Türkiye’den Yurt Dışına 714 Bin 579 Kişi Göç Etti

Türkiye’den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 53 artarak 714 bin 579 oldu. Göç eden nüfusun yüzde 55,2’sini erkekler, yüzde 44,8’ini ise kadınlar oluşturdu.

Haber Merkezi / Türkiye’den yurt dışına giden nüfusun 291 bin 377’sini Türk vatandaşları, 423 bin 202’sini ise yabancı uyruklular oluşturdu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Uluslararası Göç İstatistikleri 2023 verilerini açıkladı. Buna göre; Yurt dışından Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre yüzde 35,9 azalarak 316 bin 456 kişi oldu. Göç eden nüfusun yüzde 54,2’sini erkekler, yüzde 45,8’ini ise kadınlar oluşturdu. Yurt dışından gelen nüfusun 101 bin 677’sini Türk vatandaşları, 214 bin 779’unu ise yabancı uyruklular oluşturdu.

Türkiye’den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 53 artarak 714 bin 579 oldu. Göç eden nüfusun yüzde 55,2’sini erkekler, yüzde 44,8’ini ise kadınlar oluşturdu. Türkiye’den yurt dışına giden nüfusun 291 bin 377’sini Türk vatandaşları, 423 bin 202’sini ise yabancı uyruklular oluşturdu.

Türkiye’ye 2023 yılında göç edenlerin yaş grubu incelendiğinde, en fazla göç edenlerin yüzde 12,7 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 10,8 ile 25-29 ve yüzde 10,3 ile 15-19 yaş grubu izledi. Türkiye’den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 15 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,9 ile 30-34 ve %12,5 ile 20-24 yaş grubu izledi.

Türkiye’ye 2023 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 29,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul’u yüzde 9,5 ile Antalya, yüzde 6,5 ile Ankara, yüzde 4,9 ile Mersin ve yüzde 4,4 ile Bursa takip etti. Türkiye’den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 36,4 ile İstanbul’un en fazla göç veren il olduğu görüldü. İstanbul’u yüzde 10 ile Antalya, yüzde 7,1 ile Ankara, yüzde 3,5 ile İzmir ve yüzde 2,6 ile Bursa izledi.

Türkiye’ye 2023 yılında gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 13,2 ile Rusya Federasyonu vatandaşları aldı. Rusya Federasyonu’nu yüzde 8,2 ile Azerbaycan, yüzde 7,3 ile Türkmenistan, yüzde 6,7 ile İran ve yüzde 5,9 ile Afganistan vatandaşları izledi. Türkiye’den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 17 ile Rusya Federasyonu vatandaşları aldı. Rusya Federasyonu’nu, yüzde 15,7 ile Irak, yüzde 8,3 ile Afganistan, yüzde 6,5 ile İran ve yüzde 4,9 ile Türkmenistan vatandaşları takip etti.

Paylaşın

Kamuda Tasarruf Tedbirleri TBMM’de Kabul Edildi: 1 Ocak’ta Yürürlüğe Girecek

“Kamuda tasarruf” tedbirlerine ilişkin düzenlemeler içeren yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yürürlüğe girme tarihi ise 1 Eylül 2024 yerine 1 Ocak 2025 olarak değiştirildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, “kamuda tasarruf” tedbirlerine ilişkin düzenlemeler içeren kanun teklifinin ikinci bölümünün tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

TBMM’de kabul edilen yasanın yürürlüğe girme tarihi ise 1 Eylül 2024 yerine 1 Ocak 2025 olarak değiştirildi.

Yasayla birlikte kamuda birden fazla maaş alma dönemi sona erecek. Yasayla, her statüdeki kamu görevlileri sadece bir görevi için maaş alacak. O maaş en yüksek devlet memuru maaşını yani 98 bin lirayı geçemeyecek.

Huzur hakkı ikramiye gibi ödemelere de üst sınır getirilecek. Kamuda birden fazla maaş alınmasını engelleyen maddenin yürürlük tarihi ise ertelendi. 1 Eylül 2024’te yürürlüğe girmesi beklenen maddeni yürürlük tarihi verilen önergeyle 1 Ocak 2025 olarak belirlendi.

Yasa, kamuda tasarruf tedbirlerine uymayan kamu görevlilerine yönelik yaptırım da getiriyor. Buna göre, Tasarruf tedbirlerine uymayan bürokratlara maaş kesintisi ya da işten çıkarma gibi pek çok idari ceza verilebilecek. Tasarruf tedbirlerine uyumla ilgili denetimi Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılacak.

Yasayla ayrıca, kamuda ihtiyaç fazlası olan araçların satışı gerçekleştirilecek. Araç dışından şarj edilebilen 70 kilometrenin üzerinde menzile sahip hibrit araçlara Özel Tüketim Vergisi teşviği sağlanacak. Sokak ve caddelerin aydınlatma giderlerinde belediye ve il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri payından yapılan kesinti oranı yüzde 20’den, yüzde 30’a çıkartılacak.

Paylaşın

Altı Ayda Vekillerin Sağlığına 52,6 Milyon Lira Harcandı

Vatandaş tedavi ve ilaç masraflarını karşılamakta zorlanırken, 2024 yılının ilk altı aylık döneminde milletvekillerinin sağlık harcamaları için bütçeden 52 milyon 567 bin lira harcama yapıldı.

Temmuz’da enflasyon rakamlarının açıklanması ile birlikte milletvekillerinin maaşları da arttı. Milletvekili maaşı 141 bin liradan 169 bin liraya çıktı. Hem bakan hem milletvekili emeklisi olanların aylık geliri 241 bin liradan 288 bin liraya, hem milletvekili olup hem de milletvekili emeklisi aylığı alanların geliri 239 bin liradan 285 bin liraya çıktı.

Vatandaş için sağlığa erişim her geçen gün daha da zorlaşırken Hazine’nin kasasından milletvekillerinin sağlık masrafları için milyonlar çıktı.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Ocak – Haziran döneminde milletvekillerinin sağlık harcamaları için bütçeden 52 milyon 567 bin TL harcama yapıldı. AKP dönemiyle birlikte sağlığın her kademesi paralı hale geldi. Sağlıkta kamu payının düşmesi, yurttaşın özel sağlık kurumlarına mahkûm hale gelmesine ve harcamalarının artmasına neden oldu.

TÜİK’e göre sağlık harcamalarındaki fiyat artışı yüzde 71,6 ölçülen resmi enflasyon oranının da üzerinde çıkarak yüzde 78,51 olarak hesaplandı. Yurttaş, Genel Sağlık Sigortası primi, muayene ücreti, reçete ücreti, ilaç başı para ödemelerinin altında eziliyor. Ancak milletvekillerinin sağlık harcamaları için kesenin ağzı açıldı. Emekli ve asgari ücret zammına bütçede kaynak olmadığı gerekçesiyle kapıları kapatan iktidar, aldıkları maaşlarla sık sık gündem olan milletvekillerinin sağlık harcamalarını da karşılıyor. Yurttaş tedavi ve ilaç masraflarını karşılamakta zorlanırken milletvekillerinin tedavi, sağlık malzemesi ve ilaç giderleri için bütçeden 52 milyon 567 bin TL harcandı.

Sadece Haziran’da 7,8 milyon TL milletvekillerinin tedavi ve sağlık malzemesi için, 580 bin lira ise ilaç masrafları için ödendi. Geçen yılın Ocak-Haziran döneminde 27 milyon 615 bin TL tutarında olan milletvekili sağlık harcamaları bu yıl yüzde 90,4 oranında arttı.

Asgari ücrete ara zammın yapılmadığı Temmuz’da enflasyon rakamlarının açıklanması ile birlikte milletvekillerinin maaşları da arttı. Milletvekili maaşı 141 bin liradan 169 bin liraya çıktı. Hem bakan hem milletvekili emeklisi olanların aylık geliri 241 bin liradan 288 bin liraya, hem milletvekili olup hem de milletvekili emeklisi aylığı alanların geliri 239 bin liradan 285 bin liraya çıktı.

Paylaşın

Özel’den “Eğitim Sistemi” Tepkisi: Çağın Gerisinde

İktidarın eğitim politikalarına eleştirilerde bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “AK Partilinin çocuğu da olsa, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, DEM’linin de, hangi görüşten olursa olsun PİSA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan ikinci dünyada…” dedi ve ekledi:

“Tüm yeteneklerde, tüm yetkinliklerde, bu coğrafyanın zeki evlatları dünyada normalde aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil, doğru imkanlar yaratıldığında o çocukların neler başardığını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp lisansüstü ve akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 24 saat sürecek olan Eğitim Maratonu toplantısına katıldı.

Birgün’ün aktardığınaa göre; Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Özgür Özel, “Dün akşam saatlerinde Numan Kurtulmuş’un ‘daimi bir özgürlük alanı olsa ne iyi olur’ dedikleri bu kürsünün yeri İçişleri Bakanı’nın ve Ankara Valisi’nin talimatlarıyla parkın etrafını bariyerlerle çevirdiler. Milli Egemenlik Parkı’na kurulacak bu kürsüyü, geldik Anıt Parka kuruldu ve 24 saat boyunca eğitim politikalarıyla ilgili söylenmesi gereken ne varsa buradan söylenecek” dedi.

