Can Atalay’dan Yeni Mesaj: Çözüm Meclis Başkanlığı’nda

TBMM’de yaşanan kavgalı oturuma ilişkin yazılı bir açıklama yapan TİP Milletvekili Can Atalay, “Bitirilmek için aylardır uğraşılan ‘olay’ her aşamada hukuku, adaleti, kurumları ve en sonunda Meclis’i nasıl içine alarak, tüketerek, kirleterek ve genişleyerek devam ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Açıklamasının devamında, yaşanan sürecin ancak hukukun açık emri yerine getirildiği zaman durabileceğini vurgulayan Atalay, “Can Atalay’ı bir süre daha hapiste tutmanın derdinde ve çabasında olanlar bile yol açtıkları tahribatı görüyorlar. Can Atalay’ı hapiste tutmayı başarabilmek konunun en önemsiz detayı. Ancak ne var ki Anayasa’ya uymak, hukuka bağlılık basit bir işleme, Can Atalay’ın milletvekili listesine yeniden yazılmasına gelip düğümlendiği için etrafından dolaşılamıyor, bastırıldıkça daha zorlayıcı biçimde ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Can Atalay, sözlerini, “Bitti denilenin, bitmesi için her türlü usul, erkan, kurum kimliği, yasa, Anayasa’yı ayaklar altına almanın sonuç getirmediğini, olayın dönüp dolaşıp tekrar tekrar önlerine geldiğini/geleceğini artık herkesin gördüğünü” ifadeleriyle devam ettirdi. Atalay, AYM kararının basit bir işlem gerektirdiğini ve hem sorumluluk hem de çözümün Meclis Başkanı’nda olduğunu kaydetti.

Gezi Parkı Davası’nda aldığı 18 yıl hapis cezası mahkumiyeti nedeniyle Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçildikten sonra milletvekilliği düşürülen Can Atalay, TBMM’de yaşanan kavgalı oturuma ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Can Atalay açıklamasında, son oturum sonrasında ‘Can Atalay Olayı’nın kapanmadığını, daha da büyüdüğünü belirtti ve şöyle dedi:

“Konu ismim ile anılsa da özünde Anayasa’ya, yasalara, hukuka, hakka ve adalete sahip çıkma mücadelesini veren, keyfiliğe karşı duran, hakkımdaki uygulamanın yarattığı ve daha da yaratacağı vahim sonuçların farkında olarak eylemde bulunan, çaba gösteren, savunan, destekleyen, dayanışan, şiddete boyun eğmeyen herkese, milletvekillerine, partilere teşekkür ediyorum.

Çabalarınız ülkemizin bugünü ve geleceği bakımından çok kıymetli. Mevcut duruma bir bakalım: ‘Can Atalay Olayı kapandı mı?’ yoksa Meclis’i de içine alarak daha devasa bir boyuta mı taşındı? ‘Bitirilmek için aylardır uğraşılan ‘Olay’ her aşamada hukuku, adaleti, kurumları ve en sonunda Meclis’i nasıl içine alarak, tüketerek, kirleterek ve genişleyerek devam ediyor.

Bu süreç hukukun açık emri yerine getirildiği zaman ancak durabilir. Can Atalay’ı bir süre daha hapiste tutmanın derdinde ve çabasında olanlar bile yol açtıkları tahribatı görüyorlar. Can Atalay’ı hapiste tutmayı başarabilmek konunun en önemsiz detayı. Ancak ne var ki Anayasa’ya uymak, hukuka bağlılık basit bir işleme, Can Atalay’ın milletvekili listesine yeniden yazılmasına gelip düğümlendiği için etrafından dolaşılamıyor, bastırıldıkça daha zorlayıcı biçimde ortaya çıkıyor.

Anayasa’nın çiğnendiği yerde, çiğneyen her kurumun kendi meşruiyetini tartışmaya açtığı bir yerde artık olay Can Atalay Olayı’nı kat ve kat aşmış bir hal alıyor. ‘Bitti’ denilenin, bitmesi için her türlü usul, erkan, kurum kimliği, yasa, Anayasa’yı ayaklar altına almanın sonuç getirmediği, olay’ın dönüp dolaşıp tekrar tekrar önlerine geldiğini/geleceğini artık herkes görüyor.

Meclis’in yeniden toplantıya çağrılması yeni bir fırsattır. “Olay” zaten kaçınılmaz olarak Meclis yeniden açıldığında her gün baş gündem olacaktır. Çünkü Anayasa’nın korunması ve uygulanması için yemin eden, birinci derece sorumlu olan Meclis, kendisi Anayasa’yı çiğneyerek varlığını sürdüremez. Bu durumun görüleceğini, söyleyenin de çok iyi bildiği hukuken dayanaksız gerekçelerin arkasına sığınılmadan adım atılmasını umuyorum.

Anayasa Mahkemesi kararı basit bir işlem gerektiriyor. Sorumluluk ve çözüm Meclis Başkanı’ndadır. Milletvekilleri listesine adım yazılacak, eğer gerekli görülüyorsa karar Meclis kürsüsünden okunacak. Bütün işlem bu basitliktedir.

‘Can Atalay Olayı’nda, Anayasa hukuk mu geçerli olacak keyfilik mi baskın gelecek mücadelesinin odaklandığı bilinciyle davranan, yeniden toplantı çağrısı için çaba gösteren bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.”

Ne olmuştu?

TBMM, 16 Ağustos’ta Gezi Parkı davası nedeniyle olarak hapis cezası verilen ve Anayasa mahkemesinin kararına rağmen milletvekilliği düşürülen Can Atalay için Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un çağrısıyla toplandı. Olağanüstü oturum AKP’lilerin toplu saldırısına sahne oldu.

TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın konuşması sırasında AKP’li Meclis İdare Amiri Alpay Özalan, kürsüye koşarak Şık’a vurdu. Özalan’a karşılık verirken yere düşen Şık’ı, Özalan’ın peşinden gelen kalabalık AKP’li grup linç etmeye çalıştı. AKP’lileri durdurmaya çalışan muhalefet milletvekilleri de saldırıya uğradı. DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in kaşı yarıldı. Koçyiğit’in kaşından damlayan kanlar görüntülendi.

Paylaşın

Türkiye’den ABD’ye S-400 Önerisi: Kutulara Koyalım Siz Denetleyin

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den 1 filo F-35, 1 filo F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu öne sürüldü.

ABD merkezli Forbes dergisinde ise, Türkiye’nin “Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine” ilişkin bir makale yayımlanmıştı.

“Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?” başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapılmıştı.

