Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan “Görüşmekten İmtina Etmeyiz” Açıklaması

Kabine toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Biz demokratik, müreffeh ve güçlü Suriye görmek istiyoruz. Evlerini terk etmek zorunda kalmış milyonlar için Suriye’nin güvenli bir hale gelmesini herkesten çok biz arzu ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Biz ayrılıkları derinleştirme yerine, ortak paydayı büyütmenin derdindeyiz. Dış politikada da sıkılı yumrukların açılmasında büyük fayda olduğuna inanıyoruz. Bunun için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa geçmişte olduğu gibi görüşmekten imtina etmeyiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Kabine Toplantısı sona erdi. 2 saat 40 dakika süren toplantının ardından Erdoğan açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kabinede revizyon: Her iki bakanımızın da seleflerinden devraldıkları hizmet bayrağını çok daha ileriye taşıyacaklarına inanıyorum. Mehmet Özhaseki kardeşimiz ile Fahrettin Koca kardeşimize emek, fedakârlıkları ve milletimize yaptıkları hizmet için teşekkür ediyorum. Her iki arkadaşımızla inşallah yakın temas halinde olmaya devam edeceğiz.

Bayram tatili: Bayram tatilinin 9 gün olması, okulların da kapanmasıyla vatandaşlarımız memleketlerine, tatil bölgelerine gönül huzuruyla seyahat etti. Vatandaşlarımızın yolculuklarını güven ve huzur içinde gerçekleştirmesini temin etmek için çalışan tüm personelimize teşekkür ediyorum. Vatanımızın bekası, insanlarımızın güvenliği için yurt dışı ve yurt içinde kahramanca görev yapan askerlerimizin tek tek gözlerinden öpüyorum.

Orman yangınları: Çeşitli nedenlerden kaynaklanan anız ve orman yangını haberleriyle sarsıldık. Diyarbakır Çınar ve Mardin Mazıdağı’ndaki yangında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Yaz mevsiminin her geçen yıl sıcak ve kurak geçmesiyle yangın riski de aynı oranda artıyor. Ülkemizin akciğerlerini yakan felaketlere baktığımızda ihmal ve kastı görüyoruz.

Bölücü terör örgütün de orman yangınları yaktığını biliyoruz. Orman yangınlarıyla etkin mücadele konusunda önemli adımlar attık. 26 uçak, 105 helikopter, 5 binden fazla kara aracılığı ile bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Üzerindeki ekipmanları da en ileri teknolojiyle yeniledik. Halihazırda 14 Bayraktar TB2 İHA’mızla yeşil vatanı 7 gün 24 saat izliyoruz. Dünyada orman yangınlarıyla mücadelede İHA kullanan 2 ülkeden biriyiz.

776 kulemizle ormanlarımızı sürekli takip ediyoruz. İlk defa dönemimizde yapılan havuz ve göletle araçlarımızın su ihtiyacını hızla karşılıyoruz. Yapay zeka tabanlı sistemler başta olmak üzere pekçok teknolojik imkanlar gücümüze güç katmaktadır. Gece gündüz demeden yangınlara karşı cansiperhane mücadele eden bütün kahramanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Yaz sıcaklarının artık çok yoğun yaşandığı günlere girdik. En ufak ihmalin büyük zararlara sebep olacağını unutmayalım.

Tarım destekleri: Önceki ay çiftçilerimizle buluşmamızda tarım alanında son 21 yılda nereden nereye geldiğini rakamlarla tek tek ortaya koyduk. Hükümetlerimizin tarım politikalarını eleştirenlerin çoğu bilgiden ziyade önyargılarla hareket etmektedir. Her mesele gibi maalesef tarım konusuna da istismar malzemesi olarak bakıyorlar. Bunlar öyle seçim meydanlarında dalga konusu yapılacak işler değildir. Tarım ciddi uğraştır.

Çok stratejik sektördür. Hükümet olarak tarıma sektörün ciddiyetine, önemine uygun anlayışla yaklaştık. Çifti kardeşlerimizin alınterlerinin hakkını daima vermeye başladık. 1 trilyon 364 milyar lira son 21 yılda tarım desteği verdik. 56 milyar lira destek ödemesi yaptık. Yıl sonunda bu rakam 91,5 milyara çıkacak. Yaş çay alım fiyatının yanında üreticilerimize destekleme primi uygulamasını ilk kez biz başlattık. Üreticimizi korumak için yeni çay fabrikaları yaparak Çaykur’un kapasitesini yine biz artırdık.

Buğday fiyatlarında dünya piyasasının bir hayli üzerindeyiz. Yurt dışı ekmekli buğday fiyatı yerinde ton başına 248 dolardır. Toprak Mahsulleri Ofisi alım fiyatı ton başına 359 dolar olup dünya fiyatlarından 89 dolar yüksektir. Hasat döneminde üreticimizi koruma amacıyla dahilde işleme rejimiyle hububat ithalatını 15 Ekim’e kadar durdurduk. Üretici maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlamak amacıyla vereceğimiz fark ödemesi 29 milyar liradır. Toplam tarımsal destek bütçemizin yaklaşık dörtte birini, buğday ve arpa üreticilerimizin maliyetine katkı amacıyla kullanıyoruz.

Toprak Mahsülleri Ofisimiz alımla ilgili süreçleri titizlikle yürütüyor. Ofis hububat teslim eden üreticilerimizin ödemelerine başladı. İlk etapta 6 Haziran’a kadar ürün verenlerin ödemeleri hesaplarına yatırıldı. Aldığımız bütün tedbirlerine rağmen çiftçimizin, üreticimizin memnuniyetsizliği, şikayeti olabilir. Bunları da Cumhurbaşkanı olarak şahsen takip ediyorum. Bakanlarımıza gerekli talimatı veriyorum. Milletin efendisi olan çiftçimizin mağduriyetine izin vermeyiz. Son 21 yıldır iyi ve kötü gününde nasıl çiftçimizin yanında olduysak bundan sonra da yanlarında olacağız.

Suriye ile normalleşme: Türkiye stratejik önemi fevkalade yüksek, 3 kıtanın kavşak noktası olan bir coğrafyada bulunuyor. Medeniyetlerin beşiği olmuş, paylaşım kavgasının tam merkezinde yer almış bir bölgedeyiz. Böyle bir coğrafi konum ülkemize siyasi, ekonomik, avantajlar sağlamanın yanında tehditleri de beraberinde getirmektedir. Soğuk savaş döneminde bloklararası rekabetin yoğunlaştığı yerlerden biri Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyada idi. Suriye krizi en fazla bizim bölgemizi etkiledi.

7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de soykırıma varan katliamlar yine bizlerin yüreğini yakıyor. Batılı güçlerin desteğini arkasına alan İsrail’in gözünü komşularına diktiğini görüyoruz. Şunu bir defa çok net ifade etmek isterim. Batı dünyası destek verdikçe, İslam alemi sessiz kaldıkça, Netanyahu denen caninin bölgemizi ateşe sürükleme pahasına işgal politikasına devam edeceği anlaşılıyor. Gazze krizinin Gazze ile sınırlı kalmayacağını, İsrail zulmünün vahim sonuçları olabileceğini sık sık dile getirdik. Gerek İran’da yaşanan füze gerilimi gerekse İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları maalesef kaygılarımızı haklı çıkardı.

Buradan şu uyarıyı yapmak durumundayım; karşımızda devlet adamı vasfının asgari şartları taşımayan, gözü dönmüş, aklını vicdanını kaybetmiş bir katil vardır. Bu zalim siyasi ömrünü uzatmak adına kendi vatandaşlarının güvenliğini dahi hiçe saymaktadır. İsrail saldırganlığı durdurulmadıkça Türkiye dahil bölgemizde hiçbir devlet kendini emniyette hissedemez. Bu durum Lübnan ve Suriye olmak üzere tüm ülkeler için geçerlidir. Ankara’nın güvenliğini Gazze’nin, Kudüs’ün, Ramallah, Amman, Bağdat’ın huzur ve güvenliğinden ayrı göremeyiz.

Dış politikada atacağımız adımları bu gerçekler ekseninde planlıyoruz. Hedefimiz doğru, akıllı, uzun vadeli hamlelerle bu mücadeleden ülkemizi kayıpsız, hatta kazançlı çıkarmaktır. Ne yapıyorsak bunun için yapıyoruz. Barışı, diyaloğu, diplomasiyi en üst seviyede devreye almamız gereken günlerden geçiyoruz. Aynı coğrafya ve kaderi paylaştığımız devletlerle karşılıklı diyalog zeminini güçlendirmemiz önem arzediyor. İslam ülkeleri arasında dayanışmayı artırmamız son derece mühimdir. Bu anlayışla komşularımızdan başlayarak bölgemizdeki tüm aktörlerle münasebetlerimizi ilerletmeye gayret ediyoruz. Bu çabalarımızın somut çıktılarını birçok yerde gördük.

