AK Parti’den Dijital Oyunları Kısıtlama Sinyali

AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çevrim içi oyun platformlarına erişim engeli getirilip getirilmeyeceğine ilişkin “Bu platformların faydası olduğu kadar, zararlarının da olduğu ve gerçekten bizim gençlerimizi çalmak istediği, toplumu farklı bir şekilde yönlendirmek istediği çok net olarak ortada” dedi ve ekledi:

“Dediğim gibi parti olarak her türlü yasağa karşıyız, engellemeye karşıyız, sansüre karşıyız ama son tahlilde de her zaman söyledim, devletimizi de sokakta bulmadık. Devletimizin de bu ulus aşırı dijital şirketlere karşı korunması noktasında her türlü tedbiri alacağız. Hani gönül ister ki bu ağlar gerçekten kurallara uysunlar; çocuğun korunması, ailenin korunması, toplumun korunması, toplumun ruh sağlığı bakımından gerekli adımları atsınlar.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı ve AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, dijital bağımlılık ve çevrim içi oyun platformlarıyla ile ilgili konuştu. Yayman, dijital bağımlılığın gençlerin geleceğini çalma noktasına geldiğini savundu.

DHA’da yer alan habere göre; Eskişehir’deki bıçaklama olayına işaret eden Yayman şöyle konuştu: Dünyada da bu çok tartışılmaktadır. Özellikle Amerika’daki okul baskınlarında, öğrencilerin oyun platformlarına üye olup oradan kendilerine kahraman olarak belirledikleri şahsiyetleri taklit etmek suretiyle arkadaşlarını katlettiğini, öğretmenlerini gözünü kırpmadan öldürdüğünü hep beraber gördük. Türkiye’de de maalesef bunun yanlış uygulamalarına zaman zaman şahit oluyoruz. En son Eskişehir’de yaşadığımız olay, fazla söze gerek bırakmadı.

Burada gerçekten dijital okuryazarlık meselesi çok önemli. Çocuklarımızın nitelikli zaman geçirmesi gerekiyor. Muhakkak ama muhakkak bu bilgisayarda geçirdikleri, oyunlarda geçirdikleri sürelerin kısıtlanması gerekiyor. Bu çok önemli, gerçekten hayati bir konu; çünkü Türkiye’de bu oyun meselesi, bir milli güvenlik sorununa dönüşmüş durumda ve bu noktada bizim gençlerimizi korumamız lazım.

Yayman, gençlerin sağlıklı bir ruh haline kavuşması ve belirli hobilere sahip olmasının önemine dikkat çekerek, “Önümüzdeki dönemde dijital bağımlılık konusunda uzmanları çağıracağız. TBMM’de uzmanları dinleyeceğiz ve komisyonumuzda bir farkındalık oluşturmak istiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’yla da görüşmek suretiyle okullarda artık müfredata dijital okur-yazarlığın konulması ve tüm ekosistemde; veliler, anne-babalar, öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı ve tüm paydaşların birlikte hareket etmesi ve bir çerçevenin, topluluk kuralları benzeri bir etik kodların belirlenmesi noktasında tekliflerimiz, çalışmalarımız olacaktır” diye konuştu.

“Türkiye bağımsız bir hukuk devletidir”

Yayman, mahkeme kararıyla erişime kapatılan çevrim içi oyun platformu Roblox ile ilgili kamuoyunda yanlış algı oluştuğunu ileri sürerek şunları söyledi: Kamuoyunda şöyle bir algı var; bu açıldı, kapatıldı. Bunun açılması ya da kapatılması hiç kimsenin elinde değildir. Türkiye bağımsız bir hukuk devletidir, sosyal hukuk devletidir ve anayasayla verilmiş olan haklar ve yükümlülükler vardır. Anayasamız özellikle gençlerin korunması, ailenin korunması konusunda çok önemli maddeler içeren ve çok önemli düzenlemeler içeren bir anayasadır. Dolayısıyla burada bir platformun açılması ya da kapanması tamamen bağımsız mahkemeler yoluyla olan bir düzenlemedir.

Roblox’la ilgili de bildiğiniz gibi Adana’da bir mahkemede yargıçlar karar verdi ve bu karar, şu anda da yürürlükte. Dolayısıyla başta oyun platformları olmak üzere tüm sosyal mecraların olumlu yönlerinin öne çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Güvenlik-özgürlük dengesinin doğru biçimde kullanılması ve buna uygun olarak gençlerimizin korunması, ailenin korunması, kadının korunması, şiddetin önüne geçilmesi, nefret suçlarının önüne geçilmesi, ötekileştirmenin önüne geçilmesi gerekiyor.

Yayman, çevrim içi oyun platformlarına erişim engeli getirilip getirilmeyeceğine ilişkinse şunları kaydetti: Böyle durumlarla karşılaşır mıyız bilmiyoruz; ama şunu aslında bilenler biliyor. Bu platformların faydası olduğu kadar, zararlarının da olduğu ve gerçekten bizim gençlerimizi çalmak istediği, toplumu farklı bir şekilde yönlendirmek istediği çok net olarak ortada. Dediğim gibi parti olarak her türlü yasağa karşıyız, engellemeye karşıyız, sansüre karşıyız ama son tahlilde de her zaman söyledim, devletimizi de sokakta bulmadık.

Devletimizin de bu ulus aşırı dijital şirketlere karşı korunması noktasında her türlü tedbiri alacağız. Hani gönül ister ki bu ağlar gerçekten kurallara uysunlar; çocuğun korunması, ailenin korunması, toplumun korunması, toplumun ruh sağlığı bakımından gerekli adımları atsınlar.