Yunanistan karşısında hava gücünde üstünlük sağlamak isteyen Türkiye, bir yandan hava kuvvetleri filosundaki eksiklikleri gidermek için farklı seçeneklere yönelirken bir yandan 5. nesil savaş uçağı F-35’ler konusunda ABD’yi tartıyor.

Cumhuriyet’ten Doğa Öztürk’ün haberine göre; Ankara kulislerinde, NATO üyesi Türkiye’nin, müttefiki ABD’den 1 filo F-35, 1 filo F-35B istediği ve Rusya yapımı hava savunma sistemi S-400’ler içinse “Kutulara koyalım, siz denetleyin” önerisinde bulunduğu konuşuluyor. Rusya’dan 2.5 milyar dolar harcanarak alınan ve ABD ile krize neden olan S-400 hava savunma sistemleri halen depolarda bekletildiği belirtiliyor.

Kulislere göre Türkiye; F-35 programına tekrar katılmak için ABD’nin koşulu olan S-400 sorununu çözmek amaçlı bir teklifi masaya getirdi. Cumhuriyet’in ulaştığı ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden üst düzey bir yetkili ise iddiaları yalanlamadı ve “Top artık Türkiye’nin sahasında.

Türkiye’nin F-35 alımına ilişkin gereklilikler iyi bilinmektedir” ifadelerini kullanarak Washington’ın F-35 satışına yönelik şartlarını anımsattı.

Pakistan veya Hindistan formülü

ABD, S-400 hava ve füze savunma sistemi tedariki sebebiyle 2018’de Türkiye’ye yaptırım getirerek F-35 savaş uçağı teslimatlarını askıya almıştı. Türkiye için üretilen 6 adet F-35A savaş uçağı, o tarihten beri depolarda tutuluyor. Lockheed Martin tarafından üretilen bir adet F-35’in maliyetinin ise ortalama 130 milyon dolar olduğu basına yansıyor.

Öte yandan Türkiye’nin F-35 programına tekrar dahil edilmesi için “S-400’lere bir çözüm bulması gerektiği” koşulu ABD tarafından uzun zamandır öne sürülürken Ankara’nın Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satabileceği şeklindeki görüşler Amerikan basınında yankı bulmaya devam ediyor.

ABD merkezli Forbes dergisinde ise, Türkiye’nin “Rusya’yı da kızdırmadan S-400’leri üçüncü ülkelere satabileceğine” ilişkin bir makale yayımlanmıştı.

“Pakistan veya Hindistan, Türkiye’nin Kullanılmayan Rus S-400 Füzelerini Neden İsteyebilir?” başlıklı makalede eski Bakan Cavit Çağlar’ın “Pakistan ve Hindistan, Türkiye’nin beş yıl önce teslim aldığı ancak kullanmadığı bu füzeleri, farklı nedenlerle olsa da edinmek isteyebilir” sözlerine atıf yapılmıştı.

Paylaşın

AK Parti’nin Düşünce Kuruluşu SETA: Erdoğan’ın Zırhı Delindi

AK Parti’nin düşünce kuruluşu olarak çalışan, bürokrasiye atamalar ve tüm görevlendirmelerde basamak olarak kullanılan SETA, son raporunda, toplum psikolojisinde Erdoğan’ın dokunulmazlığının ortadan kalktığı tespitini yaptı.

AK Parti’nin yerel seçimlerdeki yenilgisinin nedenlerini ortaya koymak amacıyla hazırlanan SETA (Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) raporu, partinin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumdaki algısında köklü değişiklikler olduğunu gösteriyor. Aylar süren araştırmanın sonuçları, Erdoğan’ın artık eskisi gibi dokunulmaz olmadığını, yapılan hataların faturasının doğrudan ona kesilmeye başladığını ortaya koyuyor.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan‘ın, bugün köşesinden yer verdiği raporun, Erdoğan ve AK Parti’nin üst yöneticilerine sunulduğu belirtildi. Babacan, AK Parti’nin düşünce kuruluşu olarak çalışan SETA raporundaki başlıkları şöyle özetledi:

Adaletin yitimi: Rapora göre, adalet duygusu sadece yargı alanında değil, bürokraside ve kamu kurumlarında da zedelenmiş durumda. Liyakat yerine partiye yakın grupların avantaj sağladığına dikkat çekilen rapor, bu durumun toplumsal güveni sarstığını vurguluyor.

Parti içi bölünmeler: AK Parti içinde giderek derinleşen gruplaşmalar, partiyi zayıflatıyor. Ekipler arasında süregelen dedikodular ve çatışmaların, partinin motivasyonunu önemli ölçüde baltaladığı belirtiliyor.

Ekonomik kriz ve gelir adaletsizliği: Enflasyon ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, halkın AK Parti’den uzaklaşmasına neden oldu. Raporda, bu ekonomik sıkıntıların yerel seçim sonuçlarına doğrudan yansıdığı ifade ediliyor.

Erdoğan eleştiriden gayri değil: Belki de raporun en çarpıcı sonucu, Erdoğan’ın toplum nezdindeki dokunulmazlığını yitirdiği tespiti. Toplumun artık sadece parti yönetimini değil, Erdoğan’ı da olumsuz koşullardan sorumlu tuttuğu vurgulanıyor.

Sönük kutlama eleştirisi: AK Parti’nin kuruluş yıldönümü etkinliği de eleştirilere hedef oldu. Parti tabanı, organizasyonu zayıf ve etkisiz buldu; ‘Ortalama bir düğün gibiydi…’ yorumları yapıldı.

Öte yandan Nuray Babacan, AK Parti’nin güç odağı olmaya devam ettiği izlenimi yaratmak için yeni transferler yapmaya hazırlandığını belirterek, şu kulis bilgisini yazdı:

“Partinin güç odağı olmaya devam ettiği izlenimi yaratmak için yaptığı son transferlere yenilerinin ekleneceği de konuşulanlar arasında. Yakın zamanda Saadet Partisi’nden 1, Gelecek Partisi’nden 2 ismin AK Parti’ye geçişinin yapılacağı anlatılıyor. Bazı belediye başkanlarıyla da görüşmelerin sürdüğü aktarılanlar arasında…”

SETA’dan açıklama

SETA’dan ise konuya ilişkin açıklama geldi. Farklı konularda birçok raporun hazırlandığı belirtilen açıklamada “Bugün çeşitli medya platformlarında iddia edilen içerikle ilgili bir SETA raporu bulunmamaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” denildi.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Değişim” Mesajı CHP’yi Hareketlendirdi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘değişim’ mesajı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kulislerini hareketlendirdi. Parti kulislerinde Kemal Kılıçdaroğlu ile Ekrem İmamoğlu’nun işbirliğine gittiği, Özgür Özel’in ise yeni dönem için uzlaşı arayışında olduğu konuşuluyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen delegelerin oranının üçte bir civarında olduğuna dikkat çeken CHP kaynakları, Özel – İmamoğlu – Kılıçdaroğlu arasında yan yana durmayı başaran iki ismin parti yönetimini dizayn edebileceğine dikkat çekiyor.