Komşumuz Suriye’de 13 yıldan fazla sürede devam eden 1 milyon insanın hayatına malolan itilafa siyasi çözüm bulmak için çok uğraştık. Farklı kanallarla daha fazla kan dökülmesinin önüne geçmeye çalıştık. Sahada bazı konularda müspet neticeler de aldık. Sulhe ve sükunete hizmet edecek ilave adımların atılması mümkündür. Kimsenin toprağı ve egemenliğinde gözümüz yoktur. Suriye’nin milli birliğinin korunması Türkiye’nin de önceliğidir. PKK’ya kurdurulmak istenen terör devletine en ağır darbeyi sınır ötesi harekatlarla Türkiye indirmiştir. Biz demokratik, müreffeh ve güçlü Suriye görmek istiyoruz.

Evlerini terk etmek zorunda kalmış milyonlar için Suriye’nin güvenli bir hale gelmesini herkesten çok biz arzu ediyoruz. Biz ayrılıkları derinleştirme yerine, ortak paydayı büyütmenin derdindeyiz. Dış politikada da sıkılı yumrukların açılmasında büyük fayda olduğuna inanıyoruz. Bunun için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa geçmişte olduğu gibi görüşmekten imtina etmeyiz. Elbette Türkiye’nin güvenliğini referans alacağız. Türkiye dostlarını yarı yolda bırakan bir devlet değildir, olmayacaktır. Tek parti zihniyeti Azerbaycanlı kardeşlerimizi Sovyetlere teslim ederek ülkemize Boraltan köprüsü faciasını yaşatmıştı. Tam 76 yıl bu facianın mahçubiyetini yüreğimizde hissettik.

Kayseri: Sollingen’de evlatlarını ırkçı teröre şehit vermiş bir millet olarak bize yakışmayan, inancımız, kültürümüz, medeniyet değerlerimizle asla bağdaşmayan sahnelerin yaşanmasına göz yummayız. Kamu düzeni kırmızı çizgimizdir. Bu hassas çizginin yok sayılmasına, çiğnenmesine eyvallah demeyeceğiz. Geçmişte etki ajanları ve provokatörler eliyle ülkemize hangi bedellerin ödetildiğini gayet net hatırlıyoruz. Kayseri’de iğrenç ve rezil bir taciz vakası üzerinden aynı kaos planı tezgahlandı.

İkinci perde ise Suriye’nin kuzeyinde sergilendi. Bunları kimin yazdığını çok çok iyi biliyoruz. Ne biz ne Suriyeli kardeşlerimiz bu sinsi tuzağa düşmeyeceğiz. Irkçı vandallığa ve provokasyonlara boyun eğmediğimizi altını çizerek söylemek istiyorum. Kimse kendini polisin, hakimin devletin yerine koyamaz. Kayseri’deki olaylar sonrasında ortalığı yakıp yıkan, polisimize saldıran 474 provokatör gözaltına alındı. Dün Suriye Milli Ordusu güçleri ve güvenlik kuvvetlerimiz kışkırtmalara gerekli müdahalelerde bulundu.

Suriye Geçici Hükümeti şanlı bayrağımıza yönelik saldırıları lanetlediğini ifade etmiştir. İstihbarat birimlerimiz sınırın öte tarafındaki ortaklarıyla çok titiz bir çalışma yürütmektedir. Hangi kirli ellerin bu işlerin arkasında olduğunu mutlaka ortaya çıkaracağız. Türkiye’nin Suriye’deki mevcudiyeti teröristan kurma hayallerinin önündeki bariyerdir. Silahlarının namlusu ülkemize çevrili eli kanlı caniler orada var oldukça ülke ve milletimizin güvenliğini sağlamaya devam edeceğiz. Bölücü terör tehdidi ortadan kalktıkça elbette üzerimize düşeni yaparız.

Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Kimsenin egemenliğinde gözümüz yok. Biz yalnızca bölücü niyetlere karşı vatanımızı koruyoruz ve koruyacağız. Türkiye Gazze krizindeki başarılı imtihanı Suriye meselesinde de vermiştir. En zor günlerinde Suriyeli muhacirlere ensar olmanın gururunu iftiharla taşıyacağız. 13 yıldır ülkemizin şefkat şemsiyesi altında olan mazlumları sıkıntıya sokacak hiçbir eyleme girişmeyiz. Suriyeli kardeşlerimizin, güvenli ve onurlu dönüşlerini hep teşvik ettik. 670 bin kişi geri döndü. Katar’ın da desteği ile hayata geçirdiğimiz konut projeleri tamamlanınca bu sayı inşallah 1 milyon olacak. Arzu eden herkesin gönüllü, huzurlu vatanlarına dönüşünü tesis edebilirsek ne mutlu bize. Akıllı, insani bir çerçevede geri dönüşü bir çerçeveye kavuşturacağız.

Erken seçim tartışmaları: 14-28 Mayıs’ta yasama ve yürütmede son sözünü söyleyen milletimiz 31 Mart’ta da yerel yönetimlerde kimleri başında görmek istediğini belirtmiştir. Seçimler elbette demokrasinin bayramı, şölen günüdür. Tarihimizde sandıkta tezahür eden iradeyi yok sayanların olduğu da ülkemizin bir gerçeğidir. Kimi zaman sandığın itibarına gölge düşürerek yaptılar, kimi zaman seçmene hürmetsizlik ederek yaptılar. Son dönemde bu kibirli tavrın, seçmen iradesinin yok sayma aymazlığının yeniden nüksettiğini görmekteyiz.

Erken seçim tartışmalarına bu zaviyeden bakılması gerektiği kanaatindeyiz. Bu tartışmalar muhalefet cephesindeki iç savaşın dışa yansımasından ibarettir. Cumhurbaşkanlığı sisteminde erken seçim yoktur. Bunun yerinde seçimlerin yenilenmesi kararı alınması vardır. Hiçbir temeli olmayan bu tarz sahte gündemlerle muhalefet kendi içindeki bilek güreşini perdelemeye çalışmaktadır. Biz sadece ve sadece işimize odaklanıyoruz.

Türkiye son 1 yılını seçim gündemiyle geçirmişken bölgemizde hergün yeni bir kriz, çatışma patlak verirken, dünya belirsiz girdabında sürüklenirken, ülkemizin ve milletimizin çözülmesi gereken meselesi var iken, sırf eski ve yeni takım arkadaşlarına çalım atmak için bu tür şartlara meyledilmesini doğru bulmuyoruz. İş dünyasından siyasetçisine, esnafından memuruna, ev hanımından öğrencisine kadar herkes planını programını buna göre yapmalıdır. Fuzuli gündemlerin peşine takılmadan milletin emanetini vermeye gayret edeceğiz.

Bu akşam Avusturya karşısında çeyrek final mücadelesi verecek A milli futbol takımımıza Rabbimden başarılar diliyorum. Bizim çocukların Rabbim ayaklarına taş değdirmesin, yolları ve bahtları açık olsun.”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Normalleşme Tepkisi: Erdoğan, Zaman Kazanmaya Çalışıyor

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, normalleşme tartışmalarına ilişkin, “Erdoğan ‘normalleşme’den ne kastettiğini açıkladı; muhalefetin normalleşmesi gerektiğini söyledi. Aslında bu, klasik numaralardan biri” dedi ve ekledi:

Erdoğan, toparlanmak için zaman kazanmaya çalışıyor ve muhalefetin bir kısmına zeytin dalı uzatıyor gibi yapıyor. Ama bu rejimin yapısı normalleşmeye uygun değil, değişim şart… İktidar, muhalefeti kendi safına çekmek istiyor ama bu iktidarın günahlarına kimse ortak olmamalı. Muhalefet, halkın içinde durmalı; yurttaşın, işçinin, emekçinin ve diğer dezavantajlı grupların sorunlarına çözüm üretmeli. Gerçek anlamda normalleşmek için muhalefet daha güçlü ve etkili olmalı.”

Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları meclis grup toplantısı konuştu. Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Orman yangınları: Aydın Kuşadası, İzmir Selçuk ve Menderes’te orman yangınları neredeyse evleri saracak kadar geniş bir alana yayıldı. Bu yangınlarda tek teselli can kaybının olmaması. Diyarbakır-Mardin yangınlarında bunu çok konuştuk ama batıda yakılan ormanların neden yakıldığını gayet iyi biliyoruz. Turizm şirketlerine orayı peşkeş çekmek için, maden şirketlerine peşkeş çekmek için, zenginlere imar alanı açmak için ormanlar yakılıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz.

