CHP Kadın Kolları Kurultayı’nda Gergin Anlar: Erkekleri Dışarı Alın

Partisinin kadın kolları kurultayında yaptığı konuşma sırasında salondan seslerinin yükselmesi üzerine CHP Lideri Özgür Özel, “Bu yapılan doğru değil. Ben sizi her ortamda dinliyorum. Kapının önünde de yine dinlerim ama burası kadın kolları kongresi” dedi ve ekledi:

“Burayı buraya bırakacaksınız. Lütfen arkadaşlar. Burayı kadınlara bırakacaksınız.  Erkeklere burayı provoke ettirmem. Ne diyecekseniz kapının önünde söylersiniz. Erkek arkadaşları dışarı alın. Bula bula bu örgütün bu kadar emeğinin taçlandırılacağı bu ortamı mı buldunuz provoke etmek için.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 15. Olağan Kadın Kolları Kurultayı, “Eşitlik ve Adalet” temasıyla bugün Ankara Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kurultay başlamadan önce adaylar Birsen Bayar ve Birsen Temir Saraç çekildiğini duyurdu.

Kurultayda, CHP Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka ve CHP Kadın Kolları MYK Üyesi Merve Kır olmak üzere 3 isim başkanlık için yarışacak.

Özel konuşmasına başladığı sırada salondan slogan sesleri yükseldi. Bunun üzerine Özel şu ifadeleri kullandı: Kadın kolları kongresini lütfen başka amaçlara alet etmeyin. Çok rica ediyorum. Kadın kolları kongresi kadın kolları kongresidir. Uzunca bir emeğin karşılığını almak için burada toplanmış CHP Kadın Örgütü varken onların sesine başka bir ses karıştırmam, doğru değil bu.

Özel salondaki güvenliklere, “Arkadaşlara yardımcı olun. Kadın kolları kongresinin bu kapsamda devam etmesine katkı sağlayın” diye seslendi. Salondaki kadınlardan da dışarı sloganı atıldı.

“Erkek arkadaşları dışarı alın”

Özel sözlerini şöyle sürdürdü: Bu yapılan doğru değil. Ben sizi her ortamda dinliyorum. Kapının önünde de yine dinlerim ama burası kadın kolları kongresi. Burayı buraya bırakacaksınız. Lütfen arkadaşlar. Burayı kadınlara bırakacaksınız. Erkeklere burayı provoke ettirmem. Ne diyecekseniz kapının önünde söylersiniz. Erkek arkadaşları dışarı alın. Bula bula bu örgütün bu kadar emeğinin taçlandırılacağı bu ortamı mı buldunuz provoke etmek için.

Özgür Özel, konuşmasında ise şu ifadeleri kullandı: Tüm emeklerinize teşekkür ediyor ve iyi ki kadın kolları var diyorum. Bazen eşitlik ilkesi adına kadın kolları kapansa mı gibi tartışmalar oluyor, eğer her kolda kadınların eşit temsili sağlanırsa bunu tartışırız. Ama o güne kadar kadın kollarını tartışmam, tartıştırmam.

Parti programının belirleneceği kurultayda CHP’nin oklarının en ortasındaki devletçilik ilkesinin yarısını yeşile yarısını mora boyayacağız. 31 Mart seçimleriyle Aydın’daki topuklu efemizin yanında Eskişehir ve Tekirdağ’da da kadın belediye başkanlarımız eklendi. Metropol ilçelerin pek çoğunu CHP’li kadın belediye başkanlarımız yönetiyor. Amiral gemimiz İzmir’de 9 kadın adayımızdan 8’i İzmirliler tarafından göreve getirilmiştir.

Biz kadın konusunda partide devrim yapacağız derken, bir abla çıkıp “siz kotaları değil kafaları değiştirin” demişti. Oluşturduğumuz Merkez Yönetim Kurulu’nun yarısının kadın olduğu bir gölge kabinesi var. Mevcut kabinenin bir simetrisi ve iktidara geldiğimizde bu işi nasıl yapacağımızın bir göstergesi. Tayyip Bey’in kabinesinde tek kadın var, o da kadın ve aileden sorumlu. Bu ikimizin de nasıl bir Türkiye vadettiğini gösteriyor. Tayyip Bey’e göre kadının yeri sadece evinin, ailesinin yanı.

Onun kafasındaki tek kadın bakan budur. Bizim görevlendirmemizde de 9 kadın var. Eğer 9 erkek bakanınız varsa 9 tane de kadın bakan olacak. Bu nedenle tüzükte halihazırda yüzde 30 olan kadın kotasını kademeli olarak artırarak önce yüzde 40, sonra yüzde 50 ile artıracağız. CHP milletvekillerinin de belediye başkanlarının da yarısını kadın yapacağız. CHP’nin 1935’te 17 kadın milletvekili vardı ve çok uzun yıllar boyunca bu tekrar yakalanamadı bile. Atatürk’ün vizyonunu yeniden yakalayacağız.

İstanbul Sözleşmesi vurgusu

Kadınlar şiddet yaşarken, yasadaki boşluklarla bu durum daha kötüye gidiyor. Bana “Bir nazar boncuğun var ve AK Parti’ye takacaksın” deseler, İstanbul Sözleşmesi konusunda takardım. Ancak bu sözleşmenin bir takım meczupların, çağ dışındakilerin isteğiyle ve Meclis iradesi hiçe sayılarak bir gecede terk edilmesi AK Parti’nin tarihteki en büyük utancıdır.

Biz buna karşı çıktık, Danıştay’a başvuru yapan tek erkek oldum. Zaman zaman “İstanbul Sözleşmesi’nden çıksak ne olur” gibi şeyler söylüyorlardı. Bakanlık raporunda cezaların yetersiz olduğu itirafı yer alıyor. Kadın cinayetleri sayısının sözleşmeden çıkıldıktan sonra arttığı görülüyor. Kadın cinayetlerini önlemek için CHP iktidarını beklemeyelim, gelin hep beraber İstanbul Sözleşmesi’ne evet diyelim.

İlk yerel seçimlerde başardık. Aldığımızın oyların yüzde 40’ı hayatında ilk kez CHP’ye oy veren seçmenler. Bunların yüzde 60’ı kadınlar. Bu kadınlar geçmişte daha fazla AK Parti’ye oy vermiş ev hanımlarından, muhafazakar kadınlardan oluşuyor. Çünkü zor günde kıt günde onların yanında olan CHP’den etkilendiler. Biz o insanları yanımıza katmalı, emek verebiliyorlarsa birlikte çalışmalıyız.

Genel başkan olarak benim bu salondan istediğim budur. Biz o kadının şiddet karşısındaki yegane güvencesiyiz. Hakkının arayan kadının bu süreçte yanında olacak olanlarız. Türkiye ittifakı bir siyasi ittifak değildir. Gençlerin ve kadınların ittifakıdır. Yoksul ve emekçi kadınların kendilerine yer buldukları bir ittifaktır. Karşımızda ise kendilerine oy verenin kıymetini bilmeyen, oy vermeyenlere sırtını dönenler var. Biz böyle olmayacağız.

Kadın kollarımız da bu süreçte çok önemli bir yerde. Ben her birine de kefilim. Buraya kadar verdiğiniz her karar başımızın üstünde oldu, bundan sonra da böyle olacak. Ben genel başkanınız olarak kadınlar için sizler kadar çalışacağıma söz veriyorum. Ayağa kalkın ve bu partiyi iktidar yapın! Hepinizle gurur duyuyorum, hepinize güveniyorum. Biz başaracağız, Türkiye kurtulacak.”

