Hüda Kaya Hakkında Tahliye Kararı: Barış İstemeye Devam Edeceğim

Hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye kararı verilen Hüda Kaya, savunmasında, “28 Şubat’ta idamlarla yargılanırken de şeriatçı olmakla yargılandık. İktidarlar değişti yargılama biçimi değişmedi” dedi ve ekledi:

“O zaman ‘şeriatçı’ olarak yargılanıyorduk bugün ise ‘terörist, bölücü olarak’ yargılanıyoruz. İyilik ve barış istemek iktidarlara göre değişmez. İyilikle, barışla teröristlik bir arada olamaz. Dün alanda, sokakta, kürsüde ne istediysem, bugün tüm tabiat, canlılar, toprak için, insanlar için aynen iyilik, barış ve mutluluk istemeye devam edeceğim.”

6-8 Ekim 2014 tarihindeki protestolar gerekçe gösterilerek eski HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan, Pero Dündar ve Garo Paylan hakkında açılan davanın ilk duruşması başladı.

Sincan Cezaevi Kampüsü’nde bulunan Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, milletvekilleri ve Demokratik İslam Kongresi (DİK) üyeleri takip etti.

Tutsak siyasetçi Hüda Kaya, duruşmaya Silivri Kadın Kapalı Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

Duruşmada, mahkeme iddianamede geçen suçlamaları hatırlattı. Daha sonra söz alan tutsak siyasetçi Hüda Kaya, “Bu iddianame öncekilerin kötü bir kopyası olarak önüme geldi. Baştan sona konuşmalarımda tek bir hakaret içermeyen konuşmalarım nedeniyle yargılanıyorum. Her zaman barış ve eşitlikten yana olan konuşmalarım siyasi bir öç olarak karşıma konuldu. Tek başımıza da kalsak yalana, haksızlığa sarılmayız” dedi.

Yaptığı konuşmaların ve katıldığı tüm etkinliklerin suçlama konusu yapıldığını belirten Kaya, “Adalet mülkün temeli değil de mülk adaletin temeli olunca, egemenlik halkın değil egemenlerin olunca, hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukuku geçerli olunca elbette sanık sandalyesinde olan bizler oluyoruz. Biz mağdur değiliz çünkü çok şükür çalmadık, insanların özgürlüklerini çalmadık, yalan söylemedik, şiddetin her türlüsüne karşı olduk.

Bütün bunlara rağmen savcılığın talep ettiği suçlara karşı ifade vermem hukuksuzca engellendi ve 8 aydır haksız şekilde tutuklu bulunuyorum. Bir milletvekili temsil ettiği insanların açısında, taziyesinde, haksızlığa uğradığında onların sesi olmak için çalışır. Hala görevde olan milletvekilleri de bunun için çalışıyor. Bizleri özgürlüğümüzden alı koyanların verdiği kararların siyasi olduğunu söylüyorum” diyerek, tepki gösterdi.

Kaya, Cizre olaylarında yaralıların kurtarılması için yaptığı yardım çağrısının dosyaya alındığına şaşırdığını söyleyerek, şöyle devam etti: “Şiddet karşıtı ve barış yanlısı bir insanım, buna karşı size vereceğim cevabım zaten dosyanın içindedir. Dinler insanı ve toplumu vicdani ve öz anlamında geliştirmek içindir diyebiliriz.

Onca öğreti ve öncü ve elçilere rağmen toplumlar birçok şeyi yozlaştırıp egemenlik aracı kıldığı gibi egemenler dinleri de baskı, sömürü ve cinsiyetçilik aracı haline getirdi. Yine Meclis’te yaptığım bir konuşma dosyaya konulmuş, kürsü dokunulmazlığı ihlal edilerek anayasaya aykırılık yapılıyor. Asıl bu hukuksuzluğu yapanlar, bunu dosyaya koyanlar hakkında işlem yapılmalıydı. Yaptığım konuşmanın nasıl dosyaya alınıp suç olarak geri döndüğünü anlamak mümkün değil.”

Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “İHD’nin İstanbul Şubesi’nde Kobani olaylarına ilişkin bir konuşma yapmışım. Ne demişim,‘Kobani olaylarının ortaya çıkması ve aydınlatılması için önerge verdik ama bu olayların ortaya çıkartılmasını engelleyen AKP-MHP’dir. Derin devlet ve devletin karanlık yüzü olayların ortaya çıkmasını istemeyenlerin kim olduğunu tahmin etmek zor değil’ demişim. Yani ne konuşalım ne diyelim, barış konuşmayalım mı, iyilik konuşmayalım mı hep savaş hep çatışma mı konuşalım?

Ülkenin iyi geleceği olsun diye yaptığımız çırpınışların ödüllendirilmesi gerekirken bunlarla yargılanır hale gelmişiz. Yine 6 Eylül’de Mardin Belediyesine atanan kayyım belediyesi protestolarında zılgıtlar çekilmiş, şarkılar söylenmiş ve burada bir konuşma yapmışım. Bu da dosyada yer alıyor, ‘Hırsızlara boyun eğmeyeceğiz, itaat etmeyeceğiz’ demişim. Hakim bey bunu okurken gülsek mi bilemiyoruz iddianamede defalarca ‘hırsızlıklar’ kelimesi geçiyor. ‘Seçilmişlerin, halkın iradesi üzerine irade tanımıyoruz” diyerek konuşmama devam etmişim.

Süleyman Soylu’ya yine burada ‘sözde içişleri bakanı’ diyerek, ‘insanlar sizin yüzünüzden dinden uzaklaştı, hırsızlıkla yalanı her türlü kötülüğü inançla bütünleştirdiniz, sizin kötülüklerinize teslim olmayacağız. Kim olursa olsun çocukların, ezilenlerin, kadınların yanında olarak hakkın hakikatin yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ülke bu halk kötülüğe teslim olmayacak, işte bu kayyım politikaları da kötülüğün sesinin halkların sesini kesmeye çalışmasıdır. Bu kötülük sesine yenilmeyeceğiz. Bu halk size dersinizi verdi vermeye devam edecek’ demişim.

Gerçekten ibretlik alıntılardan bir tanesidir bu. Politik mi, sosyolojik mi hangi açıdan değerlendirilse eksik kalır. Nerede olursam olayım, şiddete karşı, haksızlığa karşı olup, canlıların, insanların özgürlüğünün yanında olduğumu her yerde anlatmışımdır. Tüm bunları yetkililere söylememek onları incitmemek mi gerekiyor? İktidarın gücüyle bizlerde bir yerde yerleşip yurtlanırdık ama çok şükür hiçbirimiz bunu istemedik, buradan yana olmadık. Yine bu seçimlerde halk Mardin’de Ahmet Türk demedi mi her şeye rağmen, halk işte böyle dersini egemenlere verir.

28 Şubat dönemindeki yargılamalara değinen Kaya, bugün aynı sistemin AKP eliyle işletildiğini söyledi. Kaya, “28 Şubat’ta idamlarla yargılanırken de şeriatçı olmakla yargılandık. İktidarlar değişti yargılama biçimi değişmedi. O zaman ‘şeriatçı’ olarak yargılanıyorduk bugün ise ‘terörist, bölücü olarak’ yargılanıyoruz. İyilik ve barış istemek iktidarlara göre değişmez. İyilikle, barışla teröristlik bir arada olamaz. Dün alanda, sokakta, kürsüde ne istediysem, bugün tüm tabiat, canlılar, toprak için, insanlar için aynen iyilik, barış ve mutluluk istemeye devam edeceğim.”

Hakkında beyanlarda bulunan tanık Gül Tanrıverdi’nin Kandil’e gittiğine ilişkin iddialarına yanıt veren Kaya, Kandil’e çözüm sürecinde açık bir biçimde gittiğini ve bu röportajların yayınlandığını belirtti. İkinci gidişinde ise bir heyet eşliğinde gittiğini söyleyen Kaya, tarihleri ve verileriyle birlikte olduğunu söyledi. Gizli tanığın iddia ettiği üzere Halklar ve İnançlar Komisyonu ile gittiğine ilişkin beyanların gerçeği yansıtmadığını dile getiren Kaya, 6 Ekim’de HDP MYK toplantısına ise katılmadığını ve o tarihlerde Muş’ta olduğunu anımsattı.

Kaya’nın beyanları ardından söz alan avukat Zilan Leventoğlu, 2013-15 arasında yaşanan sürece dikkat çekerek, bu süreç üzerinden 11 yıl geçtiğini hatırlattı. Leventoğlu, Bu sürecin içinde yer alan AKP’lilerin ise faaliyetlerinden yargılanmadığını ancak HDP’li siyasetçilerin ise yargılandığını söyledi. Leventoğlu, söz konusu faaliyet ve çalışmaların suç olmadığını ve devletin bilgisi ile yapıldığını paylaştı.

Leventoğlu, müvekkilinin yurt dışında bir konferansa katılmak için havalimanında bulunduğunu ancak havuz medyasının “kaçacaktı” şeklinde haberler servis ettiğini anımsatarak, tepki gösterdi. HTS kayıtlarına değinen Leventoğlu, “Müvekkilin oğlu ile konuşmalarına dahi değinilerek dosyaya konulması ne kadar hakkaniyetli tartışılır. Bir yıl önce başlatılan soruşturmada gizlilik kararı kaldırılmamış, müvekkilin savunma yapması engellenmiştir.

Dosyada ithaf edilen suçlara ilişkin tek bir delil yok. 8 aydır müvekkilimiz hukuksuz bir biçimde tutukludur. Kobani Davası’nda görülen karar duruşmasında müvekkilimize atılı aynı suçlardan siyasetçiler beraat etmiştir. Tutukluluk halinin hiçbir hukuki ve makul bir gerekçesi kalmamıştır. Soruşturmaya yine konu olan son derece demokratik bir çağrı olan 6-8 Ekim çağrısında milletvekilimizin ne imzası vardır, ne toplantıya katılmıştır ne de paylaşım yapmıştır. Buna ilişkin tek bir delil, tanık ve belge yoktur” diye konuştu.

Savunmaların ardından mütalaasını sunan iddia makamı, Kaya’nın tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kaya’nın ayda bir kez imza atma yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağıyla birlikte tahliyesine karar verdi.

Birinci Kobani Davası

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülmüştü. Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davada ceza yağdırmış, Mahkeme Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay ceza vermişti. Mahkeme, 24 kişi hakkında toplam 407 yıl 7 ay hapis cezası vermişti.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Özel’den “Tasarruf Paketi” Tepkisi: Yoksullaşan Vatandaş Zenginleşen Yandaş

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Açıkladıkları tasarrufun tümünü yapsalar 100 milyar TL yani bu yılın bütçesinin yüzde 1’i bile değil. Ama emekçinin servisini kaldıralım, öğretmen atamayalım, emekliye, asgari ücrete zam vermeyelim diyorlar” dedi ve ekledi:

“Daha 1 ay geçti temsil ve ağırlama gideri 7 kat, 350 milyon TL artmış. Haberleşme gideri bir ayda 150 milyon TL artmış. İkisinin toplamı yarım milyar. Yani 100 milyar tasarruf edecek olanlar 2 kalemde yarım milyar israf etmiş.