Genel başkanlık için de ‘değişim’ olasılıkları CHP kulislerinde konuşuyor. Son zamanlarda görünürlüklerini arttıran ve üstü kapalı eleştiriler yöneltilen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın isimlerin ön plana çıkması, CHP Tüzük Kurultayı sonrasında olası adaylık çıkışı olarak değerlendiriliyor.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın haberine göre; CHP’de 6-9 Eylül’de düzenlenecek Tüzük Kurultay’ına sayılı günler kala ‘değişim’ tartışmaları kulisleri hareketlendirdi. Her ne kadar Tüzük Kurultayı’nın seçimli olmayacağı önceden belli olsa da, son dönemde Genel Başkan Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamalar ve peşi sıra gerçekleşen görüşmeler kurultay sonrasında hem parti genel başkanının değişebileceği ve hem de olası cumhurbaşkanı adayı konusunda görüşmelerin hızlandığı yorumlarına neden oluyor. Parti kulislerinde Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu’nun işbirliğine gittiği, Özgür Özel’in ise yeni dönem için uzlaşı arayışında olduğu konuşuluyor.

Değişim tartışmalarının fitilini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun verdiği ‘değişim’ mesaj ateşledi. İmamoğlu’nun “Geçtiğimiz yıl partimizin 100. Yılını kutladığımız etkinlikte CHP değişirse Türkiye değişir demiştim. Bu anlamda çok net ifade edeyim, CHP değişecek ve Türkiye de değişecek. Bu sürecin, bu yolculuğun başka bir sonucu olamaz, olmamalıdır” sözlerinin hemen ardından kritik bir görüşme gerçekleşti.

İmamoğlu, bu açıklamalarının ardından, kongreden sonra yan yana gelmediği eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bire bir görüşme gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun evinde gerçekleştirilen görüşmede Tüzük Kurultayı, ön seçim konusu ve Özel’in ‘normalleşme’ söylemlerinden duyulan rahatsızlık gündeme geldi. İmamoğlu daha sonra yaptığı açıklamada bu görüşmenin devamını geleceğini belirterek, Kılıçdaroğlu için ‘başımın tacı’ açıklamasında bulundu. Bu görüşme partide ‘buzların eridiği’ yönünde değerlendirirken, bir işbirliği kapısının da açılacağına yorumlarını beraberinde getirdi.

İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu bu görüşmeden kısa süre sonra bir kez daha, bu kez İstanbul’da bir düğünde bir araya geldi. CHP Tuzla eski İlçe Başkanı Hasan Uzunyayla’nın oğlunun düğününde yan yana oturan ikili, takdimler sırasında birbirlerini alkışladı. Asıl göze batan konu ise, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in İstanbul’da olmasına rağmen düğünde yer almaması, hatta davet edilmediğine dair iddiaları oldu. yorumlandı.

İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu arasında peş peşe görüşmeler gerçekleşirken bu kez Özgür Özel, eski genel başkanla görüşeceğini duyurdu. Kılıdaroğlu ve Özel’in yapacağı görüşmenin ardından vereceği mesaj partililer tarafından büyük merakla bekleniyor. Görüşme gerçekleşmeden Özel’in hafta sonu yaptığı ‘cumhurbaşkanı adayı olmayacağı’ açıklaması da parti kulislerinde Ekrem İmamoğlu’na ‘uzlaşı’ çağrısı olarak yorumlanıyor. Ancak Özel kendisinin cumhurbaşkanı adayı olmayacağını açıklayarak İmamoğlu’na ‘uzlaşı’ çağrısı yaparken bir yandan da Mansur Yavaş’ın olası adaylığını hatırlatıyor. Özel’in Mansur Yavaş’ın düzenlediği etkinliklerine katılarak, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın adaylığının da önünü kapatmadığı yorumları yapılıyor.

Özel – İmamoğlu – Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmelerin altında delege hesapları yer alıyor. Halen Kılıçdaroğlu’nu destekleyen delegelerin oranının üçte bir civarında olduğuna dikkat çeken CHP kaynakları, Özel-İmamoğlu-Kılıçdaroğlu arasında yan yana durmayı başaran iki ismin parti yönetimini dizayn edebileceğine dikkat çekiyor. Bu noktada son dönemlerde yapılan görüşmeler ve açıklamalar Tüzük Kurultayı sonrası CHP’ne hararetli bir sonbaharı beklediği izlemini veriyor.

Gökhan Günaydın ve  Oğuz Kaan Salıcı

Özel – İmamoğlu – Kılıçdaroğlu cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, Tüzük Kurultayı sonrasında genel başkanlık için de ‘değişim’ olasılıkları CHP kulislerinde konuşuyor Son zamanlarda görünürlüklerini arttıran ve üstü kapalı eleştiriler yöneltilen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın isimlerin ön plana çıkması, Tüzük Kurultayı sonrasında olası adaylık çıkışı olarak değerlendiriliyor.

Tüzük Kurultayı için herhangi bir seçimli kurultay tartışması tamamen kapanmış olsa da sonraki süreçte CHP’de yine tartışmalı günlerin beklediği iddiaları kulislerde konuşuluyor. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu ile yaptığı görüşmenin ardından yaptığı açıklamalarda siyaseti bırakmadığını belirtmesi, siyasete geri dönüş sinyali olarak değerlendiriliyor. Parti kulislerinde, Özel yönetimindeki CHP’nin Tüzük Kurultayı’nda sergileyeceği performans ise ilerleyen zamanların kilidi olarak yorumlanıyor.

Paylaşın

Meclis’te Yedinci Siyasi Parti Grubu Kuruluyor!

Demokrat Parti (DP) Milletvekili Cemal Enginyurt, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ile TBMM’de ortak grup kurmaya yaklaştıklarını söyledi ve Meclis’in açılacağı Ekim ayını işaret etti.

Cemal Enginyurt, yeni bir grup kurma gerekçesini ise, “Meclis’te konuşma hakkımız yok. Grubumuz olmadığı için 1 dakika bile konuşamıyoruz” ifadeleriyle açıkladı.

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, TELE1’de ekranlara gelen ‘Kayıt Dışı’ programında gündeme dair açıklamalar yaptı.

Enginyurt, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) ile Demokrat Parti’nin, TBMM’de 20 milletvekili ile ortak grup kuracak yeter sayıya ulaştığını söyledi. Yaklaşık 25 vekil ile grup kurmayı planladıklarını belirten Enginyurt, “Ekim ayında göreceğiz” dedi.

Enginyurt’un açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: “Bizim Kemal Bey’den (Kemal Kılıçdaroğlu), CHP’den milletvekili alalım gibi bir düşüncemiz asla yok. İYİ Parti’den ayrılanlar var, partisinden mutsuz olduğunu düşündüğümüz, bir sonraki dönemde de aday yapılamayacağına kendinin bile inandığını gördüğümüz insanlar var.

Böyle bir diyalogla 25 civarında bir grup kuralım diyoruz. Bunu da şunu için kuralım: Ne DEVA ne Demokrat Parti, Meclis’te konuşma hakkımız yok. Grubumuz olmadığı için 1 dakika bile konuşamıyoruz. Ama Meclis’te konuşacak çok kabiliyetli insanlar var.

Mesela Salih Uzun, Haydar Altıntaş… Çiftçi konusunda Demokrat Parti’sin söylüyorum… DEVA’da Mehmet Emin Ekmen… Biraz bana test de gelse böyle Güneydoğu kökenli falan, Mustafa Yeneroğlu… Farklı da görsek bize göre farklı ama hümanist bir dünya görüşüyle farklı kesimlere hitap eden. İdris Şahin var, Elif Hanım var. Şu an aklıma gelenler böyle.

20’ye ulaştık diyebiliriz. 20’de sıkıntımız yok yani. Ama biz 20 olsun istemiyoruz. Çünkü Allah korusun biri ölebilir, ayrılabilir. En azından 20’yi aşan bir sayı olsun. Ekim ayında göreceğiz inşallah. Beceriksizlik olursa bizden kaynaklanmıştır.”

Paylaşın

Zafer Partisi Lideri Özdağ’dan “Erken Seçim” Mesajı

Partisinin 3. kuruluş yıl dönümünde konuşan Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, “Boş tencere bütün iktidarları götürür ve bugün tencere boştur. Boş tencereye rağmen baskı politikalarıyla iktidarda kalamazsınız, yapsanız yapsanız, tencereyi patlatırsınız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onun için biz iktidara buradan büyük bir sakinlik içerisinde, büyük bir soğukkanlılık içerisinde ülke ve kendileri için doğru olanı yapmalarını öneriyoruz. Bu israf ekonomisinden derhal vazgeçip bunu halka gösterecekler, sarayın ışıkları sönecek, sarayın uçakları satılacak ve yandaşlardan vergi alınacak. Esnaf rahat bırakılacak. Ancak böyle bir ortamda gidilecek bir erken genel seçim Türkiye’nin bu sokakları alev alev yakan öfkesini yatıştıracak ve vatandaşa umut verecektir.”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin 3. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla genel merkezde partililere hitap etti. Ümit Özdağ’ın konuşması şöyle: “26 Ağustos 2021’de Zafer Partisi’ni sizlerle birlikte kurarak yola çıktık ve bugün üçüncü yılımızı doldurduk. Bu üç yıl içerisinde zor bir mücadele verdik ve bu mücadelenin üçüncü yılda önemli bir aşamaya ulaşmış olduğunu görüyoruz.

Üç yıl önce örtülü istila konusunda kimse konuşmazken mevcut sistem partileri iktidarıyla muhalefetiyle bu örtülü istilayı bu yeni kavimler göçünü kabullenmiş, Türk halkının bu işgale karşı direnmesini engellemek için değişik masallar anlatırken Zafer Partisi tek başına Türk milletine ve Türk devletine karşı kurulan bu işgal ve işgalin peşinden getirilmesi hedeflenen Türkiye’nin iç çatışmaya sürüklenme komplosuna karşı çıktı.

Bütün ambargolara bütün Zafer Partisi’ni etkisizleştirme, kuşatma, tutuklama tehdidi, tutuklama girişimlerine rağmen yılmadan doğru olanları Türk milletine güçlü bir sesle ve kararlılıkla anlattı. Geldiğimiz noktada Zafer Partisi’nin haklılığını bütün Türk milletinin gördüğünü memnuniyetle müşahede ediyoruz.

Anketlerde de Zafer Partisi’nin sığınmacı ve kaçaklara yönelik uygulamayı önerdiği politikaların nasıl büyük bir destek aldığını tespit ediyoruz. Üç sene önce Devletler hukukuna aykırı bu insanları geri yollayamayız diyen siyasi partilerin şimdi biz de gönüllü olanları yollayacağız noktasına geldiklerini tespit ediyoruz.

Tabi biliyoruz ki kimse gönüllü gitmez. Gönüllü yollayacağız diyenler aslında yollamayacağız diyenler. Ama bunu Türk milletine Zafer Partisi’nden korktukları için söyleyemiyorlar artık ve biz bu sahte tavrı bundan sonra deşifre etmeye, kararlılıkla deşifre etmeye devam edeceğiz.

Ancak, Zafer Partisi sadece 13 milyon sığınmacıyı, kaçağı vatanlarına geri yollayacak parti değildir. Zafer Partisi aynı zamanda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’ni milli üniter ve laik bir devlet olarak 21. yüzyılda çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmayı hedefleyen partidir.

Zafer Partisi Atatürk’ten taviz vermeyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçek partisidir. Biz, Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz mirasını reddedip sonra biz “Atatürk’ün partisiyiz” diye seçim dönemlerinde ortaya çıkanlar gibi Atatürk’ün düşmanlarını bağırlarına basıp biz onlara “vatan haini diyemeyiz” diyenler gibi davranmıyor. Biz, Cumhuriyet’in düşmanlarına Mustafa Kemal Atatürk’ten aldığımız feyzle Mustafa Kemal Atatürk nasıl davrandıysa öyle davranıyoruz, öyle davranmaya da devam edeceğiz.

Zafer Partisi, FETÖ terör örgütü ile net, açık bir mücadele içerisinde olan, bünyesinde FETÖ’cü barındırmayan, tahammül etmeyen tek partidir aynı zamanda.

Zafer Partisi üçüncü yıla çalışmalarında girerken güçlü kadrosuyla her geçen gün daha etkili bir şekilde Türkiye’nin yaşamış olduğu ekonomik krizi neoliberal paradigma dışında nasıl aşacağını devlet planlama teşkilatını nasıl kuracağını, planlı kalkınma sürecini nasıl başlatacağını, Türkiye’yi tarım ve hayvancılıktan başlayan yeni bir ekonomik atılım süreci içerisine nasıl sokacağını, imalat sanayinin nasıl yeniden yapılandırılacağını anlatan, ortaya kalkınma projesi koyan, ekonomiyi sadece döviz, borsa, kur endeksi dışında konuşan ve kalkınma programı olan tek partidir.

Partimiz şimdi Kasım ayında yapmayı hedeflediğimiz kongreye doğru hazırlıklarını sürdürmekte. İlçe kongrelerimiz devam ediyor. Çok yakında il kongrelerimiz başlayacak ve bu kongrelerden aldığımız güç ve hızla büyük kurultayımızı gerçekleştireceğiz. Partimize bu kurultayda çok önemli, ciddi, Türkiye’yi şaşırtacak, sistem partilerini şaşırtacak katılımlar olacak. Hemen kongre sonrasında Erken seçim için çalışmalarımızı daha hızlı bir şekilde sahaya taşıyacağız.

Değerli arkadaşlar, değerli Zafer Partililer, seçimlerin 2028 yılında yapılmayacağı çok daha önce gerçekleşeceği artık net bir şekilde gözüküyor. Son aylarda Anadolu’da, tarlalarda, pazarlarda, atölyelerde, esnafla iç içe çok zaman getirdik. Korkunç bir toplumsal muhalefet ve tepki var.

Buradan iktidarı uyarıyoruz. Tarlalar yanıyor. Geçen sene 4 liraya, bu sene 5 liraya domatesi satmak zorunda kalan ama sattığı domatesin 25 liraya 30 liraya büyükşehirlerde, süpermarketlerde satıldığını gören çiftçi kızgın, öfkeli. 17 bin liralık asgari maaşla, ücretle geçinmeye çalışan milyonlar büyük bir öfkeyi temsil ediyorlar. 12 bin 500 lira maaşla geçinmesi değil, hayata tutunmaya zorlanan 16 milyon emekli, dul ve yetim büyük bir öfke içerisinde.

Bu ekonomik kriz, iktidarın bu adaletsiz israfa dayanan ve dolaylı vergilerle sabit gelirli ve dar gelirlilerin sırtına daha fazla binen politikalarıyla aşılamaz. Bir tarafta Ferrari alıp vergi ödemeyenler, öbür taraftan devletten milyarlarca dolarlık ihale alıp vergi ödemeyenler, öbür tarafta asgari ücretle geçinmek zorunda olup bebeğine süt alıp vergi ödeyen anneler.

“Bu sosyal patlamayı engellemenin yolu…”

Türkiye’nin önüne, Türk halkının önüne koyduğu Mehmet Şimşek modeli çökmeye mahkumdur ama bu çöküş aynı zamanda yeni bir sosyal patlamanın da habercisidir. Çünkü vatandaş artık bu krizin sonunda tünelin ucunda bir ışık beklemiyor görmüyor. Bu sosyal patlamayı engellemenin yolu erken seçim sürecini başlatmaktır.

Vatandaş öfkesini sokağa değil, sandığa yönlendirmelidir. Yoksa bu öfke iktidar öfkesi, muhalefet öfkesi değil, bu öfke tencerenin ortaya çıkardığı öfkedir. Rahmetli Süleyman Demirel’in şu sözünü unutmayalım.

Boş tencere bütün iktidarları götürür ve bugün tencere boştur. Boş tencereye rağmen baskı politikalarıyla iktidarda kalamazsınız, yapsanız yapsanız, tencereyi patlatırsınız. Onun için biz iktidara buradan büyük bir sakinlik içerisinde, büyük bir soğukkanlılık içerisinde ülke ve kendileri için doğru olanı yapmalarını öneriyoruz. Bu israf ekonomisinden derhal vazgeçip bunu halka gösterecekler, sarayın ışıkları sönecek, sarayın uçakları satılacak ve yandaşlardan vergi alınacak. Esnaf rahat bırakılacak. Ancak böyle bir ortamda gidilecek bir erken genel seçim Türkiye’nin bu sokakları alev alev yakan öfkesini yatıştıracak ve vatandaşa umut verecektir.

Biz de değerli arkadaşlar, değerli Zafer Partililer önümüzdeki sonbahardan itibaren yani birkaç gün sonradan itibaren Bütün ilçe teşkilatlarımız, il teşkilatlarımız ile birlikte, genel merkez organlarımızla birlikte sahada olacağız, pazarda olacağız, tarlada olacağız, AVM’lerde olacağız, çarşılarda olacağız, sendikaları ziyaret edeceğiz.

Yani dar gelirli, sabit gelirli, Yurttaşlarımızla, üreticimizle, köylümüzle, işçimizle birlikte olacağız. Ve Zafer Partisi’nin ekonomi projelerini onlara anlatacağız. Türkiye büyük bir ekonomik kalkınma hamlesini gerçekleştirebilir. Türkiye zengin bir ülkedir. Ama Türk halkı soyulan bir halktır. Bu soygunu nasıl durduracağımızı anlatacağız. Ve nasıl tekrar üretime geçeceğimizi anlatacağız. Çiftçiye, ziraatteki, hayvancılıktaki lobilerin nasıl Türk tarımını baltaladıklarını anlatacağız. Türk köylüsüne aktarılması gereken kaynakların nasıl yabancı çiftçilere ve aracılara aktarıldığını anlatacağız.

Türkiye’de kimlerin vergi vermediğini anlatacağız. Bunları resmi evraklarla yapacağız. Kur korumalı mevduat hesabından nasıl 1 trilyon 235 milyar TL faiz geliri elde edenlerin 1 kuruş vergi ödemediğini Türk halkına anlatacağız. 3 seneden bu yana Türk halkının nasıl bir işgale maruz kaldığını anlattık ve anlatmakta çok büyük bir başarı sağladık. Şimdi, daha kısa sürede Türk halkına nasıl bir soygun yaşandığını ve bu soyguna nasıl son verildiğini hep birlikte anlatacağız. Bu mücadeleyi birlikte verdik. Yeni katılımlarla birlikte vermeye ve ilerlemeye devam edeceğiz. Zafer, inşallah büyük Türk Milletinin olacak.”

Paylaşın

Türkiye, AHİM’den Osman Kavala İçin Ek Süre Talep Etti

Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AHİM) Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala kararı için ek süre talep ettiği öğrenildi.

“Gezi Parkı Davası” kapsamında tutuklu yargılanan iş insanı Osman Kavala 25 Nisan 2022 yılında “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi. Kavala’nın cezası 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tarafından onandı.