Paylaşın

“İmamoğlu, CHP Genel Başkanlığı İçin Hazırlanıyor” İddiası

Ekrem İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanlığı için adım atmaya hazırlandığı öne sürüldü. İmamoğlu’nun partinin şu andaki lideri olan Özgür Özel’in attığı kimi siyasi adımlardan da hoşnutsuz olduğu iddia edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı için adım atmaya hazırlandığı bilgisi kulislerde gündem oldu. T24 yazarı Murat Sabuncu, “Bir CHP dört portre” başlıklı yazı dizisinde bugün Ekrem İmamoğlu hakkındaki kulis bilgilerini aktardı.

Genel başkan adaylığı için yakın çalışma ekibi ile harekete geçtiği belirtilen Ekrem İmamoğlu’nun, Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı destek verdiği Özgür Özel’in bazı adımlarından hoşlanmadığı da kulislerde dile getiriliyor. Murat Sabuncu’nun “Bir CHP dört portre | Ekrem İmamoğlu CHP Genel Başkanı olmak için harekete geçebilir” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Bir süredir İmamoğlu yakın çalışma ekibi ile CHP genel başkanı olma daha doğrusu adaylığını koyma konusunda adım atmayı tartışıyor. Bunun hem partiye hem kendisine nasıl bir siyasi gelecek oluşturacağına dair değişik çalışmalar yapılıyor. Hatta konuşulan konulardan birinin de İmamoğlu’na dair siyasi yasak getirecek yargı kararının ana muhalefet partisinin lideri olduğu takdirde kolayca alınamayabileceği olduğunu söyleyebilirim. Ya da böyle bir karar alınsa bile ‘bu kararı aldıranlarla mücadele’ yönteminin daha farklı olabileceği de belirtiliyor. (…)

Tabii burada ortaya çıkan soru şu: Genel başkan olmasında büyük destek olduğu Özgür Özel’in daha bir yılı dolmadı. (Seçilme tarihi: 38. Olağan kurultay 5 Kasım 2023.) Adaylık konusunda acele etmeyecek dense de bu ne zaman olacak? Ya da bunun parti içinde konuşulmaya başlaması nasıl bir etki yaratacak? Kendisinin adaylığını nasıl açıklayacak, nasıl gerekçelendirecek? Ya da Özel ile anlaşarak mı yoksa yarışarak mı bu yola çıkacak?”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş’tan Erdoğan’a Sert Yanıt

Erdoğan’ın Ahlat’taki konuşmasına ilişkin açıklamalarda bulunan TİP Lideri Erkan Baş, “Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki tek ayak üstünde bin tane yalan söyleyenler iktidar olmuşlar. Utanmadan bizleri suçluyorlar. Utanmadan Anayasa’nın ilgili maddelerini ayaklar altına alıyorlar. Anayasa Mahkemesi kararlarını ayaklar altına alıyorlar” dedi ve ekledi:

“Buna karşı hak mücadelesi veren, buna karşı adalet mücadelesi veren, buna karşı halkla birlikte direnen milletvekillerimizi hem cezaevinde esir tutuyorlar, bunu başaramadıkları zaman da çeşitli küfürlerle, hakaretlerle, hedef göstererek yine zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar. Bakın herkesin gözünün içine bakarak söylüyorum. Biz bütün siyasi hayatımız boyunca bırakın siyasi hayatımızı bütün hayatımız boyunca neye inanıyorsak sayımızın azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan doğru bildiğimizi her yerde her zaman söylemekten yarım adım geri atmayan insanlarız.”

Erkan Baş, açıklamasının devamında, “Siz en güçlü olduğunuz zamanda parayla, pulla halkı teslim almayı, esir almaya, insanların canını almaya ve bunun üzerini örtmeye çalıştığınız bir anda sadece onurumuzla, haysiyetimizle sizin karşınıza dikildiğimiz için bu kuyruk acısını yaşadığınızı biliyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Manisa’nın Soma ilçesinde Madenci Anıtı’nı ziyaret etti. Baş, burada yaptığı konuşmada Can Atalay için TBMM’nin olağanüstü toplantısında çıkan kavgayla ilgili AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bitlis Ahlat’ta yaptığı konuşmadaki sözlerine tepki gösterdi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Erkan Baş şöyle konuştu: “Soma, AKP döneminde işçi katliamlarının, iş cinayetlerinin en sembolik yerlerinden bir tanesi. Bizim şu anda Silivri Cezaevi’nde esir tutulan Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın emekçilerle, emekçilerin aileleriyle, eşleriyle, çocuklarıyla beraber bu iş cinayetleri düzenine karşı işçi canını en ucuz maliyet kalemi olarak gören bu sermaye düzeninin anlayışına karşı yıllar boyu hem unutturmamak hem faillerden hesap sormak için kararlı bir mücadele verdikleri bir ilçemiz. Aynı zamanda işçi sınıf ile sermayenin, parayla insanın adalet mücadelesinin simge yerlerinden bir tanesi. Bugün buraya hem geçen hafta cezaevinde ziyaret ettiğim sevgili Can’ın selamını getirmek için geldik. Hem de o mücadelenin bit süren ve takipçisi olduğumuz bir kavga olduğunu göstermek için geldim.

Gerçekten acı bir tesadüf. Ben Soma yolundayken Tayyip Erdoğan’ın yine aynı kötücül dille, yine aynılaştırıcı dille bizleri hedef gösterdiği, bizleri düşmanlaştırdığı seçilmiş milletvekillerine hakaretler ettiği bir konuşmasına şahit oldum. Kısmet Soma’dan yanıt vermekmiş. Ben burada Somalı emekçilerle, Soma’dan şunu sormak istiyorum; bizi provokatörlükle suçlayanlar, diğer muhalefet partilerini provokatörlere sahip çıkmakla suçlayanlar. Bakın, Soma’yı hatırlıyor musunuz? Soma’da sizin müşaviriniz burada halka tekme atarak hayatını kaybeden madencilerin ailelerini yere düşürüp tekmeleyerek provokatörlük yaptığını hatırlıyor musunuz?