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti’den “Instagram” Hamlesi

CHP ve İYİ Parti, BTK’nın sosyal medya platformu Instagram’a erişimin engellenmesi kararının iptali iptali için dava açtı: Erişim engeli kararı subjektif ve aynı zamanda keyfi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) sosyal medya platformu Instagram’a erişimi engelleme kararına karşı dava açtı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal da kararın iptali için Ankara 10. İdare Mahkemesi’ne başvurduğunu aktardı. Tanal, “Erişim engeli kararı somut gerekçelere dayanmamaktadır. Karar subjektif ve aynı zamanda keyfi bir karardır. Karar Anayasamızın 2, 26 ve 28. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine açıkça aykırıdır. Ankara İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma istemiyle davası açtık” dedi.

İYİ Parti’den yapılan yazılı açıklamaya göre, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu yargıya başvurarak kararın iptali için dava açtı.

Dervişoğlu “İfade özgürlüğü demokrasinin ve insan haklarının anası olarak kabul edilen bir haktır. Bu hakkın fütursuzca engellenmesi düşünce özgürlüğünün ve insan haklarına dayanan demokratik hukuk devletinin tahrip edilmesi hatta ortadan kaldırılması demektir. Demokratik ve kalkınmış bir Türkiye için yola çıkan İYİ Parti olarak; ülkemize bu kötülüğün yapılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bu karanlık zihniyete karşı mücadelemizi arttırarak devam edeceğiz” dedi.

Açtıkları davanın sadece basit bir idari işlemin iptali talebini içermediğini hukuk devletinin, demokratik düzenin ve insan haklarının korunmasını amaçladığını belirten Dervişoğlu, “Engelleme kararının gerekçesi belirtilmemiş, kamu düzeni ile milli güvenliğin korunması için bu kararın alındığı söyleniyor, fakat gün içerisinde ise kararın katalog suçlarla ilgili olduğu belirtildi. Bu da gerçekte erişim engellemesinin başka bir maksat ve gaye ile yapıldığını göstermektedir. Bu maksat da bir kişinin keyfiliğinden başka bir şey değildir. Açmış olduğumuz bu dava, işte bu tek adam rejiminin keyfiliğine karşı da mücadelemizin bir parçasıdır. Bu yasaklama hukuk bilmezliğin ve hak tanımazlığın göstergesidir” ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu’nun dava dilekçesinde erişim engeli kararının sansür anlamına geldiği, Anayasa Mahkemesi’nin benzer kararlarda belirtmiş olduğu ağır hak ihlalinin bir benzeri olduğu bu nedenlerle kararın başta Anayasa olmak üzere, hukuka aykırı olduğu için yürütmenin durdurulması talep edildi.

Avukatlar BTK’ye dava açtı

Ayrıca, Avukat Hakları Grubu, BTK’nin, Instagram’a erişimin engellenmesi kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Davanın dilekçesinde, Anayasa başta olmak üzere ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuattaki düzenlemelere yer verildi.

Erişimin engellenmesi kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davaya ilişkin dilekçede, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) basın özgürlüğüne ilişkin kararlarına işaret edildi.

Dilekçede, “Sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü ‘haber’ ve ‘düşüncelerin’ değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekir” ifadesine yer verildi.

Dava dilekçesinde, “BTK tarafından Instagram üyeliği olan birtakım yayıncıların TCK’da sayılan katalog suçları işlediği gerekçesiyle platformun tamamen erişilemez hale gelmesinin, Anayasa ile teminat altına alınmış çok sayıda temel hakkı da bertaraf etmesi bakımından hukuka uyarlık arz etmediği” gerekçesiyle yürütmenin durdurulması ve iptali istendi.

Paylaşın

Türkiye İle İsrail Arasında “Bayrak” Krizi

Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğu’ndaki bayrağın, İsmail Haniye için ilan edilen milli yas nedeniyle yarıya indirilmesi İsrail ile Türkiye arasında yeni bir krizi tetikledi.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen Erdoğan’ın yanında yas tutmalı” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli ise, Israel Katz’ın açıklamalarına, “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” şeklinde yanıt verdi.

Türkiye’nin, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin Tahran’da suikasta uğraması üzerine ilan ettiği 1 günlük milli yas nedeniyle Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği ve Filistin nezdindeki Kudüs’teki Başkonsolosluğunda bayrağın yarıya indirilmesi İsrail’le yeni bir kriz yarattı.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın tepki olarak İsrail’deki Türk maslahatgüzarı bakanlığa çağırdığını bildirdi.

Israel Katz, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Dışişleri Bakanlığı yetkililerine, terör örgütü Hamas’ın lideri İsmail Haniye’nin ortadan kaldırılmasına yanıt olarak Tel Aviv’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde Türk bayrağının yarıya indirilmesinin ardından, Türkiye’nin Büyükelçi vekilini ağır bir kınama için çağırmaları talimatını verdim” dedi.

Israel Katz, açıklamasına şöyle devam etti: “İsrail Devleti, 7 Ekim’de Hamas’ın zulmüne öncülük eden ve televizyondaki korkunç görüntüleri izlerken arkadaşlarıyla birlikte dua ederek, katillere başarılar dileyen İsmail Haniye gibi bir katil için yas ifadelerine tolerans göstermeyecektir. Büyükelçilik temsilcileri yas tutmak istiyorlarsa Türkiye’ye gitmeli ve terör örgütü Hamas’ı kucaklayan, onun cinayet ve terör eylemlerini destekleyen efendileri Erdoğan’ın yanında yas tutmalılar.”

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın açıklamalarına yanıt veren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Müzakerecileri öldürerek, diplomatları tehdit ederek barışa ulaşamazsınız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

DEM Partili Belediye Eşbaşkanları: Daha Çok Kürtçe Çalışma Yapacağız

Batman Belediye Eşbaşkanı Gülistan Sönük, Kürtçeye yönelik saldırı olduğunu belirterek, “Bizler demokratik belediyeler olarak, sadece yollarda değil, yaşamın her alanında Kürtçeye yer vereceğiz, Kürtçe konuşacağız ve Kürtçe çalışmalar yapacağız” dedi ve ekledi:

“Çünkü Batman halkının yüzde 95 Kürt’tür ve anadilleri Kürtçedir. O nedenle eğer herkese eşit bir şekilde bir hizmet yapılıyorsa Kürtlere de anadillerine göre, kültürlerine göre bir hizmet yapılmalı. Bütün saldırılara rağmen bizler daha çok Kürtçe çalışma yapacağız ve daha çok Kürtçe konuşacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki belediyelerin yaya geçitlerine yazdıkları “Pêşî Peya/Önce Yaya” ve “Hêdî/Yavaş” uyarı yazıları İçişleri Bakanlığı talimatıyla birçok yerde silindi. Uyarı yazılarının silinmesine, ‘standartlara uymuyor’ gerekçesi gösterildi. Ancak belediyeler, silinen yazıların yerine yenilerini yazdı.