Araç kiralama, kamu binası kiralama giderleri azalmamış artmış. Geçen sene Merkez Bankası 800 milyar TL zarar etti, KKM’ye 1.2 trilyon verdiler, Kamu özel işletmelerine 3 yılda 675 milyon ödeyecekler. Bütçeden faize 1.3 trilyon ödenecek. Yoksullaşan vatandaş zenginleşen yandaş.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Geçtiğimiz hafta Diyarbakır ve Mardin’de 15 bin hektar alan yandı ve 15 vatandaşımızı kaybettik. Heyetimiz acılı ailelerin yanındaydı, taziyede bulundular. En kısa zamanda ben de taziye için gitmeyi planlıyorum. İçişleri Bakanlığı’nın doğru söylemediği, meselenin bir anız yangınından kaynaklanmadığı ortaya çıktı.

Çok sayıda rapor DEDAŞ’ın inanılmaz ihmallerini anlatıyor. DEDAŞ bölgenin en çok şikayet edilen kurumudur. En çok Urfa’da şikayet ediliyor. Urfa’yı kavurucu sıcakta elektriksiz dolayısıyla susuz bırakıyor. Diyaliz, solunum cihazlarına bağlı insanların hayatı tehlike altında. Düşük yüksek voltaj nedeniyle aletler bozuluyor, tazminat talepleri kabul edilmiyor. Bu özelleştirmeler yapılırken karşı oylarımızı, raporlarımızı dinlemediler. Tam da bunu söyledik.

Elektrik yaşam hakkıdır, böyle stratejik bir alanı özelleştirmeyin, dedik. Şimdi orman yangınına bakın 15 can DEDAŞ’ın ihmalinden kaynaklanıyor. Bütün itirazlara rağmen iyileştirme yapılmadığı gibi dezenformasyon yapılıyor. Kaçak kullanılıyor da ondan oluyor diyorlar. Kaçak kullanan varsa ona yapılacak başkadır. Meclis açılır açılmaz ilk iş orman yangınları konusunda araştırma önergesi verdik. Yangınlar tüm yönleriyle araştırılmalı.

Açıkladı tasarrufun tümünü yapsalar 100 milyar TL yani bu yılın bütçesinin yüzde 1’i bile değil. Ama emekçinin servisini kaldıralım, öğretmen atamayalım, emekliye, asgari ücrete zam vermeyelim diyorlar. Daha 1 ay geçti temsil ve ağırlama gideri 7 kat, 350 milyon TL artmış. Haberleşme gideri bir ayda 150 milyon TL artmış. İkisinin toplamı yarım milyar.

Yani 100 milyar tasarruf edecek olanlar 2 kalemde yarım milyar israf etmiş. Araç kirama, kamu binası kiralama giderleri azalmamış artmış. Geçen sene Merkez Bankası 800 milyar TL zarar etti, KKM’ye 1.2 trilyon verdiler, Kamu özel işletmelerine 3 yılda 675 milyon ödeyecekler. Bütçeden faize 1.3 trilyon ödenecek. Yoksullaşan vatandaş zenginleşen yandaş.

6 Şubat depreminin üzerinden 16 ay geçti. Bir arpa boyu yol alınmadığını, hayatın konteyner, çadır ya da göç edilen yakınların yanında sürdüğünü ama kimsenin yüzünün gülmediğini söylemeliyim. 1 yılda 650 bin konut sözü verenler 1,5 yılda 79 bin konut yaptılar. Sözlerinin yüzde 12’sini tuttular, önemli bir kısmı köy evi. Malatya’daki ortalama yüzde 6,7. Bu sıcakta çadırda, konteynerda sağlık sorunlarıyla karşı karşıyalar.

3 ayda bütün şehirlerde sadece 2500 konut teslim ettiler. Bütün ilgili odalar, muhalefet partiler bu yöntemle bu konutlar olmaz demişti. Bu ay kira yardımı da bitiyor. Uzatmayı da düşünmüyorlar. Bu konuda hem sağduyulu, meseleyi bir siyasi çekişme haline getirmeden hızla bir çözüm bekliyoruz. Gerekli öneride bulunacağız. Ne halleri varsa görsün diyorlarsa bilsinler ki deprem bölgesindeki kimse sahipsiz değildir.

Deprem bölgesinde en önemli itiraz belirsizlik. Az hasarlı konutlara ‘yap geç’ diyorlar. Borç harç yapınca ‘rezerv alan ilan edildi’ diyorlar onu da alıyorlar. Orta hasarlı evlere yıkılacak dediler, gittim kapıyı pencereleri söktüm sattım harçlık yaptım, şimdi diyorlar ki oturun, evde bir şey kalmadı. Bu belirsizlik olacak iş değil. Bu iki mesele çözülmeli. Kiracılar hak sahibi sayılmadığı için yeni konutlardan yararlanamıyor.

Eurosat verilerine göre Türkiye kira artışlarında Avrupa birincisi oldu. İkinci Macaristan. Pandemi, kriz, enflasyon her yerde oldu. Herkes tedbir aldı, bizimkiler almadı. Geçen sene yüzde 125. Avrupa’da en yüksek 12 Türkiye’de 125. Kira artışına tavan koyan tek ülke biziz. AB ülkeleri yüzde 3’te tutmuş. Bir de birileri yönü batıdan çeviriyor.

Şimdi de ev kirasına yüzde 20 stopaj getiriyorlar. Her ev sahibi olan zengin değil artık. Nerde görülmüş stopajı ev sahibinin verdiği. Ev kiralarına yansımazsa gelin bana sorun. Kim nereye vergi getiriyorsa aslından garibanın sırtına yüklüyor.

Memleketi 22 yıldır yönetenler batırmaktan beter etmişler, hala yalan yanlış işlerde ısrar ediyorlar. Ana muhalefet partisi gel ben sana anlatayım deyince,’ ortak program mı çalışacaklar’ diyorlar. ün müstakbel ekonomi bakanımız Yalçın Karatepe, zengine rasyonel vatandaşa irrasyonel politikacıların uygulayıcısı Mehmet Şimşek’le görüştüler. Siyaset hem müzakere hem mücadele işi. Bu krizin müsebbibi toplumun kırılgan kesimleri değil. Bu krizi onlar yaratmadı.

Bu krizi bütün dünya yönetirken yönetmeyen anlayış, yoksuldan zengine kar aktaranlar, bilerek enflasyonist ortam yaratanlar, seçim ekonomisi uygulayanlar, Ecevit’ten yüzde 29 enflasyonla alıp yüzde 100’lere çıkaranlar yarattı. Emekliler, emekçiler, esnaf kemer sıkacak, senin yandaşlar bir düğme daha açacak, öyle yağma yok demeye gittik. Emekliye 10 bin TL maaş olmaz 25 bin TL olsun demeye gittik. Önce asgari ücret yapın biz gelince 1,5 asgari ücret yapacağız dedik. Geldiklerinde 2 koç alıyordu emekliler, şimdi 2 emekli 1 kurban kesemiyor.

Asgari ücret 10 bin 2 lira. Verildiğinden beri yüzde 25 eridi. Gerçek gıda enflasyonu, asgari ücret yüzde 41 eridi. Açlık sınırının altında. Karatepe’nin ‘bir değişiklik iradesi görmüyorum’ dediği asgari ücrete zam yapmayacaklarına niyetlenmeleridir. Bu insanları açlığa sürüklemenize izin vermeyeceğiz.

Tarım meselesinde taban fiyatlar mutlaka düzenlenmeli. Kredi kartlarının yüksek faiz oranları acilen düşürülmeli. Faizden alınan yüzde 30 vergi sıfırlanmalı. Çiftçi ve esnafın faizleri bir kereye mahsus silinmeli.

Bir de makro önerimiz var; vergide adalet istiyoruz. Çok kazananın çok, az kazananın az vergi vermesini istiyoruz. Dolaylı vergi yüzde 68. Yüzde 21 herkesin aldığı maaşlarından kesilen vergi. CHP iktidarında vergide adalet gelecek, Mehmet Şimşek istediği kadar dirensin. 226 milyar TL gelir elde etmeye çalışıyorlar. Geçen sene yandaş müteahhitlerin 660 milyar TL kesinleşmiş vergisini mücadele etti. 226 milyar için emeklinin, emekçinin, çiftçinin, esnafın boğazına çökecekler.

Peki ne yapacağız? Anlattık ama anlamadılar. O zaman hepinizi 30 Haziran günü emeğin başkenti Kocaeli’ne bekliyoruz. Asgari ücrete, emekli maaşına, çaya buğdaya zammı söke söke almak için bütün geçinemeyenleri Kocaeli’ne bekliyoruz.”

Bahçeli’ye geçmiş olsun mesajı

Grup toplantısı çıkışı gazetecilerin Bahçeli ile ilgili sorusunu yanıtlayan Özel, “Kendisine geçmiş olsun diliyorum. Konuşmada MHP ile ilgili kısmı da o yüzden atladık. Acil şifalar diliyorum” dedi.  Özel, Yılmaz Özdil ile ilgili soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Paylaşın

Şimşek’ten CHP İle Görüşme Açıklaması: Normalleşme Ruhunu Zedelemez

CHP’li Yalçın Karatepe ile görüşmeye ilişkin açıklamada bulunan Mehmet Şimşek, “Gündeme getirilen tüm konularla ilgili perspektifimizi şeffaf bir şekilde kendilerine anlattık. Önerilerini, demokratik nezaket ve ekonomik-mali gerçekler kapsamında not ettik” dedi ve ekledi:

“Ayrıca uyguladığımız ekonomi programımıza ilişkin detaylı bir de sunum yaptık. Ancak sonrasında görüşmeye ilişkin kamuoyuna yönelik mesajlarının tribün ve taraftar kaygısıyla verilmiş olduğunu izledik. Umarım bu tutum ve yaklaşım diyalog ve normalleşme ruhunu zedelemez.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe arasında dün gerçekleşen görüşme gündemdeki yerini koruyor. Karatepe’nin görüşme sonrası yaptığı açıklamalarla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Şimşek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayı ile Karatepe’yi ağırladıklarını ve protokol kurallarını uygulamadan binanın girişinde karşıladığını söyledi.

Mehmet Şimşek, “Gündeme getirilen tüm konularla ilgili perspektifimizi şeffaf bir şekilde kendilerine anlattık. Önerilerini, demokratik nezaket ve ekonomik-mali gerçekler kapsamında not ettik. Ayrıca uyguladığımız ekonomi programımıza ilişkin detaylı bir de sunum yaptık. Ancak sonrasında görüşmeye ilişkin kamuoyuna yönelik mesajlarının tribün ve taraftar kaygısıyla verilmiş olduğunu izledik. Umarım bu tutum ve yaklaşım diyalog ve normalleşme ruhunu zedelemez” dedi.

Ne olmuştu?