Peki o provokatörün şimdi nerede olduğunu biliyor musunuz? O provokatöre kimin sahip çıktığını biliyor musunuz? Soma’da bütün emekçilere hangi siyasi partiye üye olmuş olursa olsun, hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun, Soma madenlerinde hayatını kaybeden işçilere, emekçilere, yoksullara, Soma halkına soralım bakalım. Onların en zor günlerinde yanlarında olan hak mücadelesinde olanlar kimlerdi? O günlerde bu cinayetin üzerini örtmek için, yandaş patronları kurtarmak için her türlü provokasyona başvuranlar kimlerdi? O provokatörler kol kanat gerenler kimlerdir?

“Tek ayak üstünde bin tane yalan söyleyenler”

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki tek ayak üstünde bin tane yalan söyleyenler iktidar olmuşlar. Utanmadan bizleri suçluyorlar. Utanmadan Anayasa’nın ilgili maddelerini ayaklar altına alıyorlar. Anayasa Mahkemesi kararlarını ayaklar altına alıyorlar. Buna karşı hak mücadelesi veren, buna karşı adalet mücadelesi veren, buna karşı halkla birlikte direnen milletvekillerimizi hem cezaevinde esir tutuyorlar, bunu başaramadıkları zaman da çeşitli küfürlerle, hakaretlerle, hedef göstererek yine zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar.

Bakın herkesin gözünün içine bakarak söylüyorum. Biz bütün siyasi hayatımız boyunca bırakın siyasi hayatımızı bütün hayatımız boyunca neye inanıyorsak sayımızın azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan doğru bildiğimizi her yerde her zaman söylemekten yarım adım geri atmayan insanlarız. Siz en güçlü olduğunuz zamanda parayla, pulla halkı teslim almayı, esir almaya, insanların canını almaya ve bunun üzerini örtmeye çalıştığınız bir anda sadece onurumuzla, haysiyetimizle sizin karşınıza dikildiğimiz için bu kuyruk acısını yaşadığınızı biliyorum.

Bugün Can Atalay’ı cezaevinde tutma nedenlerinizden en önemlilerinden bir tanesinin burada Soma’da bu emekçileri yalnız bırakmamak olduğunu biliyorum. O yüzden Soma’da bu mücadeleyi devam ettirdiğimizi gösterebilmek için, ‘Siz bizi dört duvar arasına atabilirsiniz ama mücadelemizi engelleyemezsiniz’ demek için geldiğimiz bu Soma’dan o söylediğiniz sözlerin hepsini size iade ederken bütün yurttaşlarımızdan şunu istiyorum.

Hem burada bizi dinleyen yurttaşlarımızdan hem televizyonları başında sesimizin ulaştığı kim varsa lütfen ilgili gün yani Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen milletvekilliğinin iade edilmemesinin tartışılması için meclisi toplantıya çağırdığımız gün, 16 Ağustos günü Meclis tutanaklarını okuyun. Bütün yurttaşlarımızdan rica ediyorum. Meclis sitesinde bu tutanaklar var. Hani diyorlar ya hakaret ettiler. Kötücül dil kullandılar. Bizim milletvekilimizin Ahmet Şık’ın söylediği ilk cümle şudur; merhaba diyerek konuşmasına başlıyor. Burada çok uzun konuşmaya gerek yok. Sizin hiç utanmanız yok diyor.

Tekrar ediyorum sizin hiç utanmanız yok. ‘Sizin hiç utanmanız yok’ cümlesinden sonra hakaretler yağmaya başlıyor. Biz başkaları nasıl muhalefet yapar ona karışmıyoruz. Ama bizim muhalefet anlayışımız şudur; açıkça ilan ediyoruz. Nasıl muamele ederseniz aynısını görürsünüz. Sizin karşınızda sopayı kaldırdığınız zaman sıraya geçecek insanlar yok. Siz bugün kalabalığınıza, gücünüz güvenip her tür baskıyla, şiddetle insanları sindirebileceğinizi sanıyorsanız, biz yanıldığınızı göstermek için oradayız. ‘Sizin utanmanız yok’ cümlesinden sonra ne söyledilerse onun karşılığını aldılar.

Bizim hakaret ettiğimiz, bizim kötü bir dil kullandığımız külliyen yalandır ispatı da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tutanaklarıdır. Ama hırsız yakalanmıştır değerli yurttaşlar. Can’ın haksız biçimde cezaevinde olduğunu onlar da biliyor. Çan’ın milletvekili olabileceğine Yüksek Seçim Kurulu’nun karar verdiğini ve böyle aday olduğunu onlar da biliyor. Can’ın Hatay halkının oylarıyla anasının ak sütü gibi helal oylarıyla seçildiğini onlar da biliyor. Can’ın Hatay halkı tarafından işledikleri cinayetlerin hesabı sorulsun diye tıpkı Soma’da olduğu gibi Hatay halkına da sahip çıksın diye seçildiğini onlar da biliyor.

Can’ın Anayasa Mahkemesi kararıyla serbest kalması gerektiğini onlar da biliyor ve bütün bunlar konuşulmasın, duyulmasın diye Meclis’i toplamamak için ellerinden geleni yaptıklarını da hep beraber gördük. Dikkat edin. Meclisi olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. AKP’li milletvekilleri Meclis’te bekliyorlar. İnşallah diyorlar toplayamazlar. Toplayamazlarsa bu mesele unutulur gider. Ama bunu da teşekkür ediyorum.