Batman Belediye Eşbaşkanı Gülistan Sönük ve Diyarbakır-Yenişehir Belediye Eşbaşkanı Safiye Akdağ, çok dilli çalışmalarının devam edeceğini vurguladı. Sönük, demokratik ve halkçı bir belediyecilik anlayışıyla hareket ettiklerini belirtti. Sönük, seçim sürecinden bu yana çok dilli çalışmalar yaptıklarına işaret ederek, “Bütün çalışmalarımız çok dilli olacak, sadece bir dille çalışma yürütmeyeceğiz’ dedik. Kentin anadili ne ise hizmetinin de öyle olması gerektiğinin şiarıyla yürüdük. Bu çalışmamıza da ilk olarak yolların üzerinde uyarıları yazmakla başladık. Aslında saldırı politikası ilk olarak Kürtçe uyarılar ile başlamadı. Mersin’de Kürtçe şarkılar eşliğinde halay çeken gençlerin hedef gösterilmesi ve ardından tutuklanmasıyla başladı. Bu sıralı ırkçı saldırı daha sonra birçok kente sirayet etmeye başladı” dedi.

Sönük, Batman’da da Kürtçeye yönelik saldırı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Yazıları silme gerekçeleri ‘karayolları müdürlüğünün standartlarına uymaması.’ Fakat bizler tek tek karayollarının maddelerini okuduk, orada dil farklılıkları adına bir madde yok. Bu durum bize bir kez daha şunu gösterdi; Türkçe dışında başka bir dili tanımıyorlar. Fakat bizler demokratik belediyeler olarak, sadece yollarda değil, yaşamın her alanında Kürtçeye yer vereceğiz, Kürtçe konuşacağız ve Kürtçe çalışmalar yapacağız. Çünkü Batman halkının yüzde 95 Kürt’tür ve anadilleri Kürtçedir. O nedenle eğer herkese eşit bir şekilde bir hizmet yapılıyorsa Kürtlere de anadillerine göre, kültürlerine göre bir hizmet yapılmalı. Bütün saldırılara rağmen bizler daha çok Kürtçe çalışma yapacağız ve daha çok Kürtçe konuşacağız.”

“Her alanda Kürtçe”

Yenişehir Belediye Eşbaşkanı Safiye Akdağ ise, Kürtçe hizmet vermeye devam edeceklerini vurguladı. Akdağ, “Kürt halkı varlığına, kültürüne ve diline yapılan bu zorbalığı kabul etmez ve buna karşı mücadele eder. Bizler kentlerimizde ismi değiştirilen sokakların, parkların ve kurumların isimlerini yeniden Kürtçe yapacağız. Kürtçeye ilişkin şu an mevcut çalışmalarımız var çocuklar ve gençler için Kürt dili kursları açtık. Kentin her alanında Kürtçeyi yaşatacağız” diye belirtti.

Saldırılara karşı Kürtçeyi yaşatacaklarını ifade eden Akdağ, tasarruf genelesine ve bütün engellemelere rağmen çalışmalarını sürdüreceklerini söyledi. Akdağ, “Güçlü ve komin bir şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Kürtçe çalışmalarda yer alan gönüllü öğretmenler bizimle çalışmak ve destek çıkmak istediler. Kültür, sanat ve dil alanında bize destek çıkan onlarca gönüllü genç arkadaşımız var. Halkımızla beraber, halkımızdan güç olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

BTK’dan Instagram’a Erişim Engelli

Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), “katalog suçlara uymadığı gerekçesiyle” gerekçesiyle Instagram’a erişim engeli getirdi. BTK, erişim engelinin ne kadar süreceğine dair herhangi bir bilgi vermedi.

Haber Merkezi / Türkiye’nin dünya genelinde en çok Instagram kullanıcısı olan beşinci ülkesi olduğu belirtiliyor. We are social isimli kurumun 2024 yılı çeyrek verilerine göre Türkiye’de 57 milyon 100 bin Instagram kullanıcısı bulunuyor. Verilere göre Türkiye’de en çok Youtube ikinci sıra Instagram üçüncü sıradaysa TikTok uygulaması abonesi bulunuyor.

Sitede, “instagram.com, 02/08/2024 tarihli 490.05.01.2024.-608983 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kararıyla erişime engellenmiştir.” ifadeleri yer alıyor.

Geçtiğimiz yıllarda farklı gerekçelerle YouTube, Wikipedia ve şimdi adı X olan Twitter gibi sitelere de erişim yasakları uygulanmıştı.

Fotoğraf ve video paylaşım sitesi Instagram’a erişim engeli getirildi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sitesinde yer alan ilanda erişim engelinin 2 Ağustos itibarıyla uygulandığı bilgisi yer alırken yaptırımın gerekçesi veya ne kadar süreceğine dair açıklama yapılmadı. Erişim engeli bir mahkeme kararı ile değil, BTK aracılığıyla uygulandı.

Buna mukabil, geçtiğimiz günlerde Hamas’ın Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin İsrail tarafından İran’ın başkenti Tahran’da suikaste uğramasının ardından Instagram’ın Haniye ile ilgili paylaşımları engellediği iddia edilmiş, İletişim Başkanı Fahrettin Altun konuya dair bir açıklama yayınlamıştı.

Altun, açıklamasında “İsrail ne kadar Filistinli öldürürse öldürsün, Filistin’in haklı davası tarihten silinmeyecektir. İsrail devleti de yargısız infazların, suikastların, işgalin ve soykırımın faili olarak tarihe geçecektir. Ayrıca, Heniye’nin şehadeti dolayısıyla insanların taziye mesajı yayınlamasını herhangi bir gerekçe göstermeden engelleyen sosyal medya platformu Instagram’ı da şiddetle kınıyorum. Bu çok açık ve net bir sansür girişimidir.” ifadelerini kullanmıştı.

Siber hukuk uzmanı Yaman Akdeniz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, erişim engelinin gerekçesinin “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” olduğunu öne sürdü. Yaman Akdeniz, şunları yazdı: “Güne Instagram platformunun erişime engellenmesi ve sansürlenmesiyle başlıyoruz. Gerekçesi milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması.

Instagram bu sabah saat 03.00 civarı Türkiye’den BTK tarafından bir idari tedbir kararı ile erişime engellendi. Kararı ya Cumhurbaşkanlığı veya bir bakanlık talep etti. BTK, kararını bir sulh ceza hakimliğine onaylatmak zorunda. Takipteyiz. Instagram’a uygulanan sansür keyfidir, herhangi bir açıklaması veya gerekçesi de asla olamaz. Hiç bir hakim de böyle bir talebi onaylamamalıdır.”

Geçtiğimiz yıllarda farklı gerekçelerle YouTube, Wikipedia ve şimdi adı X olan Twitter gibi sitelere de erişim yasakları uygulanmıştı.

Türkiye’nin dünya genelinde en çok Instagram kullanıcısı olan beşinci ülkesi olduğu belirtiliyor. We are social isimli kurumun 2024 yılı çeyrek verilerine göre Türkiye’de 57 milyon 100 bin Instagram kullanıcısı bulunuyor. Verilere göre Türkiye’de en çok Youtube ikinci sıra Instagram üçüncü sıradaysa TikTok uygulaması abonesi bulunuyor.

Erişim engeli kararı uluslararası basında

Uluslararası basın, BTK’nın erişim engeli kararını geniş bir şekilde ele aldı.

Reuters: “Türkiye, sosyal medya platformu Instagram’a erişimi engelledi, ancak bilgi teknolojileri düzenleyicisi herhangi bir sebep veya yasak süresi belirtmedi. Bu hamle, çarşamba günü Türk İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un, Hamas’ın kilit yetkililerinden İsmail Heniyye’nin öldürülmesiyle ilgili taziye mesajlarını engelleme kararı nedeniyle platformu eleştirmesinin ardından geldi.

Altun, bu durumu “sansür” olarak nitelendirerek, Instagram’ın herhangi bir politika ihlali belirtmeden bu kararı aldığını belirtti. Instagram’ın ana şirketi Meta Platforms Inc. ise konuya ilişkin henüz bir yorum yapmadı. Türkiye Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), 2 Ağustos tarihli kararı web sitesinde yayımladı.”

