yaşanacağı yönündeki sözlerini tekrarladı.

Erdoğan, “Aşımıza, işimize, ekmeğimize ortak olan enflasyon canavarından kurtulma sürecine girdik. Ekonomi programımız üretim, istihdam ve ihracat tarafında meyvelerini veriyor. Enflasyonda da yılın ikinci yarısından itibaren inşallah daha güzel neticeler alacağız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı dolayısıyla bir video mesaj yayınladı. Erdoğan, mesajında şunları kaydetti:

“Bu mübarek günlerin milletimize, İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Cenab-ı Allah kestiğimiz kurbanları, yaptığımız ibadetleri katında kabul ve makbul eylesin.

Tüm milletimizin, Ümmet-i Muhammed’in daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla, mutlulukla erişmesini temenni ediyorum. Özellikle Gazze’de, soykırımcı İsrail’in mezalimi altında bayramı idrak eden kardeşlerimin Kurban Bayramı’nı yürekten tebrik ediyor; acı çeken, zulme ve her gün katliama uğrayan kardeşlerimizin de bir an önce huzura, güven ve istikrar ortamına kavuşmasını diliyorum.

Bayramlar, birlik, beraberlik, dayanışma ve kardeşlik duygularının en üst seviyede yaşandığı müstesna günlerdir. Bayramlar, yetimlerin, öksüzlerin garip gurebanın hatırlandığı, akrabalık ve komşuluk münasebetlerinin sıklaştığı, millet olarak birbirimize daha sıkı kenetlendiğimiz özel günlerdir.

Koronavirüs salgını sebebiyle, maalesef komşuluk, akrabalık, dostluk ilişkilerimizde araya mesafeler girdi. Bayramlar vasıtasıyla bu mesafeleri kapatıyor, sıla-i rahimi daha çok hatırlıyoruz. Atalarımız ‘gözden ırak olan gönülden de ırak olur’ demişlerdir. Millet olarak her zamankinden daha fazla gönül birliğine, kalp birliğine, dayanışmaya ihtiyacımız olan günlerden geçiyoruz.

Siyasette oluşan yumuşama ikliminin milletimizin tekrar kucaklaşmasına katkı sağladığını memnuniyetle müşahede ediyoruz. İnşallah, hep birlikte gönül gönüle vererek bu bayramı tam anlamıyla bir kardeşlik şölenine dönüştüreceğimize inanıyorum.

Geride bıraktığımız 1 yıl içerisinde üst üste üç seçim yaşadık. Bu seçimlerin hepsinden de demokrasimiz güçlenerek çıktı. Hükûmet olarak önümüzde 4 yıllık icraat dönemi bulunuyor.

“Enflasyonda güzel neticeler alacağız”

Dünyada yüksek seyreden enflasyon hâlen endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Aşımıza, işimize, ekmeğimize ortak olan enflasyon canavarından kurtulma sürecine girdik. Ekonomi programımız üretim, istihdam ve ihracat tarafında meyvelerini veriyor. Enflasyonda da yılın ikinci yarısından itibaren inşallah daha güzel neticeler alacağız.

Biz, çiftçisinden memuruna, beyaz yakalısından işçisine kadar bu milletin refahını yükselten, gelişmiş ülkeler seviyesine getiren bir iktidarız. Salgın, savaşlar, küresel krizler gibi sebeplerle tekrar nükseden enflasyon sorununu, geçmişte olduğu gibi, tek haneli rakamlara mutlaka indireceğiz.

Terörle mücadele konusunda elde ettiğimiz tarihî kazanımlarımızdan taviz vermemiz asla söz konusu değildir. 40 yıldır milletimizin kanını ve kaynaklarını sülük gibi emen bölücü terör belasına son verinceye kadar operasyonlarımızı devam ettireceğiz.

İsrail’in, 7 Ekim’den beri Gazze’de ve işgal edilmiş Filistin topraklarında yürüttüğü soykırım politikası karşısında dik duruşumuzu sürdürüyoruz. Gazze’ye gönderdiğimiz insani yardımların miktarı 55 bin tonu aştı. İsrail ile olan tüm ticari işlemleri durdurduk. Uluslararası Adalet Divanı’ndaki soykırım davasına müdahil olma kararı aldık.