Bütün muhalefet partileri bu haklı davamızda yan yana durduk ve meclis toplantısı Numan Kurtulmuş istediği için değil, biz orada olduğumuz için, meclis toplantısı AKP’lilerin engellemeye çalışmasına rağmen muhalefet hep beraber durduğu için gerçekleşti ve onlar tam anlamıyla Yaptıkları sahtekarlıklar gün yüzüne çıkınca panikle, bildikleri tek şeyi yaptılar. Bizi baskıyla, şiddetle, zorla, sopayla susturmaya çalıştılar. Ama başaramadılar ve başaramayınca da şimdi bütün gerçekleri ters yüz edip, ayak üstünde bin yalan söyleyip halkı kandırmaya, yine insanlarımızı birbirlerine düşmanlaştırmaya çalışıyorlar.”

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Erdoğan’a Yanıt: Simülasyonda Yaşıyor

Erdoğan’ın “İnsanımızın kökeninden, dilinden dolayı ötekileştirildiği günler geride kaldı” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Sanırsın kendi iktidarında değil, simülasyonda yaşıyor” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erdoğan’ın Bitlis’teki konuşmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Tülay Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Her konuşmasında hakareti ağzından eksik etmeyen Erdoğan Bitlis’te ‘İnsanımız kökeninden, dilinden, inancından dolayı ötekileştirilmiyor.’ demiş! Hakkını isteyen işçiyi düşman, Kürtçe halay çeken anneyi düşman, kendi yaşam tarzında ısrar eden kadınları düşman ilan eden Erdoğan sanırsın kendi iktidarında değil, simülasyonda yaşıyor.

Ne diyor Erdoğan? Bölgenin geri kalmışlığı bitti. Erdoğan’a önerimizdir. İllerin sosyo – gelişmişlik haritasına baksın, kayyım atama haritasına baksın. Bir de Şark Islahat Planı’na baksın. Kimin, hangi zulümle yoksul bırakıldığını görür.

Geri kalan bölge halkı ve Türkiye halkları değil, AKP – MHP ittifakının zihniyetidir. 21. yüzyılda hala bir halkın iradesini yok sayan, eşit yurttaşlar olarak görmeyen, dilini-kültürünü ötekileştiren siyaset geri kalmıştır, çağ dışıdır.

Bir de utanmadan yasadışı faaliyetler bahanesiyle kayyım atamanın sınırlarını çiziyor. Yasa dışı iş yapan arıyorsan DEM Parti’ye değil, mafya-çete düzeninin hamisi olan ortağın MHP’ye bak. Belediyeleri batıran kayyımlara bak. Tek bir kuruş vergi ödemeyen şirketlere bak.

Kimsenin şüphesi olmasın. AKP – MHP iktidarına rağmen yasanın sınırlarını mafya-çete düzeninin değil, demokrasinin, adaletin ve eşitliğin çizdiği bir ülkeyi Türkiye’nin emekçileri, yoksulları, ötekileştirilenleri olarak hep birlikte kuracağız.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan bugün Ahlat’ta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu topraklardaki kardeşlik hukuku tarihimizin hiçbir döneminde mezhebe, meşrebe, etnik kökene göre belirlenmedi. Birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukumuzu ortak kadere, ortak imana, ortak geçmiş ve geleceğe göre şekillendirdik.

Bin yıllık yol, mücadele ve kader arkadaşları olarak şimdi de istikbale yürüyoruz. Herkes şunu anlasın, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde 85 milyon biriz, beraberiz. Türk, Kürt, Arap, Zaza, Laz, Çerkez, Sünni, Alevi, hepimiz bu topraklar üzerinde biriz, beraberiz, kardeşiz.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Esad, “Egemenlik” Şartını Yineledi

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” dedi ve ekledi:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Halk Meclisi’nde yaptığı konuşmada Türkiye ile ilişkiler konusunda açıklamalarda bulundu. Türkiye ile ilişkileri düzeltme çabalarının ‘şimdiye kadar somut bir sonuç getirmediğini’ dile getiren Esad, başta Rusya olmak üzere arabulucu rolünü üstlenen İran ve Irak’ın uzlaşı çabalarına değindi.

“Girişimler, arabulucuların ciddiyetine ve isteğine rağmen, bahsetmeye değer hiçbir sonuç vermedi” ifadelerini kullanan Esad, şöyle devam etti: “Bir ilişkiyi yeniden tesis etmek, önce onun yıkımına yol açan nedenleri ortadan kaldırmayı gerektirir.”

‘Egemenlik’ şartını bir kez daha yineleyen Esad, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını sona erdirmesi gerektiğini belirtti. SANA’nın aktardığına göre Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” dedi ve şu ifadeleri ekledi:

“Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir. Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Herhangi bir müzakere sürecinin başarılı olması için güvenilecek bir referansa ihtiyacı vardır. Daha önceki toplantılarda sonuç alamamanın nedenlerinden biri de referans eksikliğidir. Suriye, Türkiye’nin işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve teröre verdiği desteği durdurması gerektiğini sürekli vurguluyor.”

Suriye Devlet Başkanı, son olarak “Türk yetkililerin açıklamaları asılsızdır, kriterimiz egemenliktir” dedi.

Geçtiğimiz ay Ankara-Şam ilişkilerindeki ‘normalleşme’ sürecine yönelik konuşan Erdoğan, Esad ile olası bir görüşme için ‘her an’ davette bulunabileceklerini söylemişti. Erdoğan, Beşar Esad’ın Türkiye ile ilişkileri düzeltmek adına bir adım attığı anda ‘karşılık vereceklerini’ söylemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Şimdi öyle bir noktaya geldik ki Beşar Esad şu anda Türkiye ile ilişkileri düzeltme noktasında bir adım attığı anda biz de ona karşı o yaklaşımı gösteririz. Çünkü biz dün Suriye ile düşman değildik ki biz Esad ile ailece görüşüyorduk”.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Bakırhan: AKP – MHP İktidarını Göndereceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Erdoğan’ın Ahlat’ta yaptığı konuşmasına verdiği yanıtta, Hey Maşallah! Sanırsın, her gün insanlar Kürtçe şarkı söylediği ve halay çektiği için tutuklanmıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sanırsın bir takımın formasını giydiği için lince uğramıyor, tutuklanmıyor. Sanki, Siirt’te bir düğünde anneye ev hapsi, 3 kızına tutuklama kararı Kürtçe şarkı eşliğinde halay çektiği için değil, bir banka soygununda yakalandığı için verilmiş.”