“Şu zihniyeti görmek lazım ki; bu kadar barışçıl, bu kadar bilimsel, bu kadar çözüm öneren bir eylemliliği, bir etkinliği dahi devletin polisine kanunsuz emirler vererek engellemeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız” diyen Özel, şunları söyledi:

“Dertler, bahaneleri ‘dün oraya hayvan severler geldi, burayı ele geçirecekler, burayı bırakmayacaklar, sizin için açarsak onlar da kalır.’ Kalsın zaten! Sen Meclis’e hayvanları katledecek, öldürecek, zehirleyecek bir düzenlemeyi getir, buna isyan edenler Ankara’ya gelsinler, efendim ‘Milli Egemenlik Parkı’nı hayvan severler ele geçirmesin.’ Milli egemenlik demek milletin dediğinin olması demektir. Bir kişinin, bir zümrenin, bir partinin dediğinin o partinin korktuğunun söylenilmemesi zaten milli egemenlik demiyoruz, diktatörlük diyoruz, tek adam rejimi diyoruz.”

İktidarın eğitim politikalarına eleştirilerde bulunan Özel, şunları ifade etti: “Tarikatlar ve cemaatler kavgası var. ‘Her köşe başını hangimiz tutalım, bunları nasıl yapalım, müfredata kendi zihnimizdeki zehri nasıl akıtalım? O kitaplar üzerinden bu zehri Anadolu’ya, Trakya’ya nasıl yayalım?’

“Böyle olunca maalesef çocuk AK Partilinin çocuğu da olsa, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, DEM’linin de, hangi görüşten olursa olsun PİSA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan ikinci dünyada… Tüm yeteneklerde, tüm yetkinliklerde, bu coğrafyanın zeki evlatları dünyada normalde aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil, doğru imkanlar yaratıldığında o çocukların neler başardığını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp lisansüstü ve akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz.”

Türkiye’nin orta gelir tuzağına sıkışmış durumda olduğunu belirten Özel, “Milli gelirimiz belli bir noktadan sonra artamıyor. Bugün asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek… Bugün dolar kuru bizim için çok yüksek, ihracatçı için çok düşük… Sizin ihracattan anladığınız fason kot üretmekse rekabet sırasında Mısır’daki asgari ücretle yarışmanız lazım. Mısır’daki asgari ücret o düzeyde olunca siz burada dışarıda fiyat rekabeti yapmak için insanlara hak ettiği asgari ücreti vermezsiniz” diye konuştu.

“Orta gelir tuzağından kurtulmanın yolu, orta eğitim tuzağından kurtulmaktan geçer” diyen Özel, şunları ifade etti: “Bugün siz bütün öğrencileri kendi tercihlerine göre planlamadan, ölçmeden, doğru yönlendirmeden, 15-14 yaşında bir karar vermezseniz, Devlet Planlama Teşkilatınız, Sanayi Bakanlığınız ve Milli Eğitim Bakanlığınız birbirleriyle konuşan politikalar üretmiyorsa 24 saat işsiz genciniz olur ama eli tornavida tutan 16 yaşından beri eğitilmiş, 20 yaşından beri iş hayatında meslek lisesinden sonra belli bir süre üniversitede teknik eleman olarak eğitim görmüş, ara eleman diyorlar ya sizinkiler ya bir yerde penye dikiyorlarsa işte orta eğitim tuzağı, orta gelir tuzağına düşürür.”

Açıklamasında ‘demokrasi’ vurgusu yapan Özel, “Önce ülkemizi, AK Parti’nin hepimizi düşürdüğü orta demokrasi tuzağından kurtarmak lazım. Yani milli eğitimin sorunlarının konuşulmasını, hayvan hakları protestosundan korkup Ankara’nın başka bir köşesine yollayacak akıl devlete egemen oluyorsa orada bir orta demokrasi tuzağı var” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan, AK Partili Vekilleri “Uyarma” Hazırlığında

Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde partisinde yer alan 100’e yakın milletvekilini uyarma hazırlığında olduğu öne sürüldü. Yasama faaliyetlerinde aktif rol almayan 100’e yakın milletvekilinin hemen hemen hepsinin ilk kez seçilen milletvekilleri olduğu da ifade ediliyor.

14 Mayıs 2023’te yapılan milletvekilleri seçimlerinde parlamentonun yüzde 63,49’u yenilenmişti. 600 sandalyeli Meclis’te 335 vekil ilk kez seçilmişti. 268 sandalyesi olan AKP’de 148 vekil ilk defa bu dönem Meclis’e girmişti.

Türkiye gazetesinden Emrah Özcan’ın haberine göre, 31 Mart mahallî seçimlerindeki oy kaybının nedenlerini araştıran AK Parti, bir yandan da teşkilatın verimliliğini artırmak için çeşitli çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda AK Parti kurmayları, milletvekillerinin TBMM performans faaliyetlerini raporladı.

Edinilen bilgilere göre, 100’e yakın milletvekilinin yasama faaliyetlerinde aktif rol almadığı tespit edildi. Parti yönetiminin milletvekillerine bu konuda uyarılarda bulunduğu ve yasama faaliyetlerinin öneminin anlatıldığı toplantılar yapmaya başladığı öğrenildi.

Yasama faaliyetlerinde aktif rol almayan 100’e yakın milletvekilinin hemen hemen hepsinin ilk kez seçilen milletvekilleri olduğu da ifade ediliyor. Partinin tecrübeli milletvekillerinin ise bu durumdan rahatsız olduğu, durumu sık sık parti yönetimine bildirdikleri ve ilk kez milletvekilliği yapan vekillerin daha aktif olmalarını istedikleri belirtiliyor.

14 Mayıs 2023’te yapılan milletvekilleri seçimlerinde parlamentonun yüzde 63,49’u yenilenmişti. 600 sandalyeli Meclis’te 335 vekil ilk kez seçilmişti. 268 sandalyesi olan AK Parti’de 148 vekil ilk defa bu dönem Meclis’e girmişti.

TBMM’de 27’nci dönemde milletvekilliği yapan 32 isim genel kurulda hiç söz almamış, kanun teklifi hazırlamamış, araştırma, soruşturma ve genel görüşme önergesine imza atmamıştı. Öte yandan, son zamla birlikte (yüzde 19,31) milletvekili maaşları 170 bin lira oldu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz yıl şubat ayında partisinin vekillerini Meclis’in genel kurul toplantılarına yeterli katılım sağlamadıkları gerekçesiyle eleştirmişti.

Grup yönetiminden gelen raporlar ve şikâyetler üzerine yaptığı konuşmada, Meclis’in genel kurul toplantılarına katılma konusunda sıkıntı olduğunu belirterek şu eleştirilerde bulunmuştu:

“Bu beni üzmüştür. Bu millet, kendi kasasından, kesesinden maaşı veriyor. Bu maaşla birlikte vekil arkadaşlarımız bu görevi yapıyor. Ama genel kurulda eğer yoklamalarda benim vekil arkadaşlarım bulunmazsa ki dün böyle oldu, bu millet sizlere hakkını helal etmez.

Kim gelmediyse ben de onlara hakkımı helal etmiyorum. Bu sıradan bir olay değil. Eğer milletvekili adayı olmuşsan arkadaş burada görevini hakkıyla yerine getireceksin. Yerine getirmiyorsan, aldığınız maaşlar haramdır bunu böyle bilin.”

Erdoğan’ın önümüzdeki günlerde buna benzer bir uyarıyı tekrar yapabileceği de başkent kulislerinde konuşulanlar arasında.

Paylaşın

Alışverişte Fiş Almayana Da Vermeyene De Ceza Geliyor

Meclis’e sunulan yeni vergi paketiyle fiş kesmeyenlerle beraber, almayanlar da sorumlu tutulacak. Fiş almadığı tespit edilen müşteriler 5 bin lira ceza ödeyecek.

Fiş kesmeyenlere yönelik cezalar da artırılıyor. Bir kez fiş kesmeyenlere 10 bin lira ceza kesilecek, her tekrarda ceza tutarı artacak.

NTV’nin haberine göre Meclis’e sunulan yeni vergi paketiyle kayıt dışı ekonomi ile mücadelenin artırılması hedefleniyor. Birçok ceza tutarı da artırılacak.

Fiş ve fatura düzenlemeyenlere şu anda 3 bin 400 lira ceza kesiliyor. Torba yasa teklifi ile bu ceza katlanacak.

Vergi uzmanı Abdullah Tolu, “Birinci tespitte 3 bin 400 olarak uygulanan ceza 10 bin lira oluyor. İkinci tespitte 20 bin lira, üçüncü tespitte 30 bin lira, dördüncü tespitte 40 bin lira beşinci tespitte 50 bin lira altıncı ve sonraki her tespitte 100 bin lira özel üsulsüzlük cezası kesilecek” dedi.

Fiş kesmeyenlerle beraber, almayanlar da sorumlu tutulacak. Fiş almadığı tespit edilen müşteriler 5 bin lira ceza ödeyecek.

Tolu, “Kanun teklifinde şöyle bir düzenleme var eğer alıcı 5 iş günü içerisinde satıcının fatura düzenlemediğini vergi dairesine bildirirse alıcılara bir özel usül cezası kesilmiyor” şeklinde konuştu.

Satıcılar son dönemde fiş yerine müşteriye adisyon gibi belgeler veriyor. Müşteriler de bunun fiş yerine geçtiğini düşünüyor.

Böyle bir durumda satıcıya iki kat özel üslup cezası kesilecek. Ödenmesi gereken tutar iki katına çıkacak.

Paylaşın

Hakkari Belediyesi’ne Kayyım Kararı Yargıya Taşındı

DEM Parti, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı “yürütmenin durdurulması” talebiyle mahkemeye başvuruda bulundu. Başvuruda, kayyım uygulamalarının seçmenin seçme ve seçilme iradesini pasifize etmek amacı taşıdığı vurgulandı.

Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış, mart ayındaki yerel seçimlerde yüzde 48,92, en yakın rakibi AK Partili aday İsmet Ölmez yüzde 46,59 oranında oy almıştı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Hakkâri Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atanmasına karşı “yürütmenin durdurulması” talebiyle Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

MA’daki habere göre, Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltı ve tutuklanma sürecine değinilen başvuruda, kayyım atamasının Kürt illerinde olağan hale getirilmeye çalışıldığı ifade edildi.

Ayrıca, başvuruda, daha önceki kayyım atamaları işaret edilerek, “Darbe olarak tarihteki yerini almıştır” denildi.

Başvuru şöyle: “Kayyım uygulamaları, müvekkil parti ve temsil ettiği siyaseti yerel yönetimlerin dışında tutmak, muhalif bir siyasi partinin kazandığı belediyelere sistematik olarak el koymak ve müvekkil parti seçmeninin seçme ve seçilme iradesini pasifize etmek amacını taşımaktadır.”

Başvuruda, bu durumlara yol açan 6758 Sayılı kanunun 34’uncu ve Belediye Kanunu’nun 45’inci maddesinde yer alan fıkraların anayasa aykırı olduğu ve bu nedenle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi ve Akış’a dair verilen uzaklaştırma kararının iptal edilmesi talep edildi.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye’nin Kırmızı Çizgileri Neler?

2011 yılından sonra giderek kötüleşen Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi yönünde çabalar devam ediyor. İki ülkenin de ilişkilerin normalle dönmesi için aşması gereken sorunlar var.

Peki iki ülkenin de kırmızı çizgilerini oluşturan bu sorunlar neler? DW Türkçe’den Gülsen Solaker, Suriye ve Türkiye arasında çözüm bekleyen sorunları derledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Suriye’den çekilecek mi?

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın daha önceki şartlarından birisi olarak öne sürdüğü en önemli husus Türkiye’nin Suriye topraklarından askerlerini çekmesi olmuştu.

Türkiye “Suriye’den gelen tehditleri önlemek” için Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Harekatı’nı başlatmış, ardından Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Barış Kalkanı operasyonlarını gerçekleştirmişti. TSK bu operasyonlarla İdlib, Cerablus, El Bab, Azez, Tel Abyad gibi kuzey Suriye kentlerinde asker bulunduruyor.

Ankara’da devlet yetkilileri bu şartın öne sürülmesinden sonra geçen bir iki yıl içinde ise Şam’ın artık bunu bir şart olarak değil, süreç sonunda olması gereken bir sonuç olarak gördüğünü belirterek bunu olumlu bir adım olarak yorumluyor.

Şam ise yapılan açıklamalara göre bu şartından vazgeçmiş gibi görünmese de Türkiye’nin yıllara yayılacak bir çekilme planı sunmasına da sıcak bakabileceği yönünde bir izlenim oluşturuyor. Ancak Suriye basınına göre Şam bunun için muhtemelen Moskova’dan ya da Suudi Arabistan gibi bazı bölge ülkelerinden garantör olmalarını istiyor.

Her ne kadar son dönemde Erdoğan, Esad’a yönelik eski açıklamalarının artık tam tersi sıcak ifadeler kullansa da iki lider arasında güven ortamının oluşması zor görülüyor. Esad’ın Rusya ya da Suudi Arabistan gibi ülkelerden bu nedenle de garanti istediği not düşülüyor. Ankara da Rusya ve İran’ın süreçte rol oynamasına sıcak baktığını açıklamıştı.

Ankara TSK’nın Suriye’deki mevcudiyetini ağırlıklı olarak PKK’dan gelen tehdidi önlemek, PKK’nın Suriye kolu olarak nitelendirdiği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altındaki YPG- PYD’nin Kuzey Suriye’de oluşturduğu otonom bölgenin devletleşmesini engellemek ve mülteciler ile Suriye muhalefetinin yaşayacağı güvenli bölgelerin oluşturulması gibi ilkelere dayandırıyor.

Suriye muhalefetine verilen destek kesilecek mi?

Türkiye iç savaşın başlamasından bu yana Şam yönetiminin “terör grupları” olarak gördüğü Suriyeli muhaliflere ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olarak kurulan ama sonra Suriye Milli Ordusu adını alan askeri birimlere destek veriyor. Şam yönetiminin şartlarından biri de Ankara’nın bu gruplara desteğini kesmesi.

Ancak Erdoğan-Esad yakınlaşması ile birlikte bu desteğin kesileceği ve kazanımlarını kaybederek Şam’ın insafına kalacağını düşünen muhalif gruplar endişesini saklamıyor. Ankara şu ana kadar Erdoğan’ın ifadeleriyle “dostlarını yarı yolda bırakmayacağını” söyleyerek bu gruplar üstündeki kontrolünü sürdürmeyi başarmış durumda.

Öte yandan ekonomik sıkıntılar yaşayan Türkiye’nin bu gruplara sağladığı maddi destek de muhalefet partileri tarafından sık sık eleştiriliyor.

Suriye kuzeyi ne olacak?

Ankara – Şam olası normalleşmesinin bir diğer soru işareti ise iki başkentin de Kürtlerle nasıl bir ilişki kuracağı ile ilgili.

Bu noktada ABD’deki seçimlerden kimin galip çıkacağı da önem taşıyor. Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın yeniden başkan olması durumunda ABD’nin Suriye’den çekilmesi daha yüksek ihtimal olarak görülürken, bu durumda şu anda ABD koruması altındaki YPG – PYD’nin Moskova ve Şam ile yakınlaşabileceği, hatta bunun öncü çalışmalarını şimdiden yaptığı belirtiliyor.

ABD’nin çekilmesi durumunda bölgedeki Kürt unsurlarla nasıl ilişki kurulacağı, dengelerin nasıl şekilleneceği Türkiye için de önem taşıyor. Ağırlığını YPG’nin oluşturduğu SDG, 11 Haziran’da yapmak istediği yerel seçimi baskılar üstüne 18 Ağustos’a ertelemişti.

İdlib meselesi nasıl çözülecek?

Suriye’nin kuzeybatısında, Hatay’ın tam karşısında yer alan ancak Türkiye’nin tam anlamda kontrol edemediği İdlib şu anda en zor ve riskli bölge olarak gösteriliyor.

Gelecek Partisi Genel Başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, en son T24’te Murat Sabuncu’ya verdiği demeçte Suriye ile anlaşıldığına dair bir mesaj geldiğinde Türkiye’yi bekleyen tehlikeye “Eğer genel bir çözüm bulunmazsa, ‘Şam ile anlaşıldı’ dendiği anda İdlib’ten yüzbinlerce insanın sınırın bu tarafına yürüyeceğini bilin” sözleriyle dikkat çekti.

Resmi rakamlara göre İdlib’de en az üçte biri Türkiye sınırlarındaki kamplarda yaşayan 4 milyondan fazla mülteci bulunuyor.

İdlib’de etkili silahlı İslamcı gruplardan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) Ankara-Şam yakınlaşmasından memnun olmadığını daha önceki açıklamalarında dile getirmişti. Geçmişte El Kaide’ye bağlı olan Nusra Cephesi militanlarının kurduğu HTŞ İdlib’deki en güçlü askeri grup olarak biliniyor.

Suriyeli sığınmacılar geri dönecek mi?

Çözüm bekleyen bir diğer konu başlığı ise Türkiye’deki düzensiz Suriyeli göçmenler. Kayseri’de yaşanan göçmen karşıtı saldırıların yanı sıra normalleşmeden rahatsız olan bazı Suriyeli grupların güvenli bölgedeki bazı şehirlerde çıkardığı olaylar Suriye sorununun iç güvenliği daha çok etkileyen bir unsur olarak belirdiğini ve iç siyasette de önemli bir etken olmaya evrildiğini gösteriyor.

Bu çerçevede iktidar dünyada en çok Suriyeli mülteciyi barındırmasına yol açan bir politika izlemesi nedeniyle muhalefetin baskısını eskisine göre üstünde daha çok hissediyor. Esad ile barışarak içerde “sorunu çözme yolunda olduğu” mesajını vermek isteyen iktidar sığınmacıların dönüşü için açıkladığı kapsamlı bir yol haritası henüz bulunmuyor.

Hükümete yakın Türk basınına yansıyan haberlere göre Şam ile müzakerelerde Ankara “güvenli dönüşün şartlarının sağlanması ve sığınmacıların can güvenliklerinin garanti edilmesi, Suriye’deki mülklerinin iadesi ve mülkiyet probleminin çözümü” hususlarının üstünde duruyor.

Bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçen hafta Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Gönüllü olmadığı sürece kimseyi gönderecek değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Bu arada Suriye rejiminin kapsamlı bir genel af ilan edip etmeyeceği, devlet otoritesini ve güvenli yaşam koşullarını oluşturup oluşturamayacağı ve Türkiye’de yaşayan Suriye vatandaşlarını şartsız kabul edip etmeyeceği de henüz bilinmeyenler arasında.

Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad ne mesajlar verdi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın normalleşme adımları atılabileceğine dair açıklamalarının ardından basına çok fazla konuşmamasıyla bilinen Esad da hafta sonu Türkiye ile ilişkilere dair soruları yanıtlayarak önemli mesajlar verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşebileceğini ancak bunun için “2011 öncesine dönülmesi gerektiğini” belirten Esad, Ankara’nın muhalif gruplara verdiği desteği çekmesinin ve TSK’nın Suriye’den çekilmesinin kendilerinin “şartları” değil “uluslararası hukukun gereği” olduğunu kaydetti.

Erdoğan ise son kabine toplantısının ardından Suriye’yi isim olarak anmadan şunları söyledi: “Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Küresel gerilimlerin ürkütücü boyutlara ulaştığı, büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı, bölgemizin sürekli diken üstünde olduğu bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara sadece bizim değil, komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğuna inanıyoruz. İhtilafların müzakere masasında ve karşılıklı diyalog yoluyla çözülmesini samimiyetle temenni ediyoruz.”

Paylaşın

Özel Ve Babacan Görüştü: Gündemde Üç Konu Vardı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve beraberindeki heyet ile, CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

CHP Lideri Özgür Özel’e, Genel Başkan Yardımcıları; Yalçın Karatepe, Gülşah Deniz Atalar, Gökan Zeybek, Meryem Gül Çiftci, Burhanettin Bulut ve Gökçe Gökçen eşlik etti.

Görüşme sonrası Özgür Özel ve Ali Babacan, basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. CHP Lideri Özel, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün daha önceki dönemlerde ekonomi yönetiminde ve dışişleri bakanlığında görevler üstlenmiş, hepimizin çok geçmişte de iyi ilişkiler içinde olduğu Ali Babacan’ı DEVA Partisi’nin genel başkanı olarak genel merkezimizde ağırladık. Aslında 5 kasımdaki kurultaydan sonra hemen telefonlaşmıştık ve böyle bir ziyarete kendilerinin niyeti vardı ama her iki partinin aday belirleme sürecindeki yoğunlukları ardından yerel seçim gündemi ve sonrasında yaşadığımız yoğun gündemde bu ziyaret bugün gerçekleşebildi.

Sayın genel başkanın birazdan kendisinin mutlaka ifade edeceği hepimizin içinde bulunduğu çok önemli 3 gündem maddesi konusunda nezaket ziyaretine ilave olarak değerlendirmeleri ve bizim konuya nasıl yaklaştığımıza ilişkin ifadeleri oldu. Son derece verimli son derece her iki partinin bundan önce sürdürdükleri iyi ilişkileri bir kez daha teyit eden, bundan sonrası için de ülkenin yararına olabilecek yoğun bir iş birliği yapabileceğimizi gösteren verimli bir toplantı oldu.”

Özel’in ardından açıklamalarda bulunan Babacan ise şunları söyledi: “Geçim sorunu, enflasyon, ekonomik sıkıntıların geniş kesimlere gittikçe yayılması ve sosyal ayağı olmayan bir ekonomik modelin Türkiye’de son bir yıldır uygulanmaya çalışılması. İkinci önemli gündem maddemiz, sığınmacı sorunu ve bu bağlamda Suriye idi. Bu sorunun çözümü ile bağlantılı sayın genel başkanın Esad ile görüşme planı gerçekten kıymetli. Ana muhalefet partisinin de Suriye ile bir normalleşme iradesi ortaya koymadı bölgemizin huzuru açısından değerli. Suriye sorununun çözümünün Türkiye’deki sığınmacı sorununun çözümü için de önemli bir perspektif olduğunu teyit ettik.

Üçüncü önemli gündem maddesi de Meclis Başkanı Kurtulmuş’un başlattığı yeni anayasa arayışı. Dün Meclis Başkanı ile bir toplantı gerçekleştirdik. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaları kendilerine emanet ettik. Tamam anayasa çalışalım ama öncelikle anayasayı bir üst hukuk normu olarak kabul eden ve anayasayı bağlayıcı bir hukuk normu olarak kabul eden bir yönetim anlayışının Türkiye’de olmasının bu çalışmaların yarınlarıyla alakalı önemli olacağını kendisine ifade ettik. Bu çalışma ile ilgili alakalı önümüzdeki süreçte de DEVA Partisi ile CHP arasında bir temas trafiğinin, bir diyalogunun olacağını kıymetli olacağını beraberce değerlendirdik.”

Soru – Yanıt

Babacan, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları ve emekli aylığına yapılan zamla ilgili gazetecilerin sorusuna şöyle yanıt verdi: “TÜİK’e mutlaka bir dış denetim mekanizması kurulmalı. Bu sağlanmadan açıklanan enflasyon rakamlarına güven olmaz, böyle olursa da Merkez Bankası’nın kendisini izah etmesi de zor olur. Hangi enflasyonu düşürecek? TÜİK’in açıkladığı rakamı düşüreceklerse çok uğraşmaya gerek yok talimat verirler, TÜİK düşürür iş biter! Son 5-6 yıldır çok büyük haksızlık var. Sabit gelirli Türk Lirası cinsinden para kazanan herkes mağdur olmuş durumda. Bırak gerçeğini TÜİK enflasyonu karşısında da büyük bir mağduriyet var. Asgari ücrete 1 Temmuz’da zam verilmedi. TÜİK bile bu kadar enflasyon açıklamışken 1 Temmuz’da asgari ücrete zammın pas geçilmesi kul hakkıdır!”

Özel de, emekli aylığının asgari ücret düzeyinden aşağı olmaması gerektiğini söyledi. CHP lideri, “En düşük Emekli maaşının 12.500’e çıkarılması sadece geçinemeyen emeklilerle dalga geçmektir. Bugün asgari ücret düzeyine çıkarılmayan her rakam emeklinin cebinden bir şeyleri almaktır. Emeklilerle birlikte en sert tepkiyi verip mücadeleye devam edeceğimizi iade etmek isterim” diye konuştu.

Özel, Erdoğan’ın İzmir’deki elektrik akımından iki kişinin ölmesiyle ilgili söylediği “Vebali olanlar özür dilemeli” ifadelerine yanıt verdi; “Gerçekten hayretle okuyorum. Ben İzmir’deki elim olay yaşandığı anda üç telefon açtım; ilki büyükşehir belediye başkanımıza. Dedim ki soruşturmada savcılıkla tam iş birliği yapın. Belediyenin sorumluluğunda olan bir mazgal var ve kusur bizdeyse ortaya çıkacak. Kusurun sahipleri hesap verecek biz de tekrarlanmaması için hangi tedbir alınacaksa bunun arkasında duracağız’ demişim.

Soruşturmanın sonunda kimin vebali olduğu ortaya çıkacak ve hesap verecek. Suç bizdeyse çıkar üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz. Peki suç elektrik dağıtım şirketindeyse ki, sayın Erdoğan çıkıp özür dileyecek mi? 2010-13 arası  bütün elektrik dağıtımını ben mi özelleştirdim, Erdoğan mı? Türkiye’yi 21 bölgeye bölüp bütün elektrik dağıtım işini verirken elektrik mühendisleri odası ve CHP ‘elektrikte özelleştirme cinayettir’ diyor muydu, demiyor muydu? Suç bizdeyse özür dileyeceğim ama suç elektrik şirketindeyse Sayın Erdoğan dileyecek mi?” dedi.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: ABD’den “Karşıyız” Açıklaması

Türkiye ile Suriye arasında süren normalleşme çabalarına ilişkin soruları yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı, ülke olarak normalleşme çabalarını desteklemediklerini ifade etti:

“ABD olarak, bu soruna siyasi bir çözüme yönelik ciddi bir ilerleme görmediğimiz müddetçe Esad rejimi ile ilişkileri normalleştirmeyeceğiz. Suriye rejimiyle ilişkisi olan tüm ülkelere, bu ilişkileri Suriyelilerin insani durumunu, insan haklarını ve güvenlik durumunu iyileştirmek ve BM’nin 4456 sayılı kararının hedeflerine ulaşmak için kullanmaları yönünde çağrıda bulunduk.”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, Rûdaw haber ajansı Washington Büro Müdürü Diyar Kurda’nın e-posta şeklinde gönderdiği sorularını yanıtladı.

Türkiye ile Suriye arasında süren normalleşme çabalarına ilişkin soruyu yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı, normalleşmeyi desteklemediklerini aktardı. Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü, “Türkiye ile Suriye arasında normalleşme olacağına dair bilgilendirmeler görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri bu normalleşme çabalarını desteklemiyor” yanıtı verdi.

Bir diğer yanıtta ise “ABD olarak, bu soruna siyasi bir çözüme yönelik ciddi bir ilerleme görmediğimiz müddetçe Esad rejimi ile ilişkileri normalleştirmeyeceğiz. Suriye rejimiyle ilişkisi olan tüm ülkelere, bu ilişkileri Suriyelilerin insani durumunu, insan haklarını ve güvenlik durumunu iyileştirmek ve BM’nin 4456 sayılı kararının hedeflerine ulaşmak için kullanmaları yönünde çağrıda bulunduk” ifadeleri yer aldı

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Erdoğan, normalleşme yönünde olumlu mesajlar vermeye devam etti. Erdoğan, son olarak, “Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğuna inanıyoruz” dedi.

Paylaşın