Gerçek Gündem’den Tuğba Özer’in haberine göre; AİHM, Türkiye’ye 1 ay kadar süre tanırken, Türkiye’nin 16 Eylül’e kadar savunmasını tamamlaması gerekiyor. Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki karara uymayan Türkiye’nin bu tarihe kadar savunmasını mahkemeye iletmesi bekleniyor.

Öte yandan Kavala’nın 2019 ihlal kararı gereği serbest bırakılmaması sebebi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ‘ihlal prosedürü’ başlatmıştı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 18 Ekim 2017’de gözaltına alındıktan sonra 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı davası kapsamında tutuklanan iş insanı Osman Kavala ile ilgili hak ihlali kararı vermişti. Mahkeme, bu durumun sona erdirilmesi için AİHS’in 46. Maddesinin 4. fıkrası uyarınca Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetmişti.

AİHM’nin ihlal kararına rağmen serbest bırakılmaması üzerine avukatları 18 Ocak 2024’de AİHM’e tekrar başvurdu. 6,5 yıldır cezaevinde bulunan Kavala’nın yaptığı ikinci başvuruyu öncelikli olarak inceleme kararı alan mahkeme başvuruyu 21 Mart 2024’te Türkiye’ye iletti. Türkiye’den savunmasını 16 Temmuz 2024 tarihine dek mahkemeye sunması istenmişti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Osman Kavala’nın 18 Ocak 2024 tarihinde yaptığı ikinci başvuruya öncelik verdiğini bildirerek Türk Hükümeti’nin cevaplamasını istediği soruları açıkladı. Kavala’nın hukuk temsilcileri tarafından yapılan açıklamaya göre mahkeme, başvurunun incelenmesi için Türk Hükümeti’nden 16 Temmuz 2024’e kadar savunmasını iletmesini beklediğini duyurdu.

Paylaşın

AK Parti’den Dijital Oyunları Kısıtlama Sinyali

AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çevrim içi oyun platformlarına erişim engeli getirilip getirilmeyeceğine ilişkin “Bu platformların faydası olduğu kadar, zararlarının da olduğu ve gerçekten bizim gençlerimizi çalmak istediği, toplumu farklı bir şekilde yönlendirmek istediği çok net olarak ortada” dedi ve ekledi:

“Dediğim gibi parti olarak her türlü yasağa karşıyız, engellemeye karşıyız, sansüre karşıyız ama son tahlilde de her zaman söyledim, devletimizi de sokakta bulmadık. Devletimizin de bu ulus aşırı dijital şirketlere karşı korunması noktasında her türlü tedbiri alacağız. Hani gönül ister ki bu ağlar gerçekten kurallara uysunlar; çocuğun korunması, ailenin korunması, toplumun korunması, toplumun ruh sağlığı bakımından gerekli adımları atsınlar.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı ve AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, dijital bağımlılık ve çevrim içi oyun platformlarıyla ile ilgili konuştu. Yayman, dijital bağımlılığın gençlerin geleceğini çalma noktasına geldiğini savundu.

DHA’da yer alan habere göre; Eskişehir’deki bıçaklama olayına işaret eden Yayman şöyle konuştu: Dünyada da bu çok tartışılmaktadır. Özellikle Amerika’daki okul baskınlarında, öğrencilerin oyun platformlarına üye olup oradan kendilerine kahraman olarak belirledikleri şahsiyetleri taklit etmek suretiyle arkadaşlarını katlettiğini, öğretmenlerini gözünü kırpmadan öldürdüğünü hep beraber gördük. Türkiye’de de maalesef bunun yanlış uygulamalarına zaman zaman şahit oluyoruz. En son Eskişehir’de yaşadığımız olay, fazla söze gerek bırakmadı.

Burada gerçekten dijital okuryazarlık meselesi çok önemli. Çocuklarımızın nitelikli zaman geçirmesi gerekiyor. Muhakkak ama muhakkak bu bilgisayarda geçirdikleri, oyunlarda geçirdikleri sürelerin kısıtlanması gerekiyor. Bu çok önemli, gerçekten hayati bir konu; çünkü Türkiye’de bu oyun meselesi, bir milli güvenlik sorununa dönüşmüş durumda ve bu noktada bizim gençlerimizi korumamız lazım.

Yayman, gençlerin sağlıklı bir ruh haline kavuşması ve belirli hobilere sahip olmasının önemine dikkat çekerek, “Önümüzdeki dönemde dijital bağımlılık konusunda uzmanları çağıracağız. TBMM’de uzmanları dinleyeceğiz ve komisyonumuzda bir farkındalık oluşturmak istiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’yla da görüşmek suretiyle okullarda artık müfredata dijital okur-yazarlığın konulması ve tüm ekosistemde; veliler, anne-babalar, öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı ve tüm paydaşların birlikte hareket etmesi ve bir çerçevenin, topluluk kuralları benzeri bir etik kodların belirlenmesi noktasında tekliflerimiz, çalışmalarımız olacaktır” diye konuştu.

“Türkiye bağımsız bir hukuk devletidir”

Yayman, mahkeme kararıyla erişime kapatılan çevrim içi oyun platformu Roblox ile ilgili kamuoyunda yanlış algı oluştuğunu ileri sürerek şunları söyledi: Kamuoyunda şöyle bir algı var; bu açıldı, kapatıldı. Bunun açılması ya da kapatılması hiç kimsenin elinde değildir. Türkiye bağımsız bir hukuk devletidir, sosyal hukuk devletidir ve anayasayla verilmiş olan haklar ve yükümlülükler vardır. Anayasamız özellikle gençlerin korunması, ailenin korunması konusunda çok önemli maddeler içeren ve çok önemli düzenlemeler içeren bir anayasadır. Dolayısıyla burada bir platformun açılması ya da kapanması tamamen bağımsız mahkemeler yoluyla olan bir düzenlemedir.

Roblox’la ilgili de bildiğiniz gibi Adana’da bir mahkemede yargıçlar karar verdi ve bu karar, şu anda da yürürlükte. Dolayısıyla başta oyun platformları olmak üzere tüm sosyal mecraların olumlu yönlerinin öne çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Güvenlik-özgürlük dengesinin doğru biçimde kullanılması ve buna uygun olarak gençlerimizin korunması, ailenin korunması, kadının korunması, şiddetin önüne geçilmesi, nefret suçlarının önüne geçilmesi, ötekileştirmenin önüne geçilmesi gerekiyor.