Filistin devletinin tanınması için en yoğun çaba harcayan ülkelerdeniz. Siyonist şebekenin tüm baskısına rağmen, her platformda hakkı, adaleti ve barışı savunuyor, doğruları cesaretle haykırmaktan çekinmiyoruz. Çocuk katili İsrail’in ve destekçilerinin tüm barbarlıklarına rağmen zafer inşallah, Filistin halkının olacaktır.

Bu zorlu mücadelelerde en büyük kuvvet ve ilham kaynağımız milletimizin duası, desteği, birliği, beraberliği ve kendi arasındaki kardeşlik ruhudur. Millet olarak birbirimize ne kadar sıkı sarılırsak sorunların üstesinden o derece kolay gelir, mücadelemizi o derece başarılı veririz. Bayramlar vasıtasıyla yeniden tazelediğimiz kardeşliğimiz, yardımlaşma ve dayanışma şuurumuz bu bakımdan ayrıca önemlidir.

Bu bayramda yine büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden öpecek, eşimizin, dostumuzun, komşumuzun kapısını çalacak, dargınsak barışacak inşallah, ezelî ve ebedî kardeşliğimizi daha da perçinleyeceğiz.

Bu düşüncelerle mübarek topraklarda hac farizasını yerine getiren kardeşlerimin Allah ibadetlerini kabul etsin, Kâbe’de, Arafat’ta, Müzdelife’de yaptıkları duaları katında makbul eylesin diyorum.

Her bayramda olduğu gibi yola çıkacak sürücülerimize trafik kurallarına uymalarını, yola asla yorgun çıkmamalarını, bilhassa varacakları yere yaklaştıkça dikkatlerini daha da artırmalarını tekrar tavsiye ediyorum. Kurban Bayramı’nın kalplerimize huzur, ülkemize esenlik, Filistin ve Sudan başta olmak üzere gönül coğrafyamıza barış getirmesi diliyorum. Bayramınız mübarek olsun.”

Paylaşın

Avrupa’dan Türkiye’ye Zorunlu Din Eğitimi Ve Askerlik Uyarısı

Strazburg’da toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’de inanç özgürlüğü ile zorunlu askerlik ve din eğitimi konularında ilerleme çağrısında bulundu.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’ın haberine göre; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’den Sünni İslam dışında dini veya felsefi inanışa sahip ebeveynlerin çocukları için uygun seçeneklere ihtiyaç duyulduğuna ilişkin kararın gereklerinin yerine getirilmesini istedi.

Komite ayrıca, Türkiye’deki yetkililere, AİHM tarafından alınan kararda olduğu gibi askerliği reddeden “vicdani retçiler ve pasifistler” için zorunlu askerlik hizmetine alternatif seçenekler sunulmasını talep etti.

Bakanlar Komitesi, Aleviler’in ibadetlerini gerçekleştirdiği cemevlerinin de devlet tarafından desteklenen ibadet mekanları olarak kabul edilmesine ilişkin “İzzettin Doğan ve diğerleri” davasında gerekli adımların atıldığına kanaat getirerek bu dosyanın kapatılmasına karar verdi.

AİHM kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetlemek üzere Strazburg’da toplanan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, her devletin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünün altını çizerek, Türkiye’de inanç özgürlüğü ile zorunlu askerlik ve din eğitimi konularında ilerleme çağrısında bulundu.

Bakanlar Komitesi, son üç aylık toplantısında yetkililere, Sünni İslam’ı takip etmeyen ebeveynlerin çocuklarına “zorunlu din eğitimi dışında kalmaları için uygun olanakların sağlanması” çağrısında bulundu.

Komite, vicdani retçileri kapsayan “Ülke grubu davası” ile Alevi inancına sahip ailelerin çocuklarına din dersinin zorunlu olmasını kapsayan “Mansur Yalçın ve diğerleri” davasında iki “ara karar” aldı.

Ülke grubu davaları, “pasifist ve vicdani retçi oldukları gerekçesiyle zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddettikleri için defalarca kovuşturulması ve mahkum edilmelerini” kapsıyor.

