AK Partili Galip Ensarioğlu: Milliyetçilik Büyük Tehdit

Milliyetçiliğin büyük tehlike olduğuna dikkat çeken AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, “Farklı etnik grupların olduğu bir ülkede milliyetçilik üzerinden karıştırmak her zaman karşı milliyetçilikleri de kışkırtır ve tahrik eder. Bu da Türkiye toplumunu böler ve üzer” dedi ve ekledi:

“O yüzden daha dikkatli olmak lazım. Hele devlet yetkileri daha ağır başlı, daha hukuk çerçevesinde, her şeyi hukuk içinde yapması lazım. Yoksa herkes istediği dilde halay çeker ama o halaylarda suç sayılan bir takım şeyler, sloganlar varsa devlet müdahale edecekse de hukuk çerçevesinde müdahale edecek.”

AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, Amida Haber’e Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çekenlerin tutuklanması ile Van ve Diyarbakır’da Kürtçe yazılan “Önce Yaya” uyarı yazılarının silinmesine ilişkin konuştu.

Diyarbakır’ın farklı noktalarındaki yazıların silinmesini doğru bulmadığını belirten Ensarioğlu, “Trafikte dikkat çekmek için yazılan yazılar. Burada yasadışı bir durum yok. Yasa dışı olmayan hiçbir uygulamaya kimsenin müdahale etme hakkı yok” ifadelerini kullanan Ensarioplu “Bununla ilgili Diyarbakır Valisi ve Emniyet müdürü ile görüşeceğim. Bakalım nedir, haberleri var mı? Kimdir bunları yapan? Nasıl oluyor? Hepsini görüşeceğim. Bu işleri karıştırmanın, köpürmenin kimseye faydası olmaz. Yani yasal olan her şeye, herkes riayet edecek. İlgili kurumlarla görüşeceğim, bu soruşturulmalı. Bizde kendi açımızdan soruşturuyoruz” dedi.

Türkiye’nin farklı illerinde halay çeken kişilerin gözaltına alınıp tutuklanmasını da değerlendiren Galip Ensarioğlu, “Kürtçe, Zazaca, Türkçe veya başka dilde halay, her neyse bunun hiçbir yasa dışılığı yok. Ancak bazı videolarda halaylar çekilirken yasa dışı sloganlar atılmış. Buna hukuk çerçevesinden müdahale ediliyorsa bir sorun yok. Ancak hukuk çerçevesinde müdahale ederken polis otosunda ‘Ölürüm Türkiyem’ müziği çalıp yeni bir karşı milliyetçilik veya toplumu geren, rahatsız eden birtakım uygulamalardan da yetkililerin, devlet görevlilerin de kaçınması lazım”

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın “Ölürüm Türkiye’m müziğini duyunca yüreğim kıpır kıpır oluyor” sözlerinin hatırlatılması üzerine AK Partili Galip Ensarioğlu, “Bunu bir karşı milliyetçilik, kışkırtma, tarik ve toplumu gerecek, karıştıracak bir şeye sebep olacak şekilde yapmak doğru değil. Yoksa ‘Ölürüm Türkiye’m’ güzel türkü eyvallah, diyecek bir şey yok. Ancak toplumu çatıştıracak, gerecek şeylerden uzak durmak lazım” uyarısında bulundu.

“Milliyetçilik büyük tehdit”

Milliyetçiliğin en büyük tehlike olduğuna dikkat çeken Ensarioğlu, “Farklı etnik grupların olduğu bir ülkede milliyetçilik üzerinden karıştırmak her zaman karşı milliyetçilikleri de kışkırtır ve tahrik eder. Bu da Türkiye toplumunu böler ve üzer. O yüzden daha dikkatli olmak lazım. Hele devlet yetkileri daha ağır başlı, daha hukuk çerçevesinde, her şeyi hukuk içinde yapması lazım. Yoksa herkes istediği dilde halay çeker ama o halaylarda suç sayılan bir takım şeyler, sloganlar varsa devlet müdahale edecekse de hukuk çerçevesinde müdahale edecek” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Babacan: Erdoğan, Sorunları Çözmek Yerine Siyasi Oyunlarla Vakit Geçiriyor

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Cumhurbaşkanı bir parti genel başkanı olarak, sürekli günlük siyasi oyunlarla zamanını geçiremez. Sürekli ‘konuşalım, açıklama yapalım, algı yönetelim’ çabasında” dedi ve ekledi:

“Önce kolları sıvayıp sorunları çözmek için oturması lazım. Başarısızlık olursa Bakan’ı at, yerine başka Bakan getir. Hani Bakanlıklar sadece icra birimi miydi? Komisyonlar ne yapıyor? İnsanlar bunu unutuyor. Tamamen algı yönetimi ile iyi bir şey olursa Cumhurbaşkanı yaptı, kötü bir şey olursa başkası yaptı algısı oluşturuluyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de Sorgusuz Sualsiz programında Armağan Çağlayan’ın sorularını yanıtladı. Programda devam eden ekonomik krize, Suriye sorununa ve iktidarın dış politikasına değinen Babacan şunları söyledi:

Ekonomi yönetiminde 10 kilit görev vardır. Onları hemen değiştirir, işinin ehli olanları yönetime koyarım. Haftada iki kez, ikişer saatlik toplantılarla ekonomiyi iki yılda düzeltirim. Geri kalan vaktimi yargı reformuna, eğitim sistemine harcarım. Erdoğan’ın günlük siyasi oyunlardan ülkeyi yönetmeye vakti kalmıyor.

