Cumhur İttifakı’ndan “Vergi Vermeyen Şirketler” Araştırılsın Önergesine Ret

CHP ve Saadet Partisi’nin “hangi şirketlerin vergi ödemediğini, vergi muafiyetinden yararlandığını” ortaya çıkarmak üzere TBMM Genel Kurulu’na sunduğu önerge AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı oylarıyla reddedildi.

AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, “Atılan adımlar neticesinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyerek kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacak olan vergi paketimizi dün gece Gazi Meclisimizde kabul ettik” dedi ve ekledi:

“Vergide etkinliğin sağlanması ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak bu pakette vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kalkacak; bu şekilde, kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir. Bu paket son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenlemeyle yanıt vermektedir.”

TBMM Genel Kurulu’nda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin gündeme ilişkin grup önerileri AK Parti ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi. Genel Kurulda Saadet Partisi ile CHP’nin “vergi”, İYİ Parti’nin “konut aidat fiyatları” ve DEM Parti’nin “siyasi yargılamalar” hakkındaki grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.

Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün, büyük şirketlerin vergi ödememesinin ekonomik krize etkilerinin araştırılması gerektiğin söyledi.

Birçok büyük şirkete vergi indirimleri yapıldığını; en fazla kamu ihalesi alan bazı firmaların vergi levhalarında “matrahsız” yazarak yükümlülükten kaçındığını öne süren Ün, “Esnafın başına jandarma dikmeyi planlayan akıl, patronların kapısından bile geçmiyor. Çocuklarınızı taşıyan servisten vergiyi alıyor ama deve yüküyle kazanan taşıma şirketlerine istisnalar, ötelemeler, kıyaklar, matrahsızlıkla ödüllendirmeler gırla gidiyor. Bu firmalara milyarlar ödeniyor ama tek kuruş vergi ödedikleri yok. Hal böyleyse bu sistem iflas etti demektir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat da vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun hesabı sorulurken yandaş firmalara tanınan ayrıcalıklarla devletin kasasının boşaltıldığını öne sürerek, “Bu araştırma önergesi sadece bir vergi meselesi değil, aynı zamanda bir adalet ve ahlak meselesidir. Bu önergeye ‘ret’ oyu vermek, bu adaletsiz düzene onay vermek demektir” dedi.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, son 10 yılda 7 milyar 506 milyon lira vergi borcunun sıfırlandığını iddia ederek, “2002-2023 yılları arasındaki AKP iktidarı döneminde 14 vergi affı kanunu çıktı ve böylece büyük şirketlerden, mega şirketlerden vergiler silindi. Hangi şirketlerin vergi ödemediğini, vergi muafiyetinden yararlandığını ortaya çıkarmak bu Meclisin hem namusu hem de görevidir. Bu yapılmadan vergi adaletinden söz edilemez” diye konuştu.

CHP İzmir Milletvekili Rıfat Turuntay Nalbantoğlu, Saadet Partisi’nin grup önerisini desteklediklerini söyledi. “Bugün yaşadığımız sorunların en önemlisi adaletsizliktir; halk diliyle söyleyecek olursak, nimet ve külfet dengesizliğidir” ifadesini kullanan Nalbantoğlu, şöyle konuştu:

“Bu adaletsizlik ve dengesizlik 22 yıllık AKP hükümetleri döneminde daha da hızlanmış, aradaki fark uçurum boyutuna ulaşmıştır. Verginin asıl yükünü emekçiler, işçiler, ücretli çalışanlar çekerken, kamunun üzerinden aldığı ihalelerle varlığını sürdüren ve hatta en büyük şirketler sıralamasında hep en üst sırada yer alan ama hiç vergi vermemesi ya da cüzi oranlarda vergi ödemeleri, ciddi bir adaletsizliktir, haksızlıktır, utanmazlıktır. Eğer bu şirketler ekonomik ölçeklerde vergilerini ödemiş olsalar, inanın, Türkiye’de gelir adaletsizliği, yoksulluk bu seviyelere ulaşmaz.”

“Az kazanandan az, çok kazanandan çok”

AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, iktidara geldikleri 2002’den itibaren her zaman “ekonomik istikrarı sağlamak ve vatandaşların vergi yükünü hafifletmek amacıyla” düzenlemeler yaptıklarını söyledi.

Önceliklerinin, kalıcı refahı sağlayarak vatandaşlara daha güzel bir hayat sunmak olduğunu vurgulayan Kocacık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yapısal reformlarla destekleyerek uyguladığımız sıkı para ve maliye politikası neticesinde dünya genelinde etkisinin şiddetli şekilde hissedildiği enflasyon sorununu da en az hasarla atlatmayı öngörüyoruz. Orta vadeli programda vergide adaletin güçlendirilmesi ve doğrudan vergi paylarının artırılması noktasında kararlı bir duruş sergilendi.

Bu noktada atılan adımlar neticesinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyerek kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacak olan vergi paketimizi dün gece Gazi Meclisimizde kabul ettik. Vergide etkinliğin sağlanması ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak bu pakette vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kalkacak; bu şekilde, kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir. Bu paket son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenlemeyle yanıt vermektedir.”

Kocacık, Vergi Usul Kanunu’na göre, vergi mahremiyeti nedeniyle iddialara konu olan mükellefler hakkında ilgili makamlarca detaylı bilgi paylaşımının mümkün olmadığını kaydetti.

Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

DEM Parti’den “Halay” Tepkisi: Türkiye’yi 90’lı Yıllara Götüren Uygulamalar

Halay tutuklamalarına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gösterilen gerekçe Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmek. Eş zamanlı bir operasyon var. Bu durumlar Türkiye’yi 90’lı yıllara götüren uygulamalardır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “DEM Parti olarak her zaman yanınızdayız. Kürt halkı her yerde bu halayları çekmeye devam edecek. Çünkü bunlar Kürt halkının kültürüdür. Kürt halkına duyulan nefreti bu ailemize yansıtıyorlar. Dilimizi, kültürümüzü yasaklayan uygulamalar ve bu operasyonlar boşa çıkacak. Kızlarımız cezaevinden çıkacak.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, halay tutuklamalarına tepki gösterdi.

Kürtçe şarkı eşliğinde çektikleri halay gerekçesiyle 3 çocuğu tutuklanan ve kendisine de ev hapis verilen Filiz Taşkesen’i evinde ziyaret eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, burada yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Gösterilen gerekçe Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmek. Eş zamanlı bir operasyon var. Bu durumlar Türkiye’yi 90’lı yıllara götüren uygulamalardır. DEM Parti olarak her zaman yanınızdayız. Kürt halkı her yerde bu halayları çekmeye devam edecek. Çünkü bunlar Kürt halkının kültürüdür. Kürt halkına duyulan nefreti bu ailemize yansıtıyorlar. Dilimizi, kültürümüzü yasaklayan uygulamalar ve bu operasyonlar boşa çıkacak. Kızlarımız cezaevinden çıkacak.”