Bakanlar Komitesi, toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Mahkemenin bu davalardaki kararlarının kesinleşmesinden yıllar sonra, başvuranları ve bu durumdaki diğer kişileri korumak için gereken yasal reformları uygulamaya yönelik hiçbir somut adımın atılmamasından duyduğu derin kaygıyı” dile getirdi.

Açıklamada, “Komite, başvuranlardan üçünün hala askerlikten kaçan kişiler olarak görülmesinden ve kovuşturma tehdidiyle ve ‘sivil ölüm’ anlamına gelen çok sayıda kısıtlamayla karşı karşıya kalmaya devam etmesinden derin üzüntü duymaktadır” denildi.

Bakanlar Komitesi, zorunlu din dersleriyle ilgili, AİHM’in, 2008 yılındaki “Zengin-Türkiye davası” ile 2014 yılında “Mansur Yalçın ve Diğerleri – Türkiye” davasında aldığı kararlara atıfta bulundu. Komite, ebeveynlerin kendi dini veya felsefi inançlarını açıklamalarını gerektiren prosedürle sağlanan çok sınırlı bir istisna dışında, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin Türkiye’de zorunlu olmaya devam etmesini “derin bir üzüntüyle not ettiklerini” dile getirdi.

Türk yetkililere “Mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğünü” hatırlatan Komite, Sünni İslam dışında dini veya felsefi inanışa sahip ebeveynlerin çocukları için uygun seçeneklere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Komite, Türk yetkililerini yıl sonuna kadar AİHM kararının uygulanması için öngörülen tedbirlere ilişkin bilgi sağlamaya davet etti.

İzzettin Doğan dosyası

Aynı toplantıda, 2016’dan bu yana izlenen, “İzzettin Doğan ve diğerleri” davasını da görüşen Bakanlar Komitesi, bu dosyanın kapatılmasına karar verdi.

Komite, Alevi ibadet mekanlarının masraflarının, camiler gibi devlet tarafından karşılanmasını içeren dava çerçevesinde atılan adımları “memnuniyetle karşıladıklarını” belirtti. “Yetkililer tarafından alınan yasal tedbirleri ve bunların Türkiye’deki Alevi topluluğuna devlet tarafından finanse edilen kamu dini hizmeti sağlayan pratik etkilerini memnuniyetle karşıladıklarını” belirten Komite, bu dosyayla ilgili “nihai karar” aldı.

Nihai karar, Bakanlar Komitesi’nin, “davalı devletin mahkeme tarafından tespit edilen ihlallere yanıt olarak gerekli tüm tedbirleri almış olduğunu göz önünde bulundurarak, bir kararın infazına ilişkin denetimin kapatılmasına ilişkin kararı” anlamına geliyor.

Paylaşın

Ömer Çelik’ten “Cumhur İttifakı” Açıklaması: Çatlak Yok

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Cumhur İttifakı konusunda ufak çatlak yoktur. AK Parti’nin MHP’den, MHP’nin AK Parti’den ayrılacağı şeklinde bir sürü şey söyleniyor” dedi ve ekledi:

“Hem Cumhurbaşkanımız hem sayın Bahçeli’nin vurguladığı bir şey var. Cumhur İttifakı ilkeler ittifakıdır. Türkiye’yi korumak için ortaya çıkmıştır. Bir çıkar ittifakı değildir. ‘Allah bana yeter’den daha güzel cümle var mı? Tabii ki Cumhur İttifakı bileşeni partiler özgün kimliklerinden, orijinal karakterlerinden, siyasi pozisyonlarından vazgeçerek tek parti haline gelmiyor.”