Bakırhan, ayrıca, “Ama Erdoğan merak etmesin. Bu söylediklerini hayata geçirecek tek parti DEM Parti’dir. Demokratik, eşit, özgür bir ülke için AKP-MHP iktidarını göndereceğiz. Birlikte yaşamı kuracağız” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Erdoğan’ın Bitlis’teki konuşmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Bakırhan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan Bitlis’te adeta BM İyi Niyet Temsilcisi gibi konuşmuş. ‘İnsanımızın kökeninden, inancından, dilinden dolayı ötekileştirildiği günler artık geride kalmıştır’ demiş.

Aman dikkat! Bu sözleri söyledikten sonra küçük ortağından bir subliminal mesaj daha gelebilir. Kendisine önerimiz var. Ülkeye bir ayna tutsun ve ülkedeki sokağın sesini dinlesin, ırkçı – ayrımcı siyaset sahiplerinden kendini kurtarsın!

Erdoğan öyle bir tablo çizmiş ki sanırsın, 2028 yılındayız. AKP – MHP iktidarı yok. Kürt meselesi demokratik temelde çözülmüş, Alevilerin eşit yurttaşlık talebi yerine getirilmiş ve ibadet sorunu çözülmüş, herkes anayasal olarak eşit yurttaş kabul edilmiş.

Erdoğan ve ortağının siyasette tek fonksiyonu var: Hakikati inkâr etmek! Bu söyledikleri, gerçeklikten kopuş değil, bilinçli şekilde ülkeyi yoğun bakımda tutmaktır!

Hey Maşallah! Sanırsın, her gün insanlar Kürtçe şarkı söylediği ve halay çektiği için tutuklanmıyor. Sanırsın bir takımın formasını giydiği için lince uğramıyor, tutuklanmıyor. Sanki, Siirt’te bir düğünde anneye ev hapsi, 3 kızına tutuklama kararı Kürtçe şarkı eşliğinde halay çektiği için değil, bir banka soygununda yakalandığı için verilmiş.

Ama Erdoğan merak etmesin. Bu söylediklerini hayata geçirecek tek parti DEM Parti’dir. Demokratik, eşit, özgür bir ülke için AKP – MHP iktidarını göndereceğiz. Birlikte yaşamı kuracağız.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan bugün Ahlat’ta yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: “Bu topraklardaki kardeşlik hukuku tarihimizin hiçbir döneminde mezhebe, meşrebe, etnik kökene göre belirlenmedi. Birlik, beraberlik ve kardeşlik hukukumuzu ortak kadere, ortak imana, ortak geçmiş ve geleceğe göre şekillendirdik.

Bin yıllık yol, mücadele ve kader arkadaşları olarak şimdi de istikbale yürüyoruz. Herkes şunu anlasın, ay yıldızlı al bayrağın gölgesinde 85 milyon biriz, beraberiz. Türk, Kürt, Arap, Zaza, Laz, Çerkez, Sünni, Alevi, hepimiz bu topraklar üzerinde biriz, beraberiz, kardeşiz.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Yanıt: Tükenmişlik Sendromu

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın, Ahlat’ta yaptığı konuşmada, “Provokatör marjinal” dediği TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Meclis’te saldırıya uğramasının ardından muhalefetin gösterdiği tepkiyle ilgili eleştirisine de yanıt verdi.

Ahmet Şık’ın konuşmasındaki üslubu kendisinin de eleştirdiğini belirten Özgür Özel, “Alpay Özalan denen organizmaya neden bir şey söylemiyor? Kürsüye saldırıyor, kan akıtıyor, kadına şiddet uygulanmasına ön ayak oluyor, her şeyi başlatıyor. Ahmet Şık’ın sözü ağırdı, bazı kelimeleri Meclis’e yakışmadı. Alpay Özalan Türkiye’ye yakışmıyor. Biz Özalan’ı milli takımda oynarken milli gururumuz olarak görürdük, Erdoğan’ın partisinde milli utancımıza dönüştü. Buradan özeleştiri yapması gereken kişinin eleştiriye yeltenmesini tükenmişlik sendromuna bağlıyorum” dedi.

Erdoğan Ahmet Şık’a dair şunları söylemişti: “Gazi Meclisin adabına yakışmayacak şekilde provokatörlük yapan bir marjinale kimlerin kol kanat gerdiğini hep birlikte takip ettik. Milletin Meclisinde milletin kürsüsünde millete hakaret eden, milli iradeye hakaret eden, dilinden kin ve nefret akan bu provokatörü ellerinden gelse demokrasi havarisi ilan edeceklerdi.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Erdoğan’ın partisine yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Özgür Özel, Erdoğan’ın Bitlis’te İBB’ye yönelik sözlerine “O İstanbul’a geldiğinde 261 hançer saplandı” sözleriyle yanıt verdi. Özel, TBMM’deki Can Atalay oturumunda AK Partili Alpay Özalan’ın TİP’li Ahmet Şık’a saldırısı hakkında yaptığı yorum için de “Alpay Özalan denen organizmaya neden bir şey söylemiyor” dedi.