Karatepe ziyaret sonrası yaptığı açıklamada, “Görüşmede dört ana talep ilettik. Asgari ücrete ara zam, emekli aylıklarla ciddi şekilde artış yapılması, tarımsal desteklerin arttırılarak tarım kanununun öngördüğü şekilde yüzde bir oranında çiftçilere ödenmesi, bu kapsamda şimdiye kadar açıklanmış olan çay ve buğday gibi alım fiyatlarının güncellenmesi ve dördüncü olarak da ekonomide önemli sorunlardan birisi olarak gördüğümüz vergide adaletsizliğin giderilmesi. Biz bu önerilerimizi sunduk ve takipçisi olacağız. Görüşmeye dört taleple gittik. Ancak dört saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük” demişti.

Paylaşın

Bahçeli’den “Cumhur İttifakı” Açıklaması: Bizden İyisi Şam’da Kayısı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Cumhur İttifakı, Türk milletinin ruh köküdür, kararlılıkla yoluna devam edecektir. Demokrasinin asıl gücü çeşitli bakış açıları üzerine muhakeme yürütme çabasında gizlidir” dedi ve ekledi:

“Kafamız milletin gündemiyle meşgul. Osman Kavala ile terörist Demirtaş’ın serbest kalmasına, terör devletinin kurulmasına, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta milli haklarımızın hiçe sayılmasına, bölünmenin doğal karşılanmasına, Türkiye Yüzyılı hedeflerinin rafa kaldırılmasına tamam dersek, sesimizi kısarsak, sen de buyur, ne isterseniz yapın mesajı verirsek, bizden iyisinin Şam’da kayısı olması kaçınılmazdır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“20 Haziran günü Diyarbakır ile Mardin arasındaki anız yangınlarından zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, vefat edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Mağduriyet yaşayan insanlarımıza devletimizin cömert eli uzanacaktır. MHP olarak sürecin takipçisi olacağımızı bu vesileyle paylaşmak istiyorum. Yangının çıkış nedenleri tespit edilecek, gerekli hukuki tasarruf yapılacaktır. Bu konuda biraz sabırlı olmak lazımdır. Anız yangınını bahane ederek potansiyel nefretlerini dışa vuran kimler varsa tescilli Türkiye muhalifidir.

Diyarbakır Barosu’nun sipariş açıklamasıyla hangi emeli canlı tutmak istediği gözden uzak tutulamaz. Bin yıllık kardeşliğimizi ateş altına almak isteyen provokatörler az çok bellidir. Onların oyununu bozmak hepimize düşen milli görevdir. Puslu havalarda girdikleri deliklerden birer ikişer ortaya çıkarak rant devşirmenin, yalan sahasını genişletmenin yakasından tutmak, milli ahlak ve adaletin varoluş gayesidir. Kürt kökenli kardeşlerimizi istismar edenler tüm çirkin suretleriyle açıktadır.

Şu günlerde karamsar ve kaotik tablo çizenler revaçtadır. Gerçi iyimserlik için az gerekçemiz olduğu da malumdur. 3. dünya savaşıyla ilgili alarm zilleri çalanlara yenileri eklenmektedir. Bazı Avrupa ülkeleri silahlara ciddi bütçe hazırlıyor. Sırbistan Cumhurbaşkanı, dünyada 3 ya da 4 ay içinde büyük bir çatışmanın yaşanacağını iddia etmiş, Trump ise dünya savaşı çıkmadan kasım ayındaki seçime kavuşabilme umudunu dillendirmiştir.

İngiliz Economist de savaş manşetleri atmıştır. Son zamanlarda yeni bir dünya savaşı riski telaffuz edilmektedir. Gerek devlet hafızasında gerekse da maşeri hafızalarda her şey mahfuzdur. Türkiye’nin de aralarında gösterildiği 34 ayrı ülkede kanlı çatışmaların varlığından bahsedilmiştir. Dünya çatışma haritası çizilirken bölgelere göre devlet temelli çatışmalardan etkilenen ülkeler kategorisinde Türkiye’nin gösterilmesi bize göre haksızlıktır. Bunun gereği meşru müdafaa gereğinde terörle mücadelemizden duyulan rahatsızlıktır.

Azılı katil savaştan vazgeçmeye hazır olunmadığından ancak Hamas’la kısmi anlaşmadan bahsediyor. Savaşın Orta Doğu’ya sıçrama riski irtifa kazanıyor. Lübnan’ın 2. Gazze olmasına karşı dünya uyarılıyor. İsrail’in Lübnan sınırına yığınak yapması, Hizbullah’ın füzeli saldırıları tansiyonu artırıyor. ABD’nin uzaktan seyretmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Kızıldeniz’de bulunan bir ABD uçak gemisinin Akdeniz’e doğru yola çıkması, savaş ve silah baronlarının iştahını kabartmaktadır. Türkiye’nin bulunduğu geniş coğrafyada fırtınalar kopmaktadır. Tayvan meselesinden dolayı ABD ile Çin arasında gerilime neden olan Hint-Pasifik kaynamaktadır. Irak ve Suriye üzerinde oyun oynanmaktadır. Balkanlar ve Anadolu kuşatmak altındadır. ABD haydi neyse İran’ın PKK’ya drone ve füze sevkiyatı iddiaları gündeme yansımaktadır. Doğu ve Kuzey Afrika bunalım kapanındadır. Doğu Avrupa ülkeleri huzursuz ve sancılıdır.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin’den sonra Kuzey Kore’ye gitmiş, anlaşmaları imzalamıştır. Putin’in NATO’nun Asya-Pasifik’e odağını kaydırdığını ve buna karşı mücadele edeceklerini söylemesi tedirginliği tırmandırmaktadır. Ukrayna Barış Zirvesi’nde Türkiye’nin egemenlik hukuku, Lozan Anlaşması’nın ilgili hükümleri yok sayılmıştır. Fener Rum Patriği’nin sınırları bellidir. İdari açıdan Fatih Kaymakamlığı’na bağlı olmakla birlikte seçilmiş patrik de Türk vatandaşıdır. Türkiye sınırları içinde Konstantinopolis diye bir şehir yoktur. Ekümenik unvanının hukukiliği, meşruluğu yoktur. Aksi iddiada bulunanların alayı Bizans sevdalısıdır. İstanbul’u 2. Vatikan’a dönüştürmeye hiç kimsenin gücü yetmez.

“Bizden iyisi Şam’da kayısı”

Cumhur İttifakı, Türk milletinin ruh köküdür, kararlılıkla yoluna devam edecektir. Demokrasinin asıl gücü çeşitli bakış açıları üzerine muhakeme yürütme çabasında gizlidir. Kafamız milletin gündemiyle meşgul. Osman Kavala ile terörist Demirtaş’ın serbest kalmasına, terör devletinin kurulmasına, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta milli haklarımızın hiçe sayılmasına, bölünmenin doğal karşılanmasına, Türkiye Yüzyılı hedeflerinin rafa kaldırılmasına tamam dersek, sesimizi kısarsak, sen de buyur, ne isterseniz yapın mesajı verirsek, bizden iyisinin Şam’da kayısı olması kaçınılmazdır.

Ona buna pabuç bıraksaydık, kurşunlara, bombalara, cani hesaplara düğme ilikleyip saklansaydık sorarım sizlere, şehitlerimize ne diyecektik? Birbirimizin yüzüne nasıl bakacaktık? Bazı televizyon kanalları, satılmış köşe yazarları MHP ile yatıp MHP ile kalkıyorlar. Bunlara siyaseten her türlü desteği verip sözcülüğüne talip olan CHP’nin başkanı da kale duvarlarımızı taşa tutuyor. Bu şahsın o iki kişi diyerek sistematik suçlayıp saldırdığı değerli arkadaşlarım, benim ülküdaşlarımdır ve partimizin saygın isimleridir.

CHP Genel Başkanı bizim iki arkadaşımıza değil, sağında solunda yuvalanan Türkiye düşmanlarına baksa daha tutarlı, daha dengeli davranış içinde olacaktır. Bizim tek bir ülküdaşımız bile bunların alayına yetecektir. CHP’nin normalleşme maskeli sahtekar politikası anormalleşmeden başka bir şey değildir. Bizi Türkiye İttifakı denen harabeye davet etmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Kurnaza bakar mısınız? Cumhur İttifakı’na karşı başlattığı yarma harekatını takdim etmek için olmadık metotları devreye sokuyor. CHP’nin normalleşmesi, PKK’nın normal görülmesidir.

1 Temmuz’da başlayacak malum cinayet davası ile partimizi ilişkilendirmek için tek ayak üstünde 40 yalan söylerler. Kimin kimlerle iş tutuştuğunu, sağda solda neler konuşulduğunu çok iyi biliyoruz. Davamızı 3-5 çapulcunun keyfine göre yargılatamayız. Ortalıkta gezen kuklaların başlarının tahrikiyle MHP’yi ve Ülkü Ocakları’nı sorgulatamayız. Bizi sindirmeye çalıştıklarını görmedik mi sanılıyor? MHP ile aşık atılamaz. 1 Temmuz’daki davaya sadece avukatlarımız katılacak, bunun dışında kimse ortalıkta bulunmayacaktır. Kim ne biliyorsa mahkemeye sunsun da hepsinin ense tıraşını görelim.”

Paylaşın

“Plana Sadık Kalın” Diyen Sinan Oğan’ın Mal Varlığında Dikkat Çeken Artış

Sinan Oğan’ın geçen yıl 14 ve 31 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncesi ve sonrası çok sayıda arsa, arazi, malikâne ve ultra lüks konut aldığı ortaya çıktı. Mülklerin bugünkü değerlerinin ise 100 milyon liranın üzerinde olduğu belirtiliyor.

CHP Milletvekili Hasan Öztürkmen, “Tespitlerimize göre Oğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 2023 yılında adeta ‘mekân’ patlaması yaşamış. Arsalar, araziler, malikâneler, lüks sitelerde konutlar… ‘Plana sadık kalın’ diyen Oğan’ın plandan kastı imar planlarıymış” dedi.

31 Mayıs 2023 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyen ve eleştiriler üzerine “Plana sadık kalın” diyen Sinan Oğan’ın, seçimin yapıldığı yıl çok sayıda mülk edindiği öğrenildi.

Gazete Pancere’nin CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in paylaştığı tapu kayıtlarından aktardığına göre, Oğan seçimden hemen önce ve hemen sonrasında çok sayıda arsa, arazi, malikâne ve ultra lüks konut aldı. Mülklerin bugünkü değerlerinin 100 milyon TL’nin üzerinde olduğu belirtiliyor.

Konuyla ilgili açıklama yapan Öztürkmen, şu ifadeleri kullandı: “Tayyip Erdoğan’a karşı ‘Cehennemim kapılarını kapatacağız’ diyerek yola çıkan ve Türk milliyetçilerinin oylarına talip olan Sinan Oğan, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Erdoğan’ı desteklemiş, aldığı 5 milyon oya ihanet etmişti. Oğan gelen eleştirilere ‘Plana sadık kalın’ diye yanıt vermiş ancak o planı bir türlü açıklamamıştı. Geçmişte MHP’den iki kez ihraç edilen, Meral Akşener’le yolun başında ayrılan, ardından ATA İttifakı’nın adayı olarak Cumhurbaşkanlığı yarışına katılan Sinan Oğan şimdilerde yeniden sahnede boy göstermeye başladı.