Bloomberg: “Türkiye’nin internet düzenleyicisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üst düzey danışmanının, sosyal medya platformunun Hamas’ın siyasi lideri İsmail Heniyye’nin ölümüyle ilgili gönderileri sansürlediği iddiasıyla Instagram’ı eleştirmesinin ardından erişimi engelledi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, bu adımın gerekçesini açıklamadı. Meta Platforms Inc. ve BTK, yorum taleplerine hemen yanıt vermedi.

Türkiye, daha önce terör olayları ve büyük doğal felaketler sırasında sosyal medya platformlarına erişimi kısıtlamıştı. Hükümetin sosyal medya üzerindeki sıkı denetimi, insan hakları örgütleri, muhalefet politikacıları ve diğer eleştirmenler tarafından ifade özgürlüğünü zayıflattığı gerekçesiyle endişeyle karşılanıyor.”

AFP: “Türkiye, ABD’li şirketin üst düzey bir Türk yetkilisi tarafından sansürle suçlanmasının ardından cuma günü Instagram sosyal medya ağına erişimi engelledi. BTK, “02/08/2024 tarihli karar gereği instagram.com’a erişim engellenmiştir” açıklamasını yaptı.

Türkiye’de yaşayan birçok kullanıcı, Instagram akışlarını yenileyemediklerini belirterek şikayetçi oldu. Türk Cumhurbaşkanlığı İletişim Direktörü Fahrettin Altun, çarşamba günü Meta’ya ait Instagram’ı, Hamas lideri Heniyye’nin ölümüyle ilgili taziye mesajlarının yayınlanmasını engellemekle suçladı. Altun, bu durumu “çok açık bir sansür girişimi” olarak nitelendirdi.

Bu karar, Türkiye’de 50 milyondan fazla kullanıcısı olan Instagram’a erişimi engelledi. Bu, Türkiye’nin sosyal medya sitelerine erişimi ilk engellemesi değil. Wikipedia, Nisan 2017’den Ocak 2020’ye kadar iki makale nedeniyle erişime kapatılmıştı. Bu durum, Erdoğan hükümetinin sivil özgürlüklere saldırmakla suçlandığı bir ülkede şok etkisi yaratmıştı.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, İletişim Başkanlığının İki Yetkisini İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), 17 Eylül 2020 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, İletişim Başkanlığı’na basın ve ifade özgürlüğüne müdahale yetkisi veren mevzuat hükümlerinin iptali ettiğini duyurdu.

Yüksek mahkeme “Anayasa’nın 104. maddesinde Anayasa’nın İkinci Kısmı’nın Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle Dördüncü Bölümü’nde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle düzenlenemeyeceğinin belirtildiğini” vurguladı.

Anayasa Mahkemesi, dava konusu kurallar uyarınca alınacak tedbirler ve yapılacak faaliyetlerin Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ile basın hürriyetine müdahale teşkil edeceğinin açık olduğuna hükmetti. Kararda, “Bu bağlamda kuralların, kapsamları itibarıyla Anayasa’nın İkinci Kısım İkinci Bölümü’nde yer alan kişi hakları ve ödevleri ile ilgili düzenlemeler içerdiği görülmüştür” denildi.

Sonuç olarak da kuralların Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile düzenlenemeyecek yasak alana ilişkin düzenlemeler içerdiğinin anlaşıldığı, kuralların konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar verildiği kaydedildi.

İptal kararı, gerekçesinin Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte bugün yürürlüğe girdi. Karara, üyeler İrfan Fidan ve Muhterem İnce muhalefet etti.

Bu arada AYM’nin iptal kararını duyurduğu sosyal medya paylaşımı kısa süre sonra silindi. Bir süredir AYM’nin internet sitesine de girilemiyor. AYM’den yapılan açıklamada, “66 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin Bazı Kurallarını iptal eden 2020/88 esas sayılı kararımız 2/8/2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olup erişime açıktır. İnternet trafiğindeki yoğunluk nedeniyle sitemize erişim şu anda sağlanamamaktadır” denildi.

İletişim Başkanlığı, iptal edilen düzenlemeyi dayanarak yaparak bünyesinde Dezenformasyonla Mücadele Merkezi kurmuştu.

Bu merkez, her hafta “dezenformasyon bülteni” çıkarıyordu. Ayrıca sosyal medya üzerinden bazı mesajların doğru olup olmadığına yönelik açıklamalarda bulunuyordu. Burada görevli editörler, 24 saat esasıyla sosyal medya taraması yapıyor, yayımlanan haberleri inceliyordu. Bu araştırmalar sırasında merkez, yapay zekadan da yararlanıyordu.

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan’dan “Erken Seçim” Çıkışı

Ekonomik göstergelerin kötüyü gittiğini belirten YRP Lideri Fatih Erbakan, “Bizler 2025 yılı içinde bir erken seçim yapılmasını tartışabilmeliyiz, konuşabilmeliyiz” dedi ve ekledi:

“Haziran 2023 yılı itibarıyla göreve başlamışlar ve 2025 Haziran’ında 2 senesini doldurmuş olacak. O zamana kadar da herhangi bir iyileşme olmazsa ki, göstergeler olmayacağını gösteriyor. Öyleyse 2025 yılı içinde, sonbaharda belki bir erken seçimin olup olmaması konusunun tartışılması gereklidir diye düşünüyorum.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu parti genel merkezinde ziyaret etti. Basına kapalı gerçekleşen iki liderin görüşmesi yaklaşık 45 dakika sürdü.

Görüşmenin ardından Dervişoğlu ve Erbakan ortak basın toplantısı düzenledi. Dervişoğlu, Sayın Erbakan, üzerinde konuşulması icap eden çok sayıda spesifik konuyu önümüzdeki dönem içinde, iki muhalefet partisi olarak geniş kapsamlı ele alabileceğimizi ifade ettiler. Buna bağlı olarak bizler de iadeyi ziyarette bulunacağız. Hem kendisinin hem de partisinin programından istifadeyle, Türkiye’nin önünün açılması noktasında katkılarımızı ortaklaştırmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Türkiye gündemiyle ilgili meselelerde fikir alış verişinde bulunulduğunu söyleyen Fatih Erbakan, önümüzdeki süreçte iki parti arasında bu görüşmelerin devam edeceğini dile getirdi. Erbakan, İran’ın başkenti Tahran’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin vefatı nedeniyle duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Haniye için Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenecek cenaze namazına iştirak edeceklerini belirten Erbakan, “Sayın Cumhurbaşkanı, ‘Bir gece ansızın Gazze’ye gireriz, İsrail’e de gireriz’ dedi. Ancak kendisine Yeniden Refah Partisi olarak şunu hatırlatmak istiyoruz; ‘Bir gece ansızın İsrail’e giremeyiz’ çünkü her şeyden önce bizim kendi topraklarımızdaki Kürecik Radar Üssü, bizim gireceğimizi önceden İsrail’e haber verir. Bu nedenle bu NATO üyeleri olan İngiltere ve Amerika aracılığıyla bir NATO üssü olan Kürecik Üssü’nden alınan bilgilerin İsrail ile paylaşılması dolayısıyla aslında kendi topraklarımızda İsrail’in bu füze kalkanına ve istihbaratına destek olmuş oluyoruz. Bu vebalden kurtulmamız gerekir, Kürecik Radar Üssü’nün kapatılması gerektiğini bu gelişmeler sonrasında bir kez daha ifade ediyorum” diye konuştu.