Ömer Çelik, “Temel konularda, ilkeler temelinde çatı oluşturuyorlar. Her iki partinin farklı değerlendirmeleri olabiliyor ama bu ittifakın birlik ve bütünlüğüne zarar verecek noktaya gelmiyor. Her iki parti kendi karakterine sahip. 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan tablodan sınana sınana bugünlere geldik” ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Habertürk’te Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. Çelik “Bizim ittifakımız adı Cumhur İttifakı. Bunun niteliklerinde ve ilkelerinde değişme sözkonusu değil. CHP ‘Cumhur İttifakı’na katılıyorum, söylediklerimden vazgeçiyorum’ demiş değil” dedi. Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

Cumhur İttifakı’nın birlik ve beraberliği en sağlam şekilde sürüyor. Meclis’te bir mesele geliyor, meclis başkanvekilleri birbiriyle görüşmüyor mu? Görüşüyor. Gerginliklerde Meclis Başkanı ‘arka tarafa arkadaşlar’ deyince, görüşülmüyor mu? Burada şunu kabul edelim. Burada CHP normalleştiği zaman zaten bununla ilgili kapı açıktır.

Şimdi diyalog süreci olmuş. Buyurmuşsunuz AK Parti Genel Merkezi’ne gelmişsiniz. Biz de bundan memnuniyet duyduğumuzu açıklamışız. Sonra sayın Cumhurbaşkanı iade-i ziyarette bulunmuş. Bundan sonra ‘suç ortağı’ lafının siyasi idrakle bir alakası yok. Özgür Bey deneyimli siyasetçidir. Meclis’te pekçok kez görev yaptık. Orada Anayasa Mahkemesi, ekonomiyle ilgili konular var.

Bunları nitelerken ‘suç’ kelimesinin kullanılması. Normal siyaseti tarihinizin büyük dönemi kriminalize etmekle bir tarih geçirmişsiniz. Normal siyasi faaliyet yürürken rejim düşmanlığı, tek adam rejimi ile kriminalize etmişsiniz siyaseti. CHP muhalefet etmesin demiyoruz. Bunun dışında bir kelime yok mudur? Ne demek suç ortağı? Kim ne suç işlemiş?

“Cumhur İttifakı ilkeler ittifakıdır”

Cumhur İttifakı’yla ilgili soruları da yanıtlayan Ömer Çelik, şu ifadeleri kullandı: “Cumhur İttifakı konusunda ufak çatlak yoktur. AK Parti’nin MHP’den, MHP’nin AK Parti’den ayrılacağı şeklinde bir sürü şey söyleniyor. Hem Cumhurbaşkanımız hem sayın Bahçeli’nin vurguladığı bir şey var. Cumhur İttifakı ilkeler ittifakıdır. Türkiye’yi korumak için ortaya çıkmıştır. Bir çıkar ittifakı değildir. ‘Allah bana yeter’den daha güzel cümle var mı?

Tabii ki Cumhur İttifakı bileşeni partiler özgün kimliklerinden, orijinal karakterlerinden, siyasi pozisyonlarından vazgeçerek tek parti haline gelmiyor. Temel konularda, ilkeler temelinde çatı oluşturuyorlar. Her iki partinin farklı değerlendirmeleri olabiliyor ama bu ittifakın birlik ve bütünlüğüne zarar verecek noktaya gelmiyor. Her iki parti kendi karakterine sahip. 15 Temmuz sonrası ortaya çıkan tablodan sınana sınana bugünlere geldik.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Abdullah Gül’le iletişimine de değinen Ömer Çelik şöyle konuştu: “Sayın Abdullah Gül ile diyalogları hiç kesilmedi. Gençlik yıllarından beri arkadaşlar. Çok önemli görevlerde bulunmuştu. Deneyimli bir devlet adamıdır. Zaman zaman bir araya geldiklerini, sohbet ettiklerini biliyoruz.

Abdullah Bey hepimizin saygı duyduğu bir büyüğümüz. Partimizin kurucularından. Beraber yürüdükleri bir yol var. O hukuk her türlü siyasi tartışmanın üstünde ve titizlikle korunuyor. Zaman zaman ilişki seyrelebilir zaman zaman güçlenebilir. Ne görüştükleri sayın Cumhurbaşkanımız ve Abdullah Bey’in takdirindedir. Bir görüşme mümkündür. Bir araya gelseler konuşmaların yüzde 80’i, 90’ı Gazze ile ilgili olacaktır.”

Paylaşın

TÜİK, Ölüm Verilerini Açıkladı: Kalp Rahatsızlıkları Yine İlk Sırada

2023 yılında Türkiye’de ölümlerin bir numaralı sebebi yüzde 33,4 ile dolaşım sistemi hastalıkları yani kalp ve damar rahatsızlıkları oldu. Çanakkale, kalp ve ilişkili sağlık sorunları yüzünden en fazla ölümün görüldüğü il oldu.

Haber Merkezi / İyi huylu ve kötü huylu tümörler yüzde 15 ile ikinci en yaygın ölüm gerekçesi olurken, onu yüzde 13,2 ile solunum sistemi hastalıkları izledi. Tümörden kaynaklı ölümler en çok gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğer tümöründen oldu. Tunceli yüzde 22 ile tümör kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il olarak kayıtlara geçti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2023 yılına ilişkin ölüm ve ölüm nedenleri istatistiklerini açıkladı. Buna göre; Ölüm sayısı 2022 yılında 505 bin 269 iken 2023 yılında yüzde 4,1 artarak 525 bin 814 oldu. Ölen kişilerin 2023 yılında yüzde 53,9’unu erkekler, yüzde 46,1’ini kadınlar oluşturdu.

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2022 yılında binde 5,9 iken 2023 yılında binde 6,2 oldu. Diğer bir ifade ile 2022 yılında bin kişi başına 5,9 ölüm düşerken 2023 yılında bin kişi başına 6,2 ölüm düştü.

Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2023 yılında binde 18,0 ile Adıyaman oldu. Bu ili binde 17,1 ile Hatay, binde 14,8 ile Kahramanmaraş, binde 10,6 ile Kastamonu izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şırnak oldu. Bu ili binde 2,5 ile Hakkari, binde 3,0 ile Batman ve Van izledi.

Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2023 yılında yüzde 33,4 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 15,0 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 13,2 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.

Deprem kaynaklı ölümlerin de yer aldığı dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler kaynaklı ölümlerin oranı yüzde 12,3 oldu. 6 Şubat tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlerde ölen Türk vatandaşlarının sayısı 45 bin 784 oldu.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 42,4’ünün iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,1’inin diğer kalp hastalıkları, yüzde 18,6’sının serebro – vasküler hastalıklar kaynaklı olduğu görüldü.

Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2023 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 50,2 ile Çanakkale olduğu görüldü. Bu ili yüzde 45,6 ile Kırşehir, yüzde 44,7 ile Balıkesir, yüzde 43,0 ile Kırıkkale izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise yüzde 10,9 ile Adıyaman olduğu görüldü. Bu ili yüzde 12,6 ile Hatay, yüzde 13,5 ile Kahramanmaraş, yüzde 27,8 ile Kilis izledi.

İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 29,2’sinin gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü, yüzde 7,7’sinin kolonun kötü huylu tümörü ile lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü.

İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2023 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 22,0 ile Tunceli olduğu görüldü. Bu ili %21,0 ile Ardahan, yüzde 20,9 ile Erzurum, 20,6 ile Van izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise yüzde 3,4 ile Adıyaman olduğu görüldü. Bu ili yüzde 3,5 ile Hatay, yüzde 4,1 ile Kahramanmaraş, yüzde 8,8 ile Gaziantep izledi.

Bebek ölüm hızı binde 10

Bebek ölüm sayısı, 2022 yılında 9 bin 555 iken 2023 yılında 9 bin 575 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2022 yılında binde 9,2 iken 2023 yılında binde 10,0 oldu. Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2022 yılında 11,2 iken 2023 yılında binde 14,5 oldu.

Paylaşın

İYİ Parti’nin Milletvekili Sayısı 35’e Düştü

İYİ Parti Milletvekili Seyithan İzsiz, “Sözümün, tavrımın ve ilkelerimin partiyle artık bağdaşmadığını üzüntüyle ifade etmek isterim” sözleriyle partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Seyithan İzsiz’in istifası ile İYİ Parti’nin milletvekili sayısı 35’e düştü.

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de İstanbul Milletvekili Seyithan İzsiz, sosyal medya hesabı üzerinden partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Seyithan İzsiz, paylaşımında “Sözümün, tavrımın ve ilkelerimin partiyle artık bağdaşmadığını üzüntüyle ifade etmek isterim. Bu itibarla İYİ Parti’yle olan siyasi birlikteliğimi nihayete erdirdiğimi, istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine sunarım” ifadesini kullandı.

2023 yılında yapılan Genel seçimde TBMM’de 43 milletvekilliği kazanan İyi Parti, İzsiz’in istifası ile 35’e düştü. Seçimlerden bu yana İyi Parti’den istifa eden milletvekillerin Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu ve Aykut Kaya CHP’ye; Nebi Hatipoğlu da AK Parti’ye geçti. İstifacılardan Adnan Beker, Bilal Bilici, Ümit Dikbayır (İhraç), Salim Ensarioğlu, Yüksel Arslan bağımsız kalmayı tercih etti.

Seyithan İzsiz Kimdir?

1976 yılında Van’ın Çatak ilçesinde dünyaya gelen Seyithan İzsiz, eğitimini İstanbul Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde tamamladı. Seyithan İzsiz, yüksek lisansını İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde yaptı.

Seyithan İzsiz, Van Federasyonu Başkanlığı, Beylikdüzü Gönüllüleri Vakfı Kurucu Başkanı ve İstanbul Doğu-Güneydoğu Üst Çatı Platformu kurucu üyeliği vazifelerinde bulundu. Seyithan İzsiz, ayrıca iki dönem İstanbul Ticaret Odası Meclis Üyeliği ve Komite Başkan Yardımcılığı görevlerini yürüttü.

2014 yılında Beylikdüzü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği, 2018 yılında Milletvekili Aday Adaylığı, 2019 yılında Esenyurt Belediye Başkan Aday Adaylığı olan Seyithan İzsiz, 28. dönem İYİ Parti İstanbul 3. Bölge Milletvekili oldu.

Paylaşın

Mehmet Şimşek Duyurdu: Yeni Vergi Paketi Geliyor

Mehmet Şimşek, vergide etkinliği ve adaleti artırmaya, kayıt dışılığı azaltmaya yönelik vergisel düzenlemeleri içeren paketin yakın zamanda TBMM’ye sunulacağını bildirdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı, vergisel düzenlemeleri içeren pakete ilişkin paylaşım yaptı.

Vergide etkinliği ve adaleti artırmaya, kayıt dışılığı azaltmaya yönelik vergisel düzenlemeleri içeren paketin yakın zamanda TBMM’ye sunulacağını bildiren Şimşek, şu değerlendirmede bulundu:

“İlgili tüm taraflardan gelen geri bildirimler doğrultusunda, borsaya yönelik taslak vergi çalışmasını yeniden değerlendirmek üzere bir süreliğine erteliyoruz.”

Geçen hafta Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın borsa yatırımları ve kripto varlıklardan elde edilenler dahil finansal faaliyetlerin vergilendirilmesine yönelik bir çalışmayı sürdürdüğü belirtilmişti.

Reuters’a konuşan bir ekonomi yetkilisi geçtiğimiz günlerde borsa ve kripto piyasalarına işlem vergisi çalışmasının neredeyse bittiğini söylemişti.

Son dönemde Türkiye’de yatırımcılar enflasyonun kazancı eriten etkisinden kurtulmak için borsaya yöneldi.

Bazı sosyal medya kullanıcıları, şimdi de “borsa kazanımlarının hedef alındığını” söyleyerek bu çalışmayı eleştirmişti.

Borsa Aracı Kurum Yöneticileri Derneği (BAKYD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Osmanoğlu ise yazdığı açık mektupta borsaya getirilmesi düşünülen verginin işlem hacminde “önemli daralmalara yol açacağı” uyarısı yapmıştı.

Osmanoğlu, böyle bir çalışmanın kazanımların yitirilmesine yol açacağını ve yatırımcı memnuniyetsizliği yaratacağını belirtmişti.

Bloomberg HT televizyonuna konuşan Piramit Menkul Kıymetler Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Berra Doğaner, Şimşek’in açıklamasını, “Olması gereken oldu” diyerek yorumladı.

Doğaner, “En ideali hiçbir şey yapılmaması olacaktır. Zaten borsaya ödenen paydan Hazine’nin bir geliri var. Eğer biraz yüksek bir işlem vergisi olursa hacimler o kadar gerileyecek ki, borsa payı üzerinden Hazine’ye giden gelir de çok azalacak” dedi.

Paylaşın

Ömer Çelik’ten Özgür Özel’e ‘Suç Ortağı’ Tepkisi

Özgür Özel’in “Sayın Bahçeli şöyle bir kolaycılık yapmasın, memleketi bu hale kadar getirip suç ortağını bize doğru itmesin” sözlerine tepki gösteren Ömer Çelik, “siyasi nezaket atmosferine yakışmayan saygısız bir siyasi saldırganlıktır” dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Belli ki Cumhur İttifakı’nda sorunlar var. Cumhur İttifakı’nın sorunu Cumhur İttifakı’nın sorunudur. Sayın Bahçeli şöyle bir kolaycılık yapmasın; memleketi bu hale kadar getirip suç ortağını bize doğru itmesin. Bu sorunları ya çözsünler ya bıraksınlar biz çözeriz” açıklamalarına, sosyal medya hesabından yanıt verdi.

Ömer Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Sn Özgür Özel’in Cumhur İttifakı’nın birliğinde ve bütünlüğünde bir sorun olduğunu düşünmesi beyhude bir yaklaşımdır. Sn Özel’in Cumhur İttifakı bileşenlerine ‘suç ortağı’ demesi ise siyasi nezaket atmosferine yakışmayan saygısız bir siyasi saldırganlıktır.

Cumhur İttifakı güçlü bir birliktelikle yoluna devam etmektedir ve her türlü saldırganlığa siyaset ve hukuk zemininde cevap verecek güçtedir. Sn Özel’in Cumhurbaşkanımızın iade-i ziyareti sonrasında bu şekilde yakışıksız bir açıklama yapmasını, yürüttüğü siyasete dönük olarak CHP içinde meydana gelen rahatsızlıkları giderme çabası olarak görüyoruz.”

Ne olmuştu?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün yaptığı basın açıklamasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, “Ben sayın Bahçeli’ye şöyle bir davette bulunayım. Eğer kendi ittifakından memnun değilse, bizim ittifakımıza katılabilir. Bizim ittifakımızın adı Türkiye ittifakı” diye seslenmişti.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Öyle bize ittifak falan önermesin çünkü bugünün sorumluları bu sorumluluğu taşıyacak. Sayın Bahçeli şöyle bir kolaycılık yapmasın, memleketi bu hale kadar getirip suç ortağını bize doğru itmesin. Bu sorunları ya çözsünler, ya bıraksınlar biz çözeriz” demişti.

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye “İttifak” Yanıtı: Suç Ortağını Bize Doğru İtmesin

CHP Lideri Özgür Özel, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ‘ittifak’ açıklamasına ilişkin, “Belli ki Cumhur İttifakı’nda sorunlar var. Sayın Bahçeli’ye bir davette bulunayım; eğer kendisi ittifakından memnun değilse, bizim ittifakımıza, Türkiye ittifakına katılabilir” dedi ve ekledi:

“Kimse bize ittifak falan önermesin. Bugünün sorumluları bunun sorumluluğunu taşıyacak. Sayın Bahçeli şöyle bir kolaycılık yapmasın; memleketi bu hale getirip, suç ortağını bize doğru itmesin. Bu sorunları ya çözsünler ya bıraksınlar biz çözeriz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte katıldığı Şehit Aileleri ve Gaziler Çalıştayı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin ‘normalleşme’ açıklamalarına ilişkin soruyu, “Belli ki Cumhur İttifakı’nda sorunlar var. Sayın Bahçeli’ye bir davette bulunayım; eğer kendisi ittifakından memnun değilse, bizim ittifakımıza, Türkiye ittifakına katılabilir. Kimse bize ittifak falan önermesin. Bugünün sorumluları bunun sorumluluğunu taşıyacak. Sayın Bahçeli şöyle bir kolaycılık yapmasın; memleketi bu hale getirip, suç ortağını bize doğru itmesin. Bu sorunları ya çözsünler ya bıraksınlar biz çözeriz” sözleriyle yanıtladı.

“Bahçeli’nin çıkışıyla bir erken seçim gündeme gelir mi?” şeklindeki soruya Özel, “O sayın Bahçeli’nin uzmanlık alanıdır, kendisine sorun. Eğer bir erken seçim çağrısı yaparsa değerlendiririz” cevabını verdi.

Özel, MHP Genel Başkan Yardımcılarının bazı gazetecileri hedef göstermesinin hatırlatılması üzerine ise “Semih Yalçın ile İzzet Ulvi Yönter arasında bir fark yok. Normalleşmeden en çok onlar korkuyor. Çünkü normalleşen Türkiye’de kimse başkentin göbeğinde Ülkü Ocakları Başkanı’nın cenazesini sahipsiz bırakmaz. Onlarla aynı seviyeye inersek, çıkarsak vurgun yeriz. Onları o seviyede bırakalım. Samimi ülkücüler de o iki isimden yaka silkiyorlar, partiye yük olduğunu söylüyorlar zaten” dedi.

Bahçeli ne demişti?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve öldürülen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’le görüşmesinin ardından Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den sert bir açıklama gelmişti.

Bahçeli’nin “Türk Siyasetinde Normalleşme ve Yumuşama iddialarıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne Düzenlenen Siyasi Operasyonlar” başlıklı açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

“AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir. Buna rağmen Cumhur İttifakı’na bağlılığımız kararlılıkla devam edecek, TBMM’de kanun tekliflerine verilen desteğimiz aynen sürecektir”

Paylaşın

MSB’den F-16 Açıklaması: Sözleşme İmzalandı

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 32 aydır beklenen F-16 savaş uçaklarının tedarikine ilişkin, “Sözleşmeler imzalanmıştır, detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında sürdürülmektedir” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi / Türkiye ABD’li Lockheed Martin firmasınca üretilen F-16 savaş uçakları için satın alma talebini ilk kez Ekim 2021’de dile getirmiş; 40 adet yeni F-16 uçağı satın almak ve filosundaki 79 uçağın da modernizasyonu için ABD’ye başvurmuştu.

Türkiye’nin 32 aydır beklediği F-16 savaş uçaklarının satışında sona yaklaşıldı. Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) yapılan açıklamada, ABD’den F-16 tedariki konusunda, “Sözleşmeler imzalanmıştır, detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında sürdürülmektedir” denildi.

ABD Büyükelçisi Jeff Flake, 6 Haziran’da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Türkiye’nin son nesil F-16 Blok 70 savaş uçaklarını alması ve mevcut F-16 filosunu modernize etmesi konusunda bugün ileriye dönük önemli bir adım atıldı” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Siyasi ve Askeri İlişkiler departmanı ise Türkiye’nin Ocak ayında satın alımında anlaştığı F-16 savaş uçaklarına dair “ABD, Türkiye’nin, sadece en yakın müttefiklere ve ortaklara temin edilen, şimdiye kadar üretilmiş en ileri yeni F-16 Blok 70 savaş uçaklarını satın alması konusunda bugün ileriye dönük önemli bir adım atıldığını açıklamaktan gurur duymaktadır. Bu, ABD’nin Türkiye ile tesis ettiği güvenlik ortaklığına olan sarsılmaz bağlılığının en son örneklerinden yalnızca biri” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Türkiye ABD’li Lockheed Martin firmasınca üretilen F-16 savaş uçakları için satın alma talebini ilk kez Ekim 2021’de dile getirmiş; 40 adet yeni F-16 uçağı satın almak ve filosundaki 79 uçağın da modernizasyonu için ABD’ye başvurmuştu.

Uzun süre ABD Kongresinin itirazlarına takılan satış, Ocak 2024’te Türkiye’nin İsveç’e NATO vizesi vermesinin hemen ardından ABD Başkanı Joe Biden’ın girişimiyle onaylandı. ABD daha önce uçak ve mühimmatlarının toplam satış bedelinin 23 milyar doları bulabileceğini, ancak sözleşme aşamasında ortaya daha düşük bir tutar çıkabileceğini belirtmişti.

Paylaşın