“Kafamızın tepesini attırmayın”

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tutuklamalara tepki gösteren DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

“Şenlik’te de halay çektiğimiz gibi cezaevinde de halay çekiyoruz. Halay çekmek bu iktidara karşı bir direniş yönetimi. 12 Eylül’de ıslıklarla direndik. Bütün zulümlere karşı zılgıtlarla direndik. Bugün de bu iktidara karşı halayımızla, türkülerimizle direneceğiz. Kafamızın tepesini attırmayın. Vallahi Meclis bahçesine davul zurnayı getiririz, halayı çekeriz. Vallahi Genel Kurul’da çekerim. Çok iyi halay çekiyorum, çok iyi halay başıyım. Yeter artık.”

Paylaşın

Belediyelerin SGK Borçları: CHP, Karşı Hamleye Hazırlanıyor

Erdoğan, “Belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır. Öyle 25 kuruşa simit yok” sözleriyle fitilini ateşlediği, “belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borçları” gündemdeki yerini koruyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), belediyelerinin SGK borçlarıyla sıkıştırılmasına karşı adımlar atmaya hazırlanıyor. Borçların neden daha önce istenmediğini sorgulayan CHP kurmayları, “2019 yerel seçimlerinden beri engeller çıkarılıyor. Kaynaklar azalttı, gelirlerdeki kesintiler arttı. Şimdi de ‘hizmet edemiyorlar’ algısı oluşturulmak isteniyor” dedi. CHP, belediye başkanlarıyla toplantılar düzenleyerek gelir artırıcı önlemler üzerinde çalışacak.

Cumhuriyet’in haberine göre, CHP yetkilileri, ilerleyen günlerde belediye başkanlarıyla yapacakları toplantılarda gelir artırıcı adımları ele alacaklarını belirtti. “1-3 Ağustos tarihlerinde Burdur’da, genel başkanımızın da katılımıyla il belediye başkanlarımız bir araya gelecek. Toplantının asıl gündemi et ve süt fiyatlarının tüketiciye yansıması ve sektörün sorunlarıydı, ancak son gelişmeleri de değerlendireceğiz. Daha önce de engellerle karşılaştık ama hizmetimize devam ettik” dediler.

CHP yetkilileri, belediyeye ait olup kirasız kullandırılan yerler için de acil önlemler alacaklarını belirtti. “Yeni devraldığımız yerlerde, önceki dönemlerde vakıflara ve yandaşlara ücretsiz verilen dükkânlar, arsalar var. Bu fiziki işgalleri kaldıracağız. Örneğin, bina bir vakfa verilmiş ve oraya yurt yapılmış, dükkân işgal ettirilmiş, hâlâ kirası ödenmiyor. Bu yerlerin geri kazanılmasını ve gelirlerin dönmesini sağlayacağız” dediler.

Borçların neden daha önce istenmediğine ilişkin konuşan CHP yetkilileri, “2019 yerel seçimlerinden beri farklı engeller çıkardılar. Kaynakları azalttılar, gelirlerdeki kesintileri artırdılar. Şimdi de aynısını yapmak, ‘hizmet edemiyorlar’ algısı oluşturmak istiyorlar. Ciddi ekonomik kriz var ve CHP’li belediyeler kendi yükümlülüklerinin yanında sosyal yardımlar yapıyor. İktidar bu hizmetleri partizanca engelliyor. Yıllarca kendi yönetimindeyken almadıkları SGK borcunu da bu yüzden istiyorlar. Yani halka kötülük ediyorlar” dediler.

Paylaşın

Leyla Zana’dan Dikkat Çeken Paylaşım: Kürtlerin Sınırlarını Zorlamayın

Halay çeken 6 kadının gözaltına alınmasına tepki gösteren Leyla Zana, “Kürtlerin sınırlarını zorlamayın! Hepimizi Kürtçe şarkılarla, davul, zurna ve sloganlarımızla alanlara, meydanlara çıkarmayı düşünüyorsanız, seve seve varız!” dedi.

Haber Merkezi / Siirt’in Kurtalan ilçesinde bir düğünde halay çeken altı kadın “örgüt propagandası” gerekçesiyle, İstanbul’da farklı tarihlerde yapılan düğünlerde Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çeken en az 11 kişi, Mersin ve Ağrı’da da halay çektikleri için hedef gösterilen kişiler de gözaltına alındı.

Leyla Zana, bu gözaltılara tepki göstererek sosyal medya hesabından bir paylaşımda bulundu. Zana, “Kürtlerin sınırlarını zorlamayın! Hepimizi Kürtçe şarkılarla, davul, zurna ve sloganlarımızla alanlara, meydanlara çıkarmayı düşünüyorsanız, seve seve varız!” dedi.

Leyla Zana kimdir?

3 Mayıs 1961 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde dünyaya gelen Leyla Zana, ilkokulun birinci sınıfını tamamlayamadan okuldan ayrılmak zorunda kaldı. 1975 yılında 14 yaşındayken, kendisinden 21 yaş büyük kuzeni Mehdi Zana ile evlendi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde, o dönem Diyarbakır Belediye Başkanı olan Mehdi Zana gözaltına alınıp tutuklandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Leyla Zana eşi hapiste iken ilk olarak okuma – yazma öğrendi. Daha sonra ilkokulu, ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirdi. Eğitime ayırdığı zamanın yanında siyasi faaliyetlere de katıldı.

1991  genel seçimlerinde, bölge kadınlarının büyük desteğini aldığı bir seçim çalışması sonrasında zamanın Sosyaldemokrat Halkçı Parti listesinden Diyarbakır milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 6 Kasım 1991’de, TBMM 19. Yasama Dönemi için yapılan yemin töreninde, başında Kürt ulusal renkleri olan bir bantla, Türkçe başladığı yemini Kürtçe “Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum” cümlesiyle tamamlaması nedeniyle meclis salonunda tepkiyle karşılaştı.

2 Mart 1994’te, ABD’de yaptığı bir konuşma yüzünden, TBMM Genel Kurulunda yapılan oylamada, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’la beraber milletvekilliği dokunulmazlığı kaldırıldı. Ertesi gün dokunulmazlıkları kaldırılmış olan diğer 5 milletvekiliyle birlikte gözaltına alındı. 17 Mart 1994’te, grup arkadaşları Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. 8 Aralık 1994’te yasadışı örgüt üyeliği suçundan mahkûm olarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishaneden yazdığı mektuplar önce bir gazetede yayımlandı, daha sonra kitap haline getirildi.

1995 yılında Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü verildi. Hapishane yılları boyunca uluslararası barış kuruluşlarının ve insan hakları derneklerinin desteği ve Avrupa Birliği süreciyle birlikte yoğunlaşan çabaları sonucunda ve AİHM kararı doğrultusunda yeniden yargılanan Zana ve arkadaşları, on beşer yıllık hapis cezaları olduğu gibi onaylanarak cezaevinde kaldılar. Zana, 8 Haziran 2004’te Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nden serbest bırakıldı. TBMM 24. Dönem Diyarbakır, 25. ve 26. Dönem Ağrı milletvekilidir.

21 Mart 2007 tarihinde Diyarbakır’daki etkinliklerde sarfettiği, “Kürtlerin 3 lideri var. Bu üç lidere minnet borçluyuz” sözleri nedeniyle Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Zana’yı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Terör örgütünün propagandasını yapmak” suçunu kapsayan 7. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Çeşitli tarihlerde yaptığı 9 ayrı konuşma nedeniyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Terör örgütünün propagandasını yapmak” ve “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçlarından yargılanan Leyla Zana’ya mahkeme 10 yıl hapis cezası ve seçme-seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına da karar verdi. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi “sanığın eksik savunma” yapması sebebiyle kararı bozdu.

Yeniden görülen davada “sanığın terör örgütü PKK üyeliği boyutuna ulaştığı” gerekçesiyle aynı ceza verildi. Tekrar temyize gönderilen dosya yine bozularak yerel mahkemeye gönderildi. İlgili Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın kararına uydu. Mahkeme, son yasal düzenlemeleri dikkate alarak Zana hakkındaki ’terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan kovuşturmanın ertelenmesine; ’örgüt adına suç işlemek’ suçundan da ceza verilmesine yer olmadığına karar vererek davayı düşürdü.

Paylaşın

Erdoğan, Belediyelerin SGK’ya Borçlarını Ödemesinde Israrcı

CHP ile AK Parti arasında “Belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) borcu ödensin” tartışması büyüyor. Erdoğan, son olarak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yüklenerek, “Roma’ya gazeteci götürürken para var, SGK’ya borç ödemek için para yok” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Ayder Yaylası Koruma ve Yenileme Projesi, İl Geneli Kentsel Dönüşüm ve Afet Konutları Anahtar Teslimi ve Toplu Açılış Töreni’nde konuştu.

Konuşmasında belediyelerin SGK’ye olan borçlarını hatırlatan Erdoğan, konuya ilişkin şunları söyledi: “Muhalefete başta emeklilerimiz olmak üzere milletimize meydanlarda verdikleri ancak tutmadıkları sözlerini hatırlattım. SGK’ye borçlarını ödemelerinin ülkemiz için daha hayırlı olacağını söyledim.

CHP’ye SGK’ye olan borçlarının hatırlatılması CHP’yi ciddi manada tedirgin etti. Dengeleri bozuldu. Muvazeneleri kaydı, motor su kaynattı… CHP’nin sayın genel başkanı her açıklamasıyla kendilerini gülünç duruma düşürüyor.

Borçlarının üzerine yatmak için abuk subuk işler yapıyorlar. Neymiş hükümet mali darbe yapmak peşindeymiş. Neymiş borçlarını öderlerse CHP’li belediyeler iş yapamazmış. İyi de CHP’li belediyeler zaten çöp toplamıyor ki. Kamyonla toplamadığınız çöpleri ellerinizle mi toplayacaksınız.

Biz kimseye iftira atmıyoruz. Sadece gerçekleri ortaya koyuyoruz. SGK’ye en fazla borcu olan ilk 5 belediye CHP’li belediyelere ve iştiraklarına ait.

Bunların borç ödeme gibi alışkanlıkları yok. Belediye başkanları Kılıçdaroğlu’nun kötü mirasını sürdürüyor. Ne sözlerine ne borçlarına sadıklar. Vals gösterine gelince, Roma turuna gelince para var. Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcunu ödemeye gelince para yok. İnsanda biraz utanma olur. CHP borcunun üstüne yatmak istiyor. Borcu bahane edip iş yapamayız bahanesi üretiyorlar.

Büyükşehirlerde SGK borçlarının yüzde 76’sı CHP’li belediyelere ait. Ne sözlerine sadıklar ne borçlarına… Sayın genel başkana tavsiyem, öncelikle dersine iyi çalışması, ardından enerjisini borcunu ödemekten kaçmak yerine milletin hakkını ödemek için kullanmasıdır.”

Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır. Öyle 25 kuruşa simit yok” diyerek tartışmanın fitilini ateşlemişti.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise Erdoğan’ın açıklamalarına Bursa’da yaptığı konuşmayla tepki gösterdi. CHP lideri, “Türkiye’nin en borçlu belediyeleri AK Parti’den CHP’ye geçen belediyeler” dedi.

Denizli Belediyesi, Balıkesir Belediyesi, Bursa Belediyesi hemen dibimizde. En borçlu 5 belediyeden 3’ü. Resmen bize enkaz devrettiler. Şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Erdoğan’ın talimatıyla, Cumhuriyet Halk Partili belediyelere mali darbe girişiminde bulunuluyor. Maksat şu, darbe nedir, milletin seçtiğinin millete hizmet etmesine engel olup onu bertaraf etmeye çalışmaktır. Bunu tankla topla yaparsan silahlı darbe olur, askeri darbe olur. YSK kararıyla yaparsan adli yargı darbesi olur. Şimdi maliye eliyle yapıyorsun. Seçilenin milletine hizmet etmesine engel olmaya çalışıyorsun” dedi.

CHP lideri, “AKP, borç batağına soktuğu belediyelerin SGK borçlarını hemen ödeyin diye tehdit ediyor. Yandaş şirketlerin 660 milyar TL’lik vergisini affet, sonra kaybetmenin hazımsızlığıyla her siyasi görüşten insana fatura çıkar” ifadeleriyle de iktidar partisine yönelik eleştirilerini sürdürdü.

Paylaşın

İYİ Parti’deki İstifalar: Saraydaki Fotoğraftan Bağımsız Okunmamalı

İYİ Parti’de son dönemde yaşanan istifalara ilişkin açıklamalarda bulunan Mehmet Tolgay Akalın, “Bu istifaların eski genel başkandan habersiz yapılması siyasetin doğasına ve hayatın akışına aykırıdır” dedi ve ekledi:

“Bu istifalar şüphesiz ki saraydaki meşhur fotoğraftan bağımsız olarak okunmamalıdır. Seçmen sadakati, parti aidiyeti, siyasi namus gibi kavramlardan bihaber mevcut ve müstakbel bazı acizler, elbette ki milletvekili oluşlarının ilave bedelini ödemek ihtiyacı hissedebilirler.”

İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi, Mehmet Tolgay Akalın, sosyal medya hesabından, partide son dönemde yaşanan istifalara ilişkin açıklamalarda bulundu. İstifalardan İYİ Parti eski Genel Başkanı Meral Akşener’i sorumlu tutan Akalın, şu ifadeleri kullandı:

“Şöyle ki; Türkiye’de bir seçim atmosferi olmamasına, partilerin geleneksel çizgilerinde bir kırılma yaşanmamasına, halk yeni bir siyasi parti ihtiyacı hissetmemesine rağmen, meydana gelen sistemli istifalar, bu rüzgarsız havada dönen fırıldağın bir üfleyeni olduğunu göstermektedir.

İstifa eden milletvekili sıfatlı şahısların gerek milletvekili adayı oluş süreçleri, gerekse politik kariyerleri göz önüne alındığında bu istifaların eski genel başkandan habersiz yapılması siyasetin doğasına ve hayatın akışına aykırıdır.

Bu istifalar şüphesiz ki saraydaki meşhur fotoğraftan bağımsız olarak okunmamalıdır. Seçmen sadakati, parti aidiyeti, siyasi namus gibi kavramlardan bihaber mevcut ve müstakbel bazı acizler, elbette ki milletvekili oluşlarının ilave bedelini ödemek ihtiyacı hissedebilirler.

Ancak Türk siyasi tarihinin gördüğü en muazzam politik mücadelelerinden biri sonucu kurulmuş İYİ Parti, bu acizlerin tırmanma duvarı, beceriksiz siyasetçilerin de kendini Beştepe’ye ispat alanı değildir, olmasına da müsaade edilmemelidir.

Bu emel sahipleri ve talimat bekleyen milletvekili sıfatlı acizler, derhal ait oldukları yere, sarayın kapısına, cümle azmettirenleriyle beraber bırakılmalıdırlar. Böylelikle, İYİ Parti yaklaşık bir buçuk yıldır içine düşürüldüğü girdaptan çıkarak, kuruluş ayarlarına uygun milliyetçi-demokrat ve kalkınmacı bir Türkiye inşası idealine uygun mücadele sürecine ve iktidar yürüyüşüne başlayabilecektir.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a: Getir Sandığı Küfeyi Biz Taşıyacağız

Mudanya’da halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, “Ben diyorum ki ‘Tayyip Bey, bırak küfeyi bırak. Ver benim sırtıma küfeyi. Ben emekliyi aslan gibi taşırım, aslan gibi.’ Asgari ücretliyi taşırız biz” dedi ve ekledi:

“Biz, bu milleti taşırız. Eğer taşıyamıyorsan bırak küfeyi. Milletin sırtından in. Sen bu milletin sırtına yüksün. Emekliler değil, asgari ücretliler, esnaf, çiftçiler değil, işte biz bu küfeye ne yük koyarsan koy taşırız. Taşıyamayan bırakacak, taşıyanlar gelecek. Getir sandığı, küfeyi biz taşıyacağız. Emeklileri biz ayağa kaldıracağız. Söz veriyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa’daki ziyaretlerini sürdürüyor. Osmangazi ve Nilüfer Belediyesini ziyaret eden Özgür Özel daha sonra Mudanya Halk Buluşması’nda halka seslendi.

Özel, seçilen belediye başkanlarının ceplerinde birer anahtar olduğunu belirterek, “O, belediyenin kapısının, kasasının ya da şehrin anahtarı değil CHP’nin iktidarının anahtarı. İyi, güzel, dürüst çalışırlarsa, halka, yoksula sahip çıkarlarsa en sonunda bu ülkeyi yeniden CHP yönetecek” ifadesini kullandı.

İngiltere’de asgari ücretin 86 bin lira olduğunu, market fiyatlarının Türkiye’den yüzde 15-20 daha ucuz olduğunu söyleyen Özel, “Yani adam, bizimkilerin aldığının 5,5-6 katı maaş alıyor. Marketteki fiyatlar da daha düşük. Öyle günleri yakalamak için Atatürk’ün dediği istikamete yürümek ve onun kadar cesur, çalışkan olmak lazım. Biz, gençlerle tecrübelileri bir araya getirdik. Kadınların önünü açtık ve büyük bir başarıyı 31 Mart’ta yakaladık. Şimdi hep birlikte gelecek, yapılacak seçimlerde bir benzer başarıyı yakalayıp partimizi iktidar yapacağız” diye konuştu.

Özel, kavga ederek, polemik yaparak değil, çalışarak yükseldiklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Seçim bitti’ deyip gelecek seçimi beklemeden eğitim, emekli, çay, buğday, asgari ücret, emek mitingi yaparak ve çok çalışarak, çok gayret göstererek her geçen gün daha iyiye gidiyoruz. Çalışarak kazanacağız ve göreceksiniz, bu ülkeyi ayrıştıranlardan, kutuplaştıranlardan, yoksullaştıranlardan, düşmanlaştıranlardan alıp büyük, güçlü, zengin ve barış içinde bir ülke yapacağız.

Suriye’yle de barışı sağlayacağız. Sığınmacı sorununu da çözeceğiz. Göreceksiniz, Gazi’nin partisi, kurucu parti, bu ülkeyi bir kez daha 10 yıldaki büyük zaferlerle tanıştıracak. Göreceksiniz, Cumhuriyet’in ilk 10 yılında nasıl bir çıkış yaşandıysa iktidarımızın 10 yılında da bu ülkede aynı çıkışı, aynı şahlanışı yaşayacağız. Buna inanın, buna güvenin.”

Mudanya Belediyesini de ziyaret eden Özgür Özel, ardından Mütareke Meydanı’ndaki parti otobüsü üzerinden yurttaşlara hitap etti. Özel, emeklinin, asgari ücretlinin mevcut maaşlarıyla geçinemeyeceğini dile getirerek, asgari ücretin de 6 ayda 3 bin 800 lira eridiğini ifade etti.

“Getir sandığı, küfeyi biz taşıyacağız”

Kendisini dinleyen iki gencin elinde küfe taşıdığını fark edip onları yanına çağıran Özel, şu ifadeleri kullandı: “Ben diyorum ki ‘Tayyip Bey, bırak küfeyi bırak. Ver benim sırtıma küfeyi. Ben emekliyi aslan gibi taşırım, aslan gibi.’ Asgari ücretliyi taşırız biz. Biz, bu milleti taşırız. Eğer taşıyamıyorsan bırak küfeyi. Milletin sırtından in. Sen bu milletin sırtına yüksün.

Emekliler değil, asgari ücretliler, esnaf, çiftçiler değil, işte biz bu küfeye ne yük koyarsan koy taşırız. Taşıyamayan bırakacak, taşıyanlar gelecek. Getir sandığı, küfeyi biz taşıyacağız. Emeklileri biz ayağa kaldıracağız. Söz veriyoruz. Bu iki genç küfeyi almış, gelmiş. Helal olsun onlara. Bu iki çocuğu unutmayın. Millet küfeyi Tayyip Bey’den alıp bizim sırtımıza koyunca o gece çıkacağız, hep birlikte galibiyeti kutlayacağız, söz veriyorum, bu iki gençle kutlayacağız. Biz kazanacağız.”

Paylaşın

İktidarda “Osman Kavala” Çatlağı

AK Parti Milletvekili Tuğrul Türkeş, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’yı ziyaret talebine yanıt vermeyen Adalet Bakanlığı üzerinden Bakan Yılmaz Tunç’a yönelik sert ifadeler kullandı.

Haber Merkezi / Tuğrul Türkeş, Yılmaz Tunç’un davanın içeriği ile alakalı açıklamalarının yerinde olmadığını belirterek, “Adalet Bakanı hak arayışlarına engel olmamalıdır. Başvuruyu tarafsız bir şekilde yönetmesi gerekirken tam tersine dosyayı sümen altı etmeye yönelik açıklama, değerlendirme yapma cihetine gitmiştir. Kanaatimce bu, doğru bir yaklaşım değildir” dedi.

Son dönemde yaptığı Gezi Parkı Davası tutuklusu Osman Kavala’yla ilgili yargılamaya yönelik eleştirel çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çeken AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’ten yeni açıklamalar geldi.

Gezi Parkı Davası tutuklularını ziyaret talebine Adalet Bakanlığı tarafından yanıt verilmeyen Tuğrul Türkeş, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a yönelik sert ifadeler kullandı. Türkeş’in açıklamaları şöyle:

“Türkiye genelinde oluşan gündemin yanı sıra, yurtdışında da geniş yankı bulan ve kamuoyunda “Gezi Parkı Davası ” olarak bilinen derdest davanın yargılanan tutuklu sanıklarından; Osman Kavala, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ı,

AKPM Türk Delegasyonu Başkanı sıfatı ile ziyaret zarurete hasıl olmuştur. Bu zaruret ortaya çıkınca, vaki talebimiz usulüne uygun olarak Adalet Bakanlığı’ na 19.07.2024 tarihinde iletilmiştir. Aradan 7 gün (1 hafta) geçmesine rağmen Bakanlığın bu konu hakkında müspet veya menfi herhangi bir kanaat bildirmemesi nedeniyle konu, kamuoyunun ve medyanın beklentisi ve takibinde kalmıştır.

Görüşme talebim ile ilgili nihai karar mercii ve takdir yetkisi Adalet Bakanımızdadır. Bu konuda herhangi bir ısrarım söz konu olmamıştır ve olamaz.Ancak geçen bu süre içerisinde medya tarafından konu ile ilgili yöneltilen ziyaret izni sorularına cevaben Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç’un basında yer alan ifadeleri aşağıdaki gibidir;

Bakan; “Yeniden yargılanma talebinde, “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçunun parlamenter sistem döneminde olduğu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildiği için suçun mağdurunun değiştiğine ilişkin gerekçe sunulduğunu anlatan Tunç, bu gerekçeyi uygun görmediklerini söyledi.

Yılmaz Tunç, “Gezi davasıyla ilgili istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen durum söz konusu. Temyiz incelemesinden geçen kararlarla ilgili kanun yararına bozmaya gidilemiyor. Hem usul, hem esas bakımından uygun olmayan başvuru olarak değerlendirildi.” diye konuşmuştur.

Her gün onlarca tutuklunun ziyaret edilmesi hususunda Bakanlığa müracaatlar yapılıp bunlar gün içerisinde sonuçlandırılır iken, yukarıda bahse konu talebimiz karşılığında Sayın Adalet Bakanımızın davanın içeriği ile alakalı açıklamaları şık ve yerinde olmamıştır. Adalet Bakanı hak arayışlarına engel olmamalıdır.

Zaten ben, bu tutuklu sanıkları “Ziyaret edeyim, gitmişken de ellerinden tutup alıp getireyim” demedim. Keza yargılanma usul ve esasları ve/veya yargı süreci ve/veya tutuksuz yargılama imkanlarının olup olmadığını da sormuş değiliz. Talebimiz Gezi Parkı davası kapsamındaki yargılamaları süren tutuklu sanıklardan 5 kişiyi Bakanlık takdirinde ve yasal sınırlar içinde ziyaret etmekten ibarettir.

Ama madem konu bir ziyaret izninin ötesinde muhtevası ile de tartışılıyor, bu konuda ben de birkaç katkı sunmak istiyorum. Daha önce de ifade ettiğim gibi ben de verilen yargılamanın yenilenmesi dilekçesini okudum. Dilekçede Adalet Bakanımızın ifade ettiği gibi “suçun mağduru değişmiştir gibi bir gerekçe” değil tam tersine “suçun mağduru anayasal reform ile lağv edilmiş, ilga edilmiş ve ortadan kaldırılmıştır” açıklaması mevcuttur. Dolayısıyla “mağdur değişmemiştir”; “mağdur ortadan kalkmıştır”. İkisi farklı kavramlardır. Takdir buyurulur ki; Hukuk kavramlar üzerinde yürür.

Devam eden bir hukuki ihtilaf vardır. Yargılanmanın yenilenmesi eski davanın devamıdır. Kesinleşmiş bir durum söz konusu değildir. Kaldı ki eski kanun geçerli olup, “idam” cezası kaldırılmasa idi, insanların hayatı söz konusu idi. Keza bugün de, onun yerine verilmiş bir “ağırlaştırılmış müebbet hapis” söz konusudur. Yani bir sanığın suçlu bulunması ile suçsuzluğu arasında verilecek kararda risk büyüktür. Ceza hukuku bütün evrensel ülkelerde gerçeğin ortaya çıkarılması için çalışır.

“Bakan dosyayı sümen altı ediyor”

Halbuki Adalet Bakanımız kamuoyunda makes bulmuş bu gelişmeyi, başvuruyu tarafsız bir şekilde yönetmesi gerekirken tam tersine dosyayı sümen altı etmeye yönelik açıklama, değerlendirme yapma cihetine gitmiştir. Kanaatimce bu, doğru bir yaklaşım değildir.”

Paylaşın

Babacan: Şimşek’in Görevi “Erdoğan Harcasın” Diye Para Bulmak

Mehmet Şimşek için “en yakın arkadaşım” ifadesini kullanan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Şimşek’in görevi ‘Sayın Erdoğan harcasın’ diye sağdan soldan para bulmak olduğunu söyledi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, gündeme ilişkin T24’ten Murat Sabuncu‘ya açıklamalarda bulundu. Babacan’ın ekonomiye ilişkin yaptığı açıklamalardan öne çıkan bölümler şöyle:

“Freni olmayan bir sistemden bahsediyoruz”

Babacan, “Mehmet Şimşek Türkiye’yi nereye kadar götürebilir ve taşıyabilir?” sorusuna şu şekilde cevap verdi: “Mehmet Şimşek’in öyle Türkiye’yi taşıma, Türkiye’yi bir noktaya getirme öyle ne yetkisi var ne sorumluluğu var. Yani şu anda sadece yaptığı, “Sayın Erdoğan harcasın” diye sağdan soldan para bulmak. Yaptığı o. Faizi yükseltip döviz bulmak, daha yüksek vergilerle para toplamak. Harcama üzerinde bir kontrolü var mı? Yok. Eskisi gibi değil. Eskiden ödeneği maliye serbest bırakırdı nakdi de hazine serbest bırakırdı. Harcama ondan sonra gerçekleşirdi. Tüm bu yetki şu anda Külliye’de. Bakanların herhangi bir harcamayı yapma dur deme yetkisi yok.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın görevi borç para bulmak ve Külliye’nin eline teslim etmek. Ya da vergi toplayıp Külliye’nin eline teslim etmek. Freni olmayan bir sistemden bahsediyoruz. Onun için bütçe açığı artıyor, onun için fren tutmuyor. Ve bu yapılan vergi artışları da piyasanın gerçekleriyle uyumlu artışlar değil. Biz vergi oranlarını düşürdük ve daha fazla vergi topladık. Katma Değer Vergisi’ni hatırlarsanız radikal bir kararla ihtiyaç piramidindeki gıda için giyim için, eğitim için, sağlık için yüzde 8’e indirdik radikal bir kararla. Maliye bürokrasisi o zaman epey bir itiraz etti. Ben bastırdım. Bu sektörlerin hepsi küçük küçük firmalardan oluşan sektörler.

Zaten denetleyemiyorsunuz. Denetlenemeyen ve küçük küçük firmalardan oluşan sektörde zaten kayıt dışı var. Hiçbir şey olmaz dedim. Ve yaptık, indirdik. Vergi tahsilatı düşmedi tam tersine arttı. Bakanlıklar icra birimidir dendi. Külliyede politika kurulları oluşturuldu. Kurulların hepsinin başkanı da cumhurbaşkanı. Çünkü ne diyor? Her şey benim diyor. Bakanlıklar sadece uygulayacak bunu diyor. Politika kurullarının hangisine kaç defa başkanlık yapmış? Kaç defa oturmuş eğitim çalışmış şimdiye kadar? Yok. O kadar sahipsiz ve o kadar başıboşluk var ki gerçekten çok üzücü.

“Türkiye’deki riskleri nasıl görüyorsunuz?” sorusuna Babacan şu ifadelerle cevap verdi: Öncelikle enflasyon, açıklanan enflasyon gerçek enflasyon mu diye oralardan başlamak gerekiyor. Belki bilirsiniz belki bilmezsiniz ama biz bir noktadan itibaren Erdem Başçı döneminde Merkez Bankası’nda da enflasyon ölçmeye başladık. TÜİK ayda bir ölçüyordu Merkez Bankası ayda üç defa ölçüyordu. Açıklamıyordu ama TÜİK’in rakamlarıyla karşılaştırılıyordu. Çünkü erken uyarı sistemi kurmuştu kendi içerisinde. Daha TÜİK’ten veri gelmeden tedbir almak gerektiği zaman en azından bilelim hazırlanalım diye. Ve rakamlar üç aşağı beş yukarı tutuyordu. Fark olduğu zaman da otururlar konuşurlardı.

Mesela tahmin çalışması yaptırırdım ben Hazine’ye, Merkez Bankası’na, Planlamaya. Aşağı yukarı rakamlar tutuyorsa sorun yok ama rakamlar tutmuyorsa hemen komisyon kurulur, bir bakın niye tutmuyor diye. İki üç gün sonra gelirlerdi tamam tutturduk çünkü işte şu kurum şunu şöyle yapmış fala. Ben bunu bildiğim için geçen bizim milletvekilimiz Burak Dalgın Bey’e Plan Bütçe Komisyonu’nda Merkez Bankası’na bunu sorun dedim. Merkez Bankası olarak siz hâlâ enflasyonu ölçüyor musunuz? Ölçüyorsanız TÜİK’in açıkladıkları rakamlarla tutuyor mu?

Bunu sordu. Ne cevap verdi başkan dedim. Bu son başkan ama. Benim görevde olduğum sürece rakamlar birbirine yakın dedi. Plan Bütçe Komisyonu’nda Merkez Bankası başkanının verdiği cevap. Benim görevde olduğum dönemde rakamlar birbirine yakın. Şimdi bu şunu da gösteriyor. Demek ki TÜİK’te de “En azından artık doğruyu söyleyelim bari” gibi bir tavrı var, ya da aldığı bir talimat diyelim. TÜİK’in kendi çabası olacağına inanmıyorum. Çünkü geçen başkanı ilk defa gördün. Yani konuştuğu anda dökülüyor. Nereden başkan olmuş ne yapmış acayip bir şey.

Enflasyon 45 olsa ne olur 75 olsa ne olur cümlesi? Bu ne lakayıt tavırdır. Sen bir sefer enflasyonu doğru ölçmekle sorumlusun. Onu konuş. Kafa karışık. Dehşet. Şimdi onun için hangi enflasyondan bahsediyoruz? Şu enflasyonu doğru ölçme konusunda bir irade koymaları lazım. Başka türlü güven olmaz. Yani TÜİK’e dış denetim demiştik. Lütfü Bey’i hatırlıyorsanız kısa bakanlık döneminde bunu açıkladı. Kurdu. On gün sonra kurulu dağıttılar, Lütfü Bey de gitti zaten.

Çünkü bunu kendilerine karşı yapılmış bir operasyon olarak gördüler. Vay sen bizim enflasyon açığımızı mı ortaya çıkaracaksın haddine mi? Aileden birileri var ya sen kimsin? Şimdi bu onun için hangi enflasyon? Velev ki doğru enflasyon. Kuru sabit tutarak ve döviz kurunda tabii geçişkenlik var döviz kurundan enflasyona. O geçişkenlik payını en azından belli noktada tutup kur yoluyla enflasyonu düşürme gibi bir şey olabilir şu anda izledikleri yol.

Bunu açıklamıyorlar hiçbir zaman. Şu anda kur rejimi nedir kimse bilmiyor. 32’de mi tutmaya çalışıyorsunuz yoksa böyle 33, 34, 35 diye yol mu var? Bunu yapabilmek için ne kadarlık döviz alıyorsunuz? Arada bir satıyor musunuz? Tamamı karanlık, tamamı. Onun için bu enflasyondan bahsediyorsak ve yöntem de sadece bu ise o zaman hem ihracatta hem de turizmde Türkiye gittikçe sıkışır. Döviz kurundaki artışı tutuyorsun da enflasyonu tutamıyorsun işte. Yıl sonu düşse düşse 40’a düşecek diyorsun.

“Yeterli bir başlangıç değil mi ne anlama geliyor bu?” sorusu sonrası Babacan, şu değerlendirmelerde bulundu: Bu ne demek? Turizmin ve ihracatın içerdeki maliyeti artacak. Ama kuru satış fiyatına yansıtamayacak. Nereye kadar devam eder? Satış fiyata yansısa ihracatı vuracak. Kaldı ki işte ihracat geçen seneki artış yüzde 0,5- 1 bile değil. Bu yılın ilk altı ayındaki artış da yüzde 2 civarında. Hani 500 milyar dolar ihracat hedefi ne oldu? Kuru yükselteyim ihracat da artsın. Ben ona da inanmıyorum ama bir doğal akışta gitmeli her şey. Doğal akışına set koyuyorsun engelliyorsun. Ondan sonra da diyorsun ki ihracat şöyle olsun böyle olsun.

Olmuyor. Bir de enflasyonla mücadelede mikro politikalar gerekiyor, sektör bazlı çalışmalar gerekiyor. Mesela tarım çok önemli, gıda çok önemli. St. Petersburg’un kapanışına Putin geldi, 3 saat 45 dakika. Bir saat konuştu. İki saat 45 dakika soru cevap. Arada bir şey söyledi. Üzüldüm. Dedi ki et üretimimiz arttı bu yılki tüketimimizde de kişi başı 80 kilo. Bu ne demek? Her Rus vatandaşı ortalama günde 220 gram et tüketiyor demek. Her Rus vatandaşı Allah’ın her günü kundaktaki bebekler dahil günde 220 gram et tüketiyor. Savaşta bir ülke. Enflasyon yüzde 3,8. Ne dedi Putin? Ben dedi, “Merkez Bankası başkanıma talimat vermem, yoksa Türkiye gibi oluruz” dedi.

Mikro politikalarla ilgili hiçbir şey yapılmıyor. Mesela biz zamanında karkas et fiyatı 12 liradan 13 liraya çıktı diye olağanüstü ekonomi koordinasyon kurulunu topladık. Bütün bakanlar ne oldu dedi nasıl artar bir lira. Bir lira demek yüzde 8,3 12’den 13’e çıkması yüzde 8,3. Zaten enflasyon tek hanelerde dolaşıyor. Bir tek etten gelecek enflasyon bütün her şeyi bozar. Ne oldu? Yemde mi sorun var, arzda mı sorun var, kanal mı işlemiyor? Ya da rekabeti engelleyen bir durum mu var ne oldu? Bir şey mi var? Şu anda bunlara falan bakan yok. Yani hiç ilgilenen yok.

Gübre fiyatı neymiş, çiftçi ne yapıyormuş falan. Sahipsiz diyorum ya sahipsiz. Şimdi Külliye’de politika kurulları olduğu halde bakanı görevlendiriyor, politika kurullarında bir şey yapmıyor. Çünkü kendi yapması lazım Cumhurbaşkanının kendi. Tutarsa tutuyor tutmazsa bakana sen git diyor öbürünü koyuyor. Türkiye’de hayvan popülasyonu azalıyor. En temel gıda maddelerini ithal eder hale geldik. Koskoca coğrafyada koskoca topraklarda. Temel gıdalarda ithalatçı haline geldik. Şimdi bu da tabii enflasyonu etkiliyor.

“A’dan Z’ye bütün tarım ürünlerine zam demek”

Şimdi tuttular bu vergi yasasında gübreye, yeme KDV getiriyorlar. Gübreye KDV demek, A’dan Z’ye bütün tarım ürünlerine zam demek. Yeme KDV demek, A’dan Z’ye bütün hayvan ve ürünlerine zam demek. Tam tersine daha fazla senin oraya destek vermen lazım. Yeme ve gübreye destek ver, destek verince maliyeti aşağıya çek ki desteği katma değer zincirinin ne kadar altlarında verirsen o kadar destek ucuza mal olur. Bitmiş ürüne verilen destek pahalıdır. Ama maliyet kalemlerine daha katma değer oluşmadan çok daha düşük destekte maliyeti düşürürsün ve fiyatları aşağı çekersin ya da enflasyonu düşürebilirsin.

Gıda temel bir iş. Gıdada enflasyonu düşürdüğün anda bu Hazine faizine yansır. 1 trilyon 254 milyar faiz ödeneği var. Tarım desteği 91 milyar. Tarıma 90 milyar değil de ver 200 milyar- 300 milyar. Zaten bu enflasyonu aşağıya çekecek. Dönecek dolaşacak devletin faiz harcamasını da düşürecek aşağıya. İşte bunlar çok önemli. Şimdi mesela vergi, eklediğin vergi fiyatı doğrudan artan bir vergiyse çok dikkat etmek gerekiyor. Bir de insan çok önemli. Bir örnek vereyim Mehmet Yörükoğlu. Şikago Üniversitesi’ndeydi. Ondan sonra geldi burada Sabancı’da hocalık yaptı, oradan Merkez Bankası’na aldık. Büyük katkısı oldu.

Ali Babacan, “Önümüzdeki süreçte ekonomi alanında nasıl riskler görüyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıtta şunları söyledi: Herhalde en önemli risk Erdoğan’ın bir gün vazgeçtim demesi. Bunun önünde de hiçbir engel yok. Yani vazgeçtim demesi ne demek? Faizi zamansız bir şekilde indir demesi ya da bu kadar vatandaşın canını yaktı bu bakanı değiştiriyorum demesi. Yani en önemli risk herhalde Erdoğan’ın bir anda bir U dönüşü daha yapması ekonomide. Piyasanın da bana göre fiyatladığı en büyük risk bu. Çünkü hiç konuşmuyor faizle ilgili.

“Ben nas var dedim Merkez Bankası’na baskı yaptım, kaç tane Merkez Bankası başkanı değiştirdim, enflasyon daha çok düşükken faizin bir iki puanlık faiz artışıyla bu yoluna sokulabilecekken ben tam tersine faiz indirttim bu da enflasyonu patlattı, hata yaptım, kabul ediyorum. Onun için de şu anda yüzde 50 faiz uygun bir faizdir böyle olmalıdır.” Erdoğan bunu demediği sürece güven oluşmaz. Her an acaba dönecek mi korkusu var. Onun için para kısa vadeli geliyor.

Onun için bir yandan Merkez Bankası’nın brüt rezervi 150 milyar doları geçti ama kısa vadeli borcu da ülkenin 235 milyar doları buldu. Kısa vadeli ne demek? Bir yıl içerisinde vadesi dolacak borç demek. Yani mevcut rezerv 7- 8 ay gidecek. Dolayısıyla bu riskin orada duruyor olması, gelen kaynağın kısa vadeli olması, her an geri çıkma riski. En ufak bir güvensizlikte geri çıkma riski. Bu geri çıktığı anda Merkez Bankası’nın bunu nasıl yöneteceği, bununla ilgili Merkez Bankası’nın açıklanmış bir planı yok. Bir kur rejimi yok. Yaptığı alımlarda satımlarda şeffaflık yok. Tamamı arka kapı operasyonuyla yapılıyor. Makro taraftaki riskler bunlar.

Ama mikroda özellikle bu politikanın uygulanması sonucunda artan maliyetler ve arttırılamayan fiyatlarla beraber ihracat ve turizmin gittikçe daha fazla, daha fazla, daha fazla sıkışması sektörlere baktığımızda. Bir de sosyal hayata baktığımızda da insanların fakirleşmeye devam etmesi. Gittikçe derinleşen fakirlik, yoksulluk, bu sadece böyle temel gıda yoksulluğu falan değil. Her kademeden insanın göreli yoksullaşması.

Yani her gelir grubundan insanların yoksullaşması. Sadece kırsalda şehirlerin çeperinde değil şehirlerin tam da merkezinde orta sınıfın yoksullaşması, orta direğin çökmesi. Yani şu andaki gidişat tamamen o yöne doğru. Yani yüksek faizle bu milletin bu ülkenin kaynakları toplanıyor. Ya yabancıya veriliyor ya zaten parası olana veriliyor. Dolayısıyla zengin daha zengin ama yoksul daha yoksul oluyor. Bu toplumsal psikolojide iyi bir şey değil gerginlik artıyor, insanlar öfkeli.”

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özel’den “SGK Borcu” Tepkisi: Belediyelere “Mali Darbe” Girişimi

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) belediyelerden prim borçlarını istenmesine ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Cumhuriyet Halk Partili belediyelere ‘mali darbe’ girişiminde bulunuluyor” dedi ve ekledi:

“Darbe, milletin seçtiğinin millete hizmet etmesine engel olup onu bertaraf etmeye çalışmaktır. Bunu tankla yaparsan silahlı darbe, yargı kararıyla yaparsan adli darbe olur, şimdi maliye eliyle yapıyorsun.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Bursa ziyaretinde partisinin il binasında basın açıklamasında bulundu. Özel’in açıklamasına CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Zeybek, Prof. Dr. İlhan Uzgel, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, CHP’li ilçe belediye başkanları, CHP Bursa milletvekilleri, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş da katıldı.

Gazete Duvar’dan Pelin Akdemir‘in aktardığına göre; Bursa’nın eşinin memleketi olduğunu ve kendi evinde gibi hissettiğini söyleyerek konuşmasına başlayan Özel, belediye seçimlerindeki başarıdan dolayı tüm örgütü kutladı. Bursa’da CHP’nin yüzde 20’lerde oy alırken son seçimde yüzde 50’lerde oy aldığını hatırlatan Özel, “Her iki kişiden birinin oyunu alarak geldiler. Milli irade, milli irade diyenler milletin iradesini bu seçimde gördüler” dedi.

Anketlerdeki verileri paylaşan Özel, “Bundan sonra yapılacak ilk seçimlerde de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yaparak çıkacağız. Dün temmuz ayının anketleri açıklandı. Seçimden sonra hiçbir ankette ikinci parti olmadık. Geçen aya göre partimiz oyunu yarım puan arttırdı. AK Parti yarım puan oy kaybetti. Partimiz yüzde 35.4 ile yine birinci parti. Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 31 kusurla ikinci parti. Yerel seçimlerdeki 1.8’lik farkı her ay istikrarlı bir şekilde artırarak şu anda 4 puana çıkarmış durumdayız” diye konuştu.

Üreticilerin sıkıntılarını, esnafın sorunlarının nasıl çözüleceğini konuşarak ilerlemeye devam edeceklerini söyleyen Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en çok övündüğü konunun paradan altı sıfır atmak olduğunu belirtti. Özel, CHP iktidarının 10’ncu yılında bir sıfır atılacağını belirterek, “Ama maaşlardan değil sadece fiyatlardan. Yani bugünkü maaşı alacaksınız ama mazotun 4 lira, dana kıymanın 55 lira olduğunu göreceksiniz. Bu alım gücünün 10 kat artması demek” diye konuştu.

“Önümüzdeki seçim referandum niteliğinde olacak” diyen Özel, iktidara geldiklerinde maaştan değil etiketlerden sıfır atacaklarını söyledi.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belediyelerin borcunun ödenmesinin talep edilmesine ilişkin konuşan Özel, “Belediyelerin borcu hep çok olacak. Çünkü Cumhuriyeti Halk Partili belediyeler icraat yapmasın, iş yapmasın diye çok haksızlığa uğruyorlar. Bursa gibi bir belediyeyi yıllarca yönettiler. Başkana ‘borç ne kadar’ diye sordum. 900 milyon dolar. Yani 30 milyar TL borcu var. Sayıştay’ın 2022 raporuna göre belediyelerin SGK’ye borcu 14.6 lira lira. Bakan dün ’90 milyar lira üstünde borç var’ diyor. Sadece Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde bize kalan borç 30 milyar. Bursa Belediyesi’nin sadece SGK borcu 4,5 milyar lira” dedi.

Türkiye’nin en borçlu belediyelerinin AK Parti’den CHP’ye geçen belediyeler olduğunu söyleyen Özel, “Denizli, Balıkesir, Bursa… Resmen bize enkaz devrettiler. Elimizi kolumuzu bağlamaya çalışan bir iktidar ile karşı karşıyayız. Başaramayacaklar” dedi.

Ekrem İmamoğlu’num 13 bin oy farkla kazandığı seçimin iptal ettirilmesinin yargı yoluyla darbe girişimi olduğunu söyleyen Özel, “Şimdi Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Cumhuriyet Halk Partili belediyelere mali darbe girişiminde bulunuluyor. Darbe, milletin seçtiğinin millete hizmet etmesine engel olup onu bertaraf etmeye çalışmaktır. Bunu tankla yaparsan silahlı darbe, yargı kararıyla yaparsan adli darbe olur, şimdi maliye eliyle yapıyorsun. Sevilenin milletine hizmet etmesini engellemiş oluyorsun” diye konuştu.

Hizmetlerin engellenmesine rağmen hizmetlere devam edeceklerini söyleyen Özel, “Sana inat bütün Cumhuriyet Halk Partili üyeleri harekete geçiririz. Türkiye’nin en büyük dayanışmasını örgütleriz. Vatandaşımızı mağdur bırakmayız. Millet yerelde verdiği yetkiyi genelde de verecek. Bugün tahsil edilmeyen SGK alacaklarının hepsini birden tahsilatı koymak, devlet eliyle milletin seçtiklerini meydan okumaktır. Devlet ile millet yarışmasın. Zaman zaman devletle millet karşı karşıya geldi. Bunu bir daha yapmayın. Devletle millet karşı karşıya geldiği zaman her zaman millet kazanır” dedi.

Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i eleştirerek, “Seçim bitti, verilerin sözler rafa kalktı. CHP’li belediyelerin yolsuzluk, hırsızlık girdabına vatandaşlarımız tekrar sürüklendi. Dans düzenlemesini belediyecilik zannediyorlar. İdeolojik bağnazlık bunların paçalarından akıyor. CHP Genel Başkanı’na şunu söylemek isterim. Dürüst siyaset sözlerin arkasında durmayı gerektirir. Tutmadığınız sözlerin mahcubiyetini daha büyük vaatlerde bulunarak gizleyemezsiniz. Gücünüz yetiyorsa belediye başkanlarına söyleyin. Bedava yapacağız diyerek söz verip 3 ayda 3-4 kez zam yaptıkları hizmetlerin fiyatlarını düşürsünler. Emeklilere faydanız olsun istiyorsanız belediyeleriniz SGK’ya olan birikmiş borçlarını ödesinler. Şu anda Hazine ve Maliye Bakanlığımız belediyelerin kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan’a yanıt veren Özel ise, “Şimdi Sayın Erdoğan, hangi AK Partili belediye SGK’ya borcunu ödemiş, bir söylesin. Ellerinden aldığımız bütün belediyeler, en az 5 yıl boyunca hiç borç ödememişler. SGK’ya yatırılacak parayla, zamanında AK Partili belediye hizmet yapacak. Sonra onun kendisine kullandığı parayı, bugün biz ödeyeceğiz AK Partililer için. Millet zaten bu zihniyetten yıldığı için 412 belediyeyi bize verdi. Böyle bir çifte standart olur mu?” demişti.

Bakan Işıkhan: Borç bildirimlerini gönderdik

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da, 31 Mart yerel seçimlerinden önce belediyelerin borçlarını ödemesi için bir çağrı yaptıklarını hatırlatarak, “Bunu sözde bırakmadık, SGK aracılığıyla tüm borçlu belediyelere, herhangi bir parti farkı gözetmeksizin borç bildirimlerini gönderdik. Bazı belediyeler bu çağrılarımızı dikkate alıp borçlarını ödeme iradesi gösterdi. Buradan kendilerine teşekkür ediyorum. Ancak bunca uyarıya rağmen hala harekete geçmemiş olan belediyelerin sayısı da ne yazık ki oldukça fazla” diye konuşmuştu.

Paylaşın