10 Ekim Davası’nda Karar: 10 Sanığa Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası

10 Ekim 2015 tarihinde IŞİD’in Ankara Tren Garı Meydanı’nda düzenlediği ve 103 kişinin hayatını kaybettiği davada, 10 sanığa 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet, insan öldürmeye teşebbüs suçundan da 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

Ayrıca sanık Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verildi. IŞİD üyesi olduğu tahmin edilen 16 kişi halen firari durumda.

Ankara’da 10 Ekim 2015’de düzenlenmek istenen Barış Mitingi’nde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından düzenlenen ve üç saniye arayla yapılan iki canlı bomba saldırısında 103 kişi hayatını kaybetmesiyle ilgili Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşması bugün görüldü.

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Sanık Yakup Şahin, Sanık Hakan Şahin, Sanık Resul Demir’e, Sanık İbrahim Halil Alçay’a, Sanık Hacı Ali Durmaz’a, Sanık Erman Ekici’ye, Sanık Talha Güneş’e, Sanık Hüseyin Tunç’a, Sanık Metin Akaltın’a insan öldürmekten 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine, insan öldürmeye teşebbüs suçundan 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

Ayrıca Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat verilmesine, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verdi.

Ne olmuştu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma sonucunda arasında IŞİD’in “Türkiye emiri” olduğu belirtilen İlhami Balı’nın da bulunduğu 35 kişi hakkında dava açtı. Sanıklardan 16’sı firariyken 19’u tutuklu yargılanıyordu. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2018’de davayı bitirerek 9 sanığı 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, 11 bin 730’ar yıl hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme heyeti, diğer beş sanığa “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 12’şer yıl, 4 sanığa ise aynı suçtan 7 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırdı. Sanık Erman Ekici’nin “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 18 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmeden mahkeme, söz konusu sanığın 100 kişiyi “kasten öldürme” ve 391 kişiyi “kasten öldürmeye teşebbüs etme” suçlarından da yargılanması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Ayrıca firari 16 kişi hakkındaki dosya da ayrıldı. Yargıtay, temyiz incelemesinde 9 sanığa verilen 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı. Dokuz sanığa yaralama suçundan verilen bazı cezalar ise eksik inceleme nedeniyle 2022’de bozuldu. Ancak bu sanıklar hakkındaki öldürme suçundan verilen cezalar onandı.

Hakkında bozma kararı verilen 9 sanık ile Erman Ekici yönünden yeniden başlayan Gar davasında son duruşma 24 Nisan’da görüldü. Cumhuriyet Savcısı, bu duruşmada esasa ilişkin mütalaasında Ekici’nin “anayasayı ihlal” suçundan bir kez ağırlaştırılmış müebbet, 101 kasten öldürme suçundan 101 kez ağırlaştırılmış müebbet, öldürmeye teşebbüs suçundan ise 379 kez cezalandırma istedi. Mütalaada Yunus Durmaz’a Gar katliamı talimatının İlhami Balı tarafından Erman Ekici aracılığıyla gönderildiği vurgulandı.

Savcı, Ekinci hakkında insanlığa karşı suç işlemek suçundan ise ceza istemedi. Sanıklar Yakub Şahin, Hakan Şahin, Hacı Ali Durmaz, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Taha Güneş, Abdülmüttalip Demir, Metin Akaltın’ın 11 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan beraati istendi, katliamdan bir süre sonra hayatını kaybeden Mustafa Budak’a yönelik kasten öldürme suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet talep edildi. 26 Haziran’da mahkeme bu 10 sanıkla ilgili son kararını açıklayacak.

Gar katliamı davasında IŞİD üyesi oldukları tahmin edilen 16 kişi halen firari durumda. Bunlar arasında IŞİD’in bir dönem Türkiye sorumlusu olan İlhami Balı, yöneticiler Deniz Büyükçelebi ve Edremit Türe ile HDP Mersin ve Adana il binalarına bombalı saldırıların faili Savaş Yıldız da bulunuyor. Haklarında yakalama kararı bulunan 16 sanık, bu süreçte yakalanamadı. Savcı, bu sanıkların dosyasının ayrılmasını istedi.

10 Ekim katliamının mağdurları, olayda ihmali bulunduğu belirtilen kamu görevlilerinin de yargılanmasını talep etti. Buna ilişkin o dönem İçişleri Bakanlığı idari, Ankara Başsavcılığı ise adli soruşturma başlattı.

Bakanlık müfettişlerinin hazırladığı 25 Şubat 2016 tarihli raporda, dönemin Ankara Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdür Vekili, TEM Şube Müdürü, eski Güvenlik Şube Müdür Vekili ve TEM Şubesi C Büro amirinin ihmali olduğuna yönelik tespitler yapıldı. Ancak Ankara Valiliği, soruşturma izni vermedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da buna karşı dava açmayınca kamu görevlilerine ilişkin soruşturma dosyası kapandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “31 Mart Seçimleri” Yorumu: Muhasebemizi Yaptık, Yapıyoruz

31 Mart seçimlerine değinen Erdoğan, “Seçimlerde muhalefet tamamen ucuz popülizme dayalı bir kampanya yürüttü. Deprem riski gibi sorunlar için ortaya hiçbir somut çözüm koymadılar. Son seçimde muhalefet ekonomideki sıkıntıları da istismar etti” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı yüzde 40.5 oy oranına ulaşmıştır. Çok boyutlu olarak muhasebemizi yaptık ve yapıyoruz. Hatayı da kusuru da kendimizde arıyoruz. Bu hassas süreci bir kuyumcu titizliğiyle gerçekleştireceğiz. Tüm kademelerde gereken adımları atmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Yerel Yönetimler İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Burada bulunan tüm belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. İnşallah bundan sonra farklı toplantılarla da sık sık bir araya geleceğiz. Bundan tam 30 yıl önce millete hizmet mücadelemize yerelden başladık. Politikalarımızı önce belediyelerdeki uygulamalarla ortaya koyduk. Kendimizi önce belediyelerle ispat ettik.

Siyaseten normalleşme: AK Parti’nin en büyük referans kaynağı yerel yönetimlerdir. AK Parti birikimi ile referanslarıyla sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın en yetkin en donanımlı siyasi hareketidir. Rakiplerimiz bile bizi taklit etmeye bizden kopya çekmeye başladı. Bir nevi siyasi rakiplerimize koçluk yapıyoruz. Dünya değişirken bizim de değişime daha hızlı adapte olmamız gereken başlıklar vardır.

31 Mart seçimleri: Son seçimlerde muhalefet tamamen ucuz popülizme dayalı bir kampanya yürüttü. Deprem riski gibi sorunlar için ortaya hiçbir somut çözüm koymadılar. Son seçimde muhalefet ekonomideki sıkıntıları da istismar etti. 31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı yüzde 40.5 oy oranına ulaşmıştır. Çok boyutlu olarak muhasebemizi yaptık ve yapıyoruz. Hatayı da kusuru da kendimizde arıyoruz. Bu hassas süreci bir kuyumcu titizliğiyle gerçekleştireceğiz. Tüm kademelerde gereken adımları atmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Seçimler bitince muhalefet vaat yağmurunun da sonuna geldi. Ucuzlatacağız dediler ama kendi partilileri bile isyan etmeye başladı. Belediye binalarını, LGBT paçavralarıyla donatmak dışında herhangi bir icraatları olmadı. Muhalefetin siyaset anlayışında köklü bir değişim yaşanmazsa korkarım önümüzdeki 5 yıl boyunca benzer hadiselere yeniden şahitlik edeceğiz.