Bizim kurduğumuz sistemde Merkez Bankası ayda üç defa enflasyon ölçerdi. Daha erken tedbirler alırdı. TÜİK ile MB arasında büyük farklar çıkarsa arka planda oturur konuşurlardı. Milletvekilimiz Burak Bey, Merkez Bankası Başkanına bu durumu sordu. Başkan, bizim milletvekilimize ‘benim dönemimde fazla fark yok’ demiş. Yani eski dönemlerde bir sorun var.

Rejim ile bir şekilde konuşmak şart. Suriye sorununun çözülmesini istiyorsak Esad ile görüşme sağlanmalıdır. Ancak yetmez. Çünkü Suriye birçok terör örgütünün cirit attığı ülke oldu. Bunun yanında Rusya faktörü dâhil oldu. Suriye topraklarının büyük bölümü ABD teşviği ile PYD-YPG kontrolünde. Ve İran da mutlaka resmin içine koyulmak zorunda. Şii Hilali dediğimiz hat boyunca İran’ın kontrol ettiği farklı silahlı güçler var. Bu gerçekleri görmeden Suriye sorununu çözmek yine mümkün değil.

Türkiye olarak, birinci hedefimiz sınırlarımızın güvende olmasıdır. Terör tehdidi varsa sınırın bir miktar ötesinde olabilmeliyiz. Ama bu askeri varlık komşu topraklarına göz dikmek olarak algılatılmamalıdır. Bu endişeleri tetikleyecek söylem ve aksiyonlardan geri durmak lazım. Öncelikle hudut güvenliği sağlanmalı ve hemen ardından Suriyelileri kendi topraklarında tutmalıyız.

Bir yerden başlamak zorundayız. Katıldığım tüm uluslararası toplantılarda uzmanlar şu anki tabloyu, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesindeki tabloya benzetiyorlar. Dünyada çatışmalı bölgeler çoğalıyor. Hazırlıklı olmalıyız. Dolayısıyla ilk önce komşularla sorunların hızlı şekilde çözülmesi lazım. Yakın kuşağımızın geleceğini teminat altına almalıyız. Bu doğrultuda Türkiye diplomasiyi hızlı şekilde çalıştırmalıdır ve Esad ile anlaşmalıdır.

Aksi halde konuşmaktan kaçarlar. Çünkü dış politikada zikzak yapan bir iktidar var. ‘İlişkimizi bozdun yarın tekrar bozmayacağının garantisi yok’ diyebilirler. Dolayısıyla muhalefetin de sürece dâhil edilmesi lazım. CHP Genel Başkanı Özgür Bey’i buna teşvik ettim; Esad ile görüşme planlarının kıymetli olduğunu söyledim.”

“2008 krizi geldiğinde ekonomimiz sapasağlamdı”

Ekonomik krizlerin uzun vadeli tedbirlerle önleneceğini kaydeden Babacan, ”Ekonomik krizin sebebi çok net bir ifade ile kötü yönetimdir; yanlış kararlar ve zamanında alınmayan tedbirlerdir. Zamanında tedbirler alırsanız kriz yaşamazsanız. 2008 krizi bütün coğrafyayı sardı ama bizi teğet geçti. Çünkü ben ekonominin başında olduğum dönemde, bünyemizi sağlamlaştırdım, tedbirler aldım. Sıfırdan konut kredisi ve bankacılık kanunu çıkarttım. Kamu borcunu tasarrufla milli gelirin yüzde 77’den yüzde 27’sine düşürdüm.

Bunu bütçe açıklarını ve faizi düşürerek yaptık. Ve kriz gelip vurduğunda komşuda bankalar battı bizde ise sapasağlamdı. Dolayısıyla anlık değil zamanında alınan tedbirler krizleri önler. Zamanında yapılan yanlış işler nedeniyle bugün kriz yaşıyoruz. Zamanında Erdoğan ‘Ben ekonomistim, Nass var’ dedi. ‘Bu can bu tende olduğu sürece faiz artmaz; indi daha da inecek’ dedi. Bilime, Allah’ın verdiği akla aykırı işler yaptı ve enflasyon patladı. Kötü yönetimin kötü kararları nedeniyle milyonlarca insan refah kaybı yaşıyor; sabit gelirli herkes leşti.” dedi.

Ekonomiyi yönettiği dönemde TÜİK’i bağımsız hale getirdiğini dile getiren Babacan, şunları kaydetti: “Eski adı Devlet İstatistik Enstitüsüydü. Kanunla TÜİK’i Merkez Bankası gibi bağımsız hale getirdim. Ancak şu an tek imza ile KHK çıkıyor; tüm bağımsız kuruluşların başkanları performans gerekçesi ile Cumhurbaşkanı imzası ile görevden alınacağına yönelik düzenleme yapıldı. Ne TÜİK’in ne Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kalmadı. O günden beri TÜİK büyük bir kuşku alanı oldu. Gerçek rakamlarla TÜİK rakamları ile en büyük farklar, damat döneminde başladı.

Ekonomiyi algı yönetimi ile yöneteceklerini sandılar. TÜİK enflasyonu düşük göstermeye başladı. Yalancı bahar oluşturmaya çalıştılar ama kara kışı milletimiz çarşıda ve pazarda gördü. Hiçbir kritere bağlı olmadan vatandaşlık dağıtırsanız, kalanlar gitmez. ‘Belki tombala bize de vurur’ diye ülkesine dönmez. Bu istisnai vatandaşlık uygulamasını kaldıracağız. Parti olarak adım adım bu sorunun nasıl çözüleceğini ortaya koyduk, çok hazırlıklıyız bu konuda.