Belediyelerin prim borçlarına da değinen YRP Lideri Erbakan, “İktidarın yerel seçimlerde görmüş olduğu büyük hezimet sonrasında birdenbire aklına belediyelerin SGK borçları geldi. 20 senedir AK Partili belediyelerin yapmış olduğu bu borçlar tahsil edilmezken, belediyeler muhalefet partilerine geçince bu borçların tahsil edilmesi akla geldi. Bu muhalefet partilerini, bu partilere oy veren seçmeni cezalandırmak manasını taşıyor” ifadesini kullandı.

“2025’te seçimi tartışmalıyız”

Erbakan ekonomik göstergelerin kötüyü gittiğini söyleyerek, şöyle devam etti: “Bizler 2025 yılı içinde bir erken seçim yapılmasını tartışabilmeliyiz, konuşabilmeliyiz. Çünkü 2025 Mayıs’ta yeni ekonomi yönetimi 2 yılını, AK Parti iktidarı ise 23 yılını doldurmuş olacak. Rahmetli Erbakan Hocamız, ‘Bir pehlivanın mindere çıkışından durumu belli olur’ derdi, ‘Bir ekonomi yönetiminin, bir iktidarın ilk 100 gününden ne yapıp yapamayacağı belli olur’ diye ifade ederdi. Haziran 2023 yılı itibarıyla göreve başlamışlar ve 2025 Haziran’ında 2 senesini doldurmuş olacak. O zamana kadar da herhangi bir iyileşme olmazsa ki, göstergeler olmayacağını gösteriyor. Öyleyse 2025 yılı içinde, sonbaharda belki bir erken seçimin olup olmaması konusunun tartışılması gereklidir diye düşünüyorum.”

Açıklamaların ardından Dervişoğlu, bir gazetecinin erken seçim ile ilgili söylemleri anımsatması üzerine, şunları söyledi: “Türkiye’de öyle bir siyasi vasat var mı, yok mu? Onu değerlendirmek durumundayız. Siyasi partiler erken seçim istiyorlarsa buradan açıkça ilan ediyorum, hemen seçim olacaksa biz İYİ Parti olarak bu seçime dair hazırlıklarımıza başladık.

Ama spekülatif amaçla kullanılıyor, ‘bugün gündeme getirelim 2.5 sene sonra yaparım’ türünden bir yaklaşım içeriyorsa onun da kabul edilebilir bir yanı yok. Benim seçim istememle olmuyor. Seçimin şartlarının oluşması lazım. Kararı TBMM’nin alması, iktidarın da bu seçim kararına destek vermesi lazım. Bu spekülasyona ifadelerimle dahil olmak istemiyorum. Eğer Türkiye’de erken seçim olacaksa İYİ Parti’nin yarın yapılacak seçime bile hazır olduğunu ifade edebilirim.”

“Yargıdaki Can Atalay anlaşmazlığı devam ediyor” ifadesi üzerine Fatih Erbakan, “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına, bizim hoşumuza gitmezse de saygı duyulması gerektiğini her zaman ifade ediyoruz” dedi.

Paylaşın

Hatimoğulları: Hiçbir Güç Bizi Anadilimizden Koparamaz

Partisinin Van’da düzenlediği Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Çalıştayı’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Son zamanlarda düğünlerde halay çektikleri için, geleneksel kıyafetler giydikleri için tutuklananların sayısının gittikçe arttığını, böylesi bir farklı operyasonel yaklaşım olduğunu görüyoruz” dedi ve ekledi:

“Buradan iktidara sesleniyoruz. Yerelden merkeze Kürtçeyse Kürtçe, Arapçaysa, Arapça, Lazcaysa Lazca, sayamadığım Türkiye’de konuşulan bütün dillerde anadilimizde konuşmaya, şarkılar söylemeye, dans etmeye, halay çekmeye, rüya görmeye devam edeceğiz. Hiçbir güç bizi anadilimizden koparamaz. Bugün 30 milyona yakın Kürt’ün yaşadığı bir ülkedeyiz. 30 milyona yakın bir halkın dilinin yasaklanması hiçbir anlayışın kabul edebileceği bir şey değil. Fiilen bunu yapmaları mümkün değil.”

Hatimoğulları, konuşmasının devamında, “Bu konuda bütün yerel yönetimlere çağrımızdır. Sadece DEM Partili yönetimlerin olduğu yerler de değil. Karadeniz’de Lazların olduğu belediyelerde, Akdeniz’de Arapların olduğu belediyelerde, ez cümle bütün belediyelerde Arapça, Lazca, yani o belediyenin sınırları içinde konuşulan bütün dillerde hizmet sağlanması, o dillerde kültürel faaliyetlerin yerel yönetimler eliyle sürdürülmesi çağrısını yapıyoruz. 72 milletin bir arada barış ve huzur içinde yaşamak istediği bir ülkede olması gereken yönetsel anlayış budur. Bu konuda ısrarcıyız ve bu ısrarımız iktidara dert olsun” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Kurulu, Van’da “Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Çalıştayı” düzenledi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’da çalıştayda bir konuşma gerçekleştirdi. Hatimoğulları, konuşmasında şunları ifade etti:

“Çalıştay eminim çok başarılı geçecek. Kadınlarla bir arada olmanın o pozitif enerjisini sabahın ilk saatlerinde programımıza başlarken hepimiz yürekten hissettik. Dört gün devam edecek olan programımızın başındayız. Yerel Yönetimlerde Eğitim Çalıştayı. İlk iki günü kadınlarla birlikte gerçekleştireceğiz, ikinci iki günü de karma bir şekilde gerçekleşecek.

Bu dört günlük süre boyunca demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızı nasıl daha fazla derinleştirebileceğimizi, hayata nasıl en iyi şekilde tatbik edebileceğimizi konuşacağız. Farkındalıklarımızı artıracağız, birikimimizi arttırmayı hedefleyeceğiz. Bu dört günlük çalışmanın sonucunda da belediyelerimizde en iyi şekilde bu fikriyatı tatbik etmek için tazelenmiş bir enerjiyle buradan çıkacağımıza inanıyorum.

Bütün yönetim anlayışımızın tamamında eş başkanlık ve eşit temsilliyet vazgeçilmezimizdir. ‘Eş başkanlık ve eşit temsiliyet mor çizgimizdir’ dedik, bunun için çok bedel ödedik. Sürecin bugüne kadar gelmesinde emek vermiş olan ve bedel ödeyen, kapı kapı dolaşıp bu anlayışı hanelere kadar örgütleyen, yerelden merkezi siyasete taşıyan emektar kadınlar var bu salonda. Bedel ödemiş kadınlar bu salonda. Bugüne gelmenin öyle kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. Erkek egemen sistemin beş bin yıllık ağır etkilerine başta yerel yönetimler olmak üzere parti içinde de hala tanıklık ediyoruz.

Seçimlere hazırlık yaptığımız dönemde, özel harp yönteminin kadın hareketi üzerindeki saldırılarına çokça tanıklık ettik. Resmi başkanın kim olacağından tutun da erkek egemen anlayışın kendini dayatmasına kadar bu baskıları çok farklı kanallardan üzerimizde hissettik. Ama Kadın Meclisi ve kadın hareketiyle beraber çok güçlü bir yanıt ürettik. Bu kadar ağır bedel ödeyerek kazanmış olduğumuz eş başkanlık ve eşit temsiliyetten asla vazgeçmeyeceğimizi, yerel seçimlere hazırlanırken dosta da düşmana da gösterdik. Emeği geçen bütün arkadaşlara, bu mücadeleyi veren bütün arkadaşlara saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. Emeklerinize sağlık. İyi ki direndiniz, iyi ki bizleri bugüne taşıdınız.