Madımak Katliamı: Madımak’ta 31 yıl önce bugün, Pir Sultan Abdal’ı anmak üzere toplanan 33 kişi, aralarında yazarların ve ozanların da bulunduğu grup, Sivas’ın ortasında vahşice katledildi. Bu katliamla, ülkede şiirin, şairin ve yaşamın hedef alındığı, kardeşliğin ve birlikte yaşam umudunun yok edilmek istendiği çok açıktı. Madımak Davası yıllar boyunca sürdü, şehir şehir dolaştırıldı ve mağdur aileler için adeta bir işkenceye dönüştü. Çoğu katil, uzun süren yargılamalara rağmen hiç ceza almadı, ceza alanlardan biri cumhurbaşkanı tarafından affedildi, bir diğeri ise hastalık gerekçesiyle serbest bırakıldı.

Dava, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olmasına rağmen zamanaşımı ile düşürüldü. AKP Genel Başkanı Erdoğan, bu zamanaşımı kararını “hayırlı olsun” diyerek onayladı ve bu sözlerle milyonların vicdanını sızlattı. Katliamın faillerinin avukatları ise AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve Anayasa Mahkemesi üyesi gibi yüksek mevkilere getirilerek ödüllendirildi. Bu adaletsizlik karşısında bizler diz çökmedik, baş eğmedik ve adalet talebinden vazgeçmedik.

Gerçek adaletin, hakikatle yüzleşme, özür dileme ve Alevi toplumunun eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıyla mümkün olacağına inanıyoruz. Madımak Otelinin “Madımak Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi bu yüzleşmenin bir parçası olabilir. Katliamda kaybettiğimiz Metin Altıok’un dizelerinde dediği gibi, “Ölsem ayıptır, sussam tehlikeli. Çok sevmeli öyleyse, çok söylemeli.” Canlarımızı sevgiyle anarak ve adalet talebimizi yüksek sesle dile getirerek mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Üçüncü Dünya Savaşı: Günümüzde yaşanan savaşlar ve krizler, dünyayı ağır bir yük altına sokmuş durumda. Açlık ve sefalet, her yere yayılıyor. Dünyada, bir avuç şirket ve devlet, milyarlarca insanı açlıkla, yüz milyonlarca insanı ise göçle ve ölümle cezalandırmayı amaçlıyor. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Afrika’ya kadar her yerde darbeler, savaşlar, yıkımlar ve göçler devam ediyor. Üçüncü Dünya Savaşı ihtimali her geçen gün büyüyor ve bu, tamamen egemenlerin savaşıdır.

Egemenler, kapitalist sistemin tıkanıklığını aşmak için dünya genelinde savaşı yaymaya çalışıyorlar. Dış İşleri Bakanı’nın Üçüncü Dünya Savaşı uyarısı ve Milli Savunma Bakanlığı’nın “Biz Üçüncü Dünya Savaşına hazırız” açıklaması, bu hazırlıkların bir göstergesi. Ancak bu durum, yöneticilerin asıl görevlerinin savaş tespiti yapmak ya da hayal satmak olmadığını unutmamalıyız. Soruyorum, yıllardır her yere yaydığınız şiddet ne kazandırdı? Barış müzakeresi mi yürüttünüz yoksa “Komşularla sıfır sorun” politikanız “Yedi düvelle savaş” politikasına mı dönüştü?

Suriye: Son olarak, Suriye’deki durum özelinde, Esad’la yapılan görüşmelerin samimiyeti ve etkinliği, Rojava halklarının iradesine saygı gösterilmesi ve Kürt düşmanlığından vazgeçilmesiyle mümkün olacaktır. Gerçek barış ve anlaşma, Kamışlo ve Kobanê üzerinden geçer.

Kürt sorununun çözümü, dış politika stratejimizin temelini oluşturmalıdır ve bu çözümün barışçıl ve demokratik yöntemlerle gerçekleşmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecrite dikkat çeken ve bu duruma karşı direniş gösteren tutsaklarla dayanışma içindeyiz. Adalet Bakanı ile bu konuları görüşmek üzere Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen anneler, kolluk kuvvetlerinin engellemeleriyle karşılaşmaktadırlar ve Bakan, görüşmelerde herhangi bir somut çözüm önermemiştir. Bu annelerin mücadelesi, bu toprakların en gerçek ve onurlu mücadelelerinden biridir ve biz bu mücadeleyi destekliyoruz.

Ayrıca, Kürt halkının demokratik haklarının gasp edilmesine karşı da durmaktayız. Halk, belediye eş başkanlarını seçmiş olmasına rağmen, bu seçimler kabul edilmeyip kayyımlar atanmaktadır. Bu, demokrasiye yapılan bir darbedir. İstanbul’da bir araya gelen halklar, inançlar ve siyasi yapılar, kayyıma karşı ortak bir sesle “Emeğimiz ve Özgürlüğümüz İçin Kayyıma Geçit Vermeyeceğiz” diyerek direnişlerini sürdüreceklerini ilan ettiler. Evet, biz de kayyuma geçit vermeyeceğiz! Bu direniş, Türkiye’nin her yerinden sürdürülecek ve halk iradesinin hiçe sayılmasına karşı mücadelemiz devam edecektir.”

Normalleşme tartışmaları: 1 Mayıs’ta tutuklananlar için ağır hapis cezaları isteniyor. Antep’te, “terör” bahanesiyle HDP yöneticilerine ve devrimcilere ceza yağdırılıyor. Muğla Seydikemer’de ise dört Mardinli tarım işçisi, bir grup ırkçı tarafından saldırıya uğruyor ve yaralanıyor. Kürt düşmanlığı her yerde körükleniyor. Sonra da sözde ‘normalleşme’ gündeme geliyor.

Erdoğan ‘normalleşme’den ne kastettiğini açıkladı; muhalefetin normalleşmesi gerektiğini söyledi. Aslında bu, klasik numaralardan biri. Erdoğan, toparlanmak için zaman kazanmaya çalışıyor ve muhalefetin bir kısmına zeytin dalı uzatıyor gibi yapıyor. Ama bu rejimin yapısı normalleşmeye uygun değil, değişim şart.

İktidar, muhalefeti kendi safına çekmek istiyor ama bu iktidarın günahlarına kimse ortak olmamalı. Muhalefet, halkın içinde durmalı; yurttaşın, işçinin, emekçinin ve diğer dezavantajlı grupların sorunlarına çözüm üretmeli. Gerçek anlamda normalleşmek için muhalefet daha güçlü ve etkili olmalı.”

Ekmek ve Adalet Kampanyası: Bugün burada, ülkemizin dört bir yanından gelen seslerle, hep birlikte bir gerçeği haykırmak için toplandık: Bu ülkede her şeyin çivisi çıktı! Sömürü ve zulüm düzeni, ülkemizi batırma pahasına, halkımızı katmerli şekilde ezme pahasına sürdürülmeye çalışılıyor. Ancak biz, bu gidişata dur demek için buradayız.

Ne sermaye düzeni ne de onların koruyucu meleği olan Saray ve ortakları, biz halktan daha güçlü değiller. Çözüm bizde ve çözüm bizim sesimizi yükseltmemizde, mücadelemizi büyütmemizde.

Biz, demokrasiyi savunmak adına kayyım kararları geri alınıncaya kadar direnişimizi sürdüreceğiz. Türkiye’nin dört bir yanından yola çıkarak, ‘İradeye Saygı’ yürüyüşümüzle İstanbul’dan Ankara’ya, İzmir’den Adana’ya, Van’dan Hakkari’ye kadar yürüyoruz.

Bu yürüyüş sürerken, işimizi ve aşımızı da savunacağız. Yaz boyunca ülkemizin dört bir yanında tarlalarda, fabrikalarda çalışan işçilerle, emekçilerle, çiftçilerle ve yoksullarla buluşacağız. Katmerli yoksulluk ve saldırılara uğrayan kadınlarla, işsiz gençlerle buluşmalar gerçekleştireceğiz ve ‘Ekmek ve Adalet Kampanyası’nı başlatıyoruz.

Herkes için adil bir yaşam mümkün, bunu sağlamak için dayanışma ve birlik ruhunu yaygınlaştıracağız. Sömürücü zalimlerin ateşine karşı, dayanışmanın inceliğinde buluşacağız. Çünkü biz, ekmek kavgasını ve adalet kavgasını birlikte yürütüyoruz.

Yalnızlaştırmaya çalıştıkları, haklarına ve hukuklarına girdikleri her kesimle omuz omuza dayanışacağız. Zulmün gölgesinde değil, adaletin güneşi altında buluşacağız. Bizim pusulamız, dayanışmadır; ezilenlerin ortak mücadelesi ve direnişidir. Çıktığımız bu yolda, hep birlikte güçleneceğiz, hep birlikte kazanacağız.

Paylaşın

Berat Albayrak “Eski Bakanlarla ‘Küskünler İttifakı’ Kurdu” İddiası

Bakanlık görevinden alındığından sonra, aile ilişkilerinde mesafeli duruş sergileyen damat Berat Albayrak’ın bazı eski bakanlarla yeniden ilişki kurup, ‘küskünler ittifakı’ kurduğu öne sürüldü.

Berat Albayrak’ın bir gün kendisine yapılan haksızlığın anlaşılacağı ve yeniden siyasette yer alacağı beklentisi içinde olduğu iddia edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile damadı eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın uzun süre sonra ilk defa aynı karede poz vermesi gündem oldu.

İki isim, kuruculuğunu Berat Albayrak’ın, Yönetim Kurulu Başkanlığını ise Esra Albayrak’ın yaptığı NUN Eğitim ve Kültür Vakfı bünyesindeki NUN Okulları’nda Erdoğan’ın torunu Ahmet Akif Albayrak’ın mezuniyet töreninde yan yana gelmişti.

Çekilen fotoğrafın AK Parti kulislerinde dikkat çektiğini ve “Buzlar eriyor mu?” sorusunu gündeme getirdiğini söyleyen gazeteci Nuray Babacan, Albayark’ın eski bakanlarla “küskünler ittifakı” yaptığını söyledi.

Babacan’ın yazısından ilgili bölüm şöyle: “Bakanlık görevinden alındığından beri, aile ilişkilerinde mesafeli duruş sergileyen büyük damat Berat Albayrak’ın son 3 yıl içerisinde Marmaris’te her bayram yapılan aile buluşmalarının hiçbirine gitmediği biliniyor. Kurban Bayramı’nda da çocuk ve torunların büyük bölümünün bir araya gelmesine karşın Berat Albayrak’ın yine olmadığını anımsatalım.

Tam bunun üstüne, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Berat Albayrak’ı aynı karede gösteren fotoğraf, “buzlar eriyor mu?” sorusunu gündeme getirdi. Torunlarının mezuniyet törenine katılan Erdoğanlar, karenin sonuna ilişen damatlarıyla nihayet bir araya geldi.

Bu kare, AKP kulislerinde de dikkat çekti. Berat Albayrak’ın bir gün kendisine yapılan haksızlığın anlaşılacağı ve yeniden siyasette yer alacağı beklentisi içinde olduğunu iddia edenler var. Hatta geçmişte, sorunlu olduğu bazı eski bakanlarla yeniden ilişki kurup, ‘küskünler ittifakı’ yaptıkları da konuşuluyor…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti’nin Milletvekili Sayısı 264’e Geriledi

Murat Kurum’un Mehmet Özhaseki’nin yerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olarak atanmasıyla birlikte, AK Parti’nin milletvekili sayısı 264’e geriledi.

Ayrıca TBMM Genel Kurulu’nda gelecek günlerde Murat Kurum’dan boşalan Çevre Komisyonu üyeliği için AK Parti tarafından bir milletvekili bildirilecek. Ardından komisyonda başkan seçimi yapılacak.

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde iki bakan değişti. Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine Murat Kurum, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine Kemal Memişoğlu atandı.

Mehmet Özhaseki istifa açıklamasını sosyal medya hesabından paylaştı. Açıklamada “Bugün üstlendiğim bu kutlu görevi sağlık sorunlarım sebebiyle kendi dileğimle bırakmak istediğimi Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettim” diye yazdı.

Mehmet Özhaseki, paylaşımında Erdoğan’a şükranlarını sundu ve vatandaşlardan da helallik istedi.

Daha önce 17 yıl Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olan Özhaseki, 2019’da AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmuş ancak CHP adayı Mansur Yavaş karşısında seçimi kaybetmişti.

Özhaseki’nin yerine bakanlık koltuğuna atanan Murat Kurum da 31 Mart seçiminde İstanbul Belediye Başkanlığı için Ekrem İmamoğlu ile yarışmıştı.

Kurum, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ilk kabinede, Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak göreve başlamıştı.

2021 yılında bakanlığın adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değişti. Kurum atama sonrası yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ederek şu mesajı verdi:

“Bayrağı devralacağımız Sayın Mehmet Özhaseki bakanımız gibi biz de başta asrın felaketinin yaşandığı tüm şehirlerimiz olmak üzere 81 ilimizin her köşesinde çalışmaya, koşmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Kabinede Revizyon: Özhaseki Ve Koca Gitti, Kurum Ve Memişoğlu Geldi

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde iki bakan değişti. Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine Murat Kurum, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine Kemal Memişoğlu atandı.

Haber Merkezi / Resmi Gazete’nin 2 Temmuz baskısında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan atama kararlarıyla Kabinede gerçekleşen görev değişiklikleri açıklandı.

Karara göre, görevinden istifa eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine, 2018-2023 arasında aynı bakanlık görevini sürdürürken 2024 yerel seçimlerinde AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı olarak Ekrem İmamoğlu’na açık farkla yenilen Murat Kurum atandı.

İstifası kabul edilen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine de İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu atandı.

Özhaseki’den istifa açıklaması

Mehmet Özhaseki istifa açıklamasını sosyal medya hesabından paylaştı. Açıklamada “Bugün üstlendiğim bu kutlu görevi sağlık sorunlarım sebebiyle kendi dileğimle bırakmak istediğimi Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettim” diye yazdı.

Mehmet Özhaseki, paylaşımında Erdoğan’a şükranlarını sundu ve vatandaşlardan da helallik istedi.

Daha önce 17 yıl Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olan Özhaseki, 2019’da AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmuş ancak CHP adayı Mansur Yavaş karşısında seçimi kaybetmişti.

Özhaseki’nin yerine bakanlık koltuğuna atanan Murat Kurum da 31 Mart seçiminde İstanbul Belediye Başkanlığı için Ekrem İmamoğlu ile yarışmıştı.

Kurum, 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı ilk kabinede, Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak göreve başlamıştı.

2021 yılında bakanlığın adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değişti. Kurum atama sonrası yaptığı paylaşımda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür ederek şu mesajı verdi:

“Bayrağı devralacağımız Sayın Mehmet Özhaseki bakanımız gibi biz de başta asrın felaketinin yaşandığı tüm şehirlerimiz olmak üzere 81 ilimizin her köşesinde çalışmaya, koşmaya devam edeceğiz.”

Fahrettin Koca’nın görevi bıraktığı iddiaları gündemdeydi

2018 yılından bu yana Sağlık Bakanı olarak görev yapan Fahrettin Koca’nın hükümetten ayrılacağına dair iddialar bir süredir gündemdeydi.

Haziran ayı başından itibaren basına yansıyan haberlere göre AK Parti’nin milletvekilleri ile Kızılcahamam’da düzenlediği kampta, sağlık sistemindeki aksaklıklar nedeniyle Koca ile bazı milletvekilleri arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde polemik yaşandığı belirtilmişti.

Çok sayıda vekilin; merkezi hastane randevu sisteminin (MHRS) işlememesi, doktor yetersizliği, şehir hastanelerindeki altyapı problemlerinin giderilememesi gibi başlıklarda Koca’ya yüklendiği kaydedilmişti. Aynı zamanda özel hastane zincirinin sahibi de olan Koca’ya, parti kampında çok sayıda vekilin “Halk özel hastanelere mecbur bırakılıyor” eleştirisini getirdiği de belirtilmişti.

Görevden affını isteyen Koca’nın yerine Sağlık Bakanlığına atanan Kemal Memişoğlu, İstanbul İl Sağlık Müdürü olarak görev yapıyordu. Memişoğlu, göreve atanmasının ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti:

“Vatanımız ve milletimiz için bu onurlu göreve beni layık gördüğü için Sayın Cumhurbaşkanı’mıza şükranlarımı arz ediyorum. Görevimin gerektirdiği ağır sorumluluğu hakkıyla ifa edebilmek için var gücümle çalışacağım.”

Paylaşın

Madımak Katliamı’nda Yaşamını Yitirenler Anıldı

2 Temmuz 1993’te Sivas merkezde bulunan Madımak Oteli’nin yakılması sonucu yaşamını yitiren 33 kişi binlerce kişinin katıldığı yürüyüşle anıldı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş da anma törenlerine katıldı.

Haber Merkezi / Özgür Özel, anma töreninde yaptığı konuşmada, “Burada iki önemli karar alınmadan bu mücadele durmayacak. Birinci talep; Madımak’ın bir utanç müzesi olmasıdır. İkincisi de bu kararların bozulup bunun insanlığa karşı suç olarak nitelendirilmesi gerekiyor. Ant olsun ki Madımak utanç müzesinin açılışını bizzat yapacağım” dedi.

Anma töreninde konuşan Tuncer Bakırhan, “Gerçek sorumlular açığa çıkarılacaktır. Gerçek sorumlular açığa çıkarılıncaya kadar Alevi dostlarımızla, yoldaşlarımızla, kurumlarımızla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Kesinlikle bu ülkede yaşayanlar hiçbir katliam cezasız kalmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş da, törende yaptığı konuşmada, “31 yıl önceki bir gerici kalkışmanın bugün hâlâ hedefe ilerlemek için çaba sarf eden, Türkiye’yi karanlığa boğmak isteyen bir anlayışa karşı bu ülkenin tüm ilerici, tüm yurtsever, tüm demokratik insanlarıyla beraber laik bir ülke mücadelesini hep birlikte kararlılıkla devam ettiriyoruz.” dedi.

Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te katledilen 33 aydın, katledilmelerinin 31’inci yıl dönümü dolayısıyla anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) öncülüğünde bir araya gelen binlerce kişi, Hacı Bektaş Veli Dernekleri önünden yürüyüşe başladı.

Madımak Oteli’ne doğru yapılan yürüyüşte, katledilen aydınların fotoğrafları taşındı. Ayrıca “Yolumuz uludur, ışığımı sönmez sonsuzluğa yürüyen Pir Sultanlar ölmez” pankartı açılarak, sık sık “Sivası yakanlar AKP’yi kuranlar”, “Canlar yandı suçlular nerede?” ve “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” sloganları atıldı. Yürüyüş sırasında hayatını kaybedenlerin isimler teker teker okundu. Bu sırada “yaşıyor” sesleri yükseldi.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş yürüyüşe katıldı. Ayrıca Alevi örgütlerinin yanı sıra çok sayıda parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de kortejde yer aldı.

“İnsanlığa karşı suçlar affa uğramaz”

Madımak Oteli önünde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Aliya Izzetbegoviç’in unutulmaz sözünü burada tekrar etmek gerekir. Unutulan katliamlar tekrarlanır. Burada bulunan kimse bugünü için değil yarınlarda bir daha böyle insanlık suçları işlenmesin diye mücadele ediyorlar. Davanın 31 yıllık sürecini bütün kilometre taşları ile ifade etmek belki yarım saatimizi alır. Ama bu davanın zaman aşımına uğratıldığını unutmayalım. Oysa bu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu yüzden zaman aşımı olmaz” dedi ve ekledi:

“Biz halen daha insanlık için umudumuzu ve ümidimizi koruyoruz. İstinaf aşamasında, temyiz aşamasında bu davanın kararlarının, bunun bir insanlık suçu, insanlığa karşı işlenmiş suç olduğu vurgusuyla, istinaftan bir bozma kararı bekliyoruz. O süreci Şenal Sarıhan’ın şahsında takip eden bütün hukukçularımıza yürekten teşekkür ediyoruz. Burada 31 yıl önce 15 bin kişi vardı ancak çok az kişi, 150 kişi yakalandı. Pek azı ceza aldı. Firari olanlar kaçaktır. Kaçak olanlar hakkında da karar verilebilir. Ancak bu kararın insanlığa karşı işlenen suç üzerinden verilmesini son derece önemsiyoruz.

Burada hayatını kaybeden herkes hepimizin ailelerinin büyüğüdür. Yüreğimiz onlar için yanıyor. O gün buradan canlı kurtulan kişilerin de travmalarını unutmadık. Onların bu Madımak faciasından canlı kurtulduklarını ve 31 yıldır onların içinin adaletsizlik yüzünden yandığını hatırlamak isteriz. Ben burada CHP’nin Genel Başkanı olarak, daha önce çeşitli sıfatlarla elbette bulundum ama ilk kez Genel Başkan olarak buradayım. Partimizin genel başkan yardımcıları, il başkanları, partimizin grup başkanvekilleri, Meclis’te resmi görevde olan katip üyeleri, başkanlık divanı üyeleriyle, neredeyse tüm il başkanlarımızla, kendisi Sivaslı olan İstanbul İl Başkanımız, onları bu toplantıda temsil ediyor ama hepsi meydandalar. Buradalar.

Bu acıyı bir kez daha yüreğimizde hissettiğimizi, bunun insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu, bu katliamın birinci yılıymış gibi 31’inci yılında takip ettiğimizi ifade etmek isterim. Son olarak annelere, eşlere, evlatlara, Türkiye’de kendi acılarını unutmayıp, bunu toplumsal mücadele olarak 31 yıldır sürdürdükleri için, Soma’daki annelere ilham oldukları için, Çorlu annelerine ilham oldukları için, Türkiye’de adaletsizlik, haksızlık ve hukuksuzluğun karşısında kim varsa, onların mücadelesine güç verdikleri için bir kez daha teşekkür ediyoruz. Unutulmasın ki acıları üzerinden birbirlerine bağlı olanlar, suçları üzerinden birbirine bağlı olanları eninde sonunda yenerler. Çünkü bizim bağımız gerçek bir bağdır. Çıkar ilişkisine dayalı, birbirini korumaya, kurtarmaya dayalı, suçunu örtbas etmeye dayalı, suç ortaklıklarına dayalı değil acılar üzerinden birbirine saygı ve sevgi duyanların bağıdır.”

Özel, soru üzerine “CHP Genel Başkanı olarak ilk 2 Temmuz ve bugün burada Genel Başkan sıfatıyla, yardımcılarımızla, grup başkanvekillerimizle, milletvekillerimizle, il başkanlarımızla, partideki tüm kademelerdeki yöneticilerimizle birlikte ailelerin yayında olmaya geldik. Burada iki önemli sonuç alınmadan bu mücadele durmayacak. Elbette her sene 2 Temmuz’da geleceğiz, anacağız. Birinci talep bütün ailelerin ve bizim ortak talebimiz Madımak’ın bir utanç müzesi olmasıdır. Bu bilim ve kültür merkezi yazısını gören ailelerin içi yanıyor. Biz bunu hak etmedik diyorlar. Ne bilimi, ne kültürü? İnsan yakmak bizim kültürümüzde var mı diyorlar. Bilime inanan, kültüre, sanata inanan canları burada yaktık biz diyorlar. Burası utanç müzesi olacak” ifadesini kullandı. Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

İkincisi de istinafta umudumuzu sürdürüyoruz. Ama eninde sonunda bu kararların bozulup, bunun insanlığa karşı suç olarak nitelendirilmesi gerekiyor. İnsanlığa karşı suçlar zaman aşımına uğramazlar. Affa uğramazlar. O yüzden insanlığa karşı suç kararı verilene kadar verilen hiçbir kararı tanımıyoruz. Bakın, çok kararlıyız. Bu bir kan davası değil. Kan davaları bile bir gün biter. Ama bu bir can davasıdır. Canlarımıza karşı işlenmiş insanlık suçudur. Türkiye’deki tüm canları tehdit eden bir insanlık suçudur. Nefret suçudur. Türkiye’nin barışının içine döşenmiş mayındır, dinamittir.

Bu dinamitleri ve bu mayınları sadece gözü yaşlı analar, eşler ve çocuklar ya da davayı takip eden avukatlar temizleyemez. Bunu bütün siyasiler, bütün riskleri görerek cesaretle, bu mayınları ellerimizle temizleyeceğiz. Bir kez daha ilan ediyorum ki kan davaları bile biter ama bu can davası bitmez. Bir kez daha söylüyorum. Bir yıl mı olur, iki yıl mı olur, üç yıl mı olur ama an olsun ki dört yıl sonra, beş yıl sonra bir 2 Temmuz’da daha geç değil. Gelip burada Madımak Utanç Müzesinin açılışını bizzat yapacağım. O açılışta burada bulunacağım. Hep beraber yapacağız. And olsun, and olsun.”

Özel, gazetecilerin 10 Ekim katliamı kararına ilişkin sorusuna ise “Bu dava eğer insanlığa karşı suç mücadelesini kazanırsa, bu 10 Ekim davası için de çok sayıda geçmişteki katliamlar için de uygulanabilecek tarihi bir kazanım olacaktır. Dün verilen kararlar da utanç verici kararlardır. Bu davanın böyle zaman aşımına uğratılması da utanç vericidir. Bunun için biz burayı hem utanç müzesi çevirmek hem de insanlığa karşı suç kazanımını elde etmek için mücadelemizi sürdürüyoruz. Dünkü karar da son derece haksız ve hukuksuz bir karardır” yanıtını verdi.

“Hiçbir bir katliam cezasız kalmayacak”

Törende konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “1 yıl önce bugün şu anda bulunduğumuz yerde 33 canımız katledildi, 33 canımızı yitirdik. Bu vesileyle 33 canımızı saygı ve minnetle anıyorum, ailelerine ve halklarımıza başsağlığı diliyorum. Burada yaşanan, göstere göstere gelen bir cinayetti. Bu cinayet işlendiğinde dönemin cumhurbaşkanı münferit bir olay olduğunu, kolluk kuvvetlerinin görevini yaptığını söylemişti. Bu ülkenin başbakanı da cumhurbaşkanına eşdeğer bir konuşma yaparak ‘Halkımız çok şükür zarar görmemiştir, başına bir şey gelmemiştir’ demişti.

Yani içeride yanan canları, Alevileri, Kürtleri yok sayan, acısını görmeyen; dışarıda kışkırtıcılık yapan, burayı yakmaya çalışanlar için de “çok şükür onlara bir şey olmamıştır” diyen bir yönetimin olduğu bir süreçte burada bir cinayet, bir katliam yaşandı ve süreç içerisinde de cezasızlıkla sonuçlandı. Gerçek failler ortaya çıkarılmadı. Sadece o dönem burada bulunan birkaç kişi yargılandı. Birçoğu da zaten tahliye edildi, beraat etti. Cumhurbaşkanı affıyla birlikte serbest bırakıldı.

Bu, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımı yoktur. Cumhurbaşkanı insanlık suçu yapmış katilleri affedemez. Biz de DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de Alevi yurttaşlarımızla bu ülkenin ezilenlerinin, sömürülenlerinin, katledenlerinin, katliamlara kurban gidenlerin davasının takipçisi olacağız, birlikte mücadele edeceğiz.

Bir gün muhakkak bu topraklarda cezasızlık politikasıyla sonuçlanan bu davalar gerçek bir yargı karşısında yargılanacaktır ve gerçek sorumlular açığa çıkarılacaktır. Gerçek sorumlular açığa çıkarılıncaya kadar Alevi yoldaşlarımızla ve kurumlarımızla birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Bu ülkede yaşanan hiçbir cinayet, hiçbir bir katliam cezasız kalmayacak. Tekrar Alevi ve Kürt yurttaşlarımızın acısını paylaşıyor, mücadelelerinin yanında olduğumuzu belirtiyorum. Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.”

“Türkiye’yi karanlığa boğmak isteyen bir anlayışa karşı…”

Anma töreninde konuşan TİP Genel Baş, “Hayatını yitiren tüm canlarımızı bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyorum. Acılı ailelerin acısını paylaşıyoruz. Biz burada sadece 31 yıl önce yaşadığımız bir acıyı anmıyoruz. Aynı zamanda 31 yıl önceki bir gerici kalkışmanın bugün hâlâ hedefe ilerlemek için çaba sarf eden, Türkiye’yi karanlığa boğmak isteyen bir anlayışa karşı bu ülkenin tüm ilerici, tüm yurtsever, tüm demokratik insanlarıyla beraber laik bir ülke mücadelesini hep birlikte kararlılıkla devam ettiriyoruz.

Bugün Sivas’ta toplanan kalabalık ama aynı zamanda Sivas’ta bizimle olamasa da yüreği bizimle olan milyonlarca yurttaşımız bu davanın bir zamanaşımı olmadığını hep beraber göstermiş oluyoruz. Bugün bizi bir araya getiren tüm kurumlara da Türkiye’nin dört bir yanında Sivas’ı ışığını yaşatmaya devam eden, Türkiye’yi gericiliğe faşizme şeriata teslim etmemek için dimdik, kol kola, omuz omuza mücadele eden tüm yurttaşlarımızı sevgiyle saygıyla selamlamak istiyorum” dedi.

“Laik ve demokratik bir cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz”

Alevi örgütleri adına ortak açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, yaptı. 31 yıldır adalet mücadelesi verdiklerini vurgulayan Erçe, “Alevi kurumları ve Sivas Madımak ailelerinin demokratik, insani ve vicdani talepleri bugüne kadar karşılanmadı. Üstelik aranmakta olan sanıklar yönünden devam eden Madımak Davası, zaman aşımına uğratılarak düşürüldü. Madımak Oteli’nin utanç müzesi yapılması, Madımak Davasının da insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı” dedi.

İktidarı eleştiren Erçe, “Katliamlarla yüzleşmekten ve insani ve demokratik taleplerimizi görmezden gelen AKP-MHP koalisyonu, seçilmiş belediye başkanları yerine kayyım atayarak, sandıklara darbe yapıyor. Madımak Otelini utanç müzesi yapmamak için direnen AKP-MHP ortaklığı, işçilerimizin maden sahalarında daha fazla rant ve kâr uğruna katledilmesine göz yumuyor.

Dersim, Koçgiri, Zini Gediği, Sivas, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, Suruç, 10 Ekim Ankara Gar başta olmak üzere yaşanmış katliamların bütün yönleri ile açığa çıkarılması ve gerçek sorumlularının açıklanması talebimize kulağını kapatan AKP-MHP iktidar bloku dindar, kindar ve itaatkar bir neslin yetişmesi için özel programlar, projeler hazırlıyor ve yarının katliamcılarını yetiştirecek cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamaya devam ediyor” diye konuştu.

Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını eleştiren Erçe, “Biz Aleviler her yerde ve her fırsatta, ‘inancımızı tarif etmeyin, tanıyın, cem ibadetimiz, cemevleri ibadethanemizdir, Alevilik Aleviliktir, Alevilik vardır ve haktır, asimile etmeye çalışmayın’ dedik. Onlar Aleviliği öldürmeyi, Alevileri kendi içlerinde bölüp parçalamayı hedefleyen ve asimilasyon üssü haline gelen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurdular. Bu başkanlığı da Kültür ve Turizm Bakanlığına bağladılar” dedi.

Ortak mücadele vurgusu yapan Erçe, “Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan tekçi, katliamcı, Türk, İslam ve erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir.

Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyorsak laik ve demokratik bir cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuz’dur. Halkımızı, emekten, barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan bütün kurumları çağrımıza destek vermeye ve alanlarda kol kola mücadele etmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

“Madımak Katliamı” davasında ne oldu?

Eylemlere 12-15 bin kişinin katıldığı polis raporuna yansıyan katliama ilişkin yargılananların sayısı 124’le sınırlı kaldı. Uzun süren yargılamalar sonucunda 33 sanık idam cezası, 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı. İdam cezasının kaldırılmasıyla birlikte 33 sanığın cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi. Katliam sanıklarının avukatlığını ise bugün AKP’de siyaset yapan birçok kişi üstlendi. Dava sürecinde aranan sanıkların evlendiği, askere gittiği, belediyede işe girdiği ortaya çıktı.

Arasında Cafer Erçakmak’ın bulunduğu firari beş sanığın davası ise 2012’de zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Mahkeme, katliamın insanlığa karşı suç olduğuna ilişkin müştekilerin talebini kabul etmedi. “Madımak Katliamı” davasının müşteki avukatları, 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) hak ihlali başvurusunda bulundu. Ancak aradan 10 yıl geçmesine karşın AYM, halen “Madımak Katliamı”na ilişkin bireysel başvuruyu gündemine almadı.

“Madımak Katliamı”na ilişkin firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkındaki dava ise geçen yıla kadar sürüyordu. Ancak Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 2023 tarihinde 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesine karar verdi.

Paylaşın

Özel’den “Erken Seçim” Mesajı: Sandık Gelir, İktidar Değişir

CHP Lideri Özgür Özel, erken seçim tartışmalarına ilişkin konuşan, “Erken seçim için 360 milletvekili muhalefette yok. Biz isteyince erken seçim olmaz ama halk isterse olur. Milet erken seçim diyorsa sandık gelir, iktidar değişir” dedi.

Mehmet Şimşek’in asgari ücrete ilişkin açıklamalarına ilişkin de konuşan Özgür Özel, “Türkiye’de asgari ücret düşük değil’ demiş. Hans geliyor Didim’de emekli maaşıyla tatil yapıyor bizim Hasan Amca marketin önünden geçemiyor diyorum O bana Endonezya’dan, Şili’den yükseğiz diyor. Türkiye’de asgari ücretin yüksek olduğu bir tek değer var, Sadece bunların vicdanından yüksek” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Aydın ve Muğla Büyükşehir Belediyelerinin iş birliğiyle hayata geçen Didim-Bodrum Deniz Otobüsü Seferi Açılış Töreni’nde konuştu. Özel’in konuşmasından satır başları:

“CHP’li belediyelerin zorlukları vardır, güçlükleri vardır ama mazeretleri yoktur. Hizmetlerin en iyisini onlardan bekliyoruz. Genç cumhuriyetimiz siyasi bağımsızlığı elde ederken ekonomik bağımsızlık için de kararlı adımlarını atmıştır. Bu doğrultuda Kabotaj Kanunu yürürlüğe girmiştir.

Kabotaj Bayramı’nda 1926’dan beri devam eden ve Montrö sözleşmesine dönüşecek olan ve ona hukuki bir altyapı olan kanunun yürürlüğe girişinin yıl dönümünü kutluyorum. Ege Denizi, savaşın ve gerilimin değil barışın ve kardeşliğin denizi olmalıdır. Ege Denizi’nde Yunanistan ve Türkiye arasında barışın konuşulmasını, suyun iki yanında aynı zeytinyağını yiyenlerin aynı şekilde eğlenenlerin iyi ilişkiler içerisinde olmasını ümit ediyoruz. Sosyalist Enternasyonal’de de bunu bir kez daha dile getirdi.

Suyun iki yanı iki komşu ili de ifade ediyor. Didim ile Bodrum yazın çileci yolculuklara tanık ediyordu. Artık Bodrum ve Didim arasında 1 saatlik bir mesafeye indirdik. Seyahat haklarının gözetildiği bir özgürlük içerisinde deniz hatları seferi günde 3 kez gerçekleşecek.

Dün Gebze’de büyük bir emek mitingi vardı. Hep birlikte haykırdık geçinemiyoruz dedik. Asgari ücrete enflasyon zammını yapın. En düşük emekli ücreti 10 bin TL olmaktan çıkarın asgari ücrete eşitleyin. Esnafın borçlarını faizini silin, taksitlendirin. Bunun kaynağını da vergide adalette bulabilirsiniz dedik. Sesimizi duyup ta zam yapacak olan Mehmet Şimşek şöyle buyurmuş; ‘Türkiye’de asgari ücret düşük değil’ demiş. Hans geliyor Didim’de emekli maaşıyla tatil yapıyor bizim Hasan Amca marketin önünden geçemiyor diyorum O bana Endonezya’dan, Şili’den yükseğiz diyor. Türkiye’de asgari ücretin yüksek olduğu bir tek değer var, Sadece bunların vicdanından yüksek.

Türkiye’nin en zengin yüzde 20’si gelirin yüzde 80’ini alacak en yoksul yüzde yirmi ise yüzde 0,5’ini alacak. Benim Endonezya’dan Tayland’dan yüksek alıyorum diye memnun olan emeklim yok. Haddinizi bilin.

Dün Gebze’de eğer geçim yoksa seçim olacaktır dedik. İnan ederlerse hep birlikte büyük bir mücadele vereceğiz. Erken seçim için 360 milletvekili muhalefette yok. Biz isteyince erken seçim olmaz ama halk isterse olur. Milet erken seçim diyorsa sandık gelir, iktidar değişir.”

Özgür Özel’den Erdoğan’a ‘Kayseri’ yanıtı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ayrıca İzmir’de yangından zarar gören yurttaşlara geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. Burada basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özgür Özel, Kayseri’de dün yaşanan olaylara değindi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Siyasi kazanım uğruna nefret siyasetine tevessül edilmesini acizlik olarak görüyoruz” ifadelerine yanıt veren Erdoğan, “Nefret siyaseti, ayrımcı dil, muhalefetin zehirli dili diye hangi muhalefeti kastettiğini bilmiyorum. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin böyle bir ithama muhatap olamayacağı açık. Kimi söylüyorsa sayın Cumhurbaşkanı bütün olarak muhalefet deyip de bir genelleme yapmak durumunda değil, net söylesin kime söylüyorsa ondan cevabını alsın” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şöyle devam etti: Dün yaşanan olaylar ve Türkiye’deki sığınmacı sorunu varsa iktidar sorumludur dediğimde herhalde sayın Erdoğan ‘Ben değil, diğer iktidar odakları’ diyemeyecek. Bir tane iktidar var. Ne diyor, ‘Her şeyin sorumlusu benim’ diyor, o zaman bunun da sorumlusu sensin.

“Ülkeyi yöneten iktidar tutup da her şeyi muhalefete yükler mi?” diyen Özel, şunları kaydetti: Elbette bazı muhalefet figürlerinin bazı söylemleri son derece sert olabilir, bizim hatalı bulduğumuz ifadeleri olabilir. Ama bu ülkenin kurucusu sana bir vasiyet bıraktı; komşunun iç işlerine karışma, komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşundaki devlet dışı unsurları muhatap alma… Sen Özgür Suriye Ordusu’na Kuvayi Milliye dersen, getir-eğit-donat savaşsın dersen komşunun iç işlerine saygılı oluyor musun, olmuyor musun? ‘Emevi Camii’nde namaz kılmaya giderim 3 saate’ dersen komşunun toprak bütünlüğüne, hükümranlık haklarına saygılı mısın, değil misin?

“Türkiye’de resmi rakamlara göre 4.6 milyon, yaygın kanıya göre 10 milyona yaklaşan sığınmacı sorunu varsa tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yıllardır yaptığı kötü dış politikadır” diyen Özel, şunları ifade etti:

Sığınmacılara düşman olmak kolay, biz sığınmacı yaratan politika ve politikacıların karşısındayız. Komşunda iç savaş kışkırtıcılığı yaparsan bu kadar sığınmacıyı da bu memleketin başına musallat edersin. Buna itiraz eden varsa çıksın karşımıza konuşalım. Bu kadar sığınmacının ülkeye gelmesinde hangimizin suçu var. Biz Esad’la küfürleşme, Esad’ın adını değiştirip Esed değil, dün tatil yaptığını bugün düşman belleme, otur işbirliği yap bu iç savaşı durdur derken sen ateşe benzinle gittin. Ondan sonra göç dalgaları oldu. Biz dedikten sonra Esad’la görüşeceğim dedi. Arabuluculuk teklif edeceğim dedim. Bir şekilde masaya oturalım ve sığınmacılar gitsin dedim.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşülmesi gerektiğini kaydeden Özel, şunları söyledi: Esad’la oturulacak, konuşulacak, anlaşılacak, Suriye’de huzur sağlanacak. Avrupa Birliği elini cebine atacak, hepimiz elimizi taşın altına koyacağız ve bu sığınmacılar Suriye’ye gidecekler. Esad bu noktada üzerine düşeni yapacağız. Şimdi diyor ki ‘eskiden tatil yapıyordum, yine yaparım.’ Sen tatil yap da Türkiye’nin tatil yörelerinde denize girecek yer kalmadı. Sen keşke o tatili hiç bozmasaydın, Esad’la hiç bozuşmasaydın.

Yaşanan olaylara ilişkin sağduyu çağrısında bulunan Özel, “Herkesi sağduyulu davranmaya davet ediyorum. Bizim adımıza silahı taşıyan polistir, jandarmadır. Bizim adımıza cezayı verecek olan hakimdir, cezanın çekileceği yer cezaevidir. Cezayı kendin vermeye çalışırsan, polisin, jandarmanın yerine güç kullanmaya çalışırsan haklıyken haksız duruma düşülür. Bu olayların olmaması için sığınmacı sorununun çözülmesi lazım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

10 Ekim Davası’nda Karar: 10 Sanığa Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası

10 Ekim 2015 tarihinde IŞİD’in Ankara Tren Garı Meydanı’nda düzenlediği ve 103 kişinin hayatını kaybettiği davada, 10 sanığa 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet, insan öldürmeye teşebbüs suçundan da 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

Ayrıca sanık Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verildi. IŞİD üyesi olduğu tahmin edilen 16 kişi halen firari durumda.

Ankara’da 10 Ekim 2015’de düzenlenmek istenen Barış Mitingi’nde Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından düzenlenen ve üç saniye arayla yapılan iki canlı bomba saldırısında 103 kişi hayatını kaybetmesiyle ilgili Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşması bugün görüldü.

Kararını açıklayan mahkeme heyeti, Sanık Yakup Şahin, Sanık Hakan Şahin, Sanık Resul Demir’e, Sanık İbrahim Halil Alçay’a, Sanık Hacı Ali Durmaz’a, Sanık Erman Ekici’ye, Sanık Talha Güneş’e, Sanık Hüseyin Tunç’a, Sanık Metin Akaltın’a insan öldürmekten 101’er kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine, insan öldürmeye teşebbüs suçundan 379’ar kere 18 yıl hapis cezası verdi.

Ayrıca Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suçtan beraat verilmesine, dosyanın firari sanıklar yönünden ayrılmasına karar verdi.

Ne olmuştu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma sonucunda arasında IŞİD’in “Türkiye emiri” olduğu belirtilen İlhami Balı’nın da bulunduğu 35 kişi hakkında dava açtı. Sanıklardan 16’sı firariyken 19’u tutuklu yargılanıyordu. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2018’de davayı bitirerek 9 sanığı 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, 11 bin 730’ar yıl hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme heyeti, diğer beş sanığa “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 12’şer yıl, 4 sanığa ise aynı suçtan 7 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırdı. Sanık Erman Ekici’nin “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 18 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmeden mahkeme, söz konusu sanığın 100 kişiyi “kasten öldürme” ve 391 kişiyi “kasten öldürmeye teşebbüs etme” suçlarından da yargılanması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Ayrıca firari 16 kişi hakkındaki dosya da ayrıldı. Yargıtay, temyiz incelemesinde 9 sanığa verilen 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı. Dokuz sanığa yaralama suçundan verilen bazı cezalar ise eksik inceleme nedeniyle 2022’de bozuldu. Ancak bu sanıklar hakkındaki öldürme suçundan verilen cezalar onandı.

Hakkında bozma kararı verilen 9 sanık ile Erman Ekici yönünden yeniden başlayan Gar davasında son duruşma 24 Nisan’da görüldü. Cumhuriyet Savcısı, bu duruşmada esasa ilişkin mütalaasında Ekici’nin “anayasayı ihlal” suçundan bir kez ağırlaştırılmış müebbet, 101 kasten öldürme suçundan 101 kez ağırlaştırılmış müebbet, öldürmeye teşebbüs suçundan ise 379 kez cezalandırma istedi. Mütalaada Yunus Durmaz’a Gar katliamı talimatının İlhami Balı tarafından Erman Ekici aracılığıyla gönderildiği vurgulandı.

Savcı, Ekinci hakkında insanlığa karşı suç işlemek suçundan ise ceza istemedi. Sanıklar Yakub Şahin, Hakan Şahin, Hacı Ali Durmaz, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Taha Güneş, Abdülmüttalip Demir, Metin Akaltın’ın 11 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan beraati istendi, katliamdan bir süre sonra hayatını kaybeden Mustafa Budak’a yönelik kasten öldürme suçundan ise ağırlaştırılmış müebbet talep edildi. 26 Haziran’da mahkeme bu 10 sanıkla ilgili son kararını açıklayacak.

Gar katliamı davasında IŞİD üyesi oldukları tahmin edilen 16 kişi halen firari durumda. Bunlar arasında IŞİD’in bir dönem Türkiye sorumlusu olan İlhami Balı, yöneticiler Deniz Büyükçelebi ve Edremit Türe ile HDP Mersin ve Adana il binalarına bombalı saldırıların faili Savaş Yıldız da bulunuyor. Haklarında yakalama kararı bulunan 16 sanık, bu süreçte yakalanamadı. Savcı, bu sanıkların dosyasının ayrılmasını istedi.

10 Ekim katliamının mağdurları, olayda ihmali bulunduğu belirtilen kamu görevlilerinin de yargılanmasını talep etti. Buna ilişkin o dönem İçişleri Bakanlığı idari, Ankara Başsavcılığı ise adli soruşturma başlattı.

Bakanlık müfettişlerinin hazırladığı 25 Şubat 2016 tarihli raporda, dönemin Ankara Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdür Vekili, TEM Şube Müdürü, eski Güvenlik Şube Müdür Vekili ve TEM Şubesi C Büro amirinin ihmali olduğuna yönelik tespitler yapıldı. Ancak Ankara Valiliği, soruşturma izni vermedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da buna karşı dava açmayınca kamu görevlilerine ilişkin soruşturma dosyası kapandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “31 Mart Seçimleri” Yorumu: Muhasebemizi Yaptık, Yapıyoruz

31 Mart seçimlerine değinen Erdoğan, “Seçimlerde muhalefet tamamen ucuz popülizme dayalı bir kampanya yürüttü. Deprem riski gibi sorunlar için ortaya hiçbir somut çözüm koymadılar. Son seçimde muhalefet ekonomideki sıkıntıları da istismar etti” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı yüzde 40.5 oy oranına ulaşmıştır. Çok boyutlu olarak muhasebemizi yaptık ve yapıyoruz. Hatayı da kusuru da kendimizde arıyoruz. Bu hassas süreci bir kuyumcu titizliğiyle gerçekleştireceğiz. Tüm kademelerde gereken adımları atmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Yerel Yönetimler İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Burada bulunan tüm belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. İnşallah bundan sonra farklı toplantılarla da sık sık bir araya geleceğiz. Bundan tam 30 yıl önce millete hizmet mücadelemize yerelden başladık. Politikalarımızı önce belediyelerdeki uygulamalarla ortaya koyduk. Kendimizi önce belediyelerle ispat ettik.

Siyaseten normalleşme: AK Parti’nin en büyük referans kaynağı yerel yönetimlerdir. AK Parti birikimi ile referanslarıyla sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın en yetkin en donanımlı siyasi hareketidir. Rakiplerimiz bile bizi taklit etmeye bizden kopya çekmeye başladı. Bir nevi siyasi rakiplerimize koçluk yapıyoruz. Dünya değişirken bizim de değişime daha hızlı adapte olmamız gereken başlıklar vardır.

31 Mart seçimleri: Son seçimlerde muhalefet tamamen ucuz popülizme dayalı bir kampanya yürüttü. Deprem riski gibi sorunlar için ortaya hiçbir somut çözüm koymadılar. Son seçimde muhalefet ekonomideki sıkıntıları da istismar etti. 31 Mart seçimlerinde Cumhur İttifakı yüzde 40.5 oy oranına ulaşmıştır. Çok boyutlu olarak muhasebemizi yaptık ve yapıyoruz. Hatayı da kusuru da kendimizde arıyoruz. Bu hassas süreci bir kuyumcu titizliğiyle gerçekleştireceğiz. Tüm kademelerde gereken adımları atmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Seçimler bitince muhalefet vaat yağmurunun da sonuna geldi. Ucuzlatacağız dediler ama kendi partilileri bile isyan etmeye başladı. Belediye binalarını, LGBT paçavralarıyla donatmak dışında herhangi bir icraatları olmadı. Muhalefetin siyaset anlayışında köklü bir değişim yaşanmazsa korkarım önümüzdeki 5 yıl boyunca benzer hadiselere yeniden şahitlik edeceğiz.

Muhalefet içindeki radikal unsurların da kışkırtmasıyla 28 Şubat dönemini anımsatan uygulamalar yeniden devreye alınmak isteniyor. Buna müsaade edilmemeli. Muhalefetin aklıselim sahibi aktörlerinden, eski Türkiye’nin kötü hatıralarını tekrar canlandıran sahnelerin önüne geçilmesi noktasında çaba bekliyoruz.

Kayseri: Dün Kayseri’de küçük bir grubun yol açtığı müessif olayların sebeplerinden biri, muhalefetin zehirli söylemleridir. Siyasi kazanım uğruna nefret siyasetine tevessül edilmesini acizlik olarak görüyoruz. Toplumda yabancı düşmanlığı ve sığınmacı nefretini körükleyerek hiçbir yere varılamaz. Vandallıkla sokakları ateşe vermek kabul edilemez.

Sokak hayvanları: Milletimizi bizar eden başıboş köpek sorunu olmak üzere, şu an ülkemizin gündeminde olan meseleleri kati bir çözüme kavuşturacağız. Son rötuşlarını yaptığımız düzenlemenin yasalaşmasıyla yerel yönetimlere büyük sorumluluk düşecek. Biz de gereken desteği sağlayacağız.”

Paylaşın

Mahkemeden Dikkat Çeken Karar: Kanal İstanbul’un İmar Planı İptal Edildi

Mahkeme, İBB’nin tarım topraklarına, orman alanlarına ve su havzalarına geri dönülemez zararlar vereceği gerekçesiyle Kanal İstanbul’a yönelik açtığı davada, bakanlığın imar planı değişikliğinin hukuka uygun olmadığına hükmetti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Kanal İstanbul Projesi’ne yönelik diğer davaları ise yargıda devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna ilişkin dava, Danıştay’da görülüyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 15 Temmuz 2021 tarihinde İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği’ni onayladı. Plan, 16 Temmuz 2021’den itibaren bir ay süreyle askıya çıkarıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), bu plan değişikliğine itiraz ederek konuyu yargıya taşıdı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; İBB, başvurusunda plan değişikliklerinin kamu yararına aykırı olduğunu ve İstanbul’un geleceği için hayati önem taşıyan tarım topraklarına, orman alanlarına ve su havzalarına geri dönülemez zararlar vereceğini savundu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise İBB’nin itirazını zımnen reddetti.

İstanbul 11. İdare Mahkemesi, İBB’nin itirazını haklı bularak imar planını iptal etti. 2023/3120 numaralı kararda, “15/07/2021 onay tarihli, İstanbul İli, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı (Kanal İstanbul Projesi) 1. Etabına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği ile bu plan değişikliklerine yapılan 16/08/2021 tarih ve BK No:4274, İBB No:138918 sayılı itirazın zımnen reddine ilişkin işlemde şehircilik ilke ve esaslarına, planlama tekniklerine ve hukuka uyarlık bulunmadığı” belirtildi.

Mahkeme kararında, dava konusu revizyon imar planı değişikliklerinde nüfusun nasıl tespit edildiğinin bilinmediği ve bu durumun belirsizlik yarattığı vurgulandı. Bilirkişi raporuna göre, nüfus hesaplarının eksik olduğu ve yatırımcı kurum ve kuruluşlarının görüşlerine dair bilginin bulunmadığı belirtildi. Ayrıca, mezarlık alanlarının ağaçlandırılacak alan olarak gösterilmesinin mevzuata uygun olmadığı kaydedildi.

İBB’nin Kanal İstanbul Projesi’ne yönelik diğer davaları ise yargıda devam ediyor. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna ilişkin dava, Danıştay’da görülüyor.

Paylaşın