Muhalefet içindeki radikal unsurların da kışkırtmasıyla 28 Şubat dönemini anımsatan uygulamalar yeniden devreye alınmak isteniyor. Buna müsaade edilmemeli. Muhalefetin aklıselim sahibi aktörlerinden, eski Türkiye’nin kötü hatıralarını tekrar canlandıran sahnelerin önüne geçilmesi noktasında çaba bekliyoruz.

Kayseri: Dün Kayseri’de küçük bir grubun yol açtığı müessif olayların sebeplerinden biri, muhalefetin zehirli söylemleridir. Siyasi kazanım uğruna nefret siyasetine tevessül edilmesini acizlik olarak görüyoruz. Toplumda yabancı düşmanlığı ve sığınmacı nefretini körükleyerek hiçbir yere varılamaz. Vandallıkla sokakları ateşe vermek kabul edilemez.

Sokak hayvanları: Milletimizi bizar eden başıboş köpek sorunu olmak üzere, şu an ülkemizin gündeminde olan meseleleri kati bir çözüme kavuşturacağız. Son rötuşlarını yaptığımız düzenlemenin yasalaşmasıyla yerel yönetimlere büyük sorumluluk düşecek. Biz de gereken desteği sağlayacağız.”

Paylaşın

Mahkemeden Dikkat Çeken Karar: Kanal İstanbul’un İmar Planı İptal Edildi

Mahkeme, İBB’nin tarım topraklarına, orman alanlarına ve su havzalarına geri dönülemez zararlar vereceği gerekçesiyle Kanal İstanbul’a yönelik açtığı davada, bakanlığın imar planı değişikliğinin hukuka uygun olmadığına hükmetti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Kanal İstanbul Projesi’ne yönelik diğer davaları ise yargıda devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna ilişkin dava, Danıştay’da görülüyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 15 Temmuz 2021 tarihinde İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ni onayladı. Plan, 16 Temmuz 2021’den itibaren bir ay süreyle askıya çıkarıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bu plan değişikliğine itiraz ederek konuyu yargıya taşıdı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; İBB, başvurusunda plan değişikliklerinin kamu yararına aykırı olduğunu ve İstanbul’un geleceği için hayati önem taşıyan tarım topraklarına, orman alanlarına ve su havzalarına geri dönülemez zararlar vereceğini savundu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise İBB’nin itirazını zımnen reddetti.

İstanbul 11. İdare Mahkemesi, İBB’nin itirazını haklı bularak imar planını iptal etti. 2023/3120 numaralı kararda, “15/07/2021 onay tarihli, İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile bu plan değişikliklerine yapılan 16/08/2021 tarih ve BK No:4274, İBB No:138918 sayılı itirazın zımnen reddine ilişkin işlemde şehircilik ilke ve esaslarına, planlama tekniklerine ve hukuka uyarlık bulunmadığı” belirtildi.

Mahkeme kararında, dava konusu revizyon imar planı değişikliklerinde nüfusun nasıl tespit edildiğinin bilinmediği ve bu durumun belirsizlik yarattığı vurgulandı. Bilirkişi raporuna göre, nüfus hesaplarının eksik olduğu ve yatırımcı kurum ve kuruluşlarının görüşlerine dair bilginin bulunmadığı belirtildi. Ayrıca, mezarlık alanlarının ağaçlandırılacak alan olarak gösterilmesinin mevzuata uygun olmadığı kaydedildi.

İBB’nin Kanal İstanbul Projesi’ne yönelik diğer davaları ise yargıda devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna ilişkin dava, Danıştay’da görülüyor.

Paylaşın

Özel’den “Erken Seçim” Açıklaması: Erdoğan, Kaçamayacak

CHP Lideri Özgür Özel, erken seçime ilişkin yaptığı açıklamada, “Anayasa’ya göre eğer Erdoğan’ın bu ikinci cumhurbaşkanlığı esnasında Meclis bir erken seçim kararı alırsa kendisi son kez aday olabilir. Yani bu dönem meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa Erdoğan bir kez daha ve son kez aday olabiliyor” dedi ve ekledi:

“Tabii o erken seçimi kazanamazsa bir daha aday olamaz, bitiyor. Mesela Erdoğan Meclis’i yarın kendisi feshetse aday olamıyor ama Meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa aday olabiliyor. Şimdi benim bahsettiğim tarih bir buçuk sene sonra yani Erdoğan’ın ikinci cumhurbaşkanlığı döneminin tam ortası.”

Özel, açıklamasının devamında, “Erdoğan biz erken seçim kararı almazsak bir daha aday olamıyor. Ona kamuoyunun önünde şöyle bir teklifte bulunduğumu düşünün; ‘İki buçuk yılın geçti, iki buçuk yılın daha var. Gel seçimleri yenileyelim.’ Seçimden kaçamayacaktır çünkü ‘Yok ben kaçıyorum’ dediğinde her geçen gün aleyhine işleyecek. Herkes şöyle düşünecek; Demek ki kaybedeceğini biliyor.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuştu.

Özel, “MHP çok erken rahatsız olmuş olabilir normalleşmeden. AK Parti de MHP’nin restini görmüş olabilir. Ama istedikleri kadar normalleşmeyi torpillemeye çalışsınlar, normalleşmenin bir toplumsal karşılığı var. Bu toplum kavgadan, gerginlikten bıktı. Bu toplum iktidarla muhalefetin Karagöz-Hacivat gibi kısır kavgaları yıllarca sürdürmesinden bıktı. Bu toplum artık kendi sorunlarının konuşulmasını istiyor. Ben 31 Mart’tan beri aynı şeyi söylüyorum; toplumun sorunlarıyla ilgili olmayan hiçbir kavganın bir tarafı olmayacağım. Bunu sürdürüyorum. Kim ne derse desin… Yoksa ben Devlet Bahçeli’nin “AK Parti ile CHP arasında ittifak samimi dileğimizdir” derken aslında ne demek istediğini bilmiyor muyum?” diye konuştu.

Bahçeli’nin Erdoğan’a “Ya benimsin, ya kara toprağın” dediğini savunan Özel şunları söyledi: Bunun çalışmasını engelleyecek tek hamle şu olabilir. Ben Erdoğan’a “Sen Bahçeli’yi kafana takma. Ben sana Meclis’te de destek vereceğim, ekonomik pakette de destek vereceğim, arkandayım” dersem… Yani Erdoğan’a partner değiştirmeyi teklif edersem, Cumhur İttifakı’nı dağıtırım. Ama bu benim sırtıma, AK Parti’nin 22 yıllık hatalarına, sorumluklarına ortak olmak gibi hiç taşımaya niyetim olmayan bir yük koyar. Ben iktidara gidiyorum. Benim partim birinci parti olmuş. Seçimden beri her ay oylarımız artıyor. Büyük bir ekonomik kriz var. Erdoğan ne depremzede için ne de enflasyonla ilgili verdiği sözleri tutuyor.

Türkiye’de anormal olan anlayış zaten şu; siyasi rakipsek birbirimize bomba atmalıyız, ateş etmeliyiz. Bunun bir ortası var. Erdoğan’la yaptığımız görüşme benim açımdan sorunların bizzat onun yüzüne söylenmesi açısından da önemli. Çünkü birçok seçmen şöyle düşünüyor; “Bu sorunlar var ama Erdoğan’ın haberi yok. Haberi olsa çözer. Kendisi çok iyi, çevresi kötü biliyor.” Ben oturuyorum konuşuyorum ve ayrılıyorum. Çıkınca da ne konuştuğumu insanlara söylüyorum. Hiç olmazsa sorunları Erdoğan’a bizzat söylediğimi biliyor halk artık.

Özel, “Peki siz kendisiyle görüşmede gündeme getirdiğiniz ve hiç haberi olmadığı izlenimine kapıldığınız bir dosyaya denk geldiniz mi?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: Hiç öyle bir izlenim almadım. Her şeyden haberi var. Her atamanın da her yaşananın da sorumlusu Erdoğan yani. Aksini düşünmüyorum. Ama Türkiye’nin bu kadar sorunu varken iktidar ile muhalefetin sürekli bir deyim yerindeyse kayıkçı kavgası içinde olmasının kimseye faydası yok. Bizim anladığımız normalleşme sadece iktidarla diyalog kanallarının açık olması değil aynı zamanda muhalefetin normalleşmesidir. Muhalefetin sorunları sadece gören değil sorunların çözümüne kafa yoran ve çözüm öneren taraf olmasıdır.

Özel, bugün görülmeye başlanan Sinan Ateş davası için ise şunları söyledi: Sinan Ateş davası benim gördüğüm kadarıyla Cumhur İttifakı’nı hem zorlayan hem birbirine bağlayan bir dava. Sinan Ateş davası AK Parti’nin işini çok zorlaştırıyor, bir yandan da MHP’yle AK Parti’yi birbirine bağlıyor. Yani iki yönden etkisi var bunun. Cinayet öncesinde Sinan Ateş’in konumunu atan kişi MHP’nin genel başkan yardımcılarıyla aynı telefondan aynı gün içinde defalarca mesajlaşıyor ve bu iddianame kapsamında o isimler yok. Buna kimi inandırabilirsiniz? Ülkeyi yönetenler bence çok tarihi bir risk alıyorlar şu anda, çok tarihi bir hata yapıyorlar.

“Erdoğan, seçimden kaçamayacak”

Özel erken seçim talebiyle ilgili ise şunları söyledi: Yüksek Seçim Kurulu’nun son kararı Erdoğan’ın 2023’teki ikinci seçiminin son seçimi olduğunu söylüyor. O karara itiraz edenler oldu ama reddedildi. Şimdi artık ona itiraz etmenin bir yolu yok. Ama Anayasa’ya göre eğer Erdoğan’ın bu ikinci cumhurbaşkanlığı esnasında Meclis bir erken seçim kararı alırsa kendisi son kez aday olabilir.

Yani bu dönem meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa Erdoğan bir kez daha ve son kez aday olabiliyor. Tabii o erken seçimi kazanamazsa bir daha aday olamaz, bitiyor. Mesela Erdoğan Meclis’i yarın kendisi feshetse aday olamıyor ama Meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa aday olabiliyor. Şimdi benim bahsettiğim tarih bir buçuk sene sonra yani Erdoğan’ın ikinci cumhurbaşkanlığı döneminin tam ortası.

Erdoğan biz erken seçim kararı almazsak bir daha aday olamıyor. Ona kamuoyunun önünde şöyle bir teklifte bulunduğumu düşünün; “İki buçuk yılın geçti, iki buçuk yılın daha var. Gel seçimleri yenileyelim.” Seçimden kaçamayacaktır çünkü “Yok ben kaçıyorum” dediğinde her geçen gün aleyhine işleyecek. Herkes şöyle düşünecek; “Demek ki kaybedeceğini biliyor.”

“En kısa zamanda Esad’la görüşmeyi planlıyorum”

Kendisinin “Mülteci sorununun tek çözümü Suriye ile görüşmek” sözlerinin ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Esad’la görüşebiliriz açıklaması sorulan Özel şu yanıtı verdi: Biz zaten yıllardır ona “Esad ile görüşün, yoksa sorunlarımız çözülmez” diyoruz. Ama kendisi “Katille görüşülmez” diyordu. Sonra “İstihbaratçılar marjında görüşüyoruz” demeye başladılar. Bugün de bunu diyorlar. Biz zaten bunu hep savunduk. Ama biliyoruz ki Esad, Erdoğan ile görüşmek için Suriye’nin kuzeyindeki Türk Silahlı Kuvvetleri varlığının geri çekilmesini ön şart koşuyor.

Ben bu noktada Esad’la doğrudan görüşerek Türkiye ile Suriye’nin arasında sorunları ortadan kaldırmak için aracılık edebilirim. Esad ile de görüşürüm bunun için, Erdoğan ile de. Esad’la Türkiye’nin masaya oturmasına ve Türkiye’de yaşayan sığınmacıların Suriye’ye geri gitmesini sağlayacak barış ortamının sağlanmasını temin edecek görüşmelere aracılık edebilirim. Bunun için en kısa zamanda Esad’la doğrudan görüşmeyi de planlıyorum.

Diplomasi bir sanat ve Türkiye’de inanılmaz derecede iyi yetişmiş insanlar var bu konuda. Yeter ki çözüm iradesi olsun. Ama ilk düğümü çözmeden bir sonrakini çözemezsiniz. Önce Esad Türkiye ile masaya oturmaya ikna edilmeli. Ben Esad’ı masaya oturmaya ikna edebilirim. Yeter ki Erdoğan’ın böyle bir niyeti olsun. Erdoğan’ın son açıklamasından da görüyoruz ki bizim burada attığımız adımlar Erdoğan’ı da cesaretlendiriyor.

Özel, “Ben cumhurbaşkanı adayı olmak istemiyorum” mu diyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: Benim cumhurbaşkanı adayımızın seçimi kazanması dışında bir hedefim yok. Cumhurbaşkanı adayına ölçüm ve değerlendirmeden yararlanarak, mümkün olduğu kadar çok kişiyle ortaklaşarak karar vermek dışında bir hedefim yok. Belki bütün üyelerimize sorarak ya da belki seçmen nezdinde yoklama yaparak bu süreci ilerleteceğiz. Anketlere bakarak ve ortak akılla bir aday gösterildiğinde bir kere daha risk almış olmayız.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP’den “Geçinemiyoruz” Mitingi: Geçim Olmazsa Seçim Olur

Gebze’de düzenlenen Geçinemiyoruz Mitingi’nde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Buradan sesleniyoruz. Geçim olmazsa seçim olur. Ey iktidar sesimizi duyun; geçim olmazsa seçim olur. Geçim yoksa, seçim var” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında asgari ücrete de değinen Özgür Özel, “Asgari ücret verildiği günden bugüne neredeyse 4 bin lira kaybetti, bugünkü 17 bin lira o günkü 13 bin lira. Asgari ücrete en az enflasyon kadar zam istiyoruz. En az enflasyon kadar artış istiyoruz. 25 bin liranın altındaki asgari ücreti asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özel, “Emekliye bir asgari ücret alana kadar mücadeleye söz mü, yandaşa değil esnafa can suyu verilene kadar mücadeleye söz mü?” sözleriyle emeklilerin çektiği sıkıntılara da değindi.

Özel, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasına ilişkin ise “Gri liste dediğin Burkina Faso’dur, Suriye’dir… Kara para cennetinin olduğu ülkelerdir. Bunu başarı diye anlatanlara yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Özgür Özel, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde düzenlenen “Geçinemiyoruz” mitinginde konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Bugün ülkede gelir adaletsizliği en üst noktaya çıktı. Bugün Türkiye’de en zengin yüzde 20, bütün varlıkların yüzde 81’ini alıyor. En yoksul yüzde 20 sadece 0.5’ini alıyor.

Birileri yüzde 81’i alırken, bizler yüzde 1’i bile alamıyoruz. İşine gelince ‘aynı gemideyiz’…Yazıklar olsun bu düzene!

Türkiye’nin en zengin yüzde 20’si 32 bin dolar milli gelirle geçiniyor ama en yoksul yüzde 20’si 3 bin 600 dolar gelirle geçiniyor. Hakkımız almadan durmayacağız ve söke söke alacağız.

Bu meydanda geçinemeyen herkes var. Herkesin sesini hep birlikte duyurmaya geldi sıra. Eğer herkes, herkesin sesini duyar ve hep birlikte sesini yükseltirse başarmamamız için bir neden yok.

Alın teri dökmüş, dirsek çürütmüş ve en sonunda emekli olmuş insanlarımızı bugün dünyanın en düşük emekli maaşlarına muhatap ediyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde 1,5 asgari ücret düzeyinde olan en düşük emekli maaşı, bugün 0.6 asgari ücret düzeyindedir. Bu düzen büyük bir yoksulluk, büyük bir açlık getirmiştir.

270 euroluk sefalet maaşına isyan ediyor musunuz? Emeklinin hakkını söke söke alacak mıyız? Önce emekli maaşı bir asgari ücret olana kadar, son CHP iktidar olduğunda her emeklinin en düşük maaşı 1,5 asgari ücret oluncaya kadar durmayacağız, hep beraberiz ve hep beraber başaracağız.

Vergide adalet istiyoruz. Yani yılbaşında vergi, maaş başlayıp da 3. ayda kuşa dönmesin istiyoruz. Bugün 17 bin liralık asgari ücret ilk verildiği gün 9 gram altın alırken şu an asgari ücret 7 gram altın alabiliyor. Asgari ücret o günden bugüne kadar 3 bin 850 lira eridi. Diyorlar ki enflasyon farkı vermeyiz. Vermezsiniz ocaktan bugüne emekçinin maaşından 11 kilo kıymayı çaldınız, 24 kilo pirinci çaldınız… Enflasyon farkı hakkımızdır, refah payı hakkımızdır, Türkiye emekçi sınıfı bundan sonra hakkını size bırakmayacak, söke söke alacaktır.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerin de kulağı burada. Tarlalar teker teker satılıyor. 500 bin çiftçi tarımı bıraktı. Her 4 gençten 3’ünün çiftçi maaşlı işte. Tarlasını arkada bırak gözü yolda… Bu çiftçiler geçinemedikleri gibi yaratılan sıkıntı büyük bir gıda enflasyonuna neden oluyor.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerin de kulağı burada. Tarlalar teker teker satılıyor. 500 bin çiftçi tarımı bıraktı. Her 4 gençten 3’ünün çiftçi maaşlı işte. Tarlasını arkada bırak gözü yolda… Bu çiftçiler geçinemedikleri gibi yaratılan sıkıntı büyük bir gıda enflasyonuna neden oluyor.

Bir yılda işsiz kişi sayısı 1 milyon 200 bin kişi arttı. Resmi işsizlerin yüzde 90’ı işsizlik sigortasından yararlanamıyor.

Gri listeden çıktığımızı ilan ettiler. Sanki gri liste Ecevit’ten, Özal’dan, Demirel’den kalmış gibi anlatıyorlar. Bugün güç bela gri listeden çıkılınca bunu başarı gibi anlatıyorlar. Gri liste dediğin Burkina Faso’dur, Suriye’dir… Kara para cennetinin olduğu ülkelerdir. Bunu başarı diye anlatanlara yazıklar olsun.

Asgari ücret verildiği günden bugüne neredeyse 4 bin lira kaybetti, bugünkü 17 bin lira o günkü 13 bin lira. Asgari ücrete en az enflasyon kadar zam istiyoruz. En az enflasyon kadar artış istiyoruz. 25 bin liranın altındaki asgari ücreti asla kabul etmiyoruz.

Emekliye bir asgari ücret alana kadar mücadeleye söz mü, yandaşa değil esnafa can suyu verilene kadar mücadeleye söz mü?… Parayı nerede bulacaksın? Biz gittik anlattık, gösterdik. Dedik ki vergide adalet istiyoruz.”

Paylaşın

Babacan: Yeni Vergilerle Fakir Daha Fakir, Zengin Daha Zengin Olacak

DEVA Lideri Ali Babacan, “Yeni vergilerle de belli ki millet zenginleşmeyecek. Belli ki fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. Hükûmete soruyorum: Belli ki millet zenginleşmiyor. Ama diyorsunuz ki ekonomi büyüyor. O zaman siz kimi zenginleştiriyorsunuz? Şu %5’i bir bilsek ya…” dedi ve ekledi:

“Bu vatandaşın boğazından geçen lokmaları küçülterek mi başaracağınızı zannediyorsunuz? Emeklinin açlık sınırının altında bir maaşla hayat sürdürmesine sebep olarak mı başardığınızı zannediyorsunuz? Asgari ücretlinin, aylık 17 bin lirayla geçim mücadelesi vermesine sebep olarak mı başaracağınızı zannediyorsunuz? Bunun adı başarı mı? Ama bilmiyorlar, umursamıyorlar. Milleti fakirleştirmek pahasına bazı göstergeleri iyileştirmekle övünüyorlar.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 2. Olağan Kocaeli İl Kongresi’nde konuştu. Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Ekonomik kriz: Öğrencilerimizi burslarıyla geçinebilecek bir refah seviyesine ulaştırmıştık. Şimdi hepsi hayal oldu. Gençlerin tabiriyle ‘yalan’ oldu. Yeni vergilerle de belli ki millet zenginleşmeyecek. Belli ki fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. Hükûmete soruyorum: Belli ki millet zenginleşmiyor. Ama diyorsunuz ki ekonomi büyüyor. O zaman siz kimi zenginleştiriyorsunuz? Şu %5’i bir bilsek ya…

Bu vatandaşın boğazından geçen lokmaları küçülterek mi başaracağınızı zannediyorsunuz? Emeklinin açlık sınırının altında bir maaşla hayat sürdürmesine sebep olarak mı başardığınızı zannediyorsunuz? Asgari ücretlinin, aylık 17 bin lirayla geçim mücadelesi vermesine sebep olarak mı başaracağınızı zannediyorsunuz? Bunun adı başarı mı? Ama bilmiyorlar, umursamıyorlar. Milleti fakirleştirmek pahasına bazı göstergeleri iyileştirmekle övünüyorlar.

Seçimlerden bu yana on üç ay geçti. Bu süre içerisinde yükü hafifleyen var mı? Her gün zam haberi. Her gün vergi artışı haberi. Aradan geçen bir yıldan uzun bu sürede ben daha iyi geçinebiliyorum, ekonomik açıdan daha rahatım diyebilen var mı? Yok arkadaşlar yok.

‘Ekonomi şu kadar büyüyor’ diyorlar, ‘Başardık’ diyorlar, değil mi? Madem ekonomi büyüyor diyorsunuz, bunun nimetini sadece %5 görmesin. Herkes görsün.  Milletin %95’inin geliri son beş yıldır ya düşmüş ya sabit kalmış bu ülkede. Vatandaşın ekmeğini küçülterek krizden çıkılmaz. Yoksulun ahını alarak ekonomi düzeltilmez.”

Sayın Erdoğan’ın ‘Benim alanım ekonomi’, ‘Ben ekonomistim’ diye diye beş yılda tamamen rasyonalite dışı, akıl dışı bir uygulamayla patlattığı enflasyonun bedelini milletimiz şu anda yüksek faizle ve yüksek vergiyle ödüyor. Yazık günah bu millete yahu. Dünyadaki en yüksek ikinci faizi bizim Merkez Bankası uyguluyor şu anda. Sen enflasyonu kendi elinle patlat, sonra millete bedelini ödet.

Başbakanlık ofisinin önüne yazar kasa fırlatacak kadar vatandaşımızı isyan ettiren 2001 krizinden bu ülkeyi çıkarmış bir ekibin başında olduğum için ben bunu söylüyorum. Tüm dünyayı etkileyen 2008-2009 krizinin ülkemizi teğet geçmesini sağlayan kadroyu yöneten bir arkadaşınız olarak söylüyorum bunu. Hiç bu işleri yapmasak bizi de aldatacaklar, kandıracaklar. Gayet böyle masum cümlelerle gerçeği bambaşka sunuyorlar bu millete.

Ticarette de değerli arkadaşlar, vergi politikalarında bir kavram vardır. Nedir bu? Sürümden kazanmak. Sürümden kazanmak. Ben Çıkrıkçılar Yokuşu’nda esnaflık yapmış bir arkadaşınızım. Ticarette sürümden kazanmak nedir? Fiyatını makul tutacaksın. Kâr oranının düşük olacak ama çok satarak kazanacaksın. Yani bazı genişleteceksin. Ciroyu arttıracaksın. Ve kâr haddin düşük olsa da yine kazanacaksın. İşte biz yıllarca devlette Çıkrıkçılar Yokuşu’nun sürümden kazanmak kavramını uyguladık. Ekonomiyi büyüttük ekonomiyi.

KDV oranını yüzde 18’den 8’e indirdik, KDV tahsilatımız çoğaldı. Niye? Çünkü sürümden kazandık vergide. Bilmiyorlar, bilmiyorlar. Zannediyorlar ki vergi oranını yükselteyim, daha fazla vergi toplayayım. Ekonomiyi vergiyle boğarsanız mümkün değil. Yapamazsınız. Kurumlar Vergisi oranını yüzde 33’ten önce 30’a indirdik, sonra da 20’ye indirdik. Hiçbir şey olmadı. Tahsilatımız arttı. Şimdi bunlar tekrar 25’e çıkarttılar bakın. Üstelik yatırım çevreleri açısından gittikçe vergi oranını düşüren bir ülke mi caziptir, yoksa vergi oranlarını artıra artıra giden bir ülke mi caziptir? Ya sen o yüzde 20’den 25’e Kurumlar Vergisi’ni artırıyorsun ama onu artırmasan, düşük tutsan bu ülkede yatırım artacak.

Neymiş, enflasyonla mücadeleymiş. Ali Babacan döneminde enflasyon tek haneye düştü, yıllarca da tek hanede kaldı. Ama hiçbir zaman ne emekli maaşı, ne de asgari ücret enflasyonun altında kalmadı. Peki biz nasıl başardık bunu? Nasıl başardık? İnanın bilmiyorlar ya, dibimizde çalışanlar bile anlamamış, ben onu görüyorum şu anda.

Siyasette normalleşme: Yumuşama dedikleri, ülkenin Cumhurbaşkanının muhalefet partisi genel başkanıyla kahve içmesinden ibaret kaldı. Oturdular, konuştular, dağıldılar; normalleşme dedikleri bu. Maalesef ülkemizdeki siyasetin hali bu. Bir tarafta iktidar partisi, öbür tarafta ana muhalefet partisi. Ana muhalefet partisinin de geçmişinde işine geldiğinde bu ülkeyi nasıl gerdiğini hatırlıyoruz.

Ülkemizi yöneten, hükûmetin tepesindeki isim muhalefet lideriyle selamlaşmayı ‘yumuşama’ sanıyor. Muhalefet genel başkanıyla oturup memleket meselelerini konuşmasının adı da ‘normalleşme’ oluyor.  Peki sonuç? Koca bir hiç.  Sayın Erdoğan son grup konuşmasıyla 90 gün bile sürmeyen bu süreci de bitirmeye niyetli olduğunu açıkça ortaya koydu. ‘Bu kadar’ dedi, ancak üç ay yapabildi.

Bir ülkenin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, ‘Ben bu ülkenin evladı değil miyim’ diyor ve göz yaşı döküyor. Ama bugünlere dair de çok şey anlatıyor… Sayın Erdoğan, şunu bilin. Sizin yıllar önce geceleri düşünüp göz yaşlarınızı tutamadığınız duyguyu, bu ülkede şu anda milyonlar yaşıyor. Milyonlarca insan ucuz ekmek kuyruğunda beklerken soruyor; ‘Biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz?’ diyor.

KYK bursuyla geçinmeye çalışan, başka ülkelerde yaşayan yaşıtları istedikleri cep telefonunu alırken vergisiz cep telefonu vaadiyle kandırılıp, sonra 9 bin 500 TL sınırlama ile karşılaşan gençler, bu ülkenin vatandaşı değil mi? Soruyorum: Artık kendi vatandaşlarımızın gidemediği tatil beldelerinde, müstemleke ülkelerde olduğu gibi, yurt dışından gelen turistlere hizmet eden fakat kendileri denize giremeyen çalışanlarımız, bu ülkenin vatandaşı değil mi

Kürsülerden bağırarak millî iradeye parmak sallayanların mı yanındasınız, yoksa demokrasinin mi yanındasınız? Sayın Erdoğan size de sesleniyorum; faili meçhullerin, 90’ların karanlık cinayetlerinin mi yanındasınız; yoksa gözlerinize bakarak ‘Babamın katillerini bulun Tayyip Dede’ diyen Sinan Ateş’in evlatlarının mı yanındasınız? Gelin, partinize gönül verenlerin yüzünü yere düşürmeyin.” 

Bu milletin aklını, ferasetini asla hafife almayın.  İnsanlar her şeyi izliyor, gayet iyi biliyor. Ve günü geldiği zaman da söyleyeceğini sandık başında söylüyor. Samimi olun. Geldiğiniz yeri, geçtiğiniz yolları, yaşadığınız zorlukları unutmayın. Ve bir karar verin: 28 Şubatçıların izinden mi gideceksiniz, yoksa milletle beraber mi olacaksınız?

Sinan Ateş cinayeti: İktidarın ve küçük ortağının parti mensuplarına, milletvekillerine, bakanlara, kıymeti kendinden menkul danışmanlara seslenmek istiyorum: Yarın başlayacak davada, sadece Sinan Ateş cinayetinin zanlıları yargılanmayacak arkadaşlar. Yarın başlayacak davada, henüz farkında olmasanız da sizin vicdanınız, sizin insanlığınız da yargılanacak.

Bir kent diyor ki, İstanbul diyor ki; ‘Önlem alın’ diyor. ‘Binalar kendi başlarına çöküyor, bir şeyler yapın’ diyor. ‘Deprem olursa, çok canlar gidecek, çok insanın canı yanacak’ diyor. İstanbul’u dinleyen yok, kulak veren yok. Ben hemen hemen her konuşmamda söyledim. Bugün de tekrar ediyorum. Ülkemizin bir numaralı sorunu şu anda deprem sorunudur.

Depreme karşı iktidar-muhalefet demeden çözüm üretmek zorundayız. Kamu-sivil toplum el ele verip formül bulmak zorundayız. Rant duyunca koşanlar, kamu arazilerini görünce dosya dosya projelerle gelenler; bir de onlara da seslenmek istiyorum. İstanbul’un büyük bir kentsel yenilenmeye, depreme karşı bir seferberliğe ihtiyacı var. Şu rant gözlüklerinizi bir kenara koyun ve İstanbul için hemen şimdi çalışmaya başlayın.”

Paylaşın

“Karadeniz Doğalgazı” Müjdesi Havada Kaldı

13 Haziran 2022 tarihinde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından müjdelenen “Karadeniz Doğalgazı”nda üretim hedefine ulaşılamadı.

Karadeniz Gazı’na yönelik 2023 yılının ilk çeyrek verileri, müjdenin havada kaldığını gözler önüne serdi.

BirGün’den Mustafa Bildirci’nin aktardığına göre, toplam 10 milyon metreküp olacağı belirtilse de Ocak-Mart 2023 döneminde çıkarılan gazın yalnızca 3,6 milyon metreküp olduğu öğrenildi. CHP Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, iktidarın ekonomik krizi gölgelemek için “Hayal satmaya son sürat devam ettiğini” söyledi.

Erdoğan’ın, “10 milyon metreküp” hesabını anımsatan CHP’li Bakırlıoğlu, “Buna göre, günlük 6,4 milyon metreküp gazımız buhar oldu” diye konuştu. Erdoğan’ın, doğalgaz çıkarılmasının ardından üretime Nisan 2023’te başlanacağı yönündeki sözlerine de dikkati çeken Bakırlıoğlu, şunları söyledi:

“Ancak ilk üretim ancak Eylül 2023’te yapılabildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da seçimlerden hemen önce, 20 Nisan 2023 tarihinde sosyal medya hesaplarından, ‘Karadeniz doğal gazını devreye aldık’ mesajını paylaştı. Oysa EPDK verilerine göre Karadeniz doğalgazı ancak Eylül 2023’te verilere yansıdı. Bu düpedüz yurttaşı kandırmaktır. Seçim kazanmak adına yürütülen bu doğal gaz çıkarma serüveni onlarca cevapsız soruyla yürütülüyor.”

Bakırlıoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da Mayıs 2024’te yaptığı açıklamada, “2025 yılının ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe ulaşmayı hedefliyoruz” dediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2023 yılında da günlük hedef 10 milyon metreküptü, önümüzdeki yılın ilk çeyreği içinde Bakan günlük hedefi 10 milyon metreküp olarak ifade ediyor. Gazın meşalesi ilk olarak seçim için yakılmıştı. Şimdi geldiğimiz noktada görüyoruz ki aynı yalanı meydanlarda, televizyonlarda öyle çok söylediler ki kendileri de inanır olmuşlar.

Yurttaşa yalan söylemekten hiç utanmıyorsunuz. Karadeniz doğalgazının üretimi ile ilgili elimizde herhangi bir maliyet yok. Geçmişteki deneyimlerimiz, hedeflenenin çok gerisindeki kalmış olan üretim, ister istemez rezerv miktarını da sorgulamamıza neden oluyor. Sayın Bakan bıraksın hayal satmayı da önce yurttaşımızın aklındaki bu belirsizlikleri gidersin.”

Meclis gündeminde

Karadeniz Gazı’na yönelik belirsizlikleri TBMM gündemine de taşıyan CHP’li Bakırlıoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a şu bazı soruları sordu:

Sakarya Gaz Sahası’nda bulunan Oruç Reis ve Barbaros Hayreddin sismik araştırma gemilerinin, Fatih ve Yavuz sondaj gemilerinin, daha çok kuyu tamamlama faaliyetlerinde kullanıldığı anlaşılan Kanuni sondaj gemisinin ve bunlara eşlik eden Platform Destek gemilerinin gaz rezervi arama, bulma ve bulunan rezervleri çıkarma maliyetleri nedir?

Deniz dibine döşenen boru hattı için İtalyan Saipem’e ne kadar para ödenmiştir?

Karadeniz’de 2023’ün ilk çeyreğinde çıkarılacağı ifade edilen günlük 10 milyon metreküp doğalgaz üretim hedefine neden ulaşılamamıştır? Neden üretim günlük 3,6 milyon metreküpte kalmıştır?

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seçim öncesi müjde olarak açıklanan ve Nisan 2023’te doğal gaz üretimi gerçekleştirileceği söylenen Karadeniz’de, neden ilk üretim ancak Eylül 2023’te yapılabilmiştir? Bu gecikmenin sebebi nedir?

Paylaşın

DEM Parti’nin “İradeye Saygı Yürüyüşü” Başladı: Kayyımlar Gidecek Biz Kalacağız

“İradeye Saygı Yürüyüşü”ne ilişkin konuşan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, “Bu adalet yürüyüşü, Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine ‘hayır’ demektir. Bu yürüyüş, emeğimize ve özgürlüğümüze sahip çıkma yürüyüşüdür “dedi ve ekledi:

“İstanbul’dan Hakkari’ye yaşam hakkımızı, belediyelerdeki irade hakkımızı savunmak için yürüyoruz. Belediye eş başkanlarımızı biz seçeceğiz. Adalet yürüyüşümüz devam edecek ve kayyımlar gidecek biz kalacağız. Yaşasın birleşik mücadelemiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanmasına karşı 3 Temmuz’da Van’dan Hakkari’ye yapılacak yürüyüş için İstanbul ve Ege’den yola çıkıldı. Yürüyüşçülerin bir kısmının 18.00 gibi Ankara’da olacağı iletilirken, 18.30 gibi Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yapılacağı duyuruldu.

Yürüyüşün yanı sıra her kentte eylemler yapılacak, Hakkari Belediyesi meclis üyeleri de Ankara ve İstanbul’da temaslarda bulunacak. Hakkari ve İstanbul’da devam edecek olan nöbet eylemleri her gün yapılacak. İl ve ilçelerden oluşan heyetler Hakkari’deki nöbete katılacak. İki kentin dışında tüm kentlerde nöbet eylemleri yerine haftada bir gün kitlesel nöbet, yürüyüş, eylem ve etkinlikler yapılacak. Şimdiye kadar belediyeler önünde yapılan eylemler başka merkezi yerlere taşınacak.

Hakkari Belediye Eşbaşkanı Mehmet Sıdık Akış’ın tutuklanmasından sonra toplanan belediye meclisi, işletilmeyen hukuku ve kanunu işleterek, başkanvekili seçmişti. Hakkari’de belediye eşbaşkanı ve meclis üyelerinin yer aldığı bir heyet oluşturularak, kayyum gaspına karşı Ankara ve İstanbul’da bir dizi ziyaretlerde bulunacak.

Kayyuma karşı düzenlenecek yürüyüş ise İstanbul’da başlayıp Hakkari’de tamamlanacak. İradeye Saygı Yürüyüşü’ne katılanlar, buradan kitlesel bir şekilde Hakkari’ye uğurlanacak. Yürüyüşçüler, 196 kilometre boyunca yürüyecek. Yürüyüşün 6 gün sürmesi beklenirken yürüyüş güzergâhında bulunan yerleşim yerlerinde halk buluşmaları da gerçekleştirilecek. Tüm kentlerden sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerinden isimlerin de yürüyüşe katılacağı öğrenildi.

“Adalet yürüyüşümüz devam edecek”

“İradeye Saygı Yürüyüşü”ne değinen DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, “Kürtler ve Türkiye’deki halklar, emekçi, sol hareketler olarak hiçbir şekilde AKP faşist rejiminin baskılarına ve kayyım atamalarına boyun eğmeyeceğimizi Van’da ki büyük halk direnişiyle gösterdik” dedi ve ekledi:

“Kayyım atamasından sonra ’Hakkari için İstanbul ayakta’ şiarıyla başlattığımız Adalet Nöbeti her gün büyüyerek sürmekte. İstanbul’dan Amed’e, Amed’den İzmir’e, İzmir’den Samsun’a ve Şırnak’a kadar bütün halklar birleşerek, AKP rejiminin kayyım gaspına karşı mücadeleyi büyütüyoruz.

Bu adalet yürüyüşü, Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine ‘hayır’ demektir. Bu yürüyüş, emeğimize ve özgürlüğümüze sahip çıkma yürüyüşüdür. İstanbul’dan Hakkari’ye yaşam hakkımızı, belediyelerdeki irade hakkımızı savunmak için yürüyoruz. Belediye eş başkanlarımızı biz seçeceğiz. Adalet yürüyüşümüz devam edecek ve kayyımlar gidecek biz kalacağız. Yaşasın birleşik mücadelemiz.”

Paylaşın

Özel’den “Millet İttifakı” Yorumu: Hata Yaptık

Seçimler sonrası dağılan Millet İttifakı’na ilişkin değerlendirme yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Benim farklı düşündüğüm nokta şu: Geçen sefer bir hata yaptık. 6 atleti bellerinden birbirine bağladık, koşun dedik, herkes birbirine engel oldu. Hepsi kendi kimlikleriyle koşsaydı, gerektiğinde bir iş birliği yapılabilirdi. Geçen seferki en büyük sorunumuz buydu” dedi ve ekledi:

“Önce bir tartışma çıkar sporcular kaç kilo basıyor diye. 1 kilo mu 30 kilo mu 90 kilo mu bilmiyorduk, herkes kendisinin çok bastığını iddia ediyordu. Millet İttifakı, teknik bir ittifaktan ziyade siyasi bir ittifaktı. Birbirini genişleyen değil, kısıtlayan bir ittifaka dönüşmüştü. Kimse kimseden memnun değildi. Teknik ittifakta herkes gücünü bilir ama sandıkta bir çerçevede yer alırsın ki bölge bölge bir başkasına yarar. Herkes öz kimliğiyle siyaset yapmalı, seçim sathı mahaline girdiğinde bu durum konuşulmalı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube kanalına konuk oldu. Özgür Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:

Erdoğan ile görüşme: Biz siyaset yapıyoruz ve 2024 yılındayız. Savaşmak üzere değil, konuşmak üzere kurulmuş bir parlamento orası. Mücadele ve müzakere birlikte yürürse, bunun adı siyasettir. Ben beklerdim ki Erdoğan seçimden sonra beni tebrik etsin, arasın. Bayramda ben aradım ve randevu istedim. İşin insani ve medeni yönünü önemsiyorum. Erdoğan köprüleri istediği kadar atsın, ben bayramda onu yine ararım.

Karşılıklı saygıyı korumak lazım. O sana gelmez, elini havada bırakır, ikincisi uzatmazsın o ayrı. Ben bütün partilerle bayramlaşıyorum. Dünyanın lafını etti Devlet Bey, bayramda aradım. Biraz da şakalaştık. ‘Bayram öncesinde biraz sürtüştük’ dedim. Devlet Bey de gülerek, ‘Siyasette olacak böyle şeyler, önemli olan bayramlaşabilmek’ dedi. Karşılıklı çatışmaları ara ara yumuşatmazsanız, 80 öncesi sağ sol çatışması gibi şeyler gündeme gelir.

TRT’sinden AA’sına, bize her yer kapalı. Öyle bir noktadayız ki kendin söyle kendin işit. O açıdan bu diyalog yanlış değil. Türkiye’de bir masada kurulunca iki ihtimal var, ya pazarlık ya ittifak. Masa yoksa birbirine el bombası atacaksın. Öyle bir şey olmaz. Müzakere olmadan mücadele olmaz. Anadolu’ya gidiyorsun, seçmenin azımsanmayacak bir kısmı, ‘Kötüyüz ama Tayyip Bey bilmiyor, yoksa çözer’ diyor. Ben gidiyorum söylüyorum işte, çözsün. Ben bu kutuplaşmadan CHP’nin fayda gördüğünü görmedim. Birileri bu memleketi kutuplaştırdı.

Bir gazeteci veya YouTube yayıncısı, 6 aydır sert bir şekilde eleştiriyor. Biz bu anlayışla açı yaptık diye yok gözlüklerini kırarım, gözüne sokarım. Sonra bizim arkadaşlar cevap vermeye başladılar. Bu bir patlamaya dönüştü. O kadar yoğun bir refleks keşke olmasaydı. Kimse meselenin özüne bakmıyor, CHP’liler gazeteciye had bildiriyor diyor. Halbuki adam 6 aydır en ağır lafları söylemiş, en son küfre varan bir şey yapınca…

Kılıçdaroğlu – İmamoğlu görüşmesi: Böyle görüşmeler beni hiç rahatsız etmez. Partide de bir normalleşmeye ihtiyaç olduğu çok açık. Ekrem Başkan ile çok açık bir iletişimimiz var. Kritik bir mevzu olunca direkt birbirimizi arıyoruz, haberdar ediyoruz. Ekrem Başkan, ‘Genel Başkanı aradım, yemek yiyelim diye konuştuk, ama tarihi zamanı belli değildi, haber sızdırmışlar ama’ dedi. Yapanları biliyoruz…

Ekrem İmamoğlu – Mansur Yavaş: Aralarında bir gerilim yok. Belediyeler Birliği’nde tansiyon yükseliyor diyor, yönetiyoruz biz süreci. İkisi de birbirini destekledi. Ekrem Başkan, Mansur Başkan için gayret gösterdi. İkisinin de gözünde ve gönlünde bu partiyi iktidar yapmak var. Daha önümüzde belki de 4 yıl var. En doğru adayı belirlemek durumundayız. Ölçeceğiz, anket yapacağız, en geniş katılımla belirleyeceğiz.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı: En doğru aday ben olsam geri durmam. Ama ben yapı olarak partiyi iyi yönetebilecek, sosyal demokratları, solcuları çok daha rahat konsolide edebilecek, sözüne kendi mahallesinin çok inandığı yapıda bir siyasetçiyim, ama bizim biraz daha geniş toplum kesimlerine açılabilecek bir adaya ihtiyacımız var. Ama yarın bu konuda bambaşka biri var denilirse döner hep beraber bakarız. Ekrem Bey de Mansur Bey de ‘hayır ben aday olacağım’ diyecek biri değil. Türkiye’nin nereden döndüğünü görüyoruz biz.

Hukuk ayaklar altında, beka sorunları uyduruyorlar, gençler gidiyorlar. Biz bu ülkeyi bambaşka bir noktaya getirebiliriz. Yeniden demokrasiye kavuşturduğumuzda ülkeye, küçük hesaplarla belki de bin yıl kaybettiririz. 28’inde çok büyük bir felaket yaşadık. Seçmende duygusal kopuş vardı. Ekrem Bey dedi ki ‘Ben İstanbul’a bile aday olmam değişim olmazsa’ dedi. Ben de, ‘İzmir’i bile kaybederiz’ dedim. Türkiye’de AKP iktidarı mutlaklaşırdı. Önce değişim, sonra 31 Mart seçimleri gençlerin gözlerini yeniden ışıldattı. Ama bir kez daha bir kayıp yaşatırsak, bir daha toparlanma imkanı yok. Mucize yaşadık hep birlikte.

Suriye: Suriye ile sempatik kanaldan temas ediyoruz. Arka kapı diplomasisi yani… Önümüzdeki günlerde eğer ayarlayabilirsek, çok uzun vadede değil, bu yaz içinde gidip Esad ile görüşmeyi düşünüyorum. Aslında Erdoğan da ‘istihbaratçılarımız görüşüyor, bunu diplomatik temaslara çevirebiliriz’ diyordu.

Biz de burada kilitli kapıyı açabilir miyiz diye bir arka kapı diplomasisi üzerinden temas yürütüyoruz, olumlu da gidiyor. Önümüzdeki 1-1,5 ay içinde olabilirse Esad ile bir görüşme yapacağım. Öncesinde de Sayın Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ile de görüşebilirim. Türkiye ile bir masaya oturulsun ve sığınmacı sorunu, senin de iç savaş sorununu çözecek adımlar atılsın. Bir Rusya bir de Amerika tarafı var tabii ki, onu da AB katkısı ile hep beraber çözeriz.

Türkiye’nin de özendirici şeyler yapması lazım. Belki, Türkiye’de doğan 1 milyon çocuklar için vizesiz dolaşım hakları verilebilir. Bugünden baktığında zaten 10 milyon kişi burada kalırsa 25 milyon olacaklar. Bu çocukların Türkiye’de okuma, gezme, tatil yapma hakkı olsun. Bir çare düşünülmeli, bir paket hazırlanmalı. Biz bu paketi hazırlıyoruz. Trenlere bindirip yollayacağız diyorlar, yok öyle bir şey.

Ülkelerinin buna rıza göstermesi, teşvik etmesi, bizim teşvik etmemiz ve kaynak bulmamız lazım. Esad ile görüşmeden olmaz. Sen sürüyorsun onları o da dedi ki gelirlerse kimyasal silah kullanacağım, nasıl göndereceksin? İktidar olmadan çözmeye hazırız, 4 yıl sonra çok daha çözülemez bir hale gelecek. Burada bir ulusal mutabakat kuralım. Esad’dan da olumlu sinyaller geliyor. Hiç değilse bunu denemek istiyoruz.

Millet İttifakı: İktidarla görüştüğümüz gibi muhalefetle de görüşüyoruz. Benim farklı düşündüğüm nokta şu: Geçen sefer bir hata yaptık. 6 atleti bellerinden birbirine bağladık, koşun dedik, herkes birbirine engel oldu. Hepsi kendi kimlikleriyle koşsaydı, gerektiğinde bir iş birliği yapılabilirdi. Geçen seferki en büyük sorunumuz buydu. Önce bir tartışma çıkar sporcular kaç kilo basıyor diye.

1 kilo mu 30 kilo mu 90 kilo mu bilmiyorduk, herkes kendisinin çok bastığını iddia ediyordu. Millet İttifakı, teknik bir ittifaktan ziyade siyasi bir ittifaktı. Birbirini genişleyen değil, kısıtlayan bir ittifaka dönüşmüştü. Kimse kimseden memnun değildi. Teknik ittifakta herkes gücünü bilir ama sandıkta bir çerçevede yer alırsın ki bölge bölge bir başkasına yarar. Herkes öz kimliğiyle siyaset yapmalı, seçim sathı mahaline girdiğinde bu durum konuşulmalı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kemal Bey ile görüşüyoruz. Aramız iyi, benim açımdan hiçbir sorun yok. Kemal Bey açısından da bir sorun olduğunu düşünmüyorum ama nifak tohumu saçmak isteyen üçüncü şahıslar var. Onların bu çabasının partiye zarar vereceğini görmek lazım. Bazı şeyler konuşuluyor, nasıl sabrediyorsun diyorlar, CHP’nin Genel Başkanlarının İsmet Paşa’dan gelen bir geleneği var, bazı şeyleri duymazdan gelirler.

Biz Hatay’da 5 kez anket yaptık, hepsinde en iyi adayımızı mevcut belediye başkanımızdı. Ben arayış içindeyiz deyince belki de adayı değersizleştirdik. İletişimde çok açık olduğum eleştirisini zaman zaman alıyorum. Gayri ahlaki şekilde depremzedelere bakarak ‘Bize oy vermezseniz, Hatay ayağa kalkmaz’ dediler. Kazansak çok iyi olacaktı, kaybettik. Kendimde de kusur görüyorum. Belki de adayı ilk günden ölçtün, yürü, arkana bakma, belki o zaman olacaktı. Fazla titizlendik, kusursuz yürütmedik süreci. Onun dışında pek bir hata yaptık gibi gözükmüyor. Objektif bir şekilde belirledik bütün adayları, subjektif kararlar vermedik.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Partililere Dikkat Çeken Uyarılar

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Parti içi rekabetin her koşulda kardeşçe ve aynı zamanda demokratik bir biçimde olmasını sağlamanın şart olduğunu düşünüyorum. Bireysel, kişisel ve özellikle partimizi, bizleri yoran bütün yüklerden kurtulmakla mecbur olduğumuz bir dönemin içerisindeyiz” dedi ve ekledi:

“Rekabet, daha iyiye ulaşmanın yoludur. Parti içindeki rekabet, birbiri ile yan yana koşarken birbirini ayağına çelme takmak değil, daha hızlı koşma mücadelesidir; ayrışmanın değil, bütünleşmenin aracıdır. Çeşitli ülke ve şehirlerdeki CHP yurt dışı örgütlerinde, dönem dönem parti içi rekabetin yıpratıcı hal alabildiğini görüyoruz. Evet ülkemizde de bunu yaşıyoruz, yurt dışındaki örgütlerimizde de bunu yaşıyoruz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, partisinin 2024 Yurt Dışı Örgütlenme İkinci Yüzyıl Vizyonu Çalıştayı’nda konuştu. İmamoğlu, özetle şunları söyledi:

Parti içi rekabetin her koşulda kardeşçe ve aynı zamanda demokratik bir biçimde olmasını sağlamanın şart olduğunu düşünüyorum. Bireysel, kişisel ve özellikle partimizi, bizleri yoran bütün yüklerden kurtulmakla mecbur olduğumuz bir dönemin içerisindeyiz. Rekabet, daha iyiye ulaşmanın yoludur.

Parti içindeki rekabet, birbiri ile yan yana koşarken birbirini ayağına çelme takmak değil, daha hızlı koşma mücadelesidir; ayrışmanın değil, bütünleşmenin aracıdır. Çeşitli ülke ve şehirlerdeki CHP yurt dışı örgütlerinde, dönem dönem parti içi rekabetin yıpratıcı hal alabildiğini görüyoruz. Evet ülkemizde de bunu yaşıyoruz, yurt dışındaki örgütlerimizde de bunu yaşıyoruz.

Ayrıştırıcı bir dilin hakim olabildiğini de görüyoruz. Bunları görerek, bunlara tedbir alarak yol yürümenin şart olduğunu da biliyoruz. Tabii son derece sınırlı sayıda örnekler olsa da çok hassas ve çok tarihi bir dönemden geçtiğimizin farkına vararak -her zaman her yerde söylüyorum- bazı bildiğimiz, gördüğümüz, dönem dönem yüksek seviyede kınadığımız bütün tavır ve davranışlardan uzak, bir arada konuşabilmeyi, müzakere edebilmeyi, doğru yolu bulabilmeyi, ortak aklın masamızdaki kesin pusula olmasını sağlayabilmeyi başarmak zorundayız.

Partimize yakışmayan tek bir uygulamaya, tek bir söze, hatta partimize yakışmayan tek bir bakışa bile geçit vermemeliyiz. Bizler, insanlara ve birbirimize, aynen Atatürk’ün vatandaşa, o Tokat’ta çekilen fotoğraftaki baktığı gibi bakabilmeyi, aynı hassasiyeti de birbirimize bakarken gösterebilmeyi başarmak zorundayız.

Herkese ve birbirimize karşı iletişim ve müzakere kapılarının sonuna kadar açık olması gerektiğini unutmamalıyız. Bunu yapamayanların, örgütlenme içerisinde bu görevlere talip olma şansı yoktur.”

Paylaşın