78 belediyemiz var ve hepsinde kadın eş başkanımız var. Yani 78 kadın eş başkan. Bugün Türkiye’ye model oluştan bir sistem. Aslında sadece Türkiye’ye de değil. Bu sistemin Ortadoğu’da çok konuşulduğunu, birçok kadın hareketinin eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemini büyük bir merakla araştırdığını bilmemiz lazım. 468 belediye meclis üyesi kadın var. Belediye Kadın Meclisi Grubumuz var. Aynı şekilde de parlamentoda da Kadın Grubumuz var. Bu şekilde bir kadın grubu kuran başka bir siyasi parti ne yazık ki Türkiye’de yok.

Bir günde oluşmadı bu gelenek, çok ağır bedeller ödendi. 1979’da Hilvan’da Düre Kaya, Emine Hacıyusufoğlu ve Saadet Yavuz meclis üyesi olarak seçildi. Bu büyük bir başarıdır. Bu Kürt kadınların 79’da ektiği tohumların, 2024’te bu salonda sonuçlarını yaşıyoruz. Saadet Yavuz hayatta. Kendisini Hilvan’da ziyaret ettik seçim çalışmaları sırasında, deneyimini dinledik. Gerçekten o kadar öğretici ki bütün kadın belediye eş başkanı arkadaşlarımızın gidip kendisiyle görüşmesini ve o deneyimi dinlemesini öneririm.

Türkiye kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi kotayı tartıştı bir dönem, kadınların lehine pozitif ayrımcılığı tartıştı. Türkiye kadın hareketi ile Kürt kadın hareketinin ideolojik yaklaşımlarını, akıllarını ve pratiklerini birleştirmeleri bizleri bugüne taşımış oldu. Partimizde bunu yaşatabiliyorsak kadın hareketlerinin bundaki payı büyüktür. Taşıdıkları bilinç ve ideolojik yaklaşımlarının sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz. Biz ‘yenge başkan’dan bugüne kadar geldik. Sevgili Aysel Tuğluk anılarını yazmıştı. Gültan Kışanak burada, kendisini sevgiyle selamlıyorum.

‘Kürt Siyasetinin Mor Rengi’ kitabında bu sürecin ilmek ilmek kadınlar tarafından nasıl işlendiği, pratikte hangi sorunlarla karşılaşıldığı çok iyi yazılmış kadınlar tarafından. Bu fikri bir araya getiren Sevgili Gültan Kışanak oldu kitabında. Önemli bir kitap. Bizim bugün yaptığımız bu çalışmalara çok önemli bir ışık sunuyor. Erkek egemen zihniyet her yerde. Erkek egemen zihniyet ile mücadele ettik ve başardık diyebileceğimiz bir süreçte değiliz. Bizler sürekli başarmak zorundayız. Çünkü erkek egemen ve iktidarcı anlayış bulduğu her alanda, kadın hareketinin zayıfladığını hissettiği her anda karşımıza çıkar.

Boşlukları iktidarlar çok kolay doldurur. Mücadelemizdeki diriliği ve sürekliliği canlı tutmak çok önemli. Yerellerde seçilmiş kadın eş başkanlar olarak da sanıyorum ki en büyük görev ve sorumluluk sizlerin üzerindedir. Çünkü sizler halkın iradesini, kadınların iradesini temsil ediyorsunuz. Her birinizin pratik bir adımı o ilde, ilçede, belediyede örnek teşkil edecektir. Biz sadece biz değiliz. Seçilmişler sadece kendileri değildir, temsil ettikleri kadınlardır. O yüzden attığımız her adımın sorumluluğunun bilincinde davranmak gibi çok önemli bir görev ve sorumluluğumuz var.

Biraz önce de bahsettim. Bizlerin yaşadığı iyi olmayan pratiklerden biri de seçilmişler konusunda kadın erkek ayrımının arada bir karşımıza çıkmasıdır. Erkek yönetim anlayışının tuzaklarına karşı uyanık olmamızın özellikle altını çizmeliyim. Bunu şu sebeple söyledim. İktidar kötü bir hastalıktır. İktidar, kötü ve bulaşıcı bir hastalıktır. Bizler o makama geldiğimizde zannediyoruz ki bütün dünyanın tek ve en önemli insanıyız. Oysa böyle değildir. Bizler halkı temsilen oradayız.

Halkın isteklerini ve ihtiyaçlarını gerçekleştirmek ve paradigmanın ışığında bir pratik sergilemek üzere oradayız. İktidarcı anlayışın bulaşıcılığından biz kadınlar kendimizi korumak durumundayız. Koruma altına alabilmenin en önemli yolu da ideolojik donanımımızdır, paradigmamızı en iyi şekilde bilmek ve içselleştirmektir. Aksi takdirde iktidarın olumsuz etkilerini engelleyemeyiz. Bizler toplumsal cinsiyete duyarlı ve eşitlikçi kadın bakış açımızın farkındayız.

Erkek egemen anlayışın, o anlayışın etkisindeki hiç kimsenin bizi bu pratiğimizden vazgeçirmesine asla müsaade etmemeliyiz. Siz değerli kadın eş başkanlarımızdan en büyük beklentimiz de yerel yönetim pratiğini mahalle mahalle bütün kadınlara gerek davranışlarınız gerekse pratiğinizle aktarmanızdır. Bu görev ve sorumluluk siz değerli eş başkanlarımıza, yönetici arkadaşlarımıza ve bir bütün olarak hepimize aittir. Ama özel olarak yerellerde sizlere önemli oranda görevler düşmektedir.

“Eşitlikçi paradigmayı hayata geçirmek için modeller oluşturmalıyız”

Eşitlikçi paradigmayı hayata geçirmek için örneklerimizi artırmalıyız, modeller oluşturmalıyız. Bu modellerin sadece kendi yerellerimizde değil; Türkiye’de, Ortadoğu’da ve bütün dünyada konuşulabilmesini sağlayabilmek ve pratik deneyimimizi başka yerlere aksettirmek çok önemlidir. Türkiye’de yerel yönetim anlayışımızı oluştururken “Porto Allegra Deneyimi”ni okuyoruz. Biz isteriz ki DEM Parti’nin kadınlarla ilgili yaptığı çalışmalarını ve yerel yönetim modelini İspanya’daki de okuyabilsin, Amerika’daki de okuyabilsin, Cezayir’deki de okuyabilsin, Mısır’daki okuyabilsin. Biz bunu sağlayabiliriz. Pratiğimizin görünür kılınması çok önemlidir.

Belediyecilik hizmetimizle ilgili çok kısa birkaç noktaya değinmek istiyorum. Merkezi hükümetin erkek egemen, ırkçı ve faşist anlayışının ürünü olarak, kadın politikalarımıza ve tarihsel kazanımlarımıza vurmak istediği darbeye tanıklık ediyoruz. İstanbul Sözleşmesinden bir gece ansızın çekildiler. Şimdi geri çektiler ama 9’uncu Yargı Paketinde 6284 Sayılı Kanunu tartışmak istediler ve nafaka hakkını tırpanlamak için atmadıkları adım kalmadı. Bu faşist otoriter yönetimin attığı adımları, yerellerimizde kayyımcı anlayışla kadınların kazanımlarını nasıl yok ettiklerini en iyi sizler biliyorsunuz.

Kayyım atandığında ilk olarak kadın danışma merkezlerini, kadın sığınma evlerini, kadın kooperatiflerini, kadınla ilgili kurumlarımızı kapatmaları boşuna değildi. Eş başkanlık sistemimize saldırmaları boşuna değildi. Çünkü onlar biliyor ki yerellerde kadınların örgütlülüğü güçlü oldukça o hareketin siyasi gücü yerelde de güçlü olur merkezde de güçlü olur. O nedenle sürekli kadın hareketine, bizlere, Kürt kadın hareketine ve Türkiye’deki kadın hareketine karşı bu operasyonel yaklaşımları sergiliyorlar.

Hem ideolojik hem siyasi anlamda hem de pratikte gözaltı ve tutuklamaların temel nedeninin bu olduğunu gayet iyi biliyoruz. Yerelde kayyım politikalarına karşı kazanmış eş başkanlar olarak bunları boşa düşürmek konusunda pratik adımlarımızı en hızlı şekilde atmalıyız. Bazı belediyelerimizin pratikleri oldukça hızlıydı. Kadın danışma merkezlerinin hızla açılması çok önemliydi. Belediyelerin birinci ödevinin bunu hayata geçirmek olduğunun altını çizmek lazım.

‘Alo Şiddet’ hattından tutalım da kadın danışma merkezlerinin kurulmasına kadar, kadın üretim kooperatifinin kurulmasına kadar, kadın emeğinin değerlendirileceği pazarlara kadar her türlü çalışma kadın eş başkanlar başta olmak üzere belediye yönetimlerinin sorumluluğudur. Bize karşı olan saldırılara bu somut adımlarla yanıt vermek zorundayız. Bunu de en iyi şekilde yapacağınızdan hiç şüphem yok. Bizler bu kültürü ve geleneği Behice Boranlardan, Şirin Tekelilerden, Sevelerden, Pakizelerden alarak bugüne geldik.

“Anadilimizde şarkılar söylemeye, halay çekmeye devam edeceğiz”

Sözlerime son verirken bir noktaya da daha değineceğim. Son zamanlarda düğünlerde halay çektikleri için, geleneksel kıyafetler giydikleri için tutuklananların sayısının gittikçe arttığını, böylesi bir farklı operyasonel yaklaşım olduğunu görüyoruz. Buradan iktidara sesleniyoruz. Yerelden merkeze Kürtçeyse Kürtçe, Arapçaysa, Arapça, Lazcaysa Lazca, sayamadığım Türkiye’de konuşulan bütün dillerde anadilimizde konuşmaya, şarkılar söylemeye, dans etmeye, halay çekmeye, rüya görmeye devam edeceğiz.

Hiçbir güç bizi anadilimizden koparamaz. Bugün 30 milyona yakın Kürt’ün yaşadığı bir ülkedeyiz. 30 milyona yakın bir halkın dilinin yasaklanması hiçbir anlayışın kabul edebileceği bir şey değil. Fiilen bunu yapmaları mümkün değil. Bu konuda bütün yerel yönetimlere çağrımızdır. Sadece DEM Partili yönetimlerin olduğu yerler de değil.

Karadeniz’de Lazların olduğu belediyelerde, Akdeniz’de Arapların olduğu belediyelerde, ez cümle bütün belediyelerde Arapça, Lazca, yani o belediyenin sınırları içinde konuşulan bütün dillerde hizmet sağlanması, o dillerde kültürel faaliyetlerin yerel yönetimler eliyle sürdürülmesi çağrısını yapıyoruz. 72 milletin bir arada barış ve huzur içinde yaşamak istediği bir ülkede olması gereken yönetsel anlayış budur. Bu konuda ısrarcıyız ve bu ısrarımız iktidara dert olsun.

Değerli arkadaşlar; ben bu çalıştayın konuştuğumuz bütün bu konulara açıklık getireceğine, bu çalıştayda bilgilerimizi ve hafızamızı yeniden tazeleyeceğimize ve bu tazelenmiş bilgiler ve hafızamız ışığında bir pratik süreç içerisinde çalışmalarımızı en iyi şekilde halkımıza sunacağımıza eminim. Bu duygu ve düşüncelerle çalıştayın başarılı geçmesini diliyorum. Şimdiden hepinizin emeğine ve yüreğine sağlık. Kolay gelsin.”

Paylaşın

Özgür Özel: Uygulanan Politikalarla Yalnızca Rantçılar Kazanıyor

Burdur’da halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları eleştirerek, “Halkın partisinin iktidara gelip halktan, çiftçiden, üreticiden, hayvancıdan yana pozisyon alması lazım” dedi ve ekledi:

“Öyle politikalar üretmesi lazım. Hem üretici hem tüketiciyi korumak lazım. O zaman ne olacak? Hem fahiş fiyatlar ortadan kalkacak hem emek sömürüsü ortadan kalkacak. Herkes birden kazanacak. Şimdi kim kazanıyor? Sadece zenginler kazanıyor. Sadece rantçılar kazanıyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Burdur İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Özel’e İl Başkanı Kadir Koç, Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ve diğer il belediye başkanları eşlik etti. İl başkanlığına girişte Özel’e 1 Mayıs doğumlu “Mayıs” adlı bir köpek hediye edildi. Özel, Mayıs’ı genel merkeze götüreceğini söyledi.

Parti binasının balkonundan emeklilere seslenen Özgür Özel, “Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli aylığı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugünkü emekli maaşı 3 çeyrek altın alıyor. 5 tane çeyrek altın kayıp. Emekli ablam bir çeyrek altın almış kuyumcudan, evde çantada yok. Aklı çıkar, bütün yolu gezer, arar. Nerede kaybettim diye. Şimdi bak, bir emekli değil, her emekli, bir sefer değil, her ay, bir altın değil, beş altın kaybetmiş. Nerede kaybettik diye arayacak mısınız?” dedi.

Emeklilerin seçim sandığında kaybettiğini ifade eden Özel, “AK Parti geldi, seçim sandığında aylık beş çeyrek altını kaybettiniz. Kaybettiniz yer sandıksa, bunun bulacağı yer yine sandık. Seçim sandığına gidilecek, ne kaybedildiyse orada bulunacak” dedi.

Üreticinin, iktidarda halktan yana partinin olmaması nedeniyle ezildiğini vurgulayan Özel, şunları söyledi: “O köylünün fasulye üreticisinin, kabak üreticisinin, domates üreticisinin partisi iktidarda değil. Kimin partisi iktidarda? Zenginin partisi iktidarda. Gelirken garibandan oy alarak geldiler. Yerlerini yaptılar. Şimdi köylüye dönüp bakmıyorlar. 13 liraya süt imal ediliyor. Sütün maliyeti 13 lira. 8 liraya süt alıyorlar Burdur’da. Denetlense en iyi süt 15 lira o da maliyetinin kurtardığı. Oysa 1’e 1,5 paritesi var.

Yani sütün bugün 13 liraya satılması için bu adamın 8 liraya yem alması lazım. Yemin çuvalının 400 lira olması lazım. Kaç para şimdi? 580 lira – 600 lira. 600 liradan yem alıp 8 liradan süt satıyorlar. Böyle bir şey olmuyor. Ne oluyor bu sefer? Bütün anaçlar bıçak altına gidiyor. Kesiliyor. Sonra Türkiye’de beslenme sorunu var. Türkiye’de tarım ürünlerinde sorun var. Ne yapalım? İthalatına izin verelim. Baştan korumuyor, kaybediyor. Sonra ithalatına izin veriyor iyice perişan ediyor.”

Uygulanan politikalarla yalnızca rantçıların kazandığını ifade eden Özel, “Halkın partisinin iktidara gelip halktan, çiftçiden, üreticiden, hayvancıdan yana pozisyon alması lazım. Öyle politikalar üretmesi lazım. Hem üreticinin hem tüketiciyi korumak lazım. O zaman ne olacak? Hem fahiş fiyatlar ortadan kalkacak hem emek sömürüsü ortadan kalkacak. Herkes birden kazanacak. Şimdi kim kazanıyor? Sadece zenginler kazanıyor. Sadece rantçılar kazanıyor” diye konuştu.

Birgün’ün aktardığına göre; Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sen yandaş müteahhide 660 milyar buluyorsun, 20 milyona yakın emekliye 100 milyar bulamıyorsun. Bugün eğer o 660 milyarı çarçur etmese her emekli 17 bin 500 lira alabilir. Her asgari ücretli enflasyon zammı alabilir. Her çiftçinin her esnafın da kredi faizi silinir, vadelere bölünebilir. Halk Bankasından kredi çekmiş adam. Pandemide düşük faizle.

Öderken faizi artırıyorlar. Bakın pandemide KGB’den dünyanın en ucuz kredisini zenginlere dağıttılar. Adam aldı yat aldı, özel uçak, yalı aldı hepimizin parasıyla. Pandemide Halk Bankası’ndan esnaf kefalet kredisi çekenin faizini yüzde 9’dan 25’e çıkarıyorlar öderken. O yüzden bir tarafa para bulan varsa, bir tarafa para bulamıyorsa nedir bu iktidar? Emeklinin, işçinin, çiftçinin değil, zengin müteahhidin iktidarı olmuştur.

Çok basit bir hesap var. Burdur’daki emeklilere söylüyorum; bu iktidar geldiğinde en düşük emekli aylığı 8 çeyrek altın alıyordu. İkna olmayan gitsin kuyumcuya sorsun. Ben 22 yıl önce bu maaşı alıyordum o gün çeyrek altın kaç paraydı? Bugünkü emekli maaşı 3 çeyrek altın alıyor. 5 tane çeyrek altın kayıp. ‘Alamıyorum, alamıyorum’ diyor. Bak alamıyorsun, bir tane çeyrek altın düşünürsen aklın çıkar. Ne yaparsın? Eve giderken çeyrek altın alsan. Gittin, baktın çantada yok.

Emekli ablam bir çeyrek altın almış kuyumcudan, evde çantada yok. Aklı çıkar, bütün yolu gezer, arar. Nerede kaybettim diye. Doğru mu? Şimdi bak, bir emekli değil, her emekli, bir sefer değil, her ay, bir altın değil, beş altın kaybetmiş. Nerede kaybettik diye arayacak mısınız? Dolaşın, bakın nerede kaybettiniz? Vallahi de billahi de seçim sandığında kaybettiniz. AK Parti geldi, seçim sandığında aylık beş çeyrek altını kaybettiniz. Küçücük bir kız çocuğu küpesini düşürse gider, kaybettiği yerden bulur. Sizin de kaybettiniz yer sandıksa, bunun bulacağı yer yine sandık. Seçim sandığına gidilecek, ne kaybedildiyse orada bulunacak.”

Burdur Belediyesi’nin SGK borcuna ilişkin konuşan Özel, “Çok tartışma yapılıyor belediye borçları, konuşacağız. Bir de şunu söyleyeyim; Ali Orkun Ercengiz belediyeyi devraldığında 23 milyon dolar, bakın 23 milyon dolar borcu vardı. Bugünkü parayla çevirdiğimizde 1 milyara yakın. Şu anda bir kuruş borcu yok. bir kuruş borcu yok. Kimden aldık belediyeyi? AK Parti’den aldık. 23 milyon dolar borçla aldık, 1 kuruş borç yok. Hizmet olur mu? Olmasa bu oy olur mu? Geçen seçim ittifakla kazandık, bu seçimde tek başımıza neredeyse iki kişiden birinin oyunu kazandık. Karşımızda ittifak vardı, biz de yoktu. Tek başımıza kazandık” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Can Atalay’dan AYM Kararı Açıklaması: Derhal Uygulanmalı

AYM kararını değerlendiren Can Atalay, “AYM’nin kararının yorumlanabilir, tartışılabilir, geçiştirilebilir bir karar olmadığını vurguladı. AYM kararının derhal uygulanmalı” dedi.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM), TBMM’de tezkerenin okunarak Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin kararın “yok hükmünde” olduğuna karar verdi. Mahkeme, 4’e karşı 10 üyenin oyuyla, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, Atalay’la ilgili hak ihlali kararını uygulamamasına ilişkin kararının hukuki değerden yoksun olduğunu belirtti:

“TBMM’nin Genel Kurulu’nun 31.07.2024 tarihli 53. Birleşiminde Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 03.01.2024 tarihli ve E.2023/12611, Değişik İş. 2024/1 sayılı kararının ekte gönderildiğine dair anılan Daire Başkanlığı yazısının okunması suretiyle Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğunun tespitine ve Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Kadir Özkaya, İrfan Fidan, Muhterem İnce ve Yılmaz Akçil’in karşı oyları ve oy çokluğuyla 22/2/2024 tarihinde karar verildi.”

Anayasa’nın 85’inci maddesinde, “Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar” ifadesi yer alıyor.

“AYM kararı derhal uygulanmalı”

Avukat Özgür Urfa, milletvekilliği düşürülen müvekkili Can Atalay ile cezaevinde görüştü. Görüşmenin ardından Evrensel’den Birkan Bulut’a konuşan Avukat Urfa, AYM’nin gerekçeli kararını Atalay’a verdiklerini söyledi. Urfa, “Atalay kararın çıktığı geceden itibaren süreci takip ediyor. Kararı da kendisiyle paylaştık. Hem TİP ve avukatları hem de diğer muhalefet partileriyle neler yapılabileceğini konuştuk. Kendisiyle konuştuğumuzda özetle, AYM’nin kararının yorumlanabilir, tartışılabilir, geçiştirilebilir bir karar olmadığını vurguladı. AYM kararının derhal uygulanması gerektiğini söyledi” dedi.

Bundan sonraki süreci değerlendiren Urfa, AYM’nin kararına dikkat çekerek şöyle konuştu: “Yok hükmünde denilmesi, böyle bir işlemi olmamış kabul etmektir. Dolayısıyla Meclisin Atalay’ın yeniden milletvekili kaydını yapması gerekiyor. Prosedür olarak AYM kararının Genel Kurul’da okunması dahi gerekmiyor. Fakat bu yapılacaksa da Meclisin olağanüstü toplanması lazım. Süreç artık Meclis’te ve Meclis Başkanı’nda. Meclis Başkanı’nın yetkisini kullanmaması durumunda avukatları ve TİP olarak da gerekli girişimlerde bulunacağız.”

Atalay’ın tahliye edilmemesi sürecinin başından beri yargısal değil siyasal işlediğini anlatan Urfa, “Siyasi müdahalelerle, yönlendirmelerle bu noktaya geldi. O nedenle yargı alanında bir inisiyatif kullanılacağını düşünmüyoruz. Bu yüzden Meclisin çözmesi, mahkemelerin önünü açması gerekiyor” dedi.

Can Atalay’ın avukatları, AYM’nin bugün Resmi Gazete’de yayımlanan kararının ardından mahkemeye tahliye başvurusunda bulundu.

Paylaşın