Oğan, geçen haftalarda yaptığı bir açıklamada, Erdoğan yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleseydi Türkiye’nin ekonomik ve siyasi bir krize sürükleneceğini öne sürdü. Aynı konuşmada 2028 seçimlerinde Türk sağının ortak adayı olmak için çalıştığını da söyledi. Oğan, ardından yaptığı yeni açıklamalarla CHP’yi hedef almayı sürdürdü ve Genel Başkanımıza seslenerek, ‘Mekânın sahibi geri geldi sizi artık sahneden alalım Sayın Özgür Özel’ dedi.”

“Evet doğru. Sayın Oğan gerçekten Erdoğan’ı desteklediği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ‘mekân sahibi’ oldu! Hem de ne mekân!” ifadelerine yer veren Öztürkmen, “Tespitlerimize göre Oğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 2023 yılında adeta ‘mekân’ patlaması yaşamış. Arsalar, araziler, malikâneler, lüks sitelerde konutlar… ‘Plana sadık kalın’ diyen Oğan’ın plandan kastı imar planlarıymış” dedi.

“Oğan, seçimlerin ardından, aldığı arsa-araziler basına yansıyınca ‘yalan, iftira’ demişti. Ancak hepsini teyit ettik” diyen Öztürkmen, “Bugünkü toplam değerleri 100 milyon TL’nin üzerinde! Bakın, Sinan Oğan, 2023 yılında seçimlerden hemen önce ve hemen sonrasında hangi ‘mekânları’ mal varlıklarının arasına katmış:

1- Ankara’nın Gölbaşı ilçesine bağlı İncek semtinin Tulumtaş Mahallesi’nden 7 dönümlük arsa ve 800 m2’den oluşan malikâne aldı. (Ada 5029 Parsel 65) Alındığındaki bedeli 30 milyon TL idi. Arsa ve malikânenin bugünkü ortalama değeri 50 milyon TL!

2- Ankara Gölbaşı’ndan 2 bin 941 metrekare arsa aldı (Eski Parsel: 613 / Yeni Ada 5005, Parsel 119). Bugünkü ortalama değeri 4.5-5 milyon TL.

3- Ankara Çankaya ilçesindeki Mutlukent Mahallesi’ndeki Beysu Konakları’ndan lüks daire aldı. (Ada 13071, Parsel 9). Buradaki daireler konum ve büyüklüklerine göre, 12 milyondan başlayıp, 35 milyon TL’ye kadar çıkıyor.

4- Sinan Oğan, geçen aylardaki bir röportajında “1 milyon dolardan fazla eder” dediği Gölbaşı’ndaki ilk ünlü malikânesini 2020’de aldı. (Ada 125255, parsel 5) Ancak… Villa 2 dönümlük bir arazi üzerindeydi. Oğan, 2023 yılında burayı genişletti. 3 parsel daha satın aldı. (Ada 125254, Parseller 10-11-13) Arazilerin bugünkü toplam bedeli yaklaşık 20 milyon TL.

5- Oğan, bu villasını (Ada 125255, parsel 5) yeni parsellerle genişletmekle kalmadı. Villasının bulunduğu adanın hemen yanındaki devlete ait yolu bir kapı ile kapattı. Üzerine kurt figürü koydurduğu ve bozkurt işaretiyle pozlar verdiği o ünlü kapıdan bahsediyoruz.”

“Mal varlığını açıkla” çağrısı

Öztürkmen açıklamalarının devamında şunları kaydetti: “Ayrıca Oğan, yandaki parselin bütünlüğünü bozarak arsasının sınırını 3 metre kadar kaydırdı. Bu kaydırma ile komşu arsaların birçoğunun parseli de kaymış ya da işgal edilmiş oldu. Bu işlem komşuların şikâyeti üzerine mahkemelik oldu. Kasım 2023’te hazırlanan bilirkişi raporu üzerine Ankara 18. İdare Mahkemesi, Oğan’ın komşularını haklı buldu.

Millet içine çıkmaya yüzü olmaması gereken Sinan Oğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı tavırla Erdoğan’a karşı görevini yerine getirmiş ve Türk Milleti’nin gözleri önünde cehennemin kapılarını kendi üzerine kapatmıştır. O kapıyı açıp çıkabilmesi mümkün değildir. Artık bir siyasi cenazeye dönmüş olan Sinan Oğan’a tavsiyemiz, Saray’dan aldığı yeni görevler doğrultusunda CHP’yi ve Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef almayı bırakmasıdır!

Sinan Oğan’ın seçimlerin yapıldığı 2023 yılında yaşadığı mülk patlamasını tapu bilgileriyle ortaya koyduk. Eğer Oğan’ın bunlara itirazı varsa, son çağrımızdır: Çık ve milletin önünde malvarlığını ve edinme tarihlerini açıkla! “

Paylaşın

Bakırhan’dan “Vergi Paketi” Tepkisi: Kazık Paketi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Yeni paket hazırlıyorlar… Reklamını yaptıkları şey vergide reform paketi değil. Buna emin olabilirsiniz. Bir kazık paketi hazırlıyorlar” dedi ve ekledi:

“Bu kazık paketinde her şeyden vergi alacaklar. Şimdi gözlerini neye diktiler biliyor musunuz? Restoranlarda çalışanların aldıkları bahşişe. Nasıl vergilendirecekler onu da bilmiyorum. Moto kuryelerden vergi alınmıyormuş. Ne kadar yaratıcılar? Saray medyası moto kuryelerden nasıl vergi alınacağını tartışıyor. Vergi de vergi! Nasıl alacaklarını çok iyi tartışıyorlar. Vallahi helal olsun! İnşallah halkımız bunları görüyor ve gereğini de yapacak. Ben de onlara bir şey hatırlatayım, yazıktır. Türkiye ekonomisi bence biraz daha vergi toplasın da rayına girsin. Bugüne kadar sadece oksijenden vergi almadılar, şimdi akıllarına düşürdük yarın öbür gün aldığımız nefesten de vergi alırlarsa hiç şaşırmayın? Kusura bakmayın, özür diliyorum, bunun sebebi de biz olacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Konuşmasına Mardin – Diyarbakır sınırında çıkan ve 15 kişinin hayatını kaybettiği yangından bahsederek başlayan Bakırhan, şunları söyledi:

“Birkaç gün önce çok büyük bir felaket yaşadık. Diyarbakır’ın Çınar ilçesi ile Mardin’in Mazıdağı ilçesinde yangın felaketi yaşadık. Yangında 15 canımızı yitirdik. Yine yangında hayvanlar, canlılar yaşamını yitirdi, ürünler yok oldu. Yangında yaşamlarını yitiren canlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Ailelerinin başı sağ olsun. Halkımızın başı sağ olsun. Biz de yangından hemen sonra eş genel başkanımız, milletvekillerimiz ve belediye eş başkanlarımızla bölgede bulunduk. Bir DEDAŞ belası var, aslında bu defalarca dile getirildi.

DEDAŞ bölgede DEHAQ olarak anılıyor. Kimse ona DEDAŞ demiyor, Dehaq diyor. Bölge halkının aşına, işine, ekmeğine el koyuyor. Bu felaketin baş sorumlusu DEDAŞ’tır. Elektrik faturasını ödeyemeyen çiftçiye ve köylüye anında icra gönderen, malına tarlada el koyan DEDAŞ, elli yıllık odun direklerle hizmete üretiyor. 50 yıldır özellikle Kürt illerinde alt yapı için tek bir yatırım yapmamış, tek bir harcama yapmamış. DEDAŞ da bölgeyi sömürge olarak gördüğü için sürekli artı değerini alarak daha fazla karına kar katmaya çalışmış.

DEDAŞ hizmet üretmiyor. Bölge halkının başına bela olmuş, Kürt halkının başına bela olmuş bir şirkettir. DEDAŞ ile bölgeye atanan kayyımların zihniyeti aynıdır. Bölgeyi ekonomik ve siyasi olarak sömürge olarak gördükleri için aynı anlayışla yaklaşıyorlar: Rantını elde et ama hizmet üretme! Rantını elde et ama orada felakete sebebiyet verecek altyapıyı düzeltme. Bu ikili hukuk maalesef sadece iktidar tarafından bölge halkına uygulanmıyor. Oradan ihale alan şirketler de iktidarın bölgeye yaklaşımına benzer bir yaklaşım ortaya koyuyor.

Köylere gittiğimizde insanlar feryat figan ediyordu. Bölgede oksijen tüpüne bağlı yüzlerce insan var. Bu, raporlarla da tespit edilmiş. Bir anda oksijen tüpüne bağlı olduğu yerde elektrikler kesiliyor. Bazen saatlerce, günlerce elektrik gelmiyor. Bu zulüm değil de nedir? DEDAŞ zulmü dediğimiz zaman birileri DEDAŞ’a arka çıkıyor. Neden arka çıktıklarını da çok anlamadım. Onların uyguladıkları yöntemleri kendileri de uyguladıkları içindir.

Mardin, Amed ve Urfa il-ilçe örgütlerimiz, Genel Merkezimiz ve Meclis Grubumuz DEDAŞ zulmünün sona ermesi için çağrılarda bulundular, soru önergesi verdiler, araştırma önergeleri verdiler ama maalesef bu konuda bir ilerleme yok, tek bir düzenleme yok. DEDAŞ, başta Urfa ve Mardin’deki halkımız olmak üzere bölgedeki tüm insanların yaşamına kastediyor. Çiftçiye verilen hibelere bile el koyuyor. Hizmet etmiyor, insanlara eziyet ediyor. En son olarak da bu katliamda DEDAŞ’ın ihmalinden dolayı insanlarımızı yitirdik, mal kaybı yaşadık.

Bu büyük felaketin tek sorumlusu var, o da DEDAŞ’tır. Yangının hemen ikinci günü Amed Mühendisler Odasından bir heyet olay yerine incelemeye gitti. O incelemede, yangının iktidara yakın medya organlarının dediği gibi bir anız yangını olmadığını raporlarında tespit ettiler. Yine Diyarbakır Başsavcılığı, evet bu da şaşırtıcı, Diyarbakır Başsavcılığı yaptığı ön incelemede yangının elektrik tellerinden çıktığının, DEDAŞ’ın aslında buna sebebiyet verdiğinin raporlarını açık bir şekilde ortaya koydu. Umarım savcılık bu can ve mal kayıpları konusunda raporlarına uygun davranır ve DEDAŞ hakkında gerekli soruşturma ve araştırmaları tamamlayarak katliama sebebiyet verenlerin doğru bir şekilde yargılanmasını sağlar.

Mardin Tabip Odası yangından sonra bölgede incelemelerde bulundu. Mardin’de yanık tedavi ünitesi yok. Yani bir büyükşehirde, 21’inci yüzyılda yanık tedavi edilemiyor. Yangınların sık sık çıktığı bir il. Bölge her anlamda, ihtiyaçları konusunda büyük bir yaptırım altındadır. İşte bunun hesabını vermeyenler, bu yangına sebebiyet verenlerden hesap sormayanlar, yangının anız yakılmasından çıktığını söylüyorlar. Bugün bir siyasi partinin lideri de ısrarla anız yangını diyor. Yerine gitmeden, incelemeden, yangının ilk çıktığı noktayı görmeden anız olduğunu nereden biliyorlar?

DEDAŞ özel bir şirket. Ayıptır, milliyetçilik yapıyorsunuz ama bari şirketin hatalarını görün. Bunları dile getirin. Bilmiyorsanız da sessiz kalın. Anız yangını diyenlere şunu söylemek istiyorum. Tarlanın biri biçilmiş, diğerinde ekinler yerinde duruyor. Nasıl ekinler yerde dururken komşusu anızını yakacak? Böyle bir şeye şahit oldunuz mu? Bizim bildiğimiz bütün ürünler biçilir, ürün ortadan kaldırılır, daha sonra köylüler anızını yakar. Böyle bir durum yok. Mesele Kürt olunca DEDAŞ’ı korumak ve kollamak için anız yangını diyorlar.

Köylüleri suçlu göstermeye çalışıyorlar. Nasıl bugüne kadar işlemiş oldukları günah ve suçların faturasını mağdur olanlara kestilerse, şimdi bu katliamda da yine DEDAŞ’ı aklamaya çalışıyorlar. İlk andan itibaren Mardin Büyükşehir Belediyemiz, Amed Büyükşehir Belediyemiz, Van Büyükşehir Belediyemiz ve il-ilçe belediyelerimiz araçlarıyla gereçleriyle birlikte yangın yerindeydi. Kayyımların satmadığı, diğer kurumlara peşkeş çekmediği, araç parkında kalan araçların tamamını bölgeye yığdılar. Belediyelerimiz bu felaketin, bu yangının durması için ellerinden geleni yaptı.

Ağıtlar Kürtçe olunca birileri maalesef bu sesi duymuyor. Hatta zil takıp oynayanları gördük, insanlıktan nasibini almayanları gördük. Yanan Kürt’ün evi olunca, helikopterle müdahale etmemek için bu ülkeyi yönetenlerin gözlerini ve kulaklarını kapattıklarına bu yangında şahit olduk. 2022 yılında yine Türkiye’nin birçok yerinde yangınlar çıktığında hükümet bir müjde vermişti. 10 tane gece görüşlü helikopter aldıklarının müjdesini vermişlerdi.

Ama bu 10 tane gece görüşlü helikopter Kürt illerinde yok, bölgede yok. Bölgedeki orman yangınlarında yok, bölgedeki tarla yangınlarında yok. Onlar başka yerlerde hizmet veriyorlar. Yanan Kürt’ündür çünkü. Ama bölgede başka bir şey var; başınızı kaldırdığınızda, üç beş kişi bir araya geldiğinde İHA’lar, SİHA’lar, F16’lar, helikopterler var. Yani zulüm etmek için havada bütün araçları kullanıyorlar, yok etmek için envai çeşit araç gökyüzündedir ama yangın çıktığında yangını söndürecek helikopter yok.

“Yangının olduğu yerler afet bölgesi ilan edilmelidir”

Alın size düşmanlık, alın size ikili hukuk. Böyle deyince de kardeşiz, ümmetiz, düşmanlık yapmıyoruz diyorlar. Kayyım atamak için 7-24 tetikte bekliyorlar. Cumhurbaşkanının resminin olduğu kimi salonlarda arkadaşlarımız esas duruşa geçtiler mi, selama durdular mı diye bakanlar, bir soruşturma açalım belki kayyım atarız diye tetikte bekleyenler; yangında 15 canımızı yitirirken orada değillerdi, oradaki felaketin karşısında müdahale etmediler, sessiz kaldılar, tek bir adım atmadılar.

Sizin huzurlarınızda Meclis çatısı altında bir kez daha yinelemek istiyoruz: Bir an önce yangının olduğu yerler afet bölgesi olarak ilan edilmelidir. Bu bir rica değildir, bu bir talep değildir; bu, ülkenin halkı için yapacağı bir zorunluluktur, bir sorumluluktur. Bir an önce Meclis’te hükümet dahil olmak üzere tüm siyasi partiler afet bölgesi ilan etmelidir. Yangından zarar gören yurttaşlarımızın mağduriyetleri acilen giderilmelidir.

Böylesine bir felaket yaşanırken, partili cumhurbaşkanı bu felakete ilişkin tek bir laf söylemedi. Bu ülkenin 15 yurttaşı canını yitirdi, onlarcası hastanelerde yoğun bakımda, dünya kadar insanların malı ve ürünü yanmış, yok olmuş, ortada ciddi bir felaket var. Oradan çıkan dumanlar neredeyse Urfa’dan, Antep’ten görülüyor ama bu ülkeyi yöneten cumhurbaşkanı bu meselede sessiz kalmıştır, izlemiştir. Birçok siyasi partinin de liderleri ve merkezleri sessiz kalmışlardır. Evet, bilerek ve isteyerek. Yanan Kürt olduğu için, yanan bölgedeki tahıl olduğu için. Arpanın milliyeti yok, buğdayın milliyeti yok, ay çiçeğinin milliyeti yok.

Hepsi aynı fabrikada işleniyor. Mardin’deki buğdayı Trabzonlu da Samsunlu da tüketiyor. İnsana düşmanlık yapıyorsunuz ama bari ürüne düşmanlık yapmayın. Biraz vicdan. Kimse bize bu saatten sonra gittik, yerinde inceledik kardeşlik edebiyatı yapmasın. Zaten nasıl kardeş olduğumuzu yaşadıklarımızdan hepimiz çok iyi biliyoruz. En son kardeşlik Mardin ve Amed’deki çıkan yangınlarda ortadan kalkmıştır. İkili hukuku devam ettiğini yine bir kez daha gördük. Sessiz kalmak aynı zamanda bu felaketi onaylamaktır. Hiç şüphe yok ki bu halk bu felaketi onaylayan sessizliği asla unutmayacaktır, bir yere not edecektir. Bunun ne anlama geldiğini Amed halkı da Mardin halkı da bizler de çok iyi biliyoruz. Bunu asla unutmayacağız, onaylamayacağız.

Yangından sonra sosyal medyadan kimi paylaşımlar yapıldı. Yapılan bu paylaşımları hep beraber gördük. Alçaklar sürüsü, evet alçaklar sürüsü, böyle bir felakette bile oh diyebiliyor. Ülkeyi ne hale getirdiler görüyorsunuz. Ülkenin bir bölgesinde bir halkın yaşadığı acılara oh çeken bir toplumla karşı karşıyayız. Bu ülkeyi yönetenler bunu görmüyor mu, utanmıyor mu? Kürt’ün, muhalifin attığı tweete anında müdahale edenler, sabah 4:30’da kapısına polis gönderenler, anında gözaltına aldıranlar “oh iyi oldu, daha fazla olsun” diyen bu alçak sürüsüne tek bir soruşturma dahi açmadılar.

Bunu da unutmadık, bunları da not edeceğiz. Bunlar acımıza, gözyaşımıza, ölümlerimize güldükçe iflah olmayacaklardır. Bizler bu ayrımcılığa, bu düşmanlığa, bu ırkçılığa karşı belediyelerimizle, Türkiye’deki halklarla ve ezilenlerle birlikte ortak mücadeleyi yükselteceğiz. Devlet orada yok, biz varız o yaraları sarmak için. Türkiye halklarıyla dayanışarak en kısa sürede yaşanan acılara merhem olacağız. Halkımız emin olsun ki biz yaralarını sarma konusunda 7/24 aktif bir çalışma içerisinde olacağız. Zaten birçok yerden oraya katkı sunmak isteyen insanlarımız harekete geçtiler bile.

Evet yangın felaketi böyleyken, ekonomideki durum da zaten ortada. Her biriniz yaşadığınız için çok detaylarına girmek istemiyorum. Bize uygulanana bu zulümden dolayı Türkiye bir sefalet, yoksulluk, aşsızlık, işsizlik içerisindedir. Bize uygulanan bu zulmü ortadan kaldırmadıkça da bu sefalet, bu açlık, bu yoksulluk devam edecektir. Yaşadığımız bu sefaletin tek bir sorumlusu vardır: AKP-MHP iktidarı. 22 yıldır bıkmadan, usanmadan, utanmadan her gün ekonomi düzelecek diyorlar. 22 yıldır düzeltemediğiniz ve artık düzeltemeyeceğiniz bu ekonomi konusunda bari açık olun, özeleştiride bulunun. Hiç olmazsa sonrasında söyleyeceğiniz sözün, atacağınız adımın insanlarda biraz karşılığı olsun.

Bizimle alay ediyorlar. Son bir yılda enflasyon yüzde 39’dan yüzde 75’e çıktı. İki katı. Faiz haram diyorlardı, Nas Suresini işaret ediyorlardı. Faizi yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye çıkardılar. Benzin bir yıl önce 21 liraydı, 41 liraya yani iki katına çıkardılar. Peki, AKP’nin 22 yıllık iktidarı döneminde kaç milyon icralık dosya var biliyor musunuz? 13 milyon. Bu bir dünya rekoru. Hiçbir söze gerek yok. Bir ülkede 13 milyon icralık dosya varsa, o ülkenin nasıl yönetildiğini herkes çok rahatlıkla anlar. 13 milyonluk icralık dosya ne demek? Demek ki insanlar alıyor, ödeyemiyor. Demek ki insanlar borçlanıyor, ödeyemiyor. Demek ki insanlar almış olduğunu ödeyecek bir gelire sahip değil. 13 milyonluk icra dosyası olan bu ülkede hala bakanlar çıkıp ekonomiyi düzelteceğiz diyorlar. 13 milyon icra dosyası bu ülkenin ekonomisinin ne halde olduğunun en iyi göstergesidir.

Kasayı doldurmak için trafikte radarları öyle yerlere bırakıyorlar ki şaşırırsınız. Üzerine örtü örtüyorlar, ağaç dallarıyla kapatıyorlar ki o geçinemeyen yoksula, bayramda anne babasının elini öpmek isteyen insanlara ceza kessinler. Biz bunlara boşuna “pusu iktidarı” demiyoruz. Vatandaşına pusu kuran dünyada başka bir devlet var mı? Trafikte bile pusu kuruyorlar. Bakın 2024 Mayıs’ında kesilen trafik cezaları ile 2023 Mayıs’ında kesilen trafik cezaları arasında 5 misli fark var. Bir yılda kurdukları pusularla 5 kat daha fazla trafik cezası kestiler.

Halkına pusu kuran, halkını bununla borçlandıran bir iktidarla karşı karşıyayız. Meral Vekilimiz Karayazı’da bir kaza geçirmişti. Yılmaz Hun bir yeğenini yitirdi. Meral Hanımın kaza geçirdiği aynı noktada genç arkadaşımız kaza geçirip yaşamını yitirdi. Pusu kuruyor ama sürekli aynı yerde yapılan kazalarda yolları onarmıyor, kaza olmasın diye bir çaba içerisine girmiyor. İşte böyle bir iktidarla karşı karşıyayız. Ekonomi düzeliyor diyorlar. Soruyoruz; kimin ekonomisi düzeldi?

Biz Hakkari’deydik. Hakkari halkının iradesi gasp edildiği için arkadaşlarımızla Hakkari’de bulunuyorduk. Hakkari’de sadece bir ayda yüz esnaf kepenk kapattı. Ankara değil Hakkari. Küçük bir ilimiz. 100 tane esnaf orada çok önemlidir. Ekonomi iyidir diyorlar ama Edirne’deki esnaf feryat figan ediyor. Türkiye’deki esnaf siftah yapamıyor, asgari ücretli geçinemiyor, emekli geçinemiyor. İnsanlar intihar ediyor. Yoksulluk almış başını gidiyor. Ama onlar ekonomi iyidir diyor. Hangi ülkede yaşıyorlar, nerede yaşıyorlar, ne yiyorlar, ne içiyorlar bilmiyorum.  Hilvan’da tarlada emekçileri ziyaret etmiştik. Tarlada çalışan emekçilerin yarısından çoğu 13-18 yaş arası çocuklardan oluşuyordu. Madem ekonomi iyidir, okula gitmesi gerekenler inşaata ve tarlaya neden gidip çalışıyor? Ekonomisi iyi olan çocuğunu okuldan alıp tarlaya ve inşaata neden göndersin?

Sadece geçen yıl iş cinayetlerinde 54 çocuk, 18 yaş altı insanımız yaşamını yitirdi. Alın size ekonominin fotoğrafı! AKP iktidarı döneminde artık insanlar beslenemiyor. Dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama çocuklar beslenemediği için boyları bile uzamıyor. Öğün sayısı birçok ailede ikiye düştü. Ana öğünde özellikle bölgede, metropollerde bulgur, makarna, patates bulanlar kendisini şanslı sayıyor. Ekonomi iyiymiş, ülke iyiye gidiyormuş! Utanmazlar! Bu iktidarın üzerinde yoksullaşan, bir yanı hep eksik ve yarım kalan insanlarımızın ahı ve bedduası var. İnşallah bu ah ve beddua bu tabloyu yaratanlardan çıksın.

Bir bardak suyun maliyeti 1 liradan fazla. 4 kişilik bir aile düşünün, 10 bardak su içtiklerini düşünün, sadece içme suyunun bir aileye maliyeti ayda 1200 lira. Hani eskiden “sudan ucuz” diyorduk ya, artık insanlar o deyimi kullanamıyor. Çünkü artık su bile ucuz değil. Ülkeyi bu hale getirdiler, sudan ucuz bile diyemeyeceğimiz bir noktaya getirdiler. Öyle bir enkaz yarattılar ki Türkiye’de yaşayan 25 milyon insan sosyal yardım almadan geçinemiyor.

Asgari ücrete yapılan son artıştan bugüne kadar her şeye zam geldi. 6 ayda ekmeğin ücreti yüzde 25 zamlandı. Patatesin fiyatı yüzde 30, pirincin yüzde 20 arttı. Aklınıza gelen her şey yüzde 30-40-50 artıyor ama emekçinin asgari ücretine artış yok. Yahu vicdansızlar bu toplum ne yesin, ne içsin, nasıl geçinsin? Bu insanlar çocuklarına ne yedirsin? Nasıl geçinsin? Lütfen Ekonomi Bakanı söylesin. 17 lirayla, 10 lirayla bir aile nasıl geçindirilir? Bari bir formül üretsinler biz de ona göre anlayalım, ona göre halkımız yemesine içmesine dikkat etsin.

Şimdi yeni paket hazırlıyorlar. AKP iktidarı döneminde o kadar çok yeni reform paketi var ki… Binlerce var. Ne reformun bir anlamı kaldı ne yeni dediklerinde insanlar heyecanlanıyor ne de paket dediklerinde insanlar heyecanlanıyor. Tam tersine korkuyor. Her yeni bize bir maliyet, bir külfet. Her yeni bize kelepçe, her yeni bize verilen cezaları artırıyor. Reklamını yaptıkları şey vergide reform paketi değil. Buna emin olabilirsiniz. Bir kazık paketi hazırlıyorlar. Bu kazık paketinde her şeyden vergi alacaklar. Şimdi gözlerini neye diktiler biliyor musunuz? Restoranlarda çalışanların aldıkları bahşişe. Nasıl vergilendirecekler onu da bilmiyorum. Moto kuryelerden vergi alınmıyormuş. Ne kadar yaratıcılar? Saray medyası moto kuryelerden nasıl vergi alınacağını tartışıyor.

Vergi de vergi! Nasıl alacaklarını çok iyi tartışıyorlar. Vallahi helal olsun! İnşallah halkımız bunları görüyor ve gereğini de yapacak. Ben de onlara bir şey hatırlatayım, yazıktır. Türkiye ekonomisi bence biraz daha vergi toplasın da rayına girsin. Bugüne kadar sadece oksijenden vergi almadılar, şimdi akıllarına düşürdük yarın öbür gün aldığımız nefesten de vergi alırlarsa hiç şaşırmayın? Kusura bakmayın, özür diliyorum, bunun sebebi de biz olacağız. Vergide reform bu değil. Dört kalem sayacağım. Bu dört kalemde gelsinler bir reform paketi çıkarsınlar biz de vekillerimizle destekleyelim. Ne yapsınlar mesela? Artan oranlı servet vergisi çıkarsınlar. Çok kazanandan çok, az kazanandan az. En önemlisi vergi kıyaklarına son versinler.

Hazine garantili firmalar var. Dolar-eurolarla iş yapan, geçmediğimiz yollardan ve hava alanlarından dolar-euro alan, şehir hastanelerini yapan Türkiye’de toplam 44 şirket var. Bu garantili para alan 37 şirketten tek kuruş vergi alınmıyormuş. Ama moto kuryeden vergi alarak ekonomiyi düzeltecekmişiz. Allah belanızı versin, ne diyelim. Üçüncüsü kamuda israftan ve lüksten vazgeçin. Bunlar kamudaki israf ve lüksten neyi anlıyorlar biliyor musunuz? Emekçilerin toplu taşımada kullandıkları araçları yasaklamayı anlıyorlar; buradaki Mercedesleri, Audileri, tek kişilik jetleri, şuraya buraya harcanan milyonları anlamıyorlar.

“3S’ye yani savaşa, Saray’a, sermayeye kaynak aktarmayı bıraksınlar”

Dördüncüsü ve en önemlisi yıllarca bunu söyleyip duruyoruz. 3S’ye, yani savaşa, Saray’a, sermayeye kaynak aktarmayı bıraksınlar. Peki, ne yaparız bu 4 maddeyle? Asgari ücret en az 32 bin TL olur. Yoksul ailelere temel gelir desteği ve güvencesi sağlarız. Temel gıdada KDV ve ÖTV’yi sıfırlarız. Emekli maaşlarına zam yaparız. Evi olmayana kira desteği sunarız. İhtiyaç sahibi hanelere elektriği, doğalgazı ve suyu bedava sağlarız. En önemlisi de çiftçiye ve emekçiye üretim için destek oluruz. Bakın 4 tane şey yapacaklar, çok kolay.

Karşılığında emin olun bu ülke çok rahat bir nefes alacaktır. İşte alın size formül. Ama tenezzül edip dinlemiyorlar. Ekonomiyi batırdılar, ülkeyi de batırdılar. Şimdi diyorlar ki bu batan enkazın altında emekçiler, yoksullar, işçiler kalsın, asgari ücretliler kalsın. Vallahi biz kalmayacağız! Bunu reddediyoruz. Önümüzdeki günlerde de bu zulmünüze, bu karanlık zam düzeninize itiraz edeceğiz. Bu enkazı yaratanlar bu enkazı kaldıracak, altında biz kalmayacağız. Buna söz veriyoruz. Bu karanlığı, bu zulmü, bu zam düzenini bize önerenlere de ezilenlerle ve yoksullarla birlikte enkazı ya kaldıracaksınız ya da gideceksiniz diyeceğiz.

Yine başka bir konu var. Belli bir süre izledik, anlamaya çalıştık. Bir müsamere oynanıyor. Yumuşama mı var, iyileşme mi var? O koltuk mu, bu koltuk mu? Ama artık bunun da bir sınırı olmalı. Artık bununla yitirecek zamanımız yok. Hepimizin durumunu ortadadır. Bu müsamereye başta ana muhalefet partisi olmak üzere herkes son vermelidir. Bu müsamere artık bitti. Ne yumuşaması, ne iyileşmesi? İşte Kobanî Kumpas Davasında ortaya çıkan cezaları gördük. Yumuşamayı zaten küçük ortak reddetti.

İstikamet doğru, daha sert bir şekilde devam edelim diyerek aslında AKP’ye de yol çizmeye çalıştı. Ekonomi düzeldi mi düzelmedi mi, yok bir heyet gönderelim Mehmet Şimşek’le görüşsün. Kardeşim, adamların çıkardıkları paketin içeriği ortada. Neyini düzeltecekler, neyin peşindesiniz.? Papatyayı eline almış yapraklarını kopararak düzelecek mi düzelmeyecek mi? Bizim papatya falına bakacak vaktimiz yok. Bizim bir saniye bile kaybetmeden aşa, işe, özgürlüğe ve demokrasiye ihtiyacımız var. Bunun için ortaklaşmaya, ortak mücadeleye ihtiyacımız var. Bu da aynı zamanda herkese çağrımızdır.

Karamsar bir tabloydu ama inşallah önümüzdeki dönmelerde daha mutlu sunumlar burada yaparız. Bölge yanıyor, herkes aç açıkta ama onlar 3 Haziran’da Hakkari’de halkın iradesini gasp etmek istediler. Hakkari’deyiz, Colemerg’deyiz, eş başkanlarla birlikte ilk günden beri oradayız. Bu arada Hakkari halkıyla dayanışmak için İstanbul’dan, Edirne’den, Türkiye’nin dört bir yanından oraya akan binleri de on binleri de saygıyla selamlıyorum. O dayanışma bize güç verdi. Biz de Hakkari Belediyesi tekrar halkın evi oluncaya kadar bu mücadeleyi kararlı bir şekilde yürüteceğiz. Dün Mardin Valisi bizden sonra taziye çadırlarını dolaştı, halk çok büyük tepki gösterdi.

Hükümeti kayyım atama utancından vazgeçmeye çağırıyorum”

Ne dedi oradaki amcalar, ağıt yakan gençler, kadınlar? Dediler ki bu felakette bizim yanımızda bir tek belediyemiz vardı. Bakın “belediyemiz” diyorlardı. Ya artık utanın! En zor günlerde halkının yanında olan, halkının yarasına merhem olmaya çalışan belediyeleri gasp ederek halkı yalnızlaştırmak ve çaresiz bırakmak istiyorlar, cezalandırmak istiyorlar. 21’inci yüzyılda böyle bir şey var mı? Oy atacağız, o beş yılda da irademiz gasp edilmesin diye gece gündüz nöbet tutacağız. Bu büyük bir utançtır. Sandık kurmuşsun sonuçları ortaya çıkmış.

Niye biz 24 saat belediyelerin önünde belediyelerimizi koruyalım? Böyle bir ülkede demokrasi var diyebilir misiniz? 21’inci yüzyılda hükümeti bu utançtan vazgeçmeye çağırıyorum. Sandık sonuçlarına saygı göstermesini istiyorum. Öyle kayyıma mayyıma geçmişte olduğu gibi kimsenin izin vereceği yok. Bak bunu iyi yazın. Neye mal olursa olsun o belediyeleri koruyacağız. Hem de Türkiye’deki ezilenler ve yoksullar ve emekçilerle birlikte. Bu zam zulüm düzenine, bu karanlık düzene itiraz edenlerle koruyacağız.

Bunun için de 29 Haziran’da İstanbul’da Emek ve Demokrasi Güçleri öncülüğünde “Emeğimiz ve Özgürlüğümüz İçin Kayyıma Geçit Vermeyeceğiz” sloganıyla bir miting düzenlenecek. Biz de buna katılacağız. Bu vesileyle İstanbul ve bölgede bulunan ve bu karanlık sisteme itiraz eden bütün halklarımızı, en başta kadınları ve gençleri bu mitinge katılmaya, güç ve destek vermeye çağırıyoruz. Bu dayanışmayla İstanbul’dan Hakkari’ye oluşturmaya çalıştığımız dayanışma köprüsünü büyüteceğiz.

Yarınlarımızın tek teminatı emin olun ki dayanışmadır. Herkesi bu dayanışmayı büyütmeye çağırıyorum ve inanıyorum ki bu çağrımıza cevap verecekler. Yine durmayacağız. Önümüzdeki günlerde hemen mitingden sonra Türkiye’nin dört bir yanından Hakkari’ye, iradeye saygı yürüyüşü gerçekleştireceğiz. Onlar saygı duymuyor, sesimizi de duymuyorlar ya; Türkiye’nin dört bir yanından Hakkari halkının, Kürt halkının iradesine saygı duyun diye Hakkari’de olacağız. Artık iflas eden kayyım rejimini Hakkari’den ve Kürdistan’dan gönderinceye kadar emekçilerle birlikte mücadelemizi devam ettireceğiz. Hepinizi bu mücadeleye sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Eş Genel Başkanımız Tülay Hatimoğulları ile birlikte iki heyet halinde belediyelerimizi ziyaret ettik. 36 belediyemize gittik. Belediye eş başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, çalışanlarımız, halkımız ve kentin dinamikleriyle bir araya geldik, sohbet ettik, süreci değerlendirdik. Birkaç ayda bu kadar mı o kent değişir? Temizlik, düzen, hizmet… Halkın sempatisi, sevgisi bu kadar mı net ve açık bir şekilde görülür? 36 belediyemizin neredeyse tamamında aynı sevgiyi ve gülen gözleri gördük. Sanki her vatandaşımız kendisi kazanmış, kendisi belediye eş başkanı olmuş gibi bizi karşıladı. Bu vesileyle gözleri ışıl ışıl parlayan ve belediyelerine sahip çıkan halkımızı da buradan istiyorum.

Büyük bir talan var, yıkım var, büyük bir usulsüzlük var ama ona rağmen hizmet üretiliyor. Hizmet üretilmeye de devam edecek. Bu konuda kuşkunuz olmasın. Tekrar ediyoruz: Belediyelerimiz bizim can damarımızdır. Bu can damarlarımızı kimseye gasp ettirmeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin. Bu can damarlarımızı gaspçı kayyımlara ve rantçı şebekelere asla kaptırmayacağız. Bunu herkes çok iyi bilsin. Belediyeler halkındır, halkın olmaya devam edecektir. Kendisine güvenenler, projesine güvenenler, belediyecilikte örnek çalışmalar yaptıklarını söyleyenler beklesin seçim sandığı kurulduğu zaman kayyımıyla, güvendikleri herkesle beraber yarışalım. Ortaya çıkan sonuçlara da saygı duyalım.

Son olarak bir yanımız yangınla, milliyetçilikle, ırkçılıkla mücadele ediyor; diğer yanımız açlık ve sefalet içerisinde ayakta kalmaya çalışıyor. Bu karanlık sömürü düzeninden, bu ırkçı ve ayrımcı zihniyetten kurtulmak için birbirimize sarılmaktan, omuz vermekten başka bir şansımız yoktur. Bunu yapacağımıza eminiz. Güçlerimiz birleştirirsek bu uğursuz ampule, bu ölüm hilaline son vermek mümkündür. Son vereceğimize olan inançla hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

“Erdoğan, Yedi İl Başkanını Görevden Aldı” İddiası

31 Mart’ta yapılan seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de genel başkan Erdoğan’ın 2’si büyükşehir olmak üzere 7 il başkanını görevden aldığı iddia edildi.

Erdoğan, seçimler sonrası yaptığı açıklamada, “Milletimizin başta değişim ve yenilenme talebi olmak üzere sandık sonuçlarıyla bize ulaştırdığı beklentinin farkındayız” ifadelerini kullanmıştı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında 2’si büyükşehir olmak üzere 5 il başkanının değişmesi masaya yatırıldı.

Ayrıca MYK’da yerel seçimler sonrası ortaya çıkan tablo ve teşkilatlardaki son duruma ilişkin de ayrıntılar ele alındı.

Ahaber’e göre, toplantının ardından AK Parti’de 7 ilde il başkanları değişti. O iller şöyle yer aldı: Zonguldak, Kastamonu, Osmaniye, Adıyaman, Gaziantep, Erzincan, Afyonkarahisar.

Zonguldak İl Başkanlığına Mustafa Çağlayan; Kastamonu Ahmet Sevgilioğlu, Osmaniye Mehmet Sadi Binboğa, Adıyaman Faruk Bülent Kaplan, Gaziantep Fatih Fedaioğlu, Erzincan Alpay Kabadayı ve Afyonkarahisar’a ise Turgay Şahin atandı.

Erdoğan’ın görevden aldığı il başkanlarının 31 Mart performansı ise şöyle olmuştu:

Zonguldak: AK Partili Ömer Selim Alan CHP’li Tahsin Erdem’e 9 bin 387 oy farkı ile kaybetmişti.

Kastamonu: AK Partili Tahsin Babaş CHP’li Hasan Baltacı’ya 8 bin 420 oy farkı ile kaybetmişti.

Osmaniye: Osmaniye’de AK Parti seçimlere katılmadı. MHP’li aday İbrahim Çenet kazandı.

Adıyaman: AK Partili Ziya Polat CHP’li Abdurrahman Tutdere’ye 23 bin 14 oy farkı ile kaybetmişti.

Gaziantep: AK Partili Fatma Şahin CHP’li Muzaffer Ertürk’e karşı kazanmıştı.

Erzincan: AK Parti seçime girmedi. MHP’li Bekir Aksun kazandı.

Afyonkarahisar: AK Partili Hüseyin Ceylan Uluçay CHP’li Burcu Köksal’a 25 bin 369 oy farkı ile kaybetmişti.

Erdoğan seçimlerde alınan yenilginin üzerine, “Milletimizin başta değişim ve yenilenme talebi olmak üzere sandık sonuçlarıyla bize ulaştırdığı beklentinin farkındayız” demişti. Ayrıca Erdoğan planlanan değişimin ‘kırmadan, dökmeden’ olacağının altını çizmişti.

Paylaşın

CHP, Yeni Dönem Yol Haritası Masaya Yatırdı: Müzakere Ettik, Mücadeleye Devam

Yalçın Karatepe – Mehmet Şimşek görüşmesinin ardından Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında toplanan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), yeni dönem yol haritasını masaya yatırdı.

Karatepe, CHP Lideri Özgüre Özel’i ve parti kurmaylarını Mehmet Şimşek ile yapılan görüşmenin içeriğiyle ilgili bilgilendirdi. Görüşmenin, “Yurttaşın sorunlarını gündeme getirmek” amacıyla gerçekleştirildiğini kaydeden Karatepe, Şimşek’e dört ana talep ilettiğini söyledi. CHP’li Karatepe’nin Bakan Şimşek ile yaptığı görüşmede dile getirdiği taleplerin asgari ücrete ara zam, emekli aylıklarının artırılması, vergide adaletin sağlanması ve tarımsal desteklerin yükseltilmesi olduğu bildirildi.

CHP’nin gölge bakanlarının kabine üyeleri ile temaslarının zaman zaman devam edeceğini ifade eden CHP kurmayları, ekonomi alanında gerçekleşen görüşmenin, iktidarın yurttaşın sorunlarına çözüm üretemeyeceğini ortaya koyduğunu savundu. CHP MYK toplantısında, “İktidarın yurttaşın yaşadığı ekonomik yıkımdaki sorumluluğuna ortak olmayacağız” görüşü öne çıktı. CHP’nin asgari ücrete ara zam talebine karşı Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, Orta Vadeli Planı işaret ettiği kaydedildi.

Birgün’den Mustafa Bildirici‘nin edindiği bilgilere göre Şimşek, “Asgari ücrete ara zam, uzun vadeli enflasyon hedefine ulaşmamıza engel olur” değerlendirmesinde bulundu. CHP’nin müzakere ile mücadele süreçlerini bir arada yürüteceğini kaydeden parti yetkilileri, “Bakan Şimşek’e ilettiğimiz taleplerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğinin ve sorunların çözülüp çözülmeyeceğinin takipçisi olacağız” dedi.

“Müzakere ederken mücadeleyi geriye atmayacağız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında gerçekleşen görüşmeler ile başlayan, “Siyasette normalleşme” tartışmaları da MYK gündemine taşındı. Parti kurmayları, seçmenin büyük bölümünün görüşmelerden rahatsız olmadığını belirtti. CHP il ve ilçe örgütlerinden gelen, “Erdoğan ile yan yana gelmeyelim” eleştirilerinin de dikkatle takip edildiğini ifade eden parti kurmayları, “İtirazı olan herkese, ‘Müzakere ederken mücadeleyi geriye atmayacağız’ görüşümüzü anlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin, ataması yapılmayan öğretmenlerin mitingi ile başlayan tematik miting takvimi de MYK toplantısında konuşuldu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile gerçekleşen görüşmenin, acı reçeteyi yurttaşa çıkaran anlayışın devam edeceğini ortaya koyduğunun altını çizen CHP yetkilileri, görüşmede dile getirilen taleplerin 30 Haziran’da Kocaeli’nde gerçekleştirilecek, “Geçinemiyoruz” mitinginde alandan bir kez daha haykırılacağını dile getirdi.

CHP Lideri Özel’in kurmaylarına, “Kısır tartışmaların uzağında kalacağız” uyarısında bulunduğu öğrenilirken CHP kaynakları, “Sokakta mücadeleye devam ederken bir yandan da politika üreteceğiz” dedi. Bu kapsamda CHP politikalarının anlatılacağı kampanyalar hazırlanacağı öğrenildi. Kampanya sürecinde CHP’nin, “İktidar olunca nasıl yöneteceğiz?” sorusunun yanıtını kamuoyuna anlatacağı belirtildi.

Paylaşın

DEM Parti’den “İkinci Kobani Davası” Açıklaması: Kumpasın Devam Ettiğini Görüyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İkinci Kobani Davası” öncesi yaptığı açıklamada, “Dün olduğu gibi bugün de Kobani Davası’nın kumpas davası olduğunun altını kalın kalın çizdik ve haklı çıktık” dedi ve ekledi:

“Bu davada ceza alan arkadaşlarımızdan hiç biri, isnat edilen suçlardan ceza almış değildir. Bugün Kobanê Davası’nın iddianamesi zaten çökmüştür ve arkadaşlarımızın aldığı cezalar, yapmış oldukları açıklamalar nedeniyledir. İkinci Kobani Davası’na baktığımızda da kumpasın devam ettiğini görüyoruz.”

6-8 Ekim 2014’teki Kobani eylemlerine ilişkin eski HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Serpil Kemalbay Pekgözegü, Garo Paylan, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün görülüyor.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin baktığı davada, siyasetçiler hakkında 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 19 bin 680’er yıl hapis cezası isteniyor. İddianame, 22 Mayıs’ta Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 298 sayfalık iddianame iki bölümden oluşuyor. 183 sayfalık ilk bölümde, “maktul ve mağdurların isimleri” ile iddialara yer alıyor, ikinci bölümde ise, davaya gerekçe yapılan Kobanê eylemlerine dair detaylar yer alıyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ikinci Kobani Davası’ndan önce Sincan Cezaevi Kampüsü önünde açıklamalarda bulundu. İlk davada verilen cezaların, isnat edilen suçlardan değil, siyasetçilerin açıklamalarından dolayı verildiğini belirten Hatimoğulları, ‘kumpasın devam ettiğini görüyoruz” dedi ve şöyle konuştu:

“Dün olduğu gibi bugün de Kobani Davası’nın kumpas davası olduğunun altını kalın kalın çizdik ve haklı çıktık. Bu davada ceza alan arkadaşlarımızdan hiç biri, isnat edilen suçlardan ceza almış değildir. Bugün Kobanê Davası’nın iddianamesi zaten çökmüştür ve arkadaşlarımızın aldığı cezalar, yapmış oldukları açıklamalar nedeniyledir. İkinci Kobanê Davası’na baktığımızda da kumpasın devam ettiğini görüyoruz. Hüda Kaya, 28 Şubat Döneminde darbecilerin döneminde yargılanmıştı. Aynı Hüda Kaya şu an saray’ın yargısı tarafından aynı mantıkla yargılamaktadır. Bunu asla kabul etmeyeceğiz.”

“Bu tezgahı asla kabul etmiyoruz”

“Dün olduğu gibi bugün de taleplerimizi sıralamaktan asla geri adım atmayacağız. Kobani Kumpas Davası, AKP ve Saray’ın koltuk değneğine dönüşmüş olan ve Saray’da yazılan iddianamelerle yol alan yargının sonuçlarıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bugün AİHM’in kararları ortadadır. AİHM’in Demirtaş için vermiş olduğu karar, bu davada yargılanan bütün arkadaşlarımızı bağlayan bir karardır. Türkiye AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarını harfiyen yerine getirmelidir. AİHM kararları der ki ‘Türkiye’de yargı taraflı davranmıştır, yargı hukuka göre değil siyasi saiklerle davranmış ve bu kararları vermiştir. Bu kararlar yok hükmündedir ve Kobani Kumpas Davasında yargılananlar derhal serbest bırakılmalıdır’ demektedir. Biz AİHM kararlarının uygulanmasını talep ediyoruz.”

Kobani’de IŞİD’e karşı verilen mücadeleyi hatırlatan Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü: “Kobani Kumpas Davası’nın esas hikayesinin başlama noktasını herkes biliyor. Kobanê, IŞİD’e karşı en güçlü mücadelenin yürütüldüğü yerdir. Kobanê’yi bütün dünya IŞİD’e karşı verilen onurlu mücadeleyle tanımıştır. IŞİD, o dönemde Irak’tan Türkiye sınırlarına kadar Levant bölgesinin tamamında bir İslam devleti kurmak amacıyla Müslümanlar da dahil olmak üzere herkesi katletmiş bir örgüttür.

Bu katliamcı örgüte, bu kadınlara yönelik düşmanca politika yürüten tecavüzcü ve katliamcı örgüte karşı Kobani halkı, Kürt halkı güçlü bir direniş sergilemiştir. Ve bu direniş bütün Türkiye ve Dünya’da büyük büyük bir takdirle karşılanmıştır. Ama ne var ki AKP, HDP’nin siyaseten elini bükemediği için, Kürt halkına diz çöktüremediği için Kobani Kumpas Davasını tezgahlamıştır. Bu tezgahı asla kabul etmiyoruz. Kobani direnişi onurlu bir direniştir. Kobani direnişine sadece HDP’liler sahip çıkmamıştır; Türkiye’de demokrasiden yana olan, IŞİD zihniyetine karşı olan herkes Kobani’nin direnişini takdirle karşılamıştır. Dünya kamuoyu için de öyledir.

Davada verilen kararlar, Kobani Kumpas Davası’nda arkadaşlarımıza verilen 400 küsur sene cezalar IŞİD’in ekmeğine yağ sürmüştür. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Verilen bu cezalar, IŞİD yoluna devam diye altın tepside sunulmuş cezalardır. Bu karar IŞİD yanlısı bir karardır. Bu kararları asla kabul etmiyoruz. Hüda Kaya’nın tutuklu yargılandığı, diğer arkadaşlarımızın ise tutuksuz yargılandığı Kobanê Kumpas Davası’nın ikinci etabında bütün arkadaşlarımızın serbest bırakılması gerekiyor. Bugün şayet zerre kadar vicdan varsa, hukuk gözetliyorsa, IŞİD karşıtlığı gözetliyorsa, arkadaşlarımızla ilgili verilmesi gereken karar da beraat kararıdır. Bizler dün olduğu gibi bugün de bu kumpas davalarına karşı DEM Parti ve demokrasi güçleri olarak mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülmüştü. Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davada ceza yağdırmış, Mahkeme Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay ceza vermişti. Mahkeme, 24 kişi hakkında toplam 407 yıl 7 ay hapis cezası vermişti.

Paylaşın

Özel’den Kurmaylarına “Kısır Tartışmalardan Uzak Kalın” Uyarısı

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında kurmaylarına, “Kısır tartışmaların uzağında kalacağız” uyarısında bulunduğu öğrenildi.

Öte yandan CHP MYK toplantısında, “İktidarın yurttaşın yaşadığı ekonomik yıkımdaki sorumluluğuna ortak olmayacağız” görüşünün öne çıktığı bilgisi edinildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. Yaklaşık 5 saat süren toplantının ana gündem maddesi Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe arasında gerçekleşen dört saat 15 dakika süren görüşme oldu.

MYK toplantısı devam ederken toplantı salonuna gelen Karatepe, CHP Lideri Özgüre Özel’i ve parti kurmaylarını görüşmenin içeriğiyle ilgili bilgilendirdi. Karatepe ve Şimşek’in yaptığı görüşmenin detaylarını parti kurmayları ile paylaşıldı.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın‘ın edindiği bilgilere göre, Bakan Şimşek Karatepe sunum yaptı. Sunumda ekonomiye ilişkin bilgi alışverişinde bulunuldu. CHP’nin asgari ücrete ara zam talebinin, “Uzun vadeli enflasyon hedefi önünde engel olacağı” gerekçesiyle reddedildiği öğrenilirken CHP kurmayları, “Sorunların mimarı iktidarın, çözüm iradesi gösteremeyeceğini biliyoruz. Müzakere ettik, şimdi mücadeleye devam edeceğiz” dedi

Bakan Şimşek ile yapılan görüşmenin, “Yurttaşın sorunlarını gündeme getirmek” amacıyla gerçekleştirildiğini kaydeden Karatepe, Şimşek’e dört ana talep ilettiğini söyledi. CHP’li Karatepe’nin Bakan Şimşek ile yaptığı görüşmede dile getirdiği taleplerin asgari ücrete ara zam, emekli aylıklarının artırılması, vergide adaletin sağlanması ve tarımsal desteklerin yükseltilmesi olduğu bildirildi.

CHP’li kurmaylar, CHP’nin gölge bakanlarının kabine üyeleri ile temaslarının zaman zaman devam edeceğini ifade ederek, ekonomi alanında gerçekleşen görüşmenin, iktidarın yurttaşın sorunlarına çözüm üretemeyeceğini ortaya koyduğunu savundu.

CHP MYK toplantısında, “İktidarın yurttaşın yaşadığı ekonomik yıkımdaki sorumluluğuna ortak olmayacağız” görüşü öne çıkarken, CHP’nin asgari ücrete ara zam talebine karşı Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, Orta Vadeli Planı işaret ettiği belirtildi.

Partililer Şimşek’in, “Asgari ücrete ara zam, uzun vadeli enflasyon hedefine ulaşmamıza engel olur” değerlendirmesinde bulunduğunu aktardı. CHP’nin müzakere ile mücadele süreçlerini bir arada yürüteceğini kaydeden kurmaylar, “Bakan Şimşek’e ilettiğimiz taleplerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğinin ve sorunların çözülüp çözülmeyeceğinin takipçisi olacağız” dedi.

“Mücadeleyi geriye atmayacağız”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında gerçekleşen görüşmeler ile başlayan, “Siyasette normalleşme” tartışmaları da MYK gündemine geldi. Parti kurmayları, seçmenin büyük bölümünün görüşmelerden rahatsız olmadığını belirtti. CHP il ve ilçe örgütlerinden gelen, “Erdoğan ile yan yana gelmeyelim” eleştirilerinin de dikkatle takip edildiğini ifade eden parti kurmayları, “İtirazı olan herkese, ‘Müzakere ederken mücadeleyi geriye atmayacağız’ görüşümüzü anlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin, miting takvimi de MYK toplantısının gündemini oluşturdu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile gerçekleşen görüşmenin, acı reçeteyi yurttaşa çıkaran anlayışın devam edeceğini ortaya koyduğunun altını çizen CHP yetkilileri, görüşmede dile getirilen taleplerin 30 Haziran’da Kocaeli’nde gerçekleştirilecek, “Geçinemiyoruz” mitinginde alandan bir kez daha haykırılacağını dile getirdi.

CCHP Lideri Özel’in kurmaylarına, “Kısır tartışmaların uzağında kalacağız” uyarısında bulunduğu öğrenilirken CHP kaynakları, “Sokakta mücadeleye devam ederken bir yandan da politika üreteceğiz” dedi. Bu kapsamda CHP politikalarının anlatılacağı kampanyalar hazırlanacağı öğrenildi. Kampanya sürecinde CHP’nin, “İktidar olunca nasıl yöneteceğiz?” sorusunun yanıtını kamuoyuna anlatacağı belirtildi.

Paylaşın