Yayman, çevrim içi oyun platformlarına erişim engeli getirilip getirilmeyeceğine ilişkinse şunları kaydetti: Böyle durumlarla karşılaşır mıyız bilmiyoruz; ama şunu aslında bilenler biliyor. Bu platformların faydası olduğu kadar, zararlarının da olduğu ve gerçekten bizim gençlerimizi çalmak istediği, toplumu farklı bir şekilde yönlendirmek istediği çok net olarak ortada. Dediğim gibi parti olarak her türlü yasağa karşıyız, engellemeye karşıyız, sansüre karşıyız ama son tahlilde de her zaman söyledim, devletimizi de sokakta bulmadık.

Devletimizin de bu ulus aşırı dijital şirketlere karşı korunması noktasında her türlü tedbiri alacağız. Hani gönül ister ki bu ağlar gerçekten kurallara uysunlar; çocuğun korunması, ailenin korunması, toplumun korunması, toplumun ruh sağlığı bakımından gerekli adımları atsınlar.

Paylaşın

“İmamoğlu, CHP Genel Başkanlığı İçin Hazırlanıyor” İddiası

Ekrem İmamoğlu’nun CHP Genel Başkanlığı için adım atmaya hazırlandığı öne sürüldü. İmamoğlu’nun partinin şu andaki lideri olan Özgür Özel’in attığı kimi siyasi adımlardan da hoşnutsuz olduğu iddia edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı için adım atmaya hazırlandığı bilgisi kulislerde gündem oldu. T24 yazarı Murat Sabuncu, “Bir CHP dört portre” başlıklı yazı dizisinde bugün Ekrem İmamoğlu hakkındaki kulis bilgilerini aktardı.

Genel başkan adaylığı için yakın çalışma ekibi ile harekete geçtiği belirtilen Ekrem İmamoğlu’nun, Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı destek verdiği Özgür Özel’in bazı adımlarından hoşlanmadığı da kulislerde dile getiriliyor. Murat Sabuncu’nun “Bir CHP dört portre | Ekrem İmamoğlu CHP Genel Başkanı olmak için harekete geçebilir” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Bir süredir İmamoğlu yakın çalışma ekibi ile CHP genel başkanı olma daha doğrusu adaylığını koyma konusunda adım atmayı tartışıyor. Bunun hem partiye hem kendisine nasıl bir siyasi gelecek oluşturacağına dair değişik çalışmalar yapılıyor. Hatta konuşulan konulardan birinin de İmamoğlu’na dair siyasi yasak getirecek yargı kararının ana muhalefet partisinin lideri olduğu takdirde kolayca alınamayabileceği olduğunu söyleyebilirim. Ya da böyle bir karar alınsa bile ‘bu kararı aldıranlarla mücadele’ yönteminin daha farklı olabileceği de belirtiliyor. (…)

Tabii burada ortaya çıkan soru şu: Genel başkan olmasında büyük destek olduğu Özgür Özel’in daha bir yılı dolmadı. (Seçilme tarihi: 38. Olağan kurultay 5 Kasım 2023.) Adaylık konusunda acele etmeyecek dense de bu ne zaman olacak? Ya da bunun parti içinde konuşulmaya başlaması nasıl bir etki yaratacak? Kendisinin adaylığını nasıl açıklayacak, nasıl gerekçelendirecek? Ya da Özel ile anlaşarak mı yoksa yarışarak mı bu yola çıkacak?”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş’tan Erdoğan’a Sert Yanıt

Erdoğan’ın Ahlat’taki konuşmasına ilişkin açıklamalarda bulunan TİP Lideri Erkan Baş, “Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki tek ayak üstünde bin tane yalan söyleyenler iktidar olmuşlar. Utanmadan bizleri suçluyorlar. Utanmadan Anayasa’nın ilgili maddelerini ayaklar altına alıyorlar. Anayasa Mahkemesi kararlarını ayaklar altına alıyorlar” dedi ve ekledi:

“Buna karşı hak mücadelesi veren, buna karşı adalet mücadelesi veren, buna karşı halkla birlikte direnen milletvekillerimizi hem cezaevinde esir tutuyorlar, bunu başaramadıkları zaman da çeşitli küfürlerle, hakaretlerle, hedef göstererek yine zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar. Bakın herkesin gözünün içine bakarak söylüyorum. Biz bütün siyasi hayatımız boyunca bırakın siyasi hayatımızı bütün hayatımız boyunca neye inanıyorsak sayımızın azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan doğru bildiğimizi her yerde her zaman söylemekten yarım adım geri atmayan insanlarız.”

Erkan Baş, açıklamasının devamında, “Siz en güçlü olduğunuz zamanda parayla, pulla halkı teslim almayı, esir almaya, insanların canını almaya ve bunun üzerini örtmeye çalıştığınız bir anda sadece onurumuzla, haysiyetimizle sizin karşınıza dikildiğimiz için bu kuyruk acısını yaşadığınızı biliyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Manisa’nın Soma ilçesinde Madenci Anıtı’nı ziyaret etti. Baş, burada yaptığı konuşmada Can Atalay için TBMM’nin olağanüstü toplantısında çıkan kavgayla ilgili AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bitlis Ahlat’ta yaptığı konuşmadaki sözlerine tepki gösterdi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Erkan Baş şöyle konuştu: “Soma, AKP döneminde işçi katliamlarının, iş cinayetlerinin en sembolik yerlerinden bir tanesi. Bizim şu anda Silivri Cezaevi’nde esir tutulan Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın emekçilerle, emekçilerin aileleriyle, eşleriyle, çocuklarıyla beraber bu iş cinayetleri düzenine karşı işçi canını en ucuz maliyet kalemi olarak gören bu sermaye düzeninin anlayışına karşı yıllar boyu hem unutturmamak hem faillerden hesap sormak için kararlı bir mücadele verdikleri bir ilçemiz. Aynı zamanda işçi sınıf ile sermayenin, parayla insanın adalet mücadelesinin simge yerlerinden bir tanesi. Bugün buraya hem geçen hafta cezaevinde ziyaret ettiğim sevgili Can’ın selamını getirmek için geldik. Hem de o mücadelenin bit süren ve takipçisi olduğumuz bir kavga olduğunu göstermek için geldim.

Gerçekten acı bir tesadüf. Ben Soma yolundayken Tayyip Erdoğan’ın yine aynı kötücül dille, yine aynılaştırıcı dille bizleri hedef gösterdiği, bizleri düşmanlaştırdığı seçilmiş milletvekillerine hakaretler ettiği bir konuşmasına şahit oldum. Kısmet Soma’dan yanıt vermekmiş. Ben burada Somalı emekçilerle, Soma’dan şunu sormak istiyorum; bizi provokatörlükle suçlayanlar, diğer muhalefet partilerini provokatörlere sahip çıkmakla suçlayanlar. Bakın, Soma’yı hatırlıyor musunuz? Soma’da sizin müşaviriniz burada halka tekme atarak hayatını kaybeden madencilerin ailelerini yere düşürüp tekmeleyerek provokatörlük yaptığını hatırlıyor musunuz?

Peki o provokatörün şimdi nerede olduğunu biliyor musunuz? O provokatöre kimin sahip çıktığını biliyor musunuz? Soma’da bütün emekçilere hangi siyasi partiye üye olmuş olursa olsun, hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun, Soma madenlerinde hayatını kaybeden işçilere, emekçilere, yoksullara, Soma halkına soralım bakalım. Onların en zor günlerinde yanlarında olan hak mücadelesinde olanlar kimlerdi? O günlerde bu cinayetin üzerini örtmek için, yandaş patronları kurtarmak için her türlü provokasyona başvuranlar kimlerdi? O provokatörler kol kanat gerenler kimlerdir?

“Tek ayak üstünde bin tane yalan söyleyenler”

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki tek ayak üstünde bin tane yalan söyleyenler iktidar olmuşlar. Utanmadan bizleri suçluyorlar. Utanmadan Anayasa’nın ilgili maddelerini ayaklar altına alıyorlar. Anayasa Mahkemesi kararlarını ayaklar altına alıyorlar. Buna karşı hak mücadelesi veren, buna karşı adalet mücadelesi veren, buna karşı halkla birlikte direnen milletvekillerimizi hem cezaevinde esir tutuyorlar, bunu başaramadıkları zaman da çeşitli küfürlerle, hakaretlerle, hedef göstererek yine zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorlar.

Bakın herkesin gözünün içine bakarak söylüyorum. Biz bütün siyasi hayatımız boyunca bırakın siyasi hayatımızı bütün hayatımız boyunca neye inanıyorsak sayımızın azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan doğru bildiğimizi her yerde her zaman söylemekten yarım adım geri atmayan insanlarız. Siz en güçlü olduğunuz zamanda parayla, pulla halkı teslim almayı, esir almaya, insanların canını almaya ve bunun üzerini örtmeye çalıştığınız bir anda sadece onurumuzla, haysiyetimizle sizin karşınıza dikildiğimiz için bu kuyruk acısını yaşadığınızı biliyorum.

Bugün Can Atalay’ı cezaevinde tutma nedenlerinizden en önemlilerinden bir tanesinin burada Soma’da bu emekçileri yalnız bırakmamak olduğunu biliyorum. O yüzden Soma’da bu mücadeleyi devam ettirdiğimizi gösterebilmek için, ‘Siz bizi dört duvar arasına atabilirsiniz ama mücadelemizi engelleyemezsiniz’ demek için geldiğimiz bu Soma’dan o söylediğiniz sözlerin hepsini size iade ederken bütün yurttaşlarımızdan şunu istiyorum.

Hem burada bizi dinleyen yurttaşlarımızdan hem televizyonları başında sesimizin ulaştığı kim varsa lütfen ilgili gün yani Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen milletvekilliğinin iade edilmemesinin tartışılması için meclisi toplantıya çağırdığımız gün, 16 Ağustos günü Meclis tutanaklarını okuyun. Bütün yurttaşlarımızdan rica ediyorum. Meclis sitesinde bu tutanaklar var. Hani diyorlar ya hakaret ettiler. Kötücül dil kullandılar. Bizim milletvekilimizin Ahmet Şık’ın söylediği ilk cümle şudur; merhaba diyerek konuşmasına başlıyor. Burada çok uzun konuşmaya gerek yok. Sizin hiç utanmanız yok diyor.

Tekrar ediyorum sizin hiç utanmanız yok. ‘Sizin hiç utanmanız yok’ cümlesinden sonra hakaretler yağmaya başlıyor. Biz başkaları nasıl muhalefet yapar ona karışmıyoruz. Ama bizim muhalefet anlayışımız şudur; açıkça ilan ediyoruz. Nasıl muamele ederseniz aynısını görürsünüz. Sizin karşınızda sopayı kaldırdığınız zaman sıraya geçecek insanlar yok. Siz bugün kalabalığınıza, gücünüz güvenip her tür baskıyla, şiddetle insanları sindirebileceğinizi sanıyorsanız, biz yanıldığınızı göstermek için oradayız. ‘Sizin utanmanız yok’ cümlesinden sonra ne söyledilerse onun karşılığını aldılar.

Bizim hakaret ettiğimiz, bizim kötü bir dil kullandığımız külliyen yalandır ispatı da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tutanaklarıdır. Ama hırsız yakalanmıştır değerli yurttaşlar. Can’ın haksız biçimde cezaevinde olduğunu onlar da biliyor. Çan’ın milletvekili olabileceğine Yüksek Seçim Kurulu’nun karar verdiğini ve böyle aday olduğunu onlar da biliyor. Can’ın Hatay halkının oylarıyla anasının ak sütü gibi helal oylarıyla seçildiğini onlar da biliyor. Can’ın Hatay halkı tarafından işledikleri cinayetlerin hesabı sorulsun diye tıpkı Soma’da olduğu gibi Hatay halkına da sahip çıksın diye seçildiğini onlar da biliyor.

Can’ın Anayasa Mahkemesi kararıyla serbest kalması gerektiğini onlar da biliyor ve bütün bunlar konuşulmasın, duyulmasın diye Meclis’i toplamamak için ellerinden geleni yaptıklarını da hep beraber gördük. Dikkat edin. Meclisi olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. AKP’li milletvekilleri Meclis’te bekliyorlar. İnşallah diyorlar toplayamazlar. Toplayamazlarsa bu mesele unutulur gider. Ama bunu da teşekkür ediyorum.

Bütün muhalefet partileri bu haklı davamızda yan yana durduk ve meclis toplantısı Numan Kurtulmuş istediği için değil, biz orada olduğumuz için, meclis toplantısı AKP’lilerin engellemeye çalışmasına rağmen muhalefet hep beraber durduğu için gerçekleşti ve onlar tam anlamıyla Yaptıkları sahtekarlıklar gün yüzüne çıkınca panikle, bildikleri tek şeyi yaptılar. Bizi baskıyla, şiddetle, zorla, sopayla susturmaya çalıştılar. Ama başaramadılar ve başaramayınca da şimdi bütün gerçekleri ters yüz edip, ayak üstünde bin yalan söyleyip halkı kandırmaya, yine insanlarımızı birbirlerine düşmanlaştırmaya çalışıyorlar.”

Paylaşın