Karakucak güreşleri için Ankara Keçiören’i ziyaret eden Özel, Erdoğan’ın Vaniköy’de geçmişte yapı ruhsatı verilen ve yenileme sırasında İBB tarafından mühürlenen inşaat üzerinden sarf ettiği “İstanbul’un en nadide çevre hazinesini para babalarına peşkeş çekiyorlar. Göreve geldikleri belediyeleri 3 ayda hısım, akraba çiftliğine çevirdiler” sözlerine “O İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda İstanbul’da 4 gökdelen vardı, bugün 265 gökdelen var. İstanbul’un bağrına 261 hançer sapladı” dedi.

“Alpay Özalan Türkiye’ye yakışmıyor”

Özel, Erdoğan’ın, “Provokatör marjinal” dediği TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Meclis’te saldırıya uğramasının ardından muhalefetin gösterdiği tepkiyle ilgili eleştirisine de yanıt verdi.

Ahmet Şık’ın konuşmasındaki üslubu kendisinin de eleştirdiğini belirten Özgür Özel, “Alpay Özalan denen organizmaya neden bir şey söylemiyor? Kürsüye saldırıyor, kan akıtıyor, kadına şiddet uygulanmasına ön ayak oluyor, her şeyi başlatıyor. Ahmet Şık’ın sözü ağırdı, bazı kelimeleri Meclis’e yakışmadı. Alpay Özalan Türkiye’ye yakışmıyor. Biz Özalan’ı milli takımda oynarken milli gururumuz olarak görürdük, Erdoğan’ın partisinde milli utancımıza dönüştü. Buradan özeleştiri yapması gereken kişinin eleştiriye yeltenmesini tükenmişlik sendromuna bağlıyorum” dedi.

Paylaşın

Erdoğan’dan CHP’ye Sert Sözler: Gösteriş Müptelası Elitistler

Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Zaferi’nin anma etkinliklerinde yaptığı konuşmada, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yüklendi ve CHP yöneticilerini “gösteriş müptelası elitistler” olarak tanımladı.

Erdoğan, “Meydanlara söz verdikleri halde binlerce belediye işçisini gelir gelmez kapı dışarı ettiler. Halkçılık maskesinin arkasından Avrupa başkentlerinde halkın paralarıyla keyif çatan gösteriş müptelası bir elitizm çıktı” dedi.

“Yıllarca çevre üzerinden bize ders vermeye kalktılar, şimdi İstanbul’un en nadide çevre hazinesini para babalarına peşkeş çekiyorlar. Sabah akşam güya liyakat üzerinden ahlak tüccarlığı yapıyorlardı. Göreve geldikleri belediyeleri 3 ayda hısım-akraba çiftliğine çevirdiler” diyen Erdoğan, kendi partisinin uzun yıllardır sıklıkla muhatap olduğu “nepotizm” suçlamasını ana muhalefete yöneltti.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Malazgirt Zaferi’nin 953. yıl dönümü kutlama törenleri kapsamında Bitlis’in Ahlat ilçesinde düzenlenen etkinliğe katılarak bir konuşma yaptı.

Erdoğan, konuşmada, “Yasakların, baskıların, yokluk ve yoksullukların olduğu o eski günler artık bir daha gelmemek üzere tamamen geride kalmıştır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ayrıca, “Zorlu mücadeleler neticesinde çok ağır bedeller ödeyerek elde ettiğimiz kazanımlarımızı kimsenin elimizden almasına müsaade etmeyiz. Belini kırdığımız, nefesini kestiğimiz, sınırlarımız içinde artık fıkırdayamaz hale getirdiğimiz terör tehdidinin tekrar hortlatılmasına izin vermeyiz,” diye ekledi.

“Hukuk ve demokrasi içinde, anayasal zeminde şehirlerimize hizmet için çalışanlarla herhangi bir sorunumuz yoktur ve olamaz. Ama eski günleri özleyenlere, çatışmayı, terörü, gerilimi, şiddeti, baskıyı özleyenlere bizi eski karanlık günlere tekrar çekmek isteyenlere ise asla eyvallah etmeyiz.”

Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada ayrıca, geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) çatısı altında yaşanan kavgaya da değindi ve lideri olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) İzmir Milletvekili Alpay Özalan’ın saldırdığı Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ı “provokatör” olarak nitelendirdi.

Erdoğan, “Gazi Meclis’in adabına yakışmayacak şekilde provokatörlük yapan bir marjinale kimlerin kol kanat gerdiğini hep birlikte takip ettik. Milletin Meclisi’nde, milletin kürsüsünde millete hakaret eden, milli iradeye hakaret eden, dilinden kin ve nefret akan bu provokatörü ellerinden gelse demokrasi havarisi ilan edeceklerdi,” ifadelerini kullandı.

“Gösteriş müptelası elitistler”

Cumhurbaşkanı konuşmasında ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) de yüklendi ve CHP yöneticilerini “gösteriş müptelası elitistler” olarak tanımladı.

“Meydanlara söz verdikleri halde binlerce belediye işçisini gelir gelmez kapı dışarı ettiler. Halkçılık maskesinin arkasından Avrupa başkentlerinde halkın paralarıyla keyif çatan gösteriş müptelası bir elitizm çıktı” diyen Erdoğan, CHP üst yönetiminin Paris 2024 Yaz Olimpiyatları’nda Türk sporcuları desteklemek için Fransa’nın başkentine seyahat etmelerine değindi.

“Yıllarca çevre üzerinden bize ders vermeye kalktılar, şimdi İstanbul’un en nadide çevre hazinesini para babalarına peşkeş çekiyorlar. Sabah akşam güya liyakat üzerinden ahlak tüccarlığı yapıyorlardı. Göreve geldikleri belediyeleri 3 ayda hısım-akraba çiftliğine çevirdiler” diyen Erdoğan, kendi partisinin uzun yıllardır sıklıkla muhatap olduğu “nepotizm” suçlamasını ana muhalefete yöneltti.

Paylaşın

Özel’den İktidara “Yeni Anayasa” Tepkisi: Milletin Anası Ağlıyor

Gaziantep’te düzenlenen fıstık mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Buradan Erdoğan ve Bahçeli’yi uyarıyorum. Sahte gündemlerinizin peşine takılıp Antep fıstığı üreticilerini yalnız bırakmayacağım. Emekçiyi sömürenlerle gidecek yolumuz, konuşacak konumuz, bir anayasa gündemimiz yok” dedi.

Haber Merkezi / Hasat mevsimindeki Antep fıstığı üreticilerinin düşük fiyatlardan dolayı gerçekleştirdiği traktörlü eylem sonrası çiftçinin sorunlarını gündeme taşımak isteyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gaziantep’te ‘Fıstık Mitingi’ düzenledi.

Mitinge katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yanlış tarım politikaları nedeniyle çiftçinin çok zor durumda olduğuna dikkat çekerek, “Bu kadar emeğin bu kadar masrafın sonunda çiftçi rahat bir nefes almak istiyor. Bugün fıstık üreticisinin nefesini kesenler var, fıstık üreticisinin cebine göz dikenler var. Bütün masraflar iki katına çıkmışken Gaziantep’in geçiminin ana maddesi olan fıstığın fiyatı geçen sene 115 lira da bu sene neden 90 lira? Bu akılla vicdanla izah edilebilir mi?” dedi.

Özel, konuşmasına “Bir avuç aracıyı, bir avuç taciri korumayı bırakın. Derdi sen çekeceksin, parayı başkası kazanacak. Yok öyle yağma. Yazıklar olsun böyle düzene, yazıklar olsun. Tarım Bakanı orada burada abuk subuk telefon görüşmeleri yapmayı bırak. Geçen sene 4 kilo fıstık satıp 1 işçi yevmiyesi ödeniyordu. Bu sene 10 kilo fıstık satılması gerekiyor. Onun için buradayım” ifadeleriyle devam etti ve ekledi:

“CHP sadece eleştiren bir parti değil, çözüm yollarını söyleyen partiyiz. İktidar olduğumuzda Toprak Mahsulleri Ofisi, Gaziantep’te fıstık almak zorundadır. TMO, fıstık alacak. Fıstıkta derhal taban fiyat uygulamasına geçeceğiz. Artan sıcaklar, fıstıkta verimi düşürüyor. Sulama zaruri hale geldi. Fıstığın sulanması için projelerin başlatılması lazımdır. Bu bölgede sadece fıstık değil, kırmızı biber çiftçileri de feryat ediyor. Geçen sene Islahiye’de tarlada 130 lira olan biber, bu yıl 60 liraya alıcı bulamıyor. Bu sorunun en önemli sebeplerinden bir tanesi de kırmızı biber ithalatına izin veren anlayıştır.

“Türkiye’de bir tarım krizi vardır”

Bugün Türkiye’nin her tarafında çiftçiler ayaktadır. Türkiye’de bir tarım krizi vardır. Fiyatlar çiftçi için ucuz, tüketici için pahalıdır. Tarlada 10 lira olan ürün, markette 100 lira. Ama Tayyip Erdoğan çiftçilerin sıkıntısı yok diyor. Bizi de çiftçilerin sorunlarını istismar etmekle suçluyor. Rahatsız oluyor bunları konuşmayın diyor. Onun yerine kavga çıkarmak, tartışma yapmak, polemik yapmak ve gündemi kaptırmak istiyor. Kendilerini hükümetten görmeyen olduğunu söyleyen bazıları da bunların peşine takılıp olur olmaz gündemlerle başka şeyler konuşmak istiyor.”

Konuşmasında, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye çağrıda bulunan CHP Lideri Özel, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı: “Tayyip bey, Devlet bey! Her fırsatta bir beka sorunu icad etmeye çalışıyorsunuz ya, siz gelmeden önce kendi kendine yetebilen bir ülke bugün buğdayı bile ithal ediyorsa, bugün fıstık üreticisi borçlarını ödeyemiyorsa, bu siyasi değil vicdani bir tepkidir.

Sesinizi duyuracağım ama bu defa sesinizi bu iktidara ve onun küçük ortağına değil, sesinizi bütün Türkiye’ye duyuracağız. Çünkü artık bu hükümetin bu ülkeye verecek hiç bir şeyi yoktur. Buradan Erdoğan ve Bahçeli’yi uyarıyorum. Sahte gündemlerinizin peşine takılıp Antep fıstığı üreticilerini yalnız bırakmayacağım. Emekçiyi sömürenlerle gidecek yolumuz, konuşacak konumuz, bir anayasa gündemimiz yok” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye Yanıt: Ferdi Tayfur Dinle İyi Gelir

Partilerini hedef alan Devlet Bahçeli’ye yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bahçeli biraz efkarlı… Ferdi Tayfur dinlesin bence. Ona daha iyi gelir” dedi.

Bahçeli’nin ‘DEM Parti milletvekillerinin maaşları kesilsin’ sözlerine de dikkat çeken Bakırhan, “Meclisten at, belediyesini gasp et, halayını yasakla; partiyi kapat, idam sehpasını kur. Hitler bile öyle değil. Sen kimsin? Bin yıllardır bu coğrafyada yaşamış, kadim halklardan birisi. Ayıptır. ‘Devletin maaşını alıyor’ diyor. 30 milyon Kürt, devlete vergi ödüyor” diye konuştu.

Tuncer Bakırhan, ayrıca, AK Parti’nin kurucu kadrolarının bile MHP’den rahatsız olduğunu belirterek, “MHP, AKP’ye atanmış kayyımdır. İktidar, seçim için bunları söylemiyorum. MHP’nin ipi ile inilen kuyuda kalınır” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, t24’ten Gökçer Tahincioğlu ve Namık Durukan’ın sorularını yanıtladı. Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, partisini hedef alan açıklamalarına ilişkin şunları ifade etti:

“MHP gerçekten Türkiye’de oyun kurma peşinde değil. AKP, ‘ikinci yüzyıl inşası diye başladı’ ama MHP ile bir inşanın, bir demokrasinin, daha rahat nefes alınacak bir zeminin oluşmasının imkânı yok. Sürekli kendisini sahip gören, üstenci, hakaret ve küfürlerle başta partimiz olmak üzere muhalefeti sindirmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Bizi sanırım bu toprakların parçası olarak görmüyor. Biz buradayız, bin yıllardır buralardayız, buralarda olmaya devam edeceğiz.

MHP muhalefetin, mevcut iktidar politikalarına eleştirilerini sindiremiyor. MHP’nin yaklaşımına dikkat ederseniz bugüne kadar Türkiye’deki herhangi bir meselenin çözümüne dönük olumlu tek bir programı, planı yok. Sürekli eleştireni tehdit eden, eleştiriler karşısında kendisini konumlayan ve aslında siyasete ait olmayan bir dili kullanmaya çalışıyor. Türkiye’de bugüne kadar siyaset dili böylesine dibe düşmemişti.

Biz Türkiye halklarına olan saygımızdan dolayı böyle bir dili kullanmayı düşünmüyoruz. Hakaret eden bu faşist zihniyet, anlayış karşısında söyleyeceğimiz tek bir şey var. Biz bunu tanıyoruz, bu dil bizim mücadelemizi engelleyemeyecek. Çetelerle, mafyalarla günün her dakikası, her saati poz veren, fotoğraf veren; onlar için yasal düzenlemeler çıkaran ve bunu aleni, açık bir şekilde yapan bir siyasi partinin bu ülkeye, bu ülkenin geleceğine, halklarına verebileceği bir şey yoktur.

Asıl bağımsız, tarafsız bir yargı olsaydı kapısına kilit vurulacak partinin hangisi olduğunu bence çok iyi görürdük. Sinan Ateş cinayeti… Güpegündüz çakarlı araçlarla bir insan katlediliyor. Her şey açık, aleni bir şekilde ortada. Böylesine pervasızca bir akılla karşı karşıyayız. Biz bu toprakların gerçek bileşenlerinden birisiyiz.

Bölgede işlenen her olay aslında, biraz kazınırsa, arkasındaki bence aktörler çok bellidir. Bu toprakları zehirliyor. MHP’nin dili halkları uzun vadede karşı karşıya getirecek bir zemin yaratıyor. Kavgadan, gürültüden, parmak sallamadan, kapatmaktan başka bir şey bilmiyor. Kirli işlerde büyük, ortaklıkta küçük, insanlık adına herhangi bir katkısı olmayan bir dille bir siyasi anlayışla karşı karşıyayız. Bu zehirli dil halkları karşı karşıya getirmek istiyor ama zaten tam da biz onun için varız. Bizim varlığımız içeride çıkabilecek olumsuzları engelleyecek bir duruştur.

“Ferdi Tayfur dinlesin”

Bence Bahçeli biraz efkârlı. İktidarını kaybetmesinden kaynaklı, bizim Türkiye sathındaki bütün zemin ve alanlara son süreçte özellikle yoğun bir şekilde girip onların sorun alanlarında buluşmamız, sahiplenmemizden kaynaklı çok efkârlı ama efkarını küfürlerle bizim üzerimizden dağıtma yerine Ferdi Tayfur dinlesin bence. Ona daha iyi gelir.

Bugüne kadar AKP ile MHP’nin ya da başka siyasi partilerin kurmuş olduğu ortaklık ya da ilişki, bunlarla hiç böyle bir ilişki kurmadık. Sürekli eleştirel bir noktadaydık. Şunu da söyledik; demokratik bir anayasa, Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda bir irade varsa, bir irade ortaya çıkarsa biz bu iradenin işlerinin kolaylaştırılmasını sağlarız. Çözüm sürecinde geleneğinden geldiğimiz partinin takındığı tutum da buydu.

Türkiye’nin geleceğine, halkın lehine, demokrasinin, özgürlüklerin lehine atılacaksa bir adım, varsa olumlu bir atmosfer buna katkı sunmak üzerine kuruluydu. Ama bu denendi. Burada bir kez daha gördük ki aslında AKP de meselenin çözümü konusunda sağlam bir iradeye sahip değilmiş, böyle bir perspektifi de yok. Eğer öyle olsaydı devam ettirirdi. Çeşitli gerekçelerle bu havayı bulandıran kimi pratiklerin karşısında sağlam durabilirdi. AKP’yi biraz MHP’ye iten aslında arka plandaki düşünceleriydi. Bizimle alakalı bir durum değil. Kürt meselesi, demokratikleşme, yeni anayasa biraz iktidarlarını devam ettirmek için kullandıkları bir argüman gibi duruyor.

Öyle olmasaydı bu karanlık ittifak bunca yıl devam etmezdi. Bahçeli racon kesiyor AKP yapıyor. Emin olun bakın AKP’nin kurucu lider kadrolarının birçoğu ile ben, partimiz çeşitli zeminlerde karşılaşıyoruz, sohbet ediyoruz dönem dönem, çok rahatsızlar. AKP-MHP arasındaki bu ilişkiden sanırım rahatsız olmayan sanırım sadece saray ve çevresidir. AKP’nin kendi kurucu zemini bence büyük oranda buna karşıdır.”

Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın