CHP Lideri Özel: AK Parti’nin 22 Yıllık Yükünü Üstlenmem

CHP Lideri Özgür Özel, siyasette normalleşme tartışmalarına ilişkin, “Ben AK Parti’nin 22 yıllık yükünü üstlenecek bir işin içine girmem. Devlet Bey kenara çekilemez. Hep birlikte muhalefete gidecekler. Biz 31 Mart seçimlerinde iktidara ortak olduk” dedi ve ekledi:

“Merkezi yönetim ve mahalli idareler olarak anayasa iktidarı ikiye böler. Mahalli idarelerde toplam yüzde 87 CHP’nin idaresinde. Bugüne kadar olan her şeyden Cumhur İttifakı sorumludur. Biz partilerle ittifak yapmadık. Biz milletle ittifak yaptık. Devlet Bey eğer Cumhur İttifakı’ndan ayrılacaksa Türkiye ittifakına gelebilir, sorun yok. Devlet Bey de milli takım gol atınca sevinecekse gelsin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Ekol TV’de Hepsi Bu Hafta Oldu’da Armağan Çağlayan’ın sorularını yanıtladı. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları:

“Stratejik hedefler belirlemedim. Ben ne iş yapıyorsam onu iyi yapmaya çalışırım. Hatta diğer işlerim aksar. Partide belli bir noktaya geldikten sonra da partinin iktidar olması lazım. Ona kilitleniyorsunuz. Gönül isterdi ki cumhuriyetin 100. yılında partimiz iktidar olsun. İnsanlar rahat nefes alsın. Kutuplaşmadan da korksaydım CHP lideri olarak dışarı çıkmamam gerekirdi. Her gün tehdit, gerginlik…

Dünyanın hiçbir yerinde parti lideri seçimle değişmedi. Var gücümüzle Cumhurbaşkanlığı seçimi için çalıştık ama olmadı. Arkadaşlarım, ailemin ve benim travmam oldu. Sokakta gençlerin feri de söndü, heyecanı gitti. “CHP’nin iktidarını görmezsem gözüm arkada gider” diyen bir kitle de var. 50 yıldır ıstırap çeken insanlar var.

“Seçmen değişmeyen herkesi cezalandırdı”

İnanılmaz duygusal travma vardı. Adım atmak gerekiyordu. Bu duygumla hareket ettim. Bunu en erken dile getiren de Ekrem İmamoğlu’ydu. Partide değişim olması gerektiği konusunda konuştuk. İnsanlara “Ders aldık, değiştik, gençleştik ve lütfen umudunuzu kesmeyin” dememiz gerekirdi. Dünyadaki popülist liderler insanların sandığa küsmesinden yararlanır. Burada da o yaşanıyordu. İnsanlar fatura kesecek yer arıyordu.

Biz sahadaki duyguyu doğru okuyan tek parti olduk. Biz genç, seçmene hesap sormayan, sorumluluğu üstlenen, fazla kadın adaylı tek parti olduk. Seçmen değişmeyen herkesi AK Parti MHP ve İYİ Parti dahil herkesi cezalandırdı.

Siyaset nedir diye sorulduğunda, sokağın sesini duyma sanatı olarak tanımlarım. Sokaktan, evden duyguyu almıyorsan sen standart siyasetçilik oynuyorsundur. Biz koca bir ekip olarak değişimciydik. Herkes risk aldı. Olmayacak şeyi oldurdular.

Orada iki grup var. Türkiye’nin geçmiş pratiklerine bakıyorlar. “Adalet ve Kalkınma Partisi ne zaman zora düşse birisi ile ayağa kalkıyor ve biz buna yardım eden olmayalım” diyen grup var. Ben bunu haklı buluyor ve saygı duyuyorum. Biz MYK ile karar veriyoruz. Kolayca aldatılabilecek ve paldır küldür karar verilen bir parti değiliz. Endişeler haklı ve dikkat etmek lazım.

Bir de bu kutuplaşma ortamından beslenenler var. Normal siyasi düzlemde kendisine yer olmadığını düşünenler var. “Bunca yıl bize bunu yapanlarla el mi sıkışılır?” diyenlere de lafım yok. Ama tuzu kuru olup da kutuplaşmadan beslenenlerin temizlenmesi lazım.

Biz 10 bin TL ile geçinen emekli, asgari ücretli, çay ve buğday üreticileri ve borçlarını ödeyemeyen dünya kadar insan var. Sayın Erdoğan’a anlattım. Vergilerin yüzde 68’i dolaylı verdi. Fabrikatör ile işçisi aynı vergiyi ödüyor. Yüzde 21 ise gelir vergisi yani maaş alanlardan. Yalnızca geri kalan yüzde 11’i sanayicilerin, gemi sahiplerinin ödediği vergi. Tam tersi olması lazım. Vergi reformu için Erdoğan, Şimşek ile görüşmemizi istedi.

Şimşek zenginlere rasyonel

Şimşek şu an rasyonel değil. Zenginlere rasyonel, fakirlere alabildiğine irrasyonel. Şimşek ile bayramdan sonra görüşeceğiz. Bizim IMF politikalarına destek verme durumumuz söz konusu olamaz. Kayıt dışı ekonomiyi ekonomiye katmak ve zenginden daha fazla vergi alınmasını istiyoruz.

Ben AK Parti’nin 22 yıllık yükünü üstlenecek bir işin içine girmem. Devlet Bey kenara çekilemez. Hep birlikte muhalefete gidecekler. Biz 31 Mart seçimlerinde iktidara ortak olduk. Merkezi yönetim ve mahalli idareler olarak anayasa iktidarı ikiye böler. Mahalli idarelerde toplam yüzde 87 CHP’nin idaresinde. Bugüne kadar olan her şeyden Cumhur İttifakı sorumludur. Biz partilerle ittifak yapmadık. Biz milletle ittifak yaptık. Devlet Bey eğer Cumhur İttifakı’ndan ayrılacaksa Türkiye ittifakına gelebilir, sorun yok. Devlet Bey de milli takım gol atınca sevinecekse gelsin.

Balıkesir’de böyle bir durum olunca aradım ve başkanın ağabeyinin gönüllü olmasını söyledim. Kırşehir’deki soyadı benzerliği idi. Esenyurt’taki mesele için de aradım ve 2 saatte hallettik. CHP, kir gösteriyor. AK Parti yıllardır kir kaldırıyor. Her belediyede yüzlerce atamaları var. CHP’nin haklı şekilde eleştirilen atamaları da hemen görülüyor. Hepsine karşıyım ve hemen sonlandırdım.

Gezi meselesi 3 alana ayrılıyor. AİHM uyarsanız Kavala’yı, AYM kararlarına uyarsanız da Can Atalay’ı bırakmanız lazım. MHP, “AYM kapatılsın” diyor, Erdoğan “Gezi kişisel meselem” diyor. Biz ise sadece AİHM ve AYM kararlarına uyulması gerektiğini söylüyorsunuz. Biz “Affedin” gibi bir talepte bulunmadık.”

Paylaşın

Demirtaş, İngiltere Seçimlerinde Jeremy Corbyn’e Başarı Diledi

Yaklaşık dokuz yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş başkanı Selahattin Demirtaş, İngiltere’de 4 Temmuz’da yapılacak seçimlerde bağımsız aday olan İşçi Partisi’nin (Labour) eski lideri Jeremy Corbyn’e başarı diledi.

Jeremy Corbyn, Selahattin Demirtaş’ın kendisine gönderdiği destek mesajına sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla teşekkür etti.

Jeremy Corbyn, Selahattin Demirtaş’ın Edirne Cezaevi’nden gönderdiği destek mektubunun Türkçe ve İngilizce versiyonlarının fotoğrafıyla birlikte paylaştığı mesajında, şu ifadeleri kullandı: “Haksız bir şekilde tutukluğunun devam ettiği Türk hapishanesinden yazdığı destek mektubu için Selahattin Demirtaş’a teşekkürler. Türkiye’de – ve dünya çapında – özgürlük, barış ve adalet için yürütülen mücadele galebe çalmalı.”

Demirtaş, Corbyn’e mesajında şöyle demişti: “Sevgili Jeremy; 4 Temmuz’da yapılacak seçimlerde hepinize başarılar diliyor, İngiltere’deki dostlarımızın da sizi tüm güçleriyle destekleyeceklerine inanıyorum. Özgür zamanlarda görüşmek dileğiyle, selam sevgilerimle…”

Demirtaş, HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun 6 Ekim 2014’te sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı sokağa çıkma çağrısıyla yoğunluğu artan ve kamuoyunda “Kobani olayları” olarak bilinen protesto eylemlerini ve silahlı çatışmaları azmettirmekle suçlanıyor.

Dönemin diğer HDP eş başkanı Figen Yüksekdağ ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de yargılandığı ve sıkça “Kobani davası” olarak anılan davada geçtiğimiz Mayıs ayında alınan bir kararda, Demirtaş’a “devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” suçundan 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” suçundan da 4 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine hükmedilmişti. Toplamda 42 yıl hapis cezası alan Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verilmişti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Demirtaş’ın ve diğer eski eş başkan Yüksekdağ’ın “hak ihlaline” uğradığına hükmetmiş ve Türkiye’yi, eş başkanları serbest bırakmaya çağırmıştı.

Paylaşın

Kulis: Erdoğan, Muhalefete ‘Kapıları Kapatmayacak’

Erdoğan’ın yeni anayasa çalışmasıyla birlikte siyasetteki “normalleşme” sürecinin devamını sağlayacağı ve böylece “toplumun her kesimine ulaşmak ve AKP’nin kurulduğu ilk yıllarda olduğu gibi partiyi tüm kesimlere hitap eden bir konuma yükseltmek istediği” belirtiliyor.

Bu nedenle Erdoğan’ın bundan sonraki süreçte de muhalefet cephesine “kapıları kapatmayacağı” söyleniyor. AKP’nin, 2028 stratejilerinden birinin de “toplumsal uzlaşı ve siyasetteki gerginliğin azaltılması, gerginliğin azalmasıyla birlikte yeniden AKP’ye güveni artırmak” olduğuna da vurgu yapılıyor.

AKP’nin ilk kez ikinci parti konumuna gerilemesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhalefet ile başlattığı “normalleşme” adımları “erken seçim” tartışmalarını beraberinde getirirken, Erdoğan’ın “AKP’de ve hükümette revizyon sürecini başlatmadan ve belli bir düzene oturtmadan” olası bir erken seçime asla sıcak bakmayacağı kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP teşkilatları ile bayramlaşmasında bir kez daha dört yıllık seçimsiz döneme işaret ederek, “erken seçim” tartışmalarının önüne set çekti.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun edindiği bilgiye göre, Erdoğan’ın, “ekonomide ve yurttaşların alım gücünde iyileşme olmadan herhangi bir erken seçim kararına sıcak bakmayacağına” vurgu yapılıyor. Erdoğan’ın seçimsiz dört yılda hükümet olarak daha çok revizyona ağırlık vereceği ve kalkınma politikalarına öncelik vereceği de ifade ediliyor. Bakanlara yeni yatırımlar ve projeler için talimat vereceği de konuşuluyor.

Erdoğan’ın, dört yıl içinde hem ekonomide iyileşme hedeflerken, hem de partiye yeni siyaset ve söylem üretebilen, kamuoyunun seveceği ve güveneceği yeni isimleri kazandırmak istediğine işaret ediliyor.

Yerel seçimler sonrasında Erdoğan “partide değişim” mesajı vermiş ancak beklenen “değişimin” 2025 yılında olması planlanan olağan kurultayda gerçekleşeceği kamuoyuna yansımıştı. Partide “vizyoner yeni isimler” için çalışmaların başladığı konuşulurken Erdoğan’ın, 2028 yılı seçim sürecinde de Türkiye üzerindeki iç ve dış tehditlere dikkat çekeceği belirtiliyor.

Erdoğan’ın, “Türkiye’ye yeni bir anayasa kazandırmadan ülkeyi seçime götürmek istemeyeceği” de ifade ediliyor. Ancak Erdoğan’ın yeni anayasa çalışmasıyla birlikte siyasetteki “normalleşme” sürecinin de devamını sağlayacağı ve böylece “toplumun her kesimine ulaşmak ve AKP’nin kurulduğu ilk yıllarda olduğu gibi partiyi tüm kesimlere hitap eden bir konuma yükseltmek istediği” belirtiliyor.

Bu nedenle Erdoğan’ın bundan sonraki süreçte de muhalefet cephesine “kapıları kapatmayacağı” söyleniyor. AKP’nin, 2028 stratejilerinden birinin de “toplumsal uzlaşı ve siyasetteki gerginliğin azaltılması, gerginliğin azalmasıyla birlikte yeniden AKP’ye güveni artırmak” olduğuna da vurgu yapılıyor.

Paylaşın

Avrupa Konseyi, Demirtaş Ve Kavala İçin ‘Tahliye’ Çağrısını Yineledi

Avrupa Konseyi, Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ve iş insanı Osman Kavala için ‘serbest bırakma’ çağrısını yineledi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de geçen hafta yaptığı toplantılarda Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini kayda geçirdi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun işleme alınmadığını belirterek, bu sürecin daha fazla geciktirilmeden bir an önce başlatılması gerektiği çağrısında da bulundu.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye Raportörü Stefan Schennach, 11-14 Haziran tarihlerinde Ankara ve İstanbul’daki temaslarında Türkiye’ye, Demirtaş ve Kavala başta olmak üzere AİHM kararlarına uyulması gerektiği uyarısını yineledi.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de geçen hafta yaptığı toplantılarda Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini kayda geçirdi.

AKPM Türkiye Raportörü Avusturyalı siyasetçi Stefan Schennach geçen hafta Türk yetkililerle, AİHM kararlarının uygulanması ve Avrupa Konseyi ile yüksek düzeyli diyaloğun devam etmesi konusunda görüşmeler yaptı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, temaslarına ilişkin 18 Haziran Salı günü bir açıklama yapan Stefan Schennah, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş ile cezaevinde görüşme olanağı bulduğunu söyledi. Schennah, bunun için de Türkiye’nin AKPM heyeti başkanlığını yürüten AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e teşekkür ettiğini kaydetti.

Avusturyalı raportör, Türkiye’de Dışişleri ve Adalet Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleriyle de görüştüğünü açıkladı.

AKPM Türkiye Raportörü Schennach açıklamasında “Türk yetkililerle yaptığım görüşmelerde, Strasbourg’da bulunan mahkemenin (AİHM) kararlarının infazının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) yer alan hukuki bir yükümlülük olduğunu hatırlattım. Yetkililere, Sayın Kavala ve Sayın Demirtaş hakkındaki kararların uygulanması için gerekli tüm tedbirleri gecikmeksizin almaları yönünde güçlü bir çağrıda bulundum” dedi.

Osman Kavala’nın Ekim 2017’den bu yana hapiste olduğunu, AİHM’in Kavala’nın serbest bırakılması için iki karar aldığını anımsatan raportör, Demirtaş’ın da Kobanê davasında 42 yıl hapis cezasına çarptırılmasını güçlü bir şekilde kınadığını söyledi.

Raportör, Kavala ve Demirtaş davalarında çözümün Türk yargısında olduğunu, Bakanlar Komitesi’nin gündeminde olan bu iki davaya yasal çözüm bulunabileceğini kaydetti.

Ziyareti sırasında görüşme olanağı bulduğu sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olması ile hapis ve tutukluluk sürelerinin çok uzun olması konusundaki kaygılarını dinlediğini aktaran Schennach, “Ziyaretimin, Avrupa Konseyi ile örgütün en eski üyelerinden biri olan Türkiye’nin yetkilileri arasındaki diyalog açısından önemli bir adım olduğuna inanıyorum“ dedi. Schennach, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ayrıca ülkenin insan haklarını koruma sisteminin ve ortak Avrupa değerlerimizin güçlendirilmesine yönelik iyi işbirliğimizi sürdüreceğimizi umuyorum.”

Bakanlar Komitesi ‘tahliye’ çağrısını yineledi

Avrupa Konseyi, Türkiye’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını içeren AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle 2022 yılı başında ihlal prosedürü başlatmış ve konunun takibatını yürütme organı olarak görev yapan Bakanlar Komitesi’ne iletmişti.

Konsey, Türkiye’nin AİHS’in 46. maddesinde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediği hükmüne varmış ve Kavala’ya ilişkin kararın uygulanmaması durumunda yaptırım uygulamak durumunda kalacağını kaydetmişti.

Komite, 2 yılı aşan süreçte Türkiye ile diyaloğa öncelik vermiş ve yaptırım sürecini ötelemişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu konudaki son açıklamasını İspanya ziyareti sırasında basın toplantısında bir soru üzerine yapmış ve ‘terörist’ olarak tanımladığı Kavala ve Demirtaş hakkındaki kararların yargı tarafından verildiğini söylemişti. Bakanlar Komitesi ‘serbest bırakma’ çağrısını yineledi.

Kavala ve Demirtaş davaları, Bakanlar Komitesi’nin 11-13 Haziran günleri arasında yaptığı toplantılarda da bir daha ele alındı ve Türkiye’ye aynı çağrılar yinelendi.

AİHM’nin 2019 ve 2022’de Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının halen uygulanmadığını, davalının Gezi olayları ve darbe girişimine katıldığına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını anımsatan Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHS’ten kaynaklanan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal ettiğini vurguladı.

Komite, AYM yargılamalarının Kavala’nın serbest bırakılması için önemli bir fırsat oluşturabileceğini ancak Kavala’nın 2 yıl önce yaptığı başvurunun hala işleme alınmamış olmasının kaygı verici olduğunu da kaydetti ve AYM’nin bu konuyu bir an önce ele alması uyarısında bulundu.

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın davalarını da görüşen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türk makamlarından eski HDP eş başkanları hakkında verilen hükümler konusunda ayrıntılı bilgi istedi. Komite, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun işleme alınmadığını belirterek, bu sürecin daha fazla geciktirilmeden bir an önce başlatılması gerektiği çağrısında da bulundu.

Paylaşın

Yazar Ve Sanatçılardan “Kayyım Uygulamasına Son Verilmeli” Çağrısı

Aralarında Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Bekir Yurdakul, Ercüment Akdeniz, Latife Tekin, Murathan Mungan, Mustafa Eroğlu, Oya Baydar ve Orhan Pamuk’un bulunduğu 115 yazar ve sanatçı, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki gösteri.

Kayyım uygulamasına son verilmesi çağrısı yapan 115 isim, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, “Hakkari halkıyla birlikte bütün yurttaşların seçme ve seçilme hakkının çiğnenmesi ve anayasanın ağır biçimde ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanması, Hakkari halkıyla birlikte bütün yurttaşların seçme ve seçilme hakkının çiğnenmesi ve anayasanın ağır biçimde ihlalidir.

Ülkenin barış ve refah içinde yaşama umuduna darbe indiren, hemen tüm toplum kesimlerinin hukuksuz bulduğu kayyım uygulamalarının süreklilik kazanacağına dair açıklamaları kabul edilmez buluyoruz.

Anayasaya göre, bütün yurttaşların eşit sahip olduğu, dokunulmaz bir hak olan seçme hakkına saygı gösterilmeli, Hakkari’ye atanan kayyım derhal geri çekilmeli, demokrasi ve hukukla hiçbir biçimde bağdaşmayan tüm kayyım uygulamalarına son verilmelidir.”

İmzacılar: Abidin Parıltı, Adnan Özyalçıner, Afşin Kum, Ahmet Erkam Saraç, Ahmet Güneş, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Akif Kurtuluş, Algan Sezgintüredi, Alper Canıgüz, Altay Öktem, Asuman Susam, Ayfer Tunç, Ayşe Sarısayın, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Şahin,

Başak Canda, Başar Başarır, Başar Yılmaz, Bekir Yurdakul, Belma Fırat, Berivan Kaya, Bilsen Başaran, Bülent Tekin, C. Hakkı Zariç, Cenk Güray, Cenk Kolçak, Çerkes Karadağ, Defne Suman, Deniz Durukan, Deniz Yüce Başarır, Duygu Kankaytsın,

Elif Sofya, Enes Kurdaş, Ercüment Akdeniz, Erdoğan Aydın, Ertan Meyan, Fatih Gezer, Fatih Polat, Fergun Özelli, Figen Şakacı, Gaye Boralıoğlu, Gonca Özmen, Gönül Kıvılcım, Gürel Sürücü, Haden Öz, Halide Yıldırım, Halil İbrahim Özcan, Hasan Öztoprak, Hatice Meryem, Haydar Ergülen, Hayri K. Yetik, Hicri İzgören, Hülya Deniz Ünal,

İnanç Avadit, İsmail Güzelsoy, Jaklin Çelik, Kadir Akın, Kamil Tekin Sürek, Kerem Fırtına, Latife Tekin, Levent Karataş, Mehmet Bilal Dede, Mehmet Said Aydın, Menekşe Toprak, Mine Soysal, Murat Gülsoy, Murat Özyaşar, Murat Uyurkulak, Murat Yalçın, Murathan Mungan, Mustafa Eroğlu, Mustafa Güçlü, Mustafa Köz, Mustafa Yelkenli, Muzaffer Kale, Müge İplikçi,

Namık Kuyumcu, Nayim Gül, Nesimi Aday, Neslihan Önderoğlu, Neslihan Yalman, Neşe Yaşın, Nevzat Süs, Nuray Önoğlu, Nurhan Suerdem, Nursen Yiğit, Onur Bütün, Orhan Alkaya, Orhan Pamuk, Oya Baydar, Ömer Türkeş, Özgün Bulut, Özlem Akıncı, Özlem İşbilir, Polat Özlüoğlu, Rıdvan Hatun, Rıfat Mertoğlu,

Sema Kaygusuz, Semih Çelenk, Semih Gümüş, Sevim Erdoğan, Süreyyya Evren, Şebnem İşigüzel, Şevket Karakış, Taçlı Yazıcıoğlu, Tarhan Gürhan, Tülin Dursun, Ümit Kıvanç, Vecdi Erbay, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Özek, Yavuz Ekinci, Yücel Aysal, Zeynep Oral.

Paylaşın

Haberler, Depresif, Acımasız Ve Sıkıcı Bulunuluyor

Yeni yayınlanan bir rapora göre haberleri takip edenlerin sayısı giderek azalırken, haberler, depresşf, acımasız ve sıkıcı bulunuluyor. Raporun Türkiye bölümünde ise haberlere olan güven yüzde 35’te kaldı.

Haber takibi için en önemli sosyal medya platformu, uzun süredir düşüşte olmasına rağmen hala Facebook. YouTube ve WhatsApp birçokları için önemli haber kaynakları olmaya devam ediyor. TikTok da yükselişte ve ilk kez X’i (eski adıyla Twitter) geride bıraktı.

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü, 2024 Dijital Haber Raporu’nu yayımladı. Rapora göre dünyada her 10 kişiden yaklaşık dördü (yüzde 39) bazen ya da sık sık aktif şekilde haberlerden uzak duruyor. Rapora göre bu oran 2017 yılında yüzde 29’du.

Raporda haberden kaçınma düzeyinin rekor dereceye ulaştığına dikkat çekiliyor. Araştırmayı yapan YouGov araştırma şirketi 47 ülkede 94 bin 943 yetişkinle görüştü. Görüşmeler yapıldığı dönemde dünya çapında bir çok ülkede seçimler yapılıyordu. Ayrıca Filistin ve Ukrayna’da savaş yaşanıyordu.

Dünya çapında yapılan araştırmaya katılanların yüzde 46’sı, haber takibiyle çok ya da aşırı derecede ilgili olduklarını söyledi. 2017’de bu oran yüzde 63’tü. İngiltere’de de 2015’ten bu yana haber takibine ilgi, yarı yarıya azaldı.

BBC’ye konuşan raporun baş yazarlarından Nic Newman, haber takibinden seçici olarak kaçınmayı tercih edenlerin, bunu sıklıkla kendilerini “güçsüz” hissettikleri için yaptıklarını söylüyor.

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün 2024 Dijital Haber Raporu’na göre, kadınların ve gençlerin, etraftaki haber yoğunluğundan dolayı kendilerini yorgun hissetme olasılıkları daha fazla.

Rapor için yapılan araştırma, haberlere güvenin yüzde 40 oranında sabit kaldığını, ancak koronavirüs pandemisinin en yüksek olduğu döneme kıyasla bu oranın yüzde 4 oranında azaldığını gösterdi.

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün 2024 Dijital Haber Raporu’nda, son 10 yılda TV ve yazılı basın gibi geleneksel haber kaynaklarının izleyici kitlesinin keskin şekilde düştüğü, gençlerin haberleri internet veya sosyal medya aracılığıyla almayı tercih ettiği belirtildi.

İngiltere’de, rapor için yapılan araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (%73) haberleri internetten aldıklarını söyledi. Bu oran TV için yüzde 50, yazılı basın için ise sadece yüzde 14 oldu.

Haber takibi için en önemli sosyal medya platformu, uzun süredir düşüşte olmasına rağmen hala Facebook. YouTube ve WhatsApp birçokları için önemli haber kaynakları olmaya devam ediyor. TikTok da yükselişte ve ilk kez X’i (eski adıyla Twitter) geride bıraktı. 18-24 yaş arasındakilerin yüzde 23’ü, haber takibi için TikTok’u kullanıyor.

Video paylaşım uygulaması YouTube’u haber takibi için kullananların oranı yüzde 13. X için ise bu oran yüzde 10. Raporda, bu değişimlere bağlı olarak videonun, özellikle genç gruplar için internette daha önemli bir haber kaynağı haline geldiği, en çok ilgi çekenlerin kısa haber videoları olduğu kaydedildi.

Raporun baş yazarlarından Nic Newman’a göre tüketiciler, kullanımı kolay olduğu ve çok çeşitli alanda ilgi çekici içerik sunduğu için videoyu benimsiyor. Ancak birçok geleneksel haber merkezinin kökleri hala yazılı metin temelli bir kültüre dayandığı için bu haber merkezleri, hikaye anlatımlarını yeni tekniklere uyarlamakta zorlanıyor.

Raporda belirtilen bir diğer nokta da, yayıncılar için haber podcastinin parlak bir nokta olduğu. Ancak podcast hala genelde öncelikle iyi eğitimli izleyicilerin ilgisini çeken “azınlık etkinliği” olarak nitelendiriliyor.

Raporda, yapay zekanın özellikle siyaset veya savaş gibi ciddi konularda habercilikte nasıl kullanılabileceği konusunda kamuoyunda yaygın şüphe olduğu da vurgulanıyor ve şu tespite yer veriliyor. “Yapay zekanın deşifre ve çeviri gibi perde arkası görevlerde, gazetecilerin yerine geçmek yerine desteklenmesinde kullanılması daha fazla rahatlık sağlıyor.”

Türkiye’de durum

Raporun Türkiye bölümünde verilen bilgiye göre haberlere olan güven yüzde 35’te kaldı. Geçtiğimiz yıla kıyasla eleştirel yayın yapan medya kuruluşlarına ise güvenin arttığı görüldü.

Raporda, ‘en güvenilen’ ve ‘en güvenilmeyen’ medya kuruluşları da sıralandı. Anket yöntemiyle oluşturulan verilerde, katılımcılara 15 medya kuruluşunun ismi verildi ve bu kuruluşlarda yayınlanan haberlere ne kadar güvendikleri 0-10 ( 0-‘hiç güvenilir değil’ ve 10-‘tamamen güvenilir’) skalasında soruldu.

‘En az güvenilen’den ‘en çok güvenilen’e doğru sıralanan liste şöyle:

A Haber: Güven yüzde 35, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 17, Güvenmiyorum yüzde 48
2. ATV: Güven yüzde 36, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 19, Güvenmiyorum yüzde 45
3. Sabah: Güven yüzde 39, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 21, Güvenmiyorum yüzde 40
4. TRT Haber: Güven yüzde 45, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 18, Güvenmiyorum yüzde 37
5. Hürriyet: Güven yüzde 42, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 24, Güvenmiyorum yüzde 34

6. Milliyet: Güven yüzde 44, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 24, Güvenmiyorum yüzde 33
7. Kanal D Haber: Güven yüzde 42, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 26, Güvenmiyorum yüzde 32
8. Show Tv Haber: Güven yüzde 43, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 6, Güvenmiyorum yüzde 31
9. CNN Türk: Güven yüzde 50, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 21, Güvenmiyorum yüzde 29
10. Halk TV: Güven yüzde 52, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 19, Güvenmiyorum yüzde 29

11. Sözcü: Güven yüzde 53, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 20, Güvenmiyorum yüzde 27
12. Habertürk: Güven yüzde 51, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 23, Güvenmiyorum yüzde 26
13. NTV: Güven yüzde 52, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 22, Güvenmiyorum yüzde 26
14. Cumhuriyet: Güven yüzde 54, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 22, Güvenmiyorum yüzde 25
15. NOW TV: Güven yüzde 60, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 16, Güvenmiyorum yüzde 25

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a: Anayasa Bir Kişiye Dikilmez

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın yeni anayasa konusundaki değerlendirmesine ilişkin, “Anayasalar herkesin üstüne olacak mucizevi kıyafetlerdir. Bir kişiye dikilmez. Eğer her doğana değil Erdoğan’a dikersen üç gün sonra kolu kısa gelir. Beş ay sonra paçası uzun gelir. O da rahatsızlıklarını dile getirir. İçinde bulunduğumuz durum tam olarak budur” dedi ve ekledi:

“Eğer gerçekten her doğan için bir anayasa yapılacaksa, ilk önce Erdoğan’ın mevcut anayasaya uymasını bekleriz. Mevcut anayasa bu kadar ihlal ediliyorken, yeni anayasa tartışmaları manasız geliyor vatandaşa da. Bir de şöyle diyorlar. Bugün bayram günü. Herhangi birimizin evladı, ‘Bana yeni bir kıyafet al’ dese, ‘Eskisini ne yaptın?’ diye sorarız. Bize ‘Yeni kıyafet dikecek misiniz?’ diye sormadan, eski kıyafeti giyiyorlar mı, ona bir baksınlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da Kurban Bayramı namazını Hatuniye Camii’nde kıldı. Namazın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamaları şöyle:

“Hatuniye Camii’nde bayram namazımızı kıldık. Bir kez daha başta bütün hemşerilerimiz olmak üzere bütün vatandaşlarımızın bayramlarını kutluyorum. Başta Filistin olmak üzere dünyanın neresinde kan varsa, gözyaşı varsa durmasını diliyoruz. Dünyadaki bütün ülkelerin Filistin devletini tanımasını ve İsrail’in yaptığı bu insanlık suçuna, katliama ve soykırıma karşı en sert tedbirlerin artık alınmasını diliyoruz. Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, yurtta barış istiyoruz, dünyada barış istiyoruz.

Bundan sonra bu güzel bayram gününden sonra artık ne ülkemizde, ne dünyanın herhangi bir yerinde çocukların ve annelerin gözyaşı olmasın. Savaşlar olmasın. Bundan sonra herkes barış içinde yaşasın temennisini taşıyoruz. Bugün sayın belediye başkanımızla birlikte birazdan şehitliklerimizi, ailelerimizin kabristanlarını ziyaret edeceğiz. Vatandaşlarımızla bayramlaşacağız. Aile ziyaretleri yapacağız. Bir kez daha burada sizlerle birlikte ve memleketimizde olduğumuz için hepinize teşekkür ediyoruz. Sizleri görmek güzel. Manisa’mızda olmak güzel. Ümit ediyorum bundan sonra daha güzel günlerde hep birlikte olacağı.

Erdoğan’ın CHP ziyareti: Sağ olsun. Biz Sayın Cumhurbaşkanına biz ziyarette bulunmuştuk. 22 yıllık iktidarları boyunca siyasiler arasında bir istisnai darbe dönemi, kanlı darbe girişiminden hemen sonra olan ziyaret hariç, bu tip ziyaretler yapılmıyordu. CHP’nin Genel Başkanı seçildiğimde artık bu kin ve nefret siyasetini, gerilim siyasetini bitirmemiz gerektiğini, herkesin kendi işini yapmasını ama herkesin birbirinin seçmenine saygısından dolayı siyasi partilerin birbirlerine nezaket ilişkisini koruması gerektiğini söylemiştim.

31 Mart tarihinde birinci parti çıktık. İlk iş olarak o zaman önümüzdeki ilk bayramda, Ramazan Bayramında bütün siyasi parti liderlerini aradım. Ben Genel Başkan seçildiğimde Cumhurbaşkanı teşekkür telefonu açmamıştı ama o zaman o birinci partiydi, şimdi biz birinci partiyiz. Bize düşer dedik. Bütün siyasi partileri, kendisinden başlayarak aradık ve bayramlaştık. Daha sonra randevulaştık. Kendilerini genel merkezlerinde ziyaret ettim. Gayet nezaket içinde, elbette hepimiz her konuda aynı düşünmeyeceğiz ama müzakere ettik ve görüş alışverişinde bulunduk. Kendisi de bu ziyaretten sonra iadeyi ziyarette bulunacağını söyledi.

Aradan geçen beş haftalık sürece Türkiye’de insanlar normalleşme dediler, siyasette yumuşama var dediler ve bundan herkes memnun oldu. Bundan Sayın Bahçeli de memnun olmuştu ama Bahçeli’nin partisindeki belli odaklar rahatsız oldular. Olur olmaz hakaretlerde ve tehditlerde bulundular. Halen bulunuyorlar. O gerilim ortamından Bahçeli’nin bazı değerlendirmeleri oldu. Ben bir kez daha ifade etmek isterim ki ben kimse istiyor diye kavga edecek, gerilim yaratacak değilim. Benim işim gerilim yaratmak değil. Şu anda mağdur olan, mazlum olan, yoksul olan, işsiz olan, aç olan, ürünü para etmeyen insanların derdine deva olabilmek için onları sorunlarını dile getirmek.

Bu ziyaretten sonra yapılan değerlendirmelerin tamamını saygı ve memnuniyetle karşılıyorum. Cumhurbaşkanı dün uçakta demiş ki, ‘Herhalde iadeiziyaretimizi hazmedemeyenler oldu’. O sözü üzerimize almıyoruz. Çünkü bu işi başlatan biziz. Herkesin gözü önünde oldu. Herhalde bunu yine kendi ittifak ortağına söylüyor. Burada sorun şu ki cumhur ittifakının ortakları bizim üzerimizden iletişim kuruyorlar. Ramazan ve kurban bayramlarında yaptığımız gibi lütfen birebir iletişim kursunlar. Birbirlerine iyi söz de söyleyeceklerse birbirlerine söylesinler. Kötü söz söyleyeceklerse de birbirlerine söylesinler.

Biri benim üzerimden öbürüne mesaj yolluyor. Efendim, siz ittifak ortağı olun. Biz yokuz. İhtiyaç olursa buradayız diyor. Öbürü de dönüyor, bu ziyareti hazmedemeyenler var diyor. Bizim üzerimizden konuşmasınlar. Birbirleri ile konuşsunlar. Zaten bugüne kadar çok iyi anlaşıyorlardı. Bundan sonra da iyi anlaşmaya devam ederler. Buradaki sorun şu ki onların birlikteliği maalesef memlekette işsizlik, yoksulluk getirdi. Bugün memlekete maliyetinin altında buğday fiyatı veren, maliyetinin altında çay fiyatı veren, endişe ederiz ki maliyetinin altında fındık ve kuru üzüm fiyatı açıklayacak olan bir birliktelikleri var. Sorun burada. Yoksa onlar iyi geçinsinler, birlikte olsunlar.

Onların birlikteliğine laf eden yok. Ama bu birliktelik açlık, yoksulluk, sefalet ve işsizlik üretiyorsa sorun burada. Ben bu sorunları çözmenin derdindeyim. Bir kez daha hangi siyasi görüşten olursa olsun, tüm siyasi partilerin hem liderlerine, hem mensuplarına, hem üyelerine hem de oy verenlerine hayırlı bayramlar diliyorum. Bayram günü kavga günü değildir. Bayram günü küslerin barıştığı, kavgaların bittiği günlerdir. Ümit ediyorum herkes bayramın ruhuna uygun bir bayram geçirir. Bayramdan sonra da güzel işleri hep birlikte yaparız.

Konuşuldu ama bu konuda umutlu olabileceğimiz bir işaret almadığımı ifade etmeliyim. Emekliye zaten geçen sene enflasyon TÜİK’e göre bile yüzde 80’ken yüzde 33 zam verildi. Yani emekli yüzde 50 yoksullaştırıldı. Şimdi de yeniden enflasyonun altında bir zam yapılacağı, hatta asgari ücrete hiç zam yapılamayacağı izlenimini aldım ben. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Eğer böyle olursa susamayız. Normalleşme bu değil. Normalleşme, yıllardır tartışan siyasetçilerin birbirine laf söylememesi değil yıllardır hakkını alamayanların hakkını alması sonucunu doğurmalıdır. Normalleşme olacaksa bu emekli ve emekçiden başlamalıdır.

Çiftçiden ve esnaftan başlamalıdır. Onların yüzü gülmeden bizim yüzümüz gülmez. Eğer asgari ücrete zam yapmazlarsa bu konuda her platformda mücadele ederiz. En son sokaklara dökülürüz. Meydanları doldurur ve en sert tepkiyi gösteririz. Ben bir emek şehrinde yaşıyorum. Benim evim Manisa’da, benim başka bir yerde evim yok. Bu şehirde on binlerce, yüz binlerce asgari ücretli var. Bu asgari ücrete zam yapılmalıdır. Asgari ücrete zam yapmayan asla ve asla bu memlekette ‘Hükümet ediyorum, iktidarım’ demesin. Size bu yetki, asgari ücretliyi ezmek için, emekliyi aç bırakmak için verilmedi.

Türkiye’de pasaportlar ve pasaportlara yapılacak işlemler konusunda yasama meclisi değil yürütme yetkili. Bu konuda hükümetten gelebilecek olan, Filistin’e destek ve İsrail’e yaptırım olabilecek her görüşmeye ve desteklemeye hazırız. Bu noktada hükümet nasıl bir adım atmayı planlıyorsa, yürütme olarak hazırlasın. Biz yasama meclisi olarak ve ana muhalefet partisi olarak her türlü desteği vermeye hazırız.

Yeni Anayasa: Eğer bugün millet seçimleri yapıyorsa ama seçimlerden sonra kimin bakan olacağına millet değil bir kişi karar veriyorsa, bu gerçekten anayasal bir sorundur. Bu bakanlar, milletin bakanı değil de birilerinin bakanı olarak, milletin gözünün içine değil de birilerinin ağzının içine bakıyorsa ‘Görevden alınacak mıyım’ diye, tabi ki bu demokrasi açısından ayıplı bir durumdur. Bu bakanlar Meclis’e gelmiyorsa, Meclis’te sözlü sorulara yanıt vermiyorsa, yazılı sorulara ya çok geç ya da hiç cevap vermiyorsa, bunlara gen soru verilemiyorsa, görevini kötü yapan bakandan hesap sorulamıyorsa, evet demokrasi açısından bir ayıptır.

Ama bu ayıpların hiçbirini biz yapmadık. 16 Nisan 2017 referandumunda itirazlarımıza rağmen bu arkadaşlar yaptı. O dönemde biz dedik ki, anayasalar her doğan için yapılır ama onlar Erdoğan için anayasa yaptılar. Anayasalar herkesin üstüne olacak mucizevi kıyafetlerdir. Bir kişiye dikilmez. Eğer her doğana değil Erdoğan’a dikersen üç gün sonra kolu kısa gelir. Beş ay sonra paçası uzun gelir.

O da rahatsızlıklarını dile getirir. İçinde bulunduğumuz durum tam olarak budur. Eğer gerçekten her doğan için bir anayasa yapılacaksa, ilk önce Erdoğan’ın mevcut anayasaya uymasını bekleriz. Mevcut anayasa bu kadar ihlal ediliyorken, yeni anayasa tartışmaları manasız geliyor vatandaşa da. Bir de şöyle diyorlar. Bugün bayram günü. Herhangi birimizin evladı, ‘Bana yeni bir kıyafet al’ dese, ‘Eskisini ne yaptın?’ diye sorarız. Bize ‘Yeni kıyafet dikecek misiniz?’ diye sormadan, eski kıyafeti giyiyorlar mı, ona bir baksınlar.”

Paylaşın

Bakırhan: Kayyımcı Anlayışı Durdurmamız Gerekiyor

Iğdır Belediyesi ziyaretinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Öncelikle bu kayyımcı anlayışı, zihniyeti durdurmamız gerekiyor. Hiç gündemde yokken, iki defa kayyımcı anlayış ciddi bir yenilgi almasına rağmen Hakkari’ye kayyım atadılar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir soruşturmayı gerekçe gösterdiler. Hakkari halkı bu kayyımcı anlayışa büyük bir ders verdi. İtirazını koydu. Çok önemliydi. Biz kesinlikle ne pahasına olursa olsun belediyelerimizin halklarımızın evi olmasını sağlayacağız. Adil, eşit hizmet sunmasını sağlayacağız. Bir gasp girişimi durumunda da belediyelerimizi sahipleneceğiz. Hakkari’de yaptık. Bu dayanışmayı yaygınlaştırarak Hakkari’yi yeniden gerçek sahiplerine, halkın seçmiş olduğu iradeye teslim edilmesi için sahipleneceğiz. Sizlere söz veriyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Iğdır Belediyesini ziyaret etti. Burada açıklamalarda bulunan Tuncer Bakırhan, özetle şunları söyledi:

“Iğdır önemli bir kent. Bu bölgenin Çukurovası’dır. Tarım, hayvancılık ve meyveciliğin yapıldığı merkezlerden biridir. Kötü yönetimler sebebiyle, özellikle kayyım dönemiyle birlikte çoraklaştı çölleşti. Çözüm süreci döneminde insanlar burada yatırım yapma umuduyla geldi, Iğdır dışarıdan göç aldı. Üretim sahaları açıldı. Ne zaman ki iklim değişti, insanlar yeniden yönünü göçe batıya döndü.

Iğdır Belediyesi ilk dönem bizim örnek gösterdiğimiz belediyelerden biriydi. Sistem budur. Kayyımı getiriyor, kazanamadığı belediyeleri gasp ediyor. Bir biçimiyle talan ediyor. Ve gerçekten üretimin, zenginliğin, ticaretin, sınır ticaretinin yapılması gereken bir yer olmasına rağmen, işte yoksulluğu yaşıyor. Buna itiraz ediyoruz. Yerel yönetimlerimiz kadınların üretime katılmasını teşvik ederek, buradan ürünleri değerlendirerek, ihraç ederek, ürünlerin boşa gitmemesi adına pazarlanması gibi bir çok şey yapılacak burada.

“Kayyımcı anlayışa halk karşı çıktı”

Bütün bunları yapabilmemiz için öncelikle bu kayyımcı anlayışı, zihniyeti durdurmamız gerekiyor. Hiç gündemde yokken, iki defa kayyımcı anlayış ciddi bir yenilgi almasına rağmen Hakkari’ye kayyım atadılar. Bir soruşturmayı gerekçe gösterdiler. Hakkari halkı bu kayyımcı anlayışa büyük bir ders verdi. İtirazını koydu. Çok önemliydi. Biz kesinlikle ne pahasına olursa olsun belediyelerimizin halklarımızın evi olmasını sağlayacağız.

Adil, eşit hizmet sunmasını sağlayacağız. Bir gasp girişimi durumunda da belediyelerimizi sahipleneceğiz. Hakkari’de yaptık. Bu dayanışmayı yaygınlaştırarak Hakkari’yi yeniden gerçek sahiplerine, halkın seçmiş olduğu iradeye teslim edilmesi için sahipleneceğiz. Sizlere söz veriyoruz. Bu halkın bizlere vermiş olduğu onuru, hizmet etmek için değerlendireceğiz. Kayyımcı anlayışa diyoruz ki halk karşı çıktı.

Bir daha bu yanlışı yapmayın dedik. Bütün halklarımıza çağrı yapıyoruz, varsa bir eksiklik, bir yanlış, bir hukuksuzluk mahkemeler ortadadır. Ama ben Iğdır halkının, Hakkari halkının, Van halkının iradesini tanımam derlerse kusura bakmasınlar bir daha buna asla izin vermeyiz. Ne pahasına olursa olsun. Van ve Hakkari tepkisini ortaya koydu. Halkın sahip çıktığı bu mevziler birilerine mesaj olmuştur. Biz hırsızlık yapmıyoruz, halkın parasını çar çur etmiyoruz. Bizim belediyeceilik anlayışımızda halka hizmet var. Herkes razıdır.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Özel’e “Suç Ortağı” Tepkisi: Hazmedemedi

CHP Lideri Özgür Özel’in ‘suç ortağı’ ifadesine tepki gösteren Erdoğan, “Biz iadeiziyareti yapmak suretiyle siyasete bir yumuşama, bir kibarlık getirelim dedik. Ama bu kibarlıktan anlamayanlar İstanbul’da basın toplantısı yaptılar ve orada belli ki birilerinin etkisi altında kaldılar” dedi ve ekledi:

“Demek ki bazı yerlerden onay aldılar. Bunlar tabii doğru şeyler değil, güzel şeyler değil. Sürece katkı sağlayan şeyler değil. Yani bu, yumuşama değildir. Siyasete yeni bir başlangıç getirme değildir. Bizim iadeiziyaretimizi demek ki hazmedemediler. Eğer bu iade,ziyaretimizi CHP’nin başındaki arkadaş hazmedebilseydi, bu tür bir açıklamayı yapmaya gerek duymazdı.

Böyle bir açıklama karşısında ben Cumhurbaşkanı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı olarak, buna cevap vermeyi dahi yanlış bulurum. Ama onlar ne yaparsa yapsın. Biz Cumhur İttifakı olarak aynı duruşumuzu, aynı dayanışmamızı devam ettireceğiz. Şunu da söyleyeyim, Cumhur İttifakı bir altılı masa değildir. Altılı masanın içinde yer alanlar, bildiklerini okusunlar.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya ve İtalya ziyaretleri dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamada bulundu ve soruları yanıtladı. Birgün’ün aktardığına göre; Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Gazze ile ilgili aldığı ateşkes kararının hayata geçirilebilmesi, uygulanabilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kısa zaman içerisinde bir ateşkes sağlanabilecek mi? Bir de Filistin devletinin tanıması konusunda yeni bir ivme başladı mı? Bu ivme bir sonuç verir mi sizce? İhtimali nasıl görüyorsunuz?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar attığı adımlara dikkat ederseniz Amerika Birleşik Devletleri her zaman kesişim noktası olmuştur. Burada da büyük ihtimalle yine öyle olacak. Aslında bizim “dünya beşten büyüktür” tezimizin işaret ettiği nokta da burası. Çünkü İsrail aleyhinde alınması gereken kararlar söz konusu olduğunda Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bloke ediyor. Şu anda alınan ateşkes kararında da benim endişem yine bir şekilde Konsey’i bloke edeceği şeklinde. Fakat öyle de olsa, böyle de olsa, bizim için en önemli adım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden öte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan kararlardır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan olumlu kararlarda 150’ye yakın ülke ne yaptı? Bizim düşündüğümüz gibi düşündüler ve Filistin’in yanında yer aldılar. Bunları daha ileri taşımamız lazım. Bunu başardığımız takdirde bu yaklaşım zaman içerisinde inşallah Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni de belli bir noktaya çekecektir. Aslında mevcut durum Birleşmiş Milletler için de bir fırsattır. BM yapılanması başta İsrail olmak üzere bazı hukuk tanımaz ülkelerin yerle yeksan ettiği itibarını yeniden kazanmak istiyorsa, bu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir.

İsrail’in durdurulması sadece Gazze’de huzuru sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda BM sistemine, uluslararası hukuka, insan haklarına karşı gerçekleştirilen İsrail saldırılarını da bastıracak. Bu sorumluluk öncelikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin omuzlarındadır. Birleşmiş Milletler’in sonunun Milletler Cemiyeti gibi olmasını istemiyorsak, bunu sağlamak mecburiyetindeyiz. Her zaman söylediğimiz gibi, bölgede nihai barışın yolu iki devletli çözümden geçer. Bu formül beraberinde kalıcı çözümü getirir. Güvenlik Konseyi üyelerinin Filistin’i devlet olarak tanıması bölgede iklimi değiştirebilir.

ABD Başkanı Joe Biden’in bizzat açıkladığı üç aşamalı bir ateşkes planı var. Fakat daha öncesinde de İsrail’in bu ateşkes çabalarını defalarca sabote ettiğini biliyoruz. Mesela Joe Biden yine Ramazan ayı öncesi bir ateşkes olacağını açıklamıştı ama olmamıştı. İsrail buna uymamıştı. Bu defa ümit var olmak için bu zemini müsait görüyor musunuz? Yani bu defa Joe Biden’in bizzat açıkladığı bu üç aşamalı ateşkes planına İsrail uyar mı sizce? Ümitli misiniz?

Kabataslak baktığımız zaman bu açıklamadan memnuniyet duyuyoruz. Ama bu BMGK’nın beş daimi üyesini Filistin’in yanına çekmeye yetmiyor. Buraya özellikle bakmamız lazım. Ben, inanıyorum ki, Amerika Birleşik Devletleri de İsrail’in artan şımarıklığından rahatsız. Bu rahatsızlığı Amerikan yönetimi açık açık dile getirmese de Amerikan üniversitelerinden, sokaklarından, öğrencilerinden, rektörlerden yükselen sesler, burada artık belli bir dönüşümün başladığını gösteriyor. Bu da İsrail’i ciddi manada rahatsız ediyor. Artık şundan herkes emin ki bu kervan böyle yürümez. İnşallah Amerika’da yaklaşan son seçimlerle birlikte hava çok daha farklı gelişebilir.

Biden’in bu açıklamasından sonra bizim yaptığımız açıklamalar var. Dünyada birçok ülkenin bu konuda yaptığı açıklamalar var. İnşallah isabetli adımları hep beraber atarız ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bu konuyla ilgili çıkacak kararlar bundan böyle çok daha farklı istikamette gelişir. Sayın Biden’dan bu planın bir seçim yatırımı değil, gerçekten ve samimi olarak Filistin’deki katliamları sonlandırmak için atılmış bir adım olduğunu ispat etmesi doğal olarak beklenir. Güvenlik Konseyi kararı bir adımdır, ancak yeterli değildir. Kağıt üstündeki bir çok kararın İsrail tarafından nasıl yok sayıldığını hepimiz biliyoruz. Sayın Biden da artık bir samimiyet testinden geçmektedir.

Doğu ve Kuzey Suriye’deki seçimler

Suriye’de terör örgütünün yapmaya çalıştığı sözde seçim Türkiye’nin kararı ve tutumu sonrasında ertelendi ama iptal edilmedi ve yeniden deneme ihtimalleri bulunuyor. Eğer yeniden bu seçimi yapmaya çalışırlarsa Türkiye’nin tavrı ne olur?

Ortada seçim falan yok, öncelikle bunu belirtelim. Ortada terör örgütünü meşrulaştırma ve bölgede bir teröristan kurmak için tertiplenmiş bir oyun var. Biz oyun bozma konusunda ne kadar mahir olduğumuzu bundan önceki süreçlerde net bir şekilde gösterdik. Tabii burada Suriye yönetimi de kesinlikle onlara bu noktada rahat adım atma veya hareket etme müsaadesini vermeyecektir, vermez. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Moskova’daydı. Moskova’da Sayın Putin’le bu konuları etraflıca görüştüler. Rusya Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov’la görüşmeleri oldu. Suriye’de PKK terör örgütünün ve diğerlerinin rahat hareket etme imkanı inşallah olmayacaktır. Böyle bir durum olduğu anda zaten biz de ilgili birimlerimizi gerekli şekilde seferber ederiz. Burnumuzun dibinde bir teröristan kurdurmayız. Bunun için gereken ne ise yapmaktan da asla ve asla imtina etmeyiz.

Eurofighter savaş uçakları

Bu ziyaretinizde Eurofighter meselesi gündeme geldi mi? Almanya’nın bir blokajı var, bunu aşmak mümkün olacak mı?

Bu konuyu Sayın Sanchez’le görüştük. İspanya’nın biliyorsunuz eğitim uçakları önemli. Bu eğitim uçaklarından bize verebilme şansları veya kabiliyetleri var. Ama Almanya’yla temas noktasında bu konuda bize yardımcı olma durumunu kendilerine söyledim. Eurofighter’la ilgili böyle bir görüşme yapabileceğini ifade etti. Ama hepsinden öte bizim için şu anda Eurofighter önemli. Bu konuda Almanya’da artık yumuşadı. İlgili bakanlarımız muhataplarıyla gerekli görüşmeleri yapıyorlar, yapacaklar.

Bizim temel yaklaşımımız bellidir: ihtiyaçlarımızı öncelikle NATO müttefiklerimizden karşılamak isteriz. Fakat sürecin sonunda olumsuz bir sonuç elde edilirse alternatifsiz de değiliz. KAAN’ımız artık kanatlandı. İlerleyen dönemlerde seri üretimin başlaması ve envantere giriş sürecinin tamamlanması sonrası bu konuda sıkıntımız da kalmayacak. Bir dönem benzer süreci insansız hava araçlarında da yaşamıştık. O zaman da müttefiklerimizden bunları alamamıştık. Sonra ne oldu, insansız hava araçlarımızı en yüksek kalitede ürettik. Şimdi birçok ülke bunları alabilmek için Türkiye’nin kapısını çalar hale geldi.

Avrupa Parlamentosu seçimleri

Konuşmanızın başında Avrupa Parlamentosu seçimlerine değindiniz. Avrupa’da aşırı sağ ve ırkçı partilerin yükselişini birkaç yıldır gözlemliyoruz. Son olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birçok ülkede sandıkta ciddi bir güç elde ettiler. Bu durum Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini nasıl etkileyecek, Türkiye oluşan bu yeni durumla ilgili yeni bir strateji belirleyecek mi?

Şu anda özellikle bizim Avrupa Birliği üyesi ülkelerle atacağımız adımlarda ibre bizden yana dersem abartmış olmam. Bu konuyla ilgili olarak da şu anda Avrupa Birliği’nden Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan partilerin çoğu Türkiye’nin ne denli haklı olduğunu kabul ediyor. Mesela onlardan biri İspanya Başbakanı Sanchez. Türkiye’nin duruşunu takdirle karşıladığını bizlere ifade etti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da bu noktada olumlu duruş sergiliyor. O da Türkiye’ye bakışı lehte olanlardan. Biz işimize bakacağız. Bu süreçte Türkiye’nin gerek Almanya’da gerek İngiltere’de gerek Fransa’da yakaladığı şanslar var. Biz bu şanslarımızı da güçlü durarak denemeye devam edeceğiz. Bizler uzun zamandan beri, yaklaşan tehlikeyi işaret ediyorduk. Özellikle Avrupa’da yükselen ırkçılığın bir tehlike olduğunu, buna imkan verilmemesi gerektiğini muhataplarımıza anlattık.

Sokaklarını, meydanlarını insanların kutsallarına hakarete, yabancı karşıtlığına açan, onların sırtlarını işlerine geldiği için sıvazlayan ülkeler, şimdi görmezden geldikleri gerçekle yüzleşti. Sık sık söylediğimiz bumerang etkisi işte tam olarak budur. Avrupa’nın “zararın neresinden dönersek kardır” anlayışıyla hareket etmesi ve gerçekçi tedbirleri hayata geçirmesi elzemdir. Yoksa bu ateş herkesi yakacak boyuta ulaşır. Terör konusunda da benzer bir tehlike söz konusudur. Testi kırılmadan Avrupa’ya çağrımızı tekrarlıyorum. Gelin terörün her türlüsü ile ayrım gözetmeksizin mücadele edelim. Gelin terör belasını birlikte gündemimizden nihai biçimde çıkartalım.

Devlet Bahçeli’nin açıklamaları

Biz yola çıktığımızda MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin önemli bazı açıklamaları oldu Sayın Cumhurbaşkanım. Biz de bunu uçaktan takip ettik. Bazı ifadelerini sizinle paylaşmak istiyorum ve bu konuyla ilgili değerlendirmelerinizi rica edeceğim efendim. Siyasette normalleşme arayışlarını temel aldığı açıklamasında Sayın Bahçeli şu ifadeleri kullandı; “Siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyen ve yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir. Bu kapsamda siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet MHP bariyer olarak telakki ve tarif ediliyorsa, bu konuda da geniş bir ittifak husule gelmişse, bize düşen sorumluluk ülkemiz ve milletimiz uğruna her türlü fedakarlığı göze almak, gereğini ise gönül huzuruyla yapmaktır.” dedi daha sonra AK Parti içindeki gayri memnun kesimden bahsetti. “Eğer devamlı suyu bulandıranlar dikkate alınırsa AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği MHP’nin samimi dileği ve temennisidir.” diye devam etti sonra da dedi ki, “Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeler, kurduğu ilişkiler, icra ettiği ikili temaslarını saygı karşılıyor, zatı devletlerine daha da rahatlatmak için bir kez daha feragatle hareket edip karşılıksız inisiyatif alıyor ve bu tercihi aziz milletimizle paylaşıyoruz.” Sayın Cumhurbaşkanım bu açıklamaları cümleleri nasıl değerlendirdiniz efendim?

Sayın Devlet Bey’in yapmış olduğu açıklama bir devlet adamı yaklaşımıyla, sakin, herhangi bir tartışmaya fırsat vermeden yapılmıştır. Konuyu bu şekilde kapatmış olması, bence gayet isabetlidir. Bizler Cumhur İttifakı olarak asla duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Parti sözcümüz Ömer Çelik Bey zaten gereken açıklamaları detaylıca yaptı. Bu açıklamalarda da dikkat ederseniz tahrik ve dalaşma yoktur. Sadece net bir duruş vardır. Cumhur İttifakı’nın bir tarafı olarak partimizin duruşunu belirtmesi bakımından Ömer Bey’in açıklaması isabetli olmuştur.

Diğer taraftan CHP’den yapılan bazı açıklamalar oldu. Biz iadeiziyareti yapmak suretiyle siyasete bir yumuşama, bir kibarlık getirelim dedik. Ama bu kibarlıktan anlamayanlar İstanbul’da basın toplantısı yaptılar ve orada belli ki birilerinin etkisi altında kaldılar. Demek ki bazı yerlerden onay aldılar. Bunlar tabii doğru şeyler değil, güzel şeyler değil. Sürece katkı sağlayan şeyler değil. Yani bu, yumuşama değildir.

Siyasete yeni bir başlangıç getirme değildir. Bizim iadeiziyaretimizi demek ki hazmedemediler. Eğer bu iade,ziyaretimizi CHP’nin başındaki arkadaş hazmedebilseydi, bu tür bir açıklamayı yapmaya gerek duymazdı. Böyle bir açıklama karşısında ben Cumhurbaşkanı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı olarak, buna cevap vermeyi dahi yanlış bulurum. Ama onlar ne yaparsa yapsın. Biz Cumhur İttifakı olarak aynı duruşumuzu, aynı dayanışmamızı devam ettireceğiz. Şunu da söyleyeyim, Cumhur İttifakı bir altılı masa değildir. Altılı masanın içinde yer alanlar, bildiklerini okusunlar.

Yeni Anayasa

Sayın Cumhurbaşkanım gündemdeki önemli konulardan bir tanesi de yeni anayasa. Özgür Özel’le görüşmenizde de bu gündeme geldi. Türkiye artık çağdaş ve sivil bir yeni anayasa yapabilecek mi? Neler düşünüyorsunuz?

Türkiye bu yeni dönemde yeni anayasayı gündemine almak suretiyle bir adım atabilir. Bizim bu ziyaretleri yapmamızın altında yatan gerçek de “her ne kadar ters görünse de CHP ile de böyle bir anayasa yapma başlığı altında buluşabilir miyiz?” arayışıydı. Teklifimizi yaptık. Onlardan “niye olmasın” noktasına gelen bir yaklaşım gördüm. Fakat iki gün sonra ortaya maalesef arzu etmediğimiz bir yaklaşım çıkınca bu durum da bizi üzmedi değil. Türkiye’nin artık darbe anayasası ayıbından kurtulması gerekiyor.

Bu, siyaset kurumunun ve Meclisin millete karşı asli görevidir. Hiçbir siyasi parti bu yükümlülükten kaçamaz. Gerek Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş’un girişimleri, gerek bizim temaslarımız, artık yeni anayasa için adım atmanın zamanının geldiğini ortaya koymuştur. Mevcut anayasada birtakım değişiklikler yapılmış olması, darbe ruhunun anayasamızdan silindiği anlamına gelmiyor. Kaldı ki 1982 yılından bu yana dünya değişti, Türkiye gelişti ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı. Milletin ihtiyaçlarına tam hizmet eden ideal anayasa bu millete siyasetin borcudur.

Enflasyon

Enflasyonla ilgili uygulanan politikalarda hedefe doğru yaklaşıldığı görülüyor. Tam olarak rahatlama için hedef nedir Sayın Cumhurbaşkanım?

Yılın son çeyreğini bekleyeceğiz. Yılın son çeyreğinde inşallah bunlar tam manasıyla görünecek. Şu anda işi sıkı tutuyoruz. Ama bütün mesele yine geliyor, faiz olayına dayanıyor. İnşallah faizde atacağımız adımlarla enflasyonu son çeyrekte çok daha olumlu bir konuma taşımış olacağız. Nitekim ekonomide dengelenmeye yönelik politikalar meyvelerini veriyor. Cari işlemler açığı önemli ölçüde azaldı.

Mayıs itibarıyla yıllık ihracatımız 260 milyar doları aştı. İthalatımızdaki düşüş aynı şekilde sürüyor. Merkez Bankası rezervlerimiz 146,2 milyar dolarla tarihimizin en yüksek seviyesine çıktı. Rezervlerdeki artış devam edecek. Hayat pahalılığını tetikleyen sebeplerden olan fahiş fiyat artışları ve fırsatçılıkla mücadelemizden de taviz vermiyoruz. Milletin aşına ve ekmeğine kan doğrayanlara göz açtırmayacağız. Bu kritik süreci bir taraftan mali disiplini koruyup, kamuda tasarrufu teşvik ederek, diğer taraftan denetimleri artırarak hassasiyetle yürüteceğiz.

Paylaşın

Bahçeli’den “Normalleşme” Tepkisi: Ülkemizde Anormal Hiçbir Şey Yok

Kurban Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınlayan MHP Lideri Devlet Bahçeli, normalleşme veya yumuşama tartışmalarına ilişkin, “Toplumsal ve siyasal istikrarı tahkim ve takviye edecek ekonomik toparlanma ve serpilme dönemi de çok şükür ufukta görülmüştür” dedi ve ekledi:

Bu nedenle ülkemizde anormal hiçbir şey yoktur, hatta normalleşme safsatalarıyla milletimizin sinir uçlarını tahriş edecek gizli gündem teşrifatçılarına ikna olacak ve itibar edecek de olmayacaktır. Gerçekleri çarpıtarak, fason teklifleri sıcak tutarak, fiyaskoya dönmüş anlayışlarını münafık taktiklerle kapatmaya çalışarak kendilerine siyasi nefes borusu açmaya heveslenenlerin gayeleri boş, gayretleri boşunadır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Kurban Bayramı mesajı paylaştı. Bahçeli, mesajında şunları kaydetti:

“İnsanlığın barış, huzur, refah, istikrar ve güvenlik özlemlerinin sekteye uğradığı bir dönemin bütün sancıları geniş çapta yaşanmakta ve yaşatılmaktadır. Manevi zayıflıklar, dayanışma ve yardımlaşma zaafları, empati hissiyatındaki zedelenmeler maalesef dünya genelinde ciddi düzeylerde havi ve hakimdir.

Daha medeni, daha muasır, daha mutlu, daha müreffeh bir ortak geleceğin inşa çabalarında gözle görülür darboğazların varlığı ve yaygınlığı hakikaten de inkâr edilemeyecek boyutlardadır. Müesses uluslararası düzen ahlaken, hukuken, vicdanen ağır sarsıntı geçirmekte; bu sarsıntının sosyal, siyasal ve ekonomik sonuçları insanlığın yaşadığı manevi krizle eklemlenince vahim bir dünya tablosu tezahür etmektedir.

Çivisi çıkan, zembereği kopan, meşruiyet temeli bozulan bugünkü insanlık döneminden yegâne kurtuluş reçetesi, asıl anlamına muvafık insan haklarına, faile ve fiile göre farklılaşmayacak evrensel hukuk ilkelerine bağlılık ve riayettir. Şu çarpıcı hususu bilhassa ve kaygıyla ifade etmek istiyorum ki, çocukların katledildiği bir dünyanın medeniyet vaazı, hürriyet vaadi ham hayalden öte bir anlam taşımamaktadır.

“Ülkemizde anormal hiçbir şey yoktur”

İnsani felaketlere savrulmuş bir dünyanın merhamet iklimi kurak, muhabbet iradesi bulanık ve kuşkuludur. Soykırım suçunun alenen işlendiği bir dünyada insani miras ve emanetlere saygı ve sadakatten bahsedilmesi eğer saflık değilse ileri düzeyde saptırmadır ve hatta sapkın bir istismardır.

Milyarlarca insanın mağduriyet kapanına sıkışarak gelir, servet ve eşit hak dağılımı adaletsizliğine gömüldüğünü dikkate aldığımızda; aynı şekilde açlık, yoksulluk, zulüm, terör, göç ve diğer pek çok sorunla boğuştuğunu hesaba kattığımızda küresel ve bölgesel merkezli haksızlığın sürdürülebilir olmadığı net olarak anlaşılıp teyit edilecektir.

Dünyanın kaotik bir çıkmaza sürüklenmesine karşın Cumhuriyet’in yeni yüzyılında Türkiye’miz müessir ve müstesna bir görüntü çizmektedir. Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefleri umutları yeşertmiş, tarihin çağrısıyla istikbalin çehresini aydınlatmıştır.

Toplumsal ve siyasal istikrarı tahkim ve takviye edecek ekonomik toparlanma ve serpilme dönemi de çok şükür ufukta görülmüştür. Bu nedenle ülkemizde anormal hiçbir şey yoktur, hatta normalleşme safsatalarıyla milletimizin sinir uçlarını tahriş edecek gizli gündem teşrifatçılarına ikna olacak ve itibar edecek de olmayacaktır.

Gerçekleri çarpıtarak, fason teklifleri sıcak tutarak, fiyaskoya dönmüş anlayışlarını münafık taktiklerle kapatmaya çalışarak kendilerine siyasi nefes borusu açmaya heveslenenlerin gayeleri boş, gayretleri boşunadır. Yumuşama mesajlarına özenle saklanan ve sarılan yalan, dedikodu ve iftira kampanyasının hangi sinsi emellere, hangi sakat hedeflere odaklandığı az veya çok bellidir.

Bir yanda yumuşaklık pozu veren, diğer yanda meşrep ve müktesebatında taşıdıkları nefret ve öfkeyi sağanak halinde yağdıran siyasi hasis ve hırçın zihniyetlerin ikiyüzlülüğü bugünlerde utanç verici düzeylerdedir. Kutuplaşmayı törpülemek yerine kurnazca tahrik edenler, husumeti örselemek yerine bayağı şekilde taçlandırıp tasdikleyenler elbette milletimizin gözünden ve gönlünden kaçamayacak aciz ve acıklı durumdadır.

Üstelik fitne/fesat kışkırtıcılığı yaparak kutlu davamızı, fedakarlık ve iman numunesi camiamızı Türk düşmanlarının siparişiyle sorgulamaya, yargılamaya ve terörize etmeye kalkanlar Allah’ın şahitliğinde ifade ediyorum ki, bedelini adalet ve millet nezdinde çok ağır ödeyeceklerdir.

Hakkımızı, hukukumuzu savunmak şeref konumuzdur. Ne hakkımızdan, ne hukukumuzdan, ne de şerefimizden taviz verilmeyecektir. Puslu havada Müslüman mintanı giyen iblisin şirret tuzakları boşa çıkarılacaktır. Dileğim ve temennim, bayram günleri münasebetiyle herkesin bir vicdan muhasebesi yapması, dürüst ve samimi şekilde gündemdeki meseleleri ele almaları, sabır ve tahammül eşiklerimizi zorlama yanlışından derhal dönmeleridir.

Bayram demek barış, sevgi, hürmet, hatırlama ve kardeşlik demektir. Ancak kardeşliğin veya barışmanın tek yanlı olması akıl dışılıktır. Milli vuslatı siyasi vurgunculukla kundaklamaya azmedenlere müsaade edilmeyecektir. Bayram sürecinde, kendi iç dünyamızı, çevremizle kurduğumuz irtibat ve ilişki ağlarını yüreklice değerlendirmeye ve yeni baştan tefrik etmeye müştereken ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

Anlaşılmaktan ziyade anlamaya, dayatmadan ziyade diyaloğa, kutuplaşmaktan ziyade kucaklaşmaya, ihtilaftan ziyade irade ve istikbal mutabakatına doğru kalıcı bir geçiş sağlam ve sahici adımlarla gerçekleşmelidir. Ne var ki bahse konu bu geçiş kalıcı ve köklü olmalıdır.

Kurban Bayramı’nın ahlaki ve manevi zenginliğiyle yepyeni bir uzlaşma sürecinin yollarını açabilir, karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı güçlü bir dönemin ihyasını da elbirliğiyle başarabiliriz. Ne kadar birlik ve beraberlik içinde hareket edebilirsek o kadar güçlü olacağımız özellikle bilinmelidir.

Türkiye’nin ve Türk-İslam medeniyetinin maruz kaldığı karanlık senaryoları tesirsiz hale getirmek, üzerimizde oynanan oyunları bozup atmak her şeyden önce milletimizin engin ve tarihi mukavemetine bağlıdır.

Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile olan Türk milleti; bayram şuuruyla, adalet ve hakkaniyetin mihveri olduğunu her saha ve zeminde, bunun yanında dosta da düşmana da ispat edecek dirayete, kabiliyete ve kapasiteye fazlasıyla sahiptir. Türkiye ve Türk vatanı 85 milyon Türk vatandaşının yeryüzü cennetidir.

Ayrılmamızı, bölünmemizi, birbirimize düşmemizi planlayan tüm odaklara verilecek en etkili cevap tek ses, tek nefes, tek yürek, tek bilek halinde duruş göstermektir. Çünkü biz Hakkari’de kesilen kurbanın duasını Tekirdağ’da yapan, Şırnak’ta takdim edilen ikramı Ankara’da alan, İstanbul’da uzatılan eli Batman’da tutan, Yozgat’ta akan gözyaşını Mersin’de silen büyük bir milletin evlatlarıyız.

Besmeleyle kesilen her kurban, sıkılan her el, gülücükler saçan her yüz, hasret akşamlarından sonra şafakla doğan her vuslat birliğimizin harcı, dirliğimizin haysiyet kubbesidir. Kurban ibadetimizin kabulünü Cenab-ı Allah’tan diliyorum. Şehit ailelerimizin, aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin mübarek Kurban Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum.

Tüm babaların “Babalar Günü”nü tebrik ediyor, en iyi dileklerimi sunuyorum. Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan aziz vatandaşlarımıza bilvesile saygı ve sevgilerimi sunuyor, Hac farizası için kutsal topraklarda bulunan tüm kardeşlerimizin ibadetlerinin kabulünü niyaz ediyorum.

Dokuz günlük tatil münasebetiyle yola çıkan, tatile giden veya sıla-i rahime seyahat eden vatandaşlarımızın can güvenliklerini riske atmamaları için trafik kurallarına harfiyen uymalarını hassaten rica ediyorum. Bayramımız mübarek, devletimiz ve milletimiz var olsun diyorum.”

Paylaşın