Kayseri ve Suriye’deki eş zamanlı olaylara dikkat çeken Babacan, “Sekiz sene MGK üyeliği yaptım. Toplumsal olayların doğal akışı nasıl seyreder bilirim. Kayseri ve Suriye’deki eş zamanlı olaylar normal değildir. Toplumda hassasiyet yükseldi ve bu kötüye kullanıldığı zaman iş kötü yerlere gider. Herkes beyanlarında sorumlu davranmalı, ‘Bir laf edeyim: Herkes bana baksın, popülarite kazanayım’ diyerek hareket edilemez. Çoğu parti ‘anketlerde yüksek çıkayım’ diye bu sorunu dile getiriyor. Biz bilinçli muhalefet yapıyoruz. Eğer bir partinin hazırlığı varsa getirsin, iddialıyım bizimki gibi çalışmaları yok. Ama herkes konuşuyor. Oy uğruna cambazlık yapıyor. Hem o insanlara yazık hem bizim insanımıza yazık. Çözüm odaklı çalışmalar yapmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

Babacan, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Suriye ile iyi ilişkiler geliştirmede çok emeği olduğunu ifade ederek, “Antep’teki vatandaşlarımız Suriye’de öğlen yemeği yeyip gelirlerdi. Şimdi tablo çok farklı” dedi.

Sınırlara mayınlar döşemek yerine ekonomide refah alanı oluşturulması gerektiğini vurgulayan Babacan, şunları söyledi: “Bizim o zamanki bakışımız komşularla iyi ilişkiler kurmak ve sorunların barışçıl yoldan çözülmesiydi. Sınırlara duvarlar ve mayınlar döşemek yerine ‘ekonomide refah alanı oluşturalım ve herkes zenginleşsin’ diye hareket ettik. O zamanki Dışişleri Bakanı Muallim ile her gün cep telefonundan konuşurduk. Antep’teki vatandaşlarımız Suriye’de öğlen yemeği yeyip gelirlerdi. Şimdi tablo çok farklı.

“Cumhurbaşkanı ‘algı yönetelim’ çabasında”

Artık Külliye’de politika kurulları var. Örneğin Erdoğan, 2018’den beri kaç kez sağlık kuruluna başkanlık etti. ‘Arkadaşlar gelin bakalım, ne yapıyoruz sağlıkta’ demiş mi? Ya da eğitimde bunu yapmış mı? Cumhurbaşkanı bir parti genel başkanı olarak, sürekli günlük siyasi oyunlarla zamanını geçiremez. Sürekli ‘konuşalım, açıklama yapalım, algı yönetelim’ çabasında. Önce kolları sıvayıp sorunları çözmek için oturması lazım. Başarısızlık olursa Bakan’ı at, yerine başka Bakan getir. Hani Bakanlıklar sadece icra birimi miydi? Komisyonlar ne yapıyor? İnsanlar bunu unutuyor. Tamamen algı yönetimi ile iyi bir şey olursa Cumhurbaşkanı yaptı, kötü bir şey olursa başkası yaptı algısı oluşturuluyor.”

Paylaşın

DEM Partili Hatimoğulları’ndan İktidarın Tarım Politikalarına Eleştiri

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Tarım bu ülkenin ekonomisinin güçlenmesi, yurttaşının geçinmesi için, karnının doyması için, bizim olmazsa olmazımız. DEM Parti olarak tarım politikaları konusunda tutumumuz çok net. Birincisi bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ekmek ve Adalet” kampanyası kapsamında Hatay’ın Samandağ ilçesinde çiftçilerle bir araya geldi. Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen buluşmaya, çok sayıda çiftçi katıldı.

Hatimoğulları, ekonomik krizle insanların artık nefes alamayacakları duruma geldiklerini belirtti. Buluşmanın amacının iktidarın ekonomi politikalarına karşı güçlü bir tavır ortaya koyabilmek olduğunu söyleyen Hatimoğulları, tüm sektörlerde faaliyet gösteren kesimleri buluşturmayı amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğunu dile getiren Hatimoğulları, “AKP iktidara gelmeden önce Türkiye, tarımda kendi kendine yetebilen bir ülkeydi. Tarım ürünlerinde ihracat yapabilen ilk dokuz ülkenin içindeydi. Ama şimdi uyguladıkları yanlış tarım politikalarıyla -hatta yanlış demeyelim- bilerek tarımı ülkede bitirmek için ve bizi ithalata bağımlı bir hale getirmek için uyguladıkları politikalarla şu an halimiz ortadadır. Şimdi çiftçi üretim yapamıyor. Çiftçi neden üretim yapamıyor? Çünkü çiftçinin bu uygulanan politikalarla çiftçiye demiş oluyorlar ki: ‘Sen ekme biçme ve geçinme.’ AKP’nin parolası tamamen budur” ifadelerini kullandı.

Kendine “yerli ve milli” diyen iktidarın ülkeyi tarım ürünlerinde ithalatçı bir konuma getirdiğini vurgulayan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Çiftçinin üretimde bu kadar aksaklık yaşamasının en sebeplerinden biri tohumun, gübrenin, mazotun, elektriğin, suyun pahalı olması. Bugün Türkiye’de artık üretici, üretirken koyduğu masrafı kazanamayacak bir duruma gelmiş durumda. Birçok üretici, üretim yapmaktan imtina etmeye başlamış. Bugün Devlet Su İşleri, illere göre, farklılık arz etmektedir. Her ile ayrı bir politika izliyorlar, doğrudur. Ama suya, sulama suyuna koydukları zam yüzde 60 ile yüzde 400 arasında değişiyor. Çiftçinin kullandığı elektriğe yüzde 30 ve üzeri zam yapıldı. Narenciye üreticilerinin hali ortadadır. Özellikle Hatay’da narenciye üretiminin olduğunu biliyoruz. Ama bu deprem bizi her açıdan çok etkiledi” diye konuştu.

“Bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız”

Depremin getirdiği göç nedeniyle kentte narenciye işlerinde çalışacak kimsenin bulunmadığını ifade eden Hatimoğulları, ülkede çiftçilerin 850 milyarı aşmış durumda olduğunu söyledi. Hatimoğulları, “Tarım bu ülkenin ekonomisinin güçlenmesi, yurttaşının geçinmesi için, karnının doyması için, bizim olmazsa olmazımız. DEM Parti olarak tarım politikaları konusunda tutumumuz çok net. Birincisi bu iktidarın bütün politikalarını alaşağı etmek zorundayız” diye belirtti.

Hükümetin mazota, elektrik, sulama, tohum destek vermek, ithal tohuma son vermesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, Samandağ ilçesinde artan beton santralleri ve taş ocaklarına da değindi. Çayırlı köyü etrafında kurulmuş taş ocakları ve yol üzerinde kurulmuş beton santrallerinin çevre kirliliğiyle sağlığı tehdit ettiğine dikkat çeken Hatimoğulları, “Çevre Şehircilik Bakanlığı ile Valiliğe buradan çağrımızı bir kez daha yapıyoruz: Bu işletmenin buradaki yeri mutlaka ama mutlaka kapatılmalıdır. Başka bir yere taşınıyorsa taşınsın. İnsanların olmadığı bir yerde, yaşam alanı olmayan bir yere taşınıyorsa kendilerinin bileceği iş ama halk çok net bir biçimde yaşam alanlarında zehir saçan, hastalık saçan bu beton santralini istemiyor. Bu konuda da yetkilileri göreve çağırıyorum” diye konuştu.

Depremin insanlar üzerinde yarattığı umutsuzluğa değinen Hatimoğulları, sözlerini şöyle tamamladı: “Depremde yaşadığımız bu kadar yıkıma rağmen, depremden sonra yaşadığımız zaman yüksek yoksulluğa, daha yüksek ve derinleşmiş bir açlığa rağmen umudumuzu kaybetmeden yaşama tutunuyoruz. Bizi toprağımızdan koparmak isteseler de depremi dahi bizi topraklarımızdan koparmak için kullansalar da bizler asla topraklarımızı terk etmedik, terk etmeyeceğiz. Her daim olduğu gibi tarım üreticilerinin yanınızdayız. Her konumda yanınızdayız. Başaracağız, birlikte aşacağız.”

Hatimoğulları’nın konuşmasının ardından çiftçilerin sorunları ve talepleri dinlendi. (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten İsrailli Bakan Katz’a Tepki

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail Dışişleri Bakan’ı Israel Katz’ın Erdoğan’la ilgili paylaşımına, “Bu katliam makinesinin mensupları, hukuk önünde mutlaka hesap verecek” sözleriyle tepki gösterdi.

Haber Merkezi / AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail Dışişleri Bakan’ı Israel Katz’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili paylaşımına, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile tepki gösterdi.

Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ın, Hitler’in Dışişleri Bakanı Ribbentrop’u örnek aldığı görülüyor. Hitler’in Dışişleri Bakanı Ribbentrop, “kasıtlı bir şekilde savaş çıkarmak, savaş suçları ve insanlığa karşı suçları planlamak ve barışa karşı suç işlemek”ten yargılanmıştı.

Katz’a, Ribbentrop’un iyi bir örnek olmadığını hatırlatıyoruz; insanlığa karşı beraberce suç işlediği şebeke er ya da geç yargılanacaktır… İsrail Dışişleri Bakanı, Nazilerin günümüzdeki temsilcisi olan bir katliam makinesinin dişlisinden ibarettir.

İsrail’in Nazi kafalı Dışişleri Bakanının ve benzerlerinin Cumhurbaşkanımıza sürekli saldırması, Cumhurbaşkanımızın insanlık değerleri ve vicdanı adına takip ettiği siyasetten rahatsız oldukları içindir. Ne yaparlarsa yapsınlar ait oldukları hükümetin caniliğini ve soykırımcı siyasetlerini ört bas edemeyecekler.

İsmini katliamlarla, soykırımla, cinayetlerle ve Nazilerle yan yana yazdıran bu katliam makinesinin mensupları, hukuk önünde mutlaka hesap verecek. Cumhurbaşkanımız bugünlere nice zalimlerin tehditlerini bertaraf ederek geldi, bundan sonra da insanlık ve hakikat adına takip ettiği siyasi duruşuyla, çağdaş Nazilerin tehditlerini tarihin çöplüğüne gönderecektir.”

Ne olmuştu?

AK Parti Rize İl Teşkilatı’nın bir otelde düzenlenen etkinliğinde konuşan Erdoğan, Türkiye’nin savunma sanayisinde geldiği noktaya dikkati çekip “çok güçlü olunması” durumunda İsrail’in Filistin’e yaptıklarını yapamayacağını söylerken “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok. Sadece biz güçlü olmalıyız ki bu adımları da ne yapalım? Atalım” dedi.

Erdoğan, konuşmasında Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’a da tepki gösterdi. Erdoğan, Türkiye’ye davet ettikleri Abbas’ın kendilerine olumlu bir cevap vermediğini söyledi. “Davet ettiğimiz halde gelmeyen Sayın Abbas, kusura bakmasın. Önce bizden ayrıca özür dilemesi lazım” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Biz de bundan sonraki süreci ona göre işleteceğiz.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Erdoğan’ın sözlerine Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin benzetmesiyle yanıt verdi.

İsrail Dışişleri Bakanı Katz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Erdoğan, Saddam Hüseyin’in yolundan gidiyor ve İsrail’e saldırı düzenleme tehdidinde bulunuyor. (Erdoğan) orada (Irak’ta) ne olduğunu ve bunun nasıl bittiğini hatırlamalı” dedi. Israel Katz, mesajında Erdoğan ve Saddam Hüseyin’in yan yana fotoğraflarını da paylaştı.

Paylaşın

SGK Borcu Tartışmaları: Mansur Yavaş’tan İktidara Sert Tepki

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıklamasına tepki göstererek, “Sayın Bakan, müflis tüccar gibisiniz! Eski defterleri karıştırıyorsunuz. Yönetemiyorsunuz, suçu başka yerlere atıyorsunuz” dedi ve ekledi:

“Unutmayın ki bu sorun sadece CHP’li belediye başkanlarının değil, ülkedeki tüm belediyelerin sorunudur… 31 Mart’ta iktidarın aldığı ağır yenilgi ortadaki anket sonuçları ve ekonomide önleyemedikleri kötüye gidiş nedeniyle özellikle gündem değiştirerek belediyeleri hedef göstermeye başladılar. Özellikle sadece CHP’li belediyeleri… Sadece borçları olan ilk 5 belediyeyi açıklamışlar. Neden ilk 20, neden ilk 50 ya da tamamı değil.”

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borcu ile ilgili tartışmalar hakkında basın toplantısı düzenledi. Birgün’ün aktardığına göre; Mansur Yavaş, açıklamasında, “Son günlerde yapılan bu açıklamalardaki amacın tamamen halkın umudu haline gelen CHP’li belediyeleri itibarsızlaştırmak ve suni gündem olduğunu düşünüyorum” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıklamasına tepki gösteren Yavaş, “Sayın Bakan, müflis tüccar gibisiniz! Eski defterleri karıştırıyorsunuz. Yönetemiyorsunuz, suçu başka yerlere atıyorsunuz. Unutmayın ki bu sorun sadece CHP’li belediye başkanlarının değil, ülkedeki tüm belediyelerin sorunudur” ifadelerini kullandı.

Mansur Yavaş, şöyle devam etti: “31 Mart’ta iktidarın aldığı ağır yenilgi ortadaki anket sonuçları ve ekonomide önleyemedikleri kötüye gidiş nedeniyle özellikle gündem değiştirerek belediyeleri hedef göstermeye başladılar. Özellikle sadece CHP’li belediyeleri… Sadece borçları olan ilk 5 belediyeyi açıklamışlar. Neden ilk 20, neden ilk 50 ya da tamamı değil.”

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin SGK borçlarına ilişkin bilgi veren Mansur Yavaş, şunları kaydetti: “2019’da 16 milyon 900 bin lira belediyemizin sigorta borcu vardı. Şu anda 0… EGO’nun 5 milyon 180 bin vardı, şu anda 0… ASKİ’nin 3 milyon 500 bin vardı, şu anda borcumuz yok. Şirketlerin biz devraldığımızda 81 milyon dolar borcu vardı. Şu andaki borcumuz 174 milyon dolar. 5 milyar 571 milyon lira… Sanki biz hiç para ödemedik gibi ifade ediyorlar. 2019 ile 2024 arasında bu ödediğimiz bedellerin dışında 4 milyar 333 bin 892 lira SGK prim ödemesi de Ankara Büyükşehir tarafından yapılmıştır.”

“Belediyeleri sayarken “en borçlu belediyeler CHP’nin” diyerek yalan söylüyorlar” diyen Yavaş, şunları ifade etti: “Keçiören Belediyesi bir şirketi 2 bin 850 çalışanı var. Sigortalı başına düşen 450 milyon lira. Bizim 16 şirket, 30 bin çalışan var. Şirketlerin 7’sinin dışarı iş yapan şirketlerimizin hiçbir yere borcu yok. Sigortalı başına düşen 190 bin lira. Mamak Belediyesi 2 şirketi var, 296 milyon lira borcu var. Gölbaşı Belediyesi 272 milyon lira borcu var, 1 şirketi var. Kahramankazan’ın 1 şirketi var, 241 milyon lira SGK’ya prim borcu var. Şimdi bunları CHP’li belediyeler sınıfı içine koyuyorlar ve algı operasyonu yapıyorlar.”

İktidara yönelik ‘Ülkeyi yönetemiyorlar’ tepkisini gösteren Yavaş, “Durup durup ‘Eski dönemde SGK’yı batırdınız’ dediler değil mi? SGK’yı yerin dibine gömmüşsünüz!” diye konuştu. Vedat Işıkhan’ın açıklamalarına yanıt veren Yavaş, “Emeklileri soktuğunuz darboğazın sorumlusu CHP’li belediyeler değil, bizzat sizsiniz sayın Bakan!” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

İktidar, muhalefetin yönettiği belediyelerin çalışmasını engellemek için düğmeye basmıştı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i hedef aldığı açıklamasında, “Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin, belediyeleriniz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan birikmiş borçlarını ödesin. Hazine ve Maliye Bakanlığımız belediyelerin borçlarının kaynağında tahsiline başlayacak. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok” ifadelerini kullanmıştı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, belediyelere borç bildirimleri gönderildiğini duyurmuştu.

Paylaşın

Erbakan’dan Erdoğan’a Yanıt: Bizim Sayemizde Seçildin

Fatih Erbakan, Erdoğan’ın Doğan Bekin’e yönelik sarf ettiği “Kafadan galiba sıkıntısı var” sözlerine verdiği yanıtta, “Yeniden Refah seçmeninin oyları sayesinde yüzde 50 barajını aşarak Cumhurbaşkanı seçildiğini kendisine hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Erdoğan’ın “Parlamentomuzda Mahmud Abbas konuşturulmalı diyorlar. Yeniden Refahlı bir isim, kafadan da galiba sıkıntısı var onun” açıklamasına Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, sosyal medya hesabı üzerinden cevap verdi.

Fatih Erbakan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Milletvekilimiz Sn. Doğan Bekin için kullandığı talihsiz ifadeyi Sn. Cumhurbaşkanı’nın temsil ettiği makama yakıştıramadığımızı ifade ediyor ve kendisini nezakete davet ediyoruz. Ayrıca Yeniden Refah Partimiz’in kendileri sayesinde TBMM’de temsil hakkı kazandığına yönelik ifadeleri ile ilgili olarak, Sn. Cumhurbaşkanı’nın da Yeniden Refah seçmeninin oyları sayesinde yüzde 50 barajını aşarak Cumhurbaşkanı seçildiğini kendisine hatırlatıyoruz.”

Erdoğan ne demişti?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Rize İl Teşkilatı Toplantısı’nda yaptığı açıklamalarda, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Meclis’te konuşturulması için açıklama yapan Yeniden Refah Partili Doğan Bekin’e isim vermeden tepki göstermişti.

Abbas’a zaten davette bulunulduğunu fakat olumlu cevap alınmadığını vurgulayan Erdoğan, “Parlamentomuzda Mahmud Abbas konuşturulmalı diyorlar. Yeniden Refahlı bir isim, kafadan da galiba sıkıntısı var onun. Biz zaten Mahmud Abbas’ı davet ettik ama olumlu cevap vermedi. Bundan sonra biz de buna göre adım atacağız. Biz bu adımları atarken kendi içimizden vuruluyoruz. Biz bu parlamentoyu kimlere açmadık ki? Hak yolda olan herkese açtık. Partinden birkaç kişi parlementoya girdiyse bizim sayemizde. Bunu gözü var görmüyor” demişti.

Paylaşın

Erdoğan’ın Gazze Tepkisine İsrail’den Saddam Hüseyin Benzetmeli Yanıt

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Erdoğan’ın “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız” sözlerine Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin benzetmesiyle yanıt verdi.

Haber Merkezi / İsrail Dışişleri Bakanı Katz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Erdoğan, Saddam Hüseyin’in yolundan gidiyor ve İsrail’e saldırı düzenleme tehdidinde bulunuyor. (Erdoğan) orada (Irak’ta) ne olduğunu ve bunun nasıl bittiğini hatırlamalı” dedi. Israel Katz, mesajında Erdoğan ve Saddam Hüseyin’in yan yana fotoğraflarını da paylaştı.

AK Parti Rize İl Teşkilatı’nın bir otelde düzenlenen etkinliğinde konuşan Erdoğan, Türkiye’nin savunma sanayisinde geldiği noktaya dikkati çekip “çok güçlü olunması” durumunda İsrail’in Filistin’e yaptıklarını yapamayacağını söylerken “Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok. Sadece biz güçlü olmalıyız ki bu adımları da ne yapalım? Atalım” dedi.

Erdoğan, konuşmasında Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’a da tepki gösterdi. Erdoğan, Türkiye’ye davet ettikleri Abbas’ın kendilerine olumlu bir cevap vermediğini söyledi. “Davet ettiğimiz halde gelmeyen Sayın Abbas, kusura bakmasın. Önce bizden ayrıca özür dilemesi lazım” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Biz de bundan sonraki süreci ona göre işleteceğiz.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Erdoğan’ın sözlerine Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin benzetmesiyle yanıt verdi.

İsrail Dışişleri Bakanı Katz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Erdoğan, Saddam Hüseyin’in yolundan gidiyor ve İsrail’e saldırı düzenleme tehdidinde bulunuyor. (Erdoğan) orada (Irak’ta) ne olduğunu ve bunun nasıl bittiğini hatırlamalı” dedi. Israel Katz, mesajında Erdoğan ve Saddam Hüseyin’in yan yana fotoğraflarını da paylaştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise İsrailli mevkidaşı Katz’ın Erdoğan’a verdiği yanıta tepki gösterdi. Fidan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Cumhurbaşkanımız insanlık vicdanının sesi olmuştur. Bu haklı sesi bastırmak isteyen, başta İsrail olmak üzere uluslararası siyonist çevreler büyük bir telaş içindeler. Tarih bütün soykırımcılar ve destekçileri için aynı şekilde sonuçlanmıştır” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “Soykırımcı Hitler’in sonu nasıl olduysa, soykırımcı Netanyahu’nun sonu da öyle olacak. Soykırımcı Naziler nasıl hesap verdiyse, Filistinlileri yok etmeye çalışanlar da öyle hesap verecek. İnsanlık, Filistinlilerin yanında duracak. Filistinlileri yok edemeyeceksiniz” açıklamasında bulundu.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 66 artarak 39 39 bin 324’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 241 artarak 90 bin 830’a yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Erdoğan daha önce de iki kez İsrail’e yönelik askeri nitelik taşıyan açıklamalarda bulunmuştu. 10 Kasım’da İsrail’e “Bizim sabrımızı zorlamasın” mesajını veren Erdoğan, 6 Aralık’ta ise Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sonrası düzenlediği basında toplantısında, “İsrail gerçek bir ordu ile karşılaşırsa akıbeti berbat olur. Çok geçmeden bu akıbet ile karşılaşmak istemiyor ise aklını başına alması gerekiyor” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’ndan “Vergi Vermeyen Şirketler” Araştırılsın Önergesine Ret

CHP ve Saadet Partisi’nin “hangi şirketlerin vergi ödemediğini, vergi muafiyetinden yararlandığını” ortaya çıkarmak üzere TBMM Genel Kurulu’na sunduğu önerge AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı oylarıyla reddedildi.

AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, “Atılan adımlar neticesinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyerek kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacak olan vergi paketimizi dün gece Gazi Meclisimizde kabul ettik” dedi ve ekledi:

“Vergide etkinliğin sağlanması ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak bu pakette vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kalkacak; bu şekilde, kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir. Bu paket son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenlemeyle yanıt vermektedir.”

TBMM Genel Kurulu’nda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin gündeme ilişkin grup önerileri AK Parti ve MHP’li vekillerin oylarıyla reddedildi. Genel Kurulda Saadet Partisi ile CHP’nin “vergi”, İYİ Parti’nin “konut aidat fiyatları” ve DEM Parti’nin “siyasi yargılamalar” hakkındaki grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.

Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Denizli Milletvekili Sema Silkin Ün, büyük şirketlerin vergi ödememesinin ekonomik krize etkilerinin araştırılması gerektiğin söyledi.

Birçok büyük şirkete vergi indirimleri yapıldığını; en fazla kamu ihalesi alan bazı firmaların vergi levhalarında “matrahsız” yazarak yükümlülükten kaçındığını öne süren Ün, “Esnafın başına jandarma dikmeyi planlayan akıl, patronların kapısından bile geçmiyor. Çocuklarınızı taşıyan servisten vergiyi alıyor ama deve yüküyle kazanan taşıma şirketlerine istisnalar, ötelemeler, kıyaklar, matrahsızlıkla ödüllendirmeler gırla gidiyor. Bu firmalara milyarlar ödeniyor ama tek kuruş vergi ödedikleri yok. Hal böyleyse bu sistem iflas etti demektir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat da vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun hesabı sorulurken yandaş firmalara tanınan ayrıcalıklarla devletin kasasının boşaltıldığını öne sürerek, “Bu araştırma önergesi sadece bir vergi meselesi değil, aynı zamanda bir adalet ve ahlak meselesidir. Bu önergeye ‘ret’ oyu vermek, bu adaletsiz düzene onay vermek demektir” dedi.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, son 10 yılda 7 milyar 506 milyon lira vergi borcunun sıfırlandığını iddia ederek, “2002-2023 yılları arasındaki AKP iktidarı döneminde 14 vergi affı kanunu çıktı ve böylece büyük şirketlerden, mega şirketlerden vergiler silindi. Hangi şirketlerin vergi ödemediğini, vergi muafiyetinden yararlandığını ortaya çıkarmak bu Meclisin hem namusu hem de görevidir. Bu yapılmadan vergi adaletinden söz edilemez” diye konuştu.

CHP İzmir Milletvekili Rıfat Turuntay Nalbantoğlu, Saadet Partisi’nin grup önerisini desteklediklerini söyledi. “Bugün yaşadığımız sorunların en önemlisi adaletsizliktir; halk diliyle söyleyecek olursak, nimet ve külfet dengesizliğidir” ifadesini kullanan Nalbantoğlu, şöyle konuştu:

“Bu adaletsizlik ve dengesizlik 22 yıllık AKP hükümetleri döneminde daha da hızlanmış, aradaki fark uçurum boyutuna ulaşmıştır. Verginin asıl yükünü emekçiler, işçiler, ücretli çalışanlar çekerken, kamunun üzerinden aldığı ihalelerle varlığını sürdüren ve hatta en büyük şirketler sıralamasında hep en üst sırada yer alan ama hiç vergi vermemesi ya da cüzi oranlarda vergi ödemeleri, ciddi bir adaletsizliktir, haksızlıktır, utanmazlıktır. Eğer bu şirketler ekonomik ölçeklerde vergilerini ödemiş olsalar, inanın, Türkiye’de gelir adaletsizliği, yoksulluk bu seviyelere ulaşmaz.”

“Az kazanandan az, çok kazanandan çok”

AK Parti Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık, iktidara geldikleri 2002’den itibaren her zaman “ekonomik istikrarı sağlamak ve vatandaşların vergi yükünü hafifletmek amacıyla” düzenlemeler yaptıklarını söyledi.

Önceliklerinin, kalıcı refahı sağlayarak vatandaşlara daha güzel bir hayat sunmak olduğunu vurgulayan Kocacık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yapısal reformlarla destekleyerek uyguladığımız sıkı para ve maliye politikası neticesinde dünya genelinde etkisinin şiddetli şekilde hissedildiği enflasyon sorununu da en az hasarla atlatmayı öngörüyoruz. Orta vadeli programda vergide adaletin güçlendirilmesi ve doğrudan vergi paylarının artırılması noktasında kararlı bir duruş sergilendi.

Bu noktada atılan adımlar neticesinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını hedefleyerek kayıt dışılıkla mücadeleye katkı sağlayacak olan vergi paketimizi dün gece Gazi Meclisimizde kabul ettik. Vergide etkinliğin sağlanması ve adaletin güçlendirilmesini sağlayacak bu pakette vergi cezaları artırılacak, bazı istisna ve indirimler kalkacak; bu şekilde, kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz kararlılıkla sürdürülecektir. Bu paket son günlerde kamuoyunda dile getirilen eleştirilere de kritik bir düzenlemeyle yanıt vermektedir.”

Kocacık, Vergi Usul Kanunu’na göre, vergi mahremiyeti nedeniyle iddialara konu olan mükellefler hakkında ilgili makamlarca detaylı bilgi paylaşımının mümkün olmadığını kaydetti.

Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

DEM Parti’den “Halay” Tepkisi: Türkiye’yi 90’lı Yıllara Götüren Uygulamalar

Halay tutuklamalarına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Gösterilen gerekçe Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmek. Eş zamanlı bir operasyon var. Bu durumlar Türkiye’yi 90’lı yıllara götüren uygulamalardır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “DEM Parti olarak her zaman yanınızdayız. Kürt halkı her yerde bu halayları çekmeye devam edecek. Çünkü bunlar Kürt halkının kültürüdür. Kürt halkına duyulan nefreti bu ailemize yansıtıyorlar. Dilimizi, kültürümüzü yasaklayan uygulamalar ve bu operasyonlar boşa çıkacak. Kızlarımız cezaevinden çıkacak.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, halay tutuklamalarına tepki gösterdi.

Kürtçe şarkı eşliğinde çektikleri halay gerekçesiyle 3 çocuğu tutuklanan ve kendisine de ev hapis verilen Filiz Taşkesen’i evinde ziyaret eden DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, burada yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Gösterilen gerekçe Kürtçe şarkı eşliğinde halay çekmek. Eş zamanlı bir operasyon var. Bu durumlar Türkiye’yi 90’lı yıllara götüren uygulamalardır. DEM Parti olarak her zaman yanınızdayız. Kürt halkı her yerde bu halayları çekmeye devam edecek. Çünkü bunlar Kürt halkının kültürüdür. Kürt halkına duyulan nefreti bu ailemize yansıtıyorlar. Dilimizi, kültürümüzü yasaklayan uygulamalar ve bu operasyonlar boşa çıkacak. Kızlarımız cezaevinden çıkacak.”

“Kafamızın tepesini attırmayın”

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tutuklamalara tepki gösteren DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

“Şenlik’te de halay çektiğimiz gibi cezaevinde de halay çekiyoruz. Halay çekmek bu iktidara karşı bir direniş yönetimi. 12 Eylül’de ıslıklarla direndik. Bütün zulümlere karşı zılgıtlarla direndik. Bugün de bu iktidara karşı halayımızla, türkülerimizle direneceğiz. Kafamızın tepesini attırmayın. Vallahi Meclis bahçesine davul zurnayı getiririz, halayı çekeriz. Vallahi Genel Kurul’da çekerim. Çok iyi halay çekiyorum, çok iyi halay başıyım. Yeter artık.”

Paylaşın

Belediyelerin SGK Borçları: CHP, Karşı Hamleye Hazırlanıyor

Erdoğan, “Belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır. Öyle 25 kuruşa simit yok” sözleriyle fitilini ateşlediği, “belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borçları” gündemdeki yerini koruyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), belediyelerinin SGK borçlarıyla sıkıştırılmasına karşı adımlar atmaya hazırlanıyor. Borçların neden daha önce istenmediğini sorgulayan CHP kurmayları, “2019 yerel seçimlerinden beri engeller çıkarılıyor. Kaynaklar azalttı, gelirlerdeki kesintiler arttı. Şimdi de ‘hizmet edemiyorlar’ algısı oluşturulmak isteniyor” dedi. CHP, belediye başkanlarıyla toplantılar düzenleyerek gelir artırıcı önlemler üzerinde çalışacak.

Cumhuriyet’in haberine göre, CHP yetkilileri, ilerleyen günlerde belediye başkanlarıyla yapacakları toplantılarda gelir artırıcı adımları ele alacaklarını belirtti. “1-3 Ağustos tarihlerinde Burdur’da, genel başkanımızın da katılımıyla il belediye başkanlarımız bir araya gelecek. Toplantının asıl gündemi et ve süt fiyatlarının tüketiciye yansıması ve sektörün sorunlarıydı, ancak son gelişmeleri de değerlendireceğiz. Daha önce de engellerle karşılaştık ama hizmetimize devam ettik” dediler.

CHP yetkilileri, belediyeye ait olup kirasız kullandırılan yerler için de acil önlemler alacaklarını belirtti. “Yeni devraldığımız yerlerde, önceki dönemlerde vakıflara ve yandaşlara ücretsiz verilen dükkânlar, arsalar var. Bu fiziki işgalleri kaldıracağız. Örneğin, bina bir vakfa verilmiş ve oraya yurt yapılmış, dükkân işgal ettirilmiş, hâlâ kirası ödenmiyor. Bu yerlerin geri kazanılmasını ve gelirlerin dönmesini sağlayacağız” dediler.

Borçların neden daha önce istenmediğine ilişkin konuşan CHP yetkilileri, “2019 yerel seçimlerinden beri farklı engeller çıkardılar. Kaynakları azalttılar, gelirlerdeki kesintileri artırdılar. Şimdi de aynısını yapmak, ‘hizmet edemiyorlar’ algısı oluşturmak istiyorlar. Ciddi ekonomik kriz var ve CHP’li belediyeler kendi yükümlülüklerinin yanında sosyal yardımlar yapıyor. İktidar bu hizmetleri partizanca engelliyor. Yıllarca kendi yönetimindeyken almadıkları SGK borcunu da bu yüzden istiyorlar. Yani halka kötülük ediyorlar” dediler